• Reklam
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    arsenik799 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-01-2006
    Mesajlar
    5,043
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Mutlu İslam ve Kadın

    Medeniyet kadına çok şey borçludur, ilkel cemiyetlerde erkek, avcılıkla meşgul olurken kadın çadır civarındaki yenilebilir kök ve meyveleri toplayarak yaşama kavgasına katkıda bulunuyordu.

    Tohumları toprağa ekmek suretiyle ilk muntazam ziraatı gerçekleştiren de belki kadındır. Giyim eşyalarını, lüzumlu kap-kaçağı hep kadın yapıyordu. Kısacası "Yuvayı yapan dişi kuş" idi. Erkeğin çobanlık ve avcılık gibi işlerden başka işlerle uğraşmamaları sebebiyle, ticaret dahi kadının inhisarında idi. Kadın zamanla erkeği de bu gibi işlere alıştırarak onu sosyal yönden eğitmiştir. Hayvanı ehlileştirerek ziraate sokan da yine kadındır. Kadının böyle bir ekonomik üstünlüğü erkeğe kaptırmasından sonra bir çok haklarının elinden alındığını savunanlar vardır. Oysa, gerek bu merhalede ve gerekse daha sonraları köle gibi kullanılmış olması ve ezilmesi, onun fizik gücü yönünden erkekten daha zayıf yaratılmış bulunmasındandır.

    Tabiidir ki, kadının zayıf yaratılmış olması onun köleleştirilmesi için bir sebeb değildir. Ama anlayışsız topluluklar bu durumu istismar etmişlerdir. Türkler gibi sosyal durumları ve medeniyetleri eskiden beri çok yüksek cemiyetler hariç, hemen hemen dünyanın her yerinde kadın horlanmış, ezilmiş, köleleştirilmiştir. Dünyanın bir çok yerinde kadın, kocası öldüğü zaman mülk olarak miras bırakıldı. Fiji, Hindistan, Salemon Adaları gibi yerlerde, kocası öldüğü zaman erkeğine hizmete devam etsin gerekçesi ile kadın öl dürülerek onunla birlikte gömüldü. Veya kocasının ardından kendi canına kıyması istendi. Bir baba karısını, kızlarını, dilediği gibi satmakta, hediye etmekte, ödünç vermekte serbestti. Kadın için, "insan mıdır hayvan mıdır?" şeklinde tartışmaların olduğu ülkeler vardır. Ana hakkına çok önem veren Kızılderililer de bile en ağır işler kadına gördürüldü ve ondan "Köpek" diye söz edildi. Kız çocuğu doğurmak bir kadın için züldü. Erkek için utanma vesilesi idi. Bazı analar ilerde kız çocuğunun başına gelecekleri düşünerek, ona iyilik olsun diye öldürmüşlerdir. Yeni Kaledonya'da erkek içerde uyurken kadın dışarıda yatıyordu. Mabedlere köpekler girebiliyor ama kadınlar giremiyordu. Chippevva'ların reisine göre, kadın her işi yapabilir, çadırları kurar, söker, yük taşır, giyim-kuşamı sağlar, bozulan aletleri tamir eder, her şeyi yapar. Ayrıca çok ucuza da mal olur. Çünkü yemekleri de kadın pişirdiği, için , kıtlık zamanlarında bir şey yemeden, parmaklanır, yalayarak dahi yaşayabilir.

    Hz. Muhammed'in (S.A.S.) doğduğu yıllarda Arap yarımadasında kadının durumu yukarıda anlatılandan pek farklı değildi. Üstelik dünyanın pek çok yerinde de böyle idi. Kadın alınıp-satılıyor, ağır işlerde çalıştırılıyor, cinsel acıdan tam bir serbesti içinde bulunuyordu. Kız çocuklarının kumlara gömülerek öldürüldüğü herkesçe bilinmektedir. Bir kadın evinin damına bir bayrak çekmek suretiyle istediği kadar erkekle temas kurabiliyor ve bu durum tabii karşılanıyordu. Kadının ailedeki ve sosyal yapıdaki müsbet yönleri tamamen unutulmuş bulunuyor, hesaba katılmayan bir mahlûk addediliyordu.

    Kadını bu korkunç durumdan Hz. Muhammed (S.A.S.) ve onun Allah'tan getirdiği hükümler kurtarmıştır. Kadını cemiyetteki gerçek yerine İslâm dini yerleştirmiş, onu şeref sahibi yapmıştır. Her türlü kölelikle mücadele eden İslâm dini, kadını köle haline getirecek ne kadar eski inanç ve hükümler varsa hepsini ortadan kaldırmış ve bir daha geri gelmemelerini sağlayacak ebedî kaideler koymuştur.

    İslâm dininin kadın hakkındaki tutumu konusunda cemiyetimizde pek çok yanlış kanaatler mevcuttur. Bunların kasıtlı olarak çıkarılıp yayıldığı inancındayız. Kadının geçmişini bilmeden ve bugünkü durumunun onu nereye doğru sürüklediğini düşünmeden verilecek hükümler isabetli olamaz.

    İslâm sağlam bir aile düzeni kurarak, kadına orada çok şerefli bir yer vermiştir. Kadın bu aile içinde rakipsiz eğitimcidir. Evin ekonomisini o düzenler. Ailenin dışarı acılan penceresidir. Kadınsız bir ev halkının diğer ailelerle münasebet kurması pek zordur. Çocuklar hayatları boyunca kendilerini ihata edecek ilk terbiyeyi anneden almaktadır. Kadın ırz ve namusunu İslâm aile anlayışı ile korumuştur. İslâm temiz soya önem verir. Temiz soyları da ancak meşru evliliğin ortaya çıkarttığı aileler sağlayabilirler.

    "Rabbin yalnız kendisine tapmanızı ve ana-babaya iyilik etmeyi buyurmuştur. Eğer ikisinden biri veya her ikisi senin yanında iken ihtiyarlayacak olursa, onlara karşı öf bile demeyesîn, onları azarlamayasın. İkisine de hep tatlı söz söyleyesin. Onlara acıyarak alçak gönüllülük kanatlarını ger. Ve Rabbim beni küçükten yetiştirdikleri için sen de onlara merhamet et de." (1)
    ifadeleri Kur'an-ı Kerim'i n ebeveyne, dolayısı ile anaya ne kadar önem verdiğini göstermektedir.
    İslâmda kadından istenen ibâdetlerin yanı sıra, ırzını koruması, evine, çocuklarına, kocasına bağl! olmasıdır. Elbette erkek de aynı şeylerden sorumludur. Bu şartlarla kadın, tarlada, devlet dairesinde çalışabilir, ticaret yapar, icabettiğinde savaşa bile gider..
    İslâm, kadını hor görmemiştir ki, onu bu işlerden men ve cemiyetten tecrit etmiş olsun. Kadının bedenen erkekten zayıf olması sebebiyledir ki, "Erkekler, kadınlar üzerinde idareci ve hâkimdirler." (2) âyeti ile aile reisliği erkeğe verilmiştir. Bu durumu kadın için bir eksiklik görmek doğru değildir. Erkeğin de kadından zayıf olduğu yerler vardır. Şefkat ve sevgi yönünden kadın da erkekten üstündür. Allah her iki cinsi böylece dengeleyerek yaratmıştır.
    "Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi kadunların da onlar üzerinde hakları vardır." (3)
    Her iki cins de birbirine muhtaç ve Allah katında eşittir. Allah, müjdeleyici veya korkutucu âyetlerinde erkeği ve kadını hep beraber anmıştır:
    "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridir. İyi emreder, kötülükten ahkorlar, namaz kılar, zekat verirler, Allaha ve peygambere itaat ederler. İşte Allah bunlara rahmet edecektir. Allah şüphesiz güçlüdür, hakimdir. Allah mü-
    min erkeklere ve mümin kadınla" temelli kalacaktan, içlerinden ı maklar akan cennetler, Adn cenne Serinde hoş meskenler vaad etml îir.." (14)
    Ceza vaadeden âyetlerde de ki dm ve erkek kâfirler yine berâbı anılmıştırlar. Allah katında kadın c erkek de aynı derecede mükellefti
    Câhiliye cağında Araplar arasıı da kız çocuğunun itibar görmeme nin ne kadar yanlış olduğunu Ku an-ı Kerim şöyle açıklamaktadır:
    "Aralarında birine bir kızı oldı ğu müjdelendiği zaman içi gamla d" larak yüzü simsiyah kesilir. Kene sine verilen kötü müjde yüzünde halktan gizlenmeğe çalışır; onu utt na utana tutsun mu, yoksa topraç m; gömsün? Ne köîü hükmediyo lar?" (5)
    Ve toprağa gömülerek öldüri len kız çocuğunun hesabının soruk cağını vaadediyor:
    "Güneş durulup ışığı kaîmadîj zaman, yıldızlar düşüp söndüğü zc man, dağlar yürütüldüğü zaman, d< ğurması yaklaşmış develer başıbc bırakıldığı zaman, yabanî hayvanlc bir araya toplatıldığı zaman, denizi* kaynaştırıldığı zaman, canlar bedeı lerle birleştirildiği zaman, KIZ ÇOCl UNUN HANGİ SUÇTAN ÖTÜRÜ Öl DURULDUĞU KENDiSiNE SORU! DÜĞÜ ZAMAN..."
    İslâm, cahili', çoğm ne kaJar kc tuluğu var ise, onları ortadan kaldı mış, kadının gasbedilen bütün hal larını iade etmiştir. İslâm cemiyeti" de kadın evinin hanımı, çocuklarını öğretmeni, tarlada, çarşıda, devle kapısında, hattâ orduda hizmet yepan saygıdeğer bir kimsedir. Köle değildir, alınıp-satılmaz, mirastan hak sahibidir, rızası olmadan hiç bir erkekle evlenmeğe zorlanamaz, horlanmak şöyle dursun; yücelmiştir. Çünki, "Cennet anaların ayağı altındadır."
    Dinimizde çoğu defa farkına varamadığımız, teferruattan sayılan, olay, prensip ve hükümler mevcuttur ki onlardan ders almamız gerekir. İslâmın, akrabalık bağlarını kesmemeyi emreden âyetlerinde temiz soy şuuru, millî duygu emareleri sezilmiyor mu?
    Herhangi bir ibâdetin terkinden dolayı keffaret gerektiğinde, "Köle azâd etmek" şartının İslâmın bu müessese ile ebediyyen mücâdele kararında olduğunu gösteren bir inceliği yok mudur?
    İşte bunlar gibi, evlenirken Peygamberimizden yaşlı olan, ticâretle-uğraşan, cemiyet içinde temayüz etmiş örnek kadın Hz. Haticenin bu halleri de bizi İslâmdaki kadının durumu hakkıda bir fikir sahibi yapmalıdır. Bu mübarek kadının vefat ettiği yıla (Aynı yıl Ebû Tâlib de vefat etmiştir) Müslümanlar "Üzüntü yılı" adını vermişlerdir.
    Hz. Aişeye gelince; Hz. Ebû Bekrin kızı olan bu büyük kadın, ilmi ile ünlüdür. Hz. Peygamberin vefatından sonra asnab her konudaki müşküllerini ona sorarak halletmişlerdir. Cebrail (A.S.) m kendisine Peygamber ile selâm yolladığı bilinmektedir.
    Ata İbn-i Ebî Reban: "Aişe insanların en fâkihi, en âlimi, ümmet hakkındaki rey ve içtihadında en gü-
    ze! isabet edeni idi." diye onu öğ-müştür. Urve ise; "Fıkıhda, tıbda, şiirde ve eyyâm-ı Arabda Aişe derecesinde fazileti hâiz hiç bir kimse görmedim." demektedir. (7)
    Peygamberimiz; "Sizden birisi aileden ayrılığını uzattığı zaman, evine gece vakti ansızın gelmesin." buyuruyor. (8)
    Çünki, gece ansızın eve giren koca, karısını dağınık ve kendisini koyvermiş bir halde bularak onu utandırabilir. Sonra, gece ansızın eve gelmek kadının kusurlarını aramak mânâsına gelebilir. Veya kadının, "Kocam benden şüphe mi ediyor" şeklinde düşünerek üzülmesine se-beb olabilir.
    Yeryüzünde kadına bu derece hürmet eden, itibar gösteren başka bir din yoktur.
    Hz. Muhammed (S.A.S); "Her kimin Allaha ve âhiret gününe imanı varsa, o mümin kişi komşusuna eza ve cefa etmesin. Bir de ey müminler size kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet edip dilerim.." (9) buyurmaktadır.
    Kuran-ı Kerimde ve Hadîs-i Şeriflerde daha bunlar gibi, İslâmda kadına verilen değer ve itibar gösteren pek çok hükümler mevcuttur.
    Sonuç olarak; kadının İslâm cemiyetlerinde hak sahibi olmadıkları, ezildikleri, kafese kapatıldıkları, köle muamelesi gördükleri şeklindeki kanaatler, ya cehaletin veya kaşıtın eserleridir.
    Aslında, kadınların haklarına saygı göstermeyen, onları ezen, kö-leleştiren, şeref ve itibarlarını aya'k->lar altına alan günümüzün insanlığıdır. Aktüalite basınında, kadın tiraj artımına yemlik yapan çıplak bir varlıktır. Sinemada kırbaçla, tekme ile dövülen bu halleri herkesçe seyredilen bir âciz varlıktır. Eğlence dünyasının mihveri, bu dünyada daha modern tarzda alınıp satılan bir köledir.
    Kadın süratle Hz. Peygamberden (S.A.S.) önceki câhili çağdaki durumuna doğru sürüklenirken, kadınlar adına söz sahibi olan bir takım kuruluşlar bu vaziyetten rahatsız olmak şöyle dursun, "Kadının cinsel özgürlüğü" "Kadının ekonomik bağımsızlığı" gibi garip sloganların peşine düşmüşlerdir. Günümüz kadının şeref, itibar ve namusuna zarar getirecek uygulamalar karşısında susmuşlar, onları yalnız bırakmışlardır.
    Şuna yürekten inanıyoruz ki, ka dm cemiyetteki gerçek yerine ancak
    İslâmın getirdiği hükümlerle oturabi lir.
    Kadının "Özgürlük" sloganı ile başıboş heva-heves peşinde, gaye siz, ilimsiz bırakılması ona olan say gıyı yok etmiştir.
    Kadına gereken değeri vermeyeı milletler, mületlikten çıkıp, yığın haline gelmeğe mahkûmdur.
    Hicretin 1400. yılında bu hu sus derin derin düşünmemiz gerek mektedir.


    1 - Isra Sûresi: 23. 24
    2 - Nisa Sûresi: 34
    3 - Bakara Sûresi: 228
    4 - Tevbe Sûresi: 71-72
    5 - Nahl Sûresi: 58-59
    6 - Tekvir Sûresi: 1-9
    7 - Sahihi Buhşrî, cilt: 9, sh. 404
    8 - Sahih-i Buhâıî. cilt: 11, sh. 326
    9 - Sahihi Buhârî. cüt: 11, sh. 305


    kaynak

    (1881-....)


  2. #2
    burakyesilcay adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-09-2005
    Mesajlar
    1,153
    Karizma Gücü
    0
    Erkeğin kadını üstünde hakkı olduğu gibi kadınında Erkek üstünde Hakları vardır...
    Peygamberimizin bu konu hakkında söyledikleri dinlenmeden bilinmeden kadına bir çok kötü davranış İslamiyeten bilinmektedir..
    Ve hatta Eşine saygılı davranan Namaz da kılan Erkekler dahi
    Allah'ın bu konudaki emirlerini ve Peygamberimizin sözlerini bilmemektedirler..
    TürkYaşam Tavsiyesi: Görüşlerinden Dolayı Karşı Tarafı Damgalayan Öküzlerden İnsanlık Namına Uzak Durun...

    Alıntı M. Fetullah Gülen tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yeryüzünde Müslümanın Saçı-Sakalı ile Uğraşıyorlar, Benim Şerefimle Uğraşmışlar Çok mu?..
    Zamanında Yöremize Halkı İrşad İçin Gelen Ancak Dilediğini Yapamayan Alimin Sözleri: "Ben Körler Çarşısında Ayna Satmışım, Keller Pazarında Tarak Satmışım" Nice Körler Varda, Bakar Kör


    Yüzyılın Sorusu Karga Hristiyan mı Müslüman mı? Cevabı 2 Ay Sonra

  3. #3
    NO_ESCAPE+
    Ziyaretçi
    Alıntı arsenicgirl799 tarafından gönderildi.
    Kadını bu korkunç durumdan Hz. Muhammed (S.A.S.) ve onun Allah'tan getirdiği hükümler kurtarmıştır. Kadını cemiyetteki gerçek yerine İslâm dini yerleştirmiş, onu şeref sahibi yapmıştır. Her türlü kölelikle mücadele eden İslâm dini, kadını köle haline getirecek ne kadar eski inanç ve hükümler varsa hepsini ortadan kaldırmış ve bir daha geri gelmemelerini sağlayacak ebedî kaideler koymuştur.

    İslâm dininin kadın hakkındaki tutumu konusunda cemiyetimizde pek çok yanlış kanaatler mevcuttur. Bunların kasıtlı olarak çıkarılıp yayıldığı inancındayız. Kadının geçmişini bilmeden ve bugünkü durumunun onu nereye doğru sürüklediğini düşünmeden verilecek hükümler isabetli olamaz.
    arsenicgirl799 çok teşekkür ederim.. müthiş ve iyi bilinmesi gereken önemli hususları içeren bir konu açmışsın... görülüyorki yüce yaratıcı tarafından seçilmiş insanın güzel uygulamaları sayesinde kadın insan sayılmıştır.

    Ama, ne yazık ki günümüzde siyasi otorite, iktidar ve rant kaygısı yüzünden din tamamen kişilerin, grupların, tarikatların vs oluşumların egolarına hizmet eder hale sokuldu..
    Günümüzde kadınlarımız çağımızın gerisine itilmeye çalışılıyor.. bunu giyim-kuşam ve davranışlarına müdahele edilerek görebiliyoruz.. hatta, Sünnetler ve yüce kitabımız Kur'an farklı yorumlanarak kadın yok sayılmaya çalışılıyor.
    tüm bu sorunlar, Kur'an ve sünnetler ışığındaki gerçek dini yaşadığımızda çözülecektir.
    sevgilerimle.

  4. #4
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Erkeğin kadına karşı olan vazîfelerini (Mürşid-ül-müteehhilîn) kitâbı uzun yazmakdadır. :

    Ey azîz! Erkeğin zevcesi ile görüşmesinde, otuz şeyi yapması lâzımdır:

    1 — Ona karşı her zemân, güzel huylu olmalıdır. [Allahü teâlâ iyi huylu olanları sever. Huysuzları sevmez. Bir insanı incitmek harâmdır. İşkence yapanın evlenmesi harâmdır.]

    2 — Ona karşı her zemân, yumuşak davranmalıdır.

    Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Müslimânların en iyisi, en fâidelisi, zevcesine karşı iyi ve fâideli olandır).

    3 — Eve gelince zevceye selâm vermeli, [ya’nî selâmün aleyküm demeli] ve nasılsın? diye hâtırını sormalıdır.

    4 — Onu tenhâda neş’eli görünce saçlarını tutup, okşamalı, gülerek, bûs etmeli ve sarılmalıdır.

    5 — Tenhâda üzüntülü görünce, onu çok sevdiğini, acıdığını söyleyip hâlini sormalı, tatlı şeyler söylemelidir.

    6 — Yapamıyacağı şeyleri bile söz vererek gönlünü almalıdır. Çünki o, evinde kapalı, başkalarından ümmîdsiz ve yalnız kendisine alışmış olan dostu, dert ortağı, ekmek vericisi, kendini neş’elendiricisi, çocuklarını yetişdiricisi ve ihtiyâclarını gidericisidir.

    7 — Çocukları terbiyede, ona yardım etmelidir. Çünki, bebek, anasına, gece gündüz ağlayıp, hiç râhat vermez. Onu insâfsızca üzen bir alacaklıdır. O hâlde, ona imdâd edene, Allahü teâlâ yardım eder.

    8 — Zevcesine, memleketde âdet olan elbisenin, çamaşırın en kıymetlisini giydirmelidir. Ev içinde, her istediği, güzel şeyleri giydirmelidir. Sokağa çıkarken, bunları da örtmeli, yabancıya göstermemelidir.

    9 — İyi şeyler yidirmelidir. Zengin ise, halâl olan herşeyi almalıdır. Ona geniş, kullanışlı, sıhhî ve islâm hanımına yakışan elbise ve nefîs ta’âm te’mîn etmeği, kendine borc bilmelidir. [İmâm-ı Gazâlî “rahmetullahi aleyh” (Kimyâ-i se’âdet)in yüzkırkbirinci sahîfesinde diyor ki, (Zevcenin nafakasını sıkmamalı, isrâf da etmemelidir. Âilenin nafakasına verilen paranın sevâbı, sadaka sevâbından dahâ çokdur. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Gazâ için sarf edilen, köle âzâd etmek için, fakîre sadaka vermek için ve evindekilerin nafakası için sarf edilen altınların en üstünü ve sevâbı çok olanı, evin nafakasına verilen altının sevâbıdır.) İbnî Sîrîn “rahmetullahi teâlâ aleyh” buyuruyor ki, (Hiç olmazsa haftada bir kerre tatlı yidirmelidir.) Nafaka te’mininden âciz olanın evlenmesi harâmdır. Yemeği yalnız yimemelidir. Çoluk çocukla yimek sevâbdır. En mühim şey, nafakayı halâlden kazanıp, halâlden yidirmekdir).]

    10 — Zevcesini döğmemelidir. (Dürr-ül-muhtâr) üçüncü cild, yüzseksensekizinci sahîfedeki suçlardan birini işlerse, onu ta’zîr etmesi, edeblendirmesi câiz olur ise de, yine vâcib olmaz.

    [Ba’zı kimseler, Nisâ sûresi otuzüçüncü âyetinde, kadınların döğülmesi emr olunuyor diyorlar. Hâlbuki, bu âyet-i kerîmede meâlen, (Erkekler, kadınlar üzerine hâkimdirler. Çünki, Allahü teâlâ, ba’zı kullarını ba’zısından üstün yaratmışdır. Hem de, erkekler, kendi mallarını, onlar için harc ederler. Kadınların iyileri, Allahü teâlâya itâ’at eder ve zevclerinin haklarını gözetirler. Zevcleri hâzır olmadıkları zemân, onların nâmûslarını ve mallarını, Allahın yardımı ile korurlar. Hıyânet etmesinden korkduğunuz kadınlara, zevc haklarını öğretin ve tatlı sözlerle nasîhat edin! Onları yatağınızdan ayırın. Yine uslanmaz iseler, hafîf döğün! Uslanırlarsa, onları üzecek şey yapmayın!) buyuruluyor. Görülüyor ki, mala ve nâmûsa hıyânet etmiyen kadınları döğmek değil, onları hiçbir sûretle üzmek câiz değildir. Hâin olanları da, yumruksuz açık el ile veyâ düğümsüz açık mendil ile hafîf vurarak islâh etmeğe izn verilmişdir. Nâmûsa ve mala hiyânet edenlere, her hükûmet, her kanûn, ağır cezâ yapmakdadır. İslâmiyyet, kadınlara, çok kıymet verdiği, çok acıdığı için, hâin olanlarını kanûn pençesine düşürmeden önce, hafîf vurmakla islâh edilmelerinin de tecribe olunmasını emr etmekdedir.

    Bir hadîs-i şerîfde buyuruldu ki, (Bir erkek, zevcesini döğerse, kıyâmetde ben onun da’vâcısı olurum). Dünyâ işlerindeki kusûru için, döğmek şöyle dursun, acı, sert bile söylememelidir.

    Kadınların kalbleri ince, nâzik ve aklları noksân olduğundan, birbirlerine hased edenleri çokdur. Bu bakımdan, bilhâssa yeni evliler, uyanık olmalı, ana, kız kardeş ve başka kadınların, zevcesini çekişdirmelerine aldanmamalı, böyle şeyler söylenmesine fırsat vermemelidir. Böyle sözlere uyarak zevcesini incitmekden çok çekinmelidir.

    Anası ve kız kardeşleri için zevcesinin söylediklerine karşı da uyanık olmalı. Anaya eziyyet olunmasına hiçbir sûretle göz yummamalıdır. Anasına, kendisi, zevcesi ve çocukları, herhâlde saygı göstermelidir. Ana babaya, kayın vâlide ve kayın pedere hurmet, hizmet edilmesi birinci vazîfe olmalıdır. Büyüklerin rızâsını, düâsını almağa çalışmalı, hayr düâlarını, büyük kazanc bilmelidir].

    11 — Allahü teâlânın emrlerini yapmak husûsunda olan kusûru için, bir günden çok dargın durmamalıdır.

    12 — Zevcesinin huysuzluklarını yumuşak karşılamalıdır. Çünki, kadınlar iğri kaburga kemiğinden yaratılmışdır. Aklları ve dinleri erkeklerden azdır. Erkeğe emânet olunmuşlardır. Gülerek, tatlılıkla geçinmek için alınmışlardır.

    [Aklı olan zevc ve zevce, birbirlerini üzmezler. Hayât arkadaşını üzmek, incitmek, ahmaklık alâmetidir. Zâlim, huysuz kimsenin hayât arkadaşı devâmlı üzülerek a’sâbı bozulur. Sinir hastası olur. Sinirler bozulunca, çeşidli hastalıklar hâsıl olur. Hayât arkadaşı hasta olan bir eş, mahv olmuşdur. Se’âdeti sona ermişdir. Eşinin hizmetinden, yardımlarından mahrûm kalmışdır. Ömrü, onun dertlerini dinlemekle, ona doktor aramakla, ona, alışmamış olduğu hizmetleri yapmakla geçer. Bütün bu felâketlere, bitmiyen sıkıntılara kendi huysuzluğu sebeb olmuşdur. Dizlerini döğmekde ise de, ne yazık ki, bu pişmânlığının fâidesi yokdur. O hâlde, ey müslimân! Hayât arkadaşına yapacağın huysuzlukların, işkencelerin zararlarının kendine de olacağını düşün! Ona karşı, hep güler yüzlü, tatlı dilli olmağa çalış! Bunu yapabilirsen, rahât ve huzûr içinde yaşar, Rabbinin rızâsını da kazanırsın!]

    13 — Zevcesinin ahlâkında bir değişiklik görürse, kabâhati kendinde bulup, ben iyi olsaydım, o da böyle olmazdı, diye düşünmelidir. Evliyâdan birinin zevcesi, huysuz idi. Buna hep sabr eder, soranlara derdi ki, eğer onu boşarsam, ona sabr edemiyen biri alır da, ikisinin birden felâkete düşmelerinden korkarım. Büyükler “rahmetullahi teâlâ aleyhim ecma’în” buyurmuş ki, (Bir kimse âilesinin huysuzluğuna sabr ederse, altı şey, ziyândan kurtulur: Çocuk dayakdan, tabak bardak, kırılmakdan, ahırdakiler döğülmekden, kedi sövülmekden, müsâfir gücendirilmekden, elbise yırtılmakdan kurtulur). Bunlar, (Şir’at-ül-islâm)da da yazılıdır.

    14 — Ehli kızınca, susmalıdır. Böylece kadın, pişmân olup, özr dilemeğe başlar. Çünki o, za’îfdir. Susunca mağlûb olur.

    15 — Ehlinin iyiliği çoğalıp, her işi seve seve yapınca, ona düâ etmeli ve Allahü teâlâya şükr etmelidir. Çünki, uygun bir kadın büyük ni’metdir.

    16 — Zevcesi ile öyle olmalıdır ki, zevcim beni herkesden çok seviyor, bilsin.

    17 — Bakkal, kasab, çarşı, pazar işlerini aslâ ona bırakmamalı, evin idâresinde onun fikrini sormalı, dışardaki, büyük işleri söyliyerek, onu üzmemelidir.

    18 — Zevcesinin câhilce hareketleri için dâimâ uyanık bulunmalıdır. Çünki, Âdem babamız “aleyhissalâtü vesselâm”, ehli, Havvâ anamızın da’veti üzerine, yanlış iş işledi. Evde hâkim, âmir erkek olmalıdır. Kadın değil.

    19 — Zevcesinin, günâh olmıyan kusûrlarını görmemezlikden gelmelidir. Günâh iş ve sözden vazgeçmesini ve nemâza, oruca ve gusl abdesti almağa devâm etmesini tatlı ve yumuşak sözlerle nasîhat etmelidir. Kıymetli elbise ve zînet eşyâsı alacağını va’d ederek ibâdetleri yapdırmalı, günâhlarını önlemelidir.

    20 — Zevcesinin ayblarını, sırlarını, herkesden gizlemelidir.

    21 — Zevcesine latîfe, şaka söylemeli ve kadın gibi olup, oyunlar yapmalıdır. Nitekim, Allahü teâlânın sevgilisi “sallallahü aleyhi ve sellem”, ezvâc-ı mütahherasına karşı, insanların en zarîfi idi. Hattâ bir kerre Âişe “radıyallahü anhâ” ile yarış etdi. Âişe vâldemiz geçdi. Bir dahâ yarış etdiklerinde, Server-i âlem “sallallahü aleyhi ve sellem” geçdi. Müslimânın ehli ile oynaması, boş ve günâh değildir, sevâbdır.

    İbni Âbidîn beşinci cild, 253. cü sahîfede diyor ki, (Lu’b, la’ib, lehv ve abes, hepsi oyun ile vakt geçirmekdir. Nerd, ya’nî tavla oynamak, satranc, ondört taş oynamak ve bütün çalgıları çalmak ve dinlemek, raks, dans etmek, hokkabazlık, şaklabanlık etmek, başkaları ile alay etmek, el çırpmak, hep oyun olup, tahrîmen mekrûhdurlar. Devâmlı yapılırsa veyâ farzları yapmağa mâni’ olurlarsa ve kumâr ile yapılırsa, sözbirliği ile harâm olurlar. Def ve kaval, ney çalmak ve dinlemek de böyledir. Hadîs-i şerîfde, (Her dürlü lehv harâmdır. Yalnız, zevce ile oynamak, at ve silâh ile ta’lîm, yarış yapmak câizdir) buyuruldu. Harbe hâzırlanmak için, güreş câizdir). Futbol oynamak, çeşidli bakımlardan harâm olmakdadır.

    22 — Zevcesini cadde üstünde, parklara, oyun yerlerine, spor sâhalarına, mekteblere karşı olan evlerde oturtmamalı, yabancı erkekleri görmesine, onlarla konuşmasına sebeb olmamalıdır. Mescide yakın ve sâlih müslimân komşular arasında oturtmalıdır. [38. ci maddeye bakınız!] Sâlih komşular, bunların birbirlerine zulm, işkence yapmalarına mâni’ olurlar. Nasîhat ederler. Yardımlarına koşarlar. Mahkemede, haklı olana şâhidlik yaparlar. Böyle mahalleye, böyle şehre hicret etmek vâcibdir. Müslimânlar, âilesini, iyi havalarda, çayırlara, su kenârlarına, harâm bulunmıyan, kalabalık olmıyan yerlere götürerek gezdirmeli, hava aldırmalıdır. Ta’til günlerinde, kalabalık zemânlarda gezdirmemelidir. Fısk meclislerine götürmemelidir. Birinci kısmda, ellisekizinci madde sonuna bakınız!

    23 — Zevcesini, islâmiyyetin yasak etdiği şeklde tahsîle, vazîfeye, fitneye sebeb olan yerlere göndermemelidir. (Behcet-ül-fetâvâ) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” diyor ki, (Kadınlar câmi’de, erkeklere verilen va’zı dinlemeğe gelirlerse, vazîfelilerin bunları men’ etmesi lâzım olur). [Mevlid dinlemeğe gelmeleri de böyledir.]

    (Hadîka)da, bütün bedenle yapılan günâhların otuzikincisinde diyor ki: Hür olan kadının, yanında zevci veyâ ebedî mahremlerinden biri olmadan yüzdört kilometre uzağa gitmesi harâmdır. Kadınlar çok olsa da harâmdır. Yâ Resûlallah, zevcem hacca gidiyor denildikde, (Sen de berâber git!) buyurdu. (Mahrem) demek, kadınla evlenmeleri ebedî harâm olan, soydan, sütden veyâ nikâhdan akrabâları demekdir. Kız kardeşin, teyzenin, halanın zevcleri mahrem değildirler. Çünki bu kadın, bunlarla evlenebilir. Birinci kısm, ellisekizinci maddeye bakınız! Zimmî mahremi de, müslimân mahremi gibidir. Fâsık olan, emîn olmıyan ve bâlig olmamış küçük mahremi ile gitmesi câiz değildir. Bâlig olmamış gösterişli kızlar da, kadın gibidirler. Kadınların mahremsiz olarak sefere gitmelerinin harâm olduğunu hanefî âlimleri sözbirliği ile bildirmişlerdir. Şâfi’î mezhebinde emîn olunan kadınların toplu olarak mahremsiz, yalnız hacca gitmeleri câizdir. Yanlarında hiçbir erkeğin bulunmaması ve fitne çıkmamasından emîn olmaları lâzımdır. [Hanefî mezhebinde olan kadınların Şâfi’î mezhebini taklîd ederek mahremsiz hacca gitmeleri câiz değildir. Bir hanefînin Şâfi’î mezhebini taklîd etmesi, ancak bir farzı yaparken veyâ harâmdan sakınırken karşılaşdığı haracdan, sıkıntıdan kurtulması için câiz olur. Câiz olduğu zemân da, taklîd edilen mezhebin bütün şartlarına uymak lâzım olur. Haccın hepsini Şâfi’î mezhebine göre yapmaları lâzım olur. Çünki, bir ibâdeti yaparken, harac [sıkıntı] yok iken, iki mezhebi karışdırmak (Telfîk) olur. Müleffikın ibâdeti sahîh olmaz. Bâtıl olur.] (Hadîka)dan terceme temâm oldu.

    24 — Zevcesine Kur’ân-ı kerîm okumasını, farzlardan, harâmlardan, ona lâzım olanları öğretmelidir. Allahü teâlânın emrlerini ve yasaklarını bilmiyen ve zevcesine ve çocuklarına öğretmiyen, Cehennemde azâb çekecekdir.

    25 — Ehlinden iznsiz, nutfeyi ondan azl etmemeli ve muvâka’ada, o râhatlanmayınca ferâgat etmemelidir. İbni Âbidîn “rahime-hullahü teâlâ” nikâhda kısmeti anlatırken diyor ki, (Bir kerre cimâ’ ile zevcenin hakkı ödenmiş olur. Tekrârlamak diyâneten vâcibdir. Kadâen vâcib olmaz. Ya’nî kadın, hâkime mürâceat edemez. Tekrârını taleb etmek zevcenin de hakkı olup, taleb edince zevc üzerine vâcib olur. Bu husûsda zemân ve adet bildirilmedi). İfrâtı bedene, tefrîti rûha zarar verir. Dört geceden fazla boş bırakmamalı, denildi. Hayz hâlinde, ya’nî âdet zemânında, ona tekarrüb, ya’nî yaklaşmak harâmdır. Büyük günâhdır. Âdet (regle) on günden sonra kesilirse, gusl etmese bile, muvâka’a câiz olur. On günden önce, fekat âdet temâm olunca, kesilirse, gusl etdikden veyâ bir nemâz vakti geçdikden sonra câiz olur. On günden ve âdetden önce kesilirse, gusl etse dahî, âdeti olan günler temâm oluncıya kadar, âilesi ile cimâ’ câiz olmaz. Fekat, bu zemân içinde, nemâz kılması ve oruc tutması lâzımdır. Birinci kısmda, ellidördüncü maddeye bakınız!

    26 — Zevce, yalnız evde zevcine karşı süslenip, başka kimselere süslenmemelidir. Zevcesi ve kızları açık gezen erkekler, onlarla birlikde Cehenneme gidecek, çok acı azâb çekeceklerdir.

    27 — Zevcesinden iznsiz sefere, hattâ nâfile hacca gitmemelidir.

    28 — Zevcesi nemâz kılıyor ve kendisine itâ’at ediyorsa ve yabancı erkeklere açık saçık görünmiyorsa, ondan başka evlenmemelidir. Zîrâ, zevceleri arasında adâlet ve müsâvât yapmıyanlar Cehenneme gideceklerdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (İki zevcesi olup da, ikisine müsâvî bakmıyan kimse, kıyâmet günü, mahşer meydânına yarı iğrilmiş olarak gelecekdir).

    29 — Zevceye, gamını, kederini, düşmanlarını, borclarını söylememelidir.

    30 — Ona, yanında ve olmadığı zemânlarda, hep hayr düâ etmeli, fenâ düâ etmemelidir. Çünki, gece gündüz onun için çalışmakdadır. Onun ekmekcisi, aşçısı, terzisi ve hamâmcısı ve malının bekcisi ve yoldaşı ve mûnisi ve yârı ve nigârıdır
    (Kimyâ-i se’âdet) sâhibi “rahmetullahi teâlâ aleyh” yüzkırküçüncü sahîfesinde buyuruyor ki, (Erkeğin vazîfelerinden onikincisi, zevcesini boşamamakdır. Allahü teâlâ, bütün mubâhlar [ya’nî izn verdiği şeyler] içinde yalnız, talâk vermeği [ya’nî boşamağı] sevmez. Zarûret olmadıkca, birini incitmek câiz değildir).
    ELVAN YÖRÜĞÜ

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0
    12 — Zevcesinin huysuzluklarını yumuşak karşılamalıdır. Çünki, kadınlar iğri kaburga kemiğinden yaratılmışdır. Aklları ve dinleri erkeklerden azdır. Erkeğe emânet olunmuşlardır. Gülerek, tatlılıkla geçinmek için alınmışlardır.
    işte benim itiraz ettigim nokta bu.( koyu yerler)
    bu dinimize gore dogrumu?

    daha once din dişi bircok hukumu burda vermiştim. isterseniz tekrar veririm.
    .

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Vay vay vay. kadınlar eğri kaburga kemiğininden de erkekler doğru kaburga kemiğindenmi yaratılmışlar? Böyle diye diye köle ce cariğye yaptınız kadınları essas kadınların ırzına islamiyette geçilmiştir.

    Dün Tv de ushuaia diye bir kanalda Afrikanın vahşi denilen insanlarını seyrettim. kadın erkek çıblak çalışıyorlardı. Her fert bir digerine son derfece saygılı idi. Hiç biri bu islam erkeği kadar kadına sarkmıyor ve kötü gözle bakmıyordu. Onların her biri islam erkeğinden daha edepli ve saygılı idiler.


    (NÛR suresi 33. ayet)

    Evlenme imkanı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar, sahibi bulunduğunuz köle ve cariyelerden , kendi bedellerini ödeyip azad edilmek için anlaşma yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen yazılı anlaşma yapın ve Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici varlığını kazanacaksınız diye, sakın namuslu kalmayı dileyen cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın. Her kim de onları fuhuşa zorlarsa, şüphesiz ki Allah, onların zorla bu işe sürüklenmesinden sonra, onları bağışlar, merhamet eder.

    s"akın namuslu kalmayı dileyen cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın" Peki zorlarsa cezası ne ? yok.
    Sadece zorlanan cariyeyi : "onları bağışlar, merhamet eder"

    Zorlayanın şöyle yaparım demiyor. Zorla yaptırıldığı için cariyeyi affederim diyor.

    İşte din bu kadın bu. Dinin kadına bakış açısı bu.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0
    cariyenin affedilecegini acıkca soyluyor zaten. ayeti kafana gore yorumlarsan olacagı budur.

    aytte cariyeler affedin onlara malarınızdan verin ( azad ederken) ve eger zorla ırzına gexcerseniz Allah cariyeleri affeder.
    .

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı tokatli tarafından gönderildi.
    cariyenin affedilecegini acıkca soyluyor zaten. ayeti kafana gore yorumlarsan olacagı budur.

    aytte cariyeler affedin onlara malarınızdan verin ( azad ederken) ve eger zorla ırzına gexcerseniz Allah cariyeleri affeder.
    Fuhuşa zorlamadan kasıt cariyeyi sahibinin ırzına geçmesi olayı değildir..

    Fuhuş para karşığı veilen hşzmettir. Eğer diyor cariyenize para karşığı başkaları ile cinsel birleşme yaptırırsanız size bir ceza yok . Ama cariyeyi bu işe zorla sürüklediğiniz için ben onu affederim. diyor.

    Yoksa cariyeye her zaman sahibi istediğini yapabilir.

    Eğer paranız yoksa bir cariye olmamış ( savaşta yenilemiş ) bir kadını bedeli karşılığında alın ve allahın size verdiği paradan cariyenin sahibine verin diyor. Verilecek para cariyeye değil cariyenin sahibinedir.

    Tekrar söylüyorum . Bu ayette iki olay var.
    1- Evlenmeye Parası olmayan cariyesini satan birinden para karşılığı alabilir..
    2- Cariyeyi para karşığı fuhuş yaptırmayın diyor. Eğer yaptırırsan sana ceza yok sedece bunu cariyeye zorla yaptırdığın için cariyeyi bu işi yaptığından dolayı bağışlarım diyor. Fakat cariyede gönüllü ise zaten bir sorun yok.
    Para karşılığı her gün cariyeye fuhuş yaptırabilirsin diyor. Çünki Bunu yapan erkeğe herhangibir ceza öngörmüyor.

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    01-03-2006
    Mesajlar
    1,003
    Karizma Gücü
    0
    Evlenme imkanı bulamayanlar, Allah kendilerini lütfundan zenginleştirinceye kadar iffetli kalmaya çalışsınlar, sahibi bulunduğunuz köle ve cariyelerden , kendi bedellerini ödeyip azad edilmek için anlaşma yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır biliyorsanız, hemen yazılı anlaşma yapın ve Allah'ın size verdiği maldan onlara verin. Dünya hayatının geçici varlığını kazanacaksınız diye, sakın namuslu kalmayı dileyen cariyelerinizi fuhuşa zorlamayın. Her kim de onları fuhuşa zorlarsa, şüphesiz ki Allah, onların zorla bu işe sürüklenmesinden sonra, onları bağışlar, merhamet eder.
    aynı ayette hem iffetli kalın diyor hemde cariyeleri para vererek azad edin yani size kolelik yaptıkları zamanki hakları içiin para verin diyor.
    y,ne diyorki eger zorla fuhusa zorlamıs iseniz Allah cariyeyi affeder diyor.
    tamamını getirdim oku bakalım aynı mana cıkıyor mu?
    .

  10. #10

    Kayıt Tarihi
    27-11-2005
    Mesajlar
    9,261
    Karizma Gücü
    8
    Teşekkürler arsenic:A çok güzel arkadaşlar yine konuyu saptırdığı için yorum yapmıyorum
    ....

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İslam’da reform: İslam = türban
    2006 Konuları bölümünde dana22 tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 28.02.06, 07:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •