• Reklam
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    title=
    Kayıt Tarihi
    22-07-2004
    Mesajlar
    7,476
    Karizma Gücü
    0

    Onay Fransizlar Teorİk DÜŞÜnÜr, Japonlar Ve TÜrkler Hayata GeÇİrİr!

    FRANSIZLAR TEORİK DÜŞÜNÜR, JAPONLAR VE TÜRKLER HAYATA GEÇİRİR!

    Türkiye’de göreve başlamanız nasıl oldu?

    - Özel bir talebim olmadı, bana teklif edildi. Fransızların çoğu gibi Türkiye hakkında pek fazla bilgim yoktu. Türkiye’ye ilk kez 1973’te, öğrenciyken, Bursa Fabrikası’nda staj yapmak üzere gelmiştim. Bu görev bana teklif edildiğinde memnuniyetle kabul ettim çünkü Türkiye fabrikasının Renault’daki önemli konumunu biliyordum. Daha önce fabrika müdürlüğü yapıyordum. Ancak Oyak Renault genel müdürlüğü, farklı sorumluluklar içeriyor. Burada üç temel fonksiyon var: İmalat, mühendislik ve satın alma. Yeni başkanımız Carlos Ghosn’un göreve başlamasından sonra, Oyak Renault’nun uluslararası rolü daha da önem kazandı.

    Kariyerinizin ilk yıllarında, bugün bulunduğunuz yere yükseleceğinizi tahmin ediyor muydunuz?

    - Şüphesiz, başlangıçta kariyer planlarım vardı. Vereceğim cevap prestijime dokunur mu bilmiyorum ama insan hayal ettiği şeye her zaman ulaşamayabiliyor. Ama ben şu anda varmış olduğum noktadan mutluyum. Hiçbir zaman belli bir göreve gelmeyi düşünmedim. Her zaman çalışarak, deneyim kazanarak, ortaya çıkan fırsatları en iyi şekilde nasıl değerlendirmeliyim diye düşündüm. Ana hatlarıyla kariyerimi özetlemem gerekirse, ilk yıllarında işletme ve operasyonel görevlerde bulundum. Mühendislik, proje ve saha üstünde görevlendirildim. İkinci aşamada, yönetim kademelerinde bulundum. Şu son aşamada ise, daha çok stratejik bir yönetim fonksiyonu yürütüyorum.


    ELİTİZM İDDİASI YANLIŞ
    Sizce Fransız yönetici tipinin ayırt edici özellikleri var mı?

    - Tabii, Fransız yöneticilerin belli farkları var. Ulusal kültürden kaynaklanan farklar. Benim çıktığım uluslararası yönetim okulu, belli bir kurumsal kültürü geliştirmeye çalışıyor okuyanlarda. Bundan kaynaklanan ulusal bir farklılık var. Bunlar nedir diye sorarsanız: Daha genel yönetim konularına hakim yöneticiler. Belirli konulara odaklanmaktan çok, daha çok teorik, fikir bazında çalışmalar yapılıyor. Fransızların eğilimi, daha çok bireysel çalışma yönünde. Örneğin Renault içindeki Fransız ve diğer yöneticileri kıyasladığımızda, Fransızların daha çok teoride kaldıklarını görüyoruz. Geliştirdikleri konsepti gerçekleştirmek ikinci planda kalıyor. Ama Türkler ve Japonlar hayata geçirmeye önem veriyorlar. Bir başka özellik de, bir karar alındığı zaman, bu bizim için öncelikle bir tartışma konusu oluşturur. Türkler ve Japonlar ise hayata geçirmek için çalışmaya başlıyorlar.

    Fransa’da ‘büyük okul’ denilen yüksek okulların, elitist yöneticiler yetiştirdiğine dair eleştiriler var. Bu eleştiriye katılıyor musunuz?

    - Her zaman böyle eleştiriler oldu tabii. Fransa’da bir üniversiteler, bir de büyük okul (grande ecole) denilen prestijli, üst düzey yönetici yetiştiren okullar var. Benim mezun olduğum okul da (ENSAM), bunlardan biri. Büyük okulların arasında ufak olanıydı benim mezun olduğum diyebiliriz (gülüyor). Üniversiteye herkes gidebilir. Halbuki büyük okullarda bir kontenjan var. Bir sınavla giriliyor. İlk 100’e giren, okula alınıyor. Bu nedenle bu okulların öğrencileri arasında, madem ki ilk 100 içindeyim, o zaman elitim diye bir inanış söz konusu olabilir. Aslında o okulların mezunlarının değil, eleştirenlerin düşüncesi bu. Ama bu doğru değil. Renault’nun önceki başkanı, Mösyö (Louis) Schweitzer, Fransa’daki en prestijli okul olan ENA’dan mezundu. Buna rağmen, son derece alçak gönüllü, fabrikaya gittiğinde her işçinin elini sıkan, insan ilişkilerine önem veren biriydi. Tabii stratejik kararlar almasını da biliyordu gerektiği zaman, ama her zaman başkalarının fikirlerini sorar, ilişkilerini canlı tutardı.

    Fransa’daki olaylar, ülke için çok büyük bir sorun değil

    Son dönemde Fransa’da meydana gelen gösterilerden bir kere daha anlıyoruz ki, Fransızlar, hakları konusunda çok titiz. Esnek değiller...

    - Fransızların bu özelliği var, doğru. Fransa, şu anda hala dünyadaki en zengin, gelişmiş ülkelerden biri. Fransızlar, süreç içinde devletin yardımına alıştılar. Devlet bir yardım ve teşvik organı da oldu. Büyüme oldukça bu durum bir sorun çıkarmadı. Ancak globalizasyon sürecinde, rekabet çok ön plana çıktı. Ülkelerde de birtakım şeylerin gözden geçirilmesi gerekiyor.

    Bu durumda yöneticiler nasıl yetkinliklere sahip olmalı?

    - Zorda olan sanayilere devlet tabii yardım edecek. Türkiye’de tekstil sektörü yardım istiyor örneğin. Ancak bunun bir alışkanlık olmaması gerekiyor. Fransa’da uzun yıllardan beri devlet tarım sektörüne yardım ediyor. Artık bu sektör bunu kazanılmış hak olarak görüyor. Globalleşme sürecinde, rekabetçi güce ulaşmak için, bazı şeylerin değiştirilmesini kabul edemiyorlar. Ama Fransa her şeye rağmen rekabet gücü yüksek bir ülke. Fransa’da son günlerde gördüğümüz olay, birkaç bin öğrencinin yaptığı bir şey. Bu, milyonları temsil etmiyor aslında. Fransa her şeye rağmen sağduyulu insanların olduğu, yöneticilerin sorunlara çözümler getirebildiği bir ülke. Çok büyük bir sorun değil şu anda Fransa için.


    Gaye Güzelay
    KAPALI

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    21-07-2005
    Mesajlar
    42
    Karizma Gücü
    0
    valla adamım yanlış tanimişsin toplumumuzu. Sokaktan geçen vatandaşı çevir kendini profesör sanır ama icraat sıfır... Ben fikirlerini hayata geçireni görmedim. hep hayat geçiriyor buralarda

    mesela benim bir ahbap var ;D polat alemdar. Adam ların birileri bir kıta öteden gelmiş Türk askerinin başına çuval geçirmiş, adamın içine de karşılık veresi gelmiş hayalini kurmuş ama sadece beyaz perde üzerinde hayata geçirebilmiş.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •