..... yayınlarından çıkan 2 ayrı kitabı okudum. Bir tanesi özellikle müslüman toplumlarda erkekler arasındaki yakınlaşmalar ve erotizm üzerinde duruyor. Amerika'lı 3 gay arkadaş, biraz farklı ve "otantik" zevkler almak için Türkiye de dahil olmak üzere islam ülkelerini dolaşmışlar. Çeşitli ilişkiler kurmuşlar ve sonunda hatıralarını kaleme almışlar. Güzel bir kitap, keyifle okunabiliyor.
Diğer kitap ise konuya bilimsel çerçevede yaklaşıyor. Eşcinselliğin tanımı, sebepleri, eşcinsel kültür, tedavi ve terapi yöntemleri detayları ile ele alınmış.
Ne yazık ki eşcinsellik konusunda çok fazla bulgu eksiklikleri var. İslam ülkelerinde konu hasıraltı ediliyor ve eşcinsellerin toplum içindeki oranı hakkında sağlıklı bir yargıya varmak mümkün olmuyor.
Kitaplarda yer verilen deneklerin çoğu erkek. "Eşcinsellik" denildiğinde anlaşılan ilk şey erkek eşcinselliği. Kadınların eşcinsel yaklaşımları konusu nerdeyse hiç ele alınmamış. Harem ve saray temalı filmlerde bazen bu tür sahneler işlense dahi, anladığım kadarıyla, bu konuyu detayları ile alan bilimsel çalışmalar çok az.
***
Eşcinselliğin şiddet yolu ile yasaklanması, cezalandırılması, aşağılanması bir çözüm yolu olarak görünmüyor. Kapalı toplumlarda, askeri okul ve cezaevi gibi ortamlarda eşcinsel yakınlaşmalara her zaman rastlanıyor. Çeşitli vakalarda görüldüğü üzere, tacize hatta tecavüze uğrayan erkek, bunu açıklamamayı tercih ediyor. Bu kurbanlar, ömürlerinin geri kalanında yeniden heteroseksüel ilişkiye girip, evlenebiliyorlar.
Eşcinselliği korku ve baskı ile önlemek fizyolojik olarak mümkün değil. Zira, gerçek bir eşcinsel -kendinden saklasa dahi- hemcinslerine yakınlaştığı zaman cinsel olarak uyarılıyor. Yani, davranışları kontrol çıkıyor ve duygularını bastıramıyor. Bu anlamda, eşcinselliğe belli bir hoşgörü ve toleransla yaklaşmakta fayda var.
Lakin, bunun tersi bir tutum da pek doğru değil. Eğer eşcinsellik bir tür hastalıksa, bu hastalığı yayacak ortamı özgürlük adına oluşturmak muhafazakar çevrelerce tartışılıyor. Eşcinselliğin çok yaygın olduğu Fransa'da bazı araştırmacılar eşcinselliği "psiko-biososyal" bir sapma olarak tanımlıyorlar. Bu tariften anlaşılacağı gibi konunun biyolojik, psikolojik ve sosyolojik sebepleri mevcut.
Dr Freud ve ardılları konuyu dışkı salma alışkanlıklarından yola çıkarak, çocuklukta yaşanan olumsuz gelişme süreci içinde "dışkıyı dışarı salmama, tekrar içine alma" tepkisine bağlıyorlar. Bunun doğal bir sonucu olarak, kadındaki vajinal "içe alma" güdüsü, erkekte de kısmen belirebiliyor ve taklit edilebiliyor. Bir genelleme yapmak yanlış, fakat sık rastlanan bir durum olarak "yetersiz bir baba ve baskın, yetkeci bir anne" erkek çocuğunu eşcinselliğe yöneltebiliyor. Eşcinsellik sadece bir vücut yetersizliği değil, bir irade sorunu olarak kendini dışa vuruyor. Fransa, İsviçre ve İngiltere'ki doktorlar, erkek eşcinselliğine yeni tanımlamalar getirmişler. Freud'un "çocukluktaki anal dönemi" kabul görüyor, buna ek olarak kadınla birlikte olmaktan duyulan istem dışı korkunun ve irade yetersizliğinin önemine de dikkat çekiliyor.
Çok yakın bir zamanda, bizde Dr Haydar Dümen, bilhassa köylük yerlerde yetişen erkeklerde vajina korkusu olduğunu açıkladı. Hatta bu yüzden gerdek gecesi bayılan, kaskatı kesilen damatlar mevcutmuş.
Korku, elbette baskı ile doğrudan alakalı. Bu durumda, kapalı çevrelerdeki bedensel ve ruhsal açıdan yetersiz çocukların, erişkinlik döneminde bir sapma yapabileceklerini tahmin edebiliriz.
Peki, eşcinselliğin tanımı nedir ? İlk bakışta, çok kolay bir soru gibi görülmesine rağmen, eşcinsellerin kendi aralarındaki farklılıklar, sekse yaklaşma biçimleri, seks yapma sıklıkları, yeniden karşıt cinse yönelenler vs düşünüldüğünde, soru kolayca cevaplanamıyor. En klasik tanımlama ile: "Eşcinsel, kendi cinsi ile orgazma varan bir ilişkiye giren bireye verilen isimdir." Bu tanımlamada "pasif" ve "aktif" ayrımı yok. Eşcinsel ilişki neticesi orgazm yaşayan her birey, yataktaki rolü ne olursa olsun eşcinsel kabul ediliyor.
Fakat, konu daha derinlemesine incelendiğinde, herhangi bir ferdin, ilişkiye girmese dahi, eşcinsel olarak kabul edilebileceği de bir gerçek. Bu tür insanlar, "gizli eşcinsel" olarak adlandırılıyor; hatta bazıları ancak bir ilişkiye girdikten sonra eşcinsel olduklarını farkediyorlar.
Aziz Nesin, "Böyle gelmiş böyle gitmez" isimli otobiyografisinde, askeri mektepteki sert bir komutanın pasif eşcinsel olduğunu yazmıştı. Mantıklı. Muhtemelen bundan zevk alan, fakat ilişki sonrası suçluluk hisseden bir şahıs, otoriter bir maske ile bunu gizleyebilir.
Eşcinsellerin toplum içindeki oranları tartışmalı. Bazı gay dergiler bu oranı %30 olarak alsalar dahi, bilim adamları bunun sadece reklam amaçlı bir abartı olduğu görüşünde. Genel kanaat ortalama %1. Fransa, ABD, Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerde bu oranın %7 olabileceği tahmin ediliyor. %1 dahi çok büyük bir nüfusa tekabül etmekte. Böylece, eşcinsellerin kendilerini rahat ve güven içinde hissedebilecekleri evler, kafeler, saunalar vb yolu ile kendi çeşitliliğine sahip bir eşcinsel kültür oluşuyor.
Eşcinsellerin karşıt cinsle olan ilişkileri de ayrı bir konu. Deneklerle yapılan söyleşiler sonunda, eşcinsellerin %40 kadarının hayatlarında en az 1 defa, karşıt cinsle ilişkiye girdikleri ortaya çıkıyor. Denekler, ilişki sırasında sertleştiklerini, orgazma ulaştıklarını, fakat kendi cinslerinden aldıkları heyecanı hissedemediklerini belirtmişler. Bu da eşcinselliğin psikolojik yönünü net olarak vurguluyor.
Gördüğünüz gibi, tüm veriler ağırlıklı olarak erkek eşcinselliğini ortaya çıkarmakta. Kadın eşcinselliği ise, keşfedilmeyi bekleyen bir dünya olarak sırlarını koruyor.
Eşcinsellik, hayvanlarda da gözlemlenen bir olgu. En çok rastlanan hayvan türleri: Fareler (özellikle laboratuar fareleri), tavşanlar, çeşitli maymun türleri ve kurbağa, semender gibi çift yaşayışlılar. Hayvanlarda türün sürdürülmesine yönelik doğal bir istek olarak eşcinsellik sürüdeki en zayıf hayvanın taciz edilmesi olarak görülüyor. Dişi nüfusun azaldığı özel durumlarda, kurbağalar ve diğer çift-yaşayışlılarda erkeklerden birinde dişi üreme organı dahi gelişebiliyor. Böylece hayat kendine biraz aykırı yoldan olsa dahi şans tanıyor.
Levent Ertürk


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla



!...
