Yaşlı bir adam, emekliye ayrılır ve kendine, lisenin yakınında bir ev alır.
Okulların açıldığı gün, dersten çıkan öğrenciler, gördükleri her çöp
bidonunu bağırıp çağırarak tekmelerler. Bu gürültülü günler sürer ve yaşlı
adam bir önlem almaya karar verir. Ertesi gün, çocuklar gürültüyle evine
doğru yaklaşırlarken, kapının önüne çıkar ve onları durdurur; 'Çok eğlenceli

ve tatlı çocuklarsınız. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Bana
gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve böyle
eğlenirseniz, size 10 lira vereceğim', der. Bu teklif, çocukların çok hoşuna

gider ve şamatayı sürdürürler. Birkaç gün sonra, yaşlı adam yine çocukların
önüne çıkar ve onlara şöyle der: 'Çocuklar, enflasyon beni de etkilemeye
başladı. Bundan böyle size sadece 5 lira verebilirim'. Çocuklar pek
hoşlanmazlar; ama yine de gürültüye devam ederler. Aradan birkaç gün daha
geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları; 'Bakın' der, 'Henüz maaşımı da
alamadım. Bu yüzden, size günde ancak 1 lira verebilirim, tamam mı? '.
'İmkansız amcacım' der içlerinden biri, 'Günde 1 lira için bu işi
yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz, işi bırakıyoruz! '.

Buna modern yönetim anlayışında, 'İnsan Psikolojisi İdaresi' adı veriliyor.
Artık insanlar da, şirketler de, ülkeler de, çoğunlukla doğrudan değil,
dolaylı yönetiliyorlar. Yada daha doğru bir deyişle,
'yönlemlendiriliyorlar'. Domino etkisiyle. Taş be taş, adım adım.. Bunu
becerebilenler; ülke yönetimlerinde de, kurum yönetimlerinde de,
kendilerince başarılı olabiliyorlar.

Koşulsuz itaat dönemi kapandı artık. Sınırsız bilgi bombardımanı altındaki
insanların akıllarına ve bu bombardımanla güdülenmiş duyularına uymayan
yönlendirmeler başarılı olmuyor. Salt izafi, teorik yol göstermeler etkisini

yitiriyor. Onun yerine, gözlere hitap eden ve oradan beyne ve kalbe süzülen
her türlü bilgi akışı, eninde sonunda bir netice veriyor. Artık, duyguları
gözbebeklerinden okşanabilen insanları etkileme dönemi.

Propogandanın büyük üstadı, Hitler'in bakanı Goebels gibi değil ama, şimdiki

daha başka bir teknik. Tam anlamıyla bir 'illüzyon'. Yani, göz aldanması.
İnsanlar, ikna edilmek için illa görmek istiyorlar. Görmek yeterli oluyor.
Sinemada, televizyonda, gazetede yada mecmuada.. Yönetenlere de, bu durumda
tek birşey kalıyor; görülmesini istediklerini göz önüne getirmek,
görülmesini istemediklerini de gözden ırak tutmak. Tüm mesele bu!

Mesela; önce -size soran olmamasına rağmen- futbolcuların ne kadar çok para
kazandıklarını herkesin gözüne sokarsınız, sonunda onların başına haraç
derdi sarılır ve siz de ülkedeki asayiş sorunundan dert yanabilirsiniz..
Kimin elinin kimin neresinde olduğuna dair çarşaf çarşaf tablolarla
ayrıntılı magazin haberleri yaparsınız, sonra da artan ahlak yozlaşmasından
dert yanabilirsiniz.. 'Millet bunları merak ediyor' diyerek her türlü
'televole' cıvıklığını yapar, bunu haber alma özgürlüğüne bağlarsınız. Sonra

da dini duyguları rencide eden yayınları, kışkırtacısına kınayarak, bunların

ifade özgürlüğüyle uzaktan yakından alakası olmadığını savunabilirsiniz..
Peşpeşe batan iki petrol arama geminize ait haberleri sayfanın en altına
koyar, sonra bir anda 'kuş gribi' haberlerine -ne hikmetse- son verebilir,
ardından TRT'deki gerici kadrolaşmayı Pavarotti'ye ispiyonlayabilir, en
nihayetinde vadide dolanan kurtların sinema salonlarına doluşmasını
sürmanşet edebilir ve domino etkisiyle insan psikolojilerinde yönelimler
gerçekleştirebilirsiniz.

Sonuç? Sonuçta bugün görüyoruz ki, Aristo yanılmış! Hani demişti ya;
'Herkesi bir kez kandırabilirsiniz. Bazılarını hep kandırabilirsiniz. Ama,
herkesi hep kandıramazsınız! '.