Mecelle, 1851 maddeden meydana gelmis bir kânun olup, Islâm devletlerinde ve bu arada Osmanli Devletinde uygulanmis, bugünkü mânâsiyla medenî hukûkun ve hukuk usûlünün birçok bölümünü ihtivâ etmektedir. Osmanli Devleti, kuruldugu târihten îtibâren Islâm Hukûku esaslarina bagli kalinarak idâre olunmustur. Gerek amme hukûku ve gerekse özel hukuk sahalarinda, bunun disina çikilmamistir. Islâmiyetin bildirdigi ilâhî kurallardan hiç ayrilinmamistir. Osmanli Devleti, asirlarca süren idarî, askerî ve iktisâdî üstünlügünü, Islâmiyete bagli kalmasina ve tam tatbik etmesine borçludur. Bu kurallara baglilikta gevseklik basgösterince, devletin yükselmesi durmus, ilimde, fende, askerlikte daha evvel gösterilen basarilar, yok olmus, bir duraklama ve gerileme devri baslamistir. Devletin her bakimdan yara almasi, Tanzimat hareketinden sonra daha çok olmustur. Islâm dînine yabanci kalan, Avrupa kültürü tesiri altinda yetisen ve kurtulusu batililasmakta görenler (Bkz. Batililasma) basta M. Resid Pasa olmak üzere, Fuad ve Âli Pasalar, Avrupaî tarzda bir takim yenilik hareketlerine giristiler. Bu yenilik fikrini, devletin idare edildigi kânunlarda da göstermeye kalkistilar. Bunlardan bilhassa Âli Pasa, Fransa’da Birinci Napolyon zamaninda (1804) tedvin edilmis olan Fransiz Medenî Kânunu’nun tercüme edilerek, Osmanli Devletinde de tatbik edilmesi fikrini ileri sürüyordu. Buna mukâbil Ahmed Cevdet Pasa ve bâzi ileri gelen ilim adamlari Islâm hukukunun zengin ve islenmis bir dali olan Hanefî fikhinin kânunlastirilmasi tezini müdâfaa ediyorlardi. Bu ikinci fikir gâlip geldi ve tahakkuk ettirilmesi için, “Mecelle Cemiyeti” adiyla ilmi bir heyet toplandi. Basina Cevdet Pasa reis yapildi. Memleketin en kiymetli Islâm bilginlerinin (fakihlerin) istirak ettigi bu cemiyet, Osmanli Devletinin tanzimat devrinde en mühim içtimaî, sosyal hâdiselerinden birini teskil eden ve Türk fikir hayâtinin ölmez ve muhtesem âbidesi olan Mecelle-i Ahkâm-i Adliye’yi meydana koydu.
O zamanlar Istanbul’da en tesirli ve nüfuzlu elçi, Fransa elçisiydi. O ve onun entrikalarina kapilanlar ikinci fikrin tatbikat sahasina konulmasini temin etmek için var güçleriyle çalisiyorlardi. Fakat, birinci teze taraftar olanlarin basinda bulunan Ahmed Cevdet Pasanin ve digerlerinin gayretleriyle, Islâm fikih kitaplarindan, zamânin icaplarina uyan meselelerin Mecelle-i Ahkâm-i Adliye adiyla asrî bir kânun seklinde yazilmasi fikri kabul edildi. Ahmed Cevdet Pasa, bu isi yapacak ilmî cemiyete reis seçildi. Pasa’nin yazdigina göre, frenk hayranlari, câhil softalar, ecnebî kiskirtmalarina âlet olanlar, bu hayirli isi baltalamak için çok dalevereler çevirmislerdir. Nihâyet Mecelle, 1868’de nesrolundu. Ahmed Cevdet Pasa çetin bir mücâdeleden gâlip çikmisti. Asagidaki satirlar onun bu esnâdaki hissiyatini ifâde etmektedir:
Mecelle’nin yazilmasi esnâsinda pekçok fikih kitaplarina ve fetvâ mecmualarina mürâcaat olunmustur. Bu kitaplarin adlari, merhûm Ebü’l-Ulâ Mardin’in Medenî Hukuk Cephesinden Ahmed Cevdet Pasa ünvanli eserinin 167’nci sayfasinda ve Kayseri eski müftüsü Mes’ûd Efendinin Mir’at-i Mecelle kitabinda yazilidir.
Islâm Hukûku denilince birçok kimsenin hatirina Mecelle gelirse de, Islâm Hukûkunun tamâmi Mecelle’den ibâret degildir. Mecelle, yalniz Hanefî mezhebinin muâmelâta âit hükümlerini ihtivâ etmektedir. Islâm Hukûku denilince, Hanefî mezhebi ile birlikte diger üç mezhebin hükümleri de anlasilir. Bu hâliyle Islâm Hukûku, dünyâda benzeri hiç bulunmayan bir hukuk deryâsidir. Bilâhare Mecelle’nin eksik bahislerinin tamamlandigi söylenmisse de su ana kadar ortaya çikmamistir.
Mecelle yazilmadan önce, asirlar boyunca bütün Islâm memleketlerinde ve bu arada Osmanli Devletinde uygulanmis olan Islâm Hukûkunun bâzi hükümleri, Mecelle ile her an herkesin mürâcaat edip, kolaylikla anlayip tatbik edebilecegi sâde maddeler hâline getirilmis ve bu durum büyük bir hizmet olmustur.
Mecelle’nin içindeki konular: Mecelle, Islâm medenî kânununun akitler ve borçlar kânunu ile sivil muhâkeme usûlünü içine alan bir kânunnâmedir. (Bkz. Kânunnâme). Bu, Osmanli Medenî Kânunu olmak üzere 17 Eylül 1876 (26 Sâban 1293) târihinde îlân olunmustur
Iktisâdî ve Ticârî Ilimler Dergisinin 1969 da basilmis, yirmi üçüncü sayisinda, profesör Dr. Yilmaz Altug diyor ki: “Israil Devletinin hukûku, memleketin târihi gelisimini aksettirir hâldedir. Temel medenî kânun, Osmanli Devleti zamânindan kalma Mecelle’dir. Mecelle, Filistin’in Ingiliz idâresine geçtiginde, aynen birakilmis, sonra 1948’de Israil Devleti kurulunca degistirilmemistir.”
Mecelle, Osmanli Devletinin resmî kânunnâmelerinden biriydi. 1918’den sonra Osmanli Devletinden ayrilan memleketlerde, daha sonra buralarda kurulmus olan devletlerde (yeni kânuna tâbi olarak) Mecelle hükümleri cârî kalmistir. Bu ülkelerde Mecelle, modern lâik mahkemelerce medenî kânun olarak tatbik edilegelmistir. Nihâyet Lübnan’da (1932), Suriye’de (1949) ve Irak’ta (1953) Mecelle’nin yerini yeni medenî kânunnâmeler almistir. Daha önce 1878’de Osmanli Devletinden ayrilmis olan Kibris’ta ve Israil ile Ürdün’de hâlâ medenî hukûkun esâsini, Mecelle teskil etmektedir.
Türkiye’de 1926 yilinda, Mecelle ile birlikte bütün Islâm Hukuku ve ser’i mahkemeler kaldirilmistir. Ayni sey, 1928’de de Arnavutluk’ta yapilmistir. Bosna ve Hersek’te de yalniz suf’a müessesesi muhâfaza edilmis olmakla birlikte Mecelle kaldirilmis, Islâm Hukûku bâzi bakimlardan ahvâl-i sahsiyye (statut personnel) vasiyet ve vakif gibi konularda Müslümanlara uygulanmaya devâm etmistir. Bütün bunlara normal mahkemelerde bakilmistir.
Mecelle cemiyeti, vakitsiz kapatilmis oldugundan, bu mühim eser de tamamlanamamistir. Medenî kânunun mühim konularindan olan evlenme, bosanma, gaib, mefkud, vakif, vasiyet, miras mevzulari Mecelle’de eksik kalmistir. Yalniz bu konular fikih kitablarinda genis olarak yazilmistir. Her meselenin dindeki hükümleri açiklanmistir.
Madde 1600 — Maraz-ı mevtinde, sıhhatde iken yapmışdım dediği satış, alış, hediyye gibi sözleri, vârislerin tasdîk etmesine bağlıdır.
Madde 1601 — Maraz-ı mevtinde, vârislerinden başkasına ayn ve deyn aldığını, verdiğini söylemesi kabûl olunur. Bunlara hediyyesi ise, kalan malın üçde birisinden az ise verilir.
Madde 1604 — Maraz-ı mevtinde, alacaklılarından birine olan borcunu ödeyerek, ötekilerin haklarını çiğniyemez. Hasta iken yapdığı borcları ödiyebilir.
Madde 393 — Maraz-ı mevtinde, vârislerinden birine birşey satsa, öldükden sonra, diğer vârisler râzı olmazlarsa, bey’ geri çevrilir. Vârislerinden birine mal vasıyyet etmesi bâtıldır.
Madde 394 — Maraz-ı mevtinde, kendisine vâris olmıyacak birine, semen-i misli ile bir mal satması sahîh ve câiz olur. Semen-i mislinden ucuz satmış ise, semen-i mislinden olan noksânlık, semen-i mislin üçde birinden fazla ise, vârisleri semenin üçde ikiden farkını ve borcu ödenemezse, alacaklıları, semen-i mislden farkını müşterîden alırlar. Vermezse, satış bozulur.
Madde 880 — Maraz-ı mevtinde, vârislere veyâ başkasına hediyye verse, ölünce, alacaklıları geri alıp paylaşırlar.
(Mecmû’a-i cedîde)de diyor ki, (Sıhhatde iken vârislerinden birine mülkünü hediyye etse, ölünce diğer vârisler bunu bozamazlar).
Aşağıdaki bilgiler (Mecelle)den alınmışdır:
Madde 912 — Birinin ayağı kayıp da düşerek başkasının malını telef etse öder.
Madde 914 — Kendi malı sanarak, başkasının malını telef eden öder.
Madde 915 — Başkasının elbisesini çekip de yırtan, temâm kıymetini öder. Elbiseyi tutup, sâhibi çekmekle yırtılsa, yarısını öder.
Madde 916 — Çocuk, birinin malını telef etse, çocuğun malından ödenir. Malı yoksa, malı oluncaya kadar beklenir. Velîsi ödemez.
Madde 918 — Birinin binâsını yıksa, sâhibi dilerse, enkâzı ona bırakıp binânın kıymetini alır. Yâhud enkâzı ve değer farkını birlikde alır. Ağaçlarını kesmek de böyledir.
Madde 919 — Yangını durdurmak için bir evi, hükûmetin emri ile yıkan ödemez. Kendiliğinden yıkan öder.
Madde 921 — Mazlûm olanın, başkasına zulm etmeğe hakkı yokdur. Her ikisi de öder. Meselâ sahte para alan, bunu başkasına veremez.
Madde 922 — Birinin malının telef olmasına sebeb olan, öder. Ahırın kapısını açıp hayvân kaçarak zâyı’ olsa, öder. Hayvânı ürkütüp kaçıran da böyledir.
Madde 924 — Yolda kuyu kazıp, birinin hayvânı düşerek ölse, öder. Kendi mülkünde kazmış ise, ödemez.
Madde 926 — Yoldan geçene zarar veren, öder.
Madde 927 — Hükûmetin izni olmadan yolda oturup satış yapılamaz.
Madde 928 — Dıvârı yıkılıp, birinin malına zarar verirse, önceden, dıvârın yıkılacak, ta’mîr et gibi îkâz yapılmış ise, öder.
Madde 929 — Başı boş bırakılmamış bir hayvânın kendiliğinden yapdığı zararı sâhibi ödemez. Sâhibi görüp, men’ etmezse veyâ hayvânın tehlükelidir çâresine bak denilmiş ise, öder.
Madde 934 — Yolda hayvânı bağlamağa, aracını park yapmağa kimsenin hakkı yokdur. Park yerlerinde durdurabilirler.
Madde 1013 — Bir binâya ortak olarak mâlik olan kimselere, (Hisse-i şâyı’a sâhibi) denir. Bir binânın yarısı Ahmedin, üçde biri Ömerin, altıda biri Alînin olsa, Ahmed hisse-i şâyı’asını satsa, Ömer ve Alî almak isteseler, yarısını Ömer, yarısını da Alî alır. Ömer, hissesine göre iki misli alamaz.
Madde 1023 — Karşılıksız hediyye ve vasıyyet gibi karşılıksız temlîklerde şüf’a hakkı olmaz. [İkinci kısmda, yirmidokuzuncu madde sonuna bakınız!].
Madde 1031 — Şüf’â hakkı bulunan kimsenin, satış yapıldığını işitince, hemen hakkını istemesi, iki şâhid yanında tekrâr söylemesi ve bir ay içinde mahkemeye başvurması lâzımdır.
Madde 1036 — Müşterînin teslîm etmesi ile veyâ hâkimin karâr vermesi ile, şüf’a sâhibi satılan binâya mâlik olur.
Madde 1198 — Komşusuna (Zarar-ı fâhiş) yapamaz. Kullanmağa mâni’ olan şeyler, zarar-ı fâhişdir. Demirci dükkânı, değirmen, bitişik binâyı sallarsa veyâ fırın dumânı, yağhânenin pis kokusu, harman tozları, bitişik evde oturulamıyacak kadar sıkıntı verirse, değirmenin, bostanın su yolu, evin temelini, dıvârını gevşetirse, çöplük bitişik evin dıvârını çürütürse, harman yerine bitişik yapılan yüksek binâ, harmanın rüzgârını keserse, manifaturacı dükkânı yanında yapılan aşcı dükkânının dumanları kumaşlara zarâr verirse, lağım, kanalizasyon yollarının sızıntılarından komşu dıvârı zarâr görürse, sonra yapılanlar zarar-ı fâhiş olup, men’ edilirler.
Madde 1201 — Evin havasını, manzarasını, güneş görmesini kapatmak, zarar-ı fâhiş sayılmaz. Bir odanın zıyâsını temâmen kesmek, zarar-ı fâhiş olur.
Madde 1202 — Mutbah, kuyu başı, ev aralığının görünmesi zarar-ı fâhişdir. Araya dıvâr, perde yapması lâzım olur.
Madde 1210 — Arada müşterek olan dıvârı, biri ötekinin izni olmadıkca yükseltemez ve üzerine binâ yapamaz.
Madde 1224 — Yol, su yolu, kanalizasyon zarar-ı fâhişi olmadıkca, eskiden kalanlarına dokunulamaz.
Madde 1226 — Bir kimse, verdiği iznden vazgeçebilir. Meselâ tarlasından geçmeğe izn vermiş iken, men’ edebilir.
Madde 1228 — Arsasından geçmekde olan su yolunun geçmesine ve arsaya girilip ta’mîr olunmasına mâni’ olamaz. Yeniden su yolu geçirilmesine mâni’ olabilir.
Madde 1243 — Dağlardaki ağaclar ve otlar herkese mubâhdır. Ağacları kesen, mâlik olur.
Madde 1249 — Mubâh olan şeyi ele geçiren ona mâlik olur. Ele geçirmek, kasd ile, niyyet etmekle olur.
Madde 1255 — Mubâh şeyleri ele geçirmekde kimse kimseye mâni’ olamaz.
Madde 1265 — Denizler, büyük göl ve nehrler, şehrlerden uzak sâhibsiz erâzî ve dağlar, herkese mubâhdır. Fekat, başkasına zarâr vermemek şartdır.
Madde 1281 — Şehrden uzak, sâhibsiz yerde kuyu kazan, bunun (Harîm)ine mâlik olur. Yirmi metre yarı çapındaki dâire içi, merkezindeki kuyunun harîmi olur.
Madde 1291 — Şehr içindeki kuyunun harîmi olmaz. Herkes mülkünde kuyu kazabilir.
Madde 1311 — Hâzır olan ortakdan ve hâzır olmıyan için hâkimden izn almadan ta’mîr eden ortak teberru’ etmiş olup, ortaklardan birşey istiyemez.
Madde 1313 — Değirmen, hamâm, apartman gibi taksîm olunamıyan mülk harâb olup, ta’mîrini istemiyen ortak bulunursa, hâkimin izni ile ta’mîr edilip, sonra hissesine düşen para ondan alınır.
Madde 1314 — Müşterek bir binâ yıkılınca, yeniden ortaklaşa yapılmasını istemiyen olursa, buna cebr olunmaz. Arsa taksîm edilir.
Madde 1315 — Apartman yıkılınca, herkes kendi katını yapdırır. Altdaki yapdırmazsa, üstdekiler, hâkimin izni ile, hepsini yapdırıp, altdaki hissesini verinciye kadar, katını kullanamaz.
Madde 1321 — Sâhibsiz nehrleri Beyt-ül-mâl ayıklar. Beyt-ül-mâlda para yoksa, masrafı oradan sulama yapanlardan alınır.
Madde 1327 — Müşterek kanalizasyonu temizlemek masrafı, aşağıdan başlar. Şöyle ki, en aşağıdaki evden, arsadan başlayıp bunun masrafını hepsi öder. Yukardaki arsalardaki kısmların masraflarına aşağıdakiler iştirâk etmezler.
__________________
Musûl vâlîsi, hâcı Reşîd pâşa, (Rûh-ul Mecelle) kitâbında buyuruyor ki: (Hastalık, iki nev’dir: Biri, âdî hastalık olup, şü’ûru yerinde oldukca, bütün malı için satışları câizdir. İkincisi, Maraz-ı mevt, ölüm hastalığı olup, borclarından geri kalan malının üçde birini satabilir. Borcları malından çok olsa bile, nafaka ve tedâvîsine masraf yapabilir). Burada, (Rûh-ul Mecelle)nin ilgili maddelerini yazacağız:
Madde 1595 — Bir sene içinde ölüme sebeb olan hastalığa, (Maraz-ı mevt) denir. Bir yıldan uzun süren hastalık, tehlükeli hâl almadıkca, maraz-ı mevt olmaz. Böyle hastanın yapdığı alışveriş câiz olup, kimse karışamaz.
Madde 1596 — Zevcesinden başka vârisi olmıyan, maraz-ı mevtinde iken bütün malını, zevcesine vasıyyet edebilir.
Madde 1597 — Hasta iken vârislerinden birine mal ikrâr edip, sonra iyi olsa, bu ikrârı bozulmaz.
Madde 1598 — Maraz-ı mevtinde, vârislerinden birine, ayn veyâ deyn ikrâr veyâ hediyye edip ölse, başka vârisler izn vermezse, [ölüm hastasının] bu sözleri yerine getirilemez.
(Redd-ül-muhtâr) dördüncü cildde buyuruyor ki, (İhtiyâclarını te’mîn etmek için sokağa çıkamıyan hastaya, (Ölüm hastası) denir. Bir hastanın ba’zan sancısı, ağrısı olsa, çok zemân sokağa da çıksa, buna (Ölüm hastası) denmez. Sıtma, verem, za’fiyyet böyledir. Böyle hasta, bütün malını hediyye etse, emânet, başkasınındır dese, câiz olur. Vârislerinden birine birşey satabilir ve hediyye edebilir. Başka vârislerin buna izn vermesine lüzûm olmaz). Mîrâsının kendi arzûsuna göre taksîm edilmiyeceğini anlıyan kimse, dilediğine, dilediği mikdârda hediyye ederek, hepsini dağıtır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
