• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
5 sonuçtan 1 --- 5 arası gösteriliyor
  1. #1
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7

    Hayatın Anlamı ve Mutluluk

    Ergün Arıkdal

    Hayatın anlamı gerçekten de pek çokları tarafından zannedildiği gibi, “Mutlu Olmak” mıdır? Çevremize baktığımızda mutsuzların, mutlulardan daha fazla olduğunu görüyoruz. Mutluluk ve mutsuzluk çeşitli etmenlere göre insandan insana değişen bir duyumdur. Küçük bir çocuk, bir çikolata ile mutlu olabileceği gibi, hemen arkasından kardeşinden yiyeceği bir tokat ile ağlar. Bu örneği büyütürsek, toplumun çeşitli kadamelerindeki insanları da içine alabilir. Genellikle, şöyle koltuğumuza oturup, “Oh... Allah'a şükür, çok rahatım...” dediğimiz anda çok geçmeden canımızı sıkacak, hiç değilse, o bir anlık mutluluğu dağıtıve recek bir olayla karşılaşırız.

    Duyulara bağlı olan süreksiz, çabuk yıpranır, dayanıksız hazlar içinde kalarak mutluluğu bize vermek isteyenler elbetteki başkalarını uyuttuklarını zanneden insanlardır. Çünkü biliyoruz ki, mutluluk veya mutsuzluk duyusal şeylerdir. Rölatif şeylerdir. O günkü halimize bakar. Beni mutlu eden sizi mutsuz eder. Yani bu derecede pamuk ipliğine bağlı olan birtakım kavramları insanlara bir amaçmış gibi sunmanın gereği nedir? Çünkü, “İnkarcı Materyalizm “in başka türlü manevi bir destek bulmasına imkan yoktur da onun için. En son getirip dayandırdıkları nokta budur: “İnsanlığın mutluluğu için.“ Materyalizmde ruh, gelecek hayat, Yaradan gibi kavramlar olmadığına göre, öldükten sonra bir “hiç”lik söz konusu olduğuna göre, canlılara evren içerisinde hiçbir şuursal süreklilik tanınmadığına göre, onlarca yaşamanın amacı “mutluluktur”.

    Dolayısıyla, ne kadar mutlu olabilirsek o kar sayılmalıdır. Peki hiç mutlu olmadan ötealeme gidenler ne olacak? Milyonlarca mutsuzun hiç hakkı yok mu? Bunun sebebini de iktisadi fırsat eşitliğinin verilmemiş olmasına mı bağlayıvereceğiz.
    Bütün bunları söylemeye hiç gerek yoktur. Çünkü insanların yaşaması mutlu olmak ya da mutsuz olmak için değildir. İnsanlar, kendi kendilerini tanımak ve kendi güçlerini artırmak için yaşarlar. Nedir? Nereden gelip, nereye gider? Ne yapması lazımdır? Ne için acı çeker? Niçin bazı şeyler bizde mutluluk hissi doğurur da, başkalarında doğurmaz? Bunları insanın araması, bilmesi, araştırması gerekir. Daha doğrusu zihinlerden, önce, mutluluk ve mutsuzluk kavramlarını kaldırmanın yollarını aramak lazımdır. İnsanları gerçekten bedbaht eden bu sözcükten kurtulmalıdır. Çok körü körüne, çok ilkelce, çok barbarca bir eylem. Çünkü mutluluğun teşekkülünün nasıl meydana geldiğini, nelerin ayaklar altına alındığını, bir anlık bir saadet için neleri ortadan kaldırdığımızı bir bilsek, onun EGO Tatmininden başka birşey olmadığını anlayabiliriz.

    İkinci önemli bir husus, mutluluktan ziyade, mutluluğun arkasında yatan fikir ve düşüncelerdir. Yani insanları mutluluk aramaya doğru yönelten itici güç nedir? İhtiyaçlar ve Buda' nın deyimiyle “arzular”, sürüp gittiği sürece insanlar mutluluk ve mutsuzluk duyguları altında çalkalanıp duracaktır. İhtiyaçların tatmini meselesi sürüp gittiği sürece, arzular devam ettiği sürece mutluluk ve mutsuzluk kavramları da insanla beraber kafaların içinde sürüp gidecektir. Ne vakit ki, arzuları yenmek kabil olur, arzuların üstesinden gelinir, o zaman mutluluk ve mutsuzluk kavramları da kendiliğinden sahneden çekiliverir.
    Bizde bu ikili hali meydana getiren, bizim arzumuzun tatmin edilmiş veya edilmemiş olmasıdır. Arzu yerine getirilmiş, cevaplandırılmışsa, mutlusunuzdur. Arzuya cevap bulamadığınız sürece de, mutsuz olursunuz. Ama, arzulamazsanız, ne olur? Bütün insanlar ya da çoğu birçok şeyleri arzulamaz iseler, yani ego tatminleri yavaş yavaş artarsa, doygunlaşırsa, ne olur? Mutluluk ve mutsuzluk sözcükleri de yavaş yavaş ortadan kalkar. Mutluluğu aramak da ortadan kalkar. Çünkü artık arzu etmez hale gelinir. Arzular yok olur. Istırabın kaynağı da arzudur. Mutluluğu aramak, ıstıraptan kaçmak demektir. Istıraptan kaçmak ya da bir an olsun kurtulmak için mutluluk ararız. Ve mutlu olmak isteriz. Ya da kendimizin mutlu olduğumuzu sanırız. Kendimizi mutlu olmaya inandırırız. Hiç olmazsa daha az ıstırap duymak içindir. Veya duyulan ıstırabı değişik kavramlarla değiştirmek içindir. Ama ıstırabın kaynağını bulur ve onu tadil edersek, o zaman ıstıraptan kaçma meselesi de kendiliğinden ortadan kalkar, dolayısıyla mutlu olmak-olmamak gibi, birtakım çalkantılı hallerden kurtulmuş oluruz. Fakat arzulardan kurtulmanın yolu nasıl olacak?
    Buda’nın anlattığı tarzda mı? Mümkündür. Fakat bize öğretilenlere göre, arzulardan kurtulmak için, bir savaşa girişmek boşunadır.

    Arzulardan kurtulunmaz. Çünkü arzunun temelinde tekamül etmek ihtiyacı vardır. Yani tekamül etmek ihtiyacı arzuyu doğurur. Fakat burada bir nokta var: Bilgi dediğimiz bir unsur giriyor, işin içerisine. Yani tekamül etmek ihtiyacı ve ondan doğan arzunun arasına bilgi dediğimiz bir üçüncü unsur giriyor. Bu bilgi, tekamül ihtiyacımızın ne olduğunu anlamak, onun farkına varmak demektir. Yaşamadaki tekamül ihtiyacımızın ne olduğunu kavradığımız andan itibaren arzularımızı derhal o yönde harekete geçireceğiz. Yani arzular duygusal olmaktan, başı boş olmaktan şartlandırılmış olmaktan bir nevi şuuraltı itilimleriyle yönetilen güdümlü tarzda olmaktan çıkacaktır. Hedefi belirlenmiş arzular haline gelecektir. İşte o zaman şuurlu yaşam başlar. Hedefini, niçinini nedenini bilerek yapılan yaşam vardır ki, o arzu insanda ıstırap doğurmaz. Ondan ıstırap doğmaz. Ondan ancak bilgi gelir. Oradan hayatın kaynağı fışkırır. Gerçekten de yapacağınız iş odur. Ve ıstırabımızın büyük sebeplerinden bir tanesi de kendi tekamül ihtiyaçlarımıza yönelik hareketlerde bulunmayışımızdır.

    O asıl yönden saptığımız sürece, ıstırap içerisinde kalırız ve bunun da bir türlü farkında olamayız. Kendi gerçek ruhsal ihtiyaçlarımız yönünde hareket etmediğimiz için ıstırap ve dolayısıyla mutsuzluk, içinde bulunuyoruz. Çok fazla çalışmamızdan dolayı tabii olarak maddesel enerjimizin karşılığını alırız, ama bu her zaman mutlu olacağımızı, huzur içinde bulunacağımızı göstermez. Çok büyük maddesel varlıklara kavuşabiliriz, ama gerçek ihtiyaçlarımız bunlar olmayabilir ve bundan dolayı da sebebini bilmediğimiz huzursuzluklar ıstıraplar içinde kıvranırız.

    Bu demek değildir ki, para kazanmayalım, fabrikalar kurmayalım, çalışmayalım. Hepsini yapmalıyız. Ama tüm insanlık olarak, insanlığın kendi tekamül ihtiyacı açısından ele aldıktan sonra bunların yönünü değiştirebiliriz. Yani gerçekten de dünya insanının böyle bir yıkıcı teknolojik gelişmeye ihtiyacı var mıydı, yok muydu? Görünüşe göre, yoktu, çünkü, teknoloji hiçbir zaman insanları mutlu etmedi. Hep savaşa sürükledi, hep birbirimizin boğazını sıktırdı. Hala dünya insanının burnundan kan gelmektedir. Hep ıstırap getirmektedir. Her gelişme ayrıca bir ıstıraba sebep olmaktadır. Nihayet son zamanlarda geliştirilen Nötron Bombası bunun en belirgin örneği değil midir? Belki de bizim bunlara ihtiyacımız bile yoktu. Belki dünya insanlığı gerçek tekamül ihtiyaçlarını keşfedebilseydi, bambaşka bir sistem geliştirilebilirdi. Ve bu sistem bizi, dünya insanlarını, çok daha hümanist, hemcinslerine ve tüm tabiata daha sevgi dolu yapabilirdi... Aksine insanlara bugün sevgiden bahsettikçe, nefretini kamçılamış oluyorsunuz.

    Kısaca diyebiliriz ki, Ruh kavramı, kendi realitemize göre, ne anlıyorsak odur. Ruhlarının tekamül ihtiyaçlarına göre enkarne olmuş olan bizler, bu gerçek ruhsal ihtiyaçlarımızın paralelinde yaşadığımız nisbette bu hayatımızı değerlendirmiş, dolayısıyla ıstıraplardan uzaklaşmış, gelecek hayatlarımız için de daha az ıstıraplı eprövlere kendimizi hazırlamış oluruz.
    :ty55:

  2. #2
    TürkForum bacanak adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    24-08-2003
    Mesajlar
    5,017
    Karizma Gücü
    25
    Hayatın anlamı gerçekten de pek çokları tarafından zannedildiği gibi, “Mutlu Olmak” mıdır?
    Mutlu olmak aslinda laf olsun diye degilde cok derin bir deyim. Aslinda bunu yazmayacaktim ilk yazmak istedigimi yazayim; kimisi baskasini mutlu etmek seklinde mutlu olurlar da o da aslinda kendini mutlu etmek gibi sonu olmaz tatmin olunmaz bir arzu dur.
    Hayatin anlami mutlu olmakmidir? Eger benim gibi biraz kaderci iseniz bu dunyaya neden gonderildigimizi dusunursunuz? Sonra Onu cozemeyeceginizi dusunup arayislara girersiniz? Bu bir fare nin labirentlerin arasinda peyniri aramasina benzer Bizi atmislar dunyaya bul amacini ey insan demisler gibi
    Sonra fare olmayip ta akilli bir sempanze oldugunuzu anlayip labirentlerin duvarlarina tirmanirsiniz ve hayata tepeden baktiginizi sanirsiniz. Cok karmasik degil mi ! bazen basimizi kuma gommek ve fare olup avara avare olumu beklemek te seni mutlu ediyor. Sempanzeler ise baska kendileri gibi duvarin tepesine cikmish ta oturup dusunenlere muz atar ve ey kardes ne dusunuyon der O da ' tepeye ciktik ta bu labirenti nasil cozucem diye dusnuyorum der" ehhe senden farki yok yani
    Mutlu olmak neyine adam dertlerin icine gomulmush onu cozmeye calisiyor.
    Yani hayat bize mutluluk vermek icin yaratilmamis bence. Tanimamiz icin hayati gelmissiz bu dunyaya cozumu yok.
    Bana kimse kalkip salakca huzur surda burda demesin hazirci zihniyet derim
    neyse konumuzla ilgisi yok


    Ya ben bu yaziya daha cok yazarim dursun devam ederim
    tam yerinde konular buluyorum felsefede guzel mish:ty39:
    Buralardayim....

  3. #3
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    mutlu olmak bi süreklilik hali değildir...gülmek gibi aarda bir ortaya cıkan bir olgudur...anidir ve ani olmanın dogasında oldugu gibi kısadır..hayatın anlamına gelince herseyden bi parca tatmaktır ki bütün oluşturur.
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  4. #4
    tekila_idil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2006
    Mesajlar
    802
    Karizma Gücü
    0
    mutluluk başkarıyla paylaşılmadığı sürece ne kadar aldığı anlamı taşıyabilir ki, anlamış değilim... ne sürekli başkalarını mutlu ederek mutlu olunur,nede sürekli ben mutluyum deyip ortalarda dolaşmak olur. mutluluk paylaşımdır. paylaşım inançtır.inanç inandığımız herşeydir. bu durumda mutluluğu tam bir kefeye koymak yanlış olur. bişey ya vardır ya yoktur. kimisi kısa yodan ulaştığı şeylere kimisi güç sarfederek ulaşmaya çalışıyor. hepimizin çıkış noktası aynı birimiz fazla zahmet çekerek o labirent dediğimiz yerden geçerken kimimiz ise zahmetsiz kestime yollarla labirentin ucunu bulabiliyoruz. yani şunu demekte yanlış olur. ''her zengiz mutludur'' hayır değildir. parası vardır ama huzuru yoktur. (sabancı örnek) ''her maddi durumu kötü olan mutsuz mudur''. hayır en azından bir çoğu elimdekilerin kıymetini biliyor.... azı bilmeyen çok geldimi azandır.


    dediğim gibi mutluluk için gönderilmemiş olabiliriz ama zaten mutluluğu salt bir kavram değil mi? ani dokunamadan, hissetiğimiz duygular içerisinde değil mi? o zaman madem mutluluk için gönderilmedik neden bu duyguyu taşıyoruz. demek ki yaradanın bizden istediği. mutluluk kendinizde bende değil, mutluluk çevrenizde bende değil. arayan mevlasını da bulur belasını da.....


    akşam akşam yine başladım yazamaya.. güzel konu teşk.

    ve mutlu kalman dileğiyle.
    Tutucu değilim,piyasada değilim, prensiplerim yoktur ama seviyesiz değilim...Kuralları sevmem ama yersiz yere çiğnediğim görülmemistir. İçe kapanık değilim ama gerekmezse konusmam, kinci degilim ama unutmam... Şefkat gösteririm ama şımartmam... Şüpheciyim ama kuruntu yapmam... Kendimle çelisebilirim ama kafama takmam... Dalga geçerim ama kırmam... Ciddiye alırım ama kapılmam...Huzur veririm ama söz vermem... Sahip olurum ama ait olmam...Cesaretsizligi ’gurur’la
    örtmem

  5. #5
    haha... chesss adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-10-2005
    Mesajlar
    5,466
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Başarılı hayatın anlamı

    ya bacanak abimiz huzur şurda demeyin demiş ama...

    bencede hayatın anlamı hayatta anlam aramamak biraz yani aslında herşeye biz isim takarız dağ büyüktür bizim için ama dağcılar için değil...
    &

    Hamlet: Yaptığı işin farkında değil mi bu adam ? Türkü söulüyor mezar kazarken.
    Horatio: Alışmış, umursamıyor artık!


    Shakespeare

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •