Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan nisan ayı enflasyon rakamları gerek finansal piyasalar, gerekse ekonomi yönetimine mali sektör açısından tatsız bir sürpriz oldu. Gerçekleşmeler, beklentilerin iki katını aştı; beklentilerin iyimser çizgide kalması zorlaşırken belirsizlik arttı. Kısa vadeli faizlerde öngörülen gerilemenin büyüklüğü muhtemelen farklılaşacak ve bu durum yatırımcı stratejilerini de etkileyecek gibi görünüyor.
Nisan ayında tüketici fiyatlarında yaşanan artış yüzde 1.34 olarak gerçekleşirken, çekirdek enflasyon olarak tanımlanan özel kapsamlı tüketici fiyat artışları alarm vermeye başlamış. Aynı dönemde üretici fiyatlarındaki artış da yüzde 1.94 seviyesine sıçrayarak olumsuz görüntüyü iyice pekiştirmiş. Her iki endekteki hareket de mevsimlik normallerin dışına çıkmış. Gerek ara gerekse yıl sonu hedefleri tehlikeye girmiş. Merkez Bankası'nın hesap verme yükümlülüğü ön plana çıkarken kısa vadeli faizleri piyasaların beklediği oranda geriletemeyeceği gerçeği kendisini hissettirmiş.
Öncelikle piyasa beklentileri ile gerçekleşmeler arasındaki farkın neden bu kadar büyük olduğunun sorgulanması gerekiyor. Kimi yorumcular işin kolayına kaçarak tüketici fiyatlarındaki görece yüksek oranlı artışın giyecek ve ayakkabı grubundaki yüzde 9.19'luk artıştan kaynaklandığını, bu rakam hariç tutulduğunda anormal bir durumun olmadığını iddia edebilir. Böyle bir değerlendirme yanlış değil fakat eksik. Herhalde bu işkolunu pek tanımadıkları için katma değer vergisindeki indirimin etkisini de biraz abartmışlar. Evet söz konusu grupta vergi indirimi fiyat artışını dengelemiş olsa tüketici fiyatlarındaki nisan ayı artışı yüzde 0.6 seviyesinde kalabilirdi. Ancak söz konusu ürün grubunda, bu son yükselişe rağmen yılın ilk dört ayında yüzde 8.8'lik son on iki ayda ise yüzde 1.84'lük gerileme yaşanmış. Eğer söz konusu gerilemeler olmasa idi tüketici fiyatlarındaki genel artışlar daha yüksek olurdu.
Ayrıca tarımsal ürün fiyatlarındaki artış da mevsimlik normalin dışına çıkmış: Üretici fiyatlarında tarımsal ürün fiyatları yüzde 2.29 oranında artarken, tüketicide gıda ve alkolsüz içeceklerdeki artış yüzde 0.61 ile sınırlı kalmış. Tarım sektörünün son yıllarda yaşadığı giderek ağırlaşan sorunlar dikkate alınırsa arzda yaşanacak olası bir daralmanın enflasyon üzerindeki etkisi ciddi sorun olabilir. Piyasa fiyatı yükselmedikçe toplama ve ulaşım maliyeti karşılanamadığı için ürün tarlada kalabilir ve arz daralabilir. Tarladaki fiyatlar ile büyük şehirlerdeki fiyatlar arasındaki fark muhtemelen açılmaya devam edecek.
Üretici fiyatları içinde oldukça yüksek bir ağırlığa sahip olan imalat sanayi fiyatlarındaki yüzde 1.96'lık artış da tedirginliği artırıyor. Dışarıda yükselen petrol başta olmak üzere diğer emtia fiyatları ve döviz kurundaki sınırlı yükseliş bu sonuçta etkili olmuş gibi görünüyor.
Küresel düzeyde maliyet kökenli enflasyon baskısını artıran hammadde fiyatlarındaki artı, döviz kurundaki sınırlı hareketle de birleşince olumlu düşünmek zorlaşıyor. Düşük stok tutma eğilimi ise maliyetlerdeki bu artışların daha seri bir şekilde tüketici fiyatlarına yansıması olasılığını artırıyor. Büyüyen cari açık ve sermaye hareketlerine ilişkin belirsizlik hem Türk Lirası'nın değerlenmesini engelliyor hem de enflasyon ve faizlere ilişkin belirsizliği yükseltiyor. Döviz kuru ile enflasyon arasındaki ilişkinin zayıfladığını iddia edenler için oldukça sıkıntılı bir dönem gündeme gelmiş gibi görünüyor.
Bir yandan menkul ve gayrimenkul şeklindeki varlık fiyatlarının iyice şişkin oluşu, diğer yandan yükselen enflasyonla birlikte gerileyen reel faizler yılın geri kalan kısmına ilişkin kırılganlığı artırıyor. Bu süreçte ortaya çıkan kısırdöngü olumsuzluğu besleyecek potansiyeli bünyesinde taşıyor. Olumsuzluğu fiyatlama özürlü piyasalarımız bu gerçekleri görmezden gelmeye çalışsa da, sene başındaki hesabın anlamı kalmadı....
-kaynak-