• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
55 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma bilge ' den Seçmeler



    ATSIZ'ın biyografisine buradan ulaşabilirsiniz

    TOPRAK - MAZİ

    Gel arkadaş, gel seninle az dertleşelim:
    Okuyarak hayat denen koca kitabı
    Gönüldeki yaraları biraz deşelim.

    Gömdüm kara topraklara melekten iyi,
    Perilerden nazlı, güzel bir sevgiliyi.
    Derin derin sızlıyor gönlümde yaram,
    Bana artık her saadet olmuştur haram.

    Beni sardı kefen gibi mazinin tülü,
    Yere batsın bu toprakla bu korkunç mazi!
    Orda çünkü sevgilimle sevgim gömülü…
    Hey arkadaş sözünü bil, hem kendine gel,
    Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel.
    Bir sevgili kızı senden aldıysa toprak
    Bun a katlan, toprak için çünkü bu bir hak!

    Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi,
    Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi;
    Fışkırttığı serin sular bize can verir;
    Ormanları gönlümüze heyecan verir.

    Hey arkadaş sende insaf duygusu yok mu?
    Sana her şey veren, seni büyüten toprak
    Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu?

    Doğup ölmek… Millet için bunlar bir hızdır,
    Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır.
    Toprak bizim anamızdır… İnsan yasına
    Kapılarak nasıl söver öz anasına?

    Hakikat ne şu göklerin derinliğinde,
    Ne suların şairane serinliğinde…
    Aristonun mantığında zerresi yoktur,
    Fisagorda, Eflâtunda nebzesi yoktur.
    Mefkûreler âleminde olunca kıtlık
    Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık:
    Bir budala “zulüm yeter!” diye haykırır,
    Bir it çıkar “proleter” diye haykırır!

    Bir hayvanda hâkim olur cinsî heyecan,
    Froyt denen yahudiye gider verir can…
    Kimi kördür… Kendisine büyük gelir pek
    Lenin denen o maskara vatansız köpek…

    O ne felsefe ne de “din”in “hiç”inde,
    O, toprağın asırlardan beri içinde…
    Hakikati bulmak için onu eşmeli,
    Yükselmekten bir şey çıkmaz, derinleşmeli…
    Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur,
    Derinleşen hakikati toprakta bulur.
    Şu ne başı, ne de sonu olmıyan toprak
    Gömdüğümüz vücutlardan gıda alarak
    Bize hayat verir, bize tarih, mazi yaratır.
    Mazi köhne kitap değil, şanlı bir satır…

    Mazi ırkın yarattığı çoksun bir seldir,
    Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir,
    Geçmişlerin gecesinden ışık alırız…

    Bir düşünsen mazideki olan işleri
    Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır.
    İstersen gel yadedelim o geçmişleri…

    Kaynar elbet damarında halis Türk kanın,
    Damarında çünkü kanı var “Atilâ”nın,
    Avrupanın her ırkından toplanan ordu
    Onu Galya ovasında zorla durdurdu.

    İradesi yenilmeden sinirle ete
    Vatan için karısını bırakan “Mete”
    Yasa için kardeşini öldüren “Çingiz”

    Yeryüzünde bırakmadan küçücük bir iz
    Geçip giden milyonlarca adsız kahraman,
    Ki her biri bugün bize vermektedir şan,
    Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı,
    Hangisini hangisinden üstün tutmalı?
    Her birisi bu toprağın, bu ırkın malı…
    “Tonyukuk”un gizlenmiştir dehâ kanında,
    Bismark onun at uşağı olmaz yanında…

    “Alp Arslan”la “Kılıç Arslan” şanlı bir fasıl
    Avrupayı rezil eden “Yıldırım”… Nasıl?

    Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir
    Ankarada Yıldırımı eriten “Demir”…

    Bu kadar mı? Bu saydığım ancak bir kaçı!
    “Katerin”le neler yaptı acaba “Baltacı”?
    Anafarta cephesinde kim durdu en son?
    İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon?

    Sevdiğin kız şu toprağa eğer girdiyse,
    Sen toprağı eskisinden fazla benimse.
    Bil ki toprak ebediyen senin olmuştur.

    Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz
    Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz
    Bir gayedir… Fakat bunun hududu dardır…
    Sevgiliden sevgili bir mefkûre vardır.
    Biz kız solar, yahut senin tükenir aşkın,
    İnsan kalmaz uzun zaman neşeli, taşkın…
    Ya mefkûre? Ebediyet onunla birdir,
    Kişioğlu müebbeden ona esirdir.

    En mukaddes iki “Var”a böyle söversen,
    Toprak ejder, mazi kanlı bir gece dersen,
    İleriye bakamazsın, gözün kamaşır.
    İstikbali kucağında bu mazi taşır…
    Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi
    Bu milletten çıkar mıydı bir büyük “GAZİ”?
    Kara toprak yine bizden gıda almasa
    Kalır mıydı aramızda türe yasa?
    Mazi bizim atamızdır, toprak anamız,
    Biri bizi yetiştirir, biri verir hız.
    Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü
    Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü.

    Yabancılar bir gün yine akın ederse,
    Ve zaferi kendisine yakın ederse,
    Sevgilimi aldı diye bu kara toprak
    Tarihin ün meydanında uzun kalarak
    O toprağın uğruna sen can vermez misin?

    Bu maziyle bu toprağa küfürden sakın,
    Kendine gel, iradeni üstüne takıl!
    Savaşları, türeleri, yasalarıyla
    Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla
    Mazi ırkın yarattığı bir şaheserdir…

    Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir;
    Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın…
    Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın!

    Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır…
    Ve bunları inkar eden, bil ki alçaktır…


    Bu mesaj en son " 29.04.06 " tarihinde saat 19:46 itibariyle bilge tarafından düzenlenmiştir... Neden: Şair'in biyografisi eklendi:)

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Sona DoĞru (atsiz)

    SONA DOĞRU


    Bilsin cihan ki ben bu cihanın nesindeyim:
    Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.
    Dünya denen mezellete dalsın her isteyen;
    Ben ırkımın şeref taşan efsanesindeyim.
    Herkese bir özleyişle yaşar...
    Ben de öylece Altaylar'ın ve Tanrıdağ'ın çevresindeyim.
    Merdanelikle şöyle bakıp ayrılıklara
    Son menzilin hüzün dolu kaşanesindeyim.
    Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
    Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Yarinin TÜrkÜsÜ (atsiz)

    YARININ TÜRKÜSÜ

    Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
    Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
    Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
    Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!

    Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
    Keder, elem her ne varsa geride kalsın!
    Tehlikeler duman gibi tüterken yerde
    Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.

    Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
    Bir sevgili gibi onu basar bağrına!
    Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
    Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...

    Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
    Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
    Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
    Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.

    prüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?
    Çanakkale şehitleri dirildiler mi?
    Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
    Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?

    Saflarımız seyrelse de yine ileri!..
    Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
    Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
    Kanımızla burda yarın güller açacak.



  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma TÜrklerİn TÜrkÜsÜ (atsiz)

    TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ


    Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa,
    Türk'e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa;
    Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa
    Onu kanla söndürüp parçalarız, yeneriz .

    Biz Tufanı yarattık uyku uyurken batı,
    Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı.
    Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı:
    Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz.

    Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan,
    Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan.
    Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan,
    Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz....

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma bilge ' den Seçmeler

    YAKARIŞ-I

    Anlamayız hayatı felsefeyle, ilimle;
    Hayat çelik ellerle atılan zar olmalı.
    Rahat yatakta ölmek acep olmaz mı çile?
    Kanlı sınır boyları bize mezar olmalı.

    Aşık nasıl bulursa iç açan bir serin su
    Sevdiği bir güzelin som yalaz dudağında,
    Sönecektir bizim de gönlümüzün tamusu
    Tanrıların gezdiği yüce Tanrı Dağında.

    Tanrı Dağı! Tanrılar, tanrılaşanlar Dağı!
    Orda on üç asırdır bizi bir gözleyen var.
    Savaş türküleriyle aylı kızıl bayrağı,
    Kefensiz ölülerin ruhunu özleyen var.

    Ulu Tanrı! Kür Şad'ın yenilmeyen ruhunu
    Yüce Tanrı Dağında biraz daha barındır!
    Geleceğiz yakında! Yarın bütün oralar
    Demir bileklerdeki çelik kılıçlarındır.

    Tasa mıdır yakarsa bir kurşun kalbimizi?
    Ne çıkar süngülerle delinirse bağrımız?
    Bu kurşunlar, süngüler öldüremezler bizi,
    Belki diner onlarla ezeli kalp ağrımız.

    Gözümüzde bir hasret parlayarak düşünce,
    Toprak ana elbette bize açar kolunu.
    Onun kadar düşünmez bizi hiçbir düşünce,
    Kendi koynunda saklar can veren her oğlunu.

    Yurt ve şeref uğrunda sen seril de toprağa
    Varsın hiçbir dudakta anılmasın er adın!
    Kan sızarak göğsünden huzuruna varınca
    Iztırabı dinecek belki o gün Kür Şad'ın.

    Gam mı ceylan gözlüler bizlere yar olmasa?
    Yeter ki kılıçlarla süngüler yar olmalı,
    Rahat yatakta ölmek sanki değil mi tasa?
    Savaş ve er meydanı bize mezar olmalı.



  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    YakariŞ-ii (atsiz)

    YAKARIŞ-II


    Bir gün olur, elbette eski beğler dirilir;
    Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar.
    Yine şanlar alınıp nice canlar verilir,
    Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar.

    “Türk tarihi” denen kahramanlık şiirini
    Yeniden yazmak için harcayacağın kandır.
    Mısraların içinde en güzel ve derini
    Batıda “Niğbolu””, doğuda “Çaldıran”dır.

    Yine batılıların üçüncü Kosova’da
    Topraklara sereriz, bir değil, birkaçını.
    Çekilince kılıçlar yeniden Haçova’da
    Param parça ederiz Cermenliğin haçını.

    Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız,
    Bir Türk gölü yaparlar Akdeniz’in içini.
    Acı acı gülerek bu gün susanlarımız.
    Yarın rezil ederler Romalı’nın piçini.

    Genç Fatih’in ordusu yine tekbir alınca
    Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu.
    Haritadan sileriz Tuna’ya at salınca
    Ulah’ını, Sırb’ını, Bulgar’ını, Rum’unu.

    Gövdesini elbette döndürürüz kalbura
    Bir geçerse Moskof’un elimize yakası.
    Çanakkale önünde yine kopar bir bora
    Süngümüzle bozulur İngiliz’in cakası...

    Yiğit Harbiyeliler! Öğrenin dersinizi:
    Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır.
    Vazifeniz: Kanije, Silistire, Pilevne,
    Niğbolu, Kosova, Malazgirt, Çaldıran’dır.

    Yarın Yavuz dirilip bize buyruk verince
    Kızgın kum çöllerini yeni baştan aşarız.
    Kanlarımız sebildir; akıtarak hepsini
    Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız...



  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma VarsaĞi (atsiz)

    VARSAĞI

    Erlik günü geldiğinde
    Yiğitlere şan görünür.
    Yığın yığın harcanmağa
    Nice yüz bin can görünür.

    Kopunca bir büyük savaş
    Er tez gider, korkak yavaş.
    Yüreksize akçayla aş,
    Erlere meydan görünür.

    Bir gün olur yılda, ayda
    Birleşiriz hep Altay’da.
    Güz ayında, kurultayda
    Başı börklü han görünür.

    Atsız der ki: Ne var canda?
    Yatarız taze çimende.
    Rus’un adı her geçende
    Gözlerime kan görünür.



  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Unutma (atsiz)

    UNUTMA

    Yetmiş gün bir öksüz gibi yaşadın;
    Annenin gittiği günü unutma!
    Senin için kendini harcayan kadın,
    Unutulmaz oğlum, onu unutma...

    Mezarı olursa koy bir kaç çiçek,
    Babanın rüyası olunca gerçek.
    İstersen dünyada her şeyden el çek;
    Bayrağı, ırkını, dünü unutma!

    Anneni konuştur getirip dile;
    Anlatsın nasıldı çektiğim çile.
    Gurbette tükenip dönmesem bile
    Unutma oğlum hiç, beni unutma!

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Adalar Denizinden Altayların daha ötesine kadar bütün Türk gençliğine.... (ATISZ)

    Adalar Denizinden Altayların daha ötesine kadar bütün Türk gençliğine....

    Yer bulmasın gönlünde ne ihtiras, ne haset.
    Sen bütün varlığına yurdumuzun malısın.
    Sen bir insan değilsin; ne kemiksin, ne de et;
    Tunçtan bir heykel gibi ebedi kalmalısın.

    Iztırap çek, inleme... Ses çıkarmadan aşın.
    Bir damlacık aksa da, bir acizdir göz yaşın;
    Yarı yolda ölse de en yürekten yoldaşın
    Tek başına dileğe doğru at salmalısın.

    Ezilmekten çekinme... Gerilmekten sakın!
    İradenle olmalı bütün uzaklar yakın,
    Dolu dizgin yaparken ülküne doğru akın
    Ateşe atılmalı, denize dalmalısın.

    Ölümlerden sakınma, meyus olmaktan utan!
    Bir kere düşün nedir seni dünyada tutan?
    Mefkuresinden başka her varlığı unutan
    Kahramanlar gibi sen, ebedi kalmalısın...

    Sen ne elde ve dilde gezen billur bir sağrak,
    Ne de sıska bir göğüse takılan bir çiçeksin;
    Senin de bu dünyada nasibin var: Savaşmak!..
    Kayalarla güreşip dağlarda öleceksin.

    Yoldaşlık ederekten gökte güneşle, ayla
    Aşarsın tepe, ırmak; yürürsün ova, yayla...
    Hayata ne biçimde geldinse bir borayla
    Daha sert bir kasırga içinde biteceksin.

    Kızıl Elma uğrunda kılıç çekince kından
    Bahtiyarlık denen şey artık geçmez yakından;
    Mesut olup gülmeyi sök, çıkar hatırından.
    Belki öldükten sonra bir parça güleceksin.

    Yüz paralık kursunla gider "Hayat" dediğin;
    "Tanrı Yolu" uzaktır; erken kalk, sıkı giyin.
    Yazık, bütün ömrünce o kadar özlediğin
    Güzel Kızıl Elma’na varmadan öleceksin.

    Belki bir gün çöllerde kaybedersin eşini,
    Belki bir gün ağlarsın kaçtı diye karına.
    Işıksız kulübende boranın esişini
    Dinleyerek çıkarsın bir ümitsiz yarına.

    Gün olur ki mertliğin uğrar kahpe bir hınca;
    Namert bir el arkandan seni vurur kadınca;
    Bir gün sabrın tükenir... Silahını kapınca
    Haykırarak çıkarsın yurdunun dağlarına...

    Hayatin kamçısıyla sızar derinden kanlar,
    Senin büyük derdinden başkaları ne anlar?
    Vicdanını Paris'e, Moskova'ya satanlar,
    Küfür diye bakarlar senin dualarına.

    Hey arkadaş! Bu yolda ben de coşkun bir selim,
    Beraberiz seninle, işte elinde elim.
    Seninle bu hayatin gel beraber gülelim
    Ölümüne, gamına, tipisine, karına...

    Atandan kalmış olan kılıcı iyi bile,
    Onu bütün gücünle vuracaksın çağında.
    Savaş..... Bunun tadını ey Türk sen bulamazsın,
    Ne sevgili yanında, ne baba ocağında.

    Savaşmaktan kaçınır, kim varsa alnı kara;
    Kan dökmeyi bilenler hükmeder topraklara...
    Kazanmanın sırrını bilmiyorsan git, ara
    "Çanakkale" ufkunda, "Sakarya" toprağında.

    Siyasette muhabbet... Hepsi yalan palavra...
    Doğru sözü "Kül Tegin" kitabesinde ara...
    Lenin’den bahsederse karşında bir maskara
    Bir tebessüm belirsin sadece dudağında.

    Yatağında ölmeyi hatırından sök, çıkar!
    Döşeğin kara toprak, yorganındır belki kar...
    Sen gurbette kalırsan, ben ölürsem ne çıkar?
    Ruhlarımız buluşur elbet Tanrıdağı'nda...

    Mukadderat isterse seni yoldan çevirsin,
    Sen hele bu yollarda yıpranarak aşın da,
    Varsın bütün ömrünce bir an nasip olmasın
    Yorgunluğunu gidermek serin bir su başında.

    Bir gülüşten ne çıkar, ne çıkar ağlamaktan?
    Kullar kancıklık eder, bela bulursun Hak'tan.
    Gün olur ki bir yudum su ararsın bataktan,
    Gün olur ki bir tutam tuz bulunmaz aşında.

    Bir çığ gibi yürürsün bir lahza durmaksızın,
    Bir ilahi kaynaktan geliyor çünkü hızın.
    Duygular ölmüştür... Tapınılan bir kızın
    Bir füsun bulamazsın gözlerinde, kaşında.

    Iztırabı kanına katta göz kırpmadan iç!
    Varsın gülsün ardından, ne çıkar, bir iki piç...
    Bu varlık dünyasında yalnız senin hiç mi hiç
    Bir şeyin olmayacak... Hatta mezar taşın da...



  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Topal Asker (atsiz)

    TOPAL ASKER

    Ey saçları "alagarson" kesik hanım kız!
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
    Bacağımla alay etme pek topla diye.
    Bir sorsana o topallık nerden hediye ?

    Sen Şişli'de dansederken her gece, gündüz
    Biz ötede ne ovalar, çaylar, ne dümdüz
    Yaylaları geçtik, karlı dağları aştık;
    Siz salonda dansederken bizler savaştık.

    Ey dudağı kanım gibi kıpkırmızı kız,
    Gülme öyle bana bakıp sen arsız arsız!
    Olan işler dimağını azıcık yorsun!
    Biliyorum elbisemle eğleniyorsun;

    Biliyorum baldırını o kadar nazla
    Örten bir tek ipek çorap kıymetçe fazla
    Benim bütün elbisemden... Hatta kendimden...
    Biliyorum: Çünkü bugün şu dünyada ben

    Neyim? Bir hiç... işe güce yaramaz, topal...
    Sen sağlamsın senin hakkın dünyadan zevk al:
    Çünkü orda düşmanlarla boğuşurken biz
    Siz muhteşem salonlarda şarap içtiniz!

    Ey gözünün rengi bana yabancı güzel,
    Her yolcunun uğradığı ey hancı güzel!
    Sen yabancı kucaklarda yaşarken her gün
    Yapıyorduk bizde kanla, barutla düğün.

    Sen o sıcak odalarda cilveli, mahmur
    Dolaşırken... Biz de tipi, fırtına, yağmur,
    Kar altında kanlar döktük, canlar yıprattık;
    Aç yaşadık, susuz kaldık, taşlarda yattık

    Sen açılmış bir bahardın, biz kara kıştık;
    Bizden üstün ordularla böyle çarpıştık...
    Gülme bana bakıp pek arsız arsız
    Sen ey dışı güzel, fakat içi çamur kız!

    Sana karşı haykıranı mecbursun dinle;
    Bugün hesap göreceğiz artık seninle:
    Ben cephede geberirken, geride vatan
    Aşkı ile bin belalı işe can atan

    Anam, babam, karım, kızım eziliyorken
    Dağlar kadar yük altında... Gel, cevap ver, sen
    Bana anlat, anlat bana, siz ne yaptınız?
    Köpek gibi oynaştınız, fuhşa taptınız!

    Anavatan boğulurken kıpkızıl kanda
    Yalnız gönül verdiniz siz zevke, cazbanda...
    Ey nankör kız, ey fahişe unutma şunu:
    Sizin için harbederken yedim kurşunu.

    Onun için topal kaldı böyle bacağım,
    Onun için tütmez oldu artık ocağım.
    Nazlı nazlı yatıyorken sen yataklarda
    Sallanarak ölü kaldık biz bataklarda.

    Kalbur oldu süngülerle çelik bağrımız,
    Bu amansız boğuşmada öldü yarımız,
    Ya siz nasıl yaşadınız? Bizim kanımız
    Size şarap oldu sanki... Şehit canımız

    Güya sizin mezenizdi! Yiyip içtiniz;
    Zıpladınız,kudurdunuz arsız,edepsiz!...
    Gerçi salonlarda "yıldız" dı senin adın,
    Hakkikatte fahişesin ey alçak kadın!

    Ey allıklı ve düzgünlü yosma bil şunu:
    Bütün millet öğrenmiştir senin fuhşunu.
    Omuzunda neden seni fuzuli çeksin?
    Kinimizin şiddetiyle gebereceksin!..



 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •