İnsanların gün geçtikçe sekülarizmin pençesine biraz daha düşerek başkalaştığını maalesef görmekteyiz. İnsanın cehalet ve dünya sarhoşluğuna kapıldığı, kuru kalabalıklara rağmen yalnızlığı yaşadığı bir ortamda mü'minleri çok önemli görevler beklemektedir. Zira coğrafi hudutların sembolden ibaret olduğu ve adeta büyük bir köy haline gelen yaşlı dünyanın diğer ucundaki herhangi bir insanla temas her iki taraf için de elzem olmuştur. Hele birkaç asırdır müslümanın ortak malı olan tekniğin çok ötesinde batılı bir hayat tarzının model alındığı düşünüldüğü zaman tebliğci olacak müslümanın işinin ne denli zor olduğu meydana çıkacaktır. Bu bakımdan dünyaya ticarî faaliyetlerle durmadan açılırken huzur, saadet ve selamet kaynağı olan İslâm'ın pak ve nezih havasından ve ruhları mest eden ikliminden diğer kardeşlerimize de taşımak borcunda olduğumuzu unutmayacağız. Bunun da yolu bilindiği üzere her türlü güçlük ve sıkıntılara rağmen insanlarla sıkı ilişki kurm3aktan geçiyor.
Bir zamanlar şehzadenin atının üzengisini öpmek için sıraya giren garbın elçileri bugün bizi hafife alıyor, gizli hesaplar taşıyor ve irtibatı kesiyorsa elbetteki bizim zaviyemizden birtakım sebepleri vardır. Devletlerarası teması ilgililere bırakarak fert ve toplum açısından bu yaklaşım darboğazında nerede, ne zaman ve hangi hataları yaptığımızın muhasebesini derinlemesine yapmalıyız.

İNSANİ İLİŞKİLERDE
PEYGAMBER STRATEJİSİ ÖLÇÜMÜZDÜR
Hayali hikâyelerde geçtiği üzere Robenson gibi yalnız başına ıpıssız bir adada yaşamanın imkansızlığı karşısında insanların birbirine muhtaç olarak bir toplum bünyesinde bulunması sağlam vücuttaki organların temasına benzer şekilde irtibatın kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır. Bu temasın kötü neticeler vermemesi, çeşitli hile ve entrikalara karşı vakur duruşumuzun korunması için hangi metod ve stratejileri takip etmemizin iyi olacağına bir an önce karar vermemiz gerekiyor. Bu vadide rehber edineceğimiz en güzel örnek kimdir ve onun prensiplerine kolaylıkla nasıl varıp hayatımıza sokabiliriz.?
Gönlünü yüce Mevlâ'ya bağlayan Resûlü Zîşan Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem her yönden en güzel örnektir. Bu bakımdan Kuran dili ile Üsve–i Hasene(en güzel örnek) olan Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in insanlara yaklaşım metodu karşısında en acımasız, en gaddar ve en zalimler bile pes diyor ve teslim oluyorlardı. Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in özellikle yüz ifadesi iletişimde sevimli ve güleryüz, bedeninin duruşu ise davasına inanan vakur bir hal sergilerdi. Muhatabını tanır, haletini ruhiyesini bilerek nefsi için değil onu davaya kazanmak için en uygun şekilde hareket ederdi. Tatlı bir ses tonu ile ve tane tane konuşmaya başlardı.Konuştuğu zaman bütün vücudu ile ona döner ve karşıdaki elini çekmeden ellerini çekmezdi. Çevresine karşı duyarlıydı ve İslam'a bir hakaret olmadığı müddetçe tebliğ yaparken şahsına yapılan kötülüklerden etkilenip öfkeye kapılmaz en mükemmel şekilde davranırdı. Bir savaş sonrası mescidde ganimet dağıtılırken genç bir bedevi yaklaşıp boynundaki atkıyı hemen onun boynuna dolayarak sıkmaya başlar. Sahabeler müdahale ile işini bitirmek isterler ama o engel olur. İsteğini sorup ganimetten pay verir. Bir müddet sonra bedevi aynı hareketi tekrar edince yine tehevvüre kapılarak başına toplanır sahabi. Fakat ona dokunmamalarını işaret eder. Mübarek boynunu inciten ve halkın içinde rencide eden gence sadece şöyle der: "Acaba ben senin yerinde olsaydım ne yapardın?" İşte bu kısa ve tatlı hitap vahşi ve nizam bilmeyen bedeviyi ipek gibi yapmaya yetmiştir. Ellerine kapanır, kelime–i şehadet getirerek affını diler.

TEBLİĞ DİLİ NASIL OLMALI?
İletişimin temel aracı dil olduğundan Resûlü Alişan Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem onu çok iyi kullanır hatta zaman zaman muhatabının lehçe ve şivesi üzerinden konuşurdu. Nitekim Sa'd bin Bekir heyeti ile birlikte gelen Muhammed bin Atiyye Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendi lehçeleri ile hitap ettiğini belirterek(l) sevincini izhar etmiştir.
Muhterem Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem konuşmalarında örnekler verirken aynen Kur'an'ın metodunu kullanırdı. Zaten Hazreti Aişe Radıyallahu Anhâ validemizin ifade ettiği gibi onun ahlâkı Kur'an'dan ibaretti. Örneklerini karşıdaki insanın çok iyi bildiği ve ilgisini çektiği konulardan seçerdi. Böylece can kulağı ile dinlenirdi. Bizim gibi tanımadıkları bir alem ve kavranmayan bir mesele sergilemezdi. Muhatabının gönlünü kazanarak İslam'a çekmeyi hedeflerdi. Kayınpederi olup İslam'dan önce çeşitli badireler çıkaran Ebu Süfyan Mekke'nin fethinde işkencelerle ölümünü beklerken "Ebu Süfyan'ın evine giren emniyettedir. Kim içeri girip kapısını kapatırsa emniyettedir." buyurarak gönül fetihlerini Mekke'nin fethi ile tamamlıyordu.
Bugün çoğumuz çevremizle çatışma halindeyiz. Zira güzel ahlak ve davranışlarımızı artırarak inisiyatif hareketlerimizi bu istikamette çekip çevirmeye ve kendimizi değiştirmeye gayret göstereceğimize her yerde insanları değiştirme ve kendimizin üstünlüğünü benimsetmeye çalışırız. İşte Allah'ın Yüce Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem vahiy terbiyesi ile yoğrulduğu için nefis terbiyesini emretmiş, gelmiş geçmiş bütün günahları affedildiği halde günde yüz kere istiğfar çekmiştir. Konuşurken, karar verirken hiçbir zaman nefsî istek ve arzuları ön plana sürmeyerek menfî tutum ve davranışları tevazu havuzunda eritir, hakkın emirlerini ortaya koyardı. Fakirleri, komşuları, hastaları ayırmaksızın ziyaret eder ve kendisine ziyarete gelip gelmediklerine bakmazdı. Şimdi ise ayırım yapılarak ün ve mevki sahibi kimselerle akraba ve iş arkadaşları dışında kimse kimseyi tanımadığı gibi sorup aramıyor. Halbuki sağlıklı iletişim öncelikle tutum ve davranışlarla ortaya konularak insanlara değer vermekle pekişmelidir. Sehl bin Hanif Radıyallahu Anh Hazreti Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Selem'in insanlarla ilgilenmesini şöyle anlatır: "O müslümanların zayıflarının yanına gelir, onları ziyaret eder ve cenazelerinde bulunurdu." Yolculukta en geride seyrederken zayıf olanların hayvanlarını sürer ve yola devam edemeyenleri terkine alırdı.

KOLAYLAŞTIRMAK ZORLAŞTIRMAMAK,
NEFRET ETTİRMEMEK SEVDİRMEK
Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem zor, şiddet ve güçlük insanı değildi. Her amel ve davranışında, söz ve hareketlerinde kolaylığı emrederdi. Sünnet–i seniyyenin kendisi de sevdirme ve kolaylaştırma çizgisinde İslam'ın uygulanma sanatı değil midir? Hazreti Aişe Radıyallahu Anhâ Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem için şöyle buyurur: "Ashabına emrettiği zaman daima kolaylıkla üstesinden gelebilecekleri amelleri emrederdi." Eksik bırakmadan namazı en hafif kılandı. Bu sebepledir ki etrafında yığın yığın insan toplanır yaptığı ve konuştuklarına hayran kalırlardı. Onun sîreti ve sünneti evrensel boyutta olup bütün insanlığı kucaklayan çeşitlilik, pratiklik, bütünlük ve ahenk timsalidir.
İnsanlara olan yaklaşımda şefkat ve merhamet can damarıdır. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem sadece acizlere, fakir ve çocuklara değil herkese hatta müslüman olmayanlara karşı bile son derece acır ve şefkat gösterirdi. Bir hadis–i şeriflerinde Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Kimin bir çocuğu varsa onunla çocuklaşsın."(2) diye buyurması ne kadar cezbedici ve ibret vericidir. Bilindiği gibi köle olarak kendisine takdim edilen Zeyd'in babası evladını götürmeye geldiği zaman Zeyd gitmemekte direnince Fahri Kainat Efendimiz Zeyd'i tamamen serbest bırakarak sormuştu: "Beni mi istiyorsun babanı mı?" Zeyd'in verdiği cevap ne kadar manidardır: "Ben bu zatta öyle şeyler gördüm ki bırakıp gidemem." Enes bin Malik Radıyallahu Anh Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem için "Ben ev halkından ondan daha şefkatli bir kimse görmedim." buyurur.
İnsanlara hediye ve yardımlaşma vesilesi ile yaklaşmayı çoğu kez unutuyoruz. Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in iki mübarek elinin arası adeta bir nehirdi. Bir yandan gelir öte yandan derhal sabahlamadan hepsi biterdi. Hatta bir keresinde yanında bulunan koyunları gören bir yabancı "Ne güzel koyunlar" deyince sürülerle koyunu göstererek al götür buyurur. Müslüman olan yabancı ailesine dönünce avazı çıktığı kadar bağırır: "Koşun, koşun Muhammed müslüman olana sürüler bağışlıyor, koşun sizlerde alın!"
Resûlü Ekrem Efendimiz söz söylerken ve insanlara yaklaşırken zamana ve mekana itina gösterirlerdi.İnsanların en uygun vakitlerini araştırır, yorgun, sinirli, meşgul anlarında yanaşmazdı. Aksi olursa bıkkınlık, muhalefet ve hatta zıtlaşma meydana gelerek bütün emekler tabiatiyle boşa gidecektir. Ebu Zer Radıyallahu Anh müslüman olduğu zaman ne yapılmasını emrettiğini sorunca dinini gizli tutup İslam'ın açıkca ilan edildiğini duyduğu zaman gelmesini istedi. Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i anlatmada dil ve kalem aciz kalır. Salât ü selâm tahiyyatü ikrâm O'na ve âl u ashâbına olsun, amin.



Dipnotlar:
(1) Doç. Dr. Ö. Çelik, Dr. M. Öztürk, Murat Kaya, Üsve–i Hasene, C:2, sh. 46.
(2) Deylemî, C. III, Sh. 513.