Rus Biçimcileri, klasik eleştiride yapıldığı gibi, tarihsel, toplumsal, psikolojik vb. yapıt dışı unsurlara dayanarak tek bir özneyi açıklamaya uğraşmazlar. Yazarın maksatlarını, uğradığı etkilenmeleri araştırma alanlarından çıkarırlar. Sanat yapıtını yalnızca kendi içerisinde değil, yapıtlar arasında kurulan bağlara göre ele almaktan, başka yapıtlarla ilişkilendirilerek değerlendirilmesinden yanadırlar. Biçimcilerin çalışmalarının ileri evrelerinde benimsenen, metinlerarası kuramının temel unsuru olan, “yapıtların başka yapıt/arta ilişkilendirilerek ele alınması” düşüncesini tüm kuramcılar paylaşır. Başka söylemlerle ilintisiz söylem olmadığını ileri süren Baktin, neredeyse tüm çalışmalarında metinler arasındaki ilişkileri somutlaştırmaya uğraşır.

Söyleşimcilik adını verdiği kuramı, metinlerarası kavramının ortaya çıkmasında temel rol oynar. Baktin’in söyleşimcilik kuramını Fransa’da tanıtan Kristeva, metinlerarası tanımını büyük ölçüde onun çalışmalarına bağlı kalarak yapar. Nasıl ki bir söylem konuşanla dinleyenin karşılıklı etkileşiminin sonucuysa, önceki ve çağdaş öteki sözcelere gönderiyorsa, metinler de hep başka metinlere gönderir, başka metinlerin alanında yer alırlar. Sonuçta her metin bir alıntılar mozaiği, başka metinlerin bir dönüşümüdür. Kristeva ve Barthes’ın metin tanımından çıkardığımız gibi, önceki ya da çağdaş söylemler/ diller, metne kolaylıkla izlenebilen bir sürerlilik olgusuna göre ya da bir taklit yoluyla değil, bir yeniden dağılım yoluyla girerler. Metinler, daha önce yazılmış metinlerden aldığı kesitleri bir dağılım işleminden geçirir, böylelikle yeni bir metin üretilir. Bu durumda, metinlerarası bütünüyle bir yazı etkisi olarak algılanır.

Metinlerarasını bir yazı etkisi olarak gören Kristeva’nın (ve Barthes’ın) tersine, Riffaterre onu bir okuma etkisi olarak görür. Metinlerarasını bütünüyle bir alımlama görüngübilimi çerçevesinde tanımlar. Bu açıdan, Kristeva’nın yaptığı tanım, okurun payına hiç değinmeyen Riffaterre’inkiyle çelişir. Bir metnin ötekilerle ilişkilendirilerek okunması gerektiğini savunan ve belli bir ulamlaştırma çabasına girişen Jennynin ardından Genette metinlerarasını ana-metinsellik ilişkilerinden birisi olarak görüp, kavramın alanını olabildiğince sınırlar.

Riffaterre’in tersine her tür yorumsal girişimi bir kenara iter, Kristeva ve Baktin’in yaklaşımlarına benzer bir tutumla, yazının derinliğindeki bir metni açığa çıkarıp, ana-metin ile alt-metin (gönderge metin) arasındaki ilişkileri, ilişkilerin doğasını pragmatik bir bakış açısıyla çözümler. Kullandıkları sözcük ne olursa olsun, kuramcıların, metinlerarasının yazının yapıcı bir unsuru olduğunu kabul etmelerine karşın, önerdikleri çözümleme yöntemleri, yaptıkları tanımlamalar arasında ortaya çıkan ayrımlar nedeniyle kavramın eksik siz ve kesin bir tanımını yapmak son derece güçtür. Bir metnin önceki metinlerden aldığı parçaları yeni bir dağılım işleminden geçirip, onları dönüştürerek üretildiğini söyleyen Kristeva, kavramı en geniş biçimde, Genette, daha dar bir çerçevede tanımlar.

Kristeva ve Barthes metinlerarasının izlerinin bilinmez, çoğu zaman saptanamaz, kolaylıkla çıkarılamaz olduklarını ileri sürerken, tersine Riffaterre, bu izlerin saptanabilir, tanınabilir izler olduğu, ancak algılanabilmeleri için okurun iyi bir ekinsel birikime sahip olması gerektiği üzerinde durur. Kristeva, metinlerarasını bir yazı etkisi, yani yazı yoluyla üretilen bir unsur gibi görür, Riffaterre ise metinlerarasının tümüyle bir okuma etkisine bağlı olduğu düşüncesindedir. Ayrıca kimileri metinlerarasının, kaynak eleştirisinin öteki adı, kimileri de bir karşılaştırmalı yazın olduğunu söyler. Tüm bunlar bizi, metinlerarasının sınırlarını tam olarak çizmenin, kavramın eksiksiz bir tanımını yapmanın hiç de kolay olmadığı sonucuna götürür. Kavram konusunda en yetkin ve yetke sahibi kuramcıların yaptıkları tanımlamalar arasında beliren ayrımlar bunu gösterir.


Metinlerarası İlişkiler
Kubilay Aktulum
Öteki Yayınları