Bu yazımda Basel-II kapsamında faaliyet riskinin hesaplanmasına ilişkin kullanılan 3 farklı metodoloji konusunda bazı bilgiler vermek istiyorum. Bunlara Temel Gösterge Yaklaşımı, Standart yaklaşım ve İleri Düzey Ölçüm Yaklaşımı denmektedir.
Temel Gösterge Yaklaşımı’nda bankalar 3 yıla ait gayri safi gelirin (Gelirin sıfır veya negatif olduğu yıllar çıkarılarak sırayla pozitif olduğu yıllara ait rakamlar alınır) sabit bir yüzdesinin (ki bu yaklaşımda %15’dir) ortalamasına eşit tutarda faaliyet riski için sermaye bulundurmalıdır.
Bu yaklaşım için standart bir kriter belirlenmemiş olmasına rağmen bu yöntemi kullanan bankalar “Faaliyet Riskinin Yönetimi ve Kontrolüyle İlgili Uygulamalar” a ilişkin Komite yönergesine (BIS; Şubat 2003) uygun hareket etmeye teşvik edilmektedir. Bu prensiplere göre;
Faaliyet riskinin tanımlanması, değerlendirilmesi, izlenmesi ve kontrolünde olumlu eylemler
Yeterli düzeyde halkı bilgilendirmek gereklidir.
Standart yaklaşımda bankanın faaliyetleri 8 bölüme ayrılır. Her bölümde gayri safi gelir o alandaki faaliyetlerin düzeyi için bir taban görevi gören geniş bir gösterge olarak kullanılır. Böylece her bölümdeki faaliyet riski belirlenir. Her bölüm için gerekli sermaye miktarı gayri safi gelirle o bölüme ait bir faktörün (buna “beta” denir) çarpımıyla bulunur. Beta burada endüstrideki belirli bir iş kolunun faaliyet riski kaybı ile o iş kolundaki gayri safi gelirin toplamı arasındaki ilişkinin yerini almaktadır. Bu alanlar ve faktörler “bireysel bankacılık”, “varlık yönetimi” ve “bireysel aracılık” için %12, “ticari bankacılık”, “acentelik hizmetleri” için %15, “kurumsal finansman”, “ticaret ve satışlar” ve “ödeme ve takas” için %18’dir.
Toplam sermaye gereksinimi, her yıl için her bölüme gerekli yasal sermaye gereksiniminin basit toplamının üç yıllık ortalaması alınarak hesaplanır. Herhangi bir yılda bir iş kolu için (negatif gayri safi milli gelirin sonu olarak oluşan) negatif sermaye gereksinimi diğer iş kolundaki pozitif sermaye gereksinimi ile sınırsız olarak kapatılabilir.
Ulusal düzeyde bankacılık denetleme ve düzenleme kuruluşu bir bankaya Alternatif Standart Yaklaşımını kullanma izin verebilir. Bunun şartı bankanın bu yaklaşımın riskin ölçülmesi için daha iyi bir temel oluşturduğunu bu kuruluşa kanıtlamasıdır. Bu yaklaşımda faaliyet riski sermaye gereksinimi / metodolojisi şu farkla Standart yaklaşımın aynısıdır; iki alanda - “bireysel bankacılık” ve “ticari bankacılıkta kullanılan ve “m” ile gösterilen sabit faktör gayri safi gelirin yerini alır ve bu alanlarda verilen kredilerin tutarıyla ilişkilidir.
İleri Düzey Ölçüm Yaklaşımı’nda yasal sermaye gereksinimi, bankanın belirli bir nitelik ve nicelik kriteri kullanan dahili faaliyet risk ölçüm sistemi tarafından bulunan risk ölçüsüne eşittir. Bu yaklaşımın kullanımı onaya tabiidir.
Yasal onay yine bankanın rakamlarla gerekli kanıtları göstermesi ile verilir. Minimum yasal sermaye gereksinimi hesaplamak amacıyla dahili olarak yapılan faaliyet riski hesaplaması için geçerli olan nicelik mekanizması için dahili faaliyet riski ölçme sisteminin faaliyet riski tanımlamasıyla ve diğer kayıp/zarar tipleri tanımlamalarıyla (finansal suç, çalışanların işlemleri, işyeri güvenliği, işlemler, varlık kaybı vs.) tutarlı olmasını şart koşmaktadır.
İleri Düzey Risk Ölçme Standardını kullanması için bir bankanın bankacılık denetleme kuruluşuna şu üç şartı yerine getirdiğini kanıtlaması gerekmektedir;
Bankanın yönetim kurulu ve üst yönetiminin faaliyet riski yönetimini aktif olarak izlemesi gerekmektedir,
Bankanın sağlam ve faaliyet riski yönetiminin oluşturulması ve uygulanmasından sorumlu bağımsız bir faaliyet riski yönetimini içeren bir sistemi olması gerekir,
Bankanın her alan için ve bu alanların kontrolü ve denetimi için yeterli kaynağa sahip olması gerekir.
Bu yaklaşımı kullanmak isteyen banka bunu yasal hale getirmek için belirli bir süre denetime tabii olur. Bu süre bankacılık denetleme ve düzenleme kuruluşunun bankanın bu yaklaşımı kullanıp kullanmasının uygun olup olmadığına karar vermesi için gereklidir. Bankanın dahili risk ölçme sistemi dahili ve ilgili dış zarar verilerini, senaryo analizlerini iç kontrol faktörlerini beraber kullanarak beklenmeyen kayıpları makul bir şekilde tahmin edebilmelidir.
Bu sistem yine faaliyet riski için gerekli sermayeyi kendi içlerindeki risk yönetimlerini iyileştirmelerini sağlayacak şekilde her alana uygun bir şekilde dağıtabilmelidir.
Buna ek olarak faaliyet riski yönetim fonksiyonu faaliyet riski yönetimine ilişkin kontrol ve uygulama prosedürlerini ve politikalarını belgelemekten ve bankanın faaliyet riski ölçme metodolojisini oluşturmak ve uygulamaktan ve faaliyet riskini belirleme, ölçme, izleme ve kontrol etmek için gerekli stratejileri geliştirmekten ve risk raporlama sistemini oluşturmaktan sorumludur.
Bankanın dahili risk yönetim fonksiyonu günlük risk yönetimi ile entegre olmalı ve günlük sonuçlar bankanın faaliyet riski profilinin izlenme ve kontrol sürecinin entegre bir parçası olmalıdır. Bu bilgi risk raporlamasında, sermaye tahsisinde ve risk analizinde önemli bir rol oynamalıdır.
Faaliyet riski ve kayıplar düzenli olarak yönetime raporlanmalıdır.
Bankanın faaliyet riski yönetimi belgelerle desteklenmeli ve rutin olarak yönetimin prosedürlere uygun olup olmadığı kontrol edilmelidir.
İç ve bağımsız denetçiler faaliyet riski yönetim sürecini ve ölçüm sistemlerini denetlemelidir.
Bu sistemin bağımsız denetçiler tarafından onaylanması bankanın dahili kontrol birimlerinin her şeye uygun olarak faaliyet gösterdiğini, risk ölçüm sisteminin şeffaf olduğunu gösterir.
Bankanın genel faaliyet riski ölçme sisteminde bu temel unsurların ağırlığını belirlerken güvenilir, şeffaf, belgelenmiş ve onaylanmış bir yaklaşıma sahip olması zorunludur.
Dahili kayıp verileri bankanın risk tahminlerini gerçek zararlarla ilişkilendirmek için çok önemlidir. Bu veri bankanın mevcut faaliyetleriyle, teknolojik süreçleriyle ve risk yönetim prosedürleriyle ilişkilendirildiğinde son derece yararlıdır. Bunun için bankanın tarihsel faaliyet zararı verileriyle bu data arasındaki ilişkiyi belgelemesi gereklidir. Dahili olarak yasal sermaye gereksinimi sebebiyle oluşturulan faaliyet riski ölçüleri faaliyet zararı verilerinin minimum beş yıllık gözlemine dayalı yapılmalıdır. Ancak banka bu yaklaşımı kullanmaya başladığında üç yıllık tarihsel veri de kabul edilebilir.
Yasal sermaye gereksinimi için bankanın dahili toplam zararı ölçme prosedürleri tarihsel zarar verilerini Basel-II eklerinde detaylandırıldığı şekliyle ilgili kategoriler altında gösterebilmelidir. Faaliyet zararını tarafsız bir şekilde faaliyet alanlarına dağıtmalıdır. Zarara ilişkin veriler kapsamlı olmalı ve tüm faaliyetleri kapsamalıdır. Bu toplam dışında tutulan alanlar için banka gerekçe göstermelidir.
Kredi riski ile ilişkili ve bankanın geleneksel kredi riski verilerinde bulunan faaliyet riski kayıpları minimum sermaye gereksinimi hesaplamasında kredi riski olarak alınmalıdır. Bu tür kayıplar faaliyet riski sermaye gerekliliğine sebep olmayacaktır. Ancak yine de dahili risk yönetimi sebebiyle bankaların tüm gerçekleşen faaliyet riski kayıplarını faaliyet riski tanımlamasıyla tutarlı hale getirmesi gerekir.
Banka faaliyet risk ölçüm sistemi, bankanın büyük tutarlı zarara uğrama ihtimali olduğunda, banka dışı verileri de kullanmalıdır. Buna ilaveten banka büyük zararlara uğrama riskini değerlendirmesi için uzman görüşü almak üzere senaryo analizleri yapmalıdır.
HAFTANIN SORUSU: Hisse senedi sahibinin hakları ve yükümlülükleri nelerdir?
Kar Payı Hakkı: Pay sahibinin en önemli mali haklarından biridir. Kar payı, pay sahibinin, kazanılmış haklarından olmakla birlikte sınırlandırılabilir. TTK’ya göre kanuni ve ihtiyari yedek akçelerle, kanun ve esas sözleşme gereğince ayrılması gereken diğer paralar safi kardan ayrılmadıkça, kar payı dağıtılamaz.
Yeni Pay Alma Hakkı (Rüçhan Hakkı): Ortağın mevcut sermayedeki payı oranında artırılan sermaye kısmından da aynı oranda pay alma hakkını ifade etmektedir. Bu hak, şirketin SPK’nun belirlediği bir süre içinde, eski hisse senetlerinin şirkete ibrazı yoluyla kullanılır. Rüçhan hakkı ortak yönünden kar ve tasfiye payına katılma ya da oy hakkı gibi kazanılmış bir hak değildir. Rüçhan hakkı iki şekilde ortadan kaldırılabilmektedir. Esas sermaye sisteminde genel kurul, kayıtlı sermaye sisteminde esas sözleşme ile yetkili kılınmış ise yönetim kurulu rüçhan haklarının kullanımını kısıtlayabilir veya kaldırabilir.
Tasfiye Bakiyesine Katılma Hakkı: Bu hak, tasfiye sonucunda bir artığın kalması halinde geçerlidir. Her hisse senedi sahibi, bu artığa payı oranında iştirak eder. Tasfiye artığı olumsuz ise, ödenmeyen pay ile sınırlı bir borç yaratır. Pay bedeli tamamen ödenmişse, borç söz konusu değildir.
Hisse senedi değerinde meydana gelen artış (capital gain) ve kullanılmayan rüçhan hakkı kuponlarının satışından sağlanan gelir de hisse senetlerinin sağladığı diğer mali haklar arasında sayılabilir.
Şirket Yönetimine Katılma Hakkı: Bu hak, şirket yönetim kurulunu seçme ve bu kurula seçilme hakkını ifade eder. Şirket genel kurulu, şirketin ana organı olarak hemen her konuya müdahale edebilir. Ancak yönetim hakkı, genel kurulun çoğu kez adi çoğunluğu ile sağlandığından şirket sermayesinin %51’ini elinde bulunduran ya da bulunduranlar yönetime sahip olabileceklerdir. Fakat, sermayenin geniş bir tabana yayılması halinde, yönetim hakkı çoğu örnekte ilginç bir görünüm almakta ve bazı şirketlerde %10’luk oy ile yönetimin ele geçirilebildiği görülmektedir. Gerek ana sözleşmeye konulacak özel hükümlerle, gerek bazı hallerde yasal müdahalelerle azınlık paylarının yönetimde seslerini duyurabilmeleri sağlanabilmektedir.
Öte yandan, TTK’da esas sermayenin en az onda birini temsil eden pay sahiplerine tanınan haklar, SPK’nun 11’inci maddesi hükümlerine göre halka açık anonim ortaklıklarda, ödenmiş sermayenin en az yirmide birini (yani %5’ini) temsil eden pay sahipleri tarafından kullanılabilmektedir.
Oy Hakkı: TTK’ya göre pay sahibinin kazanılmış hakkıdır. Her hisse senedi sahibine en az bir oy hakkı verir. Bu esasa aykırı olmamak şartıyla hisse senetlerinin sahiplerine vereceği oy hakkının sayısı esas sözleşme ile tayin olunabilir. Oyda imtiyaz sağlanması suretiyle bir payın oy hakkı artırılabilir, ancak her pay sahibine ait oyların sınırlandırılması mümkün değildir. Bununla birlikte SPKn ile getirilen düzenlemeyle anonim ortaklıklar esas sözleşmelerinde hüküm bulunmak kaydıyla, kar payı imtiyazı sağlayarak, oydan yoksun paylar ihraç edebilir ve bunları temsil eden hisse senetlerini halka arz edebilir.
Bilgi Alma Hakkı: TTK’ya göre pay sahiplerinin bilgi alma hakkı, esas mukavele ile veya şirket organlarından birinin kararıyla engellenemez veya sınırlandırılamaz. Ayrıca pay sahipleri şüpheli gördükleri konularda murakkıpların dikkatini çekmeye ve gerekli açıklamaları istemeye yetkili olup genel kurul toplantısından itibaren bir yıl süreyle de kar ve zarar hesabı, bilanço ve yıllık raporu inceleyebilirler. Bununla birlikte bu haklar gerçek anlamda bilgi alma hakkını kapsamamaktadır. Zira incelenmesine müsaade edilen defter ve belgelerden öğrenilecek sırlar hariç olmak üzere, hiçbir ortak şirketin iş sırlarını öğrenmeye yetkili değildir.
Sır Saklama Borcu: Her hak sahibi sonradan ortaklıktan ayrılmış olsa da, şirket sırlarını saklamak zorundadır.
Sermaye Borcu: Hisse senetleri, bir ortaklık senedi olarak sahibine bazı haklar sağlamakla beraber, bazı mali sorumlulukları da beraberinde getirir. Gerek yeni kuruluşta, gerekse sermaye artırımında, iştirak taahhüdünde bulunan bir ortak taahhüdünü yerine getirmekle yükümlüdür. Taahhüt ettiği hisselerin apellerini şirket yönetim kurulunun tespit ettiği tarihlerde yatırmak zorundadır. Apel borçlarını zamanında ödemeyenlerden temerrüt faizi talep edilebilir. Bu ortaklar ortaklıktan çıkarılabilirler, yatırdıkları miktar üzerindeki haklarını kaybedebilirler, cezai şartlara muhatap olabilirler, hatta tazminat ödemek durumunda kalabilirler.
Sermayesi tamamen ödenmemiş bir şirket iflas eder veya tasfiyeye tabi tutulursa, şirketin borçlarını ödeyebilmesi için hisse sahiplerinden taahhütlerinin henüz ödemedikleri kısmı talep edilebilir. Böylece, hisseleri devralan aynı taahhütleri de devralmış olur.
Ancak, hisse senedi sahibinin mali sorumluluğu sadece hisse senedi sahibi olmaktan ziyade kuruluşa veya sermaye artırımına iştirak ederken imzaladığı taahhütnameden ileri gelmektedir. Hiçbir taahhütname imzalanmadan potföy yatırımı yapan bir kimsenin sahibi bulunduğu tamamı ödenmiş hisse senetlerinden dolayı herhangi bir mali sorumluluğu söz konusu değildir. Bedeli tamamen ödenmemiş nama yazılı hisse senetlerini elinde tutan kimse, pay defterine kaydedilmekle şirkete karşı geri kalan bedeli ödemekle yükümlü olur. Diğer yandan, söz konusu, mali sorumluluk da, kuruluş veya sermaye artırımı dolayısıyla iktisap edilen senetlerin nominal değeri ile sınırlıdır. Temerrüt faizleri ve taahhütnameye derc olunan cezai şart ve tazminatlar bunun dışındadır.
Arif UĞUR
-dünyagazetesi-


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla