• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
29 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    vardar052 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-10-2005
    Mesajlar
    561
    Karizma Gücü
    0

    Allah'a inanmayanlara İmam-ı Azamn'dan Müthiş cevaplar

    Üç kişi İmam Azam Hazretleri’ne birer soru sordular. Büyük imam hepsine birbirinden güzel cevaplar verdi:

    1- Bize Allah’ı gösterebilir misin?

    2- Cehennem ateş olduğuna göre, ateşten yaratılan cinler ve şeytanlar orada nasıl azap göreceklerdir?

    3- Hem kaza ve kadere inanmamızı istiyorsun, hem de insanın iradesinden bahsediyorsun. Halbuki insan her şeyi mecburen yapar, kendi iradesi yoktur?

    Bu soruları alan büyük imam, eline aldığı bir avuç toprağı soranların yüzlerine attı. Üçü de bu davranışa tepki gösterdiler. İmam-ı Azam bunun üzerine şöyle dedi: “Allah’ı göremediği için inkar etmeye çalışan adam! Toprağın yüzünde meydana getirdiği acıyı görebildin mi? Daha yüzündeki acıyı göremezken Allah’ı göremediğin için nasıl inkar edersin? Ya sen ikinci sorunun sahibi! Bildiğin gibi insan topraktan yaratılmıştır. Ama bu bir avuç toprak senin yüzünü acıtmaya yetti. Demek ki cehennemin ateşi de ateşten yaratılan varlıkları yakabilir. İnsanın iradesini inkar eden adam! Madem benim iradem yok, ne diye yüzüne attığım toprak için benden şikayetçi oluyorsun?”

    Aldıkları bu cevaplar karşısında şaşkına dönen adamlar ne diyeceklerini bilemeden oradan uzaklaştılar.

    ailem dergisi..

  2. #2
    burakyesilcay adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    18-09-2005
    Mesajlar
    1,153
    Karizma Gücü
    0
    Evet. güzel bir yazı
    TürkYaşam Tavsiyesi: Görüşlerinden Dolayı Karşı Tarafı Damgalayan Öküzlerden İnsanlık Namına Uzak Durun...

    Alıntı M. Fetullah Gülen tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Yeryüzünde Müslümanın Saçı-Sakalı ile Uğraşıyorlar, Benim Şerefimle Uğraşmışlar Çok mu?..
    Zamanında Yöremize Halkı İrşad İçin Gelen Ancak Dilediğini Yapamayan Alimin Sözleri: "Ben Körler Çarşısında Ayna Satmışım, Keller Pazarında Tarak Satmışım" Nice Körler Varda, Bakar Kör


    Yüzyılın Sorusu Karga Hristiyan mı Müslüman mı? Cevabı 2 Ay Sonra

  3. #3
    Misafir _Marx_ adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    25-03-2006
    Mesajlar
    980
    Karizma Gücü
    0
    Verilmişti sanırım...

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Konu çok saçma olduğundan kanuya cevabı fıkra ile verdik.

    Temel Reis'in dağ yollarında yürürken canı, durup yandaki derin uçurumlara şöyle bir bakmak istemiş.
    Ve yol kıyısından tam aşağıdaki derinliklere bakmak isterken de, ayağı kayıp, dik yamaçlardan yuvarlanmaya başlamış uçuruma.
    Aman zaman, zor bela tutunmuş bir ağaç dalına ve başlamış bağırmaya:
    - Ha orada penu kurtaracak piru yok midur...
    ***
    Temel Reis, kendisini kurtaracak birini bulmak için, bağırıp çağırıyor, ama sesi sadece yankılanmaktan ibaret kalıyormuş.
    Derken tutunduğu dal da kırılıvermiş ve yine başlamış uçurumun dibindeki kayalıklara doğru yuvarlanmaya.
    Neyse, çarpıkça çıkmış bir ağacın gövdesine tutunmuş bu kez de. Avazı çıktığı kadar bağırıyormuş Temel:
    - Ha yok midur penu kurtaracak piru orada...
    Bir ses:
    - Vardır, demiş; ben Tanrı'yım, şimdi seni kurtaracağım; çünkü sen benim en sevdiğim kullarımdansın. Bırak kendini, düş aşağıya da, hemen alayım seni cennetime...Temel, önce şöyle bir dinlemiş, sonra yine başlamış bağırmaya:
    - Ha, orada paşka piru daha yok midur...
    ***
    Başbakan Tayyip Bey'in de inancına göre, başı darda olanları kurtaracak en yüce güç, elbet de Tanrı...
    Ne var ki, başı darda olanlarla, yüreği yananlar da biliyor bunu, ama yine de bağırmaya çalışıyorlar:
    - Ha orada, başka piru daha yok midur?

    Var var da işte Allah ama sonunda onuda beğenmiyorlarki.

    Ey bunca zamandır bize te’dip eden Allah
    Ey alemi İslamı ezen, inleten Allah,
    Bizler ki senin va’di ilahine inandık
    Bizler ki binüç bu kadar yıl seni andık
    Bizler ki beşer bir sürü ma’buda taparken
    Yıktık o zaman şirki, devirdik ebediyyen
    Bizler ki birer hamlede evhamı bitirdik
    Mabedlere ma’budu hakikiye getirdik
    Bizler ki senin ismini dünyaya tanıttık
    Gördükse mükafatını, Ya Rab, yeter artık
    Çektirmediğin hangi alem, hangi ezadır
    Her anı hayatın bize bir ruz-u cezadır.

    Nur istiyoruz sen bize yangın veriyorsun
    Yandık diyoruz, boğmaya kan gönderiyorsun.

    Mehmet Akif’in ağıtı bununla da bitmiyor. Diyor ki, hep bugüne kadar Müslümanlar yandı, şimdi de biraz Hristiyanlar yansın.

    Madem ki, ey ilahi yakacaktın
    Yaksaydın a melunları, tuttun bizi yaktın.


    İşte böyle yazıyor ünlü şair Mehmet Akif..

    Mehmet akif bile beğenmemiş Allahı.

  5. #5
    title=
    Kayıt Tarihi
    22-07-2004
    Mesajlar
    7,476
    Karizma Gücü
    0
    Birde bunun böyle bir versiyonu var!..

    Genç bir delikanlı senelerce yurt dışında
    okuduktan sonra vatanına
    ateist olarak geri döner. Üç sorusuna hiç
    kimse cevap veremediğinden dolayı
    canı gayet sıkıntılıdır. Ebeveyni
    oğullarına yardım etmek niyetiyle büyük
    ilim sahibi olan köyün hocasına
    götürürler. Hoca ve delikanlının arasında
    geçen dialog şöyle devam eder.

    Delikanlı: Kimsin sen? Sorularıma
    cevap verebilecek misin?
    Hoca: Allah'ın bir kuluyum ve

    Onun izniyle sorularına cevap
    verebileceğim.

    Delikanlı: Emin misin? Proferserler
    bile cevap veremedi bana.
    Hoca: Allah'ın izniyle cevap vermeye çalışırım

    Delikanlı: 3 sorum var
    1. Allah yaşıyor mu? öyle ise,
    şeklini bana göster
    2. Takdir (kader) nedir?
    3. Eğer şeytan ateşten yaratıldıysa
    neden cehenneme yollanıyor, cehennemde
    ateş dolu değil mi? Ateş ateşi nasıl
    yaksın. Tanrı bunu düşünemedi mi?


    Bu arada, aniden bizim hocamız
    delikanlının başı üzerinde bir saksı
    kırar.

    Delikanlı canı yana yana sorar; Neden
    sinirlendin ki?
    Hoca: Sinirlenmedim. Bu benim üç
    soruna bir cevabım der.

    Delikanlı: Hiç birşey anlamadım.
    Hoca: Nasıl hissetin kendini saksıyı
    başında kırınca

    Delikanlı: Tabii ki, fena bir acı hissettim.
    Hoca: Yani, acının varlığına inanıyor musun?

    Delikanlı:
    Evet

    Hoca: Bana bu acının şeklini göster ozaman!

    Delikanlı: Gösteremem.

    Hoca: Bu benim ilk cevabım. Herkes
    Allah'ın varlığını hisseder ama
    Allah'ı göremez.

    Hoca: Dün gece rüyanda benim
    başında saksı kırdığımı gördün mü?
    Delikanlı: Hayır.

    Hoca: Bugün böyle birşey ile
    karşılaşacağını hiç düşündün mü?
    aklından geçti mi?

    Delikanlı: Hayır

    Hoca: Bu işte takdir dir (kader)

    Hoca: Biz neyden yaratıldık?
    topraktan yaratılmış değil miyiz ?
    Delikanlı: Evet böyle denir.
    Hoca: E o zaman ? Saksıda topraktan
    yapılmadı mı? Allah isterse ateşten
    yaratılan şeytanı ateşin içinde
    cezalandıramaz mı?
    Benim bu palavralara ise cevabım şu;
    Çok hede bir hikaye olmuş..
    Hoca konuşmuş, ateist susmuş..
    Şimdi başka biri bunu coverlasa bu sefer hoca sus-pus olur..

    Mesela acı olayı saçma..
    Acının şeklini gösteremez ama varlını hissetmiş bu da ona yeter..
    Ama zaten o ateist Allah ın varlığını da bilmiyor ki..
    İstediği o zaten..

    Kader olayınıda saçma sapan betimlemişler..
    Şimdi olur ya çocuk rüyasında saksı gördü diyelim peki o zaman ne olcak..

    Yani ben sadece bu hikaye için konuşuyorum..
    Anca sorgulamayan uyuşuk beyinleri kandıracak bir hikaye olmuş..
    Bu hikayeye gelip aaa süper, aa olağanüstü demek biraz komik geliyor bana..
    KAPALI

  6. #6

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Kuran tanrı sözümü ?.

    (38-39) Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,

    (HÂKKA suresi 40. ayet) (Resmi:69/İniş:78/Alfabetik:34)
    إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
    Okunuş : İnnehu lekavlu resulin keriymin.
    Diyanet Açıklamalı Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür."Bak kimin sözü imiş. Şerefli Elçinin )
    Diyanet Vakfı Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
    Elmalılı Orijinal O hiç şübhesiz kerîm bir Resulün getirdiği sözdür
    Elmalılı Sade. 1 O (Kur'an), hiç şüphesiz şanlı bir peygamberin getirdiği sözdür.

    Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz



    (15-16) Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun

    (17)yöneldiği zaman o geceye,

    (18)nefeslendiği zaman o sabaha ki,

    (TEKVÎR suresi 19. ayet) (Resmi:81/İniş:7/Alfabetik:103)
    إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

    Okunuş İnnehu lekalu resulin keriymin.

    Diyanet Açıklamalı O (Kur'an), şüphesiz değerli,bir elçinin getirdiği sözdür.
    Diyanet Vakfı (19-20) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin getirdiği sözdür.
    Elmalılı Orijinal muhakkak o (Kur'an)i kerîm bir Resulün getirdiği kelâmdır
    Elmalılı Sade. 1 muhakkak o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür.
    Elmalılı Sade. 2 Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür.

    (21-22) Orada kendisine itaat olunmuş bir emîndir. Ve sizin sahibiniz bir mecnûn değildir. ( Kim bu bizim sahibimiz. Mecnun olmayan . Muhammetmi , Allahmı? Hangisini kasdediyor. )

    Muhammedin masallarını ciddiye alırsan öyle saksı ve toprak atma hiyesinede inanırsın. Ve güzel bir izahmış gibi gelir. Çünki Aklın kiradadır.

  7. #7
    abdullahbirisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    1,775
    Karizma Gücü
    7
    38, 39, 40. Görebildiklerinize ve göremediklerinize yemin ederim ki, o (Kur'an), hiç şüphesiz çok şerefli bir elçinin (Allah'dan alıp tebliğ ettiği) sözüdür


    İlgili ayetin tefsiri(Elmalı tefsiri programı)
    40. "Şüphesiz Kur'ân, kerim bir Peygamberi'n getirdiği sözdür." Şundan gâfil olmamak gerekir ki: "Burada bu yeminde pozitivizmin en önemli bir hatasına dikkat çekilmektedir. Zira yalanlama ve inkâr etmenin başlıca iki kaynağı vardır:

    Birisi: Sofestaîlik, safsatacılıktır ki, bunlar gördüklerini de yalanlarlar. Kendine de inanmaz, inatçıdırlar. Bakara sûresinin başında da geçtiği üzere bunlara hitap edilemez. Bunlara bir şey söylemenin hiçbir yararı olmaz, başlarını taşa çarpaçak bir iş gerektir bunlar için. Bununla beraber böylelerine de "sakın, başına taş düşecek" denilsin de, dinlemezlerse bırak bütün hasret başlarında kalsın.

    Birisi de pozitivistlik, yani fazla müsbetçilik bağnazlığıdır ki bunlar da gördüklerine inanır, görmediklerini yalanlarlar. Gerçi hataya düşmemek için müsbet yürümek iyidir. Görünür görünmez tehlikelerden korunmak için gerekli olan son yol da budur. Fakat hayattan maksat gördüklerine saplanıp da durmak değil, yürümek, hatalardan tehlikelerden korunarak hak murada, esenliğe ermektir. Bu gaye ise görünen tarafta değil, görünmeyen taraftadır. Asıl tehlikeler görünen yönden değil, görünmeyen yönden gelecek olanlardır. Onun için hep kanıtlanmış ve kanıtlanacak başka gerçek yokmuş gibi hep görünene saplanıp da ondan ilersini büsbütün yok sayıp inkâr etmek müsbetçilik değil, aynı sofestaiyenin yani safsatacıların yaptığı gibi olumsuz bir körlük ve inatçılıktan ibaret büyük bir hatadır ki kendi bildiklerinden başka ilim yok sayan, îman sınırına yaklaşmak istemeyen kuru akılcı rasyonalistlerle mahdut tecrübeci pozitivist (olgucu)ler hep böyle inkâr etmeyi, yok saymayı isbat zannederek haberlere, olağanüstü şeylere inanmamış, akıl ve tecrübelerinin ötesindeki gerçeğin ateşine

    yanıp gitmişlerdir. Evet Mülk Sûresi'nde de geçtiği üzere bakıp görmek ve denemek insan için, ilim için en yakın yoldur. Fakat deney bize gösteriyor ki gerçek, bizim gördüklerimizden ve kavrayabildiklerimizden ibaret değildir. Gördüklerimizi, denediklerimizi ispat ederken, görmediklerimizi, kavrayamadıklarımızı, yetişemediklerimizi kabul etmeyip inkâra kalkışmak deneycilik değil, ne aklın ne de tecrübenin onayından geçmeyen bir olumsuzluktur. Hiçbir bakış, hiçbir gözlem, hiçbir duygu, hiçbir akıl, hiçbir tecrübe, "görülen, tekrar tekrar denenen sınırın ilerisi yoktur, burada dur, bekle" dememiştir. Aksine bütün denemelerin olumlu olarak verdiği kesin hüküm şudur: Duyup gördüklerinizin ilerisi var. Bu nedenle yürüyün. Fakat yolda giderken ilerisini hep gördüklerinizden ibaretmiş gibi kabul ederek kişisel kıyaslarla yürümeyin, görmediğiniz, bilmediğiniz gerçeklere, tehlikelere rastlıyacağınıza inanarak yürüyün. Hem denemenin bütün dönencesi ihtibar, yani nefsin vuku bulan olaylardan haber almasıdır. Hak, nefsin vuku bulan şeylere uyum sağlayabilmesindedir. Haber'i yok sayarak kendiliğinden yürüyen nefis, kişisel arzu ve hevesleriyle tehlikeye gider.

    Olaylardan haberdar olmak ise basit ve değersiz olan dokunma, tatma, koklama duyularından ibaret olmadığı gibi görme duyusundan da ibaret değil, işitme ve iç duygu ile akılla da ilgisi vardır. Hatta haberin en geniş sınırları işitmededir. O, insana akıl ve görme yoluyla kavranamayacak haberler getirir. Haber almanın önemi büyüktür. Onun içindir ki devletler elçiliklere pek büyük önem verirler. Özellikle tehlike gelmesi ihtimali olan hususlarda en zayıf bir haberi dahi gözardı etmezler. O halde hiç yalanı tutulmamış, ahlakı, akıl ve anlayışı eğrilikle lekelenmemiş, tecrübeler neticesinde güvenilir ve doğru sözlü olarak tanınmış, ne söylediğini bilen bir habercinin her türlü sıkıntıyı göze alarak kesin bir iddia ile, "Ben güvenilir kaynaktan haber aldım, bu böyledir. Şimdi akıllarınızın eremiyeceği şekilde şöyle olacaktır. İnanın, sonra anlayacaksınız." diye yeminler ederek verdiği haberi "öyle şey olmaz" diye yalanlamaya kalkışmak, gerek kuramsal akıl, gerekse pratik akıl bakımından pek büyük hata olmaz mı?

    Mekke'de ortaya çıkıp da her şeyi göze alarak, "Ey Mekkeliler! Sizler ve bütün insanlık pek büyük bir tehlike içindesiniz. Eğer Allah'a inanır benim verdiğim haberleri dinler, bana uyar, özveride bulunursanız gerçi birçok sıkıntı çekecek, mal ve can kaybı vereceksiniz amma daha büyük tehlikeden, korkunç musibetten kurtulacak, Kayser ve Kisra'yı tepeleyip yalnız Hakk'a kul olarak

    insanlığa hakkı tanıtacak önderler olacak, Allah yanında hak murada ereceksiniz. Allah bana böyle dedi ve bu Kur'ân'ı verdi. Bu dünyanın sonu nasıl olsa ölüm değil mi, gelin onunla inleye inleye ateşe gitmektense güle güle can verip Hakk'ın cemaline kavuşalım" diye çağrıda bulunan Hz. Peygamber (s.a.v)'e, o zaman bir taraftan gördüklerine saplanarak, bir taraftan gördüklerini bile tamamen yok sayarak "deli" diyenlerin "bize şiir söylüyorsun" veya "bazan üstüne rast getiren ve çoğu zaman yalancı çıkan kâhinler gibi kehânet taslıyorsun" veya "bizi büyüleyip anlamadığımız bir yönden aldatmak, böylece kendin yararlanmak, yaşamak istiyorsun, bize kendi çekip durduğumuz zarar ve ziyanlar yetmiyormuş gibi bir de sen mi aldatmak istiyorsun?" diyenlerin ilk bakışta akla uygun gibi görünen sözleriyle sonundaki gerçek karşılaştırılacak olursa ve gerçekte yirmi küsur sene sonra o müşriklerin, Kayserlerin, Kisraların tepelenip İslâm nurunun her tarafa yayıldığı tecrübe sahasında, imtihan meydanlarında sözle değil, yapılmak suretiyle gerçekleşerek kendini gösterdiği düşünülürse, akıllı kim, deli kim, kim haklı ve aldanan kim olduğu tecrübe ile ortaya çıkmış, anlaşılmış olmaz mı? O halde görülene tutunup da müsbet gitmek isteyenler için bulundukları noktada durup kalacaklarına bu haberlerin henüz görünmeyen yönlerini de göz önüne alarak yalanlama ve inkardan sakınmak ve bulundukları halde kalamıyacaklarını bilerek ahiretin o yüce mutluluğuna ermek için aşk ve sevgi ile hakka doğru yürümek daha olumlu ve daha kârlı olmaz mı? İşte yüce Allah; bütün tecrübelerin, isbatların esası olan "görülen var, görünmeyen var, gördüklerinize saplanıp kalmayın" temel kuralını aşılamak ve bu suretle haberi inanılacak duruma getirmek için görülene ve görülmeyene yemin edip hepsini şahit göstererek buyuruyor ki, haberiniz olsun o yani sadece akıl yoluyla bilinemiyecek olan o haberleri size bu eşsiz ifadelerle bildirip öğüt vermek üzere okunan Kur'ân gerçekten kerim; saygı ve hürmete layık, ikram ve cömertlik sahibi yüce bir elçinin, büyük bir Hak elçisinin getirdiği sözdür. O, yalanlanması değil, saygı ile, inanç ile dinlenmesi gereken bir sözdür. Çünkü elçinin sözü, onu gönderenin sözüdür. Âyette geçen 'den, yani "saygıya değer elçi"den maksat Hz. Peygamber (s.a.v)'dir. Tekvir sûresinin 19. âyetinde geçen "Rasûlin kerim" Cebrâil olduğu gibi, burada da öyle olduğu görüşünde olanlar olmuşsa da oradaki ipuçları ile buradaki ipuçlarının farkı vardır. Orada "Kuşkusuz o saygı değer bir elçinin sözüdür. O elçi pek kuvvetlidir. Arş'ın sahibi olan Allah'ın yanında çok itibarlıdır. Orada kendisine itaat olunur, kendisine itibar edilir. Arkadaşınız

    mecnun değildir. Andolsun o, Cebrail'i açık ufukta gördü. O Peygamberin gayp konusunda hiçbir zaafı yoktur. Ve Kur'ân, kovulmuş bir şeytanın sözü değildir."(Tekvir, 81/19-25) vasıflarıyle ve "Sahibüküm" (sizin arkadaşınız) diye tanıtılan Hz. Peygamber (s.a.v)'in açık ufukta gördüğü pek kuvvetli elçinin kovulan şeytan olmadığı anlatılmış olduğundan o değerli elçinin Allah tarafından Peygamber'e gelen Cebrail olduğu açıktır. Oysa o değerli elçinin şair, kâhin olmadığını söyleyen şu âyetlerin burada Hz. Peygamber'in değerini açıkladığı ortadadır. Kuşkusuz o Kur'ân, Kerim bir elçinin bildirisidir.
    1970’li yıllardan itibaren yükselen bir trend izleyen dünya altın madenciliğinde,
    epitermal, porfiri ve listvenit tipi yataklardan yapılan üretim çok büyük önem
    kazanmıştır. Batı Anadolu’nun epitermal cevherleşmeler açısından önem taşıyan
    jeotermal sistemler bakımından zengin olması, ayrıca, epitermal altın yataklarının iz
    elementi olarak önem taşıyan Sb-As-Hg cevherleşmelerinin yaygın olması; Doğu
    Karadeniz
    bölgesindeyse, altın yatakları açısından önemli olan masif sülfit ve porfiri
    yataklarının bulunması; Orta ve Doğu Anadolu’da listvenitlerle yakından ilgili
    ofiyolitlerin geniş alanlar kaplaması, topraklarımızın, altın oluşumlarının yerleşmesi
    için jeolojik açıdan çok elverişli olduğunu göstermektedir.

  8. #8

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    sayın abdullahbirisi.

    Güzel güzel cevap verirken gizlice şikayet yerine ihbarda bulunuyorsun. İhbarın bir faydası yok. Mümkünse yazılara cevap vermeye çalış.

    Üstteki yazıda Her iki ayettede Kuranın peygamber sözü olduğunu anlatıyor. Bunu anlatmak için uzun uzun kamuflaj yazısı yazıyorsun. Ben bunları yutmam.

    Şimdi ayetteki tercümeleri unut arapçasına bakalım.

    "İnnehu lekavlu resulin keriymin. " Ne diyor burada "resulin " diyor.

    Sen se konuyu evirip çevirip. Vahiy melegi olan cebraili resul yapıyorsun. Cebrailin adı resul değil melek tir kanatları vardır.

    "Tekvir sûresinin 19. âyetinde geçen "Rasûlin kerim" Cebrâil olduğu gibi" İşte saptırmayı böyle yapıyorsun. Cebraile melek denir resul değil. Resul sadece peygamberlere denir.

    "Peygamberimiz, magaradan ayrilip Hidra daginin ortasina geldigi zaman,gökten,bir ses isitti ki: ``Ya Muhammed! Sen, Allahin Resulusun! Ben,Cebrailim !`` diyordu.

    Peygamberimiz,basini kaldirip bakinca, Cebrail Aleyhisselam`i ayaklarini,gögün ufukuna basmis bir insan suretinde gördü!.

    ``Ya Muhammed! Sen, Allahin Rasulüsün!Ben, Cebrailim! Diyordu.

    Peygamberimiz,duraklamis, Ona, baka kalmisti.

    Ne bir adim ilerliyebiliyor,ne de,gerileyebiliyordu!"

    Ne diyor sen Allahın resulusün ben cebrail.

  9. #9
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    Alıntı directsoz tarafından gönderildi.
    Kuran tanrı sözümü ?.

    (38-39) Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki,

    (HÂKKA suresi 40. ayet) (Resmi:69/İniş:78/Alfabetik:34)
    إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
    Okunuş : İnnehu lekavlu resulin keriymin.
    Diyanet Açıklamalı Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür."Bak kimin sözü imiş. Şerefli Elçinin )
    Diyanet Vakfı Hiç şüphesiz o (Kur'an), çok şerefli bir elçinin sözüdür.
    Elmalılı Orijinal O hiç şübhesiz kerîm bir Resulün getirdiği sözdür
    Elmalılı Sade. 1 O (Kur'an), hiç şüphesiz şanlı bir peygamberin getirdiği sözdür.

    Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz



    (15-16) Hayır! Akıp giden, bir kaybolup bir etrafı aydınlatan yıldızlara andolsun

    (17)yöneldiği zaman o geceye,

    (18)nefeslendiği zaman o sabaha ki,

    (TEKVÎR suresi 19. ayet) (Resmi:81/İniş:7/Alfabetik:103)
    إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ

    Okunuş İnnehu lekalu resulin keriymin.

    Diyanet Açıklamalı O (Kur'an), şüphesiz değerli,bir elçinin getirdiği sözdür.
    Diyanet Vakfı (19-20) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi (Allah'ın) katında itibarlı bir elçinin getirdiği sözdür.
    Elmalılı Orijinal muhakkak o (Kur'an)i kerîm bir Resulün getirdiği kelâmdır
    Elmalılı Sade. 1 muhakkak o (Kur'an), şerefli bir elçinin getirdiği bir sözdür.
    Elmalılı Sade. 2 Kuşkusuz o Kur'an, değerli bir elçinin sözüdür.

    (21-22) Orada kendisine itaat olunmuş bir emîndir. Ve sizin sahibiniz bir mecnûn değildir. ( Kim bu bizim sahibimiz. Mecnun olmayan . Muhammetmi , Allahmı? Hangisini kasdediyor. )

    Muhammedin masallarını ciddiye alırsan öyle saksı ve toprak atma hiyesinede inanırsın. Ve güzel bir izahmış gibi gelir. Çünki Aklın kiradadır.

    burada resul un cevirisini elci olarak k kabul ediyorsun da cebrailin ecli oldugunu niye kabul etmiyorsun , Abdullah birisinin yazisina cevap verirken niye cebraile illede melek resul=elci degil diye israr ediyorsun

    simdi seb cebrailin elci oldugunu kabul etsen o kit zekanla bu seferde Kuran cebrailin sozu diye fikrini degistirirsin , sen yanlis anlamak istedikten sonra daha cok seyler bulursun Kuranda buraya yazip sacmalamak icin ,

    ARAF
    175. Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.
    176. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.
    177. Âyetlerimizi yalan sayan ve ancak kendilerine zulmeden bir kavmin durumu ne kötüdür!
    178. Allah kimi doğru yola iletirse, odur doğru yolu bulan. Kimleri de saptırırsa, işte onlar, ziyana uğrayanların ta kendileridir.

  10. #10
    abdullahbirisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    1,775
    Karizma Gücü
    7
    Herhalde konuyu anlamadığınız açık.Yukarıda verdiğim ayet tefsiridir.ve buradaki ayetin tefsirini yapmaktadır.Resulin ın ne demek olduğunu açıklamıştır.Ve bu işi yapanda bu işe ömrünü adayan rahmetli elmalı hamdi yazırdır.Yani bu konuda kafadan konuşmuyor,konunun ilmine sahiptir.İsterseniz daha bir çok kaynak üzerinden de konu incelenebilir ama basit bir şekilde anlaşılacak konuyu uzun uzun yazmaya gerek yok.
    Eğer bu konuda sadece okuduklarınızı yapıştırırsanız veya konu üzerine sadece kendi düşüncelerinize göre her hangi bir şekilde ilim sahibi olmadan yorum yapmanız abesle iştigalden başka bir şey değildir.
    Bir ilk okul öğrencisinin termodinamik üzerine yorum yapması gibidir.Tabii ki bu farkı öncelikle kavrayabilmeniz lazım.
    1970’li yıllardan itibaren yükselen bir trend izleyen dünya altın madenciliğinde,
    epitermal, porfiri ve listvenit tipi yataklardan yapılan üretim çok büyük önem
    kazanmıştır. Batı Anadolu’nun epitermal cevherleşmeler açısından önem taşıyan
    jeotermal sistemler bakımından zengin olması, ayrıca, epitermal altın yataklarının iz
    elementi olarak önem taşıyan Sb-As-Hg cevherleşmelerinin yaygın olması; Doğu
    Karadeniz
    bölgesindeyse, altın yatakları açısından önemli olan masif sülfit ve porfiri
    yataklarının bulunması; Orta ve Doğu Anadolu’da listvenitlerle yakından ilgili
    ofiyolitlerin geniş alanlar kaplaması, topraklarımızın, altın oluşumlarının yerleşmesi
    için jeolojik açıdan çok elverişli olduğunu göstermektedir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. İnananalara, inanmayanlara, inkar edenlere göre Absürdizm?
    TOPLUM VE İNSAN bölümünde Toygar_KIZIL tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 30.10.11, 19:07
  2. Allah'a en çok Türkler inanıyor
    2005 Konuları bölümünde cindycate tarafından açılmış
    Yanıt: 12
    Son Mesaj: 14.07.05, 16:55

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •