Riya ve gösteriş, ateşin odunu yediği gibi sevaplarımızı yiyip bitiriyor. Üzülerek belirteyim ki, "desinler"i çok seven bir milletiz. Birçoğumuz, Allah affetsin, şaşaayı, reklâmı ve gösterişi çok seviyoruz. Ben şahsen karşılaştım, siz de karşılaşmışsınızdır, adamın evinde kıldığı namaz ile mescitte kıldığı namazın arasında çok fark oluyor.
Rivayet olunur ki, yol kenarında evi bulunan bir adam, bir gün evinin bahçesine oturmuş, kendi hâlinde normal bir ses tonuyla, Kur'an–ı Kerim'den okumaya başlar. Kur'an okumaya devam ettiği bir sırada karşı evdeki komşusunun, evinden dışarı çıktığını fark eder. Kur'an okuyan adam, komşunu görünce sesinin biraz daha gürleştirip, sesine biraz da makam vererek daha güzel okumaya başlar. Bu hareketi ile ne kadar güzel Kur'an okuduğunu komşusuna duyurmak ister. Komşusu sesinin güzelliğinin farkına varsın ve "Ne güzel sesin var, Kur'an'ı ne güzel ve içli okuyor.'' desin. Tam o esnada havanın da sıcaklığından adamın içi geçti, göz kapakları kapandı, ağzından Kur'an âyetleri çıkmaz oldu. Bu hâl tam uyku değilse de, uyanık da değildi.
Bir de ne görsün, mahşer yeri kurulmuş, insanların amelleri Yüce Allah'a arz olunuyor. Bütün insanlık hesaba çekiliyor. Bu arada hesap sırası kendisine gelmiş, defteri eline verilmiş. Adam defterini bir solukta açıp bakmış ki dünyada ne yaptıysa hepsi orada yazılı. Hatta bugün bahçede okuduğu Kur'an–ı Kerim'den elde ettiği sevap bile yazılmış. Hatta o kadar detay var ki, okuduğu âyetler işaretlenmiş, her bir âyetin altlarına da 10'ar sevap yazılmış. Bunlara bakarken bir şey dikkatini çekmiş. Okuduğu bazı âyetler amel olarak yazılmış; ama karşılığında sevap yazılmamış. Yakınında bulunan bir görevliye sormuş:
"Ben şu şu âyetleri de okumuştum, bir kısmının karşısına sevapları yazılmış, bir kısmının karşısına da yazılmamış. Birine yazılıp, diğerine yazılmamasının nedeni nedir?" Görevli cevaben demiş ki:
"Bu defterde yanlışlık ve adaletsizlik olmaz. Yaptığın zerre kadar hayrı da şerri de bu defterde bulursun. Sen o âyetleri gerçekten Allah rızası için okudun mu?''
"Evet, okudum'' dedi. Görevli melek:
"Peki, nasıl okudun?'' diye sordu. O zat:
"Ben o ayetleri komşum duysun ve takdir etsin diye biraz daha farklı ve sesli okudum.'' dedi. Bunun üzerine o zata denildi ki:
"Sen o âyetleri Allah için değil o zat için okumuşsun. Bu defterde Allah için yaptığın amellerin sevabını bulursun, başkası için yapılanları değil. Sen şimdi komşun güzel duysun diye okuduğun âyetlerin sevabını komşundan al."
Tam o anda serin bir rüzgâr adamın yüzüne vurmasıyla gözlerini açması bir oldu. Adam uyandı, gördüğü rüya aklını başına getirmişti. Ne yaparsan yap, her şeyi Allah rızası için yap. Şimdi tevbe zamanıdır. Adam da tevbe eder bir daha geri dönmemek üzere.
Evet, sevgili ve çok kıymetli Beyan okuyucuları. Bu yazdığımız bir kıssadır, yaşanmış mıdır, yaşanmamış mıdır Allah bilir. Bize düşen bu ve benzeri kıssalardan gerekli dersi almamızdır.
Bu kıssa bizlere ibretli bir şekilde gösteriyor ki, riya ve gösteriş, ateşin odunu yediği gibi sevaplarımızı yiyip bitiriyor. Üzülerek belirteyim ki, "desinler"i çok seven bir milletiz. Birçoğumuz, Allah affetsin, şaşaayı, reklâmı ve gösterişi çok seviyoruz. Ben şahsen karşılaştım, siz de karşılaşmışsınızdır, adamın evinde kıldığı namaz ile mescitte kıldığı namazın arasında çok fark oluyor. Evde kılınan namazı daha seri ve çabuk kılıyor, camide daha ağır ve tâdil–i erkâna rivayet ederek kılıyor.
Bir mü'min olarak bizim niyet ve amacımız; Rabbimizin rızasını kazanmak, yaptığımız amelleri O'nun beğenisine arz etmektir. Amellerimizi insanların beğenisine arz etmeyi bırakalım.
Değerli mü'min kardeşlerim! Amellerimizdeki riyayı bırakalım, riya yaptığımız insanların ellerinde hiçbir şey yok, onlar da aciz ve muhtaçtır.
Rabbimizin cennet ve cehenneminin olduğunu unutmayalım. Mevlâ'mız kendi rızasına mâlik işlere bizleri ehil etsin, çoluk çocuklarımızla birlikte bizleri de bu gösteriş merakından kurtarsın. Ne mutlu o kimselere ki, sesiz ve sakin yerlerde Rablerini anarlar ve oralarda gözyaşlarını akıtırlar.
İşte bu gibi insanlar Rablerini severler ve de Rableri de onları sever.
Değerli Beyan okurları, bu ayki yazımızı bir müjde, bir güzel haberle bitirelim: Abdullah b. Amr anlatıyor:
"Resûlullah ile birlikte akşam namazını kılmıştık. Namazdan sonra dileyenler evlerine döndü, dileyenler de yerinde kaldı. Çok geçmeden Resûlullah koşarcasına ve hızlı nefes alarak, diz kapakları da açılmış bir hâlde geldi. Bize dedi ki:
"Müjdeler olsun! İşte Rabbiniz, sema kapılarından bir kapı açmış, meleklere karşı sizlerle iftihar ediyor ve diyor ki:
"Kullarıma bakın! Farzlarını eda ettiler. Şimdi de diğer namazı beklemekteler!".


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
