2004 yılı büyüme verilerinin açıklanmasıyla birlikte, kamuoyunda ve akademisyenler arasında büyümenin gerçek olup olmadığı yolundaki tartışmalar artmaya başladı... Bazı kesimler büyüme rakamlarını dünya rekoru olarak değerlendirirken, bir diğer kesim de rakamların hormonlu olduğunu, büyük ölçüde sıcak para girişine ve ithalâta dayalı olduğunu ve istihdam artışı sağlamadığını iddia ediyor. Tabiî bu durumda vatandaşın da kafası karışıyor: Acaba gerçek durum nedir? Aslında kriz sonrasında daha da yoksullaşan kesim, kendi durumunun pek de iyileşmediği gerçeğinden hareketle, açıklanan ekonomik rakamları bir süredir zaten şüpheyle karşılamaktaydı. Ancak, bu kesime akademisyenlerin ve iş çevrelerinin de katılması tartışmayı alevlendirdi. Bu makalede, söz konusu gelişmeler ışığında son dönemde yaşanan ekonomik göstergelere ilişkin tartışmalar analiz edilecek ve sorulara cevaplar aranacaktır.
İstatistiklerin Söyledikleri
Önce DiE'nin açıkladığı rakamlara bakalım: 2001 krizinin ardından uygulamaya konulan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı sonrasında; 2002, 2003 ve 2004 yıllarında üst üste üç yıl önemli büyüme kaydeden Türkiye ekonomisi, 2004 yılında yüzde 9.9 büyüme hızını yakalayarak, dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi konumuna yükseldi. DİE verilerine göre, Gayri Safi Millî Hasıla artış hızı yüzde 9.9, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artış hızı yüzde 8.9 olarak gerçekleşti.
2004'ün son çeyreğinde ise Gayrı Safi Millî Hasıla büyüme hızı yüzde 6,6, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla büyüme hızı da yüzde 6,3 oldu. Öte yandan geçtiğimiz yıl kişi başı millî gelir ise, 4 bin 172 dolar oldu. Geçen yıl Türkiye'nin GSMH'si carî fiyatlarla 299 milyar 475 milyon doları, GSYH'si de 300 milyar 578 milyon doları bularak rekor kırdı.
İstatistiklerin Söyleyemedikleri
Yukarıdaki açıklamalara baktığımız toz pembe tablo çizmek doğal. Ancak, durumun gerçekten pembe tablo çizecek kadar iyi olup olmadığını anlamak için büyümenin kaynaklarını iyi incelemek gerekmektedir. Bu çerçevede önce, sektörel bazda büyümenin analizi yapılmalıdır.
1) Açıklanan büyüme rakamlarının ayrıntılarına bakıldığında otomobil, dayanaklı tüketim malları gibi belli sektörlerde yoğunlaşmış bir büyüme gözlenmektedir.
Uygulanan aşırı değerli kur politikası sonucu ara malları üretiminin yeterince artmadığı, yurt içi üretim için gerekli olan ara mallarının bir çoğunun yurt içi üretim yerine ithalâtla karşılandığı görülmektedir. Bunun bir sonucu olarak da ihracat giderek artan oranda ithalâta bağımlı ve yerli üretim yapılamaz hâle gelmektedir. Dolayısıyla, büyüme rakamları yüksek çıkmasına rağmen, bu durum istihdama yansımamakta ve gelir dağılımında bir iyileşme sağlamamaktadır.
İthalâttaki aşırı artışın diğer bir etkisi de ithal vergisindeki artışlardır. 2004 yılında ithalttan alınan vergiler yüzde 34 oranında artış kaydetmiştir. Yâni GSMH'daki artışın önemli bir bölümü kendi ödediğimiz vergilerden kaynaklanmaktadır. Sonuç olarak bu tür bir ekonomik büyüme sağlıklı ve sürdürülebilir değildir.
2) Büyüme büyük ölçüde sıcak para hareketlerine bağımlı hâle gelmiştir.
Son yıllarda enflasyonda düşüşe rağmen yüksek düzeylerdeki reel faizler ve TL'nin aşırı değerlenmesi, kaynağı belli olmayan önemli miktarda sıcak para girişine neden olmuştur. 2003 yılında ödemeler dengesinin "Net Hata ve Noksan" kaleminde 5 milyar dolarlık bir kaynağı belirlenemeyen ancak kayıtlara giren bir sıcak para girişi görülmektedir. Aynı durum azalarak da olsa 2004'te de devam etmiş ve yaklaşık 3 milyar dolarlık bir giriş söz konusu olmuştur. Bunlar sâdece kayda girmiş rakamlardır. Middle East Quarterly dergisinde yer alan Michael Rubin'in makalesine göre, kayda girmeyen büyük boyutta "yeşil sermaye" Türkiye'ye girmiştir. Aşırı boyuttaki bu sıcak para girişi zaten aşırı değerli olan TL'yi daha da değerli hâle getirmekte ve ithalat artışını teşvik etmektedir.
Bu arada dış ticaret açıkları ve carî işlemler açıkları da büyümektedir. 2004 yılında ihracat yüzde 33,4 oranında artarak 63 milyar dolara, ithalât ise yüzde 40.4 oranında aratarak 97.3 milyar dolara çıkmış, böylece aynı dönemde dış ticaret açığı 34.3 milyar dolara yükselmiştir.
2002 yılında 1.5 milyar dolar olan carî işlemler açığı, 2003 yılında 8 milyar dolara, 2004 yılında da 15.6 milyar dolara ulaşmış olup, bu rakam millî gelirin yüzde 5.2'sine karşılık gelmektedir. Yâni ekonomi büyüdükçe carî açık da büyümektedir. Ekonominin yüzde 5.9 oranında büyüdüğü 2003'te 8 milyar dolar olan carî açık, yüzde 9.9 büyüdüğü 2004'te 15.6 milyar dolara yükselmiştir. 2001 krizi öncesinde de GSMH'nın yüzde 6.3 büyüdüğü, carî açığın ise 9.8 milyar dolara ulaştığı hatırlanırsa, durumun ciddiyeti daha iyi anlaşılacaktır. Kısacası, yüksek büyüme büyük ölçüde otomotiv ve tüketim malı ithalâtından kaynaklanmakta, ithalât artışının yol açtığı dış ticaret açığı da dış borçlanma yoluyla kapatılmaktadır. 2002 sonunda 150 milyar dolar civarında olan kamu borç stoku 250 milyar dolara yükselmiştir.
Özetlemek gerekirse; yüksek oranda gerçekleştiği açıklanan büyüme, büyük ölçüde ithalâta dayalı olup, dış ticaret açığı ve carî işlemler açığına yol açmaktadır. Carî işlemler açığı ise sıcak para ve dış borçlanma ile finanse edilmektedir. Bu finansmanın sürdürebilmesi için de "düşük kur - yüksek faiz" sarmalı devam ettirilmektedir. Borç stokunun ve câri işlemler açığının ulaştığı bu boyut ekonomide kırılganlığı artırmakta ve krize açık hâle getirmektedir ve sürdürülmesi mümkün değildir.
3) Büyüme rakamlarına ilişkin diğer önemli bir husus ise, DİE'nin yaptığı baz yılı düzeltmesinin bazı kesimlerce önemsenmemesi veya görmezden gelinmesidir.
DİE'nin ilk üç çeyreğe ilişkin büyüme oranlarını revize etmesi, 2004 yılı büyüme rakamlarını değiştirmiştir. Yine önce DİE'nin rakamlarına bir göz atıp, ardından etkilerini tartışalım.
DİE, 1987 yılını baz alan hesaplama yöntemini değiştirerek, 1998 yılını baz alan yeni yönteme göre millî geliri hesaplamaya başladı. Buna göre, 2004 yılının diğer üç çeyreğine âit veriler revize edildi. Önceden sırasıyla yüzde 12.4, yüzde 14.4 ve yüzde 4.7 olarak açıklanan 2004 yılının ilk üç çeyrek GSMH verileri, yüzde 13.9, yüzde 15.7 ve yüzde 5.7' ye yükseldi. Daha önce aynı sırayla yüzde 10.1, yüzde 13.4 ve yüzde 4.5 olarak açıklanan 2004 yılı ilk üç çeyrek GSYİH verileri de yüzde 11.8, yüzde 14.4 ve yüzde 5.3 olarak revize edildi.
Daha önce açıklanan ilk üç çeyreğin büyüme rakamları geçerli olsaydı 2004 büyümesi yüzde 9.9 değil, yüzde 8.9 olacaktı. Yüzde 8.9 olarak açıklanan GSYİH de revizyon yapılmasaydı yüzde 8.1 gerçekleşecekti.
Kısacası; bu kadar yüksek bir büyüme oranının altında yatan neden DİE'nin ilk üç çeyrek büyüme oranlarını revize ederek artırmış olması ve son çeyreği de bu revizyona göre hesaplamış olmasıdır. Bu değişikliğin sonucunda hem dördüncü çeyrek, hem de yıl ortalaması açısından büyüme rakamları beklenenden yüksek gelmiştir.
DİE, GSMH serisine ilişkin açıklamasında bu revizyonun nasıl yapıldığına ilişkin herhangi bir açıklama da yapmamıştır.
4) Büyüme rakamlarına ilişkin çok önemli bir diğer husus ise stok değişmelerinin anormal derecede artmasıdır. Bu durum ekonomi ve işletme mantığı açısından anlamsızdır.
Şimdi siz bir işadamı olarak, elinizde geçen yıldan satamadığınız bir mal deponuzda dururken bu malları üretmeye devam eder misiniz? Stok tutmanın işletmelere maliyeti ortadayken üç yıl üst üste stoklarda aşırı artış olması gerçekçi bir durum değildir. Stok değişiminin büyümeye katkısı 2001 yılında yüzde -4.0 iken, 2002'de yüzde 7.1'e yükselmesi, yâni yüzde 7.9 oranındaki GSYİH büyümesinin 7.1 puanının stok artışından kaynaklanması çok dikkat çekici bir durumdur. Stok değişminin büyümeye katkısı 2003'te yüzde 3.0,2004'te ise yüzde 1.1 olmuştur.
Ekonomist Selim Somçağ, bir grafikle çarpıcı bir şekilde bu durumu göstermekte ve burada art niyet bulunduğunu ifâde etmektedir. İstanbul bağımsız milletvekili Emin Şirin'in soru önergesine DİE'nin verdiği cevaba dayanarak bunun artık masum bir hata olamayacağını ve kasıtlı bir hesaplama olduğunu, amacının da "Türk ekonomisini bir yandan sürekli artan iç ve dış borçlara ve sürdürülemez carî açığa mahkûm ederken, bir yandan da büyümenin önünü kesen IMF programını başarılı göstermek, böylece IMF vesayetinin devamını sağlamak" olduğunu söylemektedir. (1)
Somçağ'ın maksada ilişkin görüşlerini sorgulamak ve farklı yorumlarda bulunmak mümkün olmakla birlikte, rakamlara ilişkin söyledikleri ve mantık çerçevesi gerçekten doğrudur. Selim Somçağ'ın bu analizine değinen Korkut Boratav 2002-2004 yıllarındaki birikimli yükselişin yüzde 48'inin tek başına stok atışlarından kaynaklandığını, başka bir deyişle, eğer bu anormallik olmasaydı bu üç yılın ortalama büyüme hızının yüzde 7.5'ten yüzde 3.7'ye (yarı yarıya!) ineceğini söylemektedir (bkz. Tablo). (2)
Aslında hem Somçağ'ın hem de Boratav'ın söyledikleri doğrudur. Peki bu fark nereden kaynaklamaktadır? Bu farkın kaynağı; üretim ve harcamalar yöntemiyle hesaplanan millî gelirin eşit olmaması, aradaki harcama eksikliğinin de stok artışı ile açıklanmasıdır. Sonuç olarak, üretim yöntemini esas alıp, harcama eksildiğini ona uyarlayınca böyle bir durum ortaya çıkmakta ve millî gelir hesaplarında önemli bir sapma ortaya çıkmaktadır.
5) Fert başına millî gelirde gözlenen artış genel olarak döviz kurlarında gözlenen düşüşten, yâni TL'nin değer kazanmasından kaynaklanmaktadır. 4.172 dolar olan fert başına millî gelir artışı reel bir artış değildir. Sabit fiyatlarla karşılaştırıldığında, fert başına millî gelirin hâlâ 2000 yılı düzeylerinin üstüne çıkamadığı görülmektedir
Sonuç
Büyüme rakamları yüksek açıklanmasına rağmen, bu durum istihdama yansımamakta ve gelir dağılımında bir iyileşme sağlamamaktadır. Ekonomik göstergelerdeki iyileşmeye rağmen, işsizlik oranı 2004 yılında sâdece binde 2 gerileyerek yüzde 10.3 olmuş ve istihdam sayısı 644 bin kişi artmıştır. Baz yılı kaydırmanın etkisi, stok değişiminin etkisi, ithalâtın payı gibi hususlar dikkate alındığında bunun gerçek bir büyüme olmadığı, yani sanal bir büyüme olduğu dikkate alındığında, istihdamda aynı ölçüde artışa yol açmaması normaldir. Üretimin en önemli girdilerinden olan enerji tüketiminin, 2001 yılında 76, 2002 yılında 78.7, 2003 yılında 83.8, 2004'te ise 92.1 milyon ton petrole eşdeğer olduğu göz önüne alınırsa, büyümenin gerçek boyutları daha iyi anlaşılabilecektir.
Kısacası, istatistilderin ağzı olur, dili olmazsa bu istatistilderden bir şey anlamak mümkün değildir. Tabiî ki, istatistikler konusunda kurumların şeffaf olması güvenilirlikleri açısından da çok önemlidir. Ancak, bu durum sâdece büyüme rakamlarıyla ilgili değildir. 2003 yılında 5 milyar dolar, 2004'te 3 milyar dolar kaynağı belli olmayan para girişi olur, kimseden bir açıklama gelmez; turizm gelirlerine yurtdışındaki Türk işçilerinin harcamaları dahil edilir turizm gelirleri birden yükselir, bir açıklama gelmez; dış ticaret açıkları açıklanırken ithalât CİF olarak dikkate alınmaya başlanır ve dış ticaret açığı milyarlarca dolar düşük gösterilir, açıklama gelmez; bazı rakamlar bir yerde IMF tanımlı bir yerde Maliye, TCMB veya Hazine tanımlı olur yine açıklama gelmez... Sonra da DiE'nin açıkladığı ve medyanın ön plâna çıkardığı rakamlarla pembe tablo çizilir ve bizlerden de buna inanmamız beklenir.
Yukarda ayrıntıları açıklanan sanal (ya da hormonlu) büyüme, büyük ölçüde ithalâta dayalı olup, dış ticaret açığı ve carî işlemler açığına yol açmaktadır. Câri işlemler açığı ise "düşük kur -yüksek faiz" politikasıyla cezbedilen sıcak para ve dış borçlanma ile finanse edilmektedir. Borç stokunun ve carî işlemler açığının ulaştığı bu boyut ekonomide kırılganlığı artırmakta ve krize açık hâle getirmekte olup, sürdürülebilir bir durum değildir. Önlem alınmadığı takdirde, ani bir iç veya dış şok durumunda 2001'de yaşanandan daha ciddî bir krizle karşılaşabiliriz.
KAYNAK: HABERBİLGİ SİTESİ


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla