• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
Sayfa: 1 | Toplam: 8 12345678 SonSon
71 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    *I*lin* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-04-2005
    Mesajlar
    4,771
    Karizma Gücü
    8

    Eşcinsellik 1

    ..... yayınlarından çıkan 2 ayrı kitabı okudum. Bir tanesi özellikle müslüman toplumlarda erkekler arasındaki yakınlaşmalar ve erotizm üzerinde duruyor. Amerika'lı 3 gay arkadaş, biraz farklı ve "otantik" zevkler almak için Türkiye de dahil olmak üzere islam ülkelerini dolaşmışlar. Çeşitli ilişkiler kurmuşlar ve sonunda hatıralarını kaleme almışlar. Güzel bir kitap, keyifle okunabiliyor.

    Diğer kitap ise konuya bilimsel çerçevede yaklaşıyor. Eşcinselliğin tanımı, sebepleri, eşcinsel kültür, tedavi ve terapi yöntemleri detayları ile ele alınmış.

    Ne yazık ki eşcinsellik konusunda çok fazla bulgu eksiklikleri var. İslam ülkelerinde konu hasıraltı ediliyor ve eşcinsellerin toplum içindeki oranı hakkında sağlıklı bir yargıya varmak mümkün olmuyor.

    Kitaplarda yer verilen deneklerin çoğu erkek. "Eşcinsellik" denildiğinde anlaşılan ilk şey erkek eşcinselliği. Kadınların eşcinsel yaklaşımları konusu nerdeyse hiç ele alınmamış. Harem ve saray temalı filmlerde bazen bu tür sahneler işlense dahi, anladığım kadarıyla, bu konuyu detayları ile alan bilimsel çalışmalar çok az.

    ***

    Eşcinselliğin şiddet yolu ile yasaklanması, cezalandırılması, aşağılanması bir çözüm yolu olarak görünmüyor. Kapalı toplumlarda, askeri okul ve cezaevi gibi ortamlarda eşcinsel yakınlaşmalara her zaman rastlanıyor. Çeşitli vakalarda görüldüğü üzere, tacize hatta tecavüze uğrayan erkek, bunu açıklamamayı tercih ediyor. Bu kurbanlar, ömürlerinin geri kalanında yeniden heteroseksüel ilişkiye girip, evlenebiliyorlar.

    Eşcinselliği korku ve baskı ile önlemek fizyolojik olarak mümkün değil. Zira, gerçek bir eşcinsel -kendinden saklasa dahi- hemcinslerine yakınlaştığı zaman cinsel olarak uyarılıyor. Yani, davranışları kontrol çıkıyor ve duygularını bastıramıyor. Bu anlamda, eşcinselliğe belli bir hoşgörü ve toleransla yaklaşmakta fayda var.

    Lakin, bunun tersi bir tutum da pek doğru değil. Eğer eşcinsellik bir tür hastalıksa, bu hastalığı yayacak ortamı özgürlük adına oluşturmak muhafazakar çevrelerce tartışılıyor. Eşcinselliğin çok yaygın olduğu Fransa'da bazı araştırmacılar eşcinselliği "psiko-biososyal" bir sapma olarak tanımlıyorlar. Bu tariften anlaşılacağı gibi konunun biyolojik, psikolojik ve sosyolojik sebepleri mevcut.

    Dr Freud ve ardılları konuyu dışkı salma alışkanlıklarından yola çıkarak, çocuklukta yaşanan olumsuz gelişme süreci içinde "dışkıyı dışarı salmama, tekrar içine alma" tepkisine bağlıyorlar. Bunun doğal bir sonucu olarak, kadındaki vajinal "içe alma" güdüsü, erkekte de kısmen belirebiliyor ve taklit edilebiliyor. Bir genelleme yapmak yanlış, fakat sık rastlanan bir durum olarak "yetersiz bir baba ve baskın, yetkeci bir anne" erkek çocuğunu eşcinselliğe yöneltebiliyor. Eşcinsellik sadece bir vücut yetersizliği değil, bir irade sorunu olarak kendini dışa vuruyor. Fransa, İsviçre ve İngiltere'ki doktorlar, erkek eşcinselliğine yeni tanımlamalar getirmişler. Freud'un "çocukluktaki anal dönemi" kabul görüyor, buna ek olarak kadınla birlikte olmaktan duyulan istem dışı korkunun ve irade yetersizliğinin önemine de dikkat çekiliyor.

    Çok yakın bir zamanda, bizde Dr Haydar Dümen, bilhassa köylük yerlerde yetişen erkeklerde vajina korkusu olduğunu açıkladı. Hatta bu yüzden gerdek gecesi bayılan, kaskatı kesilen damatlar mevcutmuş.

    Korku, elbette baskı ile doğrudan alakalı. Bu durumda, kapalı çevrelerdeki bedensel ve ruhsal açıdan yetersiz çocukların, erişkinlik döneminde bir sapma yapabileceklerini tahmin edebiliriz.

    Peki, eşcinselliğin tanımı nedir ? İlk bakışta, çok kolay bir soru gibi görülmesine rağmen, eşcinsellerin kendi aralarındaki farklılıklar, sekse yaklaşma biçimleri, seks yapma sıklıkları, yeniden karşıt cinse yönelenler vs düşünüldüğünde, soru kolayca cevaplanamıyor. En klasik tanımlama ile: "Eşcinsel, kendi cinsi ile orgazma varan bir ilişkiye giren bireye verilen isimdir." Bu tanımlamada "pasif" ve "aktif" ayrımı yok. Eşcinsel ilişki neticesi orgazm yaşayan her birey, yataktaki rolü ne olursa olsun eşcinsel kabul ediliyor.

    Fakat, konu daha derinlemesine incelendiğinde, herhangi bir ferdin, ilişkiye girmese dahi, eşcinsel olarak kabul edilebileceği de bir gerçek. Bu tür insanlar, "gizli eşcinsel" olarak adlandırılıyor; hatta bazıları ancak bir ilişkiye girdikten sonra eşcinsel olduklarını farkediyorlar.

    Aziz Nesin, "Böyle gelmiş böyle gitmez" isimli otobiyografisinde, askeri mektepteki sert bir komutanın pasif eşcinsel olduğunu yazmıştı. Mantıklı. Muhtemelen bundan zevk alan, fakat ilişki sonrası suçluluk hisseden bir şahıs, otoriter bir maske ile bunu gizleyebilir.

    Eşcinsellerin toplum içindeki oranları tartışmalı. Bazı gay dergiler bu oranı %30 olarak alsalar dahi, bilim adamları bunun sadece reklam amaçlı bir abartı olduğu görüşünde. Genel kanaat ortalama %1. Fransa, ABD, Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerde bu oranın %7 olabileceği tahmin ediliyor. %1 dahi çok büyük bir nüfusa tekabül etmekte. Böylece, eşcinsellerin kendilerini rahat ve güven içinde hissedebilecekleri evler, kafeler, saunalar vb yolu ile kendi çeşitliliğine sahip bir eşcinsel kültür oluşuyor.

    Eşcinsellerin karşıt cinsle olan ilişkileri de ayrı bir konu. Deneklerle yapılan söyleşiler sonunda, eşcinsellerin %40 kadarının hayatlarında en az 1 defa, karşıt cinsle ilişkiye girdikleri ortaya çıkıyor. Denekler, ilişki sırasında sertleştiklerini, orgazma ulaştıklarını, fakat kendi cinslerinden aldıkları heyecanı hissedemediklerini belirtmişler. Bu da eşcinselliğin psikolojik yönünü net olarak vurguluyor.

    Gördüğünüz gibi, tüm veriler ağırlıklı olarak erkek eşcinselliğini ortaya çıkarmakta. Kadın eşcinselliği ise, keşfedilmeyi bekleyen bir dünya olarak sırlarını koruyor.

    Eşcinsellik, hayvanlarda da gözlemlenen bir olgu. En çok rastlanan hayvan türleri: Fareler (özellikle laboratuar fareleri), tavşanlar, çeşitli maymun türleri ve kurbağa, semender gibi çift yaşayışlılar. Hayvanlarda türün sürdürülmesine yönelik doğal bir istek olarak eşcinsellik sürüdeki en zayıf hayvanın taciz edilmesi olarak görülüyor. Dişi nüfusun azaldığı özel durumlarda, kurbağalar ve diğer çift-yaşayışlılarda erkeklerden birinde dişi üreme organı dahi gelişebiliyor. Böylece hayat kendine biraz aykırı yoldan olsa dahi şans tanıyor.

    Levent Ertürk

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-12-2008
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0

    Eşcinsellik

    HETEROSEKSİZMİN KARANLIĞINDA
    CİNSEL AZINLIKLAR
    --------------------------------------------------------------------------

    Bize düşen; nasıl ki güneş ve ay, deniz ve kara birbirine yaklaşmazsa birbirimize yaklaşmak değildir. Amacımız birbirimizi tanımak, her birimizin bir diğerini kendisini bütünleyen parça gözüyle görmesi ve böyle biri kimliğiyle ona saygı duymasıdır.

    Hermann Hesse (Nobel ödüllü Alman-İsviçreli filozof, roman yazarı, toplum eleştirmeni, şair)

    --------------------------------------------------------------------------

    Bu hassas konunun bencesi sencesi yoktur. Eşcinsellik ne sapkınlıktır, ne tercihtir, ne hastalık, ne özgürlükçü bir akım, ne de komedi. Tabiatta tüm canlı organizmalarda (bitkilerde bile) belli oranda rastlanan, tıpkı zıtcinsellik gibi doğuştan oluşagelen bir durumdur. Ataerkil kaygılardan dolayı, yaygın inanışlarla (sadece destekleyici rol oynayabilecekleri unutularak) sebep gösterilen gerekçelerin giderilmeye çalışılması bu realiteyi değiştirememiştir. Hayatı, tabiatı, uzayı anlamaya çalışan zeki insanların önerdiği ve dünya sağlık örgütünün 1973’de kabul ettiği gibi normaldir. Ahlak, kanun ve organize-din gibi insan eseri dogmalar, tabular er ya da geç tabiatın dinamiklerine yenik düşecekler ve sevgi egodan arınmış, sınır tanımayan haliyle haklı çıkacaktır. Çünkü sevginin haklı çıkmak gibi bir derdi yoktur.

    Cinsel yönelimleri: 1- Zıtcinsel, 2-Biseksüel, 3-Eşcinsel diye saymak münkün. Ya cinsel kimlikler? Göğüs ve beden tektir ama içinde yaşayan ruhlar ne iki ne de beştir; saymakla bitmez. İnsanoğlu yüzlerce katmandan oluşan bir soğana benzer. Mevsimler yaz ve kıştan, renkler siyah ve beyazdan ibaret değilse cinsellik de kadın ve erkek ilişkisinden ibaret olmayacaktır. Dünyada kaç tane insan varsa o kadar cinsel kimlik vardır.

    Haddinin hududunun saptanması gereken bir modernite sorunsalı gibi algılanmayıp, (Leonardo Da Vinci, Shakespeare, Michelangelo, Oscar Wilde, Platon, Sokrates, Aristo, Tschaikovski, Beethoven, Rimbaud, Marcel Proust gibi) mensuplarının hatırı sayılır kısmı incelendiğinde her birinin tanındığı alana ismini altın harflerle yazdırmış olması homofobiklerin aydınlanmasına yetecektir ki: Her şeyin ters gittiği dünyada eşcinsellik şeffaflık kültürünü tanrılaştırabilecek, ekonomiden ölüm teknolojisine, eğitimden sanata, dincilikten dindarlığa, medyadan toplumsal rollere, azınlık-çoğunluk ilişkilerinden siyasi konulara, kısacası bütün bir sömüren-sömürülen hattında insanlığın değer yargılarını zincirleme düzeltebilecek potansiyele sahip, tarih kadar eski bir gerçektir.

    Bizim kültürümüze ters diyerek cümleye başlayan adamı nasıl aydınlatmalı? Eşcinselliğin ne belli bir adresi, ne belli bir mesleği, ne belli bir ırkı, ne belli bir çağı, ne belli bir kültürü, ne belli bir kavmi, ne belli bir mezhebi, ne belli bir ekonomik sınıfı, ne de belli bir ülkesi vardır. Tıpkı zıtcinsellik gibi, tabiata ve hayata özgüdür. Daha doğrusu cinselliğin canlıları sınıflandırmak gibi bir meselesi yoktur. Cinsel sınıflandırma, insan denen varlığın bu konudaki düşünsel başarısızlığını itiraf ediş biçimi; skaladaki sonsuz renk katmanını ikiye indirme çabasıdır.

    Tam da toplumun istediği gibi eşcinsel kimliğini bastırmayı başarmış bir erkek fiziksel olarak yüzlerce kadınla da beraber olsa duygusal orgazm potansiyeline sahip olamayacaktır. Cinsel kimlikte belirleyici unsur seks değil, duygusal-ilgisel yönelim alanıdır. Bu konuyu değerlendirirkenki tutumlarından da anlaşılacağı üzere aklı fikri sekste olanlar aslında heteroseksistlerdir.

    İstisna öyküler yok değildir. Eşcinsel deneyimler sonrası biri ilerde evlenip çoluk çocuğa karışmış olabilir. Burada ‘bak, evlendi mutlu oldu’ gibi toplumsal mesaj kaygılı bir çarpıtmayla heteroseksizmin ateşine kömür atıp eşcinselliği yakmak, yok etmeye çalışmak yerine o kişinin aslında biseksüelliğe yakın olduğunu görebilmek, cinselliğin kaygan zeminli bir kavram olduğunu ispatladığını anlayabilmek gerekir. Tıpkı cinsel yönelim özgürlükçülerinin anlatmaya çalıştığı gibi. Çünkü tam tersinin yaşanmış olduğu öyküler daha fazladır: Dünyayı karşısına almak gibi algılayıp korkan, yeterince bilinçlenmemiş eşcinsellerin psikolojik baskı altında evlenip, sonradan boşanarak 40’lı yaşlarında mutluluk trenini yakalamaya çalıştığı öyküler çok daha fazladır.

    Biyolog Kinsey'nin araştırmalarına göre dünya nüfusunun en az % 80'i zıtcinsel ve bu oran her çağda aynıydı ve hiçbir zaman azalmayacak, çoğalmayacak, değişmeyecek. Eşcinselliğin yaygınlaştığı falan yok, dünya nüfusu arttığı ve insan haklarına dair kanunlar kendini ifade etme özgürlüğü getirdiği için homofobik insanlar eşcinsellik yayılıyor sanıyorlar. Kimse ait olmadığı bir cinsel tabiatı teşvikle destekle yaşayamaz. Öyle olsaydı önce eşcinseller karşılarındaki homofobik güruhtan etkilenip değişirlerdi. Daha demokratik şartlarda yaşayan eşcinsel çiftlerin yasal haklarıyla edindikleri evlatlarının büyüdüklerinde karşı cinse ilgi duymaları da göstermiştir ki eşcinsellik yayılır-bulaşır-özenilerek alışılır birşey değildir. Bu da hastalık olmadığının kanıtlarındandır.

    Kapitalist, günü kurtarmacı liberal dünyanın güçlü birer parçası olmalarına rağmen cinsellik konusunda bilimsel, serinkanlı, olgun ve devrimci yaklaşımları alkışlanması gereken dürüst ve tek yüzlü politika güden ülkeler bu konuda kendilerine dil uzatan cahil ve ikiyüzlü politika güden ülkelere ne deseler azdır. Çünkü komik olan, günah keçisi yaratmak ve tüm komplekslerini, tüm hırslarını o keçiden çıkarmak değil midir? Bir güruhun içindeyken dalga geçenlerden yana olup, yalnız kalınca tecavüze kalkışan ya da ona çanak tutan toplum değil midir asıl aşağılanması gereken?
    *
    Muhafazakar çevreler kaygılansalar da bilim dünyasının eşcinselliği normal kabul etmiş olmasındandır ki artık heteroseksüelliğin de oluşum dinamikleri mercek altına alınmış bulunmaktadır. Mantık ve matematiğe kafası basan herkes için sonuçlar kaygılandırıcı değil, eğlendirici olacaktır.

    İki heteroseksüel birey karşılıklı birbirlerini sorguladığında ruhsal ya da bedensel hoşlandıkları ya da hoşlanmadıkları şeyler o kadar farklıdır ki. 6 milyar insanı sorguladığınızda ise sorularınıza alacağınız cevapların farklılığı milyarlarca kat artacaktır. Bu durum, cinselliğin sınıflandırılmaya ya da kalıplara oturtulmaya müsait bir kavram olmamasından ileri gelir. Şu ya da bu ahlak anlayışının avukatlığına soyunanlar, cinselliğin okyanusuna girmek için soyunmaktan korkanlardır!

    Sürdürülen önyargılı tutumlarda es geçilen bir diğer ayrıntı da hem kadınlık hem erkeklik organı olan çift cinsiyetli hermafroditlerdir. Tam da bu ayrıntının es geçilmişliğine tekabul edercesine erkeksi / kadınsı kavramlarını tabiat değil, insan yaratmıştır. Oysa erkeksi ya da kadınsı olmanın nerede başlayıp nerede bittiğini belirlemek imkansızdır. Bu nüansı yakalayamayanlar cinselliği karmaşık bir kavram gibi algılayıp, kalıplara oturmayanları bu karmaşaya sebep olmakla suçlayarak cezalandırmak isterler. Algıda seçicilik oyunu oynarsak, dünyadaki eşcinsel ve zıtcinsel oranı yer değiştirseydi bu sefer heterofobiyle uğraşmak zorunda kalınabilirdi. Bu yüzden en iyisi vizyonumuzu bütün cinsel fobilerden temizlemek; aslolanın insan olduğunu, insanın insandan başka hiçbirşeye inanmaması gerektiğini savunmaktır.

    Sadece seks üzerine kurulu bir ilişki yaşadığında bir kadın ve bir erkek de hoş karşılanmaz. Eşcinselliğin sadece seks üzerine kurulu bir ilişki biçimi olarak algılanması -seks eyleminin tıpkı zıtcinsellikteki gibi onlarca paylaşımdan sadece birisi olduğu gerçeğini ıskalamak- belki de eşcinsellere karşı tüm yanılgıların ve önyargıların temelini oluşturuyor. Kaldı ki, seks üzerine kurulu bir ilişki yaşamak da hangi cinsel kimlikten olursa olsun herkesin hakkıdır: Bunun adı ahlaki çöküş değil, tam tersi; görecelikler üzerinden algılayış farklılığı ve ayağa kalkıştır.

    ANTİPATİ ya da SEMPATİ değil EMPATİ!

    1. Sadece tabiatın desteklediği, ama ait olduğunuz insan türünün gözünde bir uzaylı ya da yaratık gibi algılandığınız cinsel yönelimle dünyaya geliyorsunuz.

    2. Akla karanın henüz belirginleşmediği, ilerde bol bol anacağınız çocukluk yıllarınızı yavaş yavaş geride bırakırken ergenlik yıllarınızın, altını daha belirgin çizmeye başladığı aşk ve cinsellik gibi hayatın en can alıcı kavramlarıyla çoğunluğun onaylamayacağı bir biçimde tanışıyorsunuz.

    3. Bir yanda çoğunluğun güle oynaya yaşadığı ya da desteklendiği, tek geçerlilik arz ettiğine karar verilmiş bir ilişki biçimi olarak zıt cinsellik sürekli gözünüze sokuluyor. Öte yanda son derece insani, sonradan adının aşk olduğunu öğreneceğiniz bir duygu yaşınızla birlikte hatlarını sivriltiyor ve muhatabına bile açılamadığınız ilk depresif kıpırdanmalar baş gösteriyor.

    4. Duygudaşlarınızdan belli bir seviyenin üzerinde entelektüel ve bilinçli olanların kendilerini ifade ettiklerini görünce özgüveniniz yerine geliyor, ama onların nasıl aşağılandığını ve alaya alındığını görünce tekrar tüm karanlığı ve derinliğiyle ininizi boyluyorsunuz.

    5. Ve tüm bu olumsuz şartlara rağmen sanata, modaya, estetiğe, felsefeye, politikaya, ... kısacası çoğu insani meseleye olan duyarlılığınız bile tırnak işareti içinde anlatılıyor.

    6.Gazetelerde cinayete kurban gitmiş daha talihsiz bir eşcinselin katili ‘eşcinseldi, hakim bey’ diyerek öldürme özgürlüğü istiyor; ama siz sevme-sevilme özgürlüğü isteyemiyorsunuz. Çünkü Türkiye hazır değil!

    Türkiye neye, ne zaman, nasıl hazır olacak? Anlamak mümkün değil.

    BİLİM NE DİYOR?

    (1849-1896) Wewha adlı kızılderili, üzerinde odaklanılan ‘gövde ve ruh’ tartışmalarının dünya çapında yankı bulduğu, antropologların Washington’a davet edip cinsellikle ilgili gerçekleri anlamaya çalıştığı ve insanoğlunun bilinmeyen / önemsenmeyen dünyasına tuttuğu ışık itibarı ile kilometre taşı olarak kabul edilen hermafroditlerden / çift cinsiyetlilerden sadece biriydi.


    1.) Cinselliğin amacı ataerkil kaygılarla soy ağacını dallandırmak değil, haz alma-verme içgüdüsünü tatmin etmektir. Çoğalma aktivitesi insandan önce tabiatın kontrolünde gerçekleşir. Tam da bu noktada eşcinseller, kendileri üreyemezken; ailelerindeki ya da sülalelerindeki üreme yatkınlığının ve döl üretme imkanının artmasına, kısırlık ihtimalinin giderilmesine yardımcı olurlar.

    2.) Erkek cinsinin hamile kaldığı denizatları bir yana, zıtcinselliğin görülmediği üreme biçimleri de vardır; sperm ya da yumurtalarını denize fışkırtarak hiçbir cinsel ilişkiye girmeden üreyen aseksüel deniz canlıları, kendilerini ikiye bölerek üreyen aseksüel toprak canlıları, hem erkek hem dişi gamet üreten hermafrodit (çift cinsiyetli) bitkiler, kendilerini kopyalayarak çoğalan sürüngenler, hem erkek hem dişi üreme organı olan hermafrodit (çift cinsiyetli) deniz canlıları, tek bir erkek ya da dişi örneğine rastlanmayan cinsiyetsiz bakteriler de bu gerçeğin uzantısıdırlar.

    3.) Binlerce hayvan türünde rastlanan eşcinsellik en sık şu türlerde gözlemlenmiştir: Koçlar, sinekler, penguenler, kazlar, bonobolar (şempanze türü), makaklar (maymun türü), bizonlar, boğalar, yunuslar, tilkiler, flamingolar, zürafalar, antiloplar, siyah kuğular, morslar (su aygırları), gri balinalar, rengarenk kaya horozları...

    TOPLUM BİLİNCİ

    Anayasalarının kadın-erkek eşitliğiyle ilgili maddesinde ‘cinsiyet’ kelimesinin ardından ‘cinsel kimlik’ ibaresini eklemiş öncü ülkeler:

    Almanya (2006), Andora (2005), Avustralya (1996), Avusturya (2004), Arjantin’in bazı eyaletleri, Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletleri, Belçika (2003), Bosna-Hersek (2003), Bulgaristan (2004), Birleşik Krallık (2003), Brezilya’nın bazı eyaletleri, Çek Cumhuriyeti (2001), Danimarka (1987), Ekvator (1998), Estonya (2004), Finlandiya (1995), Fransa (1985), Fiji (1997), Güney Kore (2001), Güney Afrika Cumhuriyeti (1995), Hırvatistan (2003), Hollanda (1993), İsviçre (2000), İrlanda (1998), İsrail (1992), İtalya (2003), İzlanda (1996), İspanya (1996), İsveç (1987), Japonya’nın bazı eyaletleri, Kanada (1996), Kosta Rika (1998), Kıbrıs Rum Kesimi (2004), Letonya (2006), Litvanya (2003), Lüksemburg (1997), Malta (2003), Meksika (2003), Macaristan (2004), Namibya (1992), Norveç (1981),
    Peru (2004), Polonya (2004), Portekiz (2003), Romanya (2000), Slovakya (2003), Slovenya (1998), Sırbistan’ın bazı eyaletleri, Tayvan (2004), Uruguay (2004), Venezüella (1999), Yeni Zelanda (1994), Yunanistan (2005),…

    Eşcinsellere evlilik hakkı verilen ülkeler:

    Güney Afrika, Belçika, Ispanya, Hollanda, Kanada, Birleşik Krallık, ABD’nin Masaçusets eyaleti,

  3. #3
    avvrill adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-01-2008
    Mesajlar
    2,818
    Karizma Gücü
    5
    bizim toplumumuzun gun geçtikce ahlaki değerleri zayıflıyor.ne edep var ne haya bir de eşcinsellik de olağan bir durum haline gelirse vay başımıza gelenler biz başa çıkamayız bu yüzden bence herkeisn cinsel hayatı kendine kalsın hiç ortaya döküpte rahat rahat gezinmesinler

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-12-2008
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı yaptığın Eflatun'un eşcinsel dahiler arasında en üstlerde yer aldığının farkında bile değilsin. Çoğunluğun içinde yer almak, tuzu kuru olmak böyle birşeydir.

    'TEMEL HAK'SIZLIK

    O kadar isterdik ki heteroseksüel olmanın hafifliğinde yol almayı. Kendimizden utandığımızdan, günahkarlık, suçluluk duyduğumuzdan değil; ilk gençlik yıllarımızda ve şanssızsak sonraki yıllarımızda da çoğu zaman yalnız, kendimize bile yabancılaştırıldığımız, tek dostumuzun kimsenin ciddiye almadığı tabiat olduğu o derin buhrandan uzak olacaktık bir kere. Ailemizden başlayarak, akrabalarımıza, arkadaşlarımıza, iş ya da okul çevremize, sonra bütün bir topluma ve dahası dünyaya anlatmak zorunda olduğumuz; çoğunluğun kusur ve engel olarak gördüğü, bizimse neden saklamak zorunda bırakıldığımızı bile anlayamadığımız bir gerçeğimiz olmayacaktı.

    Bir yandan yaşadıklarımıza sahip çıkmanın, diğer yandan kıyameti çoktan kopmuş dünyalarında sevginin gücüyle değil, güç sevgisiyle yaşayanların sebep olduğu bu duygusal iç çatışmadan uzak, itibara, sevilip sayılmaya yakın olmak ne kadar büyük bir şans. Dünya, güneşin onlar için doğduğu, diplomaların, mesleklerin, sözde de olsa geleceğin onları beklediği; şık kıyafetlerin giyinilip, sosyal hayatın, anlatmanın, dinlemenin, kendini dinletmenin heteroseksüellere layık görüldüğü bir dünya. Beğendiğiniz birine ‘sapık’ damgası yemeden sadece sevgiyle, saygıyla, korkmadan bakabilmek ne kadar büyük bir şans!

    Bir heteroseksüel nasıl çocukluğundan itibaren küçük, doğal, masum ama güçlü kıpırtılarla ilerde sahip olacağı cinsel kimliğe ulaşırsa, tek bir fark olmaksızın aynı içgüdüsel yoldan eşcinseller de geçer. Ama eşcinsellerin cinsel yolculuğu son derece sancılıdır, çünkü karşılarına sürekli sevgiden, empatiden yoksun bir dünyanın saygıya yer vermeyen bilmişlikleri çıkar.

    O kadar isterdik ki karşı cinse ilgi duymayı, onca engele rağmen ancak bir filozof / bir lider / bir sanatçı / bir modacı olabilirsek az da olsa saygı göreceğimiz bu dünyanın kahrını çekmek zorunda kalmayacaktık. Oysa sizin hemcinsinizi sevmeniz nasıl imkansızsa bizim de karşı cinsi sevmemiz imkansız. Hiç uğrunda kılıç salladığınız ama değişime yenik düşecek bodur değer yargılarınızı, bu dünyanın tek sahibiymişsiniz gibi hissettiren egonuzu bir kenara bırakıp vicdanınızla düşünmeyi denediniz mi? Korkmayın! Bir mucize olsa ve insanlık gerçek tanrıyla (sevgiyle) bütünleşme cesaretini, olgunluğunu gösterse, eşcinsellik kimsenin gözünde bir sorun teşkil etmeyecek olsa bile ancak TABİATIN İZİN VERDİĞİ ORANDA yaygın olacaktır. Ya da tam tersi düşünülebilir: Günah keçisi ilanınız söylemde kalmayıp eylemde de vücut bulsa ve derin bir çukura dünyadaki bütün eşcinselleri doldurup yaksanız, sonra da üstünü toprakla kapatsanız, eşcinsellik yine o toprakta yeşerip TABİATIN İZİN VERDİĞİ ORANDA yaygın olacaktır. Adam öldürmek de tabiattan gelen bir içgüdü, empati mi kuracağız, diye söyleniyorsunuz; birinde insanın insana hayat verdiğini, diğerinde insanın insandan hayat çaldığını göremeyerek.

    Ne öncelik ve pozitif ayrımcılık, ne de destek ve yüceltme; sadece eşitlik istiyoruz. Çocuğunuz eşcinsel olsun ister misiniz sorusuna eşcinsellerin bile hayır demesinin sebebini, yarattığınız heteroseksist kabusta aramalı.

    Sormak istiyorum: Gökyüzü sizin mi?
    Bu mesaj en son " 28.12.08 " tarihinde saat 20:24 itibariyle leshnick tarafından düzenlenmiştir...

  5. #5
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,403
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    Eşcinsellik Hayvanlar Alemindeki oluş sebebi ile İnsanlar Aleminde ki oluş sebebinde ortak olması sosyolojik varlıklar olduğundan yüksektir... Nasıl Memeli hayvanların hepsi doğan çocuklarına bakma ve ilgilenme gibi İnsnalarla ortaklık var... Eşcinsellikte bence sosyal bir yaradır... Doğa da bazı hayvanlarda vardır diye Eşcinsellik doğuştan gelen bir tercihtir demek çok önyargılı bir düşüncedir... Acaba dişi hayvanlarda da eşcinsellik var mı?... Sadece Eril hayvanların cinsel davanışlarını incelemek acaba ne kadar bilimseldir?!

    Eşcinselliğin sonradan edinilen bir özellik olduğunu kanıtlayan birçok örnekler vardır.

    1- Çevre kirliliği cinsel tercihi değiştirmekte ciddi etkisi kanıtlandı.
    2- Sebebi malum, hemcinsinden cinsel saldırıya(tecavüze) uğrayanlarda cinsel tercihi değişmektedir. Bu mağdur kişiler de başkalarına tecavüz etmektedir... Bunun örnekleri Türkiye ve Dünya da çoktur...
    3- Eşcinselliğin tedavi ile ortadan kaldırılması.
    4- Hormonal bir bozukluktan ötürü kadın yada erkeğe ilgi artması bilinmektedir... Hormon tedavisi ile düzeltilebilmektdir... İlginçtir aynı medotla illa tam eşcinsel olacağım diyenler de kullanmakta !...
    5- Eşcinsellik İslam Ülkelerinden nerdeyse tamamında yüksek oluşunun sebebi ise, aşırı İslami Yönetim den kaynaklanmaktadır. Karşı cinse olan katı yasaklar cinsel açlığı hemcinsleriyle gidermeye yöneltmektedir...
    6- Ailede normal olarak baba otorite, anne sevgi ve şefkat sembolü iken, çocuğun eşcinsel eğilimi olmamamaktadır. Diğer bir durumda, ailede anne hakim rolde ise çocuk sevgi eksikliği içinde büyüyecektir. Buda eşcinsel eğilime krüklemektedir! Gelişmiş ülkeler özellikle Avrupa da durum böyle olduğundan Avrupa gibi gelişmiş ülkelerde eşcinsellik çok fazladır....

    Sonuç, sosyolojik çarpıklık ve hormonal bozukluktan kaynaklanmaktadır... Eşcinselliği sakın Karl Marx gibi bir felsefe yaratıp destekçisi bilimadamı! Darwin gibi sözde bilimsel kanıtlarla gerçekleri çarpıtıp insanları kandırmayı bırakalım.

    Eşcinsellik bir yaradır tedavisi de vardır... Bazı eşcinsellerin taraflı açıklamalarına kanmayalım... İnsanlara yutturulmak isten bir kurgu var. Aman dikkat!...
    Bu mesaj en son " 11.01.09 " tarihinde saat 11:39 itibariyle dara78 tarafından düzenlenmiştir...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  6. #6
    caissaca adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    10-11-2007
    Mesajlar
    964
    Karizma Gücü
    5
    ellerine saglik dara78, aynen katiliyorum

  7. #7
    ∞ ☯ △ ✺ ☪ ✡ † ♋ ♍ dara78 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    11-12-2008
    Mesajlar
    5,403
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    5
    caissaca, Bu yazdiklarim gecerli bilimsel arastirmalardir ve uygulanmaktadir da... Ben sadece var olan bu gercekleri kendimce carpitmadan derleyip toparladim dogal olarak ...
    ----------------------------------------------------------------------
    Ayrica escinsellik kendi icinde RANT bile olusturmustur... Mesela dun gazetelerde okudum; Orumcek Adam in yaraticisi ilk escinsel liseli super kahramani olusturmus bile!... Bu kahraman hem cinsel tercihini hem de super guclerini gizlemektedir de... Yozlasmis Amerikan Medyasinin bu icraati cok dusundurucudur... Bizim ulkede de cogu baskilardan gizlenmektedir... Bu baski birkere olmamalidir. Tepkimiz vardir ama uygun bir tepkide olmalidir... Hem tedavisi de var... Tedavilerine hemen baslamalilar da...

    Diger cok ilginc bir ayrinti ise; escinsel erkek ve kadinlar bu bilgi hakkinda niye yorum yapmiyorlar?... Sonucta ASIL kimliklerini gizleyeyerekte tartisabilirler... Ya boyle uye yok ya da susmaktadirlar!... Susmak bir cozum degildir... En azindan tedavi olmaya cabalayin... Toplumsal yozlasmalara karsi icin yapin... Toplumsal huzur icin...

    Yani tecavuze ugrayan bir erkek veya kiz cocuk yada yetiskin hepsinin kisiligi yaralanmis ve degismistir. Ayni sekilde, Anne Baba arasindaki rollerin degismeyisle de Escinsellige kaymis psikolojik ve tedavi edilebilir bir hastaligi ozellikle hayati yeni yeni ogrenenen cocuklarimizdan uzak tutalim... Cocuklarimiz i koruyalim da...
    "Bu maskenin altındaki et ve kemiklerden oluşan yüz, benim benliğime ait değil."
    "Bu maskenin altında etten fazlası var. Bu maskenin altında bir fikir var, ve fikirler kurşun geçirmez!"

    V

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-12-2008
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0
    Dara 78, gözünü seveyim önce yazı yazmasını öğren, sonra araştırmalara falan kalk. Birbirinden düşük cümleler, yalan yanlış her yere serpiştirilmiş üç nokta işareti, bir yığın imla hatası ile dolu tam bir anlatım bozukluğu ve en beteri eşcinsel aşk yaşamış gibi ahkam kesmeler.

    Siz homofobiklerin bastırılmış zorbalar olduğunuzu düşünüyorum. Ne yazık ki dünyayı da sizin gibi potansiyel kan dökücüler yönetiyor. Eşcinsellik yeni dünya düzeninin yutturmacasıymış: Bu ne cahillik yahu. Kapitalizm burjuva düzenidir ve eşcinselleri aşağılama hastalığını da en çok burjuva destekler. Önce aile kurumunun, sonra bütün bir düzenin zincirleme bozulacağı kuruntusuyla paracıklarından olacağını düşünür ve korkar. Bırakın yeni dünya düzenini ya da insanoğlunu; eşcinsellik doğayla yaşıttır! Bu dünya sizin dünyanız olduğu halde, sevme sevilme haklarınızla eşcinsellere nazaran bir eli yağda bir eli balda olan, bizimki gibi türlü stresler altına itilmeyen dinç ruhunuzla bol bol kitap okuyup kendinizi geliştirme imkanınız olduğu halde, yaşamadığınız birşey hakkında, sadece anlamak istediğiniz şekilde yorumlar yapıp, önyargılarla dolu bilgicikler ileri sürüp, ''körler sağırlar birbirini ağırlar'' misali mastürbasyon yapıp duruyorsunuz. ''Eşcinseller neden kendilerini anlatmıyorlar?'' diyorsunuz. Ulan şavalaklar, anlatıyoruz dinlemiyorsunuz. Hasta diye etiketlenip gönderildiğimiz bilim adamları da son 30 küsür yıldır, nihayet bizi anlıyor ve size anlatıyorlar, bunun bir kazanım olmadığını, doğuştan olduğunu, yine dinlemiyorsunuz.

    2009 yılının Ocak ayında, bütün bir insanlık tarihinin yutturmaca değer yargıları ile nasıl hep yerinde saydığını, bütün sevgisizliğin, savaşların, iktidardaki çobanlar ve koyunlarından kaynaklandığını göremiyorsunuz. Birey olamıyorsunuz. Çünkü siz kendinize bile inanmıyor, kendi ''normal'' cinselliğinizi bile yaşamıyorsunuz. Gerçek dostunuzun, para ve güç sevgisine tapan toplum, toplumunun sığ değerleri, dogmatik dinler ya da şiddet kokan, bir yığın boş gurur pompalayan saldırgan kavramlar değil de doğa olduğunu görmek istemiyorsunuz. Yazımın bir yerinde ruhlarınızın dinçliğinden bahsettim, düzeltiyorum: Sizi gidi ruhsuzlar!

    (Bütün heteroseksüelleri kastetmiyorum, kendi cinselliğini dolu dizgin yaşayan heteroseksüeller zaten eşcinsellik hakkında en delikanlı lafı ediyorlar: Yaşamadığım bir şey hakkında nasıl atıp tutarım?)
    Bu mesaj en son " 17.01.09 " tarihinde saat 12:57 itibariyle leshnick tarafından düzenlenmiştir...

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    28-12-2008
    Mesajlar
    5
    Karizma Gücü
    0
    ALBERT EINSTEIN ve HERMANN HESSE gibi dev isimler de tarihin ilk eşcinsel hak hareketini desteklemiş heterolardandır.

    Belirtmekte fayda var, aşağıdaki listede, yakın dönemde yaşamış olanlardan bazıları eşcinsel olmadıklarını, eşcinsel haklarını desteklediklerini söylemişlerdir.

    Ünlü eşcinsellerden bazıları:

    ressam filozof mimar bilim adamı heykeltıraş LEONARDO DA VINCI
    ressam filozof mimar bilim adamı heykeltıraş şair MICHELANGELO
    filozof ARISTOTALES
    filozof ERASMUS
    filozof FOUCAULT
    filozof FRANCIS BACON
    filozof PLATON (EFLATUN)
    filozof SOKRATES
    filozof SIMONE DE BEAUVOIR
    filozof VOLTAIRE
    filozof WITTGENSTEIN
    filozof SCHOPENHAUER

    bilim adamı ISAAC NEWTON
    mimar PHILIP JOHNSON
    biyolog ALFRED KINSEY
    teolog AUGUSTINE
    analitik psikolojinin kurucusu CARL JUNG

    heykeltıraş DONATELLO
    ressam CARAVAGGIO
    ressam ANDY WARHOL
    ressam FRANCIS BACON
    ressam FRIDA KAHLO
    ressam BOTICELLI
    ressam ROBERT DE NIRO
    ressam şair MAX JACOB

    besteci TCHAIKOVSKI
    besteci HAHN
    besteci SZYMANOWSKI
    besteci POULENC
    besteci JEAN BAPTISTE
    besteci BEETHOVEN
    besteci ERIK SATIE
    besteci SCHUBERT
    besteci CHOPIN
    besteci WAGNER

    şair SAPPHO
    şair FUZULİ
    şair NEDİM
    şair BAKİ
    şair ENDERUNLU FAZIL
    şair tiyatro yazarı WILLIAM SHAKESPEARE
    şair tiyatro yazarı OSCAR WILDE
    şair ASHBERY
    şair ABU NUWAS
    şair ARTHUR RIMBAUD
    şair PAUL VERLAINE
    şair ECE AYHAN
    şair CAVAFIS
    şair HAFIZ
    şair LORCA
    şair LORD BYRON
    şair HART CRANE
    şair ABDULHAK ŞİNASİ
    şair ALLEN GINSBERG
    şair ARAGON
    şair ELIZABETH BISHOP
    şair BAUDELAIRE

    tiyatro yazarı TENNESSEE WILLIAMS
    tiyatro yazarı MOLIERE
    tiyatro yazarı EURIPIDES
    tiyatro yazarı SOPHOKLES
    yazar MARCEL PROUST
    yazar GUSTAV FLAUBERT
    yazar CAMUS
    yazar VIRGINIA WOLF
    yazar GOETHE
    yazar JACK LONDON
    yazar LEO TOLSTOY
    yazar MARQUIS DE SADE
    yazar politikacı MONTAIGNE
    yazar GOGOL
    yazar MONETTE
    yazar EM FORSTER
    yazar şair filozof ressam yönetmen JEAN COCTEAU
    yazar ANDRE GIDE
    yazar CHRISTIAN ANDERSEN
    yazar JAMES JOYCE
    yazar EMILY DICKINSON
    yazar SAİT FAİK ABASIYANIK
    yazar HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR
    yazar HENRY JAMES
    yazar COLETTE
    yazar THOMAS MANN
    yazar JEAN GENET
    yazar WALT WHITMAN
    yazar TRUMAN CAPOTE
    yazar JAMES BALDWIN
    yazar GEORGE SAND
    yazar WILLIAM BURROUGHS
    yazar NEAL CASSADY
    yazar SOMERSET MAUGHAM
    yazar HERMAN MELVILLE
    yazar JULES VERNE

    shogun IEMITSU
    shogun TSUNAYOSHI
    hükümdar BÜYÜK İSKENDER
    hükümdar kral DAVUT
    hükümdar JULIUS CEASAR
    hükümdar kraliçe ANTOINETTE
    hükümdar NERON
    hükümdar KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN
    hükümdar FATİH SULTAN MEHMET
    hükümdar YILDIRIM BEYAZID
    hükümdar han AMUNALLAH
    hükümdar IOANNOVA
    hükümdar kraliçe CHRISTINA
    politikacı GEORGE WASHINGTON
    politikacı ELEANOR ROOSEVELT
    hükümdar HADRIAN
    politikacı ABRAHAM LINCOLN
    politikacı TONI ATKINS
    hümümdar FERDINAND I
    politikacı ROBESPIERRE
    hükümdar CONSTANTIN VIII
    hükümdar CONSTANTIN IX

    aktris GRETA GARBO
    aktör ANTHONY PERKINS
    aktör JAMES DEAN
    aktris JAMIE LEE CURTIS
    aktris JODIE FOSTER
    aktör JOHN TRAVOLTA
    aktör TOM SELLECK
    yönetmen PEDRO ALMODOVAR
    yönetmen PIER PAOLO PASOLINI
    aktör ROCK HUDSON
    yönetmen EISENSTEIN
    yönetmen VISCONTI
    aktör RUPERT EVERETT
    aktör CLARK GABLE
    aktris DREW BARRYMORE
    aktör JOHN MALKOVICH
    aktör MARLON BRANDO
    aktör CHARLES LAUGHTON
    aktör KEVIN SPACEY
    yönetmen GREGG ARAKI
    yönetmen FERZAN ÖZPETEK
    aktör MONTGOMERY
    aktris MARLENE DIETRICH
    aktör RUDOLPH VALENTINO
    aktris ANGELINA JOLIE
    aktris SHARON STONE
    yönetmen FASSBINDER
    aktris KELLY MCGILLIS

    şarkıcı JOAN BAEZ
    şarkıcı JANIS JOPLIN
    şarkıcı JIMI HENDRIX (askere gitmemek için rol yaptını söylemiştir)
    şarkıcı BOBBY MCFERRIN
    şarkıcı KURT COBAIN (kanıt yok, sempatizan olduğunu söylemiştir)
    şarkıcı ANNIE LENNOX
    şarkıcı DAVID BOWIE
    şarkıcı GEORGE MICHAEL
    şarkıcı DUSTY SPRINGFIELD
    şarkıcı ELTON JOHN
    şarkıcı FREDDIE MERCURY
    şarkıcı TORI AMOS
    şarkıcı YAZO
    şarkıcı JIMMY SOMERVILLE
    şarkıcı BOY GEORGE
    şarkıcı MARC ALMOND
    şarkıcı ZEKİ MÜREN
    şarkıcı TRACY CHAPMAN
    şarkıcı MELISSA ETHERIDGE
    şarkıcı KD LANG
    şarkıcı BJÖRK
    şarkıcı BILLIE JOE ARMSTRONG
    şarkıcı MARILYN MANSON
    şarkıcı LOU REED
    şarkıcı TANITA TIKARAM
    şarkıcı ALISON MOYET
    şarkıcı SUZANNE VEGA
    şarkıcı PETER MURPHY
    şarkıcı WHITNEY HOUSTON
    şarkıcı MORRISSEY
    şarkıcı GARY BURTON
    şarkıcı SINEAD O’CONNOR
    şarkıcı NENEH CHERRY
    şarkıcı GRACE JONES
    şarkıcı CHARLES AZNAVOUR
    şarkıcı DARYL HALL
    şarkıcı KATE BUSH
    şarkıcı DEE LITE
    şarkıcı LITTLE RICHARD
    şarkıcı IGGY POP
    şarkıcı JUDAS PRIEST
    şarkıcı FRANK SINATRA
    şarkıcı TOM WAITS
    şarkıcı BECK
    müzik grubu RED HOT CHILI PEPPERS
    müzik grubu SPIN DOCTORS
    müzik grubu ARCADE FIRE
    müzik grubu AUDIOSLAVE
    müzik grubu U2
    müzik grubu DEPECHE MODE
    müzik grubu BERLIN
    müzik grubu PET SHOP BOYS
    müzik grubu THE CURE
    müzik grubu PLACEBO
    müzik grubu VILLAGE PEOPLE
    müzik grubu HOT CHOCOLATE
    müzik grubu REM
    müzik grubu HUMAN LEAGUE
    müzik grubu ERASURE
    müzik grubu FRANKIE GOES TO HOLLYWOOD
    müzik grubu BEAUTIFUL SOUTH
    müzik grubu INDIGO GIRLS
    müzik grubu SCISSOR SISTERS
    müzik grubu ARMY OF LOVERS
    müzik grubu THE ROLLING STONES
    müzik grubu METALLICA
    müzik grubu THE B-52’S
    müzik grubu THE DOORS

    maceraperest GIOVANNI CASANOVA
    maceraperest THOMAS EDWARD ARAB LAWRENCE

    modacı RALPH LAUREN
    modacı GIANNI VERSACE
    modacı GIORGIO ARMANI
    modacı JEAN PAUL GAULTIER
    modacı YVES SAINT LAURENT
    modacılar DOLCE and GABBANA
    modacı CALVIN KLEIN
    modacı RUDOLPH VALENTINO

    pop yıldızı DARREN HAYES
    pop yıldızı MADONNA
    pop yıldızı PINK
    pop yıldızı SAMANTHA FOX
    pop yıldızı ROBERT ARNOLD
    pop yıldızı SOPHIE B HAWKINS
    pop yıldızı RICKY MARTIN
    pop yıldızı JAY Z
    pop yıldızı BARRY MANILOW
    pop yıldızı WILSON PHILLIPS

    the beatles’ın menajeri BRIAN EPSTEIN
    fbi’in kurucusu EDGAR HOOVER
    hemşire FLORENCE NIGHTINGALE
    tenisçi NAVRATILOVA
    Madonna’nın kardeşi sanat yönetmeni CHRISTOPHER CICCONE
    balet NIJINSKY
    rahip RASPUTIN
    gezgin VASCO DA GAMA
    gezgin MAGELLAN
    Bu mesaj en son " 17.01.09 " tarihinde saat 13:24 itibariyle leshnick tarafından düzenlenmiştir...

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    16-01-2009
    Mesajlar
    33
    Karizma Gücü
    0
    1- Çevre kirliliği cinsel tercihi değiştirmekte ciddi etkisi kanıtlandı.


    bu ne ya,şaka mı?
    Çevre kirliliği insanları sapık mı yapıyor muş
    Sözde bilimsel yazıyorsunuz,bu ne saçmalıktır böyle
    Avrupa ülkeleri ve abd de gay lerin yaygın oluşu batıda ki çevre kirliliğinden mi?



    Allah insanı ERKEK ve DİŞİDEN yaratmıştır.Bazı hastalıklar olabilir erkenden ameliyat olunuyor

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Eşcinsellik...
    Ben-Sen-O & Kim? bölümünde DJ_akRAP tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 17.05.09, 16:10

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •