Belirli bir ücret ve çalışma koşulları altında arz edilen emek miktarı (işgücü) ile yine bu belirli koşullar altında istihdam edilen emek miktarı (istihdam seviyesi) arasındaki farktır.
İşsizlik, iş imkânlarının yetersizliği nedeniyle çalışma istek ve yeteneğinde olan emek sahiplerinin katlanmak zorunda kaldığı ihtiyari olmayan boş gezerlik anlamına gelir. Şu halde, işsizi, çalışma arzu ve iktidarında olan ve piyasada cari ücret seviyesine razı olduğu halde makul ve uygun bir iş bulamayan kimse, olarak tarif edebiliriz. Bu tarifin unsurlarını incelersek, çalışma arzusunda olmayan veya çalışma gücüne sahip olmayan bir kimse teknik anlamda işsiz sayılmayacaktır.
Aynı şekilde piyasada belirli niteliklere sahip olan işsizlere ödenen ve genellikle alışılmış ve yaygınlaşmış olan ücret seviyesini beğenmeyen veya kendi mesleki ehliyet ve yeteneklerinin çok üstünde bir mevkide istihdam edilmek istediği için iş bulamayan veya oturduğu evden örneğin, en fazla yaya olarak 10 dakika uzakta iş aradığı için iş bulamayan bir kimse, teknik anlamda işsiz değildir.
Zira “makul veya uygun bir iş” kavramı, işçinin piyasada cari olan ve alışık olduğu ücret seviyesinden düşük olmayan bir ücretle, kendi yeteneklerine ve mesleki eğitim düzeyine ve tecrübesine uygun, ikametgâhına nisbeten yakın bir yerde iş bulması anlamına gelmektedir.
Taşıt araçlarının geliştiği çağımızda, iki, hatta üç taşıt aracı değiştirerek 1, 1,5 saatte ulaşılabilen işler dahi kabul edilebilir işler olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık kendisine daha önce alışmış olduğu ve genellikle piyasada kendisiyle aynı tecrübe ve niteliklere sahi olan işçilere ödenen ücret haddinden çok düşük bir ücretle iş teklif edilen veya mesleki ehliyet ve yeteneğinin çok altındaki veya dışındaki bir işte çalışması teklif edildiği halde bu işi kabul etmeyen veya evinden umumi vasıtalarla ulaşılması mümkün olmayan veya ancak 3-4 saatte ulaşılabilen bir işi kabul etmeyen kimse, teknik anlamda işsiz kabul edilecektir.
Buna karşılık hasta olduğu için tedavi gören veya dinlenmesi gerektiği için kendisine doktor tarafından rapor verilen işçilerle grev halindeki işçiler işsiz sayılmayacaktır. Hastalık halindeki işçi hem belirli ölçüde çalışma yeteneğini kaybetmiştir, hem de hizmet akdi devam etmektedir; dolayısıyla işsiz kavramı içine girmez. Grevdeki işçinin ise greve kendi iradesi ile katıldığı kabul edilir. Ayrıca işveren ile arasındaki hizmet akdi grev nedeniyle askıdadır. Yani henüz sona ermemiştir ve toplu iş mücadelesinin toplu iş sözleşmesi ile sonuçlanması halinde grevci işçi işine dönecektir. Dolayısıyla grevci işçiler de işsiz kavramının dışında kalmaktadır. Aynı şekilde yıllık iznini kullandığı için istihdam edilmeyen kişi de işsiz değildir.
İşsizlik sorununun en aşikâr şekli kuşkusuz, tam süreli işsiz halidir. Yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenlerden dolayı böyle bir grubun tayini büyük güçlükler taşımaktadır. Bununla beraber, ortaya çıkan birçok teknik soruna rağmen, işsizlik günümüzde oldukça açıklığa kavuşturulmuş ve ölçülebilir hale sokulmuş bir kavramdır. Uluslararası Çalışma Teşkilatı’nın düzenlediği, Çalışma İstatistikçileri Sekizinci Uluslararası Konferansı’nda kabul edilen işsizlik tarifi bize bu konuda yol gösterici olmaktadır. Konferansın kabul ve tavsiye ettiği işsizlik tarifine göre “Belirli bir gün veya hafta içinde, belirli yaş grubunun üzerinde olan (çalışma çağında olan) ve aşağıdaki kategorilere giren kimseler işsiz sayılır”:
a) Hizmet sözleşmesi sona erdiğinden veya çalıştığı işyeri faaliyetini geçici olarak durdurduğundan dolayı istihdama elverişli hale gelen, herhangi bir işe sahip olmayan ve ücretli olarak iş arayanlar,
b) Daha önce hiçbir zaman istihdam edilmemiş veya bundan önce statü durumu bağımlı olmayan, yahut emekliye ayrılmış ve belirli devre içinde çalışmaya elverişli kişiler,
c) İşsizlerin tespit edildiği belirli devreye göre ilerdeki bir tarihte işe başlamak üzere hizmet sözleşmesi imzalamış olup da, halihazırda bir işe sahip olmayan ve ücretli bir iş arayan çalışmaya elverişli kimseler,
d) Geçici veya belirsiz süreyle kendilerine herhangi bir ödeme yapılmadan tensikata tâbi tutulan kimseler, işsiz sayılacaktır.
Buna karşılık söz konusu konferansta aşağıdaki gruplara giren kişilerin işsiz kavramı dışında kalacağı kararlaştırılmıştır:
a) Kendi hesabına bir iş kurmayı düşünen, dolayısıyla ücretli bir iş aramayan, fakat bu işi henüz organize etmemiş kişiler,
b) Daha önce yardımcı aile efradı statüsünde istihdam edilmiş olan, halen herhangi bir işte çalışmayan ve ücret karşılığı bir iş aramayanlar, işsiz sayılmazlar.
19. yüzyılın birinci yarısında, işsizliğin esas itibariyle, işsiz kimselerin kişisel kusurlarından kaynaklandığı kabul edilirdi. İçinde yaşadığımız Endüstri Çağı’nda, XX. yüzyılın başından itibaren bu görüş tarzı önemini kaybetmiştir. Günümüzde işsizliğin esas itibariyle bireylerin yeteneksizliğinden, haylazlığından veya geçimsizliğinden değil, toplumların ekonomik yapısından doğduğu anlaşılmış bulunmaktadır. Dolayısıyla günümüzde işsizlik kişilerin değil, toplumun bir sorunu olarak kabul edilmekte, işsizlikten işsiz kişilerden çok, hükümetlerin izlediği ekonomik politikalar sorumlu tutulmaktadır.
İşsizlik esas itibariyle işgücü arz ve talebi arasındaki uyumsuzluktan doğar. Bu uyumsuzluğun nedenleri gelişmiş ve az gelişmiş veya gelişme halindeki ülkelerde farklıdır. Az gelişmiş ülkelerde işsizliğin nedeni esas itibariyle faktör dengesizliğinden, özellikle sermaye yetersizliğinden kaynaklanırken, gelişmiş ülkelerde işgücü talebindeki değişmeler işsizliğe neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde teknik gelişmelerin üretime uygulanması, işçilerde aranan vasıflarda sürekli değişikliklere ihtiyaç göstermektedir.
İşsizlik gerek ekonomik, gerek sosyal yönden gelişme düzeyi ne olursa olsun bir ülkenin en önemli sorununu oluşturmaktadır. Gelişmiş ülkeler istihdamı devamlı yüksek bir seviyede tutmaya çalışırken, gelişen ülkeler ekonomik ve sosyal gelişme dengesi içinde, giderek daha fazla insanı prodüktif istihdama sokmayı amaçlamaktadır. Tam istihdam ekonomik kalkınmanın bellibaşlı amaçları arasında yer almaktadır. Çağımıza hâkim olan Sosyal Devlet görüşü, tam istihdamı sağlamayı devletin en önemli görevlerinden biri olarak kabul ederken, çalışma hakkı ve çalışma özgürlüğü hemen bütün modern anayasalarda yer almaktadır.
İşsizlik Oranı
Bir ülkedeki işsiz miktarının o ülkedeki işgücü miktarına oranı işsizlik oranını verir. Bir ülkede işgücü miktarının istihdam seviyesine eşit olduğu hale tam istihdam denilmektedir. Bu durumda işsizlik oranı sıfır olmaktadır. Ancak işsizlik oranının sıfır olduğu bir tam istihdam seviyesine ulaşmak mümkün değildir. İşgücünün bir kısmı iş ve yer değiştirmek amacıyla kısa süreli de olsa işsiz kalabilmektedir.
İşgücünün üretim üniteleri arasında optimal dağılımını sağlayan ideal işsizlik oranlarına sahip olan bir ülke de, tam istihdamda kabul edilmektedir. İdeal işsizlik oranları konusundaki görüşler oldukça farklıdır. İşgücü içinde işsizlerin oranının %3’ü bulması genellikle iktisatçılar tarafından normal karşılanırken, sendikal çevreler işsizlik oranının %1, en fazla %2 olmasını tam istihdam hali olarak kabul etmektedir. İşveren çevrelerine göre işsizlik oranının %3 ile %5 arasında değişmesi dahi ekonominin tam istihdamda olduğunu göstermektedir.
-maximumbilgi-


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla