• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon
12 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    BlackPanther adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-03-2006
    Mesajlar
    193
    Karizma Gücü
    0

    Gerçek Tövbe Tövbe-i Nasuh

    Muhakkak münafıklar (lisanlarıyla imanı açığa vurmak ve kalplerinde küfrü gizlemek suretiyle zanlarınca) Allah'a hile yaparlar. Allah da hilelerinin karşılığını vericidir.

    Onlar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı pek az zikreder, (hatıra getirir)ler) anarlar." (Ayet: 142)

    İnsanoğlu, Allah'a bir şey edemez, ama kendisi kendisini perişan edebilir. Allah-u Teala ayet-i kerimesinde: "Onlar namaza tembel tembel kalkarlar." buyuruyor.

    Bakın tembellik nifak nişanıdır. Amellerin en şereflisi, en faziletlisi ve en hayırlısı olan namazda, münafıkların sıfatı budur. Onlar namaza tembel tembel kalkarlar, zira namaz kılmaya gönülleri yoktur.

    Onlar namazın farziyetine inanmazlar. Allah'tan korkuları yoktur. Namazın manasını da anlamazlar. İbni Abbas (Radıyallahu Anhuma) buyuruyor ki: "Müslümanın namaza tembel olarak kalkması hoş görülmemiştir. Namaza güler yüzle, büyük bir istekle ve sevinçle kalkmak gerekir, çünkü namaz Allah'a münacaatta bulunmaktır."

    Cenab-ı Hak, münafıklara, edenlerden daha fazla buğz etmektedir. Bu sebeple de cehennemin en alt tabakasında bulunacaklar. Böyle olmaktan Allah'a sığınırız.

    "Doğrusu münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar, onlara yardımcı bulamazsın."(Nisa suresi: 145)

    Allah-u Teala, dünyada tövbe edenlerin tevbesini kabul buyuruyor. İnsan tövbesinde ihlas üzere ve amelinde dürüst olup, bütün işlerinde Rabbisine yönelenler hakkında Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

    "Ancak tövbe edenler, hallerini ıslahta bulunanlar, Allah'a sarılanlar ve dinlerini Allah için halisane kılanlar müstesnadır. Onlar müminlerle beraberdirler, müminlere ise Allah (-u Teala) pek büyük mükafat verecektir. (Nisa suresi: 146)

    Buradan anlaşılıyor ki, insan bozulduktan sonra düzelebilir. Ama düzeldikten sonra da bozulabilir. İtaata devamda bizi ancak Allah muvaffak kılar. Nitekim yüce Allah bir ayet-i kerimesinde şöyle buyuruyor:

    "(Ey Resulüm!) Sabret, senin sabrın da ancak Allah'ın yardımıyladır. (Kafirlerin yüz çevirmesinden) mahzun olma ve yaptıkları hileden de telaş edip sıkıntıya düşme. (Nahl Suresi: 127) "Muhakkak Allah, takva sahipleriyle ve ihsanda bulunan kimselerle beraberdir."

    Mevla Teala, ben varım, ben var iken korkmayın buyuruyor. Kul "Benim Allahım var, beni O muhafaza eder." demelidir. Onu beğenmeli, O'nun işlerini yerli yerinde bulmalıdır. O'nun işlerini beğenmeyende hiç iman olur mu?

    Herkes Mevla Teala ile beraberdir, fakat beraberlikler arasında fark vardır. Zikirle beraberlik olursa, o çok iyidir. Ancak Mevla Teala herkesle beraberdir. Bu beraberlikten muttaki kullarla, iyilik yapanlar istifade edebilirler.

    Allah-u Teala Hazretleri, zahirimize, batınımıza, yani dışımıza ve içimize vakıftır. Kul namaza dururken lisanıyla Allah-u Ekber der fakat kalbinde ne mahkemeler kurar, kendi kendine ne fetvalar verir. Ya Rabbi kendimizi sana havale ettik, sen bizi muhafaza eyle..

    Münafık: İki yüzlü kimseye denir. İki türlü münafık vardır. Birisi imanda münafıktır, kalbinde iman olmadığı halde dışardan imanlı gibi görünür. müminlerin yanında "Ben müslümanım" der. Kendi gibi kafirlerin yanında ise, müslüman olmadığını söyler. İmanda münafıklar kafirlerdir. Bunların cezası, sonsuz olarak cehennemin en alt tabakasında kalmaktır.

    Bir de imanlı olduğu halde amelde münafıklık yapanlar vardır. Bunlar yalnızken ibadet etmezler. Mesela namaz kılmazlar; başkalarının yanında bulundukları zaman abdest alıp namaz kılarlar.

    Bu gibi münafıklık yapan müminlerin cezası Allah-u Teala'nın dilemesine kalmıştır, onlar hakkında ne dilerse onu yapar.

    Mevla Teala Münafikun suresinde buyuruyor ki:

    "Ey Habibim! Münafıklar sana geldikleri zaman da: 'Biz şahitlik ederiz ki, cidden sen Allah'ın resulüsün.' derler. Hakikaten Allah da senin kendi resulün olduğunu bilir. Bununla beraber Allah şehadet eder ki, münafıklar hakikaten yalancılardır. (Ayet:1**

    Ayet-i kerimede münafıklar, te'kidle: "Biz şahitlik ederiz ki, sen Allah'ın resulüsün." diyorlar. Onlar bu şekilde yeminle şehadet etmeleri Hazreti Muhammed (Sallallahum Aleyhi Vesellem) Efendimiz'in Allah'ın Resulü olduğunu hem kendisi, hem de müminler iyi bilir. Onların maksadı bu şehadetle kalplerinde küfrü gizlemeye çalışmalarıdır.

    Mevla Teala buyuruyor ki:

    "Allah (AZZE VE CELLE) şehadet eder ki, muhakkak münafıklar elbette yalancılardır."

    Yani onların söyledikleri, bakımından doğrudur, fakat onlar şöyle yönlerden yalancıdırlar: Münafıklar, Resululllah (Sallallahu Aleyhi Vesellemin)’in, Allah'ın resulü olduğuna inandıkları için yalancıdırlar.

    Kalplerinden inanmadıkları halde inandıklarını söyleyenler yalancıdırlar. Şahitlik ederiz diye yalanlarını yeminle te'kide çalıştıklarından dolayı yalancıdırlar.

    "Ey kafirler! Bu gün özür dilemeyin, siz ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.

    Bir kişi namazın farziyetini kabul etmeyince, kafir olur. Amelde terketmişse kafir olmaz. İnsan, namazın Allah-u Teala'nın emri olduğuna inanmayınca, o zaman kafir olur. Miras işi de, diğer emirler de böyledir.

    Şeriatın emirlerinden her biri için itikatta ve amelde terkedenlerin aralarındaki fark şudur: İnanıp da ameli terkedenler, cehenneme girse de yanıp çıkacaklardır.

    Ruhul Beyan tefsirinde okuduk, bir zat diyor ki: Bir insanın cehennemde ne kadar kalacağını çok aradım, bir nüshada buldum ki: "Bir an'dan, yedi bin seneye kadardır." Şeriatın emirlerini itikaden terkedenler ise ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.

    Haramları, helalleri çok iyi bilelim. Eğer harama helal, helale de haram diyerek Kelime-i Şehadet getirilse de insan kafir olur. Bir insanı üç şey küfre sokar: İnkar, istihza (alay etme) ve istihfaf (hafife alma).

    Mesela bir insan Mevla Teala'nın bir emrine veya yasağına inanıyorum ama yapamıyorum, derse kafir olmaz. Bir yandan yedi bin seneye kadar cezası müddetince cehennem azabına müstahak olur. Bu manayı iyi anlayın.

    İmanın ve şeriatla amelin, günahlara tövbe etmenin ve özür dilemenin mahalli, dünyadır. Ahirette iman ve amel kabul olunmadığı gibi,, günahlar için özü dileme dahi kabul olunmayacaktır.

    Kafirler, kıyamet gününde cehennem ateşini görüp, özür dilemeye, kalkıştıklarında onlara hitaben: "Ey küfredenler! Beyhude yere özür dilemeyin. Çünkü dünyadayken yapmış olduğunuz amellerinizden dolayı cezalandırılacaksınız. Bu nedenle özrünüz makbul değildir. Bu gün özür günü değil, ceza ve mükafat günüdür." denilecek.

    Cenab-ı Hak kafirlerin özür dilemelerinin kabul olunmayacağını beyan ettikten sonra, tövbenin asıl mahalli olan, dünyada tövbe etmelerini müminlere tavsiye etmek üzere buyuruyor:

    "Ey iman edenler! Allah'a öyle tövbe edin ki. tam bir pişmanlıkla, halis bir tövbe olsun. Umulur ki. Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O günde Allah-u Teala), peygamberini ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacaktır. Nurları önlerinde ve sağlarında koşup parlayacak da şöyle diyeceklerdir. Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, muhakkak ki sen her şeye kadirsin."

    Mevla Teala, kullarını ne güzel ikaz ediyor: "Ey iman eden kullarım! Benden yüz çevirdiniz, gidiyorsunuz. Banan dönün! Öyle bir tövbe ile ki, günah işleyeceğiniz vakitte size nasihat edici olsun.

    Nasuh tövbesi: İnsana nasihat edici tövbe demektir. Muaz bin Cebe (Radıyallahu Anh) bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz'e sorar: "Ya Resulallah! Tövbe-i Nasuh nedir?

    Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) cevap verir: "Kulun işlemiş olduğu günaha iyice nedamet etmesi, sonra da memeden çıkan sütün memeye dönmediği gibi bir daha o günaha dönmemektir.".

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    22-12-2004
    Mesajlar
    249
    Karizma Gücü
    0
    Buda güzel bir ayettir

    Tevbe; ne, kötülükleri yapıp-edip de onlardan birine ölüm çatınca: "Ben şimdi gerçekten tevbe ettim" diyenler, ne de kafir olarak ölenler için değil. Böyleleri için acı bir azab hazırlamışızdır. (NİSA SURESİ / 18)

  3. #3
    dabbetülarz adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-11-2005
    Mesajlar
    379
    Karizma Gücü
    7
    sevgili kardeşim,
    tövbe-i nasuh ile tövbe etmek için, belli bir makama ulaşmış olmak gerekmektedir. tövbe-i nasuh, İHLAS makamını tamamlamış evliya kullar için geçerlidir. burada insan, nefsinin afetlerini yüzde yüz temizlemiş ve "muhlis" olmuştur.

    muhlis olmuş kişiye ALLAH TEALA tövbe-i nasuh izni vererek onun nasuh tövbesi yapmasını sağlar. bu tövbe, ALLAH'ın huzurunda, ALLAH'ın söylediklerini tekrar ederek gerçekleşir. nasuh tövbesinin bozulması artık mümkün değildir. tövbeden sonra bu kişi en yüksek makam olan SALAH makamına ulaşır ve salihlerden olur.

    nasuh tövbesi "normal" kişiler sözkonusu değildir. nasuh tövbesi yapabilmek için, kişi tasavvufa girmesi, nefsini %100 arındırması, ALLAH'a ulaşması ve bundan sonra ALLAH'ın kendisine yapacağı tövbe emrini beklemesi gerekir.
    [O söz tepelerine indiğinde, yeryüzünden onlar (insanlar) için bir dâbbe çıkarırız da o onlara, insanların bizim ayetlerimize gereğince iman getirmediklerini (yakin hasıl etmediklerini) söyler. ](Neml Suresi, 82. Ayet)

  4. #4
    termit adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-03-2005
    Mesajlar
    475
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı dabbetülarz tarafından gönderildi.
    sevgili kardeşim,
    tövbe-i nasuh ile tövbe etmek için, belli bir makama ulaşmış olmak gerekmektedir. tövbe-i nasuh, İHLAS makamını tamamlamış evliya kullar için geçerlidir. burada insan, nefsinin afetlerini yüzde yüz temizlemiş ve "muhlis" olmuştur.

    muhlis olmuş kişiye ALLAH TEALA tövbe-i nasuh izni vererek onun nasuh tövbesi yapmasını sağlar. bu tövbe, ALLAH'ın huzurunda, ALLAH'ın söylediklerini tekrar ederek gerçekleşir. nasuh tövbesinin bozulması artık mümkün değildir. tövbeden sonra bu kişi en yüksek makam olan SALAH makamına ulaşır ve salihlerden olur.

    nasuh tövbesi "normal" kişiler sözkonusu değildir. nasuh tövbesi yapabilmek için, kişi tasavvufa girmesi, nefsini %100 arındırması, ALLAH'a ulaşması ve bundan sonra ALLAH'ın kendisine yapacağı tövbe emrini beklemesi gerekir.
    Gene saçmalamışsın,sen işi sahte mehdi iskender evr. na getirip sadece onun huzurunda tevbe edilir demeye getirmek için hazırlık yapıyorsun ,daha önceden olduğu gibi .
    Nasuh tövbesi: İnsana nasihat edici tövbe demektir. Muaz bin Cebe (Radıyallahu Anh) bir gün Resulullah (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Efendimiz'e sorar: "Ya Resulallah! Tövbe-i Nasuh nedir?

    Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) cevap verir: "Kulun işlemiş olduğu günaha iyice nedamet etmesi, sonra da memeden çıkan sütün memeye dönmediği gibi bir daha o günaha dönmemektir.".
    ELVAN YÖRÜĞÜ

  5. #5
    Misafir Foefs adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    13-11-2004
    Mesajlar
    7,650
    Karizma Gücü
    0
    Yazılanlar için teşekkürler.

  6. #6
    Kickboxer adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-05-2006
    Mesajlar
    976
    Karizma Gücü
    7
    "Ey iman edenler! Allah'a öyle tövbe edin ki. tam bir pişmanlıkla, halis bir tövbe olsun. Umulur ki. Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyar. O günde Allah-u Teala), peygamberini ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacaktır. Nurları önlerinde ve sağlarında koşup parlayacak da şöyle diyeceklerdir. Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, muhakkak ki sen her şeye kadirsin."

  7. #7
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    BİŞR-İ HAFİ : YALINAYAK BİŞR

    Örneklerden bir misal. Bağdat’ta türbesi bulunan Bişr-i Hafi Hazretleri sarhoş, meyhaneden çıkmış evine gidiyordu. Çamurlar içine atılmış, çamur olmuş lafza-i celal yazılı bir kağıt parçası gördü. “Ya Rabbi, zatının ismine böyle hakaret reva mı ?” deye çığlık ve göz yaşları ile yerden aldığı lafza-i celal yazılı kağıdı temizledi. Meyhaneden kalan parası ile güzel kokular aldı. Çamurunu arıtıp güzel kokular sürdü. Bezlere sardı. Yüksek yere koydu. Zamanın maneviyat ehli bir zata manasında emir verdi, Hazret-i ALLAH. Buyurdu ki : “Bişr’e söyle. Bizim ismimize hürmet gösterdi. Arıttı. Yüksek yerlere kaldırdı. Biz de onun içini, dışını temizledik, arıttık.”


    Bu şerefe nail olan Bişr-i Hafi “ALLAH” deye öyle bir çığlık attı ki... Yaralı ve kırık kalbin çıkardığı tövbe istiğfar, Rabbına hamd ve teşekkür çığlıkları, ümitsizlikle beklediği amma rahmet-i ilahide zuhurunu gördüğü sonsuz rahmetin verdiği aşk-ı ilahinin çığlıkları... Yalnız okumak ve yazmakla elde edilemeyen samimiyet ve hikmet... Hülasa yukarıda anlatmak istediğim murad-ı ilahinin zuhuru görülen MURAT...

    “Kamil doğarmış ehl-i Hak, doğmadan evvel anası” ölçüsünü hatırdan çıkarmayasın. Her sarhoşu da Bişr-i Hafi zannetmeyesin. Her halinde samimi olmanı tavsiye ederim. Kimseyi kandırmaya kalkışma. Hele hele ALLAH’ı...

    O halden sonra Bişr’in tertemiz örnek yaşantısına Bağdat şahit oldu. Ayağına ayakkabı dahi giymedi. “Görmediğim mahlukata eza ederim” deye. Onun için “Yalın Ayaklı Bişr” anlamına gelen “Bişr-i Hafi” denildi.

    Benim mübarek kardeşim ! Bu türlü hikmetleri hikaye gibi dinleme. ALLAH’a acabasız inan. Gereğini yap. Cüz’i iraden müddetlidir. Müddeti dolmadan iman ağacından yetiştirdiğin rahmet meyvelerinden ye. Hazret-i ALLAH mutlaka tövbe istiğfar nasip eder. Huzuruna temiz olarak alır. Çünkü dünya en büyük kazanç yeridir. Kasd-i ilahi daima beni Adem’in kazanması için lutfedilmiştir. İnkarı yeteri kadar Rabbını tanımamaktan ve nasipsizlikten gelir. Yanlış düşünce ve çirkin ithamlardan o “ALLAH’ın gelinlerini” tenzih ederim. Bul ve müntesip ol. Çünkü onlar ALLAH’a inananların manevi yolda hizmetkarıdırlar.


    PİR ES SEYYİT H. GALİP HASAN KUŞÇUOĞLU

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    18-03-2007
    Mesajlar
    425
    Karizma Gücü
    0
    sn . mehmet beyin yıkamaya devam . allah demek hukmunu kuluna soyledi . allah ım sen bizi koru . nedir bunlarıp sapıklıkları .
    ilk paragraf ne anlama geliyor biliyor musun . yazıklar olsun
    neyse anlatsamda göstersemde ne gözler görür ne kulaklar duyar . devam edin siz . devam . bakalım nereye kadar

  9. #9
    egdt1970 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    05-04-2007
    Mesajlar
    1,176
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Alıntı DoNtBeOnMyWay tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    sn . mehmet beyin yıkamaya devam . allah demek hukmunu kuluna soyledi . allah ım sen bizi koru . nedir bunlarıp sapıklıkları .
    ilk paragraf ne anlama geliyor biliyor musun . yazıklar olsun
    neyse anlatsamda göstersemde ne gözler görür ne kulaklar duyar . devam edin siz . devam . bakalım nereye kadar
    Manadan nasibi olanlar anladı be kardeş..Sen de inşallah bir gün anlarsın..Yani bunda yanlış bir şey yok kardeşim.Arıya vahyeden Rabbim Eşrefi mahluku olan İnsana vahyedemezmi (konuşmazmı)?.
    Allahın subuti sıfatlarından olan "KELAM" başka ne manaya gelir.
    Yani işlemeyen bir sıfatmıdır.Veya sizce buna da bazılarının yaptığı gibi kulları tarafından sınırlamamı vardır(haşa).Bak kardeş yanlış olan şu ki; bilmediğiniz bir şey olunca hemen "muhatabınızı" sapıklıkla itham edeceğinize,amlamadığınız ve ya kabul edemediğiniz konuyu sorsanız umulur ki anlaşılır bilinmeyen şey bilinir olur..ayıp oluyor değilmi biraz..
    "Aklı ile öğünen kişi, hücresinin genişliği ile gururlanan mahkuma benzer."





  10. #10
    mehmetcik1979 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-04-2007
    Mesajlar
    3,257
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    HAZRET-İ ALLAH’IN ZATİ SIFATLARI:



    VÜCUD : Var olmasıdır.

    KIDEM : Evveli olmamaktır.

    BAKA : Sonu olmamaktır

    VAHDANİYET : Tek olmasıdır.

    MUHALEFETÜN Lİ’L-HAVADİS : Yarattıklarından hiçbir şeye benzememesidir.

    KIYAM Bİ-NEFSİHİ : Mekâna ihtiyacı yoktur.




    S&#220ÛTİ SIFATLARI:



    HAYAT : Diri olmasıdır. Diriliği ebedi ve ezelidir. Hiçbir kaynağa muhtaç değildir.

    İLİM : Her şeyi bilmesidir. Yegane alim odur. İlmin her dalı onun yedindedir.

    SEMİ : Her şeyi işitmesidir. İşitmesinde sınır yoktur.

    BASAR : Her şeyi görmesidir. Cümle yaratılmışların görgü ufku vardır, onun görüşünde ufuk yoktur.

    İRADE : İstediğini dilemesidir. Hiçbir yarattığına karşı sorumlu değildir.

    KUDRET : Her şeye gücü yetendir. Alemde görülen güç ALLAH’ın takdiri kadardır.
    KELÂM : Söylemesidir. Her zerrenin anlayacağı lisanı konuşur.

    TEKVİN : Her şeyi yaratan odur. Başka yaratıcı aramak şirktir.

    Fiili sıfatları ise her yerde mevcuttur

    İHYA: Dirilmek.

    İMATE: Öldürmek.

    TAHLİK: Yaratmak.

    TERZİK: Rızıklandırmak


    ALLAH’ın SUBUTİ SIFATLARINDAN BENÎ ÂDEM’E BAHŞEDİLEN BİR ZERREDEN BAŞKA NEDİR?

    ALLAH’ın FİİLİ SIFATLARI: yaşatan, öldüren, tekrar dirilten, rızıklandıran.

    Yukarıda belirtmeye çalıştığım gibi, cümle alem Hazret-i ALLAH’ın ilim ve iradesinin, yani bilerek dilemesinin zuhurudur. Bi-zatihi değildir, izafidir, mecazidir.

    Yaratılmış zerreden kürreye efdal-i mahluk, şerefli mahluk olan Benî Âdem’de de zuhuru bariz görülen subuti ve gerek fiili sıfatlarının tenezzülen zuhuruna bakıp da Benî Âdem’e –haşâ- ALLAH demeyesin. Sakın ha!. Na-ehlin cehlinden de emr-i ilâhiye ters düşen yaşantısından da uzak durasın. Bu yönlü yaşantıların şirkin kapısından ayrılamadığını iyi bilesin.
    Belki haddimi aşacağım ama kusura bakma!
    Hadis ilmi d*****ası yaptığınızı beyan ettiniz.ALLAH'ın sıfatları sizin ilim alanınıza girmiyor mu?ALLAh'ın KELAM sıfatını hiç duymadınız mı be kardeşim ?Yapma ALLAH aşkına bu senin bildiğin ALLAH nasıl bir ALLAH? ALLAH buyuruyor ki
    :"İnsi cinni bilinmekliğim için yarattım."Sıtatlarıyla bilmiyeceksin de nasıl bileceksin?Her şeye şaşımı bakacağız?
    sevgi ve selamlar.

 

 
Sayfa: 1 | Toplam: 2 12 SonSon

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Gerçek şoven , gerçek ırkçı kim?
    2005 Konuları bölümünde Dağlı tarafından açılmış
    Yanıt: 14
    Son Mesaj: 17.06.05, 01:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •