Şeyh San'anın durumu içler acısıydı. Etrafındaki bütün müridleri daha onu ilk anda, dininden döndüğünde bırakmışlar, melül ve mahzun geri dönmüşlerdi. Şeyh San'a'nın müridleri her yerde şeyhlerinin başından geçen hâdiseyi üzülerek naklediyorlar.
Şeyh Abdülkadir Geylânî Hazretleri bir cuma günü vaaz ediyordu. Vaaz meclisi her zamanki gibi yine çok kalabalıktı. O gün vaaz meclisinde Şeyh Ali b. Hinî, Şeyh Bakâ, Şeyh Ebû Said Kıylevî, Şeyh Ebunnecip Abdülkadir Sühreverdî, Şeyh İbrahim Nehrevânî, Şeyh Hammad b. Müslim Dabbas, Şeyh Şihabüddin Sühreverdî ve daha nice âlim, âbid, bilgin ve binlerce halk… Onun hakikati bildiren, gerçekleri açıklayan, dilinden çıkan marifet sırlarını can kulağıyla dinliyorlardı. Müthiş bir mânevî hava vardı. Âdeta feyizlerin uçuştuğu görülüyordu. O esnada birden Fahri Kâinat Efendimiz Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi Vesellem, ruhaniyeti ile tecelli ederek:
"Kul! Ya Abdelkâdir! Kademî hâzâ alâ rakabeti külli veliyyillah!" Yani "Ey Abdülkadir! 'Benin ayağım bütün velilerin boynu üstündedir.' diye söyle" buyurdular. Hazreti Şeyh bunu orada bulunanlara nakletti. Orada her ne kadar cemaat varsa, tamamı hiçbir itiraz emaresi göstermeden:
"Alâ rakabetînâ ve alâ ra'sinâ!" dediler. "Evet, senin ayağın, başımız ve boynumuz Üstündedir." diyerek teslimiyetlerini bildirdiler. O esnada meclisde hazır bulunanlardan Şeyh Ali b. Hinî vecd ile yerinden fırladı ve Hazreti Pîr'in ayaklarını alıp boynuna koydu.
Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin bu sözü o anda huzurda bulunmayan birçok veliye de mânen haber verilmiş, onlar dahi "Ale'rra'si ve'layn" diyerek Abdülkadir Geylanî Hazretlerinin mânevî büyüklüğünü kabullendiler.
O sırada Bağdat ile Basra arasında kalan Batâih bölgesindeki Ümmü Ubeyde kasabasında bulunan Rufa-î Pîri Seyyid Ahmed er-Rufâ-î Hazretleri de bir ilim meclisinde bulunuyordu. Mânen bu duruma vakıf oldu ve mübarek başlarını toprağa koyup "Alâ rakabetî" buyurdu. O anda meclisinde hazır bulunanlara "Bu saatte Bağdat'ta bulunan Şeyh Seyyid Abdülkadir gavsiyetini ilan etti." dedi. Bunun üzerine oradaki herkes, Seyyid Ahmed er-Rufâ-î Hazretlerine uyarak boyun eğdiler ve "Abdülkadir Geylânî'nin ayakları bizim de omzumuz üzerindedir." dediler.
Tabi-î bu duruma itiraz edip kabullenmeyenler de oldu. Bunlardan bir tanesi de Bağdat yakınlarında bulunan "Şeyh San'a" namıyla maruf bir zat idi. Bu haber onun da kulağına geldiğinde itiraz ederek:
"O büyükse, ben de onun gibi büyüğüm." diyerek boyun eğmeyeceğini söyledi. Onun bu tavrı, kibredip itiraza yeltenmesi, mânen Abdülkadir Geylânî Hazretlerine malum oldu. Peygamber Efendimizin emriyle söylenen bu söze itiraz etmek, Abdülkadir Geylânî Hazretlerini kızdırdı ve o anda ruhaniyetiyle Şeyh San'a'ya tecelli edip:
"Madem ki, bana boyun eğmiyorsun, o hâlde bir kâfire boyun eğesin. Madem bizim ayaklarımızın omzun üzerinde olmasına itiraz ediyorsun, öyleyse domuzun ayakları omzun üzerine olsun." dedi.
Bu hâdise üzerinden çok fazla zaman geçmemişti ki, bir vesileyle Şeyh Sa'na Rum beldelerine doğru yola çıktı. Nihayet Rum diyarına varıp bir müddet oralarda kaldı. İşte o sıralarda bir Rum kızına gözü ilişmiş ve ona âşık olmuştu. Bu Rum kızın aşkı kısa zamanda Şeyh San'a'yı divaneye çevirdi, içini yaktı kavurdu. Daha fazla dayanamayıp bu kızın ailesine giderek onunla evlenmek istediğini söyledi. Fakat kızın ailesi bir müslümana asla kızlarını veremeyeceklerini, ancak kendi dinlerine girerse bunun mümkün olabileceğini söylediler. Şeyh San'a bu Rum kızına öylesine tutulmuştu ki, aklı başından gitmiş, ona kavuşmak için her şeyi kabul edebilecek hâle gelmişti. Onların bu teklifine boyun eğip, dinlerini kabul etti. Tabi-î Rum ailesinin bir şartı daha vardı. O da, kızlarını vermelerine karşılık onların domuz çiftliklerinde bir sene domuz çobanlığı yapacak ve o hayvanlara bakacaktı. Şeyh San'a kıza kavuşmak için buna da razı olarak Rum'un çiftliğinde domuzları gütmeye başladı. Gerçekten de Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin dediği gibi oluyor, öyle zaman oluyordu ki, yeni yavrulayan domuzların yavrularını alıp omuzlarında taşıyordu. Hem kâfire boyun eğip tekliflerini kabul etmiş, hem de domuzun ayakları omzunun üzerinde olmuştu.
Şeyh San'anın durumu içler acısıydı. Etrafındaki bütün müridleri daha onu ilk anda, dininden döndüğünde bırakmışlar, melül ve mahzun geri dönmüşlerdi. Şeyh San'a-'nın müridleri her yerde şeyhlerinin başından geçen hâdiseyi üzülerek naklediyorlar ve Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin büyüklüğünü kabul etmediği ve buna itiraz ettiği için başına bu hâlin geldiğini gayet iyi biliyorlardı.
Şeyh San'a'nın evvelce dostluk yaptığı veliyyullahdan bir arkadaşı vardı. Şeyh San'a'nın başından geçen hâdiseyi duymuş ve son derece üzülmüştü. Kendisini ziyarete gelen Şeyh San'a'nın müridlerine sitem etti ve onlara akıl verdi:
"Siz şeyhinizin başına gelen hâdiseden dolayı neden onu hemen terk ettiniz?
Onun bu duruma düşmesinin sebebini madem biliyorsunuz, niçin gidip Abdülkadir Geylanî Hazretleriyle görüşüp şeyhinizin affı için yalvarmıyorsunuz? Gidin hemen durumunuzu Seyyid Abdülkadir'e anlatıp şeyhinizin bağışlanması için niyaz edin." dedi.
Bunun üzerine onlar da gidip Gavsul–A'zam Abdülkadir Geylânî Hazretlerini ziyaret ettiler. Ondan şeyhlerini affetmesini istediler. Onun eski hâline geri dönmesi için duasını ve himmetini dilediler. Ayaklarına kapanarak gözyaşları döktüler. Şeyh Abdülkadir Geylânî onlara:
"Allahu Teâlâ şeyhinizi, sizin bu samimi arzunuz ve yalvarmanız sebebiyle affetti. Gidin şeyhinizin domuz güttüğü yere yakın bir mahalle varın ve orada Allah'ı zikretmeye başlayın. O sizin yanınıza gelecek." buyurdu.
Şeyh San'a'nın müridleri Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin buyurduğu üzere gidip, şeyhin hizmet ettiği Rum'un çiftliğini buldular ve oraya çok yakın bir yerde zikir meclisi kurup aşk ile "Lâ ilâhe illallah" diyerek zikretmeye başladılar. Şeyh San'a'nın kulağına kadar ulaşan bu zikir onu birden kendine getirdi. Başından geçenleri kısaca şöyle bir tasavvur edince, ne kötü hâllere düştüğünün farkına vardı. Aklı başına gelen Şeyh San'a derhal koşarak müridlerinin bulunduğu zikir meclisine iştirak etti. Orada tövbe istiğfar edip kelime–i şehadet getirdi. Güzelce gusledip müridleriyle beraber doyasıya Allah'ı zikretti. Daha önce yaptığından ve söylediği sözlerden de pişmanlık duyarak: "Abdülkadir Geylânî'nin ayakları, benim de omzum üzeredir." buyurdu.
Bu müddet zarfında Rum kızı da, Şeyh San'a'ya tutulmuştu. Onun birden çekip gittiğini görünce, "Bundan sonra onsuz bir hayat yaşayamam." diyerek o da peşinden gitti. Bu sefer de Şeyh San'a onun müslüman olmasını şart koştu. Rum kızı:
"Benim sevgim için dinini değiştirip, bu zamana kadar sen bana hizmet ettin, bundan sonra da ben senin dinine girip sana hizmet edeceğim." dedi. Böylece kelime–i şehadet getirerek müslüman oldu ve tekrar nikâh kıyıp evlendiler.
Peygamberimizin Mübarek Tükrüğü
Rivayet olunur ki; Abdülkadir Geylanî Hazretleri insanlara vaaz ve nasihata henüz başlamamışken bir gün sabaha karşı Fahr–i Kâinat Efendimiz'in rûhaniyeti kendisine zuhur edip:
"Ey Oğlum! Niçin konuşmuyor, sükût ediyorsun?! Halka hakikatleri anlatsana." buyurdu. Efendimizin bu sualine:
"Ya Rasûlallah! Ben bir acemiyim. Bağdat'ta bu kadar güzel konuşan âlimlerin yanında ben nasıl konuşabilirim?!" diye cevap verdi. Bunun üzerine Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm ona "Aç ağzını." buyurarak Abdülkadir Geylânî Hazretlerinin ağzına mübarek tükürüklerinden yedi defa bırakıp:
"Artık insanlara hikmet ve doğrulukla vaaz etmek senin vazifendir!" buyurdu.
Bundan böyle Abdülkadir Geylânî'nin hitabı açıldı. Ve sabah namazını kıldıktan sonra kürsüye çıkıp öyle bir vaaz verdi ki, o güne kadar Bağdat şehri böylesine tesirli bir vaaz görmemişti. Öyle ki o esnada camide cemaat arasında hıçkırıklar ve feryâd–ü figanlar koptu. Çok kimseler cezbeye geldi ve birçok kimseler aşkından raks ve sema ettiler.
Böylece Abdülkadir Geylânî Hazretleri Efendimiz Aleyhissalâtu Vesselâm'ın mânevî emriyle insanlara vaaz–u nasihate başladı. Öyle vaaz ederdi ki; insanlara kurtuluşu ve cenneti anlatırken, vaad edercesine anlatır, bu konuda onlara neredeyse teminat verecek kadar inançlı ve kesin konuşurdu. Bağdat'ta tam 40 yıl vaaz–u nasihatte bulundu, fetvalar verdi ve onların müşküllerini halletti


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

Büyük Türk Tarihi 