• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    ozelbil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2006
    Mesajlar
    90
    Karizma Gücü
    0

    özelbil kaleminden

    Vali Bana Geldi

    Bu Sabah Saat Yedi Suları

    Kapı zili çalıyor acı acı. Kulak denen organ, yastık ile tüm engellememe rağmen, o zilin çınlamasını beynimde zonklatıyor. Haliyle, bu durumu anlayan yastık ve yorgan, sinirimden kaçmak için, can havliyle atıyorlar kendilerini en uzak köşeye. Doğruluyorum zil hala çınlıyor, ben bu geleni öldüreceğim. Kararı verdim en azından içeride zilsiz, yirmi dört yıl yatarım.

    Kapıyı hırsla açıyorum, iki sivil, dört resmi üniformalı polis sırıtıyorlar. Kapının önünde sinirimi bastırmaya çalışıyorum. Korku rüzgarları da esiyor. İçimden “bayram değil, seyran değil, bu polisler sabahın bu saatinde ne arıyorlar” muhasebesi içindeyim. Sivil olan bir adım bana doğru yaklaşıyor. Görünüşe göre diğerlerinin amiri. Dikkatimi çekiyor, hepsinin yüz ifadesi çekingen, yaklaşan memur, çıkarıyor baklayı ağzından.

    Müsaitseniz, Vali bey arabada sizin ile görüşmek istiyor. Korkum merak oluyor. Allah Allah ne alaka vali ve ben. Tamam müsaidim diyorum. İki sivil memur koşuyor arabaya doğru. Kapının sağına, soluna iki resmi polis nöbet pozisyonuna geçiyor. Diğer polisler içeri dalıyorlar. Ben içimden “oğlum rüyadır. Bu olanlar rüya diyorum”.

    Ortalık uçuyor. Bekar evi naz evi misali, masa üstü bardak, şişe, tabak, sinek bir muhabbete. Memurları görünce, bile toplanmıyorlar. Masanın örtüsünü dört köşesinden tutup, yavaşça kaldırıyorum yatağın yanına. Yorganı da üzerlerine örtüyorum. Üşümesin garipler. Masanın önündeki iki eski sandalyeyi, elimle siler gibi tokatlıyorum.

    İki memuru çağırıyorum, mutfağa giderken. Vali gelecek, sabahın bu saatinde açtır bu adam. İki lokma yesin. Dolaptan peyniri, ekmeği bir memura, çatalı, bardağı ikinci memurun eline tutuşturuyorum. Ben de kavun, rakıyı kapıp arkalarından, masayı donatıyorum.

    Vali kapıda beliriyor. Göbeği sekiz aylık gibi, önden sarkıyor, demek isterdim ama kuru bir Vali, ben olsam kuru adamı Vali yapmam. O makama göbekli yakışır canım! Neyse uzatmayayım. Buyur ediyorum masaya. Atatürk işi iki dubleyi de usuldan dolduruyorum.

    Vali bir şey diyecekte utanıyor sanırsınız. Bunu anlayıp rakıyı uzatıyorum. Vali bey çek yarasın, afiyet bal olsun diyorum. Vali de bunu bekler gibi, bir çekişte temizliyor kadehi. İçimden taktir ediyorum Valiyi, güzel içiyor şu mereti.

    Vali kavundan aldığı destek ile başlıyor söze. Efendim sabah İçişleri Bakanlığından bir emir geldi. Avusturya başbakanı, diretiyormuş toplantıda. Türkiye’den istediği olmazsa Avrupa birliğine giremez diye. Avrupa ülkeleri de bunu caydıramamışlar isteklerinden. Sonunda bizimkiler kabul etmiş. Başbakan emir veriyor. İç İşleri Bakanlığına, Bakanlıkta Valiye devretmiş. Avusturya’nın talebini, bende size iletiyorum. Sözünü kestim ne istemiş? Avusturya Başbakanı ve benle ne alakası var.

    Vali sıkılarak açıklıyor. Efendim bu adam sizinle, barakanızda çilingir kurmak istiyormuş.

    ”Ayıp” diyorum “Ramazan geldi valla OLMAZ…”

  2. #2
    kubra adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    28-09-2005
    Mesajlar
    604
    Karizma Gücü
    0
    güzeldi eline sağlık
    DAİMA TEHLİKELİ

    Gülüş ki;
    Bir yanaşımdır bir öbür kişiye
    Birden iki kişiyi döndürür bir kişiye
    Anılarından kale yapıp sığınsa bile
    Yetmez yalnız başına bir ömür bir kişiye
    Özdemir Asaf


    Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş; bir tür özgürlüktür!



    Ben bir mucizenin taşıyıcısıyım

  3. #3
    ozelbil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2006
    Mesajlar
    90
    Karizma Gücü
    0
    teşekkürler kubra

    Aleyna

    “Öf yaaaa öfff , Allah kahretsin. Süt taşar, elektrik kesilir, beyefendi yemek siparişi verir, on tane elim var da”.

    Aleyna’nın, ev hayatını özetlersek, neredeyse hep aynı geçiyordu.

    Saatin zili acı acı çalmaya başladı. Aleyna homurtular çıkararak zile uzanıp susturdu. “Lanet saat.” Kocası sırtını dönmüş horulduyordu. “Beyefendi yine horultu konseri veriyor” diye söylene söylene mutfağa geçti. Çayı ocağa koyup, masayı hazırladı. Bu arada elinden bardak düştü. Kırılmamıştı. Sofra hazırdı kocasına seslendi; “beyefendi kahvaltınız hazır, teşrif eder misiniz?”

    İçeriden cevap gecikmeden ve her sabah ki rahat üslupla geliyordu, “tamam be amma gürültü yaptın, geliyoruz işte.” Masadaki yerlerini aldıktan sonra bildik sahneler tekrarlanırdı. Kocası ağzını şapırdatarak başlardı yemeğe. Aleyna; “bir sabahta şapırdatarak yeme yaa...” Kocası cevap vermeye bile tenezzül etmezdi masayı toparlarken. “Beyefendinin uşağı var ya, akşama çilingir istiyor, zıkkım iç.”

    Sabah bulaşığı da bitmiş, sıra çamaşır ve ütüye gelmişti. Elektrikler kesildi. Aleyna tüm bildiği küfürlerini sıraladı. Fasulyeyi suya yatırdı, öğle olmuştu koşturmacalarla. Elektrik geldiğinde çamaşırları makineye atıp, ütü faslına başladı. Radyodan da müzik geliyor, dili döndüğünce eşlik ediyordu. Zaman hızla akıyordu. Süpürme, çamaşırları asma derken “öffff akşam oldu yine, herif gelecek yemek yetişmedi” diye söylendi. Akşam yemeği hazırlığına geçti. Piyaz bitmişti, köfteleri biberleri kızartı. Yoğurt, karpuz derken hele bitti diyerek cam kenarında bir sigara molası verdi.

    Amaçsızca bakıyordu yolun karşısındaki çınar ağacına. Hafif esen rüzgarla, kurumuş yapraklar dans eder gibi düşüyorlardı. Alışkanlıklarının içinde, mevsimler değişmese, bu sokağı hep aynı zannedecekti. Gözleri yaşardı. Ağlamaya meyletmenin sırası değildi.

    Kocası göründü sokağın girişinden, doğruldu pencere kenarından, masanın son rötuşlarına başladı. Kapı zili çalmadan açmıştı kapıyı. Kocası söyleniyordu, “bu evin kapısı açık mı böyle Aleyna?” “Seni gördükte açtık, ne zırlıyorsun. Yıka elini yüzünü gel hadi sofra hazır.”

    Oturuyorlar karşılıklı. Sakiliği kimseye bırakmadan servis yapıyor Atatürk işi dediği rakıları. Gün içerisinde ilk kez birbirlerinin gözlerine bakıp gülümseyerek “sağlığına hayatım” diyor ikisi de.

  4. #4
    ozelbil adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    22-04-2006
    Mesajlar
    90
    Karizma Gücü
    0
    Derinlerden bir ses duyuldu “Hasan!” irkilerek gözlerimi açmaya çalıştım. Göz kapaklarım inat etmiş gibiydi, tüm zorlamama rağmen kıpırdıyor açılamıyordu. İçimden rüya görüyorum her halde diye düşünmekteydim. Derinlerden tekrar aynı sesi duydum “Hasan!” gözlerimi son bir çabayla mümkün olduğunca zorlayarak açmayı başardım. Sisli bulanık görüyordu önce, ayakta olduğumu anladım yavaş bir şekilde üzerime baktım. Hayret şaşkınlık içerisindeydim. Üzerime dolanmış beyaz bir çarşaf vardı. Ayak parmakları ve dizlerime kadar çıplaktı.

    Üzerimdekiler ve nerede olduğum konusunda hiçbir şey hatırlamıyordum. Başımı hafif kaldırdım. Sol yanıma doğru baktım, bir kez daha şaşırdım. Bir metre arayla beyaz çarşaflar içerisinde insanlar sıralanmıştı. İçlerinde kadın, erkek, her yaştan ve ırktan insan vardı. Hepsinin başı öne eğik uyuyorlardı, sağ tarafıma baktım kimseler yoktu sadece bir siyah boşluk vardı.

    Tam karşı’mdan yine o ses duyuldu. “Hasan!” Gözlerim yavaşça sesin geldiği yere baktım bir metre kadar önümde bir sivrisinek göz hizamda asılıymış gibi kanat çırpmadan duruyordu. Korku ve endişem olmadan gözlerimle taradım bulunduğum yeri her yanımı. Boştu sadece karşımda bir sivrisinek vardı. Tüm dikkatimle ona bakmaya başladım. Sivrisinek konuşmaya başladı “dünyadaki vaden dolmuş karşıma o yüzden geldin. Şu an solunda gördüklerinin de vadeleri doldu. Tek tek sizinle konuşup anlatacaklarımı anladığınızda, gerekeni yapıyorum. Sıra sana geldi”

    Rüya görmediğimi gayet iyi anlamaya başlamıştım. Tüm zihnim hızlı bir şekilde açıldı, inanılmaz bir hafızam oluştu. Tüm ömrü hayatımda yaşadıklarım gözlerimin önündeydi an ve an. Karşımdaki ses devam ediyordu konuşmaya “bildiğin zaman dilimiyle doksan dokuz yıldır. Burada sıranın gelmesini bekledin, sıra nihayet sana geldi” ben Cennet/Cehennem sorgusun damıyım! Diyerek istemeden de olsa ağzımdan kelimeler döküldü.

    Sivrisinek ses tonu değişmeden “senin bildiğin gibi değil burada ki sistem. Sana da tüm gelenlere izah ettim gibi izah edeceğim. Acele diye kavram yok ve tüm dediklerimi anlayacaksın. Dünya gezegeninde senin bildiğin ve bilmediğin milyarlarca canlı türü yaşar bu türlerin birer ömrü ve görevi vardır. Bu düzen dünya kuruldu kuralı devam ediyor.”

    Kelimeler sanki ben istemeden dökülüyor ağzımdan benim görevim bittimi? “hiçbir canlı görevinin bittiğini kabul etmez. Sende sana verilen görevin bitmediği gibi düşüncelerde ola bilirsin. Görevin bitmeseydi burada olmazdın.” Şaşkınlık içerisinde peki ben şimdi ne olacağım? Cennet/Cehennem de yok diyorsunuz. “senin her şeyi anlaman halinde tekrar dünyaya döneceksin. Herhangi bir canlı olarak yine görevlerin sorumlulukların olacak bunu tamamladığında tekrar karşıma geleceksin.”

    Tamam, durum bundan ibaretse yapacağım ama bir sorum olacak. Milyarlarca canlı olarak dünyaya gelmem. Verilen görevim bitince tekrar karşınıza geleceğimi düşünürsek dünya bu kadar ömür sahibi mi? “sandığın gibi tarihler akıp gitmiyor. Senin bildiğin zaman kavramı ile örnekliyiyim, her bir milyon yılda dünya sıfırdan başlar.” Sizin bu işten beklentiniz nedir? Anlayamadım niye bir canlıyı, her seferinde başka bir canlı olarak. Dünyaya getirmeye devam ediyorsunuz? Beklentiniz nedir? “Bu döngüyü her canlı tamamlandıktan sonra, canlı türleri insan olacak! Dünyaya son kez gönderilecek” tamam insanlar yine anlamazsa ne olacak? “Anlayana sivrisinek saz anlamayana sazın sapı az…”

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •