• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Esek GozLu adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    09-11-2005
    Mesajlar
    606
    Karizma Gücü
    0

    Abdurrahim Tuncak - Atatürk'ün Manevi Oğlu (Evlatlığı)

    ABDURRAHiM TUNCAK

    Mustafa Kemal Atatürk'ün özel hayatında önemli bir yer teşkil eden, manevi evlatları arasında belki de en önemlilerinden biri olan Abdurrahim Tuncak.
    Zübeyde Hanım'ın koynunda büyüyen Tuncak, sadece Mustafa Kemal'in degil Zübeyde Hanım'ın ve Makbule Hanım'ın da hayatında önemli bir yer almıştır. Bunu daha iyi anlayabilmek için Dr. Behçet Uz'un agzından çözülmüş bant kayıtlarına göre, son günlerinde Zübeyde Hanımla arasında geçen olayı şöyle anlatmakta fayda vardir;

    "Güler yüzlü, metal çerçeveli gözlüklü, beyaz saçlı, benim boyumda {Behçet Uz kendi boyuyla kıyaslıyor**, başörtülü, Selanik şivesiyle güzel Türkçe konuşan, ilk görüşte herkese saygı telkin eden Zübeyde Hanım Efendi, kendisi hasta olduğu halde, hep yanındaki küçük bir erkek çocuğuyla ilgileniyordu. 6-7 ay kadar Zübeyde Hanım ve üzerine titrediği bu oğlanla hep ilgilendim… Beni 3 defa Gazi Paşa'nın Başyaveri Salih Bey aradı. Zübeyde Hanım ve yanındaki oğlanı sordu. Yazılı rapor istedi, yazdım" demektedir.
    Yukarıda dile getirilen bu ufak erkek çocuğu Abdurrahim Tuncak'tır.
    Atatürk tarafından Akaretlerdeki eve getirildiğinde kendi ifadesiyle üç yaşında olan Tuncak, Atatürk'ün, Zübeyde Hanım'a,"Bu çocuğu biz büyütelim. Bu çocuk bizim çocuğumuz olsun" diyerek annesinin yanına bıraktığı Tuncak'ı, Zübeyde hanım bir süre önce kaybettiği ve acısını unutamadığı kızı Naciye"nin yerine koyarak. "Naciyemin erkeciği" diyerek sevmiş ve kollamıştır.

    Mustafa Kemal'in çok yakınında bulunmasına ragmen hiç şımarmayan aksine o mütavazi tavrı ile Paşa'ya yaklışır bir terbiye ye yetiştirilen Tunçak bu ailenin en acı ve en mutlu günlerinde bulunma şerefine ermiştir. Abdurrahim Tuncak nüfus kütük kayıtlarına göre, 1324 (1908) yılında Diyarbakır'da dogmuş ve Atatürk tarafından istanbul'a getirtilmiştir. (Ek; 1)

    Abdurrahim Tuncak'ın babası, ALÎ, annesi olarak da, HAVVA olarak gösterilmektedir. Kendisi ile yapılan röportajda ise Tuncak şöyle demekte;
    "Ben ana da bilmem, baba da bilmem. Kendimi bildiğimde, annem olarak kabul ettiğim Zübeyde Hanım'ı, Halam Makbule Hanım'ı, bir de Paşamızı tanıdım..
    Benim ailem, bu aileydi. Ben kendimi bu ailenin çocuğu olarak kabul ettim ve hep de öyle kaldım. Gerçek annemin ve babamm kim oldugunu asla ögrenemedim. Kesin olarak bildigim, üç yaşındayken Mustafa Kemal Paşanın evinde olduğumdur.
    Beşiktaş da, Akaretlerdeki evimizdeydik. Evde annem (Zübeyde Hanım), Makbule Halam ve Mustafa Kemal Paşa ile birlikteydim" demektedir.

    ABDURRAHiM TUNCAK'IN EGiTÎMÎ

    Mustafa Kemal Atatürk, Tunçak'ın eğitimiyle de yakından ilgilenmiştir. Ïlk öğrenimini Çankaya' da tamamladıktan sonra, Îzmir'e gönderilerek, Îzmir Mithat Paşa Sanat okuluna kaydedilen Tuncak, Atatürk'ün, özellikle Elektrik mühendisi olması yolundaki gayretleriyle son olarak Berlin'e gönderilecektir. (Buradan da anlaşılmaktadır ki, Atatürk ülkenin gelecektede enerjiye olan ihtiyacını çok iyi tesbit etmiş ve en yakının da bulunan bu insanın, özellikle Elektrik Mühendisi olmasını arzu etmiştir.) O günlere ilişkin anılarını Tuncak şöyle anlatmaktadır;
    "Okulun tatil günlerinde, beni imtihan ederdi. (Burada Atatürk kast edilmekte) Önce okulda neleri ögrendiğimi sorar, sonra da O konularda sorular sorardı.

    Bunun dışında her akşam, Fikriye hanımla otururken beni yanına çağırır, O gün okulda ne yaptıgımı sorar, dersleri anlayıp anlamadığımı öğrenmek isterdi ilkokul üçüncü sınıfta olduğum yıldı. Eve karnemi getirdim. Notlarım çok yüksekti. Mustafa Kemal Paşa, her zaman ki dikkatiyle karnemi de inceledi. Notlarım çok yüksek olmasını yadırgamış. Bana belli etmedi ama bu konudaki kuşkusunu daha sonra Fikriye hanım'a söylemiş

    Fikriye hanım bir gün beni köşeye çekti;
    "Paşa senden şüphelendi, Abdurrahim"dedi. "Notlarının bu kadar yüksek olması, onun dikkatini çekti. Hatta Mahmut Bey'e (Soydan) de söyledi, bu kuşkusunu; Abdurrahim bizim çocugumuz diye acaba iltimas mı ettiler? diye sordu. Mahmut Bey'de, senin hocan Tahsin bey'e gidip konuşabileceğini ve senin okul durumunun gerçekte nasıl olduğunu öğrenebileceğini söyledi. Paşa da ona bu iş için izin verdi.

    Fikriye hanım’ın bu sözleri karşısında şaşırdığımı bugün bile hatırlıyorum Mahmut Bey ertesi gün hocam Tahsin Bey'le görüşmüş Tahsin Bey ona, benim çok iyi bir öğrenci oldugumu söylemiş. "Kendisine kesin surette iltimas yapılmış değildir" demiş. Mahmut Bey bu konuşmayı nakledince Paşa çok memnun olmuş.

    "Ortada bir iltimas meselesi olmamasına memnun olduğum kadar, Abdurrahim'in böyle yüksek notları hak ederek alması karşısında da memnun oldum" demiş.
    Bu konuşmayı bana Fikriye hanım nakleti. O bana bunları naklederken, en az Mustafa Kemal Paşa'nın duyduğu memnuniyeti kadar memnuniyet duyuyordu.

    Atatürk Abdurrahim Tuncak'ın mühendis olmasını istiyordu. Bu nedenle onu Fransa'ya, Grenoble Üniversitesi'ne göndermeye karar verdi. Fakat Fransa'ya gitmeden önce Fransızca öğrenmesi, üniversiteye girmeden önce de matematik bilgisinin güçlendirilmesi gerektiğine inanıyordu.

    Abdurrahim'i istanbul Valisi ve Belediye Başkanı Muhittin Üstündağ'a gönderdi. ÎETT'nin O dönemindeki Belçikalı genel müdürü Hansens, bir yıl süreyle Abdurrahim Tuncak'a hem Fransızca, hem matematik dersleri vermekle yetinmedi, elektrik mühendisi olarak yetiştirilmesi istenilen bu gence ayrıca Silahtar ağa Elektrik Fabrikası'nda staj yapabilme olanagı da saglandı (Ek;3 )
    Grenoble Üniversitesi'nde derslere başlamaya hazır duruma geldiği ve Fransa'ya gitmek üzere olduğu bir anda Abdurrahim Tuncak'ın rotası, Atatürk'ün talimatı üzerine değiştirildi.

    Fransa'nın, Türkiye'yi de ilgilendiren bir siyasal konudaki tutumuna sinirlenen Atatürk, Abdurrahim'i Fransa'ya göndermekten vaz geçmiş, onu Almanya'ya göndermeye karar vermişti .
    Abdurrahim bu kez, Almanca derslerine başladı ve ikinci yabancı dili, üniversitede dersleri izleyebilecek denli öğrendikten sonra Almanya'ya doğru yola çıktı.

    Mustafa Kemal Paşa; onu yakın silah arkadaşı olan Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşaya gönderiyordu. Berlin Teknik Üniversitesinde okuduğu yıllarda Abdurrahim'in tüm gereksinimi, bizzat Mustafa Kemal tarafından Kemalettin Sami Paşa'ya gönderilen paralarla karşılandı

    Mustafa Kemal Paşa bu arada birde Soyadı gönderdi Abdurrahim'e. Türkiye'de Soyadı yasası yürürlüğe girince Atatürk, tarihteki Türk komutanlarından Tuncak'ın adını Abdurrahim için soyadı olarak seçti. Abdurrahim adıyla girdïğï Berlin Teknik Üniversitesi, Elektrik Fakültesinde soyadıyla mezun olan Abdurrahim Tuncak 1937 yılında Türkiye'ye dönmeden önce Atatürk'e bir hizmette daha bulundu. Atatürk'ün rahatsızlığı sırasında kullanılmak üzere Savarona yatını satın almak üzere Almanya'ya gelen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri ve Mustafa Kemal Atatürk'ün "Umumi Vekili" Hasan Rıza Soyak'a Savarona'nın alınması görüşmelerinde tercümanlık yaptı. (Ek;4)

    Abdurrahim Tuncak, bütün hayatı boyunca bu mütevazı tavrını sürdürmüştür. Yaptığımız araştırmalar esnasında da bizzat şahit oldugumuz bu tavrı, nasıl bir eğitimden ve geçtiginin işaretlerini bize vermektedir. Hakkında yayınlanmış olan bir kitap bulunmamakla birlikte, Gazeteci-Yazar Mete Akyol ile yaptığı bir röportaj, 1981 mayıs ayında bir dizi yazisi olarak Milliyet Gazetesinde yayınlanmıştır.
    Bu yazım dışında, bu kitapta ilk kez yayınlanan bu belgelerle birlikte Mete Akyol' un deyimiyle "SESSIZ BiR TARiH"in artık bir eser halinde Türk kamu oyuna sunulma zamanı gelmiş ve geçmiştir.

    Agoni - Ogün Deli


    Zübeyde Hanım vasiyetinde ( 7 şubat 1922 ) Tuncak'a da yer vermiştir.

    Zübeyde Hanım'ın Vasiyeti

    Vasiyetini, vefatından 1 yıl önce (7 şubat 1922) yazdırmıştı. Kendisini halsiz hissettiği günlerde Cemal Bolayır'a bu isteğini söylemiş ve yardimcı olmasını istemişti. Cemal Bey, üç tanık bulacak ve isteklerini yazacaktı. Hatim ve duaları için 450 lira ayırdığını, her cuma namazdan bir saat önce ezan okununcaya kadar uygun bir camide cemaate karşı iki cüz'i şerif okutulmasını istiyordu. Kurban Bayramı'nın birinci günü 5 adet kurban kesilmesini ve Öksüzler Yurdu'na verilmesini, bu harcamalar için 1800 lira para ayırdığını belirtmişti. Bir başka istegi de bir çeşme yaptırılmasıydı. Onarımı için de 474 lira ayırmıştı. Yanında çalışanları da unutmamıştı. Hayriye Hanım için 10 lira, manevi evladı Ayşe'nin çeyizi için 10 lira, Selanik'teki biraderi Hasan Ağa'ın oglu Abdurrahman'a 30 lira, yetim Abdürrahim'e 20 lira, Vasfiye isimli hizmetlisi için de 20 lira ayırdı."

    Ogün Deli

  2. #2
    muged adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    06-01-2006
    Mesajlar
    263
    Karizma Gücü
    0
    ben bunu b ilbmiodum saol iiiiyi oldu
    herkes bilmeli
    Rüzgâra Hakim olamıyorsan Yelkenlerini Ona göre ayarla.
    Unutmaki Hayat karşılaştığın sorunlarla değil,
    Gemiyi Limana getirip getirmediğinle ilgilenir.



    only god can judge me
    Tek Tanrı, beni yargılayabilir

  3. #3
    PasakLi_Kont adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-03-2008
    Mesajlar
    1,802
    Karizma Gücü
    5

    atatürkün manevi oğlu varmıydı?

    dün haber kanalının bir tanesinde atatürkün 6 manevi kızının 1 tanede manevi oğlu olduğunu üstelik program konuğunun abdurrahim denen şahsın atatürkün biyolojik çocuğu olduğunu söylüyordu. birde bizim medya kızlarına daha çok önem verir onlarla röpartaj yapmak için rutin zamanlarla ABD ye gider, havaalanlarına adları verilir v.s.. manevi olan biyolojik evladı olduğuda iddia edilen abdurrahim hakkında hiç bir şey bilinmez!..

    sefalet içinde ölmüş atatürkün menavi kızları gibi. kılarından bir tanesi yaşıyor. iş bankasının yarısı senin olacak bir atatürkün manevi çocuklarını sefil ! bırakacaksın. işte atatürkçülük bu..

    atatürk mason derneklerini kapatır. bizimkiler mason loclarıyla hareket edip cumhuriyet mitingleri düzenler.

    atatürk kimsenin aklına gelmiyecek ekonomik forumlar yapar bizim hoş atatürkçüler paradan atatürkün resmini çıkartıp kendi resmini koyarlar.

    atatürk askeriyenin oy kullanmasını yasaklar bizimkiler darbe yapar atatürkün en yakın arkadaşlarını asar yada yaş haddinden asmaz. bundan sonrada oy kullanmak bir yana cebri olarak sivil oyların yönünü değiştirir.

    bir çok garebet örnek vardır ancak bu atatürkün oğlu hakkında epey bir merak sardı googlede ilk aratmamda ''can dündar'ın'' tamda mevzuyla alakalı yazıyı paylaşmak geliyor içimden..

    50 veya yüzyıllık gecmiş tarihler efsane değildir, belirsiz yada hurafelerle dolu olamaz. atatürk ve tarihle ciddi ciddi oyunlar oynanmış üstelik bunu atatürkün arkasına sığınırak yapmışlar.
    Atatürk'ün manevi oğlu öldü bu hafta; ön*ceki gün sessiz sedasız toprağa verildi. 90 yaşındaydı. 90 yılın 22'sini Atatürk'le geçirmişti. Büyük bir tesadüf üzerine ku*rulan hayatı, ilginç serüvenler, müthiş ta*nıklıklar ve deşifre edilmemiş sırlarla doluydu. Hepsini beraberinde götürdü. Söylenen, M.Ke*mal'in O'nu Van'da görüp evlat edindiğiydi. Ça*nakkale zaferinden sonra 1916'da Doğu Cephe*si'ne tayin olan M.Kemal, orada karşılaştığı sefa*letten çok etkilenmiş ve öksüz çocuklardan biri*ni yoldaş olarak yanına almıştı.

    8 yaşındaki o çocuğun adı Abdürrahim'di.

    Ana babasının kim olduğunu bilmeden büyü*dü. M.Kemal O'nu İstanbul'a getirip Akaretler'de Zübeyde Hanım'ın yanına yerleştirdi. Zübeyde Hanım'ı anne, Makbule Hanım ile kendisinden 13 yaş büyük olan Fikriye Hanım'ı abla bildi.

    1917'de Kemal Paşa'nın Suriye Cephesi'nde yakalandığı bir kum fırtınasında kör olduğu ha*beri gelince Zübeyde Hanım Abdürrahim'i kaptı*ğı gibi Halep'e koşmuştu. Neyse ki Paşa'nın göz*lerinin durumu o kadar ciddi değildi. O gezide Kemal Paşa, Abdürrahim'e bir yerel kıyafet diktirtti ve birlikte fotoğraf çektirdiler. M.Kemal'i, Arap giysileri içindeki bir çocukla gösteren ünlü fotoğraf işte böyle doğdu. Abdürrahim, ilkokulu İstanbul'da okudu. Savaşın en zorlu döneminde yine Mustafa Kemal'in yanında, bu kez Anka*ra'daydı. O yıllarda da Fikriye Hanım kendisini okula götürüp getiriyor, dersleriyle ilgileniyor, an*ne şevkati gösteriyordu.

    Ancak 1923'te işler değişti. Önce Zübeyde Hanım kendisine 20 lira miras bırakarak vefat et*ti. Ardından M.Kemal, Latife Hanım'la evlendi. İz*mir'deki nikah töreninde artık 15 yaşında olan Abdürrahim de vardı. Nikah sonrası Kemal Paşa, O'nu kayınpederi Muammer Bey'e emanet etti. Latife Hanım O'nun Ankara'daki evine taşınır*ken, O da Latife Hanım'ın İzmir'deki evine yer*leşti. Bir süre İzmir'de okudu. Yazları Ankara'ya gelip Çankaya sırtlarında Latife Hanım'la at sür*dü. "Anne" saydığı Fikriye Hanım'ın ölüm habe*rini de İzmir'de aldı. 2 yıl sonra M.Kemal boşan*ma kararı alınca Latife Hanım'la yeniden yer de*ğiştirdiler: Latife Hanım İzmir'e, Abdürrahim An*kara'ya döndü.

    Artık üniversite çağındaydı. Kemal Paşa, "oğlu"nun kendisi gibi asker olmasını istemedi. "Artık harp zamanı geçti, şimdi iktisadiyatı ve fenni öğrenmeliyiz" dedi. Abdürrahim'i mühen*dislik eğitimi için Berlin Üniversitesi'ne yolladı. Abdürrahim, elektrik mühendisi olarak Türki*ye'ye dönüp Ankara Elektrik ve Havagazı İşletmesi'nde çalışmaya başladı. Yedeksubaylığını yaparken Dolmabahçe Sarayı'nda kaldı. Savarona yatının satın alınması görüşmelerinde tercü*manlık yaptı.

    "Babası"ndan O'na Sadrazam Talat Paşa'nın "Çanakkale muzafferiyeti hatırası" olarak hediye ettiği iki halı ile Cumhuriyet'in 10. yılında İş Ban*kası tarafından armağan edilen bir otomobil kal*dı. Otomobili Anıtkabir Müzesi'ne hediye etti. Halıları unutulmaz bir dönemden kalan kutsal emanetler olarak evine serdi.

    Ne gösterişi sevmiş, ne "babası"nın adını kul*lanmaya tenezzül etmişti.

    Emekli olunca evine çekildi. Ortalıkta görün*mez, gazetecilerle görüşmezdi.

    Mete Akyol, nefis bir röportajla O'nu Türkiye kamuoyuna tanıtana kadar adı bile duyulmadı pek...

    Gazetelerde çıkan fotoğrafları Atatürk'e o ka*dar benziyordu ki, herkes O'nun üvey değil, ger*çek evlat olduğuna inanmaya başlamıştı. 4 yıl önce Mete ağabey, hazırladığım bir belgesel ve*silesiyle beni Abdürrahim Bey'e götürmüştü. Son derece sade döşenmiş bir evde, boyu, yüzü, burnu, alın açıklığı, geriye taranmış saçlarıyla gerçekten de Atatürk'ün son dönem fotoğrafla*rına tıpa tıp benzeyen bu zarif beyefendi ile tanış*tım.

    Uzun uzun sohbet ettik, birbirinden ilginç anı*lar dinledik. Belgeseli izlerken adeta o günlere döndü; bir şarkı çalmaya başlayınca gizli gizli gözyaşlarını kuruladı. Laf, 'Atatürk'ün gerçek oğ*lu olma" iddialarından açılınca yeniden sessizliğe gömüldü. Bu konuda eşine bile bir şey söyleme*miş olduğunu farkettim. Üsteleyince, "Bazı sırlar benimle mezara gidecek, lütfen buna saygı gös*terin" dedi. Saygıyla boyun eğdik ve vedalaştık.

    Bir dönemin sessiz tanığı, önceki gün sırlarıy*la mezara gitti.

    Geride pek az servet, özenle saklanmış binbir anı ve çoklarına ibret olması gereken bir yaşam bıraktı




    atatürke benziyor resmin arkasındaki duvara asılı resimdekide kendisi. üstelik bu çocuğa bakanlar atatürkün annesi ve kız kardeşi.. diğer kızlarının aileleri veya bakıcıları var.

    atatürk kendisi zehirlenmiştir iddiası var. doktorunu sürgüne göndermiştir deniliyor. oğluna bir şey olmasın diye abdurrahimi bir paşaya emanet ediyor. almanyaya gönderiyor.

    atatürkün '' kırmızı kitap'' denilen çalışması varmıdır varsa bu kitap neden ifşa edilmiyor?
    Bizi yok edecekler şunlardır dedi Gandhi, “İlkesiz siyaset, vicdanı sollayan eğlence, çalışmadan zenginlik, bilgili ama karaktersiz insanlar, ahlâktan yoksun bir iş dünyası, insan sevgisini alt plana itmiş bilim, özveriden yoksun bir din anlayışı.

    Bugün kendini ifade edemeyenler bir gün mutlaka sinelerindeki heyecan ve ızdırabı çevrelerine duyuracak, şimdilerde hafakanlarla yutkunmalarına karşılık gelince sükûtun o en müessir şiirlerini inşad edeceklerdir -MFG-

    Bir ördek dedi ki: Hızır divanından bir ferman çıktı, bundan sonra bütün sular serbesttir. Timsah ona cevap verdi: Unutma ki benim için de serbesttir.

 

 

Bu konuyla ilgili etiketler

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •