• Reklam
10 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0

    Onay Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Yunus Emre (1238 - 1328)


    Türk halk şairlerinin tartışmasız öncüsü olan ve Türk'ün İslam'a bakışını Türk dilinin tüm sadelik ve güzelliğiyle ortaya koyan Yunus Emre, sevgiyi felsefe haline getirmiş örnek bir insandır. Yaklaşık 700 yıldır Türk milleti tarafından dilden dile aktarılmış, türkü ve ilahilere söz olmuş, yer yer atasözü misali dilden dile dolaşmış mısralarıyla Yunus Emre, Türk kültür ve medeniyetinin oluşumuna büyük katkılar sağlamış bir gönül adamıdır. Bazı kaynaklarda Anadolu'ya gelen Türk boylarından birine bağlı olup, 1238 dolaylarında doğduğu rivayet edilirse de bu kesin değildir; tıpkı 1320 dolaylarında Eskişehir'de öldüğü yolundaki rivayetlerde olduğu gibi. Batı Anadolu'nun birkaç yöresinde "Yunus Emre" adını taşıyan ve onunla ilgili görüldüğünden "makam" adı verilen yer vardır. Bir garip öldü diyeler Üç gün sonra duyalar Soğuk su ile yuyalar Şöyle garip bencileyin diyen Yunus, belki de doğduğu ve yaşadığı topraklardan çok uzaklarda bu dünyadan göçüp gittiğini anlatmak istemektedir. Türkiye'nin pek çok yerinde Yunus Emre'nin mezarı olduğu iddia edilen pek çok mezar ve türbe vardır. Bunlardan başlıcaları şöyle sıralanabilir: Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy; Karaman'da Yunus Emre Camii avlusu; Bursa; Kula ile Salihli arasında Emre Sultan köyü; Erzurum, Duzcu köyü; Isparta'nın Keçiborlu ilçesi civarı; Aksaray; Afyon'un Sandıklı ilçesi; Ordu'nun Ünye ilçesi; Sivas yakınında bir yol üstü. Görüldüğü gibi sayı ve iddia hayli kabarıktır. Bazı belgeler, Yunus Emre'nin asıl mezarının Karaman veya Sarıköy'de olduğuna işaret etmektedir. Nitekim, 1970'li yılların başında Sarıköy'deki mezarın Yunus'a ait olduğuna kesin gözüyle bakılarak bu köye Yunus Emre adı verildi ve oradaki bir bahçe içine anıt dikildi. 1980'li yıllarda ise, 1350'de yapılmış olan Karaman'daki Yunus Emre Camii'nin yanındaki mezarın onun gerçek mezarı olduğu iddia edildi. Aslında bu durum, Yunus Emre'nin Türkler tarafından ne kadar sevildiği ve benimsendiğinin çarpıcı bir örneğidir. Gerçekten de halktan biri olan Yunus Emre, halkın değer, duygu ve düşüncelerini dile getirişi itibariyle tarihimizin en halkla barışık aydınlarından biri olma özelliğine sahiptir. Türk tasavvufunun dilde ve şiirde kurucusu olan Yunus Emre'nin şiirlerinde ahlak, hikmet, din, aşk gibi konuların hemen hepsi tasavvuftan çıkar ve tasavvuf görüşü çerçevesinde bir yere oturtulur. Mısralarında didaktik ahlak telkinlerinde bulunan Yunus Emre, "gönül kırmamak" konusuna ayrı bir önem verir ve "üstün bir değer" olarak şiirlerinde bu konuyu özenle işler. Bu arada Yunus Emre'yi öne çıkaran bir başka önemli özelliği de, şiirlerinde işlediği konuları ve telkinleri bizzat kendi hayatında uygulamasıdır. "Din tamam olunca doğar muhabbet" diyen Yunus, İslam'ın sabır, kanaat, hoşgörürlük, cömertlik, iyilik, fazilet değerlerini benimsemeyi telkin eder. Yunus'un sanat anlayışı, dini ve milli değerleri bağdaştırdığı mısralarında kendini gösterir; millileşen tasavvufa, Türkçe'nin en güzel ve en güçlü özelliklerini kullanarak tercüman olur. Gerçekten de 11,12 ve 13. asırlarda Türkistan ve Anadolu Türkleri arasında çok yayılan tasavvufun Türk şairleri arasında iki büyük sözcüsü vardır: Türkistan'da Ahmet Yesevi, Anadolu'da Yunus Emre... Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında dervişlik olgunluktur, aşktır; Allah katında kabul görmektir; nefsini yenmek, iradeyi eritmektir; kavgaya, nifaka, gösterişe, hamlığa, riyaya, düşmanlığa, şekilciliğe karşı çıkmaktır. Yunus Emre aynı zamanda bütün insanlığa hitap eden büyük şairlerdendir. Bu anlamda Mevlana'nın bir benzeridir. O'nun Mevlana kadar çok tanınmayışı ise, bir yandan kullandığı dil olan Türkçe'nin Batı'da Farsça kadar bilinmemesi, öte yandan da Türk aydınlarının O'nu ihmal etmesindendir. Yunus'taki insanlık sevgisi, neredeyse kendisiyle özdeşleşmiş "sevgi felsefesi"nin bir parçası ve hatta sonucudur. Nitekim Yunus'un insan sevgisini ilahi sevgi ile nasıl bağdaştırdığını gösteren en çarpıcı mısralarından birisi "Yaradılanı hoş gör / Yaradan'dan ötürü"dür. Yunus Emre'ye göre insanlar, din, mezhep, ırk, millet, renk, mevki, sınıf farkı gözetilmeksizin sevilmeyi hak etmektedirler. Madem ki insanoğlu ruh yönüyle Allah'tan gelmektedir; öyleyse insanlar hiçbir şekilde birbirlerinden bu anlamda ayrılamazlar. Yaşadığı çağın gerçekleri göz önünde bulundurulduğunda Yunus'un bir başka önemli tarafı ortaya çıkar: Yunus Emre, hükümetsizlik içinde çalkalanan ve Moğol istilaları ile mahvolan Anadolu topraklarında ortaya çıkan sapık batınî cereyanların hiçbirine kapılmadığı gibi, bu akımların Türklerin bütünlüğüne zarar vermesi tehlikesi karşısında da engelleyici bir rol üstlenmiştir. Bu bakımdan bakıldığında Yunus Emre, hem Türk şiirinin kurucusu, hem de milli birliğin önemli tutkallarından biridir. Yunus Emre, kelimenin tam anlamıyla "milli bir sanatçı"dır. Tıpkı, Nasrettin Hoca, Köroğlu, Dadaloğlu veya Karacaoğlan gibi... Yunus Emre'nin şiirlerinde en fazla işlenmiş temalar; İlahi aşk, Din, Ahlak, Gurbet, Tabiat, Ölüm ve faniliktir.


    Yunus Emre Hakkında Geniş Bir Bilgi

    HAYATI

    Türk milletinin yetiştirdiği en büyük tasavvuf erlerinden ve Türk dili ve edebiyatı tarihinin en büyük şairlerinden biri olan Yunus Emre'nin hayatı ve kimliğine dair hemen hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Yunus'un bazı mısralarından, 1273'de Konya'da ölen, tasavvuf edebiyatının büyük ustası Mevlana Celalettin Rumî ile karşılaştığı anlaşılmaktadır; buradan da Yunus'un 1240'larda ya da daha geç bir tarihte doğduğu sonucu çıkarılabilir. Bilinen hususlar onun Risalet-ün-Nushiyye adlı eserini H.707 (M.1308) yılında yazmış olması ve H.720 (1321) tarihinde vefat etmesidir.Böylece H.638 (M.1240-1241) yılında doğduğu anlaşılan Yunus Emre XIII. yüzyılın ikinci yarısıyla XIV. yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır.Bu çağ,Selçukluların sonu ile Osman Gazi devrelerine rastlamaktadır.Yunus Emre'nin şiirlerinde bu tarihlerin doğru olduğunu gösteren ipuçları bulunmakta; şair, çağdaş olarak Mevlana Celaleddin,Ahmet Fakıh,Geyikli Baba ve Seydi Balum'dan bahsetmektedir.


    Yunus Emre Türbesi

    Sarıköylü ve Karamanlı oluşu meselesi hala belli değildir. Yüzyıllardan beri halk arasında yaşayan inanca göre O, Sivrihisar yakınında Sarıköy'de doğmuş,çiftçilikle meşgul olmuş, Taptuk Emre adlı bir şeyhe intisap etmiş, tekkelerde yaşamış ve veliliğe erişmiştir. Anadolu'da on ayrı yerde mezarı ( daha doğrusu makamı ) olduğu ileri sürülen Yunus Emre,halk arasındaki inanca ve bazı tarihi kaynaklara göre Sarıköy'de ölmüştür. Orada yatmaktadır. Bugün, Eskisehir-Ankara yolu üzerindeki Sariköy istasyonu yakininda, Yunus Emre'nin türbesi ve bir müze bulunmaktadir.

    Yunus Emre, dünya kültür ve medeniyet tarihinde bir merhale olmustur. Kültürümüzün en değerli yapı taşlarındandır. Zira Yunus Emre, sadece yasadigi devrin değil, çagimiz ve gelecek yüzyillarin da ışık kaynağıdır. Allah ve cümle yaradılmışı içine alan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri, dünya üzerinde insanlik var oldukça degerini koruyacaktir. Yunus Emre'nin amaci, sevgi yoluyla dünyada yasayan tüm insanlarin, hem kendileriyle hem evrenle kaynaşmasını sağlamak ve sonsuz yaşamda ebedi hayata doğmalarını sağlamaktır.

    Yunus Emre adı, her Türk ve Türk kültürünü tanıyıp seven herkes için bir şeyler ifade eder. Şiirlerinde, her devrin okuyucusu ya da dinleyicisi kendini etkileyecek bir şey bulmuştur. İlk kez Yunus, şiirlerinde büyük ölçüde Türkçe kullanmıştır. Yunus'la birlikte dil, daha renkli, canlı ve halk zevkine uygun bir hale gelmiştir. Gerçi şiirlerinin bir çoğunda, aruz veznini kullanmıştı, fakat en güzel ve tanınmış şiirleri Türkçe hece vezniyle yazılmıştır. Böylece, şiirleri kısa zamanda yayılarak benimsenmiş ve ilahi olarak da söylenerek günümüze dek ulaşmıştır.

    YUNUS ve HACI BEKTAŞ

    O bölge köylerinden birinde,Yunus adında,rençberlikle geçinir,çok fakir bir adam vardı.Bir yıl kıtlık oldu.Yunus'un fakirliği büsbütün arttı.Nihayet birçok keramet ve inayetlerini duyduğu Hacı Bektaş'a gelip yardım etmeyi düşündü.Sığırının üstüne bir miktar alıç (yabani elma) koyup dergaha gitti.Pirin ayağına yüz sürerken hediyesini verdi;bir miktar buğday istedi.Hacı Bektaş ona lütufla muamele ederek,bir kaç gün dergahta misafir etti.Yunus geri dönmek için acele ediyordu.Dervişler Pir'e Yunus'un acelesini anlattılar.O da: "Buğday mı ister,yoksa erenler himmeti mi?" diye haber gönderdi.O buğday istedi.Bunu duyan Hacı Bektaş tekrar haber gönderdi: "İsterse o alıcın her tanesince nefes edeyim!" dedi.Yunus buğdayda ısrar ediyordu.Hacı Bektaş üçüncü defa haber gönderdi: "İsterse her çekirdek sayısınca himmet edeyim" dedi.Yunus yine buğdayda ısrar edince;emretti,buğdayı verdiler.Yunus dergahtan uzaklaştı.Yolda yaptığı kusurun büyüklüğünü anladı.Pişman oldu.Geri dönerek kusurunu itiraf etti.O vakit Hacı Bektaş,onun kilidi Taptuk Emre'ye verildiğini isterse ona gitmesini söyledi. Yunus bu cevabı alır almaz hemen Taptuk dergahına koşarak kendisini YUNUS yapacak manevi eğitimine başladı.


    Hacı Bektaşi Veli

    Salihli kazası civarında Emre adlı,yetmiş evlik bir köyde.taştan bir türbenin içinde,Taptuk Emre ve çocukları ile torunları yatmaktadır.Türbenin eşiğinde de,bir başka mezar vardır.Bu,Yunus'un bir çok mezarlarından biridir.Yunus Emre kapı eşiğine kendisinin gömülmesini vasiyet etmiş...Şeyhini ziyaret edecekler,kendi mezarını çiğneyerek geçsinler diye.

    YUNUS EMRE VE TASAVVUF

    Yunus EMRE, İslam tarihinin en büyük bilgelerinden olup yaşadığı ve yaşattığı inanç sistemi; Kuran'ın özüne ulaşarak, Tek olan gerçeğin (Allah) sırlarını keşfetme ilmi olan tasavvuf ve Vahdet-i Vücud tur.

    Bu inanç sisteminde tek varlık Allah'dır. Allah bütün bilinen ve bilinmeyen alemleri kapsamıştır, tektir, önsüz sonsuzdur, yaratıcıdır. Eşi, benzeri ve zıddı yoktur.Bilinen ve bilinmeyen tüm evren ve alemler onun zatından sıfatlarına tecellisidir.Alemlerdeki tüm oluşlar ise onun isimlerinin tecellisidir. Her bir hareket,iş,oluş(fiil) onun güzel isimlerinden birinin belirişidir.



    Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez



    ***

    Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş

    Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde






    Dolayısıyla evrende var saydığımız tüm varlıklar onun varlığının değişik suretlerde tecellileri olup kendi başlarına varlıkları yoktur. Bu çokluğu, ayrı ayrı varlıklar var zannetmenin sebebi ise beş duyudur. Beş duyunun tabiatında olan eksik, kısıtlı algılama kapasitesi, bizi yanıltır ve çoklukta yaşadığımızı var sandırır. Ayrı ayrıymış gibi algılanan bu nesnelerin, ve herşeyin kaynağı Allah'ın esmasının (isimlerinin) manalarıdır. Manaların yoğunlaşmasıyla bu "Efal Alemi" dediğimiz çokluk oluşmuştur. Bir adı da "Şehadet Alemi" olan, ayrı ayrı varlıkların var sanıldığı; gerçekte ise Allah isimlerinin manalarının müşahede edildiği alemdeki çokluk Tek'in yansıması,belirişidir. Bu izaha tasavvufta Vahdet-i vücud (Varlıkların birliği,tekliği) denir.

    Cenab-ı hak varlığını zuhura çıkarmadan evvel gizli bir varlıktı.Bilinmeyen bu varlığa, Gayb-ı Mutlak (Mutlak Görünmezlik),La taayyün (Belirmemişlik),Itlak (Serbestlik),Yalnız vücud, Ümmül Kitap (Kitabın Anası),Mutlak Beyan ve Lahut (Uluhiyet) Alemi de denir.

    Çarh-ı felek yoğidi canlarımız var iken
    Biz ol vaktin dost idik, Azrâil ağyar iken.

    Çalap aşkı candaydı, bu bilişlik andaydı,
    Âdem, Havva kandaydı, biz onunla yâr iken.

    Ne gök varıdı ne yer, ne zeber vardı ne zir
    Konşuyuduk cümlemiz, nûr dağın yaylar iken.
    "

    "Aklın ererse sor bana, ben evvelde kandayıdım
    Dilerisen deyüverem, ezelî vatandayıdım.

    Kâlû belâ söylenmeden, tertip-düzen eylenmeden
    Hakk'dan ayrı değil idim, ol ulu dîvândayıdım.
    "


    "Bu cihana gelmeden sultan-ı cihandayıdım
    Sözü gerçek, hükm-i revan ol hükm-i sultandayıdım.
    "

    ***

    "ADEM yaratılmadan can kalıba girmeden

    Şeytan lanet olmadan arş idi seyran bana
    "

    Sonra Allah bilinmekliğini istemiş ve varlığını üç isimle belirlemiş taayyün ve tecelli ettirmiştir.

    1.Ceberut (İlahi Kudret) Alemi: Birinci taayyün,Birinci tecelli,İlk cevher ve Hakikat-ı MUHAMMEDİYE olarak da bilinir.


    Yaratıldı MUSTAFA, yüzü gül gönlü safa

    Ol kıldı bize vefa, ondandır ihsan bana

    Şeriat ehli ırak eremez bu menzile

    Ben kuş dilin bilirim, söyler SÜLEYMAN bana


    2.Melekut (Melekler) Alemi: İkinci taayyün,İkinci Tecelli,Misal ve Hayal Alemi,Emir ve Tafsil Alemi,Sidre-i Münteha (Sınır Ağacı) ve BERZAH da denir.

    3.Şehadet (Şahitlik) ve Mülk Alemi:Üçüncü taayyün,Nasut(İnsanlık),His ve Unsurlar Alemi,Yıldızlar,Felekler (Gökler),Mevalid (Doğumlar) ve Cisimler Alemi diye bilindiği gibi,Arş-ı Azam da bu makamdan sayılır.


    Tüm bu oluşlar Kuran'ı Kerimde "Altı günde yaratıldı" ayetiyle beyan edilirken Altı günden maksadın mutasavvıflarca ,gün değil hal'e ait olduğu kabul edilir.Bu haller Allahın insanlara lutfettiği görünmeyen şeylerden altı sıfatıdır: Semi,Basar,İdrak,İrade,Kelam ve Tekvin(İşitme,Görme,Kavrama, İrade,Konuşma ve yaratma). Cenab-ı Hakkın Zatına ait bu sıfatların Ademin kutsal varlığında belirmesi,"İnsan benim sırrımdır" sözünün bir hükmüdür.Varlığın başlangıcı ve son sınırı ise Aşk'tır.O yuzdendir ki sayılan bu alemler Aşkın cezbesiyle pervane haldedir. Cenab-ı Hak varlığını,kudret eliyle zuhura getirmiş ve üç isimle taayyün,tecelli ve tenezzül etmiştir.Buna yaratış sanatı (Cenab-ı hakkın kuvvetinden,kudretine hükmederek cemalini ve celalini eserlerinde yani varlık yüzünde göstermesi), Belirme cilvesi (Aşık olması sonucunda batının zahire çıkıp,alemlerin nurlarının ve olayların bilinmesi) ve Birlik oyunu (Zatından sıfatına tecelli etmesi ile kendi varlığını kendinde zuhura getirip,birlik ve vahdetini ahadiyet(teklik) sırrına meylettirmesi) denir. Bunda zaman ve mekan kaydı yoktur.Ancak "An" vardır.Çünki mutlak zaman içersinde batın(gizli),zahire(görünen) cıkıp farkedildikten sonra,alemlerin nurları (ışıkları) ve ilahi olaylar bilinmiştir.Daha sonra şekil ve renkler görülüp,ayrı ayrı unsurları oluşturacak şekilde birleştiğinde isimler meydana çıkmıştır(Mülk mertebeleri ,Cisimler alemi).Ve böylece zahir alem belli olup mutlak varlık bilinmiştir.

    Mani evine daldık, vücuda seyran kıldık

    İki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk

    Yedi gök yedi yeri, dağları denizleri

    Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk


    Cebnab-ı Hakkın bu alemi yaratmaktan maksadı bilinmekliğini istemesidir. Ortaya çıkan şeylerin belirişine sebebse Adem(İnsan) 'i dilemektir. Varlığa ilahi sıfatlar,sırrına ise Adem denir. Adem-insan, mevcudattın bir özetidir.

    Tevrat ile incili, Furkan ile Zeburu

    Bunlardan beyanı cümle vücudda bulduk

    Yunusun sözleri hak, cümlemiz dedik saddak

    Kanda istersen anda HAK, cümle vücudda bulduk


    Büyük mutasavvıflardan Sunullah Gaybi divanında geçen Keşfül Gıta kasidesinde ;

    "Bir vücuttur cümle eşya, ayni eşyadır Huda,
    Hep hüviyettir görünen, yok Huda’dan maada...
    "

    mısralarıyla ,Evvel ve ahirin izafiliğini, meydana gelen her şeyin ilahi tecelliden ibaret olduğunu anlattığı bu şiirde, Hüviyetin zuhurunu dile getirir ve Zâtına duyduğu aşkla güzelliğini seyretmek isteyen "o Tek ve Mutlak olanın" zuhura gelme muradıyla, gizli hazinesinin fetholup sırrın keşfedilir hale gelmesi için, Arşı, Kürsiyi, unsurları, nebat, ve hayvanı geçtikten sonra, en kemal haliyle kendini ancak insanda seyrettiğini anlatır.

    Cisimler alemi dört ruhdan (aslında tek) oluşmuştur.1-İnsani Ruh,2-Hayvani Ruh,3-Nebati Ruh, 4-Madeni(Cemadi) Ruh. Bu alem cereyan ve deveran üzerine kurulmuştur.Deverandan cereyan,cereyandan ise hayat meydana gelmektedir. Bu bir kanundur.Böylece varlıkların her biri esmanın(isimlerin) mazharı olup,Külli iradenin hükmünü yerine getirmekte ve nefsine yani zannına göre Rabbini bilmektedir. Bu durumlar dunyada ilahi bir duzen,değişmez bir kuraldır.Allahın tezahürü böyle gerektirmekte olup,bütün varlıklar onun kader çizgisi içinde kulluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. “Her bir birim varoluş gayesinin gereğini meydana getirmek üzere görevlendirilmiştir. Ve kişi ilm-i ilahide, şu anda hangi hareket üzere ise o biçimde programlanmış olarak vardır. ” Hz.Muhammed(s.a.v).Aslında varlıklar bir bütündür. Fakat parçaları ile karakter taşırlar.Bütün eşya ve varlıklar insanda biraraya gelir. Evrenin başlangıç ve bitiş noktası insandır. Sonsuz varlıkların ayetleri,secdegah ve kıblesi de her an için insandır. Kelime-i tevhid de bu durum bir sır olarak ifade edilmektedir.Cenab-ı Hak : La ilahe illallah diyerek varlığını ve birliğini ortaya koymuş Muhammedün Resulullah demekle de anlam ve maksadı açıklamıştır.Biraz daha açarsak; "La ilahe" demekle sıfatının belirişinden önceki varlığını gizli olan Rablığını açıklamış,"illallah" demekle de varlığı tecelli ettikten sonraki durumu yani yaratılmışlar alemini ifade edilmiştir. Burada eşyadaki varlığı ve ilahi sıfatları ispat edilmekte olup bu da aslının yansıması olan Ceberrut, Melekut ve Mülk alemleridir.Bu alemlerdeki beliriş fanidir fakat bunların aslı bakidir.Kısaca bilinmekliğine sebebtir.Aslında bütün bu bolümlemeler ve izahatlar anlatım içindir.Aslında ayrı gayrı yoktur. "Muhammedün Resulullah" ile de varlığına delil olarak bilinmesi ve tasdik edilmesini istemiştir.Hükmünün icrasının onunla olduğu anlatılmış oluyor.Bu da onun rahmet ve şefaat edici olduğunu müjdeleyerek sanatındaki hikmeti beyan etmiş oluyor.

    Zatı ve şahsıyla tanıyamadığımız Allah'ı, tecellileriyle ve sıfatları ile tanırız. Allah'ın zatı sıfatlarla, sıfatlar da varlıklar, hareketler ve olaylarla perdelidir. Varlık perdesini aralayan bir kişi hareketleri, hareketler perdesini geçen sıfatların sırlarını, sıfatlar perdesini aralayan da zatın nurunu görür ve orada erir.

    "Kim bildi efalini
    Ol bildi sıfatını
    Anda gördü Zatını
    Sen seni bil seni

    Görünen sıfatındır
    Anı gören Zatındır

    Gayrı ne hacetindir
    Sen seni bil sen seni
    " ( Hacı Bayram-ı Veli)

    Ayrı ayrı manalar izhar eden varlıkların kendilerine ait bir varlığı olmadığı, varlığın Allah'a ait olduğunu idrak Tevhid, bunu yaşam biçimine dönüştürmek ise Vahdet'tir.

    İnsanı Allah'a karşı perdeleyen en büyük şey, onun kendi varlığıdır. Allah, apaçık olan bir gizli ve büsbütün gizli olan bir apaçıktır! Allah'ın zatı sıfatlarda, sıfatlar fiillerde, fiiller varlıklarda ve olaylarda ortaya çıkmaktadır. Allah bütün yarattıklarının her zerresinde her an hazır ve onları sürekli yönlendirmektedir. O "göklerin ve yerlerin nuru" (Kurân-ı Kerim 24/349) olarak her an her yerdedir. O, her an, her yerde tecelli etmektedir. "O her an yeni bir şe'ndedir." (Kur'ân-ı Kerim 55/29). Her şey her an değişmektedir ve değişim onun kudreti ve iradesinin açılımıdır. Allah bütün evrende, bir taraftan her varlığın en küçük zerresinin içinde, bir taraftan bütün evrende en büyük olayların her anını idare eden bir mutlak varlık halinde bulunmaktadır. Allah ismiyle işaret olunan, sonsuz ve sınırsız bir varlıktır Orijin yapı... Mânâ, enerji ve madde platformlarında değişik isimler alır. Allah kavramı, mânânın bile özünde mütalaa edilmelidir. Bu idrâke, Kelime-i Tevhid ile ulaşılır ve Allah isminin mânâsı rastgele bir şekilde değil, Kur'an'da ifade edildiği gibi anlaşılmalıdır;

    "Feeynema tuvellu fesemme vechullah" (Bakara/115) (Her ne yana dönerseniz Allah'ın Vech'i oradadır.) Allah'ın Vech'i yani yüzü, bildiğimiz şekil, suret anlamına gelmemektedir. Zahir göz ile bu yüzü tesbit etmek mümkün değildir. Zira, Allah'ın yüzü Vahid (tek) olan mânâdır. Mânâ ise, beş duyunun ötesinde, basiretle algılanabilir. Basir isminin mânâsı, bireyin kendi Vech'ini görebilmesine vesile olur.

    "Hu vel Evvelu vel Ahiru ve'z- Zahiru vel Batın” (Hadid 3)

    (Sonsuz bir öncelik ve sonsuz bir gelecek sahibidir, beş duyu ile tesbit edebildiğiniz veya edemediğiniz tüm varlık O'dur)

    "Hu vel Evvelu vel Ahiru ve'z- Zahiru vel Batın” (Hadid 3)

    "Ve nahnu ekrabu ileyhi min habliveriyd"

    (Biz O'na (insana) şah damarıdan daha yakınız) "Ve fiy enfisukim efela tubsirun"(Zariyat 21) (Nefislerinizde, hâlâ görmüyor musunuz!)


    Allah isminin işaret ettiği mânânın en güzel tarifini, İhlas Suresi yapmaktadır; "De ki, O Allah Ahâd'dır. Allah Samed'dir. Lem yelid ve lem yuled'dir. Ve lem yekun lehu küfüven Ahad'dır." .Yani sonsuz, sınırsız, bölünmesi parçalanması, cüzlere ayrılması mümkün olmayan Tek.. Hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ihtiyaçtan beridir. O, ancak Mahlûkatın ihtiyacını karşılar. Doğmamıştır, herhangi bir varlık O'nu doğurmamıştır. O da herhangi bir şeyi doğurmamıştır. Allah'ın benzeri ve misli yoktur, çünkü O; VAHİDÜ'L-AHAD olan varlıktır.

    Gelelim Kelime-i Tevhid'in diğer yönlerine; Birinci mânâda "la ilahe" "tanrı yoktur ", ikinci mânâda ise, var olduğunu kabullendiğin varlıklar ancak Allah'ın vücuduyla kâimdir. Ayrı ayrı varlıklar görme. "Ayrı ayrı varlıklar yok, Allah var!.." demektir.

    Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde

    Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde

    Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler

    Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde


    “Her nereye baksam Allahı görürüm” Hz.Ali(r.a) , “Görmediğim Allaha ibadet etmem” Hz.Ali(r.a)

    "..Ve iz kale rabbiküm lil melaiketi inniy cailun fil ard halife.." (Bakara 30) (Ben yeryüzünde bir halife meydana getireceğim)
    .Halife olan varlık, vasfını ötede bir tanrıdan almamaktadır. Bu idrak, O'nun özünden gelmektedir. Esma-ül Hüsna'nın yoğunlaşması ve zuhura çıkması ile ‘Halife’ adını almıştır. Halifenin müstakil bir varlığı yoktur. Bundan ötürü, aslında mevcut olan tüm özellikler onda mevcuttur. Bu âyeti ve yapılan yorumları Et-Tin Suresindeki bir bölüm âyetle özdeşleştirebiliriz. Şöyle ki;Lekad halaknel insane fiy ahseni takvim sümme redetnahü esfele safiliyn" (95/4-5) (Biz insanı en güzel biçimde yarattık, sonra onu aşağıların aşağısına indirdik).Esma'nın ilk zuhura çıkışı ile var olan; mükemmel şekilde yaratılan varlık, Ruhu Azam (Muhammedi cevher), diğer adıyla İnsan-ı Kâmil'dir.

    Bizim bildiğimiz mânâda, bir suretle var olan ve ‘beşer’ ismini alan insan değildir. Öz Ruh'un, (İnsan-ı Kâmil'in) yoğunlaşmasıyla birimlilik âlemi ve insan meydana gelmiştir. Bilinen anlamdaki insanın, bu Ruhu tüm kemâlâtı ile algılaması, "Halife" adını almasına neden olmuştur.

    Bayram özüni bildi
    Bileni anda buldu

    Bulan ol kendi oldu
    Sen seni bil sen seni.
    (Hacı Bayram-ı Veli)

    Niyazi Mısri:

    Sağı solu gözler idim, DOST yüzün görsem deyu,
    Ben taşrada arar idim, ol can içinde CAN imiş!..

    Öyle sanırdım, ayrıyem; DOST ayrıdır, ben gayrıyem
    Benden görüp işiteni, bildim ol canan imiş!..


    derken, benzer ifadeler aşağıdaki satırlarda, Yunus Emre tarafından dile getirilmiştir.

    "Her kancaru bakar isem O'ldur gözüme görünen “ ve "Kancaru bakar isem onsuz yer görmezem."

    "Cümle yerde Hakk hazır, göz gerektir göresi"


    ***

    "Ey dün ü gün Hakk isteyen, bilmez misin Hakk nerdedir?
    Her nerdeysem orda hazır, nere bakarsam ordadır”.


    ***

    "Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'ı bilmez
    Onu sen senden iste, o senden ayrı kalmaz."


    ***

    "Çün ki gördüm ben Hakk'ımı, Hakk ile olmuşum biliş
    Her kancaru baktım ise hep görünendir cümle Hakk”.

    ***

    "Nereye bakarısam dopdolusun
    Seni nere koyam benden içeri?"


    ***

    Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş

    Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde


    Konunun anlaşılması için bugünün bilimsel bulgu ve verilerinden de yararlanabiliriz.Şöyleki; Bugün, bilim çevrelerince, Evrenin yapısı ve bununla direkt bağlantılı olarak, Evreni algılayan yorumlayan insan beyninin işleyiş tarzı hakkında bir takım görüşler ortaya atılmaktadır. 1940'lı yıllarda fareler üzerinde bir takım deneyler yapıldı. Farelerin beyninin bir kısmı alındı ve göstereceği tavırlar izlendi. Sonuçta fare, kendisine öğretilen yolu, beyninin bir kısmı alınmadan önceki gibi bulabilmekteydi. Yine görme merkezinin yüzde 98'i alınmış bir kedi, görme fonksiyonunu eskisi gibi yerine getirebilmekteydi. Bu durum, bilimadamlarını şaşırttı. Nörofizikçi Karl Pribram, beynin holografik özellik gösterdiğini düşünerek, bu husustaki çalışmalarına ağırlık verdi. 1960'lı yıllarda hologram prensibi ile ilgili okuduğu bir yazı, kendisinin düşündükleriyle paraleldi. Pribram'a göre, beyin fonksiyonları holografik olarak çalışmaktaydı. Beyinde görüntü yoktu, peki o zaman neyin hologramı oluşmaktaydı. Gerçek olan neydi? Görünen dünya mı, beynin algıladığı dalgalar mı, yoksa bundan da öte bir şey mi? Bugünkü fizik anlayışımıza göre Evren, birbirini kesen pek çok elektromanyetik dalgalardan meydana gelmiştir. Bu tanıma göre, uzayda boşluk yoktur, her yer doluluktur. Ünlü fizikçi David Bohm, atomaltı parçacıklarla ilgili araştırmaları neticesinde Evren'in de dev bir hologram olduğu kanısına vardı. Bohm'un en önemli tesbitlerinden biri, günlük yaşantımızın gerçekte bir holografik görüntü olduğudur. Ona göre Evren, sonsuz ve sınırsız "TEK" bir holografik yapıdır ve parçalardan söz etmek anlamsızdır.

    Bilim bu tesbitleri henüz yapmamış iken, Tasavvuf ehli kişilerin çok uzun yıllardan beri, dille getirdiklerini düşündüğümüzde, esasında çok farklı şeyler söylemediklerini görüyoruz. Üstelik, onlar bunu bir hal olarak yaşarlarken, bir kısmı yaşadıkları bu hakikatı dışarıya aksettirmemiş, bazıları ise, içinde bulundukları toplumun anlayış seviyesine uygun, bir tarzda açıklamaya çalışmıştır.

    Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez

    Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez

    İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra

    Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz




    Alem ilmi okuyan, dört mezhep sırrın duyan

    Aciz kaldı bu yolda, bu aşka el uramaz

    Yunus canını terk et, bildiklerini terk et

    Fena olmayan suret, şahına vasıl olmaz


    ***

    Unuttum din diyanet, kaldı benden

    Bu ne mezheptir, dinden içeri

    Dinin terk edenin küfürdür işi

    Bu ne küfürdür imandan içeri

    Geçer iken Yunus şeş oldu dosta

    Ki kaldı kapıda andan içeri


    ***

    Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil

    Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi

    ***

    Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir

    Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir

    Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil

    Bu yürüyen halktan değil, halık avazından gelir


    Şimdi biz bir takım bilimsel verilerin ışığı altında, onların bir zamanlar ne demek istediklerini daha iyi anlayabilmekteyiz. Hologram prensibi, tasavvufun anlatmak istediğinin, kısmen de olsa daha iyi anlaşılabilmesini sağlamıştır. Genel anlamda TÜM'ün sahip olduğu bütün özelliklerin boyutsal olarak her birimde nasıl mevcut olabildiğini açıklar. Bu ifade tarzının anlaşılması ile, bizden ayrı, ötelerde olduğu düşünülen Tanrı imajı yıkılarak, gerçek "Allah" kavramı ortaya çıkmaktadır. Bu noktada tasavvuf ile hologramın ne olduğu hakkında kısa bir bilgi verelim, sonra da birleştikleri noktaları tespit etmeye çalışalım.

    Tasavvuf, tek bir varlığı ve bir hakikatı tüm boyutları ile inceleyen bir felsefedir diyebiliriz. Bu felsefenin temeli düşünceye dayanır, Düşünme neticesi tespit edilenler ise, bizzat yaşanır. Kur'an'ın ve hadislerin anlaşılabilmesi, tasavvuf erlerinin, verdikleri ipuçlarının çözülebilmesi, değerlendirilebilmesi için, bu felsefenin bilinmesi mutlak olarak zorunludur. Hologram ise, en kısa tanımıyla üç boyutlu görüntü kaydetme yöntemi'dir. Hologram tekniğinin en önemli özelliği, hologram plakasına cisimlerin görüntüsünün değil; o görüntünün elde edilmesi için gerekli bilgilerin kaydedilmesi, dolayısıyla hologram plakasının en küçük parçasının bile, Bütün'ün tüm bilgilerini içerebilecek kapasiteye sahip olmasıdır. Bu tekniği kısaca şu şekilde anlatabiliriz:

    Bir lazer kaynağından gelen ışın, yarı geçirgen bir ayna tarafından ikiye ayrılır. Bu ışınlardan biri, hologram plakasına doğrudan ulaşır, öbürü ise görüntülenmek istenen cisme yöneltilir ve oradan yansıyarak hologram plakasına varır. Hologram plakasına doğrudan gelen lazer ışını ile cisimden yansıyarak gelen lazer ışını, bu plaka üzerinde bir girişim modeli oluşturur. Böylece cismin görüntüsü kaydedilmiş olur. Daha sonra, kayıt sırasında kullanılan frekansta ve aynı açıdan yeni bir lazer ışını ile hologram plakası aydınlatılacak olursa, görüntülenen cisim, üç boyutlu olarak odanın içinde canlanır. Plaka, kendisine gelen ışınları tıpkı görüntüsü saptanan cisim gibi yansıtacağı için, görüntü net ve eksiksiz olacaktır. Beyin hücreleri dediğimiz nöronlar da, tek tek birer mini hologram gibidirler ve gelen impalsları frekanslarına ayırarak algılarlar. Her bir hücrenin etkinliği, kendi içinde bir dalga boyu oluşturmaktadır. Bir sürü hücrenin dalga boylarının birbiriyle girişim yapmalarından oluşan holografik model, bizim beş duyuyla algıladığımız görüntüyü ortaya koymaktadır. İnsan beyni de pek çok mini hologramdan oluşmuş büyük bir hologram olarak düşünülebilir. Çünkü beyindeki her hücre, esasında her işlevi yapabilecek yetenek ve kabiliyette var olmuştur. Ancak, kozmik programlanmadan sonradır ki, hücreler özelleşerek kendilerine ait işlevleri meydana getirirler.

    Bu açıklayıcı bilgilerden sonra, dini verilerin de ışığı altında beynin nasıl programlandığını düşünelim... Kişinin "Ayan-ı Sabite" denilen, sabitleşmiş ana programını oluşturan yüz yirminci gündeki kozmik ışınlar, meleki tesirler ile yedinci ve dokuzuncu aylarda ve nihayet doğum anında alınan tesirler ile beyin programlanmaktadır. Zaten insan, Allah isimlerinin manalarının bir terkip halinde oluşmasıyla meydana gelmiş bir birim. Ve bu kemalatın genetik verilerle insandan insana nakledilmiş olması dolayısıyla, bu doksan dokuz isim her insanda mevcut. (Bakara 30-31) Ayrıca İnsan, Zat, Sıfat, Esma ve Ef'al boyutlarını özünde bulunduran bir birim.Hologram prensibinin en önemli özelliği, her noktasının bütün cismin görüntüsünü verebilmesidir. Hologramın her noktasına cismin her tarafından ışın dalgaları gelmekte ve orada kaydedilmektedir. Bu nedenle, hologram plakası ne kadar koparılsa, kırılsa bile her parça bütünün bilgisini içinde taşımakta ve gerektiğinde bütünün tam görüntüsünü tek başına vermektedir.

    Şimdi, bu verilerle şu sonuçlara ulaşabiliriz: Görüntülenmesi istenen cisimden yansıyarak gelen lazer ışınının hologram plakasına cismin görüntüsünü kaydetmesi gibi, insan beyinleri de, doğum öncesi ve doğum anında, kökeni meleklere dayanan burçlar olarak tabir ettiğimiz sayısız takım yıldızlardan gelen kozmik ışınlarla programlanmış oluyor. Nasıl benzer frekanstaki ışınları plakaya gönderdiğiniz zaman cisim üç boyutlu olarak ortaya çıkıyorsa, Burçlardan ve Güneş sistemindeki planetlerden gelen ışınlar da, o programlanmış olan insan beyinlerini etkilemekte ve kişilerden programları doğrultusunda çeşitli fiillerin, davranışların ve düşüncelerin ortaya çıkmasına neden olmaktadırlar.

    Aslında plaka üzerinde görülen üç boyutlu cismin gerçekte bir varlığı yoktur, dalga boylarının oluşturduğu bir modeldir (ya da hayaldir) biz onu var gibi görmekteyiz. Bunun gibi, insan beyni de bu noktada tıpkı bir hologram gibi çalışmaktadır ve biz beş duyumuzun kapasitesi gereğince kendimizi bir birim gibi kabul edip, çevremizde gördüğümüz her şeyin de varolduğunu sanırız. Gerçekte, o hologram plakasındaki görüntünün bir gerçekliği olmadığı gibi, çevremizde görüp var kabul ettiğimiz bir takım şeylerin de bir varlığı yoktur. Fiil diye algılananlar tamamiyle manalardır. Tasavvuf erleri bu anlamda "eşyanın menşe-i"ni düşünmek tevhiddir demiştir. Her mana ise, belli frekanstaki bir dalga boyudur. Böylece beyin holografik olarak evreni algılamaktadır.

    Buradan hareketle, makro plandaki Evren de tıpkı beyin hücreleri gibi, kökeni kuantsal enerjiden ibaret bir hologramik yapıdır. Mutlak manadaki Evreni bir an için, hologram plakası gibi düşünün. Sonsuz, sınırsız tek olan Allah, kendindeki manaları seyretmeyi dilemiş ve bu manaları çeşitli şekillerde terkiplendirerek sonsuz sayıda varlıkları meydana getirmiştir. Fakat bu varlıklar, o tek varlığın ilmiyle ve ilminde yoktan var ettiği ilmi suretlerdir. Bu yoktan var ettiği bütün birimler, O'nun ilmiyle, O'nun ilminden ve O'nun varlığından meydana gelmiş olması nedeniyle, o varlıklarda kendi varlığının dışında hiçbir şey mevcut değildir. Tasavvufi anlatımla da olsa evren tek bir ruhtan meydana gelmiştir ve evrende mevcut olan herşey hayatiyetini bu ruhtan alır. Ve bu ruh, aynı zamanda şuurlu bir yapı olması nedeniyle, ilme, iradeye ve kudrete sahiptir. İşte bu evrensel ilim, güç ve irade hologramik bir şekilde Evrenin her katmanındaki her birimin, her noktasında mevcuttur. Bu gerçeğe ermişlerin, "Zerre küllün aynasıdır" şeklinde anlatmaya çalıştığı konu, mutlak bir iradenin yanında bir de irade-i cüz'iyenin var oluşu şeklinde anlaşılmıştır.

    Sizin vücudunuzun her zerresinde o kozmik güç, ilim ve irade aynı orijinal yapısıyla mevcut bulunmaktadır. Ve siz bir şeylerin olmasını istediğiniz zaman, ötelerdeki bir varlıktan talep etmiyorsunuz, kendi varlığınızdakinden, Öz'ünüzden istiyorsunuz. Yani Öz'ünüzde mevcut olan Allah ilmi, kendi dilemesiyle ve kendi kudretiyle isteğinizi açığa çıkarıyor. Holografik yapının önemli bir diğer özelliği ise, zaman ve mekan kavramları olmaksızın, geçmiş, şimdi ve gelecek diye bildiğimiz her şeyi yani tüm bilgileri bir arada bulundurmasıdır. Zaman, mekan, geçmiş, gelecek diye algılananların hepsinin algılayanın kapasitesinden kaynaklanan göreceli değerler olduğu, bir kez de hologram prensibi ile destek görmüştür. Tüm'ün bilgisi, her zerrede özü itibariyle mevcuttur ancak: zerrenin de o tüm bilgiyi değerlendirebilmesi, mevcut kapasiteyi kullanabildiği ya da açığa çıkartabildiği orandadır. Levh-i Mahfuz, "kesreti" yani çokluk kavramlarını meydana getiren Esma Terkiplerinin "kaza ve hüküm", bilgi ve bilinç boyutudur. Allah ilmindeki "hüküm ve takdirin" fiiller alemine yansımasıdır.

    Bu platformda her şey bilgi olarak, tasarım olarak tüm varoluş gerekçesiyle mevcuttur. Burada zaman ve mekan kavramı olmaksızın ezelden ebede kadar her şey bilgi olarak mevcuttur.İşte bu Levh-i Mahfuz alemlerin aynasıdır ve evrenin geni hükmündedir.Evrende ve onun boyutsal tüm katmanlarında meydana gelmiş olan tüm varlıklar, Levh-i Mahfuz diye bilinen bir üst boyutun tafsiliyle meydana gelmişlerdir. Burada mevcut olan her birim, galaksiler, burçlar, güneşler, planetler ve dünya üzerindeki her şey varlığını Allah'ın varlığı ile vardır. Ve her biri kendi boyutunun algılayıcısına göre vardır. Gerçekte var olan, sadece ve sadece tek'tir, varlık Vahidül Ahad olan Allah'dır. Evrende mevcut olan bu mana suretlerinin hepsinin de tek'in tüm özelliklerini içermesi ve müstakil bir varlıklarının, mevcudiyetlerinin olmaması ve Allah her zerrede zatıyla, sıfatlarıyla ve esmasıyla mevcut olduğu içindir ki, evren de holografik özellik göstermektedir. Bunu tespit eden ermişler de "Alemlerin aslı hayaldir" diyerek bu gerçekliğe temas etmişlerdir. (Bu yazıda Hologram ile ilgili bilgiler, Michael Tablot’un Holografik Evren isimli kitabı ile Bilim ve Teknik dergisinden alınmıştır.)

    Aşk ile ister idik yine bulduk ol canı

    Gömlek edinmiş giyer suret ile bu teni


    **

    Yunus imdi sen senden, ayrı değilsin candan

    Sen sende bulmaz isen, nerde bulasın anı



    Alemdeki varlıkların oluşumu her an devam etmektedir. Allah katında zamanın ve mekânın bir anlamı yoktur; Tek bir an vardır ve o an devr-i daim ederek, Allah'ın kudret ve iradesine göre şekillenmektedir. Başlangıç ve bitiş zamanı aynıdır. Oluşlar noktanın sürekli deveranıdır. Var oluş konusunda üç durum söz konusudur; Birincisi mutlak varlıktır. “Var olmak” kendisidir. Onun yüce zati sıfatıdır. İkincisi mutlak yokluktur. Sadece mutlak varlığın bilinmesi için mefhum olarak ortaya çıkarılmış durumdur. Yoktur. Üçüncüsü mümkünattır yani mevcudattır. Varlık verilenlerdir ki; var olabilirde, var olmayabilirde. Bu mevcudatın varlığı, kendinden menkul değil, varlığını verene aittir.Bu mevcudatın iki yönü söz konusudur. Birincisi varlıktan gelen ve ona ait olan varlık yönüdür. ikincisi ise varlığı kendinden olmamakla kendisine ait olan hiçlik - yokluk - çirkinlik - ayıp - terslik yönüdür. Bu mevcudatın benzeri, eşi, dengi veya zıddı olur. İlim şehrinin tanıtımı burdadır.Yokluğun ortaya çıkarılması, varlığın bilinmesi içindir. Çünkü bu boyutta (mevcudat içinde) her anlam karşıtı ile bilinir. Tasavvufta nokta, ahadiyete işaret eder. Vahidiyetin batını AHADİYET, zahiri RAHMANİYET'tir. Ne dün vardır ne de yarın! Evren her an oluş halindedir. "O her an yeni bir şe'ndedir" (Kur'ân-ı Kerim 55/29).

    Varlıkların özünde Allah olunca, tabiatta iyi-kötü, hayır-şer olamayacağı gibi, ölüm diye bir şey de yoktur. Var olmak ve yok olmak aslında bir değişimdir. Varlık ve yokluk da bize göredir. Gerçek anlamda ölüm yoktur.

    Koğıl ölüm endişesin, Aşıklar ölmez bakidir

    Ölüm aşıkın nesidir cun nur-u ilahidir

    Ölümden ne korkarsın çünkü hakka yararsın

    Bil ki ebedi varsın, Ölmek fasid işidir


    ***

    Kal u bela denmeden, Kadimde bile idik

    Biz bir uçar kuş idik , vücut can budağıdır

    Yunus beşaret sana, gel derler dosttan yana

    Ol kimseye ol ana KULLUN YERCİ (Herşey döner -Haktan gelen hakka dönecektir-) aslıdır


    Bütün oluşların temelinde Allah vardır; bize bizden yakın olması, yaptığımız her şeyi bilmesi bundandır. Bizim her şeyi kendimiz yapıyormuşuz gibi, başka varlıkların başka şeyler yapıyormuş gibi görünmeleri sadece bir hayaldir. Aslında herşeyi yapan Allah'tır; Kur'ân'da Hz. Muhammed(S.A.V) 'e "Attığın zaman sen atmadın, lâkin Allah attı." (22/17) ifadesi vardır. Burada da sûreten Hz. Peygamberin attığı, ama gerçekte işi yapanın Allah olduğu ifade edilmektedir.

    Tasavvuf'da ; yaratılmış olan herşey insan içindir. Mutasavvıflar, evrenlerin yaratılışını sadece Allah'ın var olup hiç bir şeyin olmadığı "lâ taayyün" devresinden (Hz Ali “Sadece Allah vardı başka hiçbir şey yoktu"), evrenlerin kademe kademe yaratılıp insaniyet mertebesine gelinceye kadarki evrelere kadar incelerler. İnsanın yaratılmasına kadar evrende çeşitli tabiî olaylar olmuş, birçok canlı türleri gelmiş geçmiş ve tam insanın yaşayabileceği bir ortam oluşturulduktan sonra Hz. Âdem yaratılmıştır. Hz. Muhammed(S.A.V) 'in bedenen gelişi de gene insanların belli bir olgunluk düzeyinden sonradır. İnsandan önceki varlık evrenin gayesi, insanın özünü taşıyacak olan bir bedenin hazırlanması idi. İnsanlığın gayesi olan bu İnsan-ı Kamil ( Yani Hakk'ın Zahir yönünün aldığı isim ).beden peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) dir. İnsanın yaratılmasına gelince, bu hem ilk insanın hem de daha sonraki tek tek her insanın yaratılmasında önemli bir konudur. Evrenler için yer küresi (arz), onun içinde maden-bitki-hayvan üçlüsü diğerlerine göre ayrılmıştır. "Asıl"dan madenler, madenlerden bitkiler, bitkilerden hayvanlar seçilerek geliştirilmiştir ("ıstıfa"). Hayvanlar içinde birçok grup vardır ve insan da ayrı bir varlık katmanı olarak bunlardan seçilip yaratılmıştır. Bu, ilk yaratılmış insan olan Âdem'de böyle olduğu gibi, şimdi yaratılmakta olan her insanda da böyledir.("Hiçbir şeyden haberi olmayan cansızlardan gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde uğrayış varlığına, sonra da güzelim akıl,fikir, ayırt ediş varlığına geldin" Hz.Mevlana)Yeryüzündeki insan, "Allah'ın halifesi" olarak yaratılmıştır (Kur'ân-ı Kerim 2/30). Allah'ın halifesi demek, onun iradesiyle onun çok şanlı ve hayırlı yaratmalarına onu temsilen vesile olmak demektir ki bu yetkinin doğru kullanılıp kullanılmaması melekleri bile endişeye sevketmiştir. Ama Allah, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" diyerek insanın önemini göstermiştir. Varlık evreninin gayesinin insanı yaratmak olduğunu Yüce Allah,peygamberimiz vasıtasıyla bir Hadis-i Kutsi ile bildirmiştir.Ben gizli bir hazine idim,bilinmek istedim. Sevdim ve bütün cevherlerimi bu alemlere saçtım.(Ademi yarattım)Bu hadisle Allah tüm evren ve alemleri bilinmek için yarattığını ifade etmektedir. Bu sözle varoluş şekli açıklanırken, gizli olanın evrensellik ve adem adı altında zahir olduğu da anlatılmaktadır. Evren yaratıldıktan sonra ise sıra kendisini bilebilecek özellikte bir varlığın yaratılmasındaydı. Sıradan bir varlık onu bilemeyeceğine göre ,Bu çok üstün bir varlık olmalıydı.Ve kendi özelliklerini taşıyan (Yeryüzündeki halifesi) bir varlık olarak insanı yarattı.(“İnnallahe halake Ademe ala suretihi” – Allah Ademi kendi suretinde yarattı.)Tabii buradaki insan ile Insan-ı Kamil kastedilmektedir.Kişiliği yönü ile İnsan-ı Kâmil, hayatiyeti ile Ruhu Azam adını alan bu muhteşem varlık, Hazreti Muhammed (sav)’in hakikatidir.O zat, genel anlamda Rasullerinin tümünü temsil eder. O zat, tüm rasullerin temsil ettiği yüce değerlerin en üst seviyede kendisinde toplandığı, insan için zirve olan ve insanın yaratılış GAYESİNİ temsil eden bir büyük yaratılıştır. Onun hakikati, tam manası ile, “Allah için” olan, Allahtan ve Allahın olan bir Gaye ve Ruh-Rasuldür.

    Canım kurban olsun senin yoluna

    Adı güzel kendi güzel Muhammed

    Şefaat eyle bu kemter kuluna

    Adı güzel kendi güzel Muhammed


    ****


    Dört caryar anun gökçek yaridur

    Anı seven günahlardan beridur

    On sekiz bin alemin sultanıdur

    Adı güzel kendi güzel Muhammed


    ****

    Aşık Yunus nider dünyayı sensiz

    Sen hak Peygambersin şeksiz şüphesiz

    Sana uymayanlar gider imansız

    Adı güzel kendi güzel Muhammed


    ****


    Hak yarattı alemi,aşkına Muhammed'in
    Ay ü günü yarattı,şevkine Muhammed'in
    Ol! dedi oldu alem,yazıldı levh ü kalem
    Okundu hatm-i kelam,şanına Muhammed'in

    ****

    Ferişteler geldiler,saf saf olup durdular
    Beş vakt namaz kıldılar,aşkına Muhammed'in
    Havada uçan kuşlar,yaşarıp dağ ü taşlar
    Yemiş verir ağaçlar,aşkına Muhammed'in


    ****


    İmansızlar geldiler,andan iman aldılar
    Beş vakt namaz kıldılar,aşkına Muhammed'in
    Yunus kim ede methi,över Kur'an ayeti
    An! vergil salavatı,aşkına Muhammed'in


    Tüm rasullerin özelliği, onda toplanan özelliklerden birinin temsili ve ifadesidir.O zulümsüz, bütün bir nur ve mana olan asli gayedir. O, tüm mevcudatın Rasulü, sebebi, mevcudatın ve mevcudatın bir özü olan ademin yaratılış gayesidir. O, güzelin mazharı ve “Allah için” olan SEVGİLİDİR. Allah ona, “seni yaratmasaydım eflaki yaratmazdım” demiştir. Et-Tin Sûresinde, “Ahsen-i Takvim” olarak belirtilen O’dur.Yeryüzü İnsan-ı Kâmilleri ise, O’nun vekilleridir. Ve insanlara bu ozelliğe erişme yeteneği verilmiştir. Tasavvufi eğitim işte bu yeteneği geliştirerek talipleri,kendi yetenekleri ölçüsünde İnsan-ı Kamil yapma eğitimidir.

    Böylece bütün evrenin, Allah isimlerinin manaları olduğunu anlayan bir mutasavvıf için, cana yönelerek Allah'ı kendi içinde bulmak, en doğru yoldur.Yunus,

    "İstediğimi buldum eşkere can içinde
    Taşra isteyen kendi, kendi nihân içinde."


    diye başlayan şiirinde, özümüzde Allah'ın bulunduğunu şöyle ifade ediyor:

    "Sayrı olmuş iniler, Kur'ân ününü dinler
    Kur'ân okuyan kendi, kendi Kur'ân içinde.

    Baştan ayağa değin Hakk'tır ki seni tutmuş
    Hakk'tan ayrı ne vardır, kalma gümân içinde

    Girdim gönül şehrine, daldım onun bahrına
    Aşk ile gider iken iz buldum cân içinde."


    İnsanın kendi benliğindeki Allah'a ulaşabilmesi için kendi benliğinde "seyretmesi" gerekir. Bu, çok güzel bir yoldur . İnsana da şah damarından daha yakın, ruhunun, canının tâ içindedir.


    "İstemegil Hakk'ı ırak, gönüldedir Hakk'a durak
    Sen senliği elden bırak, tenden içeri candadır."

    "Yunus sen diler isen, dostu görem der isen
    Aynadır görenlere ol gönüller içinde."


    Yunus Emre, gizli ve örtülü olanın Allah değil insan olduğunu şöyle ifade ediyor:

    "Yunus'tur eşkere nihan, Hakk doludur iki cihan
    Gelsin beri dosta giden; hûr-u kusur Burak nedir?"

    "Bende baktım bende gördüm benim ile bir olanı
    Sûretime cân olanı kimdurur (ben) bildim ahi.
    ...
    İsteyüben bulımazam, ol benisem ya ben hani
    Seçmedin ondan beni, bir kezden ol oldum ahi.
    ...
    Ma'şuk bizimledir bile, ayrı değil kıldan kıla
    Irak sefer bizden kala, dostu yakın buldum ahi.

    Nitekim ben beni buldum, bu oldu kim Hakk'ı buldum
    Korkum onu buluncaydı, korkudan kurtuldum ahi.
    ...
    Yunus kim öldürür seni, veren alır gene cânı
    Bu canlara hükm'edenin, kim idiğim bildim ahi"


    Kişinin gönlünde HAK'kı görebilmesi için cezbe, muhabbet, sırr-ı ilahi denen üç ilke vardır. Bunlardan birincisi bütün varlıklardan yüz çevirip Allah a yönelme, İkincisi Allah'dan başka bir varlığı sevmeme, Allah ın ancak sevgiyle bilinebileceğine inanmaktır. Üçüncüsü de Allah gerçeği sırrına varmadır. Bunun da üç kuralı vardır.

    a) Bütün eylemleri yok sayarak yalnız Allah ı düşünmek, bütün eylemlerde Allah dan başka bir varlık olmadığına inanmak.

    b) Bütün niteliklerin Allah dan geldiğini kavramak, Allah dışında bir niteliğin bulunamayacağı kanısına ulaşmak.

    c) Allah özünden başka bir öz bulunmadığı sonucuna vararak kendi varlığının yokluk olduğunu bilmek.

    Benim canım uyanıktır dost yüzüne bakan benem

    Hem denize karışmağa ırmak olup akan benem

    ***

    Ben hazrete tutum yüzüm ol aşk eri açtı gözüm

    Gösterdi bana kendozum ayet-i kul denen benem

    ***

    Şah didarın gördüm ayan hiç gumansuz belli beyan

    Kafir ola inanmayan ol didara bakan benem

    ***

    Bu cümle canda oynayan damarlarımda kaynayan

    Kulli dillerde söyleyen kulli dili diyen benem


    Yunus, evrenle kaynaşmıştır, her nereye baksa orada Hak'kı müşahade eder. Orada son derece dinamik, canlı, sürekli bir oluş vardır. O oluşa katılma, Allah'ın tecellilerini bir başka gözle görmektir.Evrende asıl olan aşktır, sevgidir. Aşkın kaynağı Allah katındadır ve oradan bir parça aşk bütün evrenlere yayılmıştır. Allah'ın oluşu idare eden sevgisi bütün varlık ve olaylarının en içine, onu karakterize edecek şekilde yerleşmiştir. Varlıkların ve olayların gerçek anlamına, oradan evrenin anlamına ve Allah gerçeğine ulaşmak için, her şeyin özüne doğru gidilmelidir. "Fenâ mertebesi"ne ulaşan mutasavvıf, ancak o mertebede kendisini Allah'ın halifesi gibi görüp bütün oluşa, Allah'ın bu evren ve evrendeki varlıklara çizdiği boyutlar içerisinde, ama bütün zaman ve mekânlarda, bütün varlık katmanlarında ve hallerinde katılır. Nihayet , "sonun başlangıçla birleştiği safha" ya geçilir.

    "Beli" kavlin dedik evvelki demde

    Henuz bir demdir, ol vakt u bu saat


    **

    O Makam zaman ve mekanın olmadığı hiçlik , yokluk makamıdır ki ,orada sadece Allah vardır.

    Benden benliğim gitti hep mülkümü dost yuttu

    La-mekana kavm oldum mekanım yağma olsun


    Anlaşılır ki bilinen tüm mekan ve zamanlar izafi ve zan imiş sadece tek bir "An" varmış.

    “Sadece Allah vardı başka hiçbir şey yoktu işte bu an da o andır” Hz Ali.

    ÖZETLERSEK;

    Sadece O vardı. Bilinmeyi istedi bunu sevgiyle varlık hâline getirmeye karar verdi ve uyguladı. Bütün âlem, maddesi ve mânâsıyla var oldu. Mekânın yaratılışıyla zaman da yaratılmış oldu. Bâxzıxları buxna genesis, bâzıları yaratılış, bâzıları da Big Bang der. Bu ilk yaratılış belli bir yerde olmadı çünkü ondan evvel mekân yoktu; belli bir zamanda da olmadı çünkü ondan evvel zaman yoktu. Bu sexbepledir ki, bizim ölçülerimize göre değerxlendirmek için zihnimizi zorlarsak, yaratılış her yerde ve her zaman oldu, olmakta ve olacak; Big Bang aslâ bitmedi, bitxmeyecek, tâ ki yaratılanların farklılıkları bitip de her şey aynı hâle gelinceye kadar. Bâzıları bu farklılıkların azalması, her şeyin sürekli dağılıp gitmesi vâkıâsına entropi der. Çünkü var oluş ancak farklılıkla, izafiyetle mümkün ve farklılıklar ortaxdan kalkınca ne zaman kalacak, ne de mekân. Bâzıları bu mukadder hadiseye kıyaxmet der; ne zaman kopacağı sorulduğunda "ölçüxlemeyecek kadar uxzun bir süre sonra" cevabını verirler çünkü o olduğunda ölçüxlecek zaman kalmayacaktır. Üstelik Big Bang de, kıyamet de hep var olmakta. Bütün madde ve mânâ âlemi her an yeniden yok olup varlığa kavuşmakta. Böyle olduğu için de mâzî, hâl ve âtî hep aynı, O hepsini biliyor ve her şey zâten O'nda. Bâzıları "yaratılışa ne gerek varxdı, O'nun ihtiyacı mı vardı" diye sordular zaman zaman; halbuki yaratılış kaçınılxmazdı çünkü bütün bu olup bitenler akl-ı hikmet, kudret ve güxzellikle dolu O'nun bu vasıflarının bir yansıması, bir yanılsaması sâdece; haxkixkatte ne yaratılış var, ne de yaratılmış. Zâten her şey O! Bu mutlak hakikati kâlbinde hisseden Hallâc-ı Mansûr diye birisini, yaşadığı ruh hâlini konuşma lisanının kifayetsizliği içinde dile getirdi diye, dini-dar olanlar yaktılar.

    O sevgi ve bilgi olduğu için, kâinatı da sevgi ve bilgi ile yönetti. Big Bang'den sonra her şey sonsuzca dağılıp yok olaxcağına, kümelenerek maddeyi ve enerjiyi oluşturdu. Zâten madde ile enerji denen yaratıklar aynı şeydiler. En küçük zerrelerden sonxsuz bütünlüğe kadar bütün evren bilginin düzeni içexrisinde sevxgiyle birbirine yaklaştı. Bâzıları buna gravite, zayıf güç, çekirdek gücü gibi isimler taktılar; Einstein diye birisi hepxsinin aynı gücün yansımaları olduğunu göstermeye çalıştı, hattâ “Tanrı’nın formülünü bulmak üzereyim” gibi, bâzılarına çok ters gelen lâflar etti. Nötronlar, atomlar, moleküller, gök cixsimleri, yıldızlar, gezexgenler oluştu. Bâzıları bunlara kapalı ve açık sistemler dediler.

    En azından bir tânesinin varlığından emin olduxğumuz bâzı gexzegenlerde oksijen, karbon ve azot denen elemanlar öylesine sevgiyle ve bilgiyle birleştiler ki, organik molexkülxler teşekkül etti, sonradan bunlar bâzılarının koxzervat dexdikxleri canlılık öncesi oluşumlar hâline geldiler. Daha sonra bunxlara sevginin kaçınılmaz gereği olarak can verildi. Bâzıları buna ruh, bâzıları soul, bâzıları spirit, bâzıları başka isimxler verdiler; bu isimlerin hemen hepsi soluk, rüzgâr veya gölge anlamına gelen köklerden türedi çünkü canın uçucu, ölümle cesedi terk edip giden bir cevher olduğu düşüxnülxdü. Can, O'nun mahlûkatın bir kısmına bahşettiği bir ayxrıxcalıktı âdeta ama, evrimin kaçınılxmaz özelliği olarak, canlılıkla cansızlığın sınırları da kesin değildi. Bâzılarının virüs, prion gibi isimler taktıkları yaratıklar bu belirsiz sınırda yerlerini aldılar. Bâzılarının canlıları en mütekâmil açık sistemler olarak tanımlamaları, yâni entropiye karşı çıkarken (negentropi yaparken) çevrexdeki entropiyi arttırdıklarını söylemeleri pratik açıdan çoğu kişinin işine yaradı ama ekserîsi düşüxnemedi ki, kâinatın kendisi en büyük açık sistemdi ve eğer canlılığın târifi buysa, hareketlilikse, reaktixvixteyse, malzemeyi alıp kendi işine yarayacak şekilde kullanıp artıkları atmaksa ve eninde soxnunda gene entropiye mağlûp düşüp dezorganize olmaksa, bütün bu kıstaslara en mükemmel şekilxde uyan yaratık kâinatın ta kendisiydi. Yâni can her yerdeydi, ruh her şeydeydi.

    Canın ne olduğu, mâhiyeti gibi suâller pek çok zihni binlerce yıl meşgûl etti. Halbuki can, mutlak hakikât olan O’ndan, sâdece ve sâdece O’ndan başka bir şey değildi. Bunu insan beyninin kavraması mümkün olmadığı için, gönderdiği kutsal kitaplarda değişik isimlerle candan bahsetti ama ne olduğunu anlatmadı; Kur’an-ı Kerîm isimli kitabında ise insanların bu mes’eleyi kavxraxyaxmayacaklarını açıkça beyan etti.

    Daha güzele ve bilgiliye doğru yolculuk devam etmeliydi tabiî ki, öyle de oldu çünkü O, kendinin sûretini, yanxsımasını yaxratmak istiyordu. Tek hücreliler, zamanla, birxlexşerek daha karmaşık çok hücreli canlıları, onlar da, zamanla, muhafaza exdilmesi daha zor ama gelişmiş büyük canlıları husûle getirdiler. Güzelliğin ve bilginin gereği, her şeyin hep zıddıyla kâim olması gerekiyordu. Elektronun pozitronu, cansızın canlısı, dirinin ölüsü, erkeğin dişisi, hayvanın bitkisi... gibi sonsuz sayıda zıtlıklar oluştu. Bâzıları buna diyalektik dexdiler.

    O’nun sevgi ve bilgisinin karşıtı olarak nefret ve cehâlet, hikmetinin karşıtı olarak da taassup ister istemez oluştu. Doğum ölümle, iyilik kötülükle, merhamet zulümle, sıhhât hastalıkla, barış savaşla zıtlaştı. Bütün bu kötü gibi görünen var oluşlar aslında evrimin devamı, daha iyiye ve güzele akışın temini için gerekliydi. Bu temel espriyi fark edemeyen bâzıları şeytanı O’nun rakibi zannedip perestiş ettiler, hattâ tapındılar. Halbuki bütün bunlar sâdece ve sâdece insan için mevcuttu; insansız âlemde her şey biteviyeydi, şeytan da kötülük de yoktu. Hepsi, kendi kendini aşmaya mahkûm ve muktedir tek yaratık olan insanla beraber var oldu. Bâzıları Mekke isimli şehirde taşlar atarken orada gerçekten şeytan diye bir varlığın bulunduğunu, bu sûretle onu zayıf düşürdüklerini sandılar; halbuki kendi içlerindeki kötülükleri taşlıyorlardı, kendi ruhlarını temizliyorlardı. O, aynı şehirdeki çok eski bir mâbedi (Kâbe) bütün kendisine inananların teveccüh edecekleri, ibâdet ederken yönelecekleri merkez ilân etti. Mevlâna gibi mutasavvıf denen bâzıları hâricindeki kişiler düşüxnemediler ki, bir an için o bina ortadan kalksa, milyarlarca kişi birbirlerine teveccüh etmekteydiler günde beş kez... Yâni insana, O’nun sûretine, yansımasına; O’na! Bâzıları bu aşkın fikir ve gönül zâxvixyesini, her şeyin başının ve sonunun insan olduğunu, insandan başka kıymet hükmünün bulunxmadığını vehmeden hümanizm isimli felsefî akımla karıştırıp kızdılar; zâten, bu nüansı farkında olmayan pek çok kişi, bu terimi basitçe insanı sevmek anlamında kullanmaktaydı.

    Bu zıtlıklar birbirlerini tamamladılar, yeni güzelxlikxler oluşxturdular. Hayvanlar âlemindeki gelişme, aynı minvâl üzre, bâxzılarının mexmeliler, primatlar, hominidler dedikleri yaratıklara kadar ilerledi ve, sonunda, beyni bilinen bütün diğer canxlılardan daha çok gelişmş, soyut düşünme kaâbiliyetine hâiz, kendi kendini aşmaya mecbur ve mahkûm, O'nun hakkında tefekkür etme mazhariyetine saxhip bir varlık gelişti; bâzıları ona insan, bâzıları eşref-i mahlûkat, bâzıları homo erektus, homo sapiens, homo faber, homo ekonomikus... gibi isimler taktılar. O, sevgi ile birbirlerine yaklaşsınlar diye onxları ırklara, milletlere, dinlere... böldü; farklılıklar olacaktı ki tekâmül sürsün.

    Hep O'nun hikmeti, kudreti ve bilgisiyle oluşan, sevgisiyle süslenen, tâ ilk yaratılıştan insana kadar mevcut olan bu tekâmülü Darwin ismindeki bir bilim (ve, ne ilginçtir ki din) adamı gibi bâzıları kör tesadüflerle izah etmeye çalıştı, bâzıları da kutsal kitapları hatâlı tefsir edip, bağnazlıkla reddetmeye kalkıştılar.

    O'nun varlığı idrak edilebilecek, kavranabilecek bir şey olmadığı için, ancak sezilebilirdi, hissedilebilirdi, özel bir hâlet-i ruhiye ile daha yakından irtıbat kurulabilirdi. Buna bâzısı mistik yaşantı, bâzısı nirvanah, bâzısı erme, bâzısı başka şey der. Bâzılarının peygamber, nebî, velî, erxmiş gibi isimler taktıkları insanlar bu irtıbatan manevî kudretlerince nasiplerini aldılar. Çok özel bâzılarına ise, insanlar O’nu bâri bilgi yoluyla bilsinler diye, O’nun kelâmı olan, yazılı hâle getirildiği için de kutsal kitaplar denen bilgiler gönderildi. Bâzıları bu seçilmiş kulların ortaya koyduğu akâide din adını taktılar. Bütün bu kişilerin arkasından asırlar boyunca milyarlarca insan yürüdü; çünkü insanın özünde, hamurunda iman ihtiyacı vardı, kendini yâni O’nu arıyordu. Bütün yolların O’na, sâdece O’na çıktığını fark edemeyen, çokluktaki birliği göremeyen pek çok insan toplulukları asırlarca birbirleriyle beyhude harbetti. Çünkü dinlerin O’na ulaşmak için birer vâsıta olduğunu idrak edemeyip, birer gâye hâline getirilmesi hatâsına düştüler! Öyle olunca da, O’nun akıl, hikmet ve güzelliğine ters düşen taassup, yâni yobazlık doğdu. Şeytanın ta kendisi olan bu illet sırf din plânında tecahür etmedi zâten; bâzılarının ideoloji, bâzılarının felsefe, bâzılarının dünya görüşü dediği çeşitli inanç sistemlerinin de mutaassıpları, yobazları oluştu birbirlerinin ve kendilerinden farklı gördükleri herkesin gözlerini oymak üzere...

    O, aklın, müsbet ilmin ve hikmetin rehberliğini emretti insana. “Maddî âlemin icaplarını yerine getirin, sonuna kadar mücadele edin, ne zaman ki kudretinizin sonuna gelirsiniz, o zaman bana sığının, duâ edin dedi. Bâzılarının kader, bâzılarının Karma, bâzılarının başka şey dedikleri şeyin O’nun bilgisi ve sevgisiyle oluştuğunu, O’nun kavranamaz ilmiyle düzenlendiğini, ümitsizliğe kapı olmadığını anlattı kullarına. Bâzıları bunu yanlış anladılar, ahmakça bir tevekkülle sâdece duâya, ibâdete sığındılar ve bu dünyanın gereklerini yerine getirmediler. Yenilik ve inkişafxtan kaçındılar, aklın önderliğini bir tarafa atıp nakilcilik batağına düştüler. Her zerresi tekâmül için yaratılmış bu kâinatta en ufak bir terakkîye dahi karşı çıkar oldular. Bu gibilerin elinde, O’nun inxsana bahşettiği en ulvî ve hakikî huzur aracı olan din bir işkence mekanizmasına dönüştürüldü. Din nâmı altında sevgiden yoksun, içtihad nâmı altında tıkanmış tefsir yumaklarına dayandırılmış kör bilgiye istinad eden, hikmetten mahrum bir zulüm sistemi ortaya çıktı. Buna tepki verenlerin bir kısmı ne yazık ki din düşmanı oldular, sahte peygamberlere kapılandılar veya ümitlerini kaybettiler. Ama O her şeyi bilendi, her zehirin panzehirini de hâlk etmişti. Akılla imânı taassup batağına düşxmeden birleştirebilen kullarını hep yarattı, görevlendirdi.

    Zaman içerisinde zaman, mekân içerisinde mekân, sürekli yaratılış ve mahvoluş, hiçlikte heplik, her şeyin sâdece ve sâdece O olması hakikatinin kâlbden idraki ile titreyen gönül gözleri açık kişiler çalışmayı, tekâmüle ve ilme hizmeti en büyük ibâdet kabûl ettiler. Zâten O'’un da mesajı açık ve netti! En son gönderdiği ve değiştirilemezliği O’nun garantisi altında olan kitap OKU diye başlıyordu ve peygamberinin âlimlerin mürekkeplerinin şehitlerin kanından daha kıymetli olduğunu, ilmin dünyanın öte tarafında da olsa gidilip alınmasını tavsiye eden sözleriyle süsleniyordu.

    Tekâmül hep sürüyordu, sürmekte ve sürecek; her şey aslına, O’na dönünceye kadar.

    Ve bu dönüş çoktan oldu, oluyor, olacak. Çünkü “önce”, “şimdi” ve “sonra” hep aynı.
    Bu mesaj en son " 23.05.07 " tarihinde saat 14:05 itibariyle selman1989 tarafından düzenlenmiştir...
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  2. #2
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    BEN YÜRÜREM YANE YANE

    Ben yürürem yane yane, Aşk boyadi beni kane
    Ne akilem ne Divane, Gel gör beni aşk neyledi
    Gah eserem yeller gibi, Gah tozaram yollar gibi
    Gah akaram seller gibi, gel gör beni aşk neyledi


    Akan sulayın çağlaram, Dertli cigerem dağlaram
    Şeyhim anuban ağlaram, gel gör beni aşk neyledi
    Ya elim al kaldır beni, ya vaslına erdir beni
    Çok ağladım güldür beni, gel gör beni aşk neyledi


    Mecnun oluban yürürem, ol yari düşte görürem
    Uyanıp melul oluram, gel gör beni aşk neyledi
    Miskin Yunus biçareyem, baştan aşağı yareyem
    Dost ilinden avareyem, gel gör beni aşk neyledi


    SEVELİM SEVİLELİM

    Hak cihana doludur, kimseler Hakkı bilmez
    Onu sen senden iste, o senden ayrı olmaz
    Dünyaya gelen geçer, bir bir şerbetin içer
    Bu bir köprüdür geçer, Cahiller onu bilmez


    Gelin tanış olalım, işin kolayın tutalım
    Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz
    Yunus sözün anlar isen, mani'sini dinler isen
    Sana iyi dirlik gerek, bunda kimseler kalmaz

    GÖNÜLLER YAPMAYA GELDiM

    Benim bunda kararım yok, bunda gitmeye geldim
    Bezirganım mataım çok, alana satmağa geldim.
    Ben gelmedim da'vi için benim işim sevi için
    Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmağa geldim


    Dost eşruğu deliliğim, aşıklar bilir neliğim
    Devşuruben ikiliğim, birliğe bitmeye geldim
    Yunus Emre aşık olmuş, ma'şuka derdinden olmuş
    Gerçek erin kapısında ömrüm harcamaya geldim


    DİLSİZLER HABERİN

    Dilsizler haberin kulaksız dinleyesi
    Dilsiz kulaksız sözü, can gerek anlayaşı
    Dinlemeden anladık, anlamadan eyledik
    Gerçek erin bu yolda yokluktur sermayesi


    Biz sevdik aşık olduk, sevildik maşuk olduk
    Her dem yeni dirlikte, bizden kim usanası
    Miskin Yunus ol veli, yerde gökte dopdolu
    Her taş altında gizli, bin imran oğlu MUSİ


    AŞK KİTABIN OKURUZ


    Söylememek harcısı, söylemeğin hasıdır
    Söylemeğin harcısı, gönüllerin pasıdır
    Cümle yaratılmışa bir göz ile bakmayan
    Halka müderris ise, hakikatte asidir


    Şeriat haberini şerh ile eydem işit
    Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır
    Ol geminin tahtası her nice muhkem ise
    Deniz mevci kat olsa, tahta uşanasıdır


    Bundan içeri haber işit, eydeyin ey yar
    Hakikatin kafiri, şer'in evliyasıdır
    Biz talib-i ilimleriz, aşk kitabın okuruz
    Calap müderris bize, aşk hod medresedir


    NİCE BESLEYESİN

    Nice bir besleyesin, bu kadd ile kameti
    Düştün dünya zevkine unuttun kıyameti
    Dürüs, kazan, ye yedir, bir gönül ele getir
    Yüz KABEden yiğrektir, bir gönül ziyareti


    Uslu değil delidir Halka Salusluk satan
    Nefsin müslüman etsin var ise kerameti
    Yunus imdi sen dahi, gerçeklerden olagör
    Gerçek erenler imiş, cümlenin ziyareti


    BU BİR ACAİB HALDİR

    Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
    Alimle davi kılar, Veli değme göz görmez
    İlm ile hikmet ile, kimse ermez bu sırra
    Bu bir acaib sırdır, ilme kitaba sığmaz


    Alem ilmi okuyan, dört mezhep sırrın duyan
    Aciz kaldı bu yolda, bu aşka el uramaz
    Yunus canını terk et, bildiklerini terk et
    Fena olmayan suret, şahına vasıl olmaz

    AŞK MAKAMI

    Aşk makamı al� ır, aşk kadim ezelidir
    Aşk sözünü söyleyen, cümle kudret dilidir
    Diyen o, işiten o, gösteren o
    Her sözü söyleyen o, suret can menzilidir


    Suret söz kanda buldu, söz sahibi kaçan oldu
    Surete kendi geldi, dil hikmetin yoludur
    Bu bizim işretimiz, oldur bu lezzetimiz
    İçip esridiğimiz, aşk şerbeti gölüdür
    Yunus sözünde yalan, görmedi mumin olan
    Ömrün zülmete salan, marifet yoksuludur


    HAK BİR GÖNÜL VERDİ

    Hak bir gönül verdi bana, ha demeden hayran olur
    Bir dem gelir şadan olur, bir dem gelir giryan olur
    Bir dem gelir söyleyemez, bir sözü şerh eyleyemez
    Bir dem cehalette kalır, nesne bilmez nadan olur


    Bir dem dev olur ya peri, viraneler olur yeri
    Bir dem uçar BELKIS ile sultan-ı ins u can olur
    Bir dem varır mescitlere, yüz sürer anda yerlere
    Bir dem varır deyre girer, incil okur ruhban olur


    Bir dem gelir İSA gibi ölmüşleri diri kılar
    Bir dem girer kibr evine, Firavn ile Haman olur
    Bir dem döner CEBRAİLE rahmet saçar her mahfile
    Bir dem gelir gümrah olur, miskin Yunus hayran olur


    AŞKIN ALDIN BENDEN BENİ

    Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni
    Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni
    Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim
    Aşkın ile avunurum bana seni gerek seni


    Aşkın aşıklar öldürür,Aşk denizine daldırır
    Tecelli ile doldurur,bana seni gerek seni
    Aşkın şarabından içem,Mecnun olup yola düşem
    Sensin dün ü gün endişem, Bana seni gerek seni


    Sufilere sohbet gerek, Ahilere ahret gerek
    Mecnunlara Leyla gerek, bana seni gerek seni
    Eğer beni öldüreler, külüm göğe savuralar
    Toprağım anda çağırır, bana seni gerek seni


    Cennet dedikleri ne ki, bir kaç köşkle birkaç huri
    İsteyene ver onları, bana seni gerek seni
    Yunus-durur benim adım, gün geçtikce artar ödüm
    İki cihanda maksudum, bana seni gerek seni

    BİR KEZ GÖNÜL YIKTIN İSE

    Bir kez gönül yıktın ise
    Bu kıldığın namaz değil
    Yetmişiki millet dahi
    Elin yüzün yumaz değil


    Yol odur ki, doğru vara
    Göz odur ki, Hakkı göre
    Er odur ki alçak dura
    Yüceden bakan göz değil


    İLİM İLİM BİLMEKTİR

    İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
    Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır
    Okumaktan mani ne, kişi Hakkı bilmektir
    Çün okudun bilemedin, ha bir kuru emektir


    Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme
    Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir
    Dört kitabın manisi, bellidir bir elif te
    Sen elif dersin hoca, manisi ne demektir


    Yunus der ki Ey hoca
    Gerekse var bin Hacca
    Hepisinden iyice
    Bir gönüle girmektir


    EY BENİ AYIPLAYAN

    Ey beni ayıplayan, gel beni aşktan kurtar
    Elinden gelmez ise, söyleme fasid haber
    Hiç kimsene kendinden, halden hale gelmedi
    Cümlemizin halini, maşuk eder mukarrer


    Aşıkların her hali, Maşuk katında biter
    Sözün var ona söyle, benim elimde ne var
    Her kim aşk kadehinden,içti ise bir cura
    Ona ne yad ne biliş, ona nesrik ne humar


    Dost yüzünden nikabı, her kim giderdi ise
    Hicap kalmadı ona, ayruk ne hayr u ne şer
    Şeriat edebinden korkaram söylemeye
    Yokise eydeyidim daha ayrıksı haber
    Dost kılıçından Yunus ölürse gam değil
    Dost göğünden uyanan, Maşuk burcundan doğar

    HABER EYLEN AŞIKLARA

    Haber eylen aşıklara, Aşka gönül veren benem
    Aşk bahrisi oluban denizlere dalan benem
    Gördüm göğün meleklerin, her biri bir işteymis
    Hak Calabın zikrin eden İNCİL benem KURAN benem


    Gördüm diyen değil, gören
    Bildim diyen değil, bilen
    Bilen O'dur, gösteren O,
    Aşka esir olan benem


    Deli oldum adım Yunus
    Aşk oldu bana kılavuz
    Hazrete değin yalınız
    Yüz sürüyü varan benem


    BU ZAMANDA MÜSLÜMANLAR

    Müslümanlar zamane yatlı oldu
    Helal yenmez, haram kıymetli oldu
    Fakirler miskinlikten çekti elin
    Gönüller yıkıben heybetli oldu


    Peygamber yerine geçen hocalar
    Bu halkın başına zahmetli oldu
    Yunus gel aşık isen tevbe eyle
    Nasuh'a tevbe ucu kutlu oldu

    AŞIKLAR ÖLMEZ

    Ya rab bu ne derttir derman bulunmaz
    Benim garip gönlüm aşktan usanmaz
    Aşık ki cana kaldı aşık olmaz
    Canın terketmeyen, ma'şukun bulmaz


    Aşk pazarıdır bu canlar satılır
    Satarım canımı kimseler almaz
    Aşık, bir kişidir, Bu dünya malın
    Ahiret korkusun bir pula saymaz


    Bu dünya ol ahiretten içeri
    Aşıkın yeri var kimseler bilmez
    Yunus öldü diye sela verirler
    Ölen hayvan imiş, AŞIKLAR ÖLMEZ


    GÖNÜL CALABIN TAHTI

    Miskinlikte buldular, kimde erlik var ise
    Merdivenden ittiler, yüksekten bakar ise
    Gönül yüksekte gezer, dem-be-dem yoldan azar
    Dış yüzüne o sızar içinde ne var ise


    Ak sakallı pir hoca, bilemez hali nice
    Emek vermesin hacca, bir gönül yıkar ise
    Sağır işitmez sözü, gece sanar gündüzü
    Kördür münkirin gözü, alem münevver ise


    Gönül Calabın tahtı, CALAP gönüle baktı
    İki cihan bedbahtı, kim gönül yıkar ise
    Sen sana ne sanırsan ayrugada onu san
    Dört kitabın manası budur eğer var ise


    Bildik gelenler geçmiş, konanlar geri göçmüş
    Aşk şarabından içmiş, kim mana duyar ise
    Yunus yoldan azuban, yüksek yerde durmasın
    Sinle sırat görmeye, sevdiği didar ise


    KİME GÖNÜL VERİR İSEM

    Kime gönül verir isem, benim ile yar olmadı
    Halim bilip derdim sorup bana vefadar olmadı
    Haktan meğer takdir idi, Aşık oldu gönlüm sana
    Hiç kimseler bencileyin, aşka giriftar olmadı


    İbrahime Nemrud odunu, aşktır gülistan eden
    Aşktan nazar ericeğiz, gülzar oldu nar olmadı
    Aşkta kahırlar çok olur, Aşıklara gayret gerek
    Yunus aşık oldun ise, aşıklarda ar olmadı

    AŞK VER BANA

    İlahi bir aşk ver bana, kandalığım bilmeyeyim
    Yavı kılayım ben beni, isteyiben bulmayayım
    Al gider benden benliği, doldur içime şenliği
    Diriliğimde öldür beni, varıp orda ölmeyeyim


    Bülbül olup öteyim, dost bahçesinde yatayım
    Gül oluben açılayım, ayruk dahi solmayayım
    Aşkdır derdin dermanı, aşk yoluna koydum canı
    Yunus Emre eydur bunu, bir dem aşksız olmayayım.


    AŞK

    işitin ey yarenler, kıymetli nesnedir aşk
    Sultanları kul eyler, hikmetli nesnedir aşk
    Akilleri şaşırır deryalara düşürür
    Kayaları söyletir, kuvvetli nesnedir aşk


    Aşksızlara verme öğüt, öğüdünden ala değil
    Aşksız adem hayvan olur, hayvan öğüt bilir değil

    SUFİYİM HALK iÇiNDE

    Sufiyim halk içinde, tesbih elimden gitmez
    Dilim marifet söyler gönlüm hiç kabul etmez
    Söylerim marifeti, saluslanırım katı
    Miskinliğe dönmeye gönlümden kibir gitmez


    Görenler elim öper, tac u hırkaya bakar
    Söyle sanırlar beni, zerrece günah etmez
    Dışımda ibadetim sohbetim hoş taatım
    İç pazara gelince bin yıllık ayyar etmez


    Dışım derviş içim boş, dilim tatlı sözüm hoş
    Amma ettiğim işi dinin değişen etmez
    Yunus eksikliğini Allah'ına arz eyle
    Onun keremi çoktur sen ettiğin o etmez


    DERVİŞLİK DEDİKLERİ

    Dervişlik dedikleri hırka ile tac degil
    Gönlün derviş eyleyen hırkaya muhtaç değil
    Durmuş marifet söyler, erene Yunus Emrem
    Yol eriyle yoldadır, yolsuza yoldaş değil


    HİC BİR KİŞİ BİLMEZ BİZİ

    Hiç bir kişi bilmez bizi, biz ne işin içindeyiz
    Ne hırsımız baydır bizim, ne nefsimiz içindeyiz
    Bir kimsenin devletine, ta'nediben biz gülmeyiz
    Ne munkiriz alimlere, ne tersanın Hacındayız
    Yunus eydur hey sultanım, özge şahım vardır benim
    Ko dünya altın gümüşün, ne bakır-u tacındayız


    ERENLER YOLU

    Canım erenler yolu inceden ince imiş
    Süleymana yol kesen şol bir karınca imiş
    Eydürler idi bana aşık avare olur,
    Geldi başıma gördüm, ol söz yerince imiş


    Dört kitabın manisin okudum hasıl ettim
    Aşka gelicek gördüm, bir uzun hece imiş
    İki kişi söyleşir Yunus'u görsem diye
    Biri eydur ben gördüm bir AŞIK koca imiş


    AB-I HAYAT

    Ab-I hayatın çeşmesi aşıkların visalidir
    Sohbeti aşk ile eder, susamışları yakmaya
    Aşk mı derim ben ona Tanrının uçmağın seve
    Uçmak hod bir tuzaktır eblehler canın tutmağa


    Aşık olan miskin olur
    Hak yoluna teslim olur
    Her ne dersen boyun tutar
    Çare yok gönül yıkmaya
    Bu mesaj en son " 14.05.06 " tarihinde saat 15:28 itibariyle AlpeR tarafından düzenlenmiştir...
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  3. #3
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    İŞİTİN EY YARENLER

    İşitin ey yarenler
    Aşk bir güneşe benzer
    Aşk olmayan gönül
    Misal-i taşa benzer

    *** ***

    Taş gönülde ne biter
    Dilinde agu tüter
    Nice yumusak söylese
    Sözü savaşa benzer

    *** ***

    Geç Yunus endişeden
    Gerekse bu bişeden
    Ere aşk gerek evvel
    Ondan dervişe benzer


    SENSİN KERİM

    Sensin kerim sensin rahim, Allah sana sundum elim
    Senden artuk yoktur emim, Allah sana sundum elim
    Ecel geldi vade erdi, Bu ömrüm kadehi doldu
    Kimdir ki içmeden kaldı, Allah sana sundum elim

    *** ***

    Gözlerim göğe süzüldü, canım göğüsten üzüldü
    Dilim tetiği bozuldu, Allah sana sundum elim
    Geldim salacam sarılır, Dört yana sela verilir
    El namazıma derilir, Allah sana sundum elim

    *** ***

    Cun cenazeden şeştiler, üstüme toprak saçtılar
    Hep koyubeni kaçtılar, Allah sana sundum elim
    Yunus tap uzattın sözü, Allah'ına tutgil yüzü
    Didardan ayırma bizi, Allah sana sundum elim


    ÇAĞIRAYIM MEVLAM SENİ

    Dağlar ile taşlar ile çağırayım mevlam seni
    Seherlerde kuşlar ile çağırayım mevlam seni
    Sular dibinde mahi ile, sahralarda ahu ile
    Abdal olup ya hu diye çağırayım mevlam seni

    *** ***

    Gökyüzünde İSA ile Tur dağında MUSA ile
    Elindeki asa ile çağırayım mevlam seni
    Derdi okus EYYÜP ile, gözü yaşlı YAKUP ile
    Ol MUHAMMED mahbub ile çağırayım mevlam seni

    *** ***

    Hamd u şükrullah ile, vasf-ı kulhuvallah ile
    Daim zikrullah ile çağırayım mevlam seni
    Yunus okur diller ile, ol kumru bülbüller ile
    Hakkı seven kullar ile çağırayım mevlam seni


    DERTLİ DOLAP

    Dolap niçin inilersin, Derdim vardır inilerim
    Ben Mevlaya Aşık oldum, Onun için inilerim
    Benim adım dertli dolap, suyum akar yalap yalap
    Böyle emreyledi CALAP, Derdim vardır inilerim

    *** ***

    Beni bir dağda buldular, Kolum kanadım kırdılar
    Dolaba layık gördüler, derdim vardır inilerim
    Ben bir dağın ağacıyım, Ne tatlıyım ne Acıyım
    Ben Mevlaya duacıyım, Derdim vardır inilerim

    *** ***

    Şol dülgerler beni yondu, her azam yerine kondu
    Bu iniltim Haktan geldi, Derdim vardır inilerim
    Yunus burda gelen gülmez, Kişi muradına ermez
    Bu fanide kimse kalmaz, Derdim vardır inilerim.


    LA ŞERiKE OKURSUN

    La şerike okursun, sonra şerik katarsın
    Bire iki demegil, fitne kimden tutarsın
    Cun KURAN gökten indi, Onu Allah buyurdu
    Ondan haber ver bana, ha kitaptan ötersin

    *** ***

    İlim okumaktan gerek kendözünü bilmektir
    Kendözünü bilmezsen bir hayvandan betersin
    Kılarsın riya namaz, günahın çok hayrın az
    Dinle neye varır söz, Cehennemde bitersin

    *** ***

    Halka fetva verirsin, Ne için sen tutmazsın
    İhlas ile gelirsen bizden nesne utarsın
    Sen fakihsin ben fakir, sana hiç tan'umuz yok
    İlmin var amelin yok, günahlara batarsın.


    CANIM KURBAN OLSUN

    Canım kurban olsun senin yoluna
    Adı güzel kendi güzel Muhammed
    Şefaat eyle bu kemter kuluna
    Adı güzel kendi güzel Muhammed

    *** ***

    Mu'min olanların çoktur cefası
    Ahirette olur zevk u sefası
    Onsekiz bir alemin Mustafa'sı
    Adı güzel kendi güzel Muhammed

    *** ***

    Yedi gökleri seyran eyleyen
    Kürsi'nin üstünde cevlan eyleyen
    Mi'racda ümmetini dileyen
    Adı güzel kendi güzel Muhammed

    *** ***

    Dört caryar anun gökçek yaridur
    Anı seven günahlardan beridur
    On sekiz bin alemin sultanıdur
    Adı güzel kendi güzel Muhammed

    *** ***

    Aşık Yunus nider dünyayı sensiz
    Sen hak Peygambersin şeksiz şüphesiz
    Sana uymayanlar gider imansız
    Adı güzel kendi güzel Muhammed


    CANLAR CANINI BULDUM

    Canlar canını buldum bu canım yağma olsun
    Assı ziyandan geçtim dükkanım yağma olsun
    Ben benliğimden geçtim gözüm hicabın açtım
    Dost vaslına eriştim gumanım yağma olsun

    *** ***

    Benden benliğim gitti hep mülkümü dost yuttu
    La-mekana kavm oldum mekanım yağma olsun
    Taalluktan üzüştüm ol dosttan yana uçtum
    Aşk divanına düştüm divanım yağma olsun

    *** ***

    İkilikten usandım birlik hanına kandım
    Derd-i şarabın içtim dermanım yağma olsun
    Varlık cun sefer kıldı dost andan bize geldi
    Viran gönül nur doldu cihanım yağma olsun

    *** ***

    Geçtim bitmez sağınçtan usandim yaz u kıştan
    Bostanlar başın buldum bostanım yağma olsun
    Yunus ne hoş demişsin bal u şeker yemişsin
    Ballar balını buldum kovanım yağma olsun


    DERVİŞLİK DER Kİ BANA

    Dervişlik der ki bana sen derviş olamazsın
    Gel ne diyeyim sana sen derviş olamazsın
    Derviş bağrı taş gerek gözü dolu yaş gerek
    Koyundan yavaş gerek sen derviş olamazsın

    *** ***

    Döğene elsiz gerek söğene dilsiz gerek
    Derviş gönülsüz gerek sen derviş olamazsın
    Dilin ile şakırsın çok maniler dokursun
    Vara yoğa kakırsın sen derviş olamazsın

    *** ***

    Kakımak varmışsa ger Muhammed de kakırdı
    Bu kakımak sende var sen derviş olamazsın
    Doğruya varmayınca Murşide ermeyince
    Hak nasib etmeyince sen derviş olamazsın

    *** ***

    Derviş Yunus gel imdi ummanlara dal imdi
    Ummana dalmayınca sen derviş olamazsın


    TAŞTIN YİNE DELİ GÖNÜL

    Taştın yine deli gönül sular gibi çağlar mısın
    Aktın yine kanlı yaşım yollarımı bağlar mısın
    Nidem elim ermez yare bulunmaz derdime çare
    Oldum ilimden avare beni bunda eğler misin

    *** ***

    Yavı kıldım ben yoldası onulmaz bağrımın başı
    Gözlerimin kanlı yaşı ırmak olup çağlar mısın
    Ben toprak oldum yoluna sen aşırı gözetirsin
    Şu karşıma göğüs geren taş bağırlı dağlar mısın

    *** ***

    Harami gibi yoluma arkuri inen karlı dağ
    Ben yarimden ayrı düştüm sen yolumu bağlar mısın
    Karlı dağların başında salkım salkım olan bulut
    Saçın çözüp benim için yaşın yaşın ağlar mısın

    *** ***

    Esridi Yunusun canı yoldayım illerim kanı
    Yunus düşte gördü seni sayru mısın sağlar mısın


    ŞÖYLE GARiP BENCiLEYiN

    Acep şu yerde varmola şöyle garip bencileyin
    Bağrı baslı gözü yaşlı şöyle garip bencileyin
    Gezerim rum ile şamı, yukarı illeri kamu
    Çok istedim bulamadım, şöyle garip bencileyin

    *** ***

    Söyler dilim ağlar gözüm, gariplere göynür özüm
    Meğerki gökte yıldızım, şöyle garip bencileyin
    Nice bu dert ile yanam, ecel ere bir gün ölem
    Meğer ki sinim de bulam, şöyle garip bencileyin

    *** ***

    Bir garip olmuş diyeler, üç günden sonra duyalar
    Soğuk su ile yuyalar, şöyle garip bencileyin
    Hey Emrem Yunus biçare, bulunmaz derdine çare
    Var imdi gez şardan şare, şöyle garip bencileyin


    SELAM OLSUN

    Azrail alır canımız, kurur damarda kanımız
    Yuyıcağız kefenimiz, saranlara selam olsun
    Gider olduk dostumuza, eremedik kastımıza
    Namaz için üstümüze, duranlara selam olsun

    *** ***

    Sözdür söylenir araya, kimse değmez bu yaraya
    İltup bizi makbereye, koyanlara selam olsun
    AŞIK oldur HAKKI seve, HAK derdine kıla deva
    Bizim için hayır dua edenlere selam olsun

    *** ***

    Aşık Yunus söyler sözü, Kan yaş ile doldu gözü
    Bilmeyenler bilsin bizi, Bilenlere selam olsun


    DERViŞLiK YOLU

    Bu dervişlik yoluna, aşk ile gelen gelsin
    Ya dervişlik neydiğin, bir zerre duyan gelsin
    Hele biz iş bu yola, gelmedik riya ile
    Bu melametlik donun, bizimle giyen gelsin

    *** ***

    Gözüyle gördüğünü, örte eteği ile
    Bu yol çok ince yoldur, yüreği duyan gelsin
    Her kim sever Allahı, rahmet kılar vallahi
    Dil sevgisiyle olmaz, Aşk ile yanan gelsin

    *** ***

    İşbu sözü diyenden, bize nişan gerektir
    Sözün kısası budur, canına kıyan gelsin
    Yunus söz ile kimse, kabliyete geçmedi
    Bud u vücud dermiyan ortaya koyan gelsin


    ŞOL CENNETİN IRMAKLARI

    Şol cennetin ırmakları akar Allah deyu deyu
    Çıkmış islam bülbülleri öter Allah deyu deyu
    Salınır tuba dalları, Kuran okur hem dilleri
    Cennet bağının gülleri, kokar Allah deyu deyu

    *** ***

    Kimi yiyip kimi içer, hep melekler rahmet saçar
    İdris nebi hulle biçer, biçer Allah deyu deyu
    Altındandır direkleri, Gümüştendir yaprakları
    Uzandıkca dudakları, biter Allah deyu deyu

    *** ***

    Aydan arıdır yüzleri, misk-i amberdir sözleri
    Cennette Huri kızları, gezer Allah deyu deyu
    Hakka aşık olan kişi, akar gözlerinin yaşı
    Pür nur olur içi dışı, söyler Allah deyu deyu

    *** ***

    Ne dilersen Haktan dile, Kılavuzla gir bu yola
    Bülbül aşık olmuş güle, öter Allah deyu deyu
    Açıldı gökler kapısı, rahmetle doldu hepisi
    Sekiz cennetin kapısı, açar Allah deyu deyu

    *** ***

    Rıdvan-durur kapı açan, idris-durur hulle biçen
    Kevser şarabını içen, kanar Allah deyu deyu
    Miskin Yunus var yarına, koma bugünü yarına
    Yarın Hakkın divanına, varam Allah deyu deyu


    ELHAMDULİLLAH

    Haktan gelen şerbeti içtik elhamdulillah
    Şol kudret denizini geçtik elhamdulillah
    Şol karşıki dağları, meşeleri bağları
    Sağlık safalık ile aştık elhamdulillah

    *** ***

    Kuru idik yaş olduk, kanatlandık kuş olduk
    Birbirmize eş olduk, uçtuk elhamdulillah
    Vardığımız illere şol safa gönüllere
    Halka tapduk manisin saçtık elhamdulillah

    *** ***

    Beri gel barışalım, yad isen bilişelim
    Atımız eğerlendi estik elhamdulillah
    İndik Rum'u kışladık, çok hayır şer işledik
    Uş bahar geldi geri göçtük elhamdulillah

    *** ***

    Dirildik pınar olduk, irkildik ırmak olduk
    Artık denize dolduk, taştık elhamdulillah
    Taptuğun tapusuna, kul olduk kapusuna
    Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdulillah


    HAKKI BULDUM CAN İÇİNDE

    Baştan ayağa değin, Haktır ki seni tutmuş
    Haktan ayrı ne vardır, Kalma guman içinde
    Bir isen birliğe gel, ikiyi bırak elden
    Bütün mana bulasın, sıdk u iman içinde

    *** ***

    Girdim gönül şehrine, daldım onun bahrine
    AŞK ile gider iken, iz buldum can içinde
    Bu izimi izledim, sağım solum gözledim
    Çok acaibler gördüm, yoktur cihan içinde

    *** ***

    Yunus senin sözlerin, manadır bilenlere
    Söylenecek sözlerin devr-i zaman içinde


    CAN İÇİNDE CAN OL

    Can olgil can içinde, kalma guman içinde
    İstediğin bulasın, yakın zaman içinde
    Rüku secde de kalma, Ameline dayanma
    İlm u amel gark olur, naz u niyaz içinde

    *** ***

    İkiligi terketgil birlik makamın tutgil
    Canlar canın bulasın, işbu dirlik içinde
    Şeriat korucudur, hakikat ordusunda
    Senin için korunur, hasıl ordu içinde

    *** ***

    Aynel-yakin görüptür, Yunus mecnun oluptur
    Bir ile bir oluptur, Hakkel-yakin içinde


    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  4. #4
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    BÜTÜN ALEM BiR İÇİNDE

    Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde
    Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde
    Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler
    Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde

    *** ***

    Kim gördü onu ayan, ne nakşu ne hod nişan
    Söz "len terani" dir, Musa'ya Tur içinde
    Yunus sen ne dilersin, dostu görem der isen
    Ayandır görenlere, ol gönüller içinde


    OL CALABIMIN AŞKI

    Ol calabımın aşkı bağrımı baş eyledi
    Aldı benim gönlümü, sırrımı faş eyledi
    Hergiz gitmez gönülden hiç eksik olmaz dilden
    Calab kendi nurunu gözüme tuş eyledi

    *** ***

    Can gözü onu gördü, dil ondan haber verdi
    Can içinde oturdu, gönlümü arş eyledi
    Bir kadeh sundu cana, can içti kana kana
    Dolu geldi peymane, canı sarhoş eyledi

    *** ***

    Esruk oldu canımız, dur döker lisanımız
    Ol calabımın aşkı, beni sarhoş eyledi
    Yunus imdi avunur, dostu gördü sevinir
    Erenler mahfilinde aşka cünbüş eyledi



    SUN KADEHİ EY SAKi

    Doldur bize sun kadehi, Aşk şarabından ey saki
    Ol denizden içir bize, k'andan içer seyh u faki
    Kim ki bir dem sohbet ola, mufti müderris mat ola
    Bir ilahi devlet ola, ondan içen oldu baki

    *** ***

    Okudun yedi mushafı, ha taat gösterir safi
    Çünki amel eylemedin, gerekse var yüzyıl oku
    Bin kez hacca vardın ise, Bin kez gaza kıldın ise
    Bir kez gönül kırdı, ise gerekse var yollar doku

    *** ***

    Gönül mü yeğ, Kabe mi yeğ, eyit bana aklı eren
    Gönlü yeğ-durur zira kim gönüldedir dost durağı
    Yunus işin budur, hemen tutgil gönüller eteğin
    Dilersen baki olasın, gönüller oldu baki


    YA MUHAMMED CANIM ARZULAR SENİ

    Arayı arayı bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Hak nasip eylese görsem yüzünü
    Ya Muhammed canım arzular seni

    *** ***

    Bir mübarek sefer olsa da gitsem
    Kabe yollarında kumlara batsam
    Hub cemalin bir kez düşte seyretsem
    Ya Muhammed canım arzular seni

    *** ***

    Yunus metheyledi seni dillerde
    Sevilirsin bütün bu gönüllerde
    Ağlayı ağlayı gürbet ellerde
    Ya Muhammed canım arzular seni


    GELDi GEÇTi ÖMRÜM BENİM

    Geldi geçti ömrüm benim, şol yel esip geçmiş gibi
    Hele bana şöyle geldi, şol göz yumup açmış gibi
    İşbu söze hak tanıktır, Bu can gövdeye konuktur
    Bir gün ola çıka gide, kafesten kuş uçmuş gibi

    *** ***

    Bir hastaya vardın ise, bir içim su verdin ise
    Yarın anda karşı gele, Hak şarabın içmiş gibi
    Bir miskini gördün ise, bir eskice verdin ise,
    Yarın anda karşı gele, Hak libasın biçmiş gibi
    Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalır derler
    Meğer HIZIR, İLYAS ola, Ab-ı hayat içmiş gibi


    AŞIK - MAŞUK

    Helal kıldı maşuka, Aşık kendi kanını
    Maşuk nakşından okur, Aşk eri kuranını
    Yardan ayrı olunca, asılıp ölmek yeğdir
    Aşık kendi bırakır boynuna urganını

    *** ***

    Gitmez aşık gözünden, hergiz maşuk hayali
    Nitekim ZELHA verir YUSUF un nişanını
    Dirlik budur maşuka, Aşık yolunda öle
    Sorarlar ise eydem aşıkın burhanını

    *** ***

    BELKIS ile SÜLEYMAN aşka düştü bir zaman
    İsteyip bulmadılar bu derdin dermanını
    Gökteki HARUT MARUT, Aşk için indi yere
    Zühre yüzün görünce unuttu rahmanını

    *** ***

    FERHAD bu aşk yolunda başın külünge tuttu
    HÜSREV ŞİRİN derdinden dosta verdi canını
    LEYLA ile MECNUN işi aceb gelir bu halka
    Abdurrezzak terketti aşk için imanını
    Zamane vefaları cefa gelir Yunus'a
    Bir doğru yar bulunca feda kılar canını


    SEVEREM BEN SENİ CANDAN İÇERİ

    Severem ben seni candan içeri
    Yolum vardır bu erkandan içeri
    Beni sorma bana benden değilem
    Suretim boş yürür dondan içeri

    *** ***

    Tecelliden nasib erdi kimine
    Kiminin maksudu bundan içeri
    Senin aşkın beni benden alıptır
    Ne Şirin dert bu dermandan içeri

    *** ***

    Şeriat tarikat yoldur varana
    Hakikat Marifet andan içeri
    SÜLEYMAN kuş dili bilir dediler
    SÜLEYMAN var SÜLEYMAN dan içeri

    *** ***

    Unuttum din diyanet, kaldı benden
    Bu ne mezheptir, dinden içeri
    Dinin terk edenin küfürdür işi
    Bu ne küfürdür imandan içeri
    Geçer iken Yunus şeş oldu dosta
    Ki kaldı kapıda andan içeri


    BULDUK OL CANI

    Aşk ile ister idik yine bulduk ol canı
    Gömlek edinmiş giyer suret ile bu teni
    Girmiş surette geçer, cümle işleri düzer
    Geri kendiye söyler, gevher ile bu kanı

    *** ***

    Bu dünya bir pazardır, suretler dükkan olmuş
    Bu dükkana giriben, oldur satan bu kanı
    Bir niceler kayırır, bunca malım kaldı der
    Veren oldur alan ol, sormaz nedir ziyanı
    Yunus imdi sen senden, ayrı değilsin candan
    Sen sende bulmaz isen, nerde bulasın anı


    BİR SAKİDEN İÇTİK ŞARAP

    Bir sakiden içtik şarap, Arştan yüce meyhanesi
    Ol sakinin mestleriyiz, canlar onun meyhanesi
    Bir meclistir meclisimiz, anda ciğer kebap olur
    Bir şemdir burda yanan, güneş onun pervanesi

    *** ***

    Aşk oduna yananların, Kulli vücudu nur olur
    Ol od bu oda benzemez, hiç belirmez zebanesi
    Ondaki mest olanların, "Enel hak" tır sözleri
    Hallac Mansur gibidir en kemine divanesi

    *** ***

    Ol meclisin bekrileri, şol şah-ı Edhem gibidir
    Belh şehrinde yüzbin ola her guşede viranesi
    Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
    Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi


    SÖYLEYEMEM

    Ey yarenler eydemezem, canım neye yandığını
    Dil ile vasfedemem, gönlümü kim aldığını
    Gönlüm dolu sığmaz dile, Aşıktır ol kim hal bile
    Aşk niceyi verdi yele, anlayamaz nolduğunu

    *** ***

    Aşktan haber bilenlerin, Aşk derdiyle dolanların
    Küfrü iman olanların, ayıplaman güldüğünü
    Ağlamak gülmektir aşıka, dirilmek ölmektir aşığa
    Kahr ile lütfü bir bilir, bilmez melul olduğunu

    *** ***

    Aşık yunus eyledi lal, Yunus kanı aşka helal
    Koy verin etsin paymal, görmesin ayrıldığını


    EZELDEN VAR İDİ

    Ezeliden var idi, canımda bu aşk odu
    Eşkere etmez idim, bilirdim ki dost koydu
    Ben razıyam bu yolda, günde bin kez yanarsam
    Şekerden daha tatlı, şirindir aşkın tadı

    *** ***

    Aşk anadan doğmadı, kimseye kul olmadı
    Hükmüne kıldı esir, cümle bilişi, yadı
    Aşka mecnun olanlar, assı ziyandan farig
    Korkmaz ıssı soğuktan, pes ne biliser odu


    SIRRA ERDİM

    Ben bunda seyr eder iken, aceb sırra erdim ahi
    Bir siz dahi sizde görün, dostu bende gördüm ahi
    Bende baktım bende gördüm, benim ile BiR olanı
    Suretime can vereni, Kimduğini bildim ahi

    *** ***

    İsteyuben bulamazam, o ben isem ya ben hani
    Seçemedim ondan beni, bir kez o oldum ahi
    Maşuk benimledir bile, ayrı değil kıldan kıla
    Irak sefer bizden kala, dostu yakın gördüm ahi

    *** ***

    Munim oldum yoksul iken, benim oldu kevn-i mekan
    Yerden göğe magrib meşrik, yere göğe doldum ahi
    Nitekim ben beni bildim, bu oldu ki HAKKI buldum
    Korkum onu buluncadı, korkudan kurtuldum ahi
    Yunus kim öldürür seni, veren alır tatlı canı
    Bu canlara hükmedenin, kim olduğun buldum ahi


    AŞK BAHRİSİ

    Benem ol aşk bahrisi denizler hayran bana
    Derya benim katremdir zerreler umman bana
    Kafdağı zerrem değil ay u güneş bana
    Haktır aslım şek değil, Murşittir kuran bana

    *** ***

    Yok iken ol barigah, var idi ol padişah
    Ah bu aşk elinden ah, dert oldu derman bana
    ADEM yaratılmadan can kalıba girmeden
    Şeytan lanet olmadan arş idi seyran bana

    *** ***

    Yaratıldı MUSTAFA, yüzü gül gönlü safa
    Ol kıldı bize vefa, ondandır ihsan bana
    Şeriat ehli ırak eremez bu menzile
    Ben kuş dilin bilirim, söyler SÜLEYMAN bana
    Yunus bu halk içinde eksikliktir HAK bilir
    Divane olmuş çağırır, dervişlik buhtan bana


    NİTELİĞİM SORAN

    Niteliğim soran işit hikayet
    Su vu toprak od u yel oldu suret
    Dört muhalif nesneden dört duvarın
    Sazıkar eyledi verdi keramet

    *** ***

    Yel ile toprağı kıldı muallak
    Su içinde odu tuttu selamet
    Rızkı ömrü tamam eyledi henüz
    Şeş cihet olmadan tuttugu kisvet

    *** ***

    Baki tertiplerimi şerh edeyim
    İnayet mevcudu sem'u basaret
    Aklımın haberi bugünkü değil
    Onu er derisen evvelki ayet
    Yunus ile bu ne denli nasibim
    Gönül dost durağı, dilim şehadet


    AŞK İMAMDIR BİZE

    Aşk imamdır bize, gönül cemaat
    Kıblemiz dost yüzü daimdir salat
    Dost yüzün göricek, şirk yağmalandı
    Anıncun kapıda kaldı şeriat

    *** ***

    Gönül secde kılar, dost mihrabında
    Yüzün yere vurup kılar münacat
    Münacat gibi vakt olmaz arada
    Kim ola dost ile bu demde halvet

    *** ***

    Şeriat eydur, sakın şartı bırakma
    Şart ol kişiye kim ede hiyanet
    Erenler nefesi devletli rumuz
    Onunla fitneden olduk selamet
    "Beli" kavlin dedik evvelki demde
    Henuz bir demdir, ol vakt u bu saat

    *** ***

    Derildi beşimiz, bir vakte geldi
    Beşi bir eyleyip, kim kıla taat
    Biz kimse dinine hilaf demeziz
    Din tamam olucak doğar muhabbet

    *** ***

    Doğruluk bekleyen dost kapısında
    Gümansız ol bulur ilahi devlet
    Yunus ol kapıda kemine kuldur
    Ezelden ebede dektir bu izzet
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  5. #5
    abdi1 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2007
    Mesajlar
    3,912
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    6
    Kardeşim Paylaştıkların için zahmetin için ALLAH Razı olsun ..Teşekür edrim..
    (Biz O'na (insana) şah damarıdan daha yakınız) "Ve fiy enfisukim efela tubsirun"(Zariyat 21) (Nefislerinizde, hâlâ görmüyor musunuz!)

    Bir Hususn bu gün anlaşılırlığı daha mümkündür..Dün bilim Şah damarı diye tefsi,r ettiği MİN HABLÜN VERİD bugün tıp derki insan vucudunda kılcal bir damar var..Her uvuza nufus etmiş..Hücreleri bile ihata etmiş Allahın yakınlığı Bu gün Böyle daha iyi anlaşılır inşallah..Onun İHATASI noksansızdır..sah damarı Mekan isnadı bilmin bu günkü buluşu Hakikatın Tam ifşasıdır..
    saygılar..
    Benim Gibi Niçin İnanmamış Diye,O Hem Cinsimi Yermek, Benim İnancım ve Yaşantımla bağdaşmıyor, her Hangi Bir Şahsı Aşağılamak, Hakkı Kimseye Verilmemiştir!..

    Pir.H. Galip Hasan Kuşçuoğlu

    ALLAH:hzALLAH

  6. #6
    vardar052 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    561
    Karizma Gücü
    0
    allah razı olsun yazıların için..
    Sanırım bu yazılar Ustad Ahmed Hulusiden alıntı..

  7. #7
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı abdi1 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Kardeşim Paylaştıkların için zahmetin için ALLAH Razı olsun ..Teşekür edrim..

    Bir Hususn bu gün anlaşılırlığı daha mümkündür..Dün bilim Şah damarı diye tefsi,r ettiği MİN HABLÜN VERİD bugün tıp derki insan vucudunda kılcal bir damar var..Her uvuza nufus etmiş..Hücreleri bile ihata etmiş Allahın yakınlığı Bu gün Böyle daha iyi anlaşılır inşallah..Onun İHATASI noksansızdır..sah damarı Mekan isnadı bilmin bu günkü buluşu Hakikatın Tam ifşasıdır..
    saygılar..
    Söyleyecek bir söz bulamıyorum nediyim:A

    Alıntı vardar052 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    allah razı olsun yazıların için..
    Sanırım bu yazılar Ustad Ahmed Hulusiden alıntı..

    hayır bunlar Ustad Ahmed Hulusiden alıntı değildir.Bunlar tasavvuf edebiyatımızın ünlü aşıklarından Yunus Emreye aittir...
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  8. #8
    sebatkar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-04-2007
    Mesajlar
    362
    Karizma Gücü
    0
    ALLAH razı olsun kardeşim bu güzel paylaşım için.
    " YETMİŞİKİ MİLLETİ BİR GÖRMEYEN , HALKA MÜDERRİS OLSA DA HAKİKATE ASİDİR " ( YUNUS EMRE)





    Beni bende demen,ben de değilim
    Bir ben vardır bende,benden içeru

  9. #9
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    AŞIKLARA DİN NE HACET

    Din umillet sorar isen, aşıklara din ne hacet
    Aşık kişi harab olur, harab bilmez din diyanet
    Aşıkların gönlü gözü maşuk diye gitmiş olur
    Ayruk surette ne kalır kim kılısar zühd u taat

    *** ***

    Taat kılan uçmağ için din tutmayan tamu için
    Ol ikiden farig olur, neye benzer bu işaret
    Her kim dostu sever ise, dosttan yana gitmek gerek
    İşi gücü dost olucak, cümle işten olur azat

    *** ***

    Onun gibi maşukanın haberini kim getirir
    CEBRAİL-İ MURSEL sığmaz, böyle olundu işaret
    Soru hesap olmayısar, dünya ahret kovana
    MUNKER u NEKiR ne sorar terkolucak cümle murad
    Havf u reca gelmez onda varlık yokluk bırakana
    İlm u amel sığmaz onda ne terazi var ne sırat

    *** ***

    Ol kıyamet pazarında her bir kula BAŞ kaygısı
    Yunus sen aşıklar ile hiç görmeyesin kıyamet


    CIKTIM ERiK DALINA

    Çıktım erik dalına anda yedim üzümü
    Boştan ıssı kakıyıp, der ne yersin kozumu
    Ağrılık yaptı bana, buhtan eyledim ona
    Çerçi de geldi dedi, niye aldın kuzumu

    *** ***

    Kerpiç koydum kazana, poyraz ile kaynattım
    Nedir diye sorana, bandım verdim özünü
    İplik verdim çulhaya sarıp yumak etmemiş
    Becid becid ısmarlar, gelsin alsın bezini

    *** ***

    Bir serçenin kanadın, kırk katıra yüklettim
    Çift dahi çekemedi, şöyle kaldı kazını
    Bir sinek bir kartalı salladı urdu yere
    Yalan değil gerçektir ben de gördüm tozunu

    *** ***

    Bir kut ile güreştim, elsiz ayağım aldı
    Güreşip basamadım göyündürdü özümü
    Kaf dağından bir taşı şöyle attılar bana
    Öylelik yola düştü, bozayazdı yüzümü

    *** ***

    Balık kavaga çıkmış, zift turşusu yemeğe
    Leylek koduk doğurmuş baka şunun sözünü
    Gözsüze fısıldadım sağır sözüm işitmiş
    Dilsiz çağırıp söyler dilimdeki sözümü

    *** ***

    Tosbağaya sataştım, gözsüzsepek yoldaşı
    Sordum sefer nereye, Kayseri'ye azimli
    YUNUS BİR SÖZ SÖYLEDİN,HİÇ BİR SÖZE BENZEMEZ
    MUNAFIKLAR YÜZÜNDEN ÖRTTÜN MANA YÜZÜNÜ


    SÖZLERİN ASLI

    Ey sözlerin aslın bilen, gel de bu söz kandan gelir
    Söz aslını anlamayan, sanır bu söz benden gelir
    Söz karadan aktan değil, yazıp okumaktan değil
    Bu yürüyen halktan değil, halık avazından gelir

    *** ***

    Ne elif okudum ne cim varlığındandır kelecim
    Bilmeye yüzbin müneccim, taliim ne ıldızdan gelir
    Şule bize aydan değil, Aşk eri bu soydan değil
    Rızkımız bu evden değil, derya-yı ummandan gelir

    *** ***

    Biz bir bahane arada, Ayruk de elden ne gele
    Hak cun emir eyler, Cana bu keleci andan gelir
    Yunus bir dert ile ah et, Kahr evinde neyler rahat
    Bu derde derman keffaret, bir ah ile suzdan gelir


    KOĞIL ÖLÜM ENDİŞESİN

    Koğıl ölüm endişesin, Aşıklar ölmez bakidir
    Ölüm aşıkın nesidir cun nur-u ilahidir
    Ölümden ne korkarsın çünkü hakka yararsın
    Bil ki ebedi varsın, Ölmek fasid işidir

    *** ***

    Kal u bela denmeden, Kadimde bile idik
    Biz bir uçar kuş idik , vücut can budağıdır
    Yunus beşaret sana, gel derler dosttan yana
    Ol kimseye ol ana KULLUN YERCİ aslıdır


    AŞIKMIDIR

    Canını aşk yoluna vermeyen aşık mıdır
    Cehdeyleyip ol dosta ermeyen aşık mıdır
    Dost sevgisin gönülde, can ile berkitmeyen
    Tul-i emel defterin dürmeyen aşık mıdır

    *** ***

    Nefs arzusundan geçip, aşk kadehinden içip
    Dost yoluna er gibi, durmayan aşık mıdır
    Dün ü gün ü riyazetde halvetlerde diz çokup
    Sohbetlerde baş çatıp, durmayan aşık mıdır

    *** ***

    Yunus imdi ol dostun, cefasına sabreyle
    Yüreğine aşk odun, Urmayan aşık mıdır


    HAKİKATIN MANASI

    Hakikatin manisin şerh ile bilmediler
    Erenler bu dirliği, riya dirilmediler
    Hakikat bir denizdir, şeriattır gemisi
    Çoklar gemiden çıkıp, denize dalmadılar

    *** ***

    Bunlar gelip kapıya, şeriatta durdular
    İçeri giribeni ne vardır bilmediler
    Dört kitabı şerh eden, Asidir Hakikatte
    Zira tefsir okuyup, Manisin bilmediler

    *** ***

    Yunus adın sadıktır, bu yola geldin ise
    Adın değşirmeyenler, bu yola gelmediler


    VÜCUD ŞEHRİ

    İşbu vücud şehrine bir dem giresim gelir
    İçindeki sultanın yüzün göresim gelir
    İşidirim sözünü, göremezem yüzünü
    Yüzünü görmekliğe, canım veresim gelir

    *** ***

    Erenlerin sohbeti, arttırır marifeti
    Bi-dertleri sohbetden, her dem süresim gelir
    Miskin Yunusun canı, dört tabiat içinde
    Aşk ile can sırrına pinhan varasım gelir


    AŞK ÖDÜ

    Aşkın ödü ciğerimi yaka geldi yaka gider
    Garip başım bu sevdayı çeke geldi çeke gider
    Kar etti firak canıma, Aşık oldum sultanıma
    Aşk zincirin dost boynuma, taka geldi taka gider

    *** ***

    Arada olmasın naşı, onulmaz bağrımın başı
    Gözlerimin kanlı yaşı, aka geldi aka gider
    Aşık Yunusun sözleri efgan eder bülbülleri
    Dost bahçesinde gülleri, koka geldi koka gider


    SEMA

    Bu sema'a girmeyen sonra peşiman olur
    Erişir bizim ile ser-be-ser düşman olur
    Dosttur bizi okuyan, üstümüzde şakıyan
    Şimd'üçbuçuk okuyan derin Danışman olur

    *** ***

    Hey biçare Danışman, Et dervişi dervişhan
    Dervişlere erişen, işine pişman olur
    YUNUS eydur MEVLANA, epsem otur yerinde
    Bu sohbete doymayan sonra sevişken olur


    ARİFLER ORTASINDA

    Arifler ortasında Sufilik satmayalar
    Cun Sufiye ihlas oldu, Aşka riya katmayalar
    Ya gel bildiğinden eyit, yahut bilenlerden işit
    Teslimin ucun tutup, hiç sözü uzatmayalar

    *** ***

    Kuran'ı virip idi, gönüle evim dedi
    Gönül ev ıssın bilmez ademden tutmayalar
    Mumsuz baldır şeriat, tortusuz yağdır tarikat
    Dost için balı yağa ne için katmayalar

    *** ***

    Evvel ADEM yanıldı, uçmakta buğday yedi
    İşi HAKtan bilenler şeytandan tutmayalar
    Şirin huylar eyleğil, tatlI sözler söyleğil
    Sohbetlerde YUNUSu hergiz unutmayalar


    HAK İSTEYEN

    Ey dünü gün HAK isteyen, bilmezmisin HAK kandadır
    Her kandasam anda hazır, kanda bakarsam andadır
    İstemegil HAKKI ırak, Gönüldedir HAKKA durak
    Sen senliğin elden bırak, tenden içeri candadır

    *** ***

    Gir gönüle bul andadır, benliğinin defterin dur
    Ol has gevher bil andadır sanam kim ol ummandadır
    Ol ummanda yüzbin gevher bir zerreden oldu kemter
    Ol cana zeval mi erer, canı ab-ı hayvandadır

    *** ***

    Eyleğil suretin viran, can sırrıdır ona eren
    Batın gözüdür dost gören zahir gözü yabandadır
    Kim ki gaflet icre geçer, canı zeval suyun içer
    Derviş gönlü arşta uçar, çünki mekanı ondadır


    YAR YÜREĞİM YAR

    Yar yüreğim yar, gör ki neler var
    Bu halk içinde bize güler var
    Ko gülen gülsün, HAK bizim olsun
    Gafil ne bilir, HAKKI seven var

    *** ***

    Bu yol uzaktır menzili çoktur
    Geçidi yoktur, derin sular var
    Girdik bu yola Aşk ile bile
    Gurbetlik ile bizi salar var

    *** ***

    Her kim merdane, gelsin meydane
    Kalmasın cana kimde hüner var
    Yunus sen bunda meydan isteme
    Meydan içinde merdaneler var


    AŞKIN OKU

    Dost senin aşkın oku key katı taştan geçer
    Aşkına düşen kişi can ile baştan geçer
    Dün ü günü zar olur aşkın ile yar olur
    Endişesi sen olan, cümle tesvişten geçer

    *** ***

    Aşkına düşenlerin, yüreği yanar olur
    Kendini sana veren, düğeli işten geçer
    Dünyanın muhabbeti agülü aşa benzer
    Ahırın sanan kişi, agülü aştan gecer

    *** ***

    Başında aklı olan, ücrete amel etmez
    Hurilere aldanmaz, göz ile kaştan geçer
    Yunusun gönlü gözü, doludur HAK sevgisi
    Sohbet ihtiyar eden, yad u bilişten geçer


    ERENLER NEREDEDİR

    Bilirmisiniz ey yarenler, gerçek erenler kandadır
    Kanda baksam anda hazır, Kanda isterem andadır
    Aşksızlara benim sözüm, benzer kaya yankısına
    Bir zerre aşkı olmayan, belli bilin yabandadır

    *** ***

    Yalancılık eylemeğil aşka yalan söylemeğil
    Bunda yalan söyleyenin, anda yeri zindandadır
    Ey kend'özün bilmeyen söz manisin bulmayan
    Hak varlığın istersen, Us ilm ile Kurandadır

    *** ***

    Allah benim dediğine, vermiş verir aşk varlığın
    Kimdeki var bir zerre aşk Calap varlığı ondadır
    Niceler eydur Yunusa Kocaldın sen aşkı koğıl
    Bu aşk bize yeni geldi, henuz dahi turfandadır


    AŞKLA GELEN ERENLER

    Aşkla gelen erenler içer aguyu nuş eder
    Topuğa çıkmayan sular, deniz ile savaş eder
    Bu sohbete gelmeyenler, HAK nefesi almayanlar
    Sürün onu burdan gitsin, Durur ise çok iş eder

    *** ***

    Cahildir mani'den almaz oturur kararı gelmez
    Öleceğini hiç sanmaz, yüzbin yıllık teşviş eder
    Dağ ne kadar yüksek ise yol onun üstünden aşar
    Yunus Emrem yolsuzlara yol gösterdi vu hoş eder


    CEFANIN ADI AŞK

    Türlü türlü cefanın, adını aşk vermişler
    Bu cefaya katlanan, dosta halvet vermişler
    Kime ki aşk ulaşa, her dem kaynaya taşa
    İyi dirlik hem yavuz, dört yanında durmuşlar

    *** ***

    Her kim aşk eri ise, aşka müşteri ise
    Aşk onun yarı ise, canına öd urmuşlar
    Miskin Yunusun canı başında serencamı
    Aşka munkir ademi bu meydandan sürmüşler


    SÖZ OLA KESE SAVAŞI

    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola bitire başı
    Söz ola agülü aşı, yağ ile bal ede bir söz

    *** ***

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

    *** ***
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

  10. #10
    selman1989 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-05-2005
    Mesajlar
    902
    Karizma Gücü
    0
    VÜCUDDA BULDUK

    Mani evine daldık, vücuda seyran kıldık
    İki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk
    Yedi gök yedi yeri, dağları denizleri
    Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk

    *** ***

    Tevrat ile incili, Furkan ile Zeburu
    Bunlardan beyanı cümle vücudda bulduk
    Yunusun sözleri hak, cümlemiz dedik saddak
    Kanda istersen anda HAK, cümle vücudda bulduk


    BİR NAZARDA KALMAYALIM

    Bir nazarda kalmayalım gel dosta gidelim gönül
    Hasret ile ölmeyelim gel dosta gidelim gönül
    Gel gidelim can durmadan suret terkini urmadan
    Araya düşman girmeden gel dosta gidelim gönül

    *** ***

    Gel gidelim kalma ırak dost için kılalım yarağ
    Şeyhin katındadır durak gel dosta gidelim gönül
    Terk edelim il u şarı dost için kılalım zarı
    Ele getirelim yarı gel dosta gidelim gönül

    *** ***

    Bu dünyaya kanmayalım fanidir aldanmayalım
    Bir iken ayrılmayalım gel dosta gidelim gönül
    Biz bu cihandan göçelim ol dost iline uçalım
    Arzu hevadan geçelim gel dosta gidelim gönül

    *** ***

    Kılavuz ol sen bana günilelim dosttan yanate
    Bakmayalım önden sona gel dosta gidelim gönül
    Bu dünya olmaz payidar aç gözünü canın uyar
    Olgıl bana yoldaş u yar gel dosta gidelim gönül

    *** ***

    Ölüm haberi gelmeden ecel yakamız almadan
    Azrail hamle kılmadan gel dosta gidelim gönül
    Gerçek erene varalım Hakk'ın haberin soralım
    Yunus Emre'yi bulalım gel dosta gidelim gönül


    TEHİ GÖRME KİMSEYİ

    Tehi görme kimseyi hiç kimsene boş değil
    Eksiklik ile nazar erenlere hoş değil
    Gönlünü derviş eyle dost ile biliş eyle
    Aşk eri şol ma'nide derviş içi boş değil

    *** ***

    Derviş bilir dervişi Hak yoluna durmuşu
    Dervişler Huma kuşu çaylak u baykuş değil
    Dervişlik aslı candan geçti iki cihandan
    Haber verir sultandan bellidir yad kuş değil

    *** ***

    Ey Yunus Hakk'ı bilen söylemez hergiz yalan
    İkilik ile gelen doğru yol bulmuş değil


    HAK CALABIM HAK CALABIM

    Hak Calabım Hak Calabım sencileyin yok Calabım
    Günahlarımız yarlığa ey rahmeti çok Calabım
    Ben eydürem kim ey gani nedir bu derdin dermanı
    Zinhar esirgeme beni aşk oduna yak Calabım

    *** ***

    Kullar senin sen kulların günahları çok bunların
    Uçmağına koy bunları binsinler Burak Calabım
    Ne sultan ne baylardasın ne köşk ü saraylardasın
    Girdin miskinler gönlüne edindin durak Calabım

    *** ***

    Ne ilmim var ne taatım ne gücüm var ne takatım
    Meğer senin inayetin kıla yüzüm ak Calabım
    Yarlığağıl sen Yunusu günahlı kulların ile
    Eğer yarlıgamaz isen key katı firak Calabım


    BENİM CANIM UYANIKTIR

    Benim canım uyanıktır dost yüzüne bakan benem
    Hem denize karışmağa ırmak olup akan benem
    Irmak gibi ben çağlaram geh gülerem geh ağlaram
    Nefsin ciğerin doğraram kibr u kini yıkan benem

    *** ***

    Kırdım bu nefsin çerisin bir itdim burc u barusun
    Pak eyledim içerisin milketini yuyan benem
    Ben hazrete tutum yüzüm ol aşk eri açtı gözüm
    Gösterdi bana kendozum ayet-i kul denen benem

    *** ***

    Şah didarın gördüm ayan hiç gumansuz belli beyan
    Kafir ola inanmayan ol didara bakan benem
    Benim durur bu cümle iş hikmetimle yaz u kış
    Ben bilirim yad u biliş ırılmadan duran benem

    *** ***

    Bu cümle canda oynayan damarlarımda kaynayan
    Kulli dillerde söyleyen kulli dili diyen benem
    Nemrud odun �brahim'e ben bag u bostan eyledim
    Küfür yüzünden doğuban gene ödü yakan benem

    *** ***

    Ol Hallac-ı Mansur ile söyler idim enel Hakk'ı
    Benem gi'nönün boynuna dar urganın takan benem
    Ol Hak habibi Mustafa mi'raca edicek sefer
    Ol dem canım hak eyledim ol sırrı duyan benem

    *** ***

    Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi
    Ol dost için Arafat'a kurban olup çıkan benem
    Cerh benim hükmümdedir her kanda ben oturmusam
    Mülk benim elimdedir yıkan benem yapan benem

    *** ***

    Sa'd benem said benem Yunus dahi benimledir
    İlm-i ledundur ustadım ol esrarı duyan benem


    HER KAÇAN ANARSAM SENİ

    Her kacan anarsam seni kararım kalmaz Allahım
    Senden ayrı gözüm yaşın kimseler silmez Allahım
    Sensin ismi baki olan sensin dillerde okunan
    Sensin aşkına dokunan kendini bilmez Allahım

    *** ***

    Sen yarattın cism u cani sen yarattın bu cihanı
    Mü�lk senindir kerem kkaıl kimsenin olmaz Allahım
    Okunur dilde destanın açılır bag u bostanın
    Sen baktığın gülistansın gülleri solmaz Allahım

    *** ***

    Aşk bahrna dalmayan canını feda kılmayan
    Senin cemalin görmeyen meydana gelmez Allahım
    Zor olur aşıkın işi durmaz akar gözün yaş
    Senden ayrı düşen kişi didarın gö�rmez Alahım

    *** ***

    Aşık Yunus seni ister lütf eyle cemalin göster
    Cemalin gören aşıklar ebedi ölmez Allahım


    TEHİ GÖRMEN SİZ BENİ

    Tehi görmen siz beni dost yüzün görüp geldim
    Baki devr-i rüzgigar dost ile sürüp geldim
    Oldur söyleyen dilde varlık dostundur kulda
    Varlığım hep ol ilde ben bunda garip geldim

    *** ***

    Bezirganam mataım çok dest-girim ustadım Hak
    Ziyanım assıya cümle anda değişip geldim
    Yer u gök yaratıldı aşk ile bünyad oldu
    Toprağa nazar kıldı aksırdı durup geldim

    *** ***

    Gördüm yedi tamusun anda sekiz uçmağın
    Korkudan günahımı anda sızdırıp geldim
    İşi oldum kudretten bahanem bir avretten
    İnayet oldu Hak'tan ölü dirgörüp geldim

    *** ***

    Adem olup durmadan nefsin boynun burmadan
    Yanıldım buğday yedim uçmaktan sürülüp geldim
    Musayla Tur'a çıktım binbir kelime dedim
    Bu Hak bizi ne bilsin anda bilinip geldim

    *** ***

    Nuh oldum tufan için çok duruştum din için
    Duymayanın tagadan suya boğdurup geldim
    Yalan değildir sözüm bak yüzüme aç gözün
    Dah'örtülmedi izim uş yoldan erip geldim

    *** ***

    Çerçiş oldum basıldım Mansur oldum asıldım
    Hallac pamuğu gibi bunda atılıp geldim
    Eyyüb oldum tenime cefa kıldım canıma
    Çağırdım Sübhanıma kurtlar duruyup geldim

    *** ***

    Zekerya oldum kaçtım erdim ağaça geçtim
    Kanım dört yana saçıp tepem deldirip geldim
    Yalınız Sübhan idi peygamberler can idi
    Yunus hod pinhan idi suret değişip geldim


    BEN BİR ACEB İLE GELDİM

    Ben bir aceb ile geldim kimse halim bilmez benim
    Ben söylerem ben dinlerem kimse dilim bilmez benim
    Benim dilim kuş dilidir benim ilim dost ilidir
    Ben bülbülem dost gülümdür bilin gülüm solmaz benim

    *** ***

    Ol dost bana gelsin demiş sundum kadeh alsın demiş
    Aldım kadeh içtim şarab ayruk gönlüm ölmez benim
    Ne Tür'üm var ne durağım hiç yerde yoktur kararım
    Hakk'a münacaat etmeye belli yerim olmaz benim

    *** ***

    Sor durduğum yeri bana gelirsen gösteren sana
    Bir zerrece Hak'tan ayrı gözüm nesne görmez benim
    Tur dağında bir tecelli gör Musi'ye neler kıldı
    Yunus eydur Hak katında sözüm geri kalmaz benim


    HER KANCARU DÖNER İSEM

    Her kancaru döner isem aşk iledir işim benim
    Öldür gönlümde teşvişim hem aşktır yoldaşım benim
    Aşıklara göynür özüm onuncun faşolur razım
    Göriceğiz aşıkları kaynar içim dışım benim

    *** ***

    Bu aşk bize rahmanidir hem canımızın canıdır
    Onun icin şeytan ile her dem bu savaşım benim
    Benim canım bir kuştur kim gövdem onun kafesidir
    Dosttan haber geliceğiz birgün uçar kuşum benim

    *** ***

    Geldim dünyayı seyrettim ya bugün ya yarın gittim
    Ben bunda eğlenemezem bunda bitmez işim benim
    Yunus eydur ben aşıkam hem aşıkam hem sadıkam
    Bu ayruk aşıklar gibi yoktur arayışım benim
    Malcolm X Kimdir?

    _-_..:: Satranç Tarihi ::.._-_

    Hz. Mevlânâ Kimdir?

    Yunus Emre Kimdir? - İlâhileri

    Sudoku Çılgınlığına - Hazır Mısın?

    TurkYasam Demo Oyun Dağıtımı - (TYDOD)

    TurkYasam Demo Oyun İncelemeleri - (TYDOİ)

    Nostradamus Kimdir? - Gerçek Kâhinin Gerçek Hikâyeleri

    Rüzârın Yönünü Değiştiremediğin Zaman,Yelkenlerini Rüzgâra Göre Ayarla.Çünki,Dünya Karşılaştığın Fırtınalarla Değil,Gemiyi Limana Getirip Getirmediğinle İlgilenir. - Xsentius

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Yunus Emre
    2005 Konuları bölümünde XII tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 20.02.05, 23:44

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •