• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Kaygı Nedir ?

    Kaygı


    Kaygı, yaşamımızın normal ve çoğunlukla da olumlu bir parçasıdır. Orta-1’e giden bir çocuğun bir resmi tamamlamasını, fen projesini yapmasını sağlayan ya da liseli bir öğrenciyi İngilizce sınavı için fazladan yarım saat çalışmaya zorlayan kaygıdır.

    Ancak fazla kaygı yaşamı olumsuz etkiler. Böyle bir durumda çocuğun akademik gelişimi ve toplumsal gelişimi sekteye uğrar. Hatta bazen tamamen durur. Kaygı, yarardan çok zarar vermeye başladığında ne yapacağınızı bilmek, insanı ileriye götürebilecek ya da uçuruma itebilecek bu güçlü duyguyu sağlıklı bir şekilde kontrol etmek size ve çocuğunuza faydalı olacaktır.

    Hemen herkes kaygı terimi ve neler hissettiğini bilir. Çocukların kaygıyı korkudan ayırt etmesi çok zordur. Ancak genellikle kaygı, gelecekteki olaylara tasalanmak olarak kabul edilir. Korku ise tam tersine, yaşanan bir duruma (bir hayvandan, sınıfın önünde konuşmak gibi durumlarda) gösterilen tepkidir. Kaygı uzun süreli bir duygu olabilir; örneğin çocuk, notlrı ve arkadaş sayısı ne olursa olsun okuldaki durumu hakkında kaygılıysa, iyi bir öğrenci olup olmadığı, öğretmeni ve arkadaşları tarafından sevilip sevilmediği hakkında daima belirsizlik yaşabilir. Kaygı sadece belirli durumlarda da (örneğin sınavlarda) ortaya çıkabilir.

    Sonucunu kestiremediğimiz durumlarda kaygılı olmak normaldir. Beynimize “tehlike için hazır ol” mesajı veren kaygıdır. Farklı insanlar aynı duruma farklı yoğunlukta tepki verebilir.

    Kim olursanız olun ya da aileniz nasıl yaşarsa yaşasın, eğer kaygı çocuğunuzu okulda temel bir işi yerine getirmekten alıkoyuyorsa, gereğinden fazla demektir. Bu, bazı çocuklar için yapacakları ve herkesin kendilerine güleceği korkusuyla parmak kaldırmalarını engelleyecek güçte bir kaygı olabilir. Bu yetişkine önemsiz şeyler gibi gelebilir; ama bir çocuğun küçük bir olay için duyduğu kaygı tüm gününü kaplarsa, bu durumla ilgilenme zamanı gelmiş demektir.

    Ayrıca ilköğretim çağındaki bir çocukta şunlara da rastlanabilir:

    q Sık sık okula gitmeyip evde kalmak istiyorsa

    q Uyumakta güçlük çekme ve ana babasının yanında kalmasını isteme

    q Sınav sırasında veya okul piyesinde nasıl görüneceği gibi henüz gerçekleşmemiş olaylar hakkında aşırı bir endişe.

    q Ödev teslim tarihini aşırı sorun yapma

    q Ödevlerin kalitesi hakkında sürekli kaygı duyma

    q İnsanların içine çıktığında ana babasının yanından ayrılmama

    Bir çocuğun aşırı kaygılı olmasının bir çok nedeni vardır.

    q Ana babanın beklentilerinin çocuk için ulaşılamaz olması

    q Arkadaşları tarafından reddedilme

    q Yeni bir arkadaş grubuna girme

    q Yargılanma korkusunun yerleşmesine yol açan sürekli eleştiri

    q Kendileri de kaygılı olan ve farkında olmadan çocuklarına da öğreten ana babalar

    NASIL YARDIM EDİLEBİLİR?

    Kaygılı bir çocuğa yardımcı olmanın en önemli ve etkili yollarından biri çocuğun söylediklerini gerçekten dinlemek ve anlamaktır. Aktif dinleme tekniği bu konuda yardımcı olabilir. Bu tekniği kullanırken şunları yapmalısınız:

    q Çocuğunuzu onu kaygılandıran şey hakkında açıkça konuşmaya teşvik edin.

    q Konuşmasını asla bölmeyin, asla onun adına konuşmayın.

    q Söylediği veya hissettiği şeyler hakkında açıkça konuşmaya teşvik edin.

    q Asla “Bu şekilde hissetmemelisin” diyerek duygularını düzeltmeye çalışmayın.

    q Ara sıra başınızı sallayarak ve sessizce dinleyerek, söylediklerini anladığınızı ve saygı duyduğunuzu gösterin.

    Söylediklerini sakin bir şekilde dinleyip, hayatta birçok problemin olabileceğini ancak bunlarla başetmek için uğraşmak gerektiğini vurgulamanız, kaygının üstesinden gelmek için başlangıç noktası olabilir.

    Ayrıca sizi kaygılandıran sorunlarla nasıl başa çıktığınızı ona anlatabilirsiniz. Çaresizlik, kaygının temel etmenlerinin biridir ve en zor problemlerin bile çözümü olduğunu bilmek bu çaresizlik duygusunu yok etmek için iyi bir adım olabilir.

    q Hayal gücünü olumlu bir şekilde kullanmayı öğretin. Çocuklar kaygı yaratan bir durumla karşılaşınca, sakin ve hoş bir anıyı hayal ederek gevşemeyi çabucak öğrenebilir.

    q Kendisiyle olumlu bir şekilde konuşmayı öğretin. Hepimiz kendi kendimizle konuşuruz ve bu konuşma çoğu zaman olumsuz olur. Eğer çocuk kendi kendine “Matematikte hiçbir zaman Ali gibi olamayacağım” ya da “Her zaman en düşük notu ben alırım” gibi şeyler söylüyorsa, kaygı hissetmesi çok doğaldır. Kendi kendine “Yapabileceğimin en iyisini yapacağım ve önemli olan da bu” gibi olumlu şeyler söylemesi için yüreklendirin.

    q En çok kaygılandığı konuları size açması için teşvik edin. Bu kaygıları inceleyerek çözüm yollarını birlikte araştırın.

    Son olarak, fiziksel yakınlığın etkisini sakın küçümsemeyin. Kimi çocuklar için konuşmanın bir adım ötesinde, sarılma ve kucaklamalarla yanında olduğunuzu hissettirmeniz oldukça güven vericidir. Bu, birinci sınıfa giden bir çocuktan liseli gençlere kadar geçerlidir. Liseli çocuğunuz dizinize oturmak için çok büyük olsa da, kanepe yanına oturup sarılmanızı engelleyecek kadar küçük değildir.

    Kaynak: felsefe.gen.tr

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  2. #2
    endonezya adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-11-2005
    Mesajlar
    4,485
    Karizma Gücü
    7
    Kaygı Nedir?
    Kaygı, kişinin bir uyaranla karşı karşıya kaldığında yaşadığı, bedensel, duygusal ve zihinsel değişimlerle kendini gösteren bir uyarılmışlık durumudur.

    Dünyaya geldiğimiz anda bir öğrenme süreci içine gireriz ve bu süreç yaşamımızın sonuna dek devam eder. Öğrenme, kişinin yaşamını sürdürebilmesi ve süregelen yaşamdan doyum alması için gerekli tüm bilgi, eylem ve becerilerin kazanılması sürecidir. Öğrenilenler, kişinin birikimini (potansiyelini) oluştururken, öğrenilenlerin belli bir amaca yönelik kullanılması da performansı ortaya koyar. Başka bir deyişle performans, kişinin akıl, duygu ve davranış düzeyinde daha önceden kazanmış olduklarının, belli bir durum ve belli bir zaman kesitinde, eylemsel olarak ortaya konulan şeklidir. İnsanın performansının en iyi olduğu durum, onun o alanda varolan potansiyelinin tümünü eyleme dönüştürebildiği durumdur. Ancak çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle gerçek potansiyelin performansa dönüşmesi zaman zaman güçleşir. Bu etkenlerden biri yüksek kaygıdır.

    Öyleyse herhangi bir alanda başarılı olabilmek için hiç kaygı yaşamamak mı gerekir?

    Hayır!.. Her duygu gibi kaygı da kişinin, yaşamını sürdürebilmesi ve yaşamdan doyum alabilmesi için gereklidir. Öyleyse amaç, kaygıyı tümüyle ortadan kaldırmak değil, kaygıya yenik düşmemek ve yaşanılan kaygıyı belli bir düzeyde tutarak onu kendi yararımız için kullanmaktır.

    Normal düzeydeki bir kaygı kişiye, istek duyma, karar alma, alınan kararlar doğrultusunda enerji üretme ve bu enerjiyi kullanarak performansını yükseltme açısından yardımcı olur. Örneğin, bir konferans ya da bir konuşma için yaşadığımız orta düzeydeki bir kaygı, bu konuşmaya daha iyi hazırlanmamıza ve daha iyi bir performans göstermemize yardımcıdır. Hiç kaygı yaşamadığımız durumlarda ise, yapılacak olan işi elden geldiğince iyi yapmak için içimizde bir istek oluşmadığından sonuç genellikle olumsuz olur.

    Ancak yaşanan kaygı çok yoğun ise, kişinin, enerjisini verimli bir biçimde kullanması, dikkatini ve gücünü yapacağı işe yönlendirmesi engellenir. Kişi potansiyelini tümüyle kullanamaz ve istenen performansa erişemez.

    Kaygımız yükseldiği anda bedenimiz bazı sinyaller gönderir. Kalp atışlarında hızlanma, terleme ya da üşüme, yorgunluk; solunumda güçlük, titreme, mide ağrısı, başağrısı bunlardan bazılarıdır. Böyle durumlarda kullanacağımız bazı yöntemler kaygının başaçıkılabilir düzeye inmesi için bize yardımcı olabilir.

    Sınav Kaygısı Nedir?

    Sınav öncesinde öğrenilen bilginin, sınav sırasında etkili bir biçimde kullanılmasına engel olan ve başarının düşmesine yol açan yoğun kaygıya sınav kaygısı denir.

    Sınav kaygısı iki ayrı boyutta ele alınabilir:

    Endişe ve yoğun duygulanım :
    Endişe performansa yönelik zihinsel bir süreçtir. Sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentilerden oluşur. Yoğun Duygulanım kaygının yarattığı fizyolojik uyarım sonucu bedenden gelen ve bedenin olağan işleyiş dengesi dışına çıktığı mesajını veren sinyallerdir.

    Aşağıdaki bölümde sınav kaygısı yaşayan kişilerin, kaygının endişe ve duygulanım boyutlarını nasıl dile getirdiklerini gösteren bazı ifadeler bulacaksınız.

    Endişe


    Bu sınavda başarılı olamayacağım.
    Bu sınav sonunda herşey berbat olacak.
    Sınıftaki herkes benden daha zeki.
    Bu sınavda başarısız olursam not durumumu bir daha asla düzeltemem.
    Sınav sırasında bildiğim herşeyi unutabilirim.
    Kendimi yetersiz ve eksik görüyorum.
    Evdekilerin yüzüne nasıl bakarım?


    Yoğun Duygulanım

    Kalbim yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor.
    O kadar gerginim ki midem altüst olmuş durumda.
    Çok perişan bir durumdayım.
    Bu sınava gireceğim için paniğe kapıldım, elim ayağım birbirine dolaşıyor.
    Kendimi bir sis bulutu içinde hissediyorum, hiçbirşey bilmiyorum ve hatırlamıyorum.
    Gözüm kararıyor, midem bulanıyor, soğuk soğuk terliyorum.
    Sınav kaygısı yüksek olan öğrencilerin sınav gününden önce ve sınav günü yaşadıkları belirtiler arasında, uykusuzluk, gerginlik, çarpıntı, sinirlilik, karamsarlık, kabus görme, korku, terleme, başağrısı, karın ağrısı, solunumda güçlük, iştahsızlık, mide bulantısı, bitkinlik, durgunluk gibi belirtilerle kötü not alma v.b. endişeler yer almaktadır.

    Öğrenciler, sınav için sınıfta beklerken de ellerinde terleme olduğunu, kalplerinin çok hızlı çarptığını, başlarının ya da karınlarının ağrıdığını farketmekte; ayrıca, gerginlik, sabırsızlık, el titremesi, bütün bildiklerini unutma korkusu, kendine güvende azalma gibi belirtiler yaşadıklarını da ifade etmektedirler.

    Sınav başladıktan sonra ise şu tür kaygı belirtileri ortaya çıkabilir: Dikkati toplamakta, sınava başlamakta ve soruları anlamakta güçlük; bilinen bir soruda hata yapma korkusuna bağlı yoğun heyecan, kötü not alma beklentisi, öfke, düşünememe, sınavın kötü geçeceğine inanma, sürenin yetmeyeceği düşüncesi, zor gelen sorularda paniğe kapılma ve bazı fizyolojik belirtiler. Öğrencilerin çoğu, bu endişelerin ve fizyolojik belirtilerin sınavın ilk 30 - 40 dakikası içinde daha yoğun yaşandığını, sınavın sonlarına doğru, belirtilerin şiddetinde bir azalma olduğunu belirtmektedirler.

    Görüldüğü gibi, yoğun sınav kaygısı içindeki kişiler, yalnızca bedensel bazı uyarımlar yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda performanslarının yeterliliği konusunda da yoğun bir endişe içine girmektedirler.

    Araştırmacılar, sınav başarısının düşmesinde endişe faktörünün etkisinin, yoğun fiziksel uyarıma oranla daha fazla olduğunu belirtmektedirler. Çünkü sınav kaygısının sınav sırasında yarattığı olumsuz ve ketleyici etkinin odağı dikkat mekanizmasıdır. Kişinin, potansiyelini ortaya koyabilmesi için sınav sırasında dikkatinin tümünü sınav sorularına yöneltmesi gerekir. Ancak sınav kaygısı yüksek olan kişilerin yaşadığı endişe, dikkatin bölünmesine ve sınavla ilgili olmayan şeylere yönelmesine neden olur. Oğrenci, dikkatini sınava vermekte güçlük çeker ve dikkat, sınav soruları ile kişinin kendi performansına ilişkin yorum ve değerlendirmeleri arasında bölünür. Bir süre sonra öğrenci, dikkatinin çoğunu akademik başarısıyla ilgili olumsuz yorum ve değerlendirmelere yöneltir. Başarısından kuşku duyar ve diğerlerinin kendisinden daha üstün performans göstereceğini düşünür. Böylece sınava odaklanması gereken zihinsel enerji, hedefinden uzaklaşıp, dağılır ve öğrencinin gösterdiği performans, potansiyelinin çok altına düşer.

    Sınav Kaygısı Yaşayan ve Bu Kaygıyı Yaşamayan Kişiler Arasında Ne Gibi Farklar Vardır?

    Kaygı düzeyi normal olan kişiler sınav durumlarını, başarılarının test edileceği bir fırsat olarak değerlendirirken, kaygısı normalin üzerinde olan kişiler bu durumları bir tehdit olarak algılarlar. Sınavla ilgili durumlarda kendileriyle olumsuz bir diyalog içine girerler. Gerçek dışı ve karamsar bir düşünce tarzını seçerler. Sınav öncesi ve sonrası fizyolojik uyarım dereceleri aynı olduğu halde, normal düzeyde kaygı yaşayan kişiler, bu uyarımı sınavda daha fazla çaba göstermeye yönelik bir ipucu olarak algılarken, kaygısı yüksek olanlar yaşadıkları endişe yüzünden, bunu olumsuz bir durum olarak görmektedirler. Buradan da anlaşılacağı gibi, endişe faktörünün (sınav durumuna ve sınav sonucuna ilişkin olumsuz düşünce, inanç ve beklentiler) sınav başarısına olan etkisi, uyarılma faktörünün (fizyolojik uyarım sinyalleri) yarattığı etkiden daha fazla ketleyicidir. Yapılan araştırmalar, sınav kaygısı yüksek olan kişiler için en büyük sorunun, daha önce öğrenilenleri sınav sırasında hatırlayamamak olduğunu ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, kaygısı yüksek olan kişilerin kaygısı düşük olanlara kıyasla ders çalışmaya daha çok zaman ayırdıkları görülmektedir. Bu bulgular da sonuçtaki düşük performansın, bu kişilerin ders çalışma sürelerindeki yetersizliğe değil, olumsuz düşüncelerinin kendilerinde yarattığı, başaçıkılamaz derecedeki kaygıya bağlanabileceğini göstermektedir.

    Nasıl Üstesinden Gelinebilir?

    Eğer sınav öncesi, sınav sırası ya da sınav sonrasında başaçıkamadığınız bir kaygı duygusu yaşıyorsanız, düşünce tarzınıza ve kendinizle olan diyaloğunuza dikkat edin. Aşağıdakilere benzer ifadeler kullanıyor musunuz?


    Eyvah, yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim.
    Bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek.
    Çalıştığım halde kendimi yeterli görmüyorum.
    Zaman kalmadı. Hiç birşey bilmiyorum, herkes çalışmasını bitirmiştir.
    Sınav günü geldi ve ben çalışmış olsam da nasıl olsa herşeyi birbirine karıştıracağım.
    Eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam herşey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim, hayatım mahvolur.
    Sınav soruları kolay görünüyor ama herhalde birşey bilmediğim için bana öyle geliyor.
    Benden daha iyiler olduğuna göre neden sınav kağıdını ilk ben veriyorum? Sorular bu kadar kolay olamaz. Ben yanlış anlamış olmalıyım...
    Eğer bu cümleler sizin kendinize sık sık tekrar ettiğiniz ifadelere benziyorsa genellikle olumsuz ve kendinizi yenilgiye uğratan bir düşünce tarzı içindesiniz demektir. Büyük bir olasılıkla sınav sonrasında kendinizi, bildiklerinizi yapamamakla, dikkatsizlikle, süreyi iyi kullanamamakla ve doğru yaptığınız soruları sonradan değiştirmekle suçlarsınız. Bütün bunlar, gerçek dışı ve olumsuz beklentilerinizin, potansiyelinizi kullanmanıza engel olması sonucunda ortaya çıkar.

    Öyleyse ilk yapacağınız şey, sınav durumlarında kendinizle ne tür bir diyalog içinde olduğunuza dikkat etmek ve bu diyalog esnasında yakaladığınız olumsuz, gerçek dışı beklenti ve yorumları değiştirmeye çalışmaktır. Örneğin, "bu sınavda başarısız olacağım ve herkes aptal olduğumu düşünecek" ifadesi yerine, "başarısız olmak ya da olmamak benim elimde. Şansım var, bunu kullanabilirim. Başarısız olsam bile bu benim aptal olduğumu göstermez" şeklindeki bir ifade, duruma daha gerçekçi bakmanızı sağlayacaktır. Ya da karamsar falcılık yapıp, "eyvah yine sınav yaklaşıyor ve ben çalışmamı yetiştiremeyeceğim" diyerek, kendinizi bu kehanete inandırmak yerine, şunu söylemeyi deneyebilirsiniz: "Zamanı bir düşman gibi görüp onunla savaşa girersem hem kendimi yıpratırım, hem de enerjimi yanlış yönde harcamış olurum. Oysa önümdeki zamanı kendi yararıma kullanmak benim elimde"... Kendinizle olan diyaloğunuzda, olumsuz ve kötümser düşünme biçimini yansıtan "eğer bu sınavda ortalamanın altında alırsam herşey berbat olur, sınıfta kalabilirim, atılabilirim, hayatım mahvolur" gibi bir ifade kullanıyorsanız bunu şöyle bir cümleyle değiştirebilirsiniz: "Bu sınavda ortalamanın altında alacağımı nereden biliyorum? Ayrıca bir sınavda ortalamanın altında not almak dünyanın sonu değil. Bu sınavı hayatımın son şansı gibi görmekten vazgeçmeliyim"... Yapacağınız şey, gerçek dışı, kötümser düşüncelerinizi gerçek dışı bir iyimserliğe dönüştürmek değil, yalnızca gerçekçi düşünmektir. Unutmayın; başarıya ulaşmanın ilk aşaması, kişinin kendi potansiyelini doğru değerlendirmesidir. Nelerin eksik olduğuna ve neyi, ne kadar öğrenmeniz gerektiğine ancak gerçekçi bir değerlendirme sonucunda karar verebilirsiniz.

    Kaygının zihinsel süreci olan "endişe" ile başaçıkmak için gerçekçi ve olumlu düşünme biçimini benimsemeye çalışırken, bedensel süreci olan "yoğun uyarılma" ile başaçıkmak için de gevşeme egzersizleri yapmayı deneyebilirsiniz. Eğer kendi zihninizin ürettiği bu olumsuz düşüncelerin tutsağı olmaktan kurtulursanız, endişelerinizin azaldığını ve artık bedeninizden gelen sinyalleri de, eskisi kadar olumsuz yorumlamadığınızı göreceksiniz. Ayrıca bunların, sınav öncesinden sınav sonrasına doğru, aşama aşama kendiliğinden kaybolduğunu farkedeceksiniz.

    Duygularınız, düşünceleriniz ve bedeniniz arasında sizi bile şaşırtacak bir etkileşim vardır. Bu etkileşim, mutluluğunuza, başarınıza ve sağlığınıza zarar veren silahlı bir çatışmaya da dönüşebilir; kulağınıza çok hoş gelen bir senfoniye de... Bu sizin elinizde!

    Uzm.Psk. Yeşim Taş
    Bilkent Üniversitesi

  3. #3
    challenge18 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-11-2005
    Mesajlar
    2,792
    Karizma Gücü
    7
    Beynimize “tehlike için hazır ol” mesajı veren kaygıdır
    Bu herşeyi özetliyor sanırım..

  4. #4
    Misafir _Marx_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-03-2006
    Mesajlar
    980
    Karizma Gücü
    0
    Hayatın Kaygan Zemininde Düşmeden Yürüyebilirmiyim Diye Kaygı Duymaktayım...

  5. #5
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    herkes en az 1 kez kaygı duymuştur dostlar...

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  6. #6
    tekila_idil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2006
    Mesajlar
    802
    Karizma Gücü
    0
    kaygılarımızda hayatımızın birer parçası değil mi zaten? hani olmassa olmazlardan ..

    Şimdiye kadar hiçbir kuş komşusundan daha çok sayıda bir yuva yapmaya uğraşmadı.Şimdiye kadar hiçbir tilki saklanacak tek bir deliği olduğu için üzülmedi.Şimdiye kadar hiçbir sincap bir yerine iki kış yetecek kadar ceviz toplayıp saklayamadığı için endişeden ölmedi.Ve hiçbir köpek yaşlılık yılları için birikmişkemiği olmadığı gerçeği üzerine uykusuz geceler geçirmedi...öyle değil mi?

    İnsanların, olacaklarından kaygılandıkları şeylerin tümünün %40 ı asla gerçekleşmez.Tüm kaygıların %30’unu, geçmişte verilen ve değiştirilemeyecek kararlar teşkil eder.%12 si diğer insanların söylediklerinden kaynaklanır bu insanlar kendilerini aşağı hissettikleri için konuşmuştur.%10’u sağlıkla ilgilidir kaygılandıkça daha da kötüye gider.% 8 i kaygılanmak için “geçerli” diye düşünülebilir.
    Tutucu değilim,piyasada değilim, prensiplerim yoktur ama seviyesiz değilim...Kuralları sevmem ama yersiz yere çiğnediğim görülmemistir. İçe kapanık değilim ama gerekmezse konusmam, kinci degilim ama unutmam... Şefkat gösteririm ama şımartmam... Şüpheciyim ama kuruntu yapmam... Kendimle çelisebilirim ama kafama takmam... Dalga geçerim ama kırmam... Ciddiye alırım ama kapılmam...Huzur veririm ama söz vermem... Sahip olurum ama ait olmam...Cesaretsizligi ’gurur’la
    örtmem

  7. #7
    Mustafa adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    15-08-2005
    Mesajlar
    9,477
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Bazen Kaygısızlıktan Kaygı duyar oldum .. Acep nedendir ?

    Şehir ESKİŞEHİR'dir !



    YİNE BİR KEMAL, YENİ BİR KEMAL !


  8. #8

    Kayıt Tarihi
    13-11-2005
    Mesajlar
    9,059
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Kaygı = Korku'da diyebilirmiyiz?








    :turk:



  9. #9
    ysfaky adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    30-04-2005
    Mesajlar
    1,362
    Karizma Gücü
    8
    Kaygı korkudan öte birşeydir zannımca...

    Kendi tanımıma göre kaygı korktuğun nesneyi bilememektir...

    Kaygı... Yaşamdan düşme olasılığıma karşı kaygılıyım...Ve bu kaygı ölümle yaşam arasındaki gitgellerimin tek nedeni...


    Sevdiklerimizin ruhlarında oluşan anlık değişimleri, duygu sıçramalarını, her zaman çok da belirli nedenlere bağlı olmayan yakınlaşmalarını ve uzaklaşmalarını, bilinçlerinin alt kısımlarındaki ulaşılmaz bölgelere saklanmış arzularının değişik biçimlerde ve beklenilmeyen zamanlarda ortaya çıkışını izleyebilseydik, herhalde sakin bir denizde suların arasından aniden yükselen bir canavarı gördüğünde zavallı bir balıkçının hissedeceği korkuyu ve şaşkınlığı hissederdik.
    Ürkütürlerdi bizi.

    Ahmet Altan - Aldatmak

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •