Radikal gazetesi yazarlarından Uğur Civelek'in bugunku köse yazısı;
Gerek finansal piyasalar ve mali kesim, gerekse siyasi irade ve ekonomi yönetiminin dilinden düşürmediği bazı söylemler var: Aman beklentilerin bozulmasına izin vermeyelim, moralleri iyimser çizgide tutalım. Bu yaklaşım belki günün kurtarılmasına yardımcı oluyor, fakat zaman içinde biriken yan tesirler yapısal sorunları ağırlaştırıyor. Bunu görmezden gelen söz konusu kesimlerle diğerleri arasındaki gerginlik de büyüyor. Sürdürülebilmesi imkânsız eğilimlere bağlı olan ekonomik programın çok güçlü olduğunu iddia edenlerin söylemiyse havada kalıyor. Değişimi karşı taraftan bekleyen bu zıtlaşma belirsizlik ve kırılganlığı artırıyor.
Sormak gerekiyor, eğer bu program güçlüyse son altı yılda neden sosyal güvenlik gibi yapısal sorun alanlarında tekrar ve tekrar yasal düzenleme gerekiyor? Sosyal güvenlik sisteminin bütçe üzerindeki yükünü azaltmayı amaçlayan IMF onaylı reform paketleri neden hedefine ulaşamıyor? Programı savunan ve hararetli şekilde destekleyenlerin evde yaptığı hesap neden çarşıya uymuyor?
Yanıt oldukça net, fakat malum kesimlerin bu gerçeği kabullenmesini beklemek anlamsız. Gelir dağılımı bozulan ve rekabet gücü azalan bir ekonomide yapısal sorunların giderek ağırlaşması ve ekonomik büyümenin bir nostalji haline gelmesi kaçınılmazdır. Durumu böyle değilmiş gibi göstermek yönünde çaba harcamaksa kısa vadede günün kurtarılmasına yardım etse bile etkinliğin kaybedilmesi ve sorunların ağırlaşması dışında bir sonuç üretemez. Etkinlik kayboluyorsa, neden piyasa mekanizmasında ısrar edildiği sorusuysa ayrı bir çelişkidir.
Piyasa mekanizması etkinliği sağladığı sürece anlamlıdır ve etkinlik ancak gerçekçi olabilmenin sonucudur. Beklentilerin bozulmasına izin vermeyelim diyenlerse, gerçekler ve korkular arasında sıkışmış, tercihlerini gerçeklerden uzaklaşmak lehine kullanmışlardır. Bu tercih ekonomik açıdan tutarlı değildir. Böyle olduğu içindir ki hem dalgalı kuru savunurlar hem de döviz kurunun yükselişini kriz sebebi olarak görürler. Onlar için gerçekler değil, görüntü önemli olduğu için, geniş kitlelerin durumu değil, açıklanan rakamların beklentiler üzerindeki etkisi önemlidir. Cari açığın ve iç tasarruf açığının büyümesi, bireylerin azalacağı bilinen gelecekteki gelirlerini bugünden tüketmesi önemli değildir, ne anlama geldiği belli olmayan değişimin sıradan bir detayıdır! Yabancı sermayeye olan bağımlılığın kontrolsüz bir şekilde büyümesi iyi bir şeydir! Onlara göre büyük çoğunluğun ekonomik büyümeyi hissetmemesi normaldir ve bu, mali disiplinin doğal bir sonucudur! Bunu söyleyenler, vergi gelirlerinin gayri safimilli hasıla içindeki payının artmadığını göremeyecek kadar kördür... Korkuların ve artan bağımlılıkların etkisiyle sağduyu ve aklını kullanma becerisini kaybedip fanatikleşenlerin Türkiye'yi götüreceği yer bellidir...
Moralleri bozmayalım diye gerçeklerden uzaklaşarak sorunları ağırlaştıranlar, dış dünyada giderek büyüyen olumsuzlukları ve bunların Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini de görmezden geliyor. Belli ki Türklere radyasyonun bile dokunmayacağını düşünüyorlar! Aslında bu olup bitenleri normal kabul etmek gerekiyor: Dış güçlere bu ülke insanından daha çok güvenen ve onlara teslimiyet sergileyenlerden farklı bir yaklaşım bekleyebilir misiniz?
Evet, tarih tekerrür ediyor: Osmanlıda 1800'lerin ilk yarısında metal paralar içindeki kıymetli metal oranını azaltarak bütçe açığını kapatmış, ikinci yarıda ise borç almaya, gayrimenkul ve imtiyaz satmaya başlamış. Toplumsal yaşamdaki çöküş istibdat dönemini ve genel güvensizliği de besleyip büyütmüş, öyle ki saray kendi ordusundan korkar hale gelmiş, iş dünyasıysa işi bozulmasın diye mandayı savunur olmuş. 1950'den bugüne kadar Türkiye'de yaşayanlar da aynı formata uyuyor: 1950-80 aralığında bütçe açıklarını kapatmak için para bastık, 1980 sonrasında ise borç aldık ve elimizdekileri satmaya başladık; geniş kesimlerin yaşam standardı çökse de bir şey olmaz sandık. Kendi insanımızın güvenini kaybedince dış güçlerin eline düştük ve geniş kesimleri gerçekdışı beklentilerle sakinleştirmeye bağımlı kaldık.
Her şey değişirken iyimser beklentileri korumak mümkün mü?
-kaynak-


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla