• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ramseyy adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-11-2005
    Mesajlar
    3,518
    Karizma Gücü
    7

    Modern İstihdam Teorisi

    Keynes ve takipçileri, istihdam konusunda da klasiklerden oldukça farklı bir düşünüşe sahiptirler. Hatırlanacağı gibi, klasikler ekonominin, kendi bünyesinde mevcut bazı otomatik unsurlar sayesinde sürekli olarak dengede bulunacağını: bu dengeden arızi sapmaların önemli bir problem doğurmadan ve dıştan bir müdahaleye gerek kalmaksızın ortadan kaldırılacağına inanmış bulunuyorlardı. Klasiklerin bu mekanizmaya olan güvenleri, sürekli olarak tam istihdam dengesinin varlığını zorunlu kılmaktadır. Gerçekten üretim, mübadele, bölüşüm ve tüketim konularında otomatik işleyiş ile sağlanan denge, sonuçta, ekonominin genel dengesini otomatik olarak gerçekleştirecektir. Bu sebeple klasik iktisatçılar ekonominin istihdam seviyesini tahlil eden çalışmalara eserlerinde pek yer vermemişlerdir.

    Gerçi 19. yüzyılda gelişen ekonomik ve sosyal olaylar gitgide ekonominin genel dengesinde bazı devrevi sapmalara yol açmaya başlamış; ancak bu sınırlı tahribat, yine de klasik iktisat teorisi varsayımlarına ve buna dayandırılan piyasa ekonomisi işleyişine olan güveni sarsan boyutlara ulaşamamıştır. Çünkü esasen klasiklerin otomatik denge anlayışı da ekonomik faaliyetler hacminde hiç bir aksama olmayacağını değil; fakat ortaya çıkan bu türden aksamaların dıştan bir müdahaleye gerek göstermeyeceğini, kısa zamanda kendi işleyişi içinde giderileceğini temin etmektedir. Ancak, daha sonraki dönemlerde gelişen olaylar, ekonominin genel dengesinden ağır ve ihmal edilemez ve otomatik işleyişle ortadan kaldırılamayacak sapmaların meydana gelmesine yol açmıştır.

    Bu yeni çerçevede istihdam, ekonominin temel konuları arasına girmiş ve ekonomik faaliyetler hacmini belirleyen faktörlerin neler oldukları, bunların nasıl bir işleyiş gösterdikleri inceleme alanına alınmıştır. Klasiklerin aksine, Keynes*ten bu yana efektif talebin istihdam seviyesini ve kullanılacak sermaye miktarını ve dolayısıyla da toplam üretim hacmini belirleyeceği görüşü ağırlık kazanmıştır. Yani mahreçler kanunu üretimin harcamaları belirlendiğini ileri sürdüğü halde; keynesyen analizdeki efektif talep anlayışında harcamalar ön plana çıkarılmakta ve harcamaların üretimi etkilediği savunulmaktadır. Efektif talep, bir ekonomide ve belirli bir dönemde toplam tüketim harcamaları ile toplam yatırım harcamalarından oluşur. Yani efektif talep D ise, D=I+C'dir. Efektif talebin üretimi etkilediğini kabul eden bu görüşün ışığı altında istihdam hacmi ile ilgili şu görüşlere yer verilebilir.

    Öncelikle, istihdam hacmi toplam arz ve toplam talep eğrilerine göre belirlenmektedir. Bir ekonomide toplam arz eğrisi ile toplam talep eğrisinin kesiştiği noktada teşekkül eden istihdam seviyesi denge seviyesi olacak; ancak bu denge seviyesi her zaman tam istihdam denge seviyesini ifade etmeyecektir. Toplam arz eğrisi ile toplam talep eğrisi değişik unsurlar bağlı olarak değişme göstermektedir.

    - Örneğin, toplam arz eğrisi, sermaye stoku, hammadde ve işgücü miktarı ile üretim tekniğine bağlıdır. İstihdam hacmi de toplam gelire ve toplam harcamalara, yani toplam talep eğrisinin durumuna göre değişecektir. Öte yandan istihdam hacmi toplam arz eğrisini de değiştirmektedir.

    - Toplam talep ise, bilindiği gibi, tüketim malları talebi ile yatırım malları talebinden ibarettir. Her iki talep kişi, firma veya devlet tarafından yapılabilmektedir. Bunlardan özellikle devlet, ekonomi dışı bazı amaçlarla da talepte (yani harcamada) bulunabilir. Özel harcamalar ise esas olarak ekonomik faktörlere bağlı olarak yapılır. Bu ekonomik faktörler içinde özel harcamalar gelirin bir fonksiyonudur. Yani gelirdeki değişmeler tüketimi etkilemektedir.



    Burada S eğrisi toplam arzı, D ise, toplam talep eğrisini göstermektedir. S eğrisi müteşebbislerin üretim maliyetlerini karşılamak için elde etmek zorunda oldukları hasılayı; D ise müteşebbislerin çeşitli seviyedeki harcamalara göre tahmin ettikleri hasılayı göstermektedir. Buna göre herhangi bir istihdam seviyesinde S ve D eğrilerinin kesiştiği noktalar, S'den veya D'den elde edilebilen ya da elde edilmesi beklenen hasılayı belirlemektedir.

    - Mesela, N1 istihdam seviyesinde, bu istihdamın S eğrisini kestiği noktadaki hasıla R2 ; aynı istihdam seviyesinin D eğrisinin kestiği noktadaki hasıla ise R1 seviyesinde olacaktır. Yani N1 istihdam seviyesi için toplam arz N1R2; toplam talep seviyesi de N1R1 olacaktır. Başka bir deyişle, bu istihdam seviyesinde toplam talep toplam arzdan fazladır. Bu şartlar altında yüksek bir kar temini amacıyla üretimlerini yani toplam arzı, iki eğrinin kesiştiği noktaya kadar arttırmaya çalışacaklardır. İki eğrinin kesiştiği NDe noktası ise, elde edilmesi zorunlu olan fiilen elde edilebilen satış hasılalarının birbirine eşit olduğu efektif talep noktasıdır. Yani kısaca denilebilir ki, efektif talep maksimum karı sağlayacak bir gelir tahminidir; ve müteşebbisler bu noktaya ulaşma çabasını gösterirler, Ancak hemen anlaşılacağı gibi, NDe noktasının kesinlikle tam istihdam seviyesinde olması gerekmez.

    Demek oluyor ki, ekonomide denge seviyesini belirleyen husus efektif taleptir. Ekonomide efektif talebin sağlanması yönünde bir çaba vardır. Bu seviye tam istihdam seviyesinin altında olabileceği gibi üstünde de teşekkül edebilir. İşte modern ekonomik denge yönünden önemli olan, efektif talebi tam istihdamı sağlayacak denge noktasına getirebilmektir. Efektif talebin tam istihdamın gerisinde teşekkülü ekonomide eksik istihdamın varlığını; aksi durum ise aşırı istihdam seviyesi bulunduğunu gösterir.

    Böyle bir anlayışla istihdam konusuna yaklaşıldığında, hemen anlaşılacağı gibi, ekonominin sağlıklı dengesi için tam istihdam seviyesinin sağlanıp korunması önemli olmaktadır. Ekonomi kendi işleyişine terk edildiğinde bu dengenin kurulamayacağı anlaşılmaktadır. Şu halde ekonominin sürekli olarak gözlenmesi ve ekonomik hayata belirli dönemlerde konacak teşhise göre ortaya çıkabilecek yetersizlikleri gidermek gereği, devletin ekonomiye müdahalesini zorunlu duruma getirmektedir.

    Böylece çağdaş toplumlarda ekonomiye iradi ve bilinçli bir müdahale gereğinin ortaya çıkması, 19. yüzyılda akılcı ve doğru bir maliye politikasının ilkeleri olarak kabul edilen ilkelerin terkine sebep olmuştur. Ekonomi teorisindeki bu gelişmeye paralel olarak devletin görevi, tarafsızlıktan, en azından yol göstericiliğe ve çoğu alanda da müdahaleciliğe doğru değişmiş ve bu da devlet faaliyetlerinin mali yönüyle ilgilenen kamu maliyesinde önemli bir nitelik değişimini getirmiştir.

    Esasen kamu ekonomisinin büyüklüğü ile maliye politikası arasında iki yönlü bir ilişki vardır. Bir taraftan kamu hizmetlerine olan talebin artması, kamu kesiminde kullanılan kaynakların miktarının artırmış; öte yandan kamu kesimi büyüdükçe, kamu ekonomisi değişkenlerinden özellikle vergilerin, kamu kredisinin ve kamu harcamalarının bir ekonomi politikası aracı olarak etkin bir şekilde kullanılabilme imkanı ortaya çıkmıştır.


    -maximumbilgi-

  2. #2
    dilayemre2006 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-03-2006
    Mesajlar
    3,503
    Karizma Gücü
    0
    abı hıc anlamam bu ıslerden ama bı tesekkur edım dedım be abı...

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •