Erkek Kadın
Kadınlar ile erkekler hep birbirlerini anlamakta zorluk çekiyor, hatta hemen her konuda çekişiyorlar. Farklılık sadece fiziksel özelliklerle sınırlı değil. Beyin yapısı ve olayları çözümleme sistemlerinde de çarpıcı ayrılıklar gözleniyor. Bilim insanları, erkekler ile kadınların farklı olup olmadığını tartışmıyor. Bunun ayrıntılarını saptıyor.
Kadınlarla erkeklerin fiziksel, biyolojik ve psikolojik olarak farklı varlıklar olduğu eskiden beri biliniyor. Şimdi, bilim, bu değişik yanlan birer birer tespit ediyor ve ne kadar farklı olduklarını ölçüyor. Ataerkil toplumlarda kadına maddi-manevi baskı uygulanmasına tepki gösterenler, erkekle kadın arasındaki benzerlikleri öne çıkarıyorlar. Bizlerse, bu farkların sanılandan büyük olduğunu öğreniyoruz. Kim bilir? Belki, basit bir kadın-erkek eşitliği güderek her İki cinse de sıkıntı vermek yerine, farklılıkların birbirini bütünlemesine dayalı ilişkiler kurabiliriz.
Kadın erkek farklılıkları İnsan türünün toplumsal ve biyolojik tarihinin derinlerine kök salmış. Bu, sadece anaerkil-ataerkil toplumlardaki rollere ilişkin bir kalıp değil. Farklılıklar, toplumsal rolleri belirleyen üretim biçimleri ve yaşayış tarzının berisine uzanıyor. Kadınla erkeğin değişik yönleri, evrime bağlı biyolojik mirasın uzantısı. Örneğin, teknoloji ve uygarlığın yardımı olmadığı zamanlarda, kadınların ev İşlerine bakması ve çoluk çocuk yetiştirmesi, anne olmalarının doğal bir sonucu idi. Elbette, ataerkil toplumlarda kadınlara uygulanan baskının, evrimsel ve biyolojik bir bahanesi olamaz. Çünkü bilim, nesnelere ahlaksal, toplumsal, dinsel değerler yüklemiyor. Niceliklerle, değer atfedilmeyen ölçütler ve sayılarla uğraşıyor. Yine de, bu yazının konusu olan psikolojik, fiziksel ve biyolojik farklılıkları bilim inceliyor. Aynı bilim, kadının baskı görmesine yol açan toplumsal davranış eğilimlerinin arkasındaki biyolojik potansiyeli ortaya koyuyor.
Kadınla erkeğin biyolojik kökeni
Zamanla, eski alışkanlıkların dönemin koşullarından kaynaklandığı, hatta ilkel yaşam şartlarına dayandığı unutuldu. Kadın-erkek rolleri, toplumsal statü ve ekonomik üstünlük gibi çıkarlar uyduruldu. Bunu meşrulaştırmak İçin de dinsel, ekonomik, politik, toplumsal kurumlar oluşturuldu ya da sömürüldü. Kadınların iş hayatına atılması, ekonomik bağımsızlık kazanarak iyi biçimsel eğitim almaları, ataerkil rollerin ebedi bir zorunluluk olmadığını ortaya koydu. İşte böyle bir özgürlükçü düşünce ortamında bilim serpildi ve bakalım, toplumsal sorunlarımızın biyolojik kökenine nasıl bir ışık tutuyor:
Darvinci evrim biyologu Richard Dawkins'in Gen Bencildir ve Kör Saatçi kitaplarında belirttiği gibi, bedenlerimiz, genlerimizin gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayan birer araç. Mecazi anlamda, genlerimiz, kendi soyunu döllenme ve DNA kopyalanmasıyla geleceğe aktarmaktan başka bir şey düşünmüyor. Bunu kolaylaştırmanın bir yolu, hissedebilen, özbilince ve özgür iradeye sahip bir beyin geliştirmekten geçiyordu. Gelecekte, ahlak kuralları üstüne bile düşünecek bu beyin, iki ayrı cins halinde evrim geçirdi: Kadın ve erkek beyinleri.
Kadınla erkeğin cinsel birlikteliğiyle soylarını devam ettirmesi, yani eşeyli üreme, insanoğlu için evrimsel bir avantaj oluşturuyor. Çünkü, kadınla erkeğin birlikte katkı yaptığı gen havuzu çeşitliliğini koruyor ve türümüzün salgın hastalıklar, iklim değişiklikleri gibi etmenlere kolay adapte olmasını sağlıyor. Bu evrimsel gelişmenin iki belirgin özelliği; kadının çocuk doğurması, erkeklerin kadınlardan daha kaslı ve iri kemikli olması. Bunun toplumsal sonuçları spekülasyona açık. Güçlü kuvvetli erkekler avlanıp saldırganlaşırken, duygusal kadınlar çocuk büyütür gibi, İnsanı yanlış yönlendiren genelleştirmeler yapılabilir. Ancak, üçüncü olarak kadın ile erkek beyinleri arasındaki farklılık, dolaylı sonuçlar hakkında ipucu verecektir.
Erkeklerle kadınların davranışları farklı. Bu, eğitim-öğretime de yansıyor. Kadınlar ve erkekler değişik öğrenme stratejileri geliştiriyor; kızlarla erkeklerin okul hayatı etkileniyor. Ayrıca, olaylara değişik açıdan yaklaşıyor, değişik tepkiler veriyor ve sonuçlar çıkartıyorlar. Cinsiyetler arasındaki beyinsel farklılıkları araştıran La Sapienza di Roma Üniversitesi psikiyatri doçenti Paolo Pancheri şöyle açıklıyor: "İki cinsiyetin beyinsel fizyolojisi elbette farklı; bazı durumlarda bu fark çok derin. Kadınların beyni etkileyen ilaçlara daha güçlü tepki gösterdiğini düşünmek yeterli. Örneğin, şizofreniye karşı aldıkları ilaçların yeterli dozajı çok daha düşük. Sonuç olarak, dişil beyin hücreleri farklı şekilde işliyor." Pek çok farklılık var: Erkek beyinlerinde, konuşma merkezi sol yarımkürede bulunuyor. Mekânda yön bulma merkezi ise sağ yarımkürede yer alıyor. Kadınlarda böyle bir ayrım yok. Dişi beyninin iki yarımküresini pek çok hücre birbirine bağlıyor. Kadınların sözel hafızaları bu yüzden daha güçlü. Örneğin bir listede okudukları sözcükleri kolay anımsıyorlar veya aynı harfle başlayan kelimeleri daha çabuk sıralayabiliyor. Galiba bu yüzden, erkeklerin kekeme olma oranı kadınlardan dört kat yüksek. Oysa erkek çocuklar, daha 4 yaşındayken, cisimleri kendi etrafında döndürerek düşlemekte daha becerikli.
Cinsiyet profilleri
Kadınlar tablo yapan ressamlara solunu, erkekler sağını göstermeyi yeğliyor. Avustralya, Melbourne Üniversitesinde bu konuda bir araştırma yapıldı. 1500'ler ve 1600lerde yapılan 1500 tabloyu incelediler. Kadınların yüzde 681’nin sofa dönmüş olduğunu tespit ettiler.
Avustralyalı araştırmacılara göre bu hiç de rastlantı değil. Beynin sağ yarımküresi bedenin solunu, sol yarımküresi sağını denetliyor. Sol yarımküre duygusal merkezimiz ve kadınlar duygularını daha çabuk açığa vuruyor. Erkekler, duygularını saklayıp akılcı yanlarını gösteriyorlar (sağ profil).
Kadın şoförler
Yeni bir şehre giden veya eve taşman kadınlarla erkekler yol bulmakta bile farklılık gösteriyor. Kadınların yolu bulmak İçin birçok referans noktasına başvurması gerekiyor. Erkekler ise vektörel bellek denilen bir yetiyi kullanıyor. Böylece, bedenlerinin belli bir yönde ne kadar zaman yol aldığını sezebiliyorlar. Örneğin, bir kadın, yeni evine gitmek için bakkaldan sağa dönüyor, fırından sola dönüyor ve hedefine ulaşıyor. Bir erkek ise, belli bir yönde beş dakika araba sürüyor, sonra üç dakikalığına başka bîr yola sapıyor. Böylelikle, birebir eşleştirme yöntemini uygulamıyor (dükkânlara bakmak), zihnindeki üç boyutlu şehir planını izliyor. ABD, Rochester Üniversitesi araştırmacıları bu stratejileri sınayıp onayladılar. Her iki cinsiyetten üniversite öğrencilerine bir labirente girmelerini söylediler. Yol gösteren işaretler olmadan, kadınlar erkeklerden daha başarısız oldu (labirentte kayboldular). Labirentin bütün duvarları birbirine benzediğinde, işaret tabelası olmadığında, erkekler becerikliydi.
Hormonlarla düşünmek
"İnsan beyni öyle esnek ki, aynı nöron grubu değişik biçimlerde iş görebilir ve kadınlarla erkeklerde farklı nedenleri olabilir. Başlıca sonuç aynı: Hem erkekler hem kadınlar matematiksel işlemler yapabiliyor, yön bulabiliyor, okuyabiliyorlar. Bunların hepsini gayet tatmin edici olarak yerine getirebiliyorlar" diye ekliyor Pancheri. Peki kim daha akıllı? Okul sınavlarında kızların yüksek not aldığı gerçek. Erkeklerin aptal ya da isteksiz olup olmadıklarını söylemek de imkânsız. Londra Tıp Araştırmaları Konseyi'nden bir grup buna yanıt bulmayı denedi. 1946'da doğmuş 3000 kişiyi incelemeye aldılar. 11, 15, 26 ve 43 yaşlarında zekâ testinden geçirdiler. Kadınlar, bütün yaşlarda, erkeklerden daha iyi sonuç aldılar. 40 yaşından sonra adet görmeye devam eden kadınlar, testlerde daha zekî çıktı (menopoz başlangıç aşamasındayken). Demek, hormonal dengeyi korumak zeki olmayı kayırabiliyor. Erkek beyni, kadın beyninden önce yaşlanıyor: Hem ezberleme kapasitesi düşüyor hem de yaş ilerledikçe, hızla açık seçik düşünme yeteneği köreliyor. Kadın beyninin uzun ömürlü olmasının sebebinin cinsel hormonlar (estrojen ve projesteron) olduğu düşünülüyor. Hormon banyosu rahim hayatının ilk birkaç haftasında başlıyor. Bu evrede, tipik erkeksel ve kadınsal davranışlar beliriyor. Cinsel hormonlar, cinsel organların biçimini belirlemekten başka, beyinsel örgütlenmeyi de etkiliyor. Nitekim, erkek hormonlarının yoğun şekilde salgılandığı Konjenital Adrenal Hiperplazi (KAH) sendromu görülen kız çocukları, hormonal dengeleri kararlı bir hal aldıktan sonra dahi 'erkeksi davranışlar' gösteriyorlar (genellikle doğumdan hemen sonra). Erkek oyunlarını yeğliyor ve karşı cinsten yaşıt arkadaşlar ediniyorlar.
Farklılığın tek sebebi hormonlar olmamalı. Genetik kalıtımımızda "imprinting" denen en az elli gen var. Bunlar, kadın ve erkek cinsiyetini özellikle belirleyen genler. Bu genlerin büyük kısmı üremek için önemli: Plasentanın, ceninin ve yeni doğanın büyümesini-gelişimini etkiliyor. Örneğin, geleneksel baba figürü, çocuğunun bir an önce büyüyüp güçlü ve sağlıklı olmasını diler. Geleneksel anne figürüyse, çocuğun sağlıklı doğmasından başka, doğumda tekrar çocuk doğurmasını engelleyecek bir komplikasyon çıkmamasını istiyor. Bu genlerin tekeşli bir topluma hizmet etmediği açık: Bir erkekte sadece karısına yönelik bir üreme dürtüsü uyandırmak herhalde verimsiz olurdu. Taş devri toplumları gibi, erkeklerle kadınların istedikleri eşle çiftleştiği topluluklar-daysa işe yarardı. Annenin doğumdan hemen sonra hamile kalamayacak kadar zayıf düşmesi sayesinde iki sonuç elde ediyorlardı: Sağlıklı bir döl sahibi olmak ve diğer erkeklerin o dişiyle üremesini engellemek. Imprinted genlerin işlevine ilişkin olarak en çok kabul gören teori işte bu.
Evrim neden bu "cinsiyetçi" genleri kayırmış? ABD, Missouri Üniversitesi'nden insanbilimci David Geary'ye göre hiç de garip değil. Atalarımızın gorillerinkilere benzer topluluklar halinde örgütlenmiş olması mümkün. Baskın erkek bir sürü dişi kontrol ediyor (harem). Tabii, dişiler gizlice öbür erkeklerle çiftleşebiliyorlar. Geary, Australopithccus afarensis'in de benzer şekilde hayat sürdüğüne inanıyor (3,7 milyon yıl önce yaşamış tür). Erkeklerin dişiler için mücadele ettiği bir türüz. Erkekler dişilerden daha büyük ve kaslı (bu, zamanla, erkekler avlanmalı ve savaşmalı yargısına dönüşmüş). Australopithecuşiarın sivri dişleriyse gorillerde gözleniyor (gorillerin meyve yedikleri düşünülürse, sağlıklı genleri sergilemek için bîr gösteriş silahı). Erkeklerin aralarında sık dövüşmediği maymun topluluklarında pek gözlenmeyen özellikler...
Milyonlarca yıl sonra Homo türü ortaya çıktı ve insan toplulukları daha karmaşık bir hale geldi. Artık, Bonobo şempanzelerinde gözlendiği üzere, dişinin erkeği seçmesi söz konusuydu. Torino Üniversitesi'nden etoloji uzmanı Cristina Giacoma, bu konuyu ele aldığı bir araştırmasında "Entelli gibi bir takım maymunlar var. Bunların dişileri sadece baskın erkekle değil, onu tahtından edebileceklerle de çiftleşiyor. Bu davranış yüzünden yeni şef, onların babası olabilir diye, yavruları öldürmüyor. İlksel insan toplumu bu modele sadık kalmış olabilir," diye yazıyor.
Esprili delikanlı, taş gibi kadın!
Karşı cins peşinde koşan erkekler ve kadınlar, kendilerini bambaşka sözcükler seçerek tanımlıyorlar.
New York Eyaleti, Hamilton Koleji antropologu Amerikalı Douglas Raybech, New York gazetelerinde çıkan Eş Arıyorum" ilanlarını bir buçuk yıl boyunca incelemiş. Kadınların kendilerini çok daha özenli tanıttıklarını ortaya çıkarmış: 'Çekici, ince, yuvarlak hatlı..." Kadınların yalnızca yüzde 9'u kaç kilo geldiğini yazmış (erkeklerin yüzde 21 ine karşılık).
Erkeklerse, kendilerini "dürüst, başarılı, iş sahibi, atletik, esprili" olarak tanımlamış. Antropolog, bundan, kadınlarla erkeklerin gerçekten farklı olduğu sonucunu çıkarıyor.
Gen bencildir
İnsanoğlu, bebeklerin sağlıklı ve verimli birer yetişkin birey olması için tekeşliliği icat etti. Böylece, her erkek kendi dölünü bilecekti. Oysa, anneden başka kimse çocuğun babasının kim olduğunu bilemezdi. Miras haklarını ve soy kütüğünü güvenceye almak için, kadınların mal sahibi olması engellendi ve zina hemen her dinde büyük bir günah olarak sayıldı. Evlilik kutsal bir kurum oldu (aslında mirasın kime kaldığını belirlemek için geliştirilmiş hukuksal bir çözümdü).
Bu yazının amacı, tekeşliliğin yararları veya zararlarının muhasebesini yapmak değil, ne de evlilik kurumunun geleceğini tartışmak... Ama doğa sülalenin genlerini güvenceye alıyor. Çoğu insan toplumunda akrabaların birbirine sahip çıktığı görülüyor. Bunun bir sebebi, temel iş gücünü makinelerin değil de insanların oluşturduğu bir zamanda, kan bağını korumanın geleceğe yatırım yapmak olmasıydı. Buna rağmen, Gen Bencildir kitabında örneklendiği üzere, genlerimiz akrabalık ilişkilerini kendi çıkarları için kullandı. Bir anne, çocuğu varsa en çok onunla ilgileniyor; ama onu kaybederse veya hiç çocuğu olmamışsa, bir akrabasının çocuğunu sahiplenebiliyor. Sonuçta, kan bağına dayalı akraba genlerini korumak söz konusu. Ya evlat edinme? Kan bağı olmayan çocuklara sahip çıkma? Bu, içimizdeki bencil yardımlaşma potansiyelinin (evet bir çelişki değil) yanlış yönlendirilmesiyle beliren patolojik bîr durum. Artık, yaşamımızı sırf dürtülerimizle yönlendirmediğimizden, özgeci davranışların ahlaklı ve doğru olduğunu söylüyoruz. Ayrıca, son yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde salgılanan hormonların, kadınları evlatlarına sahip çıkmak üzere yönlendirdiğini ortaya koydu.
En temel fark
Peki, tek eşliliğin bütün bu genel etkenler arasındaki yeri ne? Daha basit sorular soralım: Neden kadınlar, en kötü ihtimalle görünüşte, laf atılmasından hoşlanmıyorlar? Niçin kadınlar, diğer primatlar gibi, cinsel birleşmeye hazır olduğunu göstermiyor (mesela, dişi maymunların bedenleri, kokusu ve net davranışları bunu belli ediyor)? Bizim tekniğimiz, kadının doğru üreme anı gelene kadar erkeği el altında tutmak. Doğru zaman geldiğinde, aile kuran kadınlar, aileyi savunan bir rol benimsiyorlar. Bu durumda, günlük dilde sıklıkla başvurduğumuz bilgiç bir ifade gerçeğe işaret etmiş oluyor: Erkekler kadın, kadınlar koca seçiyor. Erkeklerin genellikle güzel kadınların peşinden koşması, kadınların ise dış görünüşe, erkekler kadar önem vermemesi (en azından eş seçerken) bunun doğal sonucu.
Toplumlarda ilk hamleyi genellikle erkeğin yapması da ataerkil sistemlerin anaerkil nitelikler taşıdığının göstergesi. Kadınlar, erkeklerin ilk onlara hamle etmesini sağlamak için, öbür kadınlardan daha güzel olmak amacıyla süsleniyorlar. Bu yüzden, sarkıntılık yapan erkeklere hemen ilgi göstermiyorlar. Kadınlar, diğer kadınlar) yenip gözde olmaya çalışıyorlar. Erkekler de diğer erkeklerin arasından seçilmeye çalışıyor.
Ancak, milyonlarca yıllık baskın erkek haremi genlere kazınmış. Bu yüzden, sık sık erkekler çıkma teklif ediyor, ama kadınlar sinyal veriyor. Kadınların erkeklerden daha çok süslenmesi, konfeksiyon ve mutfak alışverişi yapması (yuvayı dişi kuş yapar) bunun bir yan sonucu olabilir. Modacıların her yıl başka giysiler tasarlayıp, kadınların bunları son moda diye para harcayarak satın alması ve erkeklerin yakınması, eş seçme taktiklerinin karikatürleştirilmiş bir ifadesi. Keza, Discovery Channel'da yayınlanan bir belgesele göre, avcı erkekler ihtiyaç duydukça alışveriş yapıyor. Toplayıcı kadınlar ise biriktiriyor. Hatta şu ilginç strateji, ahlakçıları çileden çıkarabilir: Yakışıklı veya güzel bir yüz ve orantılı bir vücut yüksek genetik kalitenin bir ölçütü.
Ayrımcılık yapılmayan toplumların hayali kurulabilir, ama genler ırkçı özellikler taşıyor. Yüzünün yarısı diğer yarısına eş ve insan çehresinîn ideal matematik oranlarına sahip erkekler yakışıklı, kadınlar da güzel bulunuyor. Temiz ve düzgün dişler, yuvarlak kalçalar ya da atletik erkekler çekici geliyor. Aynı belgesel, hormonların toplumsal yaşamdaki etkisi üstüne yapılan bir araştırmadan söz ediyor. Adet görmek üzere olan kadınların, kocalarını aldatmaya eğilimli olduğu belirtiliyor (ABD'de yapılmış bir istatistik). Böyle aldatma olaylarında, üremeye hazır kadınların, sağlıklı ve yakışıklı eşleri zenginlere tercih ettiği kayıtlara geçmiş. Bilim insanlarına göre aldatma, havuza rasgele genler sokarak gen çeşitliliğini koruyan bîr güvenlik mekanizması. Bunun adı Amerika'da ve Avrupa'da aldatma oluyor. Türkiye'nin kırsal kesimlerinde veya kırsal kökenli büyük şehirlilerde ise kendini çokeşlilik, kuma getirme olarak gösteriyor.
Genetik mirasımızın kadın-erkek rollerindeki etkisi öyle büyük ki, erkek ve kız çocukları bir başına bırakıldıklarında, kızlar kızlarla, erkekler erkeklerle oynuyor. Erkek çocuklar maço karakterler sergiliyor, grup hiyerarşisini kavga ederek sağlıyor. Erkekler grup arkadaşlıkları kuruyor ve bu, yetişkinlerde yoldaşlık, askerlik olarak gözlemleniyor. Kızlar iki-üç kişilik samimi dostluklar kuruyor. Bu, ileride komşuluk, iş arkadaşlığı gibi formlara bürünüyor (ülkemizde yayınlanan McLeod'un Kızları dizisi sıcak bir örnek). Oğlanlar, baskın harem erkesinin uzantısı olarak yandaşlar ediniyor, açıktan açığa önder olmaya çalışıyorlar. Kadınlar ise daha dengeli ve içten ilişkiler kurarak, döllerini tehlike anında büyütecek alternatif anneler peşinde koşuyor. Yalnız şunu belirtelim, sözü edilen kalıplar alt tarafı birer basitleştirme. İşlevleri, kadın-erkek farklılıkları ve ilişkileri gibi son derece karmaşık bir konuyu biraz olsun anlatabilmek...
Focus Dergisi, Nisan 2004


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
