• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1
    ~jUst hUmAn..some mirror~ cArpEdiEm adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-11-2005
    Mesajlar
    3,009
    Karizma Gücü
    0

    Cemaat ve toplum

    Cemaat ve toplum

    Gemeinschaft ve gesellschaft, Almancadan evrensel terminolojiye geçmiş bu iki kavram, yani 'cemaat' ve 'toplum'. Bu iki kavramın arasındaki ayrımı çizen şey, modernleşme.
    Modernleşmeden önce Batı'da da 'toplum' değil, 'cemaat' vardı. Modernleşme dediğimiz olay Batı'da başladı, dünyada ilkin Batı'nın cemaati, Batı toplumuna dönüştü. Dolayısıyla da bu acıyı dünyada ilk yaşayan, Batı oldu. Modernleşme, acı veren bir süreçtir.
    Ama Batı, modernleşirken çektiği acının misliyle fazlasını dünyanın geri kalanına çektirdi. Birçok yerde, kendisi, neredeyse 'döve döve', birtakım toplumları sözde modernleştirdi. Bazı yerlerdeyse toplumlar, ne nedenini, ne nasılını anlamadan, ama bir zorunluluk olarak modernleşmeyi yaşadılar, yaşamak durumunda kaldılar. Bu süreç hâlâ bitmiş değil, belki bitecek gibi de değil. Ama bugün vardığımız noktada, 'Ben bu oyunu oynamıyorum' diyen bir babayiğit de yok. Dolayısıyla hepimiz bu geminin içindeyiz. Acı, macı, ama gidiyoruz, gitmek zorundayız.
    Batı dışında hiç kimse, Batı'nın gelişmesini Batı gibi yaşamadığı için, kimsenin 'cemaat'i, kendi iç dinamiğiyle, 'toplum'a dönüşmedi. Tabii bunun da, dünyanın her yerinde, bölgesel/yerel özelliklere göre, aldığı farklı biçimler var. Afrika'nın kabilelerini gesellschaft'a dönüştürmek bir şey, Ortadoğu'nun Müslüman kentleri başka şey. Japonya bambaşka bir şey vb. Geleneksel yapılar direniyor, değişim gereği dayatıyor, acı sürüyor.
    Bu konuya Türkiye'de aldığı biçimlerle bakılacak olursa, geleneksel
    'cemaat' yapısının, görece yumuşak ve arızasız bir geçişle 'toplum'a dönüşmek şöyle dursun, bugün dahi, bunun önündeki en önemli engellerden biri olduğunu düşünüyorum.
    Ama bu, 'cemaat'in modernleşmeye direnmesi biçiminde de olmuyor. Daha doğrusu, monolitik, tutarlı bir direnme biçimini alamıyor.
    Şimdi, aslında bütün toplumsal ilişkiler muhafazakârdır. Belirli bir konjonktürde, belirli amaçları gerçekleştirmek için kurulmuşlardır ve her şey değişse de, tıpkı organik hayat gibi, onlar da varlıklarını sürdürmeye çalışır. Bunca uzun tarihi olan 'cemaat' ilişkilerinin de bundan başka bir
    tepki göstermesi beklenemez.
    Ama aynı zamanda, bir toplumsal ilişki, onu üreten koşulların yerini alan yeni koşulların kendisine tanıdığı hayat oranında varlığını sürdürebilir. Sözgelişi, İstanbul'a topluca gelip gecekondu yapan ya da Almanya'nın X kentine topluca gidip aynı fabrikada iş bulan ve aynı mahallede ev tutan Z kasabası hemşerileri, bu yeni mekânlarında da, eski 'cemaat' ilişkilerini belirli ölçüde sürdürme imkânı buluyordu.
    Modernleşmenin gücünü daha fazla, daha sert vb. hissettirdiği ortamlarda ise cemaat dayanıklı bir biçim olamıyor ve dağılıyor.
    Şunu vurgulamak istiyorum: 'cemaat' da bir 'toplum', dolayısıyla bir 'toplumsallık' biçimi. Ama dağıldığında, ortada kalan üyeleri, yeni 'toplum'un 'toplumsallık' biçimlerine geçemiyorlar. Hatta, en çok bunda zorlandıkları söylenebilir.
    Tam tersine, 'cemaat'in bitmesiyle, bireyleşiyorlar. Cemaat biriminden çıkıldığında, onun yerini alacak yeni bir 'toplumsal'lığın koruyucu kabuğunu aramak yerine, insanlar, hayatlarını bireyselleştiriyorlar. Ama buna 'bireyselleşme' demek yanlış, yanıltıcı. Türkçenin verdiği imkânlarla, buna 'bireyselleşme' değil, 'bireycileşme' demek daha doğru olur sanıyorum. 'Cemaat' tipinde bir toplumsallığın empoze ettiği değerler, dayanışma, ahlak vb.
    o toplumsal örgütlenmeyle birlikte tarih-dışı ve geçersiz kalınca, bu durumdaki insan 'Ben şimdi üst değerlerimi hangi toplumsal örgütlenme biçiminden alacağım?' diye sormuyor. Böyle bir soru sorması herhalde mümkün değil. Hangi kültürel birikim ona böyle bir soruyu formüle ettirebilir?
    Tanımlanan durumda birey, sorumluluklar ve yükümlülüklerinden arınmış birey olarak o kişi kalıyor ve karşısında, tanımadığı, anonim, bir tehdit ve hatta bir düşman olarak 'toplum'. Bu toplum, onun 'çevre'si filan değil, kendi adına sömüreceği veya talan edeceği 'tarla', 'maden', her neyse, öyle bir şey.
    Cemaat, bu anlamda, kendisi ayakta kalarak değil, yıkılırken içinde yetişenlere miras bıraktığı bilinçlilik biçimleri ve hayat algılarıyla, modernleşmenin, modern toplumsallığın en büyük engeli oluyor.
    Murat Belge

    en iyiler genellikle
    intihar ederler
    sadece kaçmak için
    ve o geride kalanlar
    asla tam olarak anlayamazlar
    neden biri
    onlardan kaçmak istesin ki..!

    ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••


    ••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••••



    :Sİçkinin kötülüklerini okudukça, okumayı bıraktım...
    seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz,sevgi dilsizdir...

  2. #2
    abdullahbirisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    1,775
    Karizma Gücü
    7
    Şahsen yazıdan hiç bir şey anlamadım,anlaşılır bir dil kullanmamış.
    Cemaat kelimesinin kökeni cem yani çoğulun bir araya toplanmasından meydana gelir.Bu ister dini olsun ister gayrı dini.Burada bunun sadece ismi değişiktir.Kimisi futbol takımı ismini almıştır,kimisi dernek,kimisi hemşehriler birliği ama hepside bir biçime cemaattir.Ama artık bu kelime günümüzde dini birliktelik etrafında toplanan insanlara deniyor.
    Modernleşmeyi bireycileşme diye ifade etmiş,aslında modernleşme tekilleşmedir,yani banallaşmak ilede ifade edilebilir.Böylece birlik yerine dağılma gerçekleşiyor.Herkes kendi amaç ve çıkarlarına odaklanıyor.Böylece ne aile içerisinde birlik kalıyor,ne arkadaşlar içerisinde ne toplum içerisinde bölündükçe bölünme, bölündükçe küçülme.
    Modernleşmenin toplaştığı bir alan var o da üretmek ve tüketmek.Bunlar olmaz ise modernleşme sürdürülemez,çünkü onun gelir kaynağı budur.Diğer fikirler üzerinde dağılın ama bu fikir üzerine birleşin.Bu yüzden daha fazla üretmek için sömürüler başladı,daha fazla tüketmek için yemek yeme yarışmaları düzenlendi,aslında modernleşme paylaşmayı hedeflemeliydi.....
    Bunlar benim düşüncelerim,katılmayarak alternatif düşünceler öne sürünki çeşitlilik ortaya çıksın ve daha doğru bilgiye bir adım daha atılsın.
    1970’li yıllardan itibaren yükselen bir trend izleyen dünya altın madenciliğinde,
    epitermal, porfiri ve listvenit tipi yataklardan yapılan üretim çok büyük önem
    kazanmıştır. Batı Anadolu’nun epitermal cevherleşmeler açısından önem taşıyan
    jeotermal sistemler bakımından zengin olması, ayrıca, epitermal altın yataklarının iz
    elementi olarak önem taşıyan Sb-As-Hg cevherleşmelerinin yaygın olması; Doğu
    Karadeniz
    bölgesindeyse, altın yatakları açısından önemli olan masif sülfit ve porfiri
    yataklarının bulunması; Orta ve Doğu Anadolu’da listvenitlerle yakından ilgili
    ofiyolitlerin geniş alanlar kaplaması, topraklarımızın, altın oluşumlarının yerleşmesi
    için jeolojik açıdan çok elverişli olduğunu göstermektedir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Cemaat imamı dinlemedi
    SİYASET ve POLİTİKA ARENASI bölümünde 27 mayıs devrimdir tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 14.09.11, 16:43
  2. Cemaat !.. İlk hedefiniz Güneydoğu.. İleri !..
    Benim Gündemim-Benim Köşe Yazılarım bölümünde kenankilimci tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 08.08.11, 09:42
  3. Hıristiyan cemaat pankartla kutladı
    2005 Konuları bölümünde axe_3084 tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 05.11.05, 03:55

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •