Muhakkak münafıklar (lisanlarıyla imanı açığa vurmak ve kalplerinde küfrü gizlemek suretiyle zanlarınca) Allah'a hile yaparlar. Allah da hilelerinin karşılığını vericidir.
Onlar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az zikreder, (hatıra getirir)ler) anarlar." (Ayet: 142)
İnsanoğlu, Allah'a bir şey edemez, ama kendisi kendisini perişan edebilir. Allah-u Teala ayet-i kerimesinde: "Onlar namaza tembel tembel kalkarlar." buyuruyor.
Bakın tembellik nifak nişanıdır. Amellerin en şereflisi, en faziletlisi ve en hayırlısı olan namazda, münafıkların sıfatı budur. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, zira namaz kılmaya gönülleri yoktur.
Onlar namazın farziyetine inanmazlar. Allah'tan korkuları yoktur. Namazın manasını da anlamazlar. İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) buyuruyor ki: "Müslümanın namaza tembel olarak kalkması hoş görülmemiştir. Namaza güler yüzle, büyük bir istekle ve sevinçle kalkmak gerekir, çünkü namaz Allah'a münacaatta bulunmaktır."
Cenab-ı Hak, münafıklara, edenlerden daha fazla buğz etmektedir. Bu sebeple de cehennemin en alt tabakasında bulunacaklar. Böyle olmaktan Allah'a sığınırız.
"Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar, onlara yardımcı bulamazsın."(Nisa suresi: 145)
Allah-u Teala, dünyada tövbe edenlerin tevbesini kabul buyuruyor. İnsan tövbesinde ihlas üzere ve amelinde dürüst olup, bütün işlerinde Rabbisine yönelenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
"Ancak tövbe edenler, hallerini ıslahta bulunanlar, Allah'a sarılanlar ve dinlerini Allah için halisane kılanlar müstesnadır. Onlar müminlerle beraberdirler, müminlere ise Allah (-u Teala) pek büyük mükafat verecektir. (Nisa suresi: 146)
Buradan anlaşılıyor ki, insan bozulduktan sonra düzelebilir. Ama düzeldikten sonra da bozulabilir. İtaata devamda bizi ancak Allah muvaffak kılar. Nitekim yüce Allah bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:
"(Ey Resulüm!) Sabret, senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır. (Kafirlerin yüz çevirmesinden) mahzun olma ve yaptıkları hileden de telaş edip sıkıntıya düşme. (Nahl Suresi: 127) "Muhakkak Allah, takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir."
Mevla Teala, ben varım, ben var iken korkmayın buyuruyor. Kul "Benim Allahım var, beni O muhafaza eder." demelidir. Onu beğenmeli, O'nun işlerini yerli yerinde bulmalıdır. O'nun işlerini beğenmeyende hiç iman olur mu?
Herkes Mevla Teala ile beraberdir, fakat beraberlikler arasında fark vardır. Zikirle beraberlik olursa, o çok iyidir. Ancak Mevla Teala herkesle beraberdir. Bu beraberlikten muttaki kullarla, iyilik yapanlar istifade edebilirler.
Allah-u Teala Hazretleri, zahirimize, batınımıza, yani dışımıza ve içimize vakıftır. Kul namaza dururken lisanıyla Allah-u Ekber der fakat kalbinde ne mahkemeler kurar, kendi kendine ne fetvalar verir. Ya Rabbi kendimizi sana havale ettik, sen bizi muhafaza eyle..
Münafık: İki yüzlü kimseye denir. İki türlü münafık vardır. Birisi imanda münafıktır, kalbinde iman olmadığı halde dışardan imanlı gibi görünür. müminlerin yanında "Ben müslümanım" der. Kendi gibi kafirlerin yanında ise, müslüman olmadığını söyler. İmanda münafıklar kafirlerdir. Bunların cezası, sonsuz olarak cehennemin en alt tabakasında kalmaktır.
Bir de imanlı olduğu halde amelde münafıklık yapanlar vardır. Bunlar yalnızken ibadet etmezler. Mesela namaz kılmazlar; başkalarının yanında bulundukları zaman abdest alıp namaz kılarlar.
Bu gibi münafıklık yapan müminlerin cezası Allah-u Teala'nın dilemesine kalmıştır, onlar hakkında ne dilerse onu yapar.
Mevla Teala Münafikun suresinde buyuruyor ki:
"Ey Habibim! Münafıklar sana geldikleri zaman da: 'Biz şahitlik ederiz ki, cidden sen Allah'ın resulüsün.' derler. Hakikaten Allah da senin kendi resulün olduğunu bilir. Bununla beraber Allah şehadet eder ki, münafıklar hakikaten yalancılardır. (Ayet:1**
Ayet-i kerimede münafıklar, te'kidle: "Biz şahitlik ederiz ki, sen Allah'ın resulüsün." diyorlar. Onlar bu şekilde yeminle şehadet etmeleri Hazreti Muhammed (Sallallahum Aleyhi Vesellem) Efendimiz'in Allah'ın Resulü olduğunu hem kendisi, hem de müminler iyi bilir. Onların maksadı bu şehadetle kalplerinde küfrü gizlemeye çalışmalarıdır.
Mevla Teala buyuruyor ki:
"Allah (AZZE VE CELLE) şehadet eder ki, muhakkak münafıklar elbette yalancılardır."
Yani onların söyledikleri, bakımından doğrudur, fakat onlar şöyle yönlerden yalancıdırlar: Münafıklar, Resululllah (Sallallahu Aleyhi Vesellemin)’in, Allah'ın resulü olduğuna inandıkları için yalancıdırlar.
Kalplerinden inanmadıkları halde inandıklarını söyleyenler yalancıdırlar. Şahitlik ederiz diye yalanlarını yeminle te'kide çalıştıklarından dolayı yalancıdırlar.
"Ey kafirler! Bu gün özür dilemeyin, siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
Bir kişi namazın farziyetini kabul etmeyince, kafir olur. Amelde terketmişse kafir olmaz. İnsan, namazın Allah-u Teala'nın emri olduğuna inanmayınca, o zaman kafir olur. Miras işi de, diğer emirler de böyledir.
Şeriatın emirlerinden her biri için itikatta ve amelde terkedenlerin aralarındaki fark şudur: İnanıp da ameli terkedenler, cehenneme girse de yanıp çıkacaklardır.
Ruhul Beyan tefsirinde okuduk, bir zat diyor ki: Bir insanın cehennemde ne kadar kalacağını çok aradım, bir nüshada buldum ki: "Bir an'dan, yedi bin seneye kadardır." Şeriatın emirlerini itikaden terkedenler ise ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.
Haramları, helalleri çok iyi bilelim. Eğer harama helal, helale de haram diyerek Kelime-i Şehadet getirilse de insan kafir olur. Bir insanı üç şey küfre sokar: İnkar, istihza (alay etme) ve istihfaf (hafife alma).
Mesela bir insan Mevla Teala'nın bir emrine veya yasağına inanıyorum ama yapamıyorum, derse kafir olmaz. Bir yandan yedi bin seneye kadar cezası müddetince cehennem azabına müstahak olur. Bu manayı iyi anlayın.
İmanın ve şeriatla amelin, günahlara tövbe etmenin ve özür dilemenin mahalli, dünyadır. Ahirette iman ve amel kabul olunmadığı gibi,, günahlar için özü dileme dahi kabul olunmayacaktır.
Kafirler, kıyamet gününde cehennem ateşini görüp, özür dilemeye, kalkıştıklarında onlara hitaben: "Ey küfredenler! Beyhude yere özür dilemeyin. Çünkü dünyadayken yapmış olduğunuz amellerinizden dolayı cezalandırılacaksınız. Bu nedenle özrünüz makbul değildir. Bu gün özür günü değil, ceza ve mükafat günüdür." denilecek.
Cenab-ı Hak kafirlerin özür dilemelerinin kabul olunmayacağını beyan ettikten sonra, tövbenin asıl mahalli olan, dünyada tövbe etmelerini müminlere tavsiye etmek üzere buyuruyor:
"Ey iman edenler! Allah'a öyle tövbe edin ki. tam bir pişmanlıkla, halis bir tövbe olsun. Umulur ki. Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O günde Allah-u Teala), peygamberini ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacaktır. Nurları önlerinde ve sağlarında koşup parlayacak da şöyle diyeceklerdir. Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, muhakkak ki sen her şeye kadirsin."
Mevla Teala, kullarını ne güzel ikaz ediyor: "Ey iman eden kullarım! Benden yüz çevirdiniz, gidiyorsunuz. Banan dönün! Öyle bir tövbe ile ki, günah işleyeceğiniz vakitte size nasihat edici olsun.
Nasuh tövbesi: İnsana nasihat edici tövbe demektir. Muaz bin Cebe (Radıyallahu Anh) bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz'e sorar: "Ya Resulallah! Tövbe-i Nasuh nedir?
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) cevap verir: "Kulun işlemiş olduğu günaha iyice nedamet etmesi, sonra da memeden çıkan sütün memeye dönmediği gibi bir daha o günaha dönmemektir.".


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla




ÛTİ SIFATLARI: