Sana bir şey söyleyeyim mi? Değiştin sen.
Eski resimlerimize bakıyorum. Sonra bir de ... tarihli resimlerimize. Farklı iki insan var karşımda. Işığın hoş bir oyunundan da öte.
Karşımdaki o çocuksu, sevgi dolu kız gitmiş. Şehvet dolu bir kadın gelmiş. Tekrar tekrar bakıyorum fotoğraflara. Ben mi yanılıyorum?
Resimler arasında bir benzerlik görmeye çalışıyorum. Göremiyorum. Hayır, yanılmıyorum, değiştin sen.
Her fotoğrafına baktığımda, tekrar tekrar o gözden kaçmaz fark çarpıyor gözüme.
İlk kez ne zaman aldattın beni? Bunu belki de hiç bilemeyeceğim. Şurası kesin, o fotoğraflardan önce oldu bu.
Önemi var mı?
Sadece bilmek isterdim.
Ama belki de hep aldattın. Eski fotoğraflarındaki çocuksu yüzünle de aldattın beni. Aldatmak değil midir aslında tek yaptığımız, öyle ya da böyle.
Ben gibiler, hep palyaço ve öldüğünde belki bir buruk tebessüm diğerlerinin yüzünde.
Beni anlamadın, anlamayacaksın. Ama bunun da önemi yok.
Tekrar bakıyorum fotoğraflarına. Yüzünde bir gülümseme. Gözlerinin altları hafif kararmış. Canımı yakıyor gözlerine bakmak. Kıvırcık saçların yüzüne düşüyor. Sevgiyle doluyor içim.
Ama dudaklarının ucundaki bir kıvrım sarsıyor beni. Neden o kıvrım orada?
Sana öyle aşıktım ki, ilk baktığımda görmedi gözüm o dudakların ucundaki fettan gülümsemeyi. Bilinçaltım görmüştü belki, alarm sinyallerini vermişti o anda. Ama bilincim unutturuyordu kendine, ancak şimdi fark ediyorum.
Yakınlaştırıyorum görüntüyü iyiden iyiye. Dudaklarının köşesine doğru. Yakalamak istiyorum o kıvrımın altında ne yatıyorsa. Daha yakın, daha yakın. Belki daha yaklaşırsam göreceğim her şeyi.
Kıskançlık saçma, zarar veren bir duygu. Ama içine düştüğünde yakıyor insanın içini. Başka bir şey göremez, düşünemez oluyor. Diğer yandan üstünden bir süre geçtikten sonra çok kıskandıklarını kıskanmaz oluyor insan. Garip değil mi?
O kadar karışık görünmesine rağmen her şey çok basit.
Kurtulamadığımız evrimsel bir atık kıskançlık aslına bakarsan: Kendi genlerini aktardığı çocukların varlığını garanti altına almak için kıskançlık genlerine ihtiyaç duymuş organizma. Erkek açısından kendi çocuklarının babası olmayı garanti derdi. Kadınlar açısından erkeğin tüm enerjisini ortak çocuklara harcamasını garanti altına alma derdi.
Ne kadar duygusallıktan yoksun değil mi doğa? Ama gerçek bu. Duyguları bile önceden belirlenmiş yaşam-kalım makineleriyiz hepimiz. O yüzden sevişme ilgisinin, olasılığının artık üstüne düşmediğini kıskanmaz insan.
Bencil yaşam-kalım makineleriyiz hepimiz. Doğal yaratma ve yok etme güdülerimizle. Kıskanmaya da, aldatmaya da, aldatmaktan dayanılmaz bir haz almaya, aldatılmaktan sınırlı bir süre acı duymaya da programlanmış robotlar. Ne demeye kendimize daha fazla pay biçiyorsak?
Dağıldım bir an.
Yine getiriyorum resmini ekrana. Bana söylemediklerinin bir parçasını yakalamak tüm derdim resminde. Puzzle’ı birleştirmek.
Güçlendin ve özgürleştin yıllar içinde. Belki beni çarpan bu güçlenen ve özgürleşen, ne istediğini bilen kadının görüntüsü.
Çoklardan farklıyım biliyorsun. Güçlendikçe sen, seni daha çok seviyorum.
Bu aldatan, fettan ve ne düşündüğü bilinmez kadın imgesi, gitmem gerektiği halde duruyor olmamın sebebi.
Biliyor musun? Aldatan halinle daha çok etkiliyorsun beni. Doğaya meydan okuyorum.
Nefret ettiğin ve asla okumadığın yazdıklarımı belki bir gün okursun diye konuldu bu yazı bir köşeye.
Okumayacaksın, ne kadar şanslı olduğunu bilmeyeceksin, üzülmeyeceksin, ağlamayacaksın, ama bunların da hiç bir önemi yok...


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

