Özsaygı fazla şişirilmiş bir balon mu? İnsanlar, psikolojik sağlıkları için özsaygının ne denli önemli olduğunu sezgileriyle fark eder. Normal olan, insanın özsaygısını olabildiğince korumaya ve geliştirmeye gayret etmesidir. Normal olmayan, insanların kendilerine daha fazla güven duyma konusunu toplumsal bir tutku haline getirmektir. Öyle ki Batı toplumlarında, tüm başarıların temelinde özsaygının yattığına inanılıyor.



1990'ların başında Amerika'da bir özsaygıya önem verme projesi başlatıldı ve oradan bütün dünyaya yayıldı. Şimdi Türkiye'de özellikle özel okullarda özsaygı konusu büyük revaçta. "Hadi, sen mutlaka başarırsın" diyerek, gençlerin ve insanların sırtlarının alabildiğine sıvazlandığı ve beceremeyeceği işlere teşvik edildiği bu projeye şimdi şişirilmiş bir balon gözüyle bakılıyor. Size Amerikan saygın bilim dergisi Scientific American'da konuyla ilgili ilginç bir yazıyı özetle sunuyoruz..

Bu proje ile ilgili bilimsel araştırmalar, Kaliforniya Eyaleti yönetimi, gençlerin kendilerine besledikleri saygı ve güveni artırarak, suça eğilimi, çocuk yaştaki hamilelikleri, uyuşturucu kullanımını, akademik başarısızlıkları ve kirliliği azaltabileceklerini düşünüyordu.

Bu düşüncenin altında, kendilerine güvenen insanların daha fazla para kazandığı ve dolayısıyla daha fazla vergi ödedikleri inancı yatıyordu. Bu proje kapsamında, diğer faaliyetlerin yanı sıra, konunun uzmanı olan bilim adamlarından bir kurul oluşturuldu ve bu kurulun bu konuyu bilimsel olarak ele alması istendi. Kurul gözlemlerini "The Social Importance of Self Esteem-Özgüvenin Sosyal Önemi" isimli raporda dile getirdi.

Birey Ve Toplum İlişkisi

Projenin dayanak noktasını oluşturan "Toplumsal yapıların çökmesine yol açan etmenlerin başında, toplumları oluşturan bireylerin kendilerine duydukları güvenin yetersizliği gelir" fikri, umulanın tersine proje kapsamında çok az destek buldu.

Kaliforniya projesine 1995 yılında son verildi. Ancak kâr amacı gütmeyen Özgüven için Ulusal Birlik (NASE) bu görevi devraldı ve "İnsanların kendilerine duydukları güven duygusunu artırarak, liderlik, uzağı görme ve yaşam koşullarını düzeltme yolunda yapıcı adımlar atmak" şeklinde özetlenebilecek bir amacı gerçekleştirmek için kolları sıvadı.

Bu arada bilim adamları, Kaliforniya'daki birtakım siyasilerin, bilimsel verilerle desteklenmeyen bazı sosyal politikaları belirlemeye çalışmalarının doğru olup olmadığını sorgulamaya başladı..

Bu nedenle Amerikan Psikoloji Derneği’nin şemsiyesi altında bir araya gelen 4 bilim insanı ( Roy F.Baummeister, Jennifer D. Campbell, Joachim I. Krueger ve Katleen D. Vohs) özgüven konusunu psikolojideki yeni gelişmelerin ışığı altında yeniden ele aldılar.

Özgüveni Ölçme Yöntemleri

İnsanların kendilerine duydukları güveni araştırmanın ilk adımı, bunu ölçecek bilimsel bir yöntemin oluşturulmasıdır. Bugüne dek gerçekleştirilen çok sayıda araştırmada bunun için insanlara kendilerini nasıl değerlendikleri soruluyordu.

Doğal olarak yanıtların pek çoğu, insanların kendilerini olduğundan iyi gösterme eğilimi nedeniyle doğruyu yansıtmıyordu. Ne yazık ki psikologların da özgüveni ölçecek daha iyi bir yöntemi yoktu. İnsanların kendilerini değerlendirdiği diğer özellikler de özgüven gibi nesnel olmaktan çok uzaktı. Sözgelimi dış görünüm ile özgüven arasındaki ilişkiyi ele alalım.

Çeşitli çalışmalarda bu iki özelliğin karşılıklı ilişkisi ele alındı ve çoğunlukla ortaya net pozitif bir bağlantı çıktı. Doğal olarak fiziksel olarak çekici birinin özgüveninin yüksek olması kabul edilebilir bir sonuçtu.

Çünkü bu kişiler, çekici olmayanlara göre başkalarından daha fazla ilgi görüyorlardı. Ancak özgüven ölçeğinin üst kademelerinde yer alanların, aynı zamanda kendilerini çekici olarak değerlendirmiş olmaları da olasıydı.

Görünüm Ve Özgüven

1995 yılında Illinois Üniversitesi'nden Edward F.Diener ve Brian Wolsic ile Indiana Üniversitesi'nden Frank Fujita bu olasılığı inceledi. Geniş bir popülâsyondan özgüven değerleri aldılar. Daha sonra herkesin fotoğrafını çektiler. Bu fotoğrafları nesnel olarak değerlendirmeleri için bağımsız bir hakemler kuruluna gösterdiler.

Fotoğrafların derecelendirmesiyle özgüven değerlendirmeleri arasında belirgin bir ilişki bulunamadı. Bu çalışmadan elde edilen sonuç şuydu: Hakemlere deneye katılanların makyajsız resimleri gösterildiği zaman fiziksel çekicilik ile özgüven arasında sıfır korelasyon bulundu.

Aynı çalışmada, aynı katılımcılara kendilerini fiziksel çekicilik açısından nasıl değerlendikleri sorulduğunda özgüven ile fiziksel çekicilik arasındaki korelasyon çok yüksekti.

Açıkça, özgüveni yüksek olan insanlar kendilerini aynı zamanda çok çekici buluyorlardı. Ancak bu kişiler başkalarına, kendilerine göründüğü kadar çekici görünmüyorlardı.

Akademik Başarım Ve Özgüven

Bu farklılık oldukça dikkat çekiciydi. Fiziksel cazibe ile yüksek özgüven arasında güçlü bir ilişki olarak görülen şey, aslında insanların kendilerini değerlendirirken sergiledikleri tutarlılıktan başka bir şey değildi. Aynı tablo özgüvenleri düşük olan kişilerde de görülüyordu. Özgüveni yetersiz olan kişiler yalnızca kendilerini çirkin görmekle kalmıyor, aynı zamanda her şeyi olumsuz açıdan ele alıyordu.

İnsanların kendilerini değerlendirirken çeşitli psikolojik nedenlere bağlı olarak nesnel olamamaları, bilim adamlarını daha somut arayışlara yöneltti.. Bu bağlamda özgüven ile akademik performans arasındaki ilişkinin daha nesnel bir gösterge olduğu düşünüldü.

Başlangıçta araştırmayı yürüten bilim adamları, okul başarısı ile sağlam bir özgüven arasında çok yüksek bir korelasyon olduğuna inanıyorlardı. Ayrıca böyle düşünmeleri de son derece mantıklıydı. Ancak son günlerde yapılan çok sayıda çalışma, özgüveni yükseltme çabalarının öğrencilerin okuldaki başarılarında önemsiz sayılabilecek düzelmelere yol açtığını ortaya koyuyor.

1986'da Iowa Üniversitesi'nden Sheila M. Pottebaum, Timothy Z.Keith ve Stewart W.Ehly , yüksek özgüven ve okul başarısı arasındaki ilişkiyi araştırmak için 23 bin lise öğrencisinin önce 10.sınıfta, daha sonra 12.sınıfta olmak üzere iki farklı dönemdeki akademik performanslarını izledi.

Sonuçta 10. sınıftaki bir öğrencinin duyduğu yüksek özgüvenin 12.sınıfta başarılı olmasına yetmediği anlaşıldı. 10. sınıftaki akademik başarının da 12.sınıfta özgüveni yükseltmediği görüldü.

Bu sonuçlar bugün benzer çalışmalardan alınan sonuçlarla örtüşüyor. Dolayısıyla öğrencilerin özgüvenini yükseltici çabaların öğrencilere çok da yarar sağlamadığı anlaşılıyor. Hatta bazı araştırmalar yapay olarak şişirilen özgüvenin sonraki yıllarda akademik başarıyı düşürdüğünü bile gösteriyor.

Özgüven Ve Meslek Ve İnsan İlişkileri

Özgüveni yükseltmek akademik başarıya yol açmıyorsa, sonraki yıllarda başka alanlarda yarar sağlıyor mu? Örneğin iş hayatında? Görünüşe göre yarar sağlamıyor. Çalışanların özgüvenleri ile mesleki performansları arasındaki ilişki öğrencilerle akademik başarı arasındaki ilişkiyi çağrıştırıyor. Son yapılan araştırmalar yüksek özgüven ile mesleki başarı arasındaki korelasyonun çok da güçlü olmadığını gösteriyor.

İnsanların kendi kendilerine biçtikleri değer ile diğer insanlarla sağlıklı ilişki kurabilme yeteneği arasında güçlü bir korelasyon var mıdır? Kuşkusuz, insanlar genellikle, kendisi hakkında pozitif değerlere sahip olan, kendisine güvenen insanlarla birlikte olmayı tercih eder ve kuşkucu ve güvensiz kişilerden uzak durur.

Özgüveni yüksek olan kişiler, kendilerinin popüler ve aranılan insanlar olduklarını ve arkadaşlarıyla sağlıklı ilişkiler kurduklarını öne sürerler. Oysa kendilerine güvenmeyen insanlar, ilişkilerinin olumsuz ve sosyal desteklerinin yetersiz olduğunu belirtirler.

Ancak 1995 yılında Nebraska Üniversitesi'nden Julia Bishop ve Heidi M.Inderbitzen-Nolan bu ifadelerin doğruyu yansıtmadığını ortaya koydu. Bilim adamları çalışmalarını 542 denek üzerinde gerçekleştirdi. 9. sınıf öğrencisi olan deneklere, arkadaşlarının içinde en çok sevilen ve en az sevilen kişiyi göstermeleri istendi.

Sonuçta öğrencilerin beyanlarına göre düzenlenen derecelendirmeler ile özgüven ölçümleri arasında en ufak bir korelasyon bulunamadı.

Sıfıra Yakın Korelasyon

Metodolojik açıdan sağlam birkaç çalışma, aynı bulguların yetişkinler için de geçerli olduğunu gösterdi. 1980'li yılların sonlarında, bugün Teksas Üniversitesi'nde görev yapan Duane P. Buhrmester ve üç meslektaşının yürüttüğü araştırmada, özgüvenleri yüksek üniversite öğrencileri başka insanlarla her açıdan başarılı ve olumlu ilişkiler içinde olduklarını beyan ettiler.

Oysa bu öğrencilerle aynı odayı paylaşan yurt arkadaşları tamamen farklı bir öykü anlatıyorlardı. İnsanlarla sağlıklı ilişki kurma bağlamında, 5 ilişki türünün 4'ünde özgüven ile korelasyon neredeyse sıfıra yakındı.

İstatistiksel olarak anlamlı olan tek ilişki, deneklerin yeni sosyal ilişki ve dostluk başlatma konusunda sergiledikleri yetenekti. Kaldı ki özgüvenin gerçekten önem kazandığı tek ilişki tipi de buydu.

Kendilerini ilgi çekici ve arzulanan insanlar olarak değerlendirenler hiç tanımadıkları insanlara kolayca yanaşıp ilişki başlatabilirler. Oysa güveni zayıf olanlar reddedilmekten çekindikleri için genellikle insanlardan uzak dururlar.


Gönül İlişkilerinde Özgüven


Güven konusunda insanların sergiledikleri farklılıklar aşk yaşamlarını da etkiler. 2002 yılında Buffalo Üniversitesi'nden Sandra L.Murray ve dört meslektaşı kendine güveni olmayan kişilerin eşlerine karşı da güven duymadıklarını, her an terk edilmeye hazır durumda beklediklerini keşfetti.

Ancak bu güne dek yapılan araştırmalar bu tür ilişkilerin dağılma eğilimi göstermediğini ortaya koyuyor. Aslında özgüven, bazı durumlarda tehdit unsuru bile olabiliyor.

Kentucky Üniversitesi'nden Caryl E.Rusbult, Gregory D.Morrow ve Dennis J.Johnson 1987'de, kendileri hakkında pozitif görüşlere sahip olanların, sorunlar karşısında ilişkiyi kopartıp yeni ilişkilere girme eğiliminin, özgüveni olmayan kişilere oranla daha yüksek olduğunu tespit etti.

Özgüven Seks Ve Müzik

Ergenlik döneminde gençlerin cinsellikle ilişkilerinde özgüvenin rolü nedir? Bilim adamları özgüveni düşük olan gençlerin daha erken yaşta ve daha fazla cinsel ilişkiye girme eğilimi taşıdığı yönündeki yaygın düşüncenin doğruyu yansıtmadığını kanıtladı.

Kaldı ki kendine güvenen bir genç daha kolay risk aldığı için, cinsel ilişki konusunda daha atak davranabiliyor. Aynı zamanda kötü cinsel deneyimlerin ve istenmeyen hamileliklerin insanların kendilerine duydukları güveni sarstığı da izleniyor.

Alkol ve uyuşturucu kullanma açısından bilim adamları ve politikacılar bir zamanlar özgüveni güçlendirerek bu tür bağımlılıkların önüne geçebileceklerini sanmışlardı.

Bu düşüncenin altında kendine güveni olmayan insanların teselliyi içki ve uyuşturucuda aradıkları inancı yatıyordu. Ancak yapılan araştırmalar düşük özgüven ve bağımlılık arasında anlamlı bir korelasyon olmadığını gösteriyor.


Özgüven Uyuşturucu Ve Alkol



Özellikle, 2000 yılında Yeni Zelanda'da Otago Üniversitesi'nden Rob McGee ve Sheila M.Williams'ın gerçekleştirdiği geniş kapsamlı bir çalışmada, 9–13 yaşları arasında ölçülen özgüven değeri ile 15 yaşında uyuşturucu kullanma eğilimi arasında bir korelasyon bulunamadı. Birkaç çalışma yüksek özgüven ile alkol tüketimi arasında bir bağlantı olduğunu gösterirken, başka çalışmalar bunun tam tersini gösteriyordu.

İçki ve uyuşturucu kullanımı ile özgüven değeri arasındaki ilişkinin yorumlanması sanıldığı kadar basit değildir, çünkü bazı insanlar uyuşturucu ve alkole, yenilik peşinde koştuklarından veya tehlikeyi sevdiklerinden yanaşır. Bazıları ise kronik mutsuzluklarına dayanmak için içiyor olabilir. Dolayısıyla sonuçları sınıflayan bir değerlendirme yapmak zordur.

Bu çalışmalardan elde edilen sonuçların değerlendirilmesini zorlaştıran bir diğer faktör de, özgüveni yüksek kişilerin, kendileri hakkındaki düşüncelerinin çok büyük farklılıklar içermesidir. Söz gelimi sağlıklı bir özgüven ile narsisist bir özgüven birbirinden çok farklıdır. Dolayısıyla bu araştırmalardan elde edilen sonuçlar doğruyu yansıtmaz.

Özgüvenin Yararı Hiç Mi Yok?

Bütün bu araştırmaların sonucunda, yüksek özsaygının gençlerde içki ve uyuşturucuya duyulan ilgiyi azaltmadığı, akademik başarıyı garantilemediği, mesleki performansı pek de etkilemediği anlaşılıyor.

Bu sonuçlara bakıp yüksek özgüvenin anlamlı sayılacak bir işe yaramadığı düşüncesine kapılmanın doğru olmadığını belirten bilim adamları, yüksek özgüven ve mutluluk -depresyona girme eğiliminde düşüş- arasında tutarlı ve yüksek bir korelasyon olduğuna dikkat çekiyor.

Bu yönde ilk olumlu sonuçlar 1995 yılında Utah Üniversitesi'nde 13.000 denek üzerinde yapılan bir çalışmada alındı. Bu çalışma, insanların yaşamdan duydukları memnuniyet ile yüksek özgüven arasında çok anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koydu.

2004 yılında Riverside'daki Kaliforniya Üniversitesi'nden Sonja Lyubomirsky, Chris Tkach ve Robin DiMatteo'nun yaşları 51 ile 95 arasında değişen 600 yetişkin üzerinde yaptıkları bir çalışmada, mutluluk ile yüksek özgüven arasında çok yakın bir ilişki olduğunu kanıtladılar.

Yine de bu konuda kesin bir yargıya varmadan önce bugüne dek yapılan tüm araştırmaların içerdiği eksiklikler ve hataların yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Sözgelimi bir deneğin mutluluğu veya mutsuzluğu sözlü beyanına dayandığı için bilim adamlarının mutluluk derecelendirmelerini olduğu gibi kabul etmeleri gerekiyordu. Şimdilik mutluluk ve mutsuzluğun nesnel ölçümünün -olanaksız olmasa da- zor olması, bilim adamlarını bu sözlü beyanlara ihtiyatla yaklaşmalarına yol açıyor.

Ne Yapmalı?

Ebeveynler, öğretmenler ve terapistler her koşulda özgüveni yükseltmeye çalışmalı mı? Bu konuda yapılan araştırmalar bütün olarak gözden geçirilirse, yüksek özgüvenin yararlı bir özellik olduğu yolunda az da olsa bazı kanıtlara ulaşılabilir.

Sözgelimi bu özellik başarısızlık durumunda kişiye direnme ve yola devam etme gücü sağlar. Ve yüksek özgüveni olan kişiler grup içinde daha iyi bir performans çıkartır.

Ayrıca yetersiz ve düşük özgüven yemek yeme bozukluklarına xbulimia gibi- yol açabilir. Yukarıda belirtildiği gibi kendine güven ile mutluluğun birlikteliği xöznel beyanlara dayansa dahi- özgüveni yükseltme çabaları için yeterli bir gerekçe sayılabilir.

Fakat şişirilmiş bir özgüvenin bazı kişilerde sömürü eğilimine ve ayrıcalıklı muamele talebine zemin hazırladığı da görülmüştür. Bu eğilim toplumlara çok pahalıya mal olabilir.

Amerikan Psikoloji Derneği adına araştırmalarını sürdüren bilim adamları, bugünün genç ve yetişkinlerini fark gözetmeden hedef alan bu özgüven pompalama alışkanlığının, toplumlara pek de anlamlı bir yarar sağlamadığını düşünüyor.

Sonuç Olarak Özsaygı Eksikliğinin Bireysel Ve Toplumsal Sorunların Kaynağı Olarak Görülmeye Başlaması, Ülke Yönetimlerinin Olaya El Atmasına Yol Açtı. Bazı Ülkelerde İnsanların Kendilerine Biçtikleri Değeri Artırmaya Yönelik Ulusal Kampanyalar Başlatıldı. Amaç, İnsanların Kendilerine Duydukları Güven Duygusunu Artırarak, * Liderlik, * Uzağı Görme Ve * Yaşam Koşullarını Düzeltme Yolunda Yapıcı Adımlar Atmak. Ancak Bilimsel Araştırmalar, Bu Yöndeki Çalışmaların Akademik Başarıda Veya İstenmeyen Davranışların Engellenmesinde Pek De Etkili Olmadığını Gösteriyor



Reyhan Oksay, Cumhuriyet Bilim Teknik 26.02.2005

Kaynak: Scientific American, Ocak 2005