• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
9 sonuçtan 1 --- 9 arası gösteriliyor
  1. #1
    ESHQUIA adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    14-06-2005
    Mesajlar
    2,184
    Karizma Gücü
    0

    Geçmişinizi yeniden yazmak ister miydiniz?

    Geçmişte yaşanan korkunç anıların bellekten silinip atılmasına yarayan ilaçlar insanların yaşamlarını kurtarabilir. Ancak bunların kötücül etkileri de olabilir mi? 11 Eylül 2001 günü Dünya Ticaret Merkezi’ne saldırıda bulunulduğuyla ilgili haberi duyup, o tüyler ürpertici görüntülere tanık olduğunuz anı anımsıyor musunuz? Peki, sıradan bir gün olan 10 Eylül ile ilgili olarak herhangi bir şey anımsayabiliyor musunuz?

    Harvard Tıp Fakültesi ruhbilim uzmanlarından Roger Pitman, dört yıl önceki sıradan bir günü çok azımız anımsayabilirken, 11 Eylül gününün birçoğumuzun belleğinde kolay kolay silinemeyecek bir iz bıraktığına dikkat çekiyor.

    Pitman, beynin, duygusal açıdan derin etkiler yaratan ve insanı zedeleyen anıları doğal olaylardan farklı bir biçimde ele aldığını, bunların beyne kazınarak çok daha uzun bir süre anımsandıklarını belirtiyor.

    Bunun böyle olmasının elle tutulur, somut nedenleri var.

    Evrimsel açıdan bakıldığında, duygu yüklü olaylara özel bir önem verilmesi yeniden benzer bir olay yaşandığında ona daha sağlıklı bir tepki vermemize olanak tanıyor.

    Post Travmatik Stres: PTSB

    Ne var ki, kimi zaman insanlar bunun karşılığında bir bedel ödemek zorunda kalıyorlar. Bu türde duygusal bir olayla yüz yüze gelenlerin yaklaşık üçte birinde post travmatik stres bozuklukluklarına (PTSB) tanık olunuyor.

    İster bir terör saldırısı, ister doğal afet ya da trafik kazası olsun, PTSB belirtileri taşıyan insanlar sürekli olarak geri dönüşlerle aynı korkuları yaşadıklarından normal bir yaşam sürdüremiyorlar.

    Bu rahatsızlığa çözüm getirmek amacıyla uygulanan yöntemlerin tümü kimi sakıncaları da beraberinde getiriyor.

    Gelgelelim, son birkaç yıldır uygulanan yeni bir yaklaşım bu alana yoğun bir hareketlilik kazandırdı.

    Beynin anıları nasıl oluşturduğu ve onları yeniden nasıl canlandırdığıyla ilgili yepyeni gelişmeler sinirbilimcilerin özellikle de sorunlu anıları moleküler düzeyde engellemeyi ya da silmeyi hedefleyen ilaçlar üzerinde deneyler yapmalarına olanak tanıyor.

    Bu gelişmeler ve ilk deneylerden elde edilen olumlu sonuçlar süreğen PTSB hastaları için akla hayale gelmeyecek çözümler sunuyor. Pitman bu alanda kaydedilen gelişmelerin fizyolojik ruhbilim tarihine damgasını vuran en önemli gelişmeler olduğuna inanıyor.

    Suçluluk duygusundan sıyrılın

    İstenmeyen anıların değiştirilmesini hedefleyen ilaçlar geliştirme fikri herkesin pek de benimsediği bir yaklaşım değil. Anılar insan olmanın ayrılmaz bir parçasını oluşturduğuna göre, kimi anıların isteğe bağlı olarak yok edilmesi ne anlama gelebilir?

    Askerlere birilerini öldürmekle ilgili anıları sıkıntı olmaktan çıkarıp, "çizme boyamak" gibi sıradan bir eyleme dönüştürecek ilaçlar verilmesi fikrini çok az kişi içine sindirebilir.

    Dahası, insana ürküntü veren anılara bu yöntemle odaklanmak olasılığı söz konusu olduğunda, öteki duygusal anıların durumu ne olur?

    Belki anılara çekidüzen veren, utanç, suçluluk ve acı gibi duygulara daha hoş bir görüntü kazandıran ilaçlar da geliştirilebilir.

    PTSB çağımızın hastalığıymış gibi görünmekle birlikte, belirtileri bunun köklerinin eski Mısır’a uzandığını ortaya koyuyor. Daha yakın bir geçmişte, I. Dünya Savaşı’na katılan askerlere "top ateşi şoku" tanısı konmakla birlikte, PTSB’nin ruhsal bozukluklar arasında yer alması 1980 yılına denk geliyor.

    Anıları değiştirmek

    Hastalığın çeşitli sağaltım yöntemleri olmasına karşın, başarı oranları büyük farklılıklar gösteriyor. Hastaların yarıdan çoğunda birtakım olumlu gelişmeler meydana gelmekle birlikte, çok azı tümden iyileşiyor ve çoğunda yöntemlerin hiç biri işe yaramıyor. Anıların değiştirilmesi konusu bu yüzden yoğun bir ilgi uyandırıyor.

    Gelgelelim, öteki anılara dokunmadan, yalnızca hastayı rahatsız eden anıların silinmesi nasıl mümkün olabilir? Bu sorunun yanıtı, beynin duygu yüklü deneyimleri özel olarak ele aldığı süreçlerde yatıyor.

    Duyu organlarından beyne giden uyarılar bu organın bir tür kliring odası işlevi gören talamus bölgesinde toplanıyor.

    Oradan hızla beynin önünde badem biçimindeki amigdala bölgesine aktarılan bu bilgiler "duygusal niteliklerine" göre kabaca bir değerlendirmeden geçiriliyor.

    Söz gelimi yolun kenarındaki kıvrık şeyin bir yılan olabileceği gibi, herhangi bir korku unsurunun saptanması durumunda amigdala bedenin gerilim tepkilerini devinime geçiriyor ve meydana gelen tipik bir "savaş ya da sıvış" tepkisiyle birlikte adrenalin ve noradrenalin düzeyinde de bir fırlama oluyor.

    Hızlı tepki gereği

    "Bu bir çırpıda meydana gelen pis bir tepkidir. Amigdala bedenin kaçmasına olanak tanımak amacıyla korku tepkisini hızla devinime geçirir," diyor Pitman.

    Bu tepkiyle birlikte beynin öteki yolları talamustan gelen sinyalleri daha ince bir elemeden geçirilmek üzere daha üst düzeydeki bölgelere gönderiyorlar.

    Örneğin, yoldaki şeyin bir hortum olduğu anlaşıldığında prefrontal korteks amigdalanın tepkisini dizginliyor. Ancak uyarı gerçekten de bir tehlike içerdiğinde, adrenalin ve noradrenalin amigdalada bir dizi tepkimeye yol açıp, beynin anı merkezi olan hipokampusun devinime geçmesine ve korku uyandıran bu anıların özel bir işlemden geçirilmelerine olanak tanıyor.

    Belleğin gerginliğe bağlı olarak böyle devinime geçmesinin yaşamın sürdürülmesi için geliştirilen evrimsel bir olgu olduğuna dikkat çeken Londra Travmatik Stres Kliniği uzmanlarından Chris Brewin,"İkinci kez yaşandığında bedenin anında eyleme geçebilmesi için, korku ve dehşet uyandıran bir olayın anımsanması gerekir," diyor.

    Beyinde "söndürme"

    Travma yaşayan bir kişi olayı izleyen birkaç ay boyunca ilk yaşadığına benzer bir uyarıyla karşılaştığında abartılı tepkiler verebiliyor.

    Bunların çoğu zamanla bu uyarıların bir korku unsuru olmadığını öğreniyor ve beyinlerinde eski anıları önemsiz kılan bir süreç yaşanıyor.

    Post Travmatik Stres Bozukluğunun Sağaltımı


    Bilişsel Davranış Terapisi


    İnsanların kendilerini rahatsız eden düşüncelerin ayırdına varmalarına ve onları değiştirmelerine olanak tanıyan bir ruhsal terapi türü. Bu yöntemde hastaların yaşamını sarsan olayı dile getirip anlatmaları ve anılarıyla yüzleşerek onlara daha normal tepki göstermeleri sağlanır.

    Göz Devinimi Duyarlığının Azaltılması

    1989 yılında A.B.D’de geliştirilen tartışmalı bir yöntem. Bu yöntemde hastaya, söz gelimi terapistin elindeki kalem gibi, devinen bir nesne izletilir ve o sırada başından geçen travmatik olayı anımsaması istenir. Yöntemin nasıl bir etki yarattığı, işe yarayıp yaramadığı henüz bilinmiyor.



    Sorgulama

    Daha da tartışmalı bir yöntem. Bu yöntemde hasta travmatik olaydan birkaç gün sonra, genellikle bir grup ortamında, terapist ile tek seanslık bir soruşturma süreci yaşar. Yaygın bir biçimde kullanılmasına karşın, son zamanlarda yapılan araştırmalar yöntemin gerçekte PTSB riskini daha da artırabileceğini ortaya koyuyor. Dünya Sağlık Örgütü şimdilerde yönteme şiddetle karşı çıkıyor.



    İlaçlar

    Prozac sınıfından bir ilaç olan Paroxetine benzeri kaygıları azaltıcı ilaçlar panik ve depresyon gibi birtakım belirtilere iyi gelse de, yaşamın etkileyen anılar ve karabasanlar gibi başka belirtilerin sağaltımında o denli etkili değillerdir.

    Anıların tümden silinip atılmadığı, yalnızca geri plana itildiği bu sürece "söndürme" adı veriliyor. Ancak travma niteliğinde bir olayı doğrudan yaşayanların yaklaşık %30’unda bu süreç çalışmıyor ve prefrontal korteksin amigdalayı dizginleme girişimi sürekli başarısızlığa uğruyor. Bu kişilere PTSB tanısı konuyor.

    Pitman’ın yanı sıra başka araştırmacılar da bir süredir anıların oluşum sürecine doğrudan müdahale etmek suretiyle bu rahatsızlığa çözüm getirmeye çalışıyorlar.



    İlk araştırma sonuçları

    Bu görüş ilk kez 1990’larda, fareler üzerinde incelemeler yapan bir grup araştırmacının anı oluşum sürecini hızlandıran korku etkisinin beta-önleyici ilaçlarla azaltılabildiğini kanıtlamasıyla birlikte ortaya atıldı.

    2001’de Pitman bu görüşü insanlar üzerinde denedi. Tecavüze uğrayan, ya da trafik kazası geçirenlerden oluşan deneklere beta-önleyici propranolol madde ya da plasebo verildi.

    Daha sonra deneklerden başlarından geçen olayı anlatmaları istendi ve anlatılanlar kaydedildi. Üç ay sonra deneklere bu kayıtlar gösterilip olayı yeniden anlatmaları istenirken, Pitman da onların nabızlarını ve sergiledikleri öteki fiziksel tepkileri not aldı.

    Plasebo verilen grubun %43’ünde yüksek nabız ve terleme gibi stres belirtilerine tanık olunurken, propranolol verilenlerde herhangi bir aşırı stres belirtisine rastlanmadı.

    Araştırmayı yalnızca 22 kişi tamamladığı halde, sonuçlar büyük bir ilgi uyandırdı. Pitman ilk kez ilaçla PTSB’nin önüne geçilebildiğine dikkat çekiyordu.



    Asla geç değil

    Üstelik beta-önleyiciler yalnızca PTSB’nin önüne geçmekle de kalmayabilirler, hastalığın ortaya çıkmasından sonra bile soruna çözüm getirebilirlerdi.

    Kanada McGill Üniversitesi sinirbilim uzmanları zararsız bir sesten korkmak üzere koşullandırılmış fareler üzerinde yaptıkları incelemeler sonucunda korkuyla ilgili anılarının kısa süreliğine yeniden etkili olabileceğine ve bunun değiştirilebileceğine tanık oldular.

    Bu da görünürde belleğe kazınmış anılara duygu yüklü koşullarda esneklik kazandırılabileceği anlamına geliyordu.



    Hatıraları silikleştirmek

    Pitman geçen yıl boyunca uzun süredir PTSB’den yakınan ve kendilerine propranolol ilaç ya da plasebo verilen yirmiden fazla deneği inceledi. Yine her birinde derin izler bırakan olayla ilgili betimlemeleri kaydetti ve üç ay sonra bu kayıtları deneklere yeniden dinletirken gösterdikleri fiziksel tepkileri izledi.

    Öte yandan, Cornell Üniversitesi’nden Margaret Altemus ve New York Üniversitesi’nden Joseph LeDoux’nun da aralarında olduğu bir başka ekip de, propranolol madde ile PTSB sağaltımını araştırıyor. Bu deneyler PTSB olan ya da olmaya eğilimli kişiler üzerine odaklanıyor.

    Ancak Pitman, piyangoda büyük ikramiyeyi kazanma sevincini de, sevilen bir kişinin ölümüne duyulan üzüntüyü de, aşırı duygu yüklü her hatıranın yarattığı etkinin de, aynı süreçle azaltılabileceğine dikkat çekiyor.

    Propranolol, duygu yüklü anıları duygudan yoksun, sıradan anılara dönüştürebiliyor. Bu ciddi bir tehlike yaratabilir.

    Bu arada başka araştırmacılar strese bağlı tepkilerle ilintili bir hormon olan kortizol ile PTSB arasındaki bağlantıyı inceliyor. Bu bağlantı ilk kez Ludwig-Maximillian Üniversitesi Hastanesi yoğun bakım uzmanlarından Gustav Schelling tarafından fark edildi.

    Schelling bağışıklık sisteminin aşırı tepki göstermesi sonucunda ortaya çıkan ölümcül bir durum olan septik şok hastalarıyla ilgileniyor. Yoğun stres ve acı içinde olan bu kişiler çoğunlukla PTSB hastalarına dönüşüyolar.



    Siz kullanır mısınız

    Septik şok hastalarına uygulanan en yaygın yöntemlerden biri, onlara kortizolun yapay bir türdeşi olan hidrokortizon ile birlikte bağışıklık sistemini bastıran etkili bir ilacın verilmesi.

    Araştırmacı, hidrokortizol verilen hastalarda PTSB’ye daha az tanık olunduğunu fark etti.

    Kortizolun PTSB üzerindeki etkisi henüz tam olarak bilinmemekle birlikte, söz konusu hormonun anıların canlanmasını engellediği biliniyor. PTSB hastalarının beyinlerindeki kortizol düzeylerinin çok daha düşük olduğu görülüyor.

    Tüm bu yöntemlerin yaşama geçirilmesi için henüz çok erken olmakla birlikte, anı-değiştirici ilaçlar PTSB sağaltımında şimdiden umut verici sonuçlar doğuruyor.

    Ancak bellek konusunda bildiklerimizin giderek artması. köklü bir çözüme ulaşmada son derece etkili olabilir. Travma etkisi yaratan anılara duvar çekilebilmesiyle, insanların yeniden yaşama bağlanabileceklerine dikkat çekiliyor.



    Bilim kurgu gibi

    Ancak böyle bir yeteneğe sahip olunduğunda, patolojik bir etki yaratmayıp salt istenmeyen birtakım anıların durumu ne olur? Aşağılayıcı, utandırıcı, ya da acı veren deneyimler, bizleri, unutmaya iten ilaçlar almaya mı itmeli?

    Kaliforniya’daki Bilişsel Özgürlük ve Etik Merkezi uzmanlarından Richard Glen Boire anı-değiştirici ilaçların bilim kurgu gibi algılandığına, oysa bunların beş on yıl içinde yaşamımızın bir parçası durumuna geleceklerine dikkat çekerek,"Bir insanın anılarını değiştirmekten söz ederken, gerçekte insan olmanın temel unsurlarından birini değiştirmekten söz ediyoruz," diyor.

    Boire yine de insanların kendi anılarını denetleme hakkına sahip olmaları gerektiğine inanıyor. Ancak bunun ciddi sakıncaları da beraberinde getirebileceğine parmak basıyor.


    Etik sorunlar var

    Başka uzmanlar da anılarla oynanması fikrine pek sıcak bakmıyorlar. New Scientist’te yayımlanan bu araştırma makalesinde, Columbia Üniversitesi Nobel ödüllü bellek araştırmacılarından Eric Kandel şöyle diyor:

    "Geçmişi yeniden yazmaya kesinlikle karşıyım. Kendisinde suçluluk duygusu uyandıran bir deneyimden geçmiş bir insan bu anısından belli bir nedenden ötürü rahatsızlık duyar. Yaşadığı karabasanlar, onun daha iyi bir birey olmasına katkıda bulunur, çünkü o kişi yaptıklarının sonuçlarını bilir. Başkalarına zarar vermek onda kötü bir etki yaratır. Bu tür ilaçların bizleri daha da kötü yapacağına inanıyorum. Anıların silinmesiyle ilgili teknolojinin bundan böyle var olacağı su götürmez bir gerçek. Ancak şimdi bunun etik açıdan kabul edilip edilmeyeceği konusunda bir karara varmamız gerekiyor."

    HürriyetBilim
    "Kötü adamı sevdim hep,kanunsuzu, hergeleyi. İyi işleri olan sinekkaydı tıraşlı, kıravatlı tiplerden hoşlanmam. Ümitsiz adamları severim, dişleri kırık, usları kırık,yolları kırık adamları. Küçük sürpriz ve patlamalarla doludurlar. Adi kadınlardanda hoşlanırım;çorapları sarkmış, makyajları akmış, sarhoş ve küfürbaz kadınlardan. Serserilerin yanında rahatımdır, çünkü bende serseriyim. Kanun sevmem, ahlak sevmem, din sevmem, kural sevmem. Toplumun beni şekillendirmesinden hoşlanmam...."
    Pis moruk

  2. #2
    tekila_idil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2006
    Mesajlar
    802
    Karizma Gücü
    0
    Geçmişinizi yeniden yazmak ister miydiniz?

    şöyle bi baktığımda evet burda yaptığımdan çok pişmanın dediğim pek fazla bişey yok... hepsini bilerek yaptım hepsinin de bedelini zaten fazlasıyla ödedim şu saatten sonra geçmiş geri döndürüp değiştirmeye çalışmak açıkçası hiç istemem. benim yazacağım geçmişten pek hayır gelmezdi




    Geçmişte yaşanan korkunç anıların bellekten silinip atılmasına yarayan ilaçlar insanların yaşamlarını kurtarabilir. Ancak bunların kötücül etkileri de olabilir mi?


    böyle ilaçların olması beni şaşırtmadı ama kesinlikle böyle bişeyin kötü olabileceği taraftarıyım.. insanı yaşadıkları bir yerlere getiriyor onların unutmasını sağlamak ise onu diri diri topraga gömmekle eş değer oluyor benim gözüm de.... onca şeyi bir ilçla unutmak için mi yaşıyor yoksa insanoğlu yooo hayır böyle olmamalı..insanın kendini ve geçmişini iyi yada kötü olanı unutması ona verilebilecek en ağır cezadır.. bence.........
    Tutucu değilim,piyasada değilim, prensiplerim yoktur ama seviyesiz değilim...Kuralları sevmem ama yersiz yere çiğnediğim görülmemistir. İçe kapanık değilim ama gerekmezse konusmam, kinci degilim ama unutmam... Şefkat gösteririm ama şımartmam... Şüpheciyim ama kuruntu yapmam... Kendimle çelisebilirim ama kafama takmam... Dalga geçerim ama kırmam... Ciddiye alırım ama kapılmam...Huzur veririm ama söz vermem... Sahip olurum ama ait olmam...Cesaretsizligi ’gurur’la
    örtmem

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    13-11-2005
    Mesajlar
    9,059
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Geçmişten silebileceğim hiçbirşey yok. Kaldı ki olsa bile silmek istediğimi zannetmiyorum. Belki bir iki gönül kırıklığı...








    :turk:



  4. #4
    melusina adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-06-2005
    Mesajlar
    525
    Karizma Gücü
    0
    geçmiş şimdiki beni ortaya çıkardı...ben beslendim..su anki halimi ,,içimdeki beni..hüznü..ruhumu seviyorum..

    hayır gecmişe dönup hiçbirşeyi değiştirmek istemezdim..her ne kadar bi kaç şeyden dolayı üzüntü duysamda...zamanında öyle olması gerekiyordu ve öyle oldu...

    kötü anılar insanın içind eyaşar...anılar..hafızanın sırrı biraz da bunlarda sanırm..kötu bi anıyı beyne silme komutu verdiğiniz zaman işe koyulup görevini yerine getirmeye baslıyıor..biraz da insanın elinde..beynimizn içinde bulunan her ne ise onunla birlikte içimzdeki manvei seyler iyi ya da kötüyü besliyor..herşey insanının içinde ve elinde..
    Dünya yuvarlak.Hayat da öyle.En derini aynı zamanda da en yükseğidir hayatın.Nerden baktığına bağlı.Nerede doğduğuna.Dogdugun yerden ne kadar uzaklaştığına bağlı.Elindeki şişede ne kadar hayat kaldığına bağlı.

    “Gün olur..gelecek bir gün kalmaz artık..
    Eınsteın güler uzayın bir yerinden..
    Zamanlara sinekler üşüşür..
    Ve seni anlamaları, insanların
    Beklenti senfonisine dönüşür..”

    İlhan İrem

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    19-01-2005
    Mesajlar
    5,532
    Karizma Gücü
    0

    Yeniden yazmak...


    Geçmiş en acısı ile de olsa yaşanmılşıklarımızdır ve kalkıp yaşanmışlıklarımı yok saymak yerine hayallerimi yazmak hiçte akılcı gelmiyor.

    Doğru yada yanlış,sevinçli yada hüzünlü her nasıl tarif edilirse edilsin yaşanmışlıklarım şuan ki yazılarımı yazmamamın tek sebebidir.

    Hayatımda kimi kez zorlamalar yoluyla da olsa keşkelerim olmadı, olsun da istemem.Çok öncelerinde aşkımı kaybetmiştim işte tam o sıra istiyordum sadece geçmişi o anı yeniden yazmayı değil kendimi dünyadan soyutlamayı, kimi zaman da yok olmayı...Oysa bunun hiç bir faydası yok ne O'na ne bana ne de dünyaya...Sistem bunu gerektiriyor.Tatlı ile ekşinin,yaşam ile ölümün bir arada olduğu bir sistem..Ve bu sisttemin bir oyuncusu olmak beni hiçte rahatsız etmiyor.Ve yaşanılan her ne ise bunu yöneten/olmasını sağlayan da belki de bizim irademizdir.Belki O ölmeyebilir di...

    İşte gene aynısını yaşıyorum bu ve bunun gibi her konuda saçmalıyorum.Ama bu halimi de seviyorum bu yazı sorularınıza cevap olmaktan çok içimdekileri aktarmak oldu ya neysee....

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    08-12-2004
    Mesajlar
    32
    Karizma Gücü
    0
    Kimi zaman yazmak yerine tamamen silmeyi istediğim zamanlar olmuyor değil..
    Eğer bu yaşlı dünya da yaşıyorsan ve yaşadığın yere layık olmak istiyorsan nefret etmelisin!Nefretin seni götüreceği son yer efendilerini yok etmektir.Yani boyun eğmemek...!

  7. #7
    jolly adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-01-2005
    Mesajlar
    720
    Karizma Gücü
    8
    Ben olmayacak duaya amin demem ama eğer gerçekleşeceğini bilseydim, yine de böyle birşey istemezdim. Ben geçmişimle, bana kattığı tecrübelerle, acı tatlı hatıralarımla mutluyum
    M.K.Paşa : "Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur..!"


    Laws are sand, customs are rock. Laws can be evaded and punishment escaped but an openly transgressed custom brings sure punishment.




    ... ::: TurkForum Kadınlar Klubü Üyesidir ::: ...

  8. #8
    Misafir _Marx_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-03-2006
    Mesajlar
    980
    Karizma Gücü
    0
    Geçmişimi yeniden yazmak istemezdim...nedenine gelince geçmiş benim birçok olayı daha net bir biçimde görmemi sağlıyor...tecrübe olur ışık tutuyor...eğer yazarsam bencilce yazmış olurum yaşanmış kötü olayları silerim..ve yaşamak istediğim şekilde yazarım bunun bana getiri olmaz...aksine götürüsü olur...her zaman gerçekleri savunurum...geçmiş bana korkularımla yüzleşme imkanı sunuyor...eksiklerimi gösteriyor...artılarımı çarpı yapmamı sağlıyor...

    Geçmişimi yeniden yazarsam gelecekte silip üzerine motifler uyguladığım eski geçmişimle tekrar yüzleşirim ve bu benim yerimde saydığımı hatta bir adım geri gittiğimi gösterir..

  9. #9
    dünya dündü ya... ö.m.ü.r adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-04-2007
    Mesajlar
    3,953
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    ben yaşadıkça hayat denilen ağaçtan meyvelerimi topladım hep...kimi zaman tadı ekşi geldi ,kimi zaman baldan tatlı....
    böyle de olmalı...
    yaşanmışlıklar olmasa,en iyi dersi kim verir hayattan başka...

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Tayyip Erdoğan : 'Biz sizin geçmişinizi biliyoruz '
    2006 Konuları bölümünde Müslümanim tarafından açılmış
    Yanıt: 4
    Son Mesaj: 27.02.06, 09:09
  2. Claudia Schiffer in sabunu olmak ister miydiniz?
    2005 Konuları bölümünde kukiSS tarafından açılmış
    Yanıt: 2
    Son Mesaj: 01.01.06, 23:32

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •