• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
4 sonuçtan 1 --- 4 arası gösteriliyor
  1. #1
    *I*lin* adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-04-2005
    Mesajlar
    4,771
    Karizma Gücü
    8

    Eşcinsellik 2

    Yıllar ve yıllar önce, en yakın arkadaşımın eşcinsel olduğunu, bundan da öte bana aşık olduğunu öğrendim..

    İsmini veremem. Sadece ilişkinin nasıl geliştiğini ve nasıl sonuçlandığını anlatacağım. 20 seneden fazla süren beraberliğimiz sonucu, eşcinselliğin sadece basit bir ten zevki olmadığını, hayat görüşlerini de derinlemesine etkilediğini, eşcinsellerin asla standart bir erkek gibi düşünemediklerini farkettim.

    Ortaokulda tanıştık. C isminde son derece duygusal bir çocuktu. Sınıfa intibak etmeye çalıştığımız ilk günlerde, basit bir mevzu yüzünden kavga ettik. Bir kaç gün sonra barıştık ve arkadaş olduk. Derslerimiz pek parlak değildi. (Hoş, o çağlarda kimin aklı derste olur ki ?)

    Standart dersleri hiç sevmiyordum. Hatta nefret ediyordum. Felsefeye merak salmıştım. Elime "Türkiye'de ruhçu ve maddeci görüşün mücadelesi" isimli bir kitap geçmişti. Yazılanları anlamaya çalışıyor, sık sık geri dönüşler yaparak dikkatle okuyordum. (Benim için hala bir başucu kitabıdır.)

    C ise benim gibi değildi. Çok sorunluydu. Babası, derici dükkanı olan başarılı bir esnaftı. Annesi ise, normalin çok ötesinde çocuğun üstüne düşüyordu. Her fırsatta okula gelir, C'ye iyi davranılması için öğretmenlerle tartışırdı.

    C, duygusal açıdan gelişmemişti, gelişemiyordu. Daha doğrusu, hayatla uyum sağlıyamıyordu. Ben, sigara paketlerini toplayıp içlerindeki kalayı satarak fazladan 3-5 kuruş kazanmaya çalışırken, C önüne gelen her kıza aşık olur, uzun ve bayıltıcı şiirler yazardı. Nedendir bilmiyorum, kendinden çok büyük kadınlara aşık oluyordu, veya, aşık olduğunu zannediyordu.

    Lisede yollarımız ayrıldı. Fakat evlerimiz çok yakın olduğu için, hafta sonları görüşebiliyorduk. Ben elektrik ve elektroniğin dünyasını seçerken, C ticaret meslek lisesine yazılmıştı.

    Erginliğe eriştiğimizde elbette ağırlıklı olarak cinsel konularda konuşurduk. Kızlar, erotik dergiler, birleşme usülleri.

    İçten içe rahatsızlık duymaya başlamıştım. C, cinsel konulardan gereğinden fazla söz ediyor, üstüne basa basa erkekliğini vurguluyordu. Ben siyaset, sanat, düşünce tarihi gibi konulara ne zaman girsem, dinler gibi yapıyor, bir süre sonra yeniden komşu kızını, bir akrabasının kızını vs anlatmaya başlıyordu.

    Yeri gelmişken belirtmem gerekir. Seks benim için hiçbir zaman birinci derecede öncelikli olmadı. Güzel ve heyecanlı taraflarını kabul ederim, ama hayatı sadece sekse indirgeyenlere çok acırım. Hayatın çılgın, olağanüstü derecede çekici ve araştırılmaya değer binlerce yüzü var.

    Liseden sonra, apar topar yurtdışına çıktım. 80 ihtilalinin fırtınalı günleriydi. Beşi bir yerde cellatlar ahkam kesiyor, öğretim görevlilerini esas duruşa geçiriyorlardı. Militarizmden nefret ediyordum. O gün bu gündür pek çok konuda fikrimi değiştirmeme rağmen, bu konuda ateşli bir muhalifimdir. Sertlik yanlısı insanlarda, derin çelişkiler ve yetersizlikler olduğuna inanırım. Kaba kuvvet ve şiddet hayranlığı, sadece asker meraklılarında değil, toplumun her sınıfında görülebilir.

    1980-1983 yılları arasında, yurtdışında çılgıncasına bir hayat yaşadım. Asla pişman değilim ve suçluluk duymuyorum. Bu hayatı yaşamamı sağlayan yüce tanrıya şükürler olsun. Pek çok zevki tattım ve artık özlemini çekmiyorum.

    Ahlak yargılarının toplumlara göre nasıl değişebileceğini yaşayarak öğreniyordum. Hollandalı bir kızla tanışmıştım. Uzun bir süre aynı evde yaşadık. Ben ve Suraya, K ve Johanna'yı alır sabahlara kadar kafeleri gezerdik. Kanala yakın, eski bir evde küçücük bir daireyi kiralamıştık. Suraya'nın ailesi, kızları ile birlikte olduğumu bilirlerdi. Arasıra onlara yemeğe giderdim. Çok tonton bir büyükannesi vardı. Bana viskili kek pişirir, elleri ile yedirirdi.

    Her neyse ... yüzlerce hatıra ... yüzlerce nöron bombardımanı.

    **

    1985 yılında, ülkeme döndükten sonra, İstanbul'da C'ye tekrar rastladım. Daha doğrusu o beni aradı. Döndüğümü öğrenmişti. Bekar olarak tek başıma yaşıyordum. Bir akşam, C'yi felekten bir gece çalmak için eve davet ettim. Bir kaç arkadaşı daha çağırdım.

    C, yanında bir ud ile geldi. Enstrümanı gerçekten muhteşem çalıyordu. İçki masasında kah eskilerden konuşarak, kah planlarımızı anlatarak saatler geçirdik. Diğer arkadaşlar gidince başbaşa kaldık. Sonunda C, cinsel maceralarını anlatmaya başladı. İçkinin tesirindeydim, fakat konuşmaları takip edebiliyordum.

    C, yalan söylüyordu. Anlattıkları tamamen düzmeceydi. İçimden, "bu adam bu yaşa kadar kimseyle birlikte olmadı mı" diye düşünmeye başlamıştım. Bana resmen üçüncü sınıf genelev hikayeleri anlatıyordu ve içtenlikten uzaktı. Yutmuş gibi göründüm.

    Fırsat buldukça görüşüyorduk. Bilardo oynuyor, çay bahçesinde sohbet ediyorduk. O günlerden birinde C, beni ne kadar çok sevdiğini söyleyip öptü..

    Kafam karışmıştı. Doğrudan dudaktan öpmemişti, fakat çok yakındı.Birden her şeyi anladım. Tek bir anda anladım. C ile hiçbir zaman, evet hiçbir zaman, sağlıklı iki erkek arkadaş ilişkimiz olmamıştı. Çünkü C, erkeklerin dünyasından uzak kalmayı tercih ediyor ve karmaşık bir hayal dünyasının içinde yaşıyordu. Futbolu sevmezdi. Film izlemeyi sevmezdi. Erkek çocukları için doğal olan tüm aktivitelerden uzak yaşardı. Bildiği iki şey vardı: Ud çalmak ve kadınlardan bahsetmek. Ama, sadece "bahsetmek".
    Hepsi bu kadar.

    - Ne istiyorsun ?, diye sordum. Cevapladı.
    - Hiç. Biz arkadaş değil miyiz ?
    - Tamam. Arkadaşız.

    Ama, her şeyi, söylenmeyenler, geride kalanlar açığa vuruyordu. İkimiz de sıkılmış ve utanmıştık.

    Eve gittim. Bir kaç gün sonra C'yi telefonla aradım ve nişanlandığımı söyledim. Bu onunla son konuşmam oldu.

    C'nin psikolojisini tam olarak halen anlayabilmiş değilim. Bana neden erkekliğini bu kadar vurguluyordu ? Ne anlatmaya çalışıyordu ? Eğer bir ilişkiye girseydik, benden hangi rolü oynamamı isteyecekti. Bilemiyorum.

    İşin daha da tuhaf yanı, birlikte olduğumuz onca yıl içinde nasıl bu durumun farkına varamamıştım ? Bir insan, isteklerini bunca derine itebilir miydi ?

    ***

    Yaklaşık 10 yıl sonra gerçeği -kısmen- öğrendim. C, okuldan sonra hiçbir iş bulamamış, babasının dükkanında da rahat edememişti. O yıllarda ud çalmaya başlamış ve sanat camiasında belli bir yer edinmişti. Tahmin ediyorum, o camia içinde belli aralıklarla eşcinsel ilişkiler yaşamıştı. Fakat yine de istediği bu değildi. Muhtemelen hoyrat davranmışlardı. Belirttiğim gibi, C aşırı duygusaldı, saplantılı denecek kadar duygusaldı ve hep geçmişte yaşıyordu. Lütfen bu noktaya dikkat edin: Sürekli olarak geçmişte yaşıyordu. Her şeyin eskisi gibi olmasını, eskiden okuduğumuz kitapların yeniden güncel olmasını vs arzuluyordu.

    Cinsel açıdan beklediklerini bulamayınca, beni arzulamaya başlamıştı ve bunu anlatmaya çalışıyordu satır aralarında. Galiba, onun için bir tür obje haline gelmiştim. Zavallı C'nin anlayamadığı şey, insanların basit birer obje olmadığıydı. Tek istediği, bu tuhaf yolla, yeniden çocukluğuna mı dönmekti acaba ?

    ***

    Aramızda eşcinseller olabilir. Ben tüm eşcinsellerin saplantılı olduğunu savunmuyorum. Sadece cinsel tercih değişikliklerinde, belli bir zaman diliminin, bir insanın, bir organ parçasının obje haline gelebileceğini anlatmaya çalışıyorum. Carl Gustav Jung, "Analitik Psikoloji" isimli eserinde, objeye yönelik arzu üzerinde ısrarla durur. Güzel bir kitaptır, tavsiye ederim. Cinsellik ve şiddet ilişkilerini merak edenler için, Dr Eric Fromm tarafından yazılan "İnsandaki yıkıcılığın kökenlerini" (Payel Yayınları) önereceğim. Kitabın içinde, sizi dehşete düşürecek örnekler bulunur.

    Şeyleri "obje" olarak görmek, faşizmin de doğasında vardır. İdeal bir faşist tarafından, diğer canlılar, istediği gibi yönetebileceği objeler olarak algılanır. Son derece tehlikeli ve yıkıma yönelik bir çarpıklıktır.

    Eşcinselliğin belli türlerinde, fetişizimde, nekrofilizmde ve şiddete yönelik uygulamalarda mutlak surette, doyurulamayan güdünün, bir şekilde objeye yöneldiğini göreceksiniz. Köylük yerlerde çok rastlanan hayvanlarla ilişki de bu kategoriye girmekte. Heteroseksüel ilişkiyi çok fazla bastırdığımızda, (namus belası) ne tür kötülüklere yol açıyoruz acaba ? Bence bu soruyu, en çok müslüman bilim adamları ele almalı. Bazı İslam ülkelerinde (mesela Fas) çocuklar bizzat aileleri tarafından, kadın rolü oynayacak şekilde pazarlanabiliyor.

    ***

    Oscar Wilde'nin hayat öyküsünde olduğu gibi, duygusal yaklaşımlar, erkekler dünyasında sık rastlanan bir durumdur. Ben kimseyi rencide etmemek için kendi hayatımdan bir örnek sundum.

    Balzac, "Eğlendirici Öyküler" kitabında, Fransa sarayında erkekler arasındaki duygusal ilişkileri ustalıkla ele almıştır. Okumanızı hararetle tavsiye ederim.

    ***

    Bu konular, beni ister istemez, düşünmeye zorluyor. Soru çok basit ve cevabı aynı oranda zor:

    Normal nedir ?

    Yine, kısmet olursa, normalden sapmaları ustalıkla işleyen bir bilimcimizden alıntılar yapacağım: Prof. Dr. Engin Geçtan. "Psikodinamik Psikiyatri ve Normaldışı Davranışlar."

    Levent Erturk

  2. #2
    Herdaim UNdocab adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-01-2005
    Mesajlar
    2,141
    Karizma Gücü
    0
    Bunu hormonal ve beraberinde psikolojik bozukluk olarak görüyorum.
    Mesela bir şiddet hastasıda kendince haklıdır. Ama normal olarak değildir ondada davranış sorunları belkide ondada hormonal sorunlar vardır.
    "Bu şekilde kabul" bence doktorların yapacağı bir hatadır. Gerekli tedavi uygulanabilir.

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    17-05-2009
    Mesajlar
    7
    Karizma Gücü
    0

    Evrensel bilinç, benlik-bencillik bilincinden üstündür

    1897'de, eşcinsellerin ilk insanlık hakları organizasyonu Bilimsel Hümanite Komitesi (The Scientific Committee) kurulmuştur. Komitenin üç amacı vardır: Prusya ceza yasasının 175. ayrımcı paragrafına itiraz etmek, kamuoyunu eşcinsellik konusunda bilinçlendirmek ve kendilerini ifade edebilmeleri konusunda eşcinselleri yüreklendirmek... Organizasyonu destekleyen dilekçede, Albert Einstein, Leo Tolstoy, Emile Zola, Hermann Hesse ve Thomas Mann'ın da bulunduğu pek çok dahi ve 6 binden fazla önemli kişinin imzası bulunmaktadır.

    Sağlık alanı, her insanın kendini bağlı hissettiği toplumsal ön yargılar ile fikirlerini beyan edebileceği bir alan değildir. Bütün kültürlere, ırklara, din-ahlak anlayışlarına, bütün ülkelere eşit mesafede duran Dünya Sağlık Örgütü dini inanç, dil, ırk, toplumsal sınıf veya politik görüş farkı gözetmeksizin insan hayatı ve sağlığını korumak, insan varoluşunun saygı görmesini sağlamak, insanların acı çekmesini önlemek ve acılarını dindirmek amacında faaliyet gösteren uluslararası bir insani harekettir.

    Sadece Türkiye'de değil, tüm dünyanın haber kanallarında, konu sağlık olunca Dünya Sağlık Örgütü'nün adını sık sık duyarız. Bu örgütü ciddiye almayan bilim adamı hangi akla hizmet ettiği belirsiz, evrensel bilinçten sapmış, kendi kültürel benlik-bencillik bilincine saplanıp kalmış, çağ-dışı ve izole biri olarak kıtaları yeniden keşfetmeye çalışıyordur.

    Dünya sağlık örgütüne Mayıs 2000 itibariyle 191 ülke üyedir.

    19-22 Temmuz 1946 tarihlerinde New York’ta düzenlenen Uluslararası Sağlık Konferansı’nda 51 ülkenin temsilcisi ile Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), OIHP (Merkezi Paris’te bulunan Uluslararası Halk Sağlığı Bürosu), PAHO, Kızılhaç, Dünya İşçi Sendikaları Federasyonu ve sivil kuruluş temsilcileri Dünya Sağlık Örgütü anayasasını oluşturmuşlardır.

    DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜNÜN GÖREVLERİ:

    Sağlık alanında uluslararası nitelik taşıyan çalışmalarda yönetici ve koordinatör makam sıfatıyla hareket etmek. BM, İhtisas Kuruluşları, sağlık idareleri, meslek grupları ve keza uygun görülecek diğer örgütlerle fiili bir işbirliği kurmak ve sürdürmek. Hükümetlere, istek üzerine, sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi için yardım yapmak. Uygun teknik yardım yapmak ve acil durumlarda, hükümetlerin istekleri ya da kabulleri ile gereken yardımı yapmak. BM’in isteği üzerine, manda altındaki ülkeler halkı gibi özelliği olan topluluklara sağlık hizmetleri götürmek ve acil yardımlar yapmak ya da bunların sağlanmasına yardım etmek. Epidemiyoloji ve istatistik hizmetleri de dahil olmak üzere gerekli görülecek idari ve teknik hizmetleri kurmak ve sürdürmek. Epidemik, andemik vb. hastalıkların ortadan kaldırılması yolundaki çalışmaları teşvik etmek ve geliştirmek. Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile işbirliği yaparak kazalardan doğan zararları önleyebilecek önlemlerin alınmasını teşvik etmek. Gerektiğinde diğer İhtisas Kuruluşları ile işbirliği yaparak, beslenme, mesken, eğlence, ekonomik ve çalışma koşullarının ve çevre sağlığı ile ilgili diğer bütün unsurların iyileştirilmesini kolaylaştırmak. Sağlığın geliştirilmesine katkıda bulunan bilim ve meslek grupları arasında işbirliğini kolaylaştırmak. Uluslararası sağlık sorunlarına ilişkin sözleşmeler, anlaşmalar ve tüzükler teklif etmek, tavsiyelerde bulunmak ve bunlardan dolayı Örgüt’e düşebilecek ve amacına uygun görevleri yerine getirmek. Ana ve çocuk sağlığı ve refahı lehindeki hareketleri geliştirmek, ana ve çocuğun tam bir değişme halinde bulunan bir çevre ile uyumlu halde yaşamaya olan kaabiliyetlerini arttırmak. Ruh sağlığı alanında özellikle insanlar arasında uyumlu ilişkilerin kurulmasına ilişkin her türlü faaliyetleri kolaylaştırmak. Sağlık alanında araştırmaları teşvik ve rehberlik etmek. Sağlık, tıp ve yardımcı personelin öğretim ve yetiştirilme normlarının iyileştirilmesini kolaylaştırmak. Gerekirse diğer ihtisas kuruluşları ile işbirliği yaparak kamu sağlığı, hastane hizmetleriyle sosyal güvenlik de dahil koruyucu ve tedavi edici tıbbi bakıma ilişkin idari ve sosyal teknikleri incelemek ve tanıtmak. Sağlık alanında her türlü bilgi sağlamak, tavsiyelerde bulunmak ve yardımlar yapmak. Sağlık bakımından aydınlatılmış bir kamuoyu oluşumuna yardım etmek. Hastalıkların, ölüm nedenlerinin kamu sağlığı uygulama metodlarının uluslararası nomanklatürlerini tayin etmek ve ihtiyaca göre yeniden gözden geçirmek. Teşhis yöntemlerini gerektiği kadar standart hale getirmek. Yiyeceklere, biyolojik, farmasötik ve benzeri ürünlere ilişkin uluslararası normlar geliştirmek, kurmak ve bunların kabülünü teşvik etmek. Genel olarak Örgüt’ün amacına ulaşmak için gereken her önlemi almak...

    Örgütün önemini idrak edebildiysek, eşcinsel değilsek ve yaşamadığımız bir konuda (ki doğaldır) empati kuramıyorsak, dünya sağlık örgütünün 1990 yılında eşcinselliği sapkınlık ya da hastalık listesinden çıkardığını hatırlayalım. Çocuklarımıza ve kendimize hayatı zehir etmeyelim. Özgürlük ve adalet, gelişmenin olmazsa olmazlarıdır. Birbirimizi değil ayrımcılığı dışlayalım. Sadece eşcinsellere değil, onların yakınlarına da işkence etmeyelim.

    Şair demiş diyeceğini:

    ''Dağlar, ırmaklar, ağaçlar ve yapraklar, bitki kökleri ve çiçekler, doğadaki tüm oluşumlar doğuştan içimize yerleştirilmiştir, ruhumuzun tözü, ruhumuzun cevheri sonsuzluktur, bizler tanımayız, bilmeyiz bu tözü; ama o istesek te istemesek te sevginin gücü olarak sesini duyurur.''


  4. #4
    Atatürk EvRiMSeL adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2009
    Mesajlar
    7,664
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    4
    C ticaret meslek lisesine
    sonrasını okumadım

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Eşcinsellik...
    Ben-Sen-O & Kim? bölümünde DJ_akRAP tarafından açılmış
    Yanıt: 15
    Son Mesaj: 17.05.09, 16:10

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •