• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    29-07-2005
    Mesajlar
    2,477
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Ermeni Propagandası ve Ermeni Sineması

    Dr. Sedat LAÇİNER


    http://www.turkishweekly.net/turkce/makale.php?id=83



    Özet





    Bu makale Ermeni propaganda faaliyetleri ve bu sistem içinde Ermeni sinemasının oynadığı rol üzerinde duruyor. Çalışma radikal Ermeni grupların sanat ve sinemayı siyasi bir araç olarak gördüklerini ve bundan Türk – Ermeni ilişkilerinin büyük zararlar gördüğünü savunuyor. Yazar, maddi ve siyasi teşviklerin Ermeni yönetmen, aktör ve aktrislerini siyasi filmler yapmaya yönelttiğini söylüyor. Beklenilebileceği üzere bu filmlerin büyük bir kısmı tek taraflı, karşı tarafın görüşlerini sorgulamaksızın bir ulusu toptan suçlayıcı, nitelikte “nefret filmleridir”. Bu bağlamda yazar bu tür filmlerin iki toplum arasındaki diyalog girişimlerini baltaladığını iddia etmektedir. Çalışma ayrıca söz konusu Ermeni propaganda ağının ardında yatan temel motivasyonun 1915 yılında yaşanan olaylardan çok diasporada yaşayan Ermenilerin “kimlik sorunu” olduğunu da öne sürmektedir. Buna göre Türkler ile yaşanan siyasi sorunlar diaspora Ermenilerini birarada tutmak ve onların Batı toplumu içinde asimile olmalarını engellemek için kullanılmaktadır. Makalenin en son tespiti ise bu yaklaşımın sinema perdesine yapıcı olmayan “siyasi filmler” olarak yansımasıdır.




    Summary






    This article focuses on the Armenian propaganda activities and the Armenian cinema’s role in this propaganda web. The study argues that the radical Armenian groups have used the art and cinema as a political tool and the Turkish – Armenian relations has been exposed to the bad effects of this approach. The author says that the financial and political encouragement lured the talented Armenian directors and actors / actress to make politically motivated films. As expected most of these films are one sided “hatred films” which blame a nation without questioning the other side’s arguments. In this framework the article concludes that such films undermine the dialogue attempts to solve the problems between the two peoples. The study further argues that the main motivation behind this “propaganda web” is not the problems occurred in 1915 but the “identity problem” of the diaspora Armenians. According to the author the political problems between the Turkish people and the Armenians have been used to unite the Armenians in diaspora and to halt assimilation of them in the Western societies. It is unfortunate for both nations, these efforts have reflected on the cinema curtain as non-constructive “political films”.







    Giriş




    Türkiye’de her ne kadar “Türkiye karşıtı sinema” daha çok Geceyarısı Ekspresi ve birkaç sayılı filmle gündeme geliyorsa da bu konunun son 30 yılda büyük bir endüstriye dönüştüğü bir gerçektir. Türk kamuoyunun Ermeni iddiaları konusunda Ermenilerce yapılmış sadece birkaç film olduğunu düşünmesine karşın Ermeni iddialarını gündeme getiren belgeseller, televizyon programları ve filmler Batılı ülkelerde yaygın bir şekilde gösterilmektedir. Bu çalışmada “Ermeni propaganda ağı” içinde çok etkili bir araca dönüşen Ermeni sanatı ve sineması incelenecektir.
    Makalenin ilk bölümünde Ermeni propagandasının motivasyon kaynakları ve gücü irdelenmektedir. İkinci bölüm ise Ermeni propagandasında sanatın nasıl devreye girdiğini incelemektedir. İlk iki bölümde sağlanan tarihsel ve kavramsal çerçevenin ardından sinema ve diğer görsel sanatların rolüne geçilmektedir. Bu bağlamda üçüncü bölüm Ermeni sinemasını besleyen kurum ve kuruluşları ele almaktadır. Dördüncü bölüm ise şu ana kadar yapılmış olan siyasi içerikli Ermeni filmlerini tanıtmayı ve incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bölümde Türk kamuoyunun daha önce ismini dahi duymadığı bir çok film bulunmaktadır. Çalışmanın sınırları nedeniyle detaylı bir analize girilememişse de filmlerin listelenmesinin de önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Son bölümde ise genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Makaleye geçmeden önce bir nokta önemle hatırlatılmalıdır: Bu makale Ermeni propagandası ve sinema konusunu tüm yönleriyle anlatma iddiasında değildir. Konunun birçok yönü daha sonra gerçekleştirilmesi planlanan makalelere havale edilmiştir. Ayrıca bu çalışma genel olarak sinema sanatını ya da bir ulusu eleştirmek amacıyla kaleme alınmamıştır. Aksine sinemanın gerçek işlevini yerine getirmesi ve toplumlararası diyaloğa katkıda bulunması yazarın en büyük temennisidir.



    I. Ermeni Propaganda Ağı ve Motivasyonu





    Ermeni sinema ve yayıncılık ağına geçmeden önce açıklığa kavuşturulması gereken ilk nokta neden Ermenilerin bu kadar yaygın bir şekilde ve büyük bir ekonomik kaynağı harcayarak Türkiye karşıtı filmler yaptığıdır. Şu ana kadar yapılan yorumlar Ermenilerin “Türklere karşı art niyetli oldukları” noktasında birleşmektedir. Oysa ki Ermenilerin gücü bu konudaki samimiyetlerinden, daha da ötesi inanmışlıklarından kaynaklanmaktadır. Türkler ile iletişimleri “sıfır” noktasında sayılabilecek olan Ermeni diasporası atalarının Türkler tarafından “katledildiği”ne öylesine çok inanmaktadırlar ki birçok Ermeni için bu konu tartışılamaz dahi. Ermeni ulusal kimliğinin yaşatılmasında neredeyse Hristiyanlık dini kadar büyük bir önem atfedilen “soykırım efsanesi” bir çok Ermeninin Ermeni olduğunun en önemli delilidir ve Ermenileri bir arada tutan belki de en önemli unsurdur. Üstelik Yunanistan örneğinin aksine Ermenilerin Türklere karşı ciddi bir başarı sağlayamamış olmaları, diğer bir deyişle “intikamlarını alamamış” olmaları “Türklere karşı olan kızgınlıklarını ve nefretlerini” arttırmıştır. Ermeniler, Türkler tarafından katledildiklerine saplantı derecesinde inanmakta, buna karşın Türklerin bu “suçları”nı neden kabul etmediklerini ise anlayamamaktadırlar. Hatta Ermeniler için asıl kızgınlık verici olan nokta budur, yani “inkar”. Onlara göre “eli kanlı Türkler” yaptıkları cinayetlere rağmen uluslararası toplumun saygın bir üyesi gibi ortada durmaktadır. Bu da atalarına en büyük saygısızlıktır. “Soykırım efsanesi” özellikle diaspora Ermenileri arasında öylesine güçlüdür ki Ermeniler, ABD’nin ya da Kanada’nın en ücra köşesinde açtıkları dükkanlarına “soykırım”ı hatırlatacak bir isim vermeyi tercih etmektedirler. Belki de Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini hiç görmemiş olmalarına karşın bu bölgelerdeki şehir ve kasabaların Ermenilere ait olduğu fikrini yaşatabilmek için Ermeni olan hemen herşeye bu yerlerin ismini verirler. Örneğin Ararat (Ağrı Dağı) ismi Amerika ve Kanada’da en çok kullanılan mağaza ve ürün isimlerindendir. Birçok Ermeni inşaat şirketi, lokanta, okul ya da gıda şirketinin ismi Ararat’tır. Ermeniler arasında en çok tutulan reçellerin isminin “Ararat” olması da tesadüf olmasa gerektir. Bir çok işyeri de isim olarak Anadolu’daki kasabaları seçmiştir. Tüm bunlar Ermenilerin 1915 olayları ve Türkler hakkında ne kadar derin saplantılara sahip olduklarını ve nasıl bir inanmışlık içinde olduklarını göstermektedir. Diğer bir deyişle Ermenilerin sadece Türkleri zor duruma düşürmek ve inanmadıkları görüşleri sanki inanıyormuş gibi lanse ettikleri düşünülemez.[1] Zaten asıl güçleri de bu inanmışlıklarından gelmektedir. Türk tarafı kendi görüşünden emin bir görüntü bile çizemeyip, kendi içinde çıkan çatlak sesler ile uğraşırken karşısında varlık nedenini “Ermeni davası” olarak gören milyonlarca insan bulmaktadır. Bu ortamda böylesine derin duyguların sinema ve sanatın diğer alanlarına yansımayacağını düşünmek zordur.



    Diaspora Olmanın Olumsuz Etkileri ve Kimlik Sorunu





    Dikkate alınması gereken ikinci önemli unsur da Ermenilerin daha çok diaspora halinde yaşıyor olmalarıdır. Birkaç nesil ne Ermenistan’ı, ne de Osmanlı topraklarını görmeden yaşamış, içinde bulunduğu toplum ile kendisini özdeşleştirmiştir. Ararat filminin yönetmeni Atom Egoyan bunun en tipik örneğidir. Egoyan, Ermeniliği kadar Kanadalılığına da vurgu yapmakta ve kendisini o toplumun bir parçası saymaktadır. Bu da Ermenilerin propaganda ve sanatsal faaliyetlerde etkili olabilmelerini kolaylaştırmış ve açık toplumu kendi hedefleri doğrultusunda bilerek ya da bilmeyerek yönlendirmelerini kolaylaştırmıştır.
    Diaspora yaşamının Türkiye ve Ermeni sorunu bağlamında asıl olumsuz etkisi ise kimlik bunalımını aşmada ortaya çıkmaktadır. Dünyanın bir çok farklı coğrafya ve kültüründen Paris’in, Londra’nın ya da Los Angelese’ın belli mahallerine gelen Ermeniler için ortak denebilecek unsurlar aslında son derece sınırlıdır; Diller farklılaşmış, gelenekler değişmiştir. İçinden çıkılmış olunan farklı coğrafya, anlayış ve ekonomik yapılar kendilerine “Ermeni” diyen bu insanları aslında bir millet olmaktan çıkaracak kadar değişiktir. Çoğunlukla yeni gelinen ülkenin (ABD, Kanada, Fransa vb.) kültürü, dili vb. ilk gelinen coğrafyadan ve “Ermeni kültürü”nden çok daha “gelişmiştir”. Bu durumda asimilasyon, yani çoğunluk içinde erime kaçınılmazdır. Bu erime karşısında ilk kuşaklar belli bir direnç gösterseler de genç kuşakların dirençleri oldukça zayıftır. Örneğin Londra’daki gözlemlerimizi ele alacak olursak Ermeni gençleri büyüklerinin tüm uyarılarına rağmen, dini bir bayram olan Noel’i Ermenilerde adet olduğu üzere 6 Ocak’ta değil, İngilizlerde olduğu gibi 25 Aralık’ta kutlamaktadırlar.[2] Bu aslında anlaşılır bir durumdur. İngiliz kültürünün Ermeni kültürü üzerindeki “ezici üstünlüğü”ne ek olarak gençler yeni bir toplumda yaşamaktadırlar ve o toplumdan farklı olmak aynı zamanda o toplumdan dışlanmak anlamını da taşımaktadır. Bu süreç asimilasyonun tamamlandığı, yani diaspora toplumunun kendi ayırdedici özelliklerini kaybettiği ana kadar devam eder. Büyük çoğunluğu “anavatan”dan ayrı yaşayan Ermeni toplumu için bu durum büyük bir felaketin habercisidir. Çünkü Ermenistan dışındaki Ermenilerin diğer toplumlar içinde eriyip gitmeleri demek Ermeni ulusunun yok olması demektir. Ermenistan’daki “bir avuç” Ermeninin Ermeni ulusunun geleceği olamayacağı açıktır. Herşeyden önce Ermenistan fakir bir ülkedir, üstelik göç veren bir ülke olarak her geçen yıl nüfusu azalmaktadır. Ermenistan’ın Türk ve Müslüman ülkeler arasında sıkışmış olması da ayrı bir çıkmazdır. Bu tablo içinde Ermenilerin zenginlik ve güç kaynağı olarak görülen diaspora Ermenilerinin kimliklerini muhafazasının ne derece büyük önem taşıdığı aşikardır.
    Buna karşın, yukarıdaki sorunlara ek olarak bir milleti bir arada tutan unsurların Ermeniler açısından çok da güçlü olmadığı görülmektedir: Bilindiği üzere bir ulusu birarada tutan en önemli unsurlar ortak başarılar ve ortak acılardır. Ermeni tarihi incelendiğinde Ermenilerin çok büyük imparatorluklar kurup, siyaset ya da hukukta büyük başarılara imza attıkları söylenemez. Kısa bir dönem dışında diğer ulusların egemenlikleri altında bulunan Ermenilerin tıp, müzik gibi birçok alandaki başarıları yadsınamaz, ancak bu başarılar ulusal başarı olmaktan çok egemenlikleri altında bulundukları ülkelerin başarı hanesine geçmiş, Ermeni cemaati bu başarılarını ulusal kimliğinin ayrılmaz bir parçası yapamamıştır. Örneğin Osmanlı Devleti’nde çok sayıda Ermeni müzisyen olmasına karşın onların da ürettikleri, müzik “Türk müziği” olarak adlandırılmıştır. Yine ticari başarıları kişisel ve yerel düzeyde olmaktan kurtulamamıştır. Bu ortamda Ermenileri birarada tutacak en önemli unsur olarak geriye sadece “ortak acılar” kalmaktadır. Bu konuda ise 1915 olayları dışında elle tutulur ciddi bir vaka görülmemektedir. Son 1000 yıla yakın bir dönemde Ermeniler Türk idaresi altında görece rahat bir hayat yaşamışlardır. Daha çok imparatorluğun ticaret merkezlerinde ve iç bölgelerinde yerleşik olan Ermenilerin ciddi bir işgal görmedikleri söylenebilir. Doğu sınırındaki Ermeniler ise, Balkan Türkleri ve Yahudilerin aksine, Hristiyan olmaları nedeniyle Rus işgallerinden de çekinmemişlerdir. Özellikle 19. yüzyıl ve Osmanlı’nın son dönemlerinde ise Rumlar ve diğer bazı Hristiyan unsurlar ile işbirliğine giden Ermeniler, Batılı ülkelerden de ciddi yardımlar almışlardır. Bu dönemde ABD, İngiltere ve Fransa ile yapılan ticarette Ermeni ve Rumların ön plana çıkması bir tesadüf değildir. Hal böyle olunca Ermeni radikal grupların başlattığı Ermeni isyanları dışında elle tutulur bir “birleştirici anı”dan bahsetmek zordur. Detaylarına burada girilmeyecektir, ancak sol ve milliyetçi Ermeni isyancıların başlattığı olaylar yaklaşık 50 yıllık bir sürede 500.000 Müslümanın ve yaklaşık bir o kadar da Ermeninin hayatına mal olmuştur. Bu olayların doruğa ulaştığı dönem ise imparatorluğun savaş içinde olduğu ve aynı anda birçok cephede savaştığı 1915 yılıdır. Tehcirle, yani zorunlu iskan yasasıyla birleşen olaylarda her iki taraftan çok sayıda kişi ölmüştür. Türk kayıpları daha çok Ruslarla işbirliği yapan Ermeni çetecilerin saldırıları sonucunda gerçekleşirken, Ermeni kayıplarının önemli bir kısmı soğuk, hastalık ve ekonomik yetersizlikten kaynaklanmıştır. Zorlu kış şartları altında onbinlerce kişinin zorunlu bir göçe tabii tutulmasının ne kadar sağlıklı bir karar olduğu tartışılabilir. Ancak bu olayların “soykırım” olduğunu iddia etmenin iyi niyetle bağdaşmayacağı da ortadadır. Sayının her iki tarafta da yüksek olması ise dönemin şartlarıyla açıklanabilir. Sadece Sarıkamış’ta 100.000’e yakın tam teçhizatlı Türk askerinin soğuktan donarak şehit olduğu hatırlanacak olursa, benzeri teçhizatlardan yoksun sivillerin zorlu geçen havalardan ve yetersiz sağlık hizmetlerinden nasıl etkilenecekleri kolayca anlaşılabilir.
    Olayların gerçek boyutu ne olursa olsun, yaşan felaketi Ermeniler sadece kendi açılarından değerlendirdiler. Yolda çetelerin saldırısına uğrayanlar, açlık çekenler, hasta olanlar tüm bunlardan dolayı Türkleri suçladılar. Ermenilerin bugünkü nüfusları gözönünde tutulduğunda tehcirden sonra Ermenilerin çok büyük bir kısmının ulaşmaları gereken yerlere vardıkları ve buradan da çeşitli ülkelere dağılabildikleri görülmektedir.[3] Asıl noktamıza geri dönecek olur isek, büyük bir kimlik aşınması ile karşı karşıya olan Ermeni cemaati için birleştirici en önemli unsur olarak bu olaylar görülmektedir. Söz konusu olayları bir efsane haline getiren aşırı gruplar bu sayede birbirinden oldukça farklı milyonlarca kişiyi bir amaç doğrusunda ve geliştirdikleri ortak değerler ile yakınlaştırarak birarada tutmakta, böylece Ermeni ulusunun geleceğini de kendilerince güvence altına almaktadırlar. Bu konuda en büyük endişeyi duyan kurumlar olarak kilise ve siyasi partilerin başı çektikleri söylenebilir. Kilise ulusçu duyguları dini duygular ile besleyerek Ermenilere farklı bir ulus oldukları bilincini verme gayretindedir. Ermeni Kilisesi’nin dini törenlerinde dahi diğer kiliselerden ayrıldığı hatırlanacak olursa, şekilsel olarak benzer olmalarına karşın Ermeni Hıristiyanlar birçok konuda Batı toplumlarında diğer Hıristiyanlardan ayrıldıklarını düşünmektedirler. Ermeni Kilisesi’nin faaliyetlerinde en çok ön plana çıkan konunun “soykırım” (genocide) olması da savımızı kanıtlamaktadır. İlgili ya da ilgisiz birçok önemli gün ve toplantının ilk gündem maddesi 1915 olaylarıdır ve Ermeni Kilisesi eğitim kuruluşlarını da kullanarak dört - beş yaşından itibaren Ermenilere atalarının “Türkler tarafından nasıl katledildiklerini” anlatır. Bu “eğitim” sonucunda diğer konularda ne kadar farklı düşünürlerse düşünsünler Ermenilerin Türkler ve 1915 olayları konusundaki görüşleri bir anlamda değişmeyecek şekilde sabitlenmiş olur.
    Kilisenin dışında en önemli rolü aşırı siyasi gruplar üstlenir. Milliyetçi ve sol gruplar özellikle “soykırım” iddialarında uzlaşmaz bir tutum izlerler. Ne kadar aşırı görüşleri savunurlarsa o kadar taraftarlarını “tatmin ederler” ve o kadar da çok prim toplarlar. ABD, Kanada ve Fransa’da yüzlerce dernek ve kuruluşla ifadesini bulan bu aşırı grupların kiliseyle dirsek temasları da gözden kaçırılmamalıdır.

    Bu “ağ” ilk yıllarda (1920’ler ve 30’lar) oldukça zayıf idi. Kimlik bunalımını yeni kuşaklara göre çok daha az hisseden bu ilk nesillerdeki nefretin boyutu da sınırlıydı. Kimlik bunalımı arttıkça ve Ermeni diasporası ekonomik açılardan güçlendikçe söz konusu “ağ” da güçlendi ve içe dönük bir yapılanmayken, ikinci aşamada içinde bulunulan topluma, sonrasında da uluslararası topluma hitap eden bir “propaganda ağı”na dönüştü. Diğer bir deyişle, aşırı Ermeni gruplar önce kendi gençlerini “Ermeni soykırımı efsanesi”ne inandırdılar, ardından içinde yaşadıkları toplumu, en son olarak da tüm dünyayı buna inandırmanın yollarını aradılar ve bunu bir “misyon” hatta bir “varlık sebebi” olarak gördüler.




    II. Ermeni Siyasi Hedeflerinin Aracı Olarak Sanat





    Bu ortamda nerede Ermeni varsa orada Türkiye karşıtı bir propagandanın olması doğaldı. Nitekim daha ilk yıllardan itibaren Ermeniler yaşadıkları “acıları” tek taraflı olarak Batı kamuoyunda savunmaya başladılar. Basında, edebiyatta, sanatın hemen her alanında ve siyasette sıkça Türk düşmanı faaliyette bulunan Ermenilerin bu faaliyetleri Türklere karşı tarihi önyargılar ile dolu olan Batı kamuoyunda yadırganmadı, hatta benimsendi. Rumların benzeri faaliyetlerinden de destek alan Ermeni faaliyetleri sonucunda 1920 ve 30’lar gibi erken sayılabilecek dönemlerde dahi Türkler, özellikle İngiliz, Amerikan ve Fransız basınında, egemenlikleri altındaki halkları katletmekten “özel bir zevk alan kişiler” olarak sunuldular. Bu dönemde özellikle ABD’de yayınlanan Ermeni anı kitapları ve edebi yayınlar dikkat çekicidir. 1915 olaylarından kurtulan edebi yönü kuvvetli onlarca Ermeni anılarını biraz da abartarak ve beklenileceği üzere tek yanlı bir bakış açısıyla yayınladılar. Bu kitaplar süratle yayınlandıkları diller dışındaki dillere çevrildiler ve değişik ülkelerde bulunan Ermeni derneklerince tanıtımları yapılarak üniversite ve halk kütüphanelerine girmeleri sağlandı. Buna ek olarak ticaretten eğitim[4] ve basına geçen Ermeniler zaman içinde bu sektörlerde de yükselerek Ermeni iddiaları için önemli birer “araç” haline geldiler. Sanatın bu süreçteki etkisi ise şüphesiz en önemli olanlarındandı:
    Tiyatro, sinema, müzik, edebiyat gibi sanat dalları Ermeni toplumunun öteden beri ilgi duyduğu alanlar olmuştur. Nitekim Ermeni kökenli Türk vatandaşlarının Türk sanatına yapmış oldukları katkılar yadsınamaz bir düzeydedir. Dünya sinemasında ise Rouben Mamoulian, Sergei Parajanov bu ilgiyi kanıtlayan akla gelebilecek isimlerden bazılarıdır. Bu ilgi zamanla diaspora kültüründe azınlıkların kendilerini çoğunluğa anlatmada kullandıkları en önemli araçlardan biri halini almış ve geçmişe oranla daha da gelişmiştir. Diğer bir deyişle, azınlık psikolojisinin de etkisiyle Ermeniler sanata daha çok eğilmişler ve bu da toplumda kabul görmelerini kolaylaştırmıştır. Bu durumdan en büyük zararı görecek olan ise şüphe yok ki Türk – Ermeni ilişkileri olacaktır. Çünkü Ermeni sanatçıların eserlerinde en çok üzerinde durdukları konu 1915 olayları ve “Türklerin Ermenilere karşı barbarlıkları” olmuştur. Bunda kişisel hisler ve “soykırım” iddialarına inanmışlık kadar toplumsal teşvik de etkili olmuştur. “Soykırım” iddialarını konu edinen yapıtlar Ermeni cemaatince övülmüş, bu konulara eğilen Ermeniler maddi ve manevi açıdan daha çok tatmin edilmişlerdir. Bu süreçte Kilise, siyasi partiler ve Ermeni dernekleri özel bir rol oynamıştır. Bu sayede sanatın siyasi amaçlar için kullanılması konusunda Ermeni örneği çok gelişmiş bir örnek halini almıştır. Ermeni sanatçıları kimliklerinin bir parçası saydıkları Ermeni sorununu hemen her türlü platforma taşımışlardır: Fotoğraf sanatçıları Londra’da, New York’ta düzenledikleri bir serginin bir köşesinde “soykırım” bölümü açmakta, Ermeni müzisyenler klasik müzik konserinde icra edeceği ikinci esere geçmeden önce o parçayı “Ermeni soykırımı”nda ölenler için çalacağını söyleyebilmekte, hayran kitlesinden siyasi Ermeni iddialarına destek vermelerini talep edebilmektedirler. Bazı sergiler, gösteriler, oyunlar vb. ise tamamen sözde “soykırım” üzerine kurulmuş ve seyircinin bilinçaltı kazanılmaya çalışılmıştır. Sinema ve sonrasında gelişen televizyon programcılığında ise durum çok daha vahimdir.
    İlk başlarda amatörce ve kısmen kendiliğinden gelişen bu sistem zaman içinde bilinçli ve etkili bir “propaganda mekanizması”na dönüşmüştür. Ermeni terör saldırılarının kısmen de olsa bitmesinden sonra (1984 ve sonrası dönem) çok daha “barışçıl” araçlar bulma arayışına giren Ermeni lobisi çok daha iyi örgütlenmiş ve sivil faaliyetlerden çok daha fazla yararlar ummaya başlamıştır. Bu çerçevede Avrupa ve Kuzey Amerika’daki zengin Ermeni kuruluşları propaganda ve lobicilik için kullanılmak üzere bütçeler oluşturmaya başlamıştır. Bir yandan siyasi alanda tam zamanlı lobiciler bulundurulurken, diğer taraftan Ermeni sanatçılarını destekleyecek düzenekler oluşturulmuş, bu kişileri Ermeni siyasi hedeflerini destekleyecek konulara yöneltmek için çeşitli kuruluşlar oluşturulmuştur. Söz konusu mekanizmanın sadece propaganda için 100 milyon Dolar’a yakın bir bütçe oluşturduğu hesap edilmektedir. Üstelik bu rakama gönüllü yardımlar ve bağışlar dahil değildir. Örneğin Atom Egoyan, Ararat filmini Kanada’da çekmeye karar verdiğinde filmin geçtiği dönem ile ilgili onbinlerce Kanada Doları değerinde malzeme kendisine Kanada Ermenilerince bağışlanmış, böylece daha düşük bir bütçe ile daha geniş imkanlara kavuşabilmek mümkün olmuştur. Ermeni iddialarını destekleyen “sanat ürünleri” sadece maddi destek almakla kalmamış, Ermeni derneklerince “yılın filmi”, “yılın fotoğrafı”, “yılın bestesi” gibi ödüller yoluyla teşvik edilmişler, yapımcıları “kahraman” ilan edilmişlerdir. Ünlü Ermeni kökenli Kanadalı tiyatrocu Hrant Alianak’ın geçirdiği evrim bunun güzel bir örneğidir. Sudan Ermenilerinden olan ve1967’de Montreal’e gelen Alianak 1997 yılında “Ermeni soykırımı” ile ilgili bir oyun sergilediğinde seyircilerin büyük bir kısmının Ermeni olduğunu gördüğünü ve Ermeni toplumundan bu konular ile ilgili daha fazla oyun sergilemesi için teşvik aldığını söylemiştir:




    “Kâr amacı gütmeyen Alianak Tiyatro Ürünleri firmamın her iki yılda bir, en az bir tane Ermeniler ile ilgili oyun sergilemesini kararlaştırdım. Bunun için Ermeni cemaatinden para da toplayabilirdim. Ermeniler destek konusunda harikaydılar.”[5]




    Batı’daki Ermeni sanatsal faaliyetlerinin profesyonel bir hal almasının ve siyasetle yakınlaşmasının 1960’larda başladığı söylenebilir. Bu tarihten önce kişisel bazı başarılar varsa da Ermenilerin gruplar halinde kendilerini hissettirmeleri için belli bir zaman geçmesi gerekmiştir. 1960’lı yıllarda meydana gelen bu gelişmenin iki temel nedeni vardır: Bunlardan ilki Batı’da Ermeni diasporasının gerçek anlamda oluşmaya başlamasıdır. Ermeniler “göçmen” bir millet olmalarına ve yüzyıllar boyunca dünyanın dört bir yanına dağılmalarına karşın nüfuslarının nispeten az olmasının da etkisiyle Batılı ülkelerdeki Ermeni toplumu belli sınırları aşamamıştır. Bu dönemde Ermenilerin önemli bir kısmı hâlâ Doğu ülkelerinde yerleşiktirler. Suriye, Lübnan, Mısır, Kıbrıs, İran bunların en önemlileridir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra hız kazanan üçüncü dünya milliyetçiliği bu bölgelerdeki istikrarı bozmuş ve özellikle azınlıklara yönelen tepkiler Ermenileri de etkilemiştir. Özellikle Kıbrıs ve Lübnan’da gerilen ortama paralel olarak 1960’larda başlayan “kaçış” 1970’li yıllarda hız kazanmış ve Batılı birçok başkentte geniş Ermeni toplulukları oluşmuştur. Bu göçlerle birlikte Ortadoğu, Afrika ve Asya’dan Avrupa ve Kuzey Amerika’ya akan Ermenilerin hem imkanları artmış, hem de yeni geldikleri “Ermeni mahalleleri”nde Ermeniliklerini daha fazla hissetmeye başlamışlardır. Özellikle Anglo-Sakson ülkelerde (İngiltere, ABD, Kanada, Avustralya vd.) kendi kimliklerini geliştirmeleri yönünde yerel ve merkezi yönetimlerden teşvik de gören Ermeniler kendilerini ifade etmek için sanatsal faaliyetlere daha fazla ağırlık vermişlerdir. 1960’lardaki gelişmenin bir diğer nedeni de Ermeni sorununun siyasi bir sorun olarak belli Ermeni gruplarınca daha çok dile getirilir hale gelmiş olmasıdır. Ermeniler arasındaki iletişimin artması, maddi güç açısından zenginleşmeleri ve dönemin ideolojik ortamının da etkisiyle ön plana çıkan bu gruplar sanatın hemen her dalını amaçlarına ulaşmak için “mükemmel bir araç” olarak görmeye başlamışlardır.
    Diasporadaki Ermeni sanat faaliyetleri incelendiğinde bu çalışmaların ilk başlarda ağırlıklı olarak Ermenice ve Ermeni cemaatine dönük olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Yeni gelinen topluma uyum sağlandıkça ve dile hakimiyet arttıkça bu ülkelerdeki Ermeni sanatçılarının sayısında da belli bir artış yaşanmıştır. Başarı arttıkça soykırım iddialarının sinema perdelerine, tiyatro sahnelerine, resim sergi salonlarına aktarılması da çok daha kolay olmuştur. Böylece ilk başlarda kendiliğinden gelişen süreç bu aşamada Ermeni siyasi gruplarının devreye girmesiyle birlikte bilinçli olarak çalışan bir sistem halini almıştır.
    Sovyet döneminde bu ülkedeki Ermeni sanatsal faaliyetlerinin siyasal faaliyetler ile ilişkisi incelendiğinde ise şöyle bir tablo ile karşılaşılır: Ermeni iddiaları Sovyet döneminde ve sonrasında kurulan bağımsız Ermenistan’da sıklıkla gündeme getirilmiştir ve getirilmektedir. Bu konuda çeşitli film çalışmaları da vardır. Bu çalışmalar Rusça ve Ermenice olmaları nedeniyle Türkiye kamuoyunun dikkatinden kaçmaktadır. Ancak Avrasya’nın ciddi bir kısmına hakim olan Rusça sayesinde bu coğrafya halklarının Türkiye’ye karşı tutumlarında ciddi bir Türkiye karşıtı şekillenme oluşmuştur. Ne yazık ki bu şekillenmeye Orta Asya Türk cumhuriyetleri de dahildir. Bu çalışmaların en büyük engeli ise İngilizce olmamaları nedeniyle Batı kamuoyuna açılamamalarıdır. Ayrıca sınırlı bir bütçeyle yapılıyor olmaları da kalite ve tanıtım konularında sorunlara neden olmaktadır. Buna karşın Amerika ve Avrupa Ermeni diasporalarında yerleşen Ermeni sinema şirketlerinin Ermenistan ile ortaklıklara gitmeleri geleceğe dönük olarak Ermenistan ve Rusya’da Türkiye karşıtı çok sayıda filmin çıkabileceğini göstermektedir. Tüm bunlara ek olarak diasporada Ermenice ve Rusça filmlerin yoğun bir şekilde İngilizce’ye çevrildiği ya da İngilizce alt yazılı hale getirildiği gözlenmektedir. Şu anda ABD, Fransa, Kanada vd. ülkelerde belli bir başarı yakalamış birçok Ermeninin en önemli hayalleri arasında sözde soykırım hakkında bir eser vermek ve Ermenistan ile iş yapmak vardır. Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra bu süreç hızlanmış ve uzun yıllar sonunda bir devletin tam desteğine kavuşan Ermeniler bu alandaki çalışmalarını daha rahat yapar hale gelmişlerdir.



    Dolaylı Propaganda

    Doğrudan propaganda olarak niteleyebileceğimiz yukarıda sayılan faaliyetlere ek olarak Ermeni sorununa değinmeyen Ermeni sanat ürünleri ve sanatçıları da Ermeni propaganda aracının bir parçası olarak görülmektedir. Evrensel ya da içinde bulundukları ulusun sorunları ile ilgili filmlerde ya da diğer sanat aktivitelerinde yer alan Ermeni sanatçılar en olmadık zamanlarda Ermeni sorununu gündeme getirmekte, sorunun alevlendiği dönemlerde toplum üzerinde sağladıkları saygınlığı siyasi amaçlar doğrultusunda kullanabilmektedirler. Her ne kadar doğrudan faaliyetler daha çok göze çarpıyorsa da dolaylı propagandanın çok daha etkili olduğu söylenebilir. Çünkü toplumun siyasi konularla ilgisi bulunmadığına inandığı tanınmış bir sinema oyuncusuna itimadı siyasi filmler yapan bir kişiye olan inancından daha yüksektir. Nitekim ABD Kongresi’nde ya da başka bir ülkede ulusal meclislerde Ermeni sorunu ile ilgili bir karar alınacağı zaman bu tür isimler yazdıkları mektuplar ya da kısa açıklamalar ile önemli etkilerde bulunabilmektedirler. Politikacıların sanatçıların hayran kitleleri ile olan oy ilişkisi de bu etkiyi arttırmaktadır. Tüm bunlara ek olarak belli bir üne kavuşmuş Ermeni sanatçılarının siyasi konular ile ilgilenmiyor görünmelerine karşın çevrelerindeki Ermeni sanatçılarını desteklemeleri de diasporada gelişen Ermeni sineması açısından önemli bir desteği oluşturmaktadır.
    Ermeni sorunundan çok daha evrensel konuları çalışan Ermeni sanatçılar için Arthur Sarkissian örnek gösterilebilir. İyi bir gişe yapan Rush Hour gibi filmlerin yapımına katılan Sarkissian şu ana kadar Ermeni sorunu ile doğrudan ilgilenmemesine karşın gelecekte Musa Dağı’nda Kırk Gün gibi projelerde yer almayı istediğini söylemektedir.[6]




    III. Ermeni Propagandasında Sinema ve Önemli Kuruluşlar


    Ermeni propaganda ağının özellikle görsel sanatları amaçları doğrultusunda nasıl kullandığını özetledikten sonra en çok kullanılan araçlardan biri olana sinema, tiyatro ve televizyon programları özeline geçilebilir. Bu çalışmada sinema, tiyatro ve televizyon programlarına özel bir önem verilmesinin en önemli nedeni Ermeni grupların bu alanlara verdikleri önem ve diğerleri ile kıyaslandığında bu dalların çok daha etkili olmasıdır. Çalışmanın bu kısmında Ermeni propaganda ağını besleyen tüm sinema ve tv kuruluşlarını vermenin imkansızlığı ortadadır. Bu nedenle fikir vermesi amacıyla belli başlı kuruluşlara değinilecektir.




    Ermeni Film Vakfı (The Armenian Film Foundation)




    Sanatın Ermeni siyasi amaçları için kullanılmasında belki de en önemli kuruluştur. 1979 yılında kurulan vakıf finansal destek sağlamadan, film çekimine ve bunların dağıtımına kadar hemen her alanda faaliyet göstermektedir. Kurucusu J. Michael Hagopian’dır. Filmleri incelendiğinde katı bir Türk düşmanlığı açıkça görülebilir. Birçok çalışmasının büyük bir taassubun ürünü olduğu söylenebilir. Kendisini kâr amacı gütmeyen bir dernek olarak sunduğundan vergide ciddi kolaylıklar görmektedir. Ayrıca çalışmalarını sanat, kültür ve eğitim alanlarını kapsayacak şekilde düzenlediğinden eyalet ve ulusal kurumlardan büyük maddi destekler sağlayabilmektedir. Ermeni cemaatinin maddi imkanlarının “sanatsal” faaliyetlere yönlendirilmesinde de şemsiye kurum görevini üstlendiği söylenebilir. Maddi imkanlarının oluşumunda tüm Amerikan Ermeni toplumundan destek alıyorsa da asıl destek California eyaletinin güneyinden gelmektedir.
    Toplanan paraların kullanılmasında ilk kalemi film çalışmaları alanında eğitim gören öğrencilere burs verilmesi oluşturur. Bu bursları ağırlıklı olarak Ermeni öğrenciler almakla birlikte Ermeni davasına yakın görülen diğer etnik gruplardan öğrencilere de destek olunduğu görülmüştür. İkinci olarak vakıf bizzat kendisi film yapmaktadır. Film projeleri oluşturulurken Amerikan kuruluşlarının maddi olarak desteklediklerine öncelik verilmektedir. Üçüncü olarak Ermeni filmlerinin Batı’da tanıtımı için kampanyalar düzenlemektedir. Bu konuda internet üzerindeki faaliyetlerinin oldukça “başarılı” olduğu söylenebilir. Dördüncü olarak kendi filmleri ve diğer bazı filmler için dağıtım ağı oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle video kaset satışı yoluyla yapımcı ile seyirciyi buluşturma çabasındadır. Beşinci olarak maddi imkanları sınırlı Ermeni yönetmenlerine teknik ve maddi destek sağlanmaktadır. Altıncı olarak vakıf bünyesinde bir Ermeni filmleri arşivi oluşturulmuştur. Arşiv sadece Ermenilere değil, talepte bulunan tüm basın-yayın kuruluşlarına ve araştırmacılara açıktır. Söz konusu arşiv ayrıca vakfın bağlantı kurduğu bir çok yayın ve sinema kuruluşunun görüntü ihtiyacını da karşılamaktadır. Çalışılan ülkeler arasında İngiltere, Japonya, Avustralya, Brezilya ve İsrail de bulunmaktadır. Bekleneceği üzere bu ülkelere gönderilen görüntülerin tamamı Ermeni yanlısıdır. Türkiye’de buna benzer bir arşivin bulunup bulunmadığı ise meçhuldür. Yedinci olarak vakfın görevlileri ya da davet ettiği bir uzman aracılığıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde konferanslar düzenlenmektedir. Bu konferanslarda film gösterileri de yapılarak görsel zenginlik sağlanmaktadır. Görüntülerle beslenen konuşmaların daha etkili olduğu ortadadır. Sekizinci ve son olarak vakıf tarafından iki ayrı Ermeni filmleri festivali düzenlenmektedir.



    Film International




    Los Angeles merkezli video dağıtım şirketidir. Daha çok Ermeni video filmlerinin satışı ve dağıtımıyla ilgilenmektedir.




    MGN / Paradise, Inc.




    Ermeni şov dünyasının önemli şirketlerinden olan MGN/Paradise’ın Los Angeles dışında Moskova ve Erivan’da da ofisleri vardır. Film tanıtımının yanısıra filmlerin dağıtımı işiyle de uğraşmaktadır. Bazı önemli televizyon kanalları da bu şirketle çalışıyor.



    Arc Film


    1994 yılında Roger Kupelian tarafından kurulmuş bir film şirketidir. Yüzüklerin Efendisi gibi gişe rekorları kırmış filmlerde dijital teknik düzenleme çalışmalarına katılan Kupelian’ın en önemli filmi bir belgesel olan Dağlardaki Karanlık Orman’dır. Daha çok dağıtım konularına ağırlık veren şirketin şu an üzerinde çalıştığı film projesi Kaçak Prens’tir (The Fugitive Prince). Şirketin daha çok internet üzerinde pazarlamada bulunduğu söylenebilir. İnternet sitesinde verdiği bağlantıların (links) tamamı Ermeni iddialarını en aşırı şekillerde yansıtan sitelerdir. Verilen bağlantılardan bir tanesinde Ermeni iddialarını tekrarlayan belgesel nitelikli bir film de yayınlanıyor.



    Bars Media


    Erivan merkezli bir belgesel film stüdyosudur. Daha çok Azerbaycan-Ermenistan savaşı ve etnik çatışmaları Ermeni bakış açısıyla vermektedir. Televizyon kanalları ile de ilişkisi bulunan stüdyo eski Sovyetler Birliği ve Ermeni diasporası ile işbirliği içinde çalışmalarını yürütmektedir. Ayrıca uluslararası kuruluşlarla da (BM, UNDP, UNICEF vd.) çok sayıda ortak projeyi gerçekleştirmiş durumdadır. Yapımları arasında Kış Melodisi, Olmak ve Asla Unutmamak, Hapishane Sanatı ve Non-Stop bulunmaktadır.



    NAREK


    Ermenice video kasetleri, müzik kasetleri ve kitapları pazarlayan bir şirkettir. Özellikle internet üzerinden faaliyetlerini yürütmektedir. Bu alandaki en büyük tanıtım ve dağıtım şirketi olduğu söylenebilir. Aşağıda detayları verilen tüm filmlerin pazarlamasını gerçekleştirmektedir.



    AIM (Armenian International Magazine) Dergisi


    Ermeni diasporası için hazırlanan AIM dergisi İngilizce yayınlanmaktadır ve en çok takip edilen Ermeni yayınlarından bir tanesidir. Bu dergi kültürel ve bazı siyasi haberlere yer vermesine karşın her sayısında en az üç tane Ermeni yönetmenin filmine yer vermekte ve bu filmlerin aktif pazarlamasını gerçekleştirmektedir. Bir çok sayısında “soykırım filmleri” için tanıtım köşesi oluşturmaktadır. Asıl etkisinin İngilizce konuşan ülkelerde olduğunu söylemek mümkündür.



    Yerel Yönetimler


    Batı’da Ermeni görsel sanatlarını destekleyen en önemli kurumlar yerel yönetimlerdir. Ermeniler ağırlıklı olarak belli mahalle ve şehirlerde yoğunlaştıklarından o bölgede etki sağlamaları kolay olmaktadır. Seçim dönemlerinde isteklerini grup halinde hareket etmelerinin de etkisiyle yöneticilere “dikte ettirebilen” Ermeni toplumu diğer zamanlarda da yönetime yakın isimleri kullanmaktadır. Ayrıca özellikle Fransa, Kanada ve ABD’nin belli bölgelerinde siyasete ilgi duyan Ermenilerin sayısı azımsanmayacak düzeydedir ve bunların bir kısmı yerel yönetimlere girmeyi başarmışlardır. Bu kişiler bazen yönetiminde oldukları kurumun, bazen de bulundukları makamın prestijini kullanarak özel sektör firmalarının maddi imkanlarını Ermeni sanatçıları için kullanmaktadırlar. Özellikle belediye ya da yerel yönetim konseyine ait konser, sergi, ya da sinema salonlarının ücretsiz olarak Ermeni sanatçılarına tahsisi ciddi katkılar sağlamaktadır.
    Maddi katkılara ek olarak tanıtım sorunlarını aşmak konusunda da belediyelerin katkısı yadsınamaz. Şehrin her köşesinde duyuru imkanı bulan belediyeler Ermeni sanatçılarının kısa sürede ün kazanmasında da önemli bir rol oynamaktadırlar. Ayrıca siyasi konuları işleyen sergi ve oyunların yerel yönetimlerin sponsorluğunda gerçekleşmesi ve izleyicilerin ikna edilmesi Ermeniler açısından paha biçilmez bir katkı olarak değerlendirilmelidir. Sayıları çok fazla olmakla birlikte bu konuda en faal yerel yönetimlerin Paris, Toronto, diğer bazı Quebec şehirleri (Kanada), Boston, Los Angeles ve diğer bazı Kaliforniya eyaleti şehirleri (ABD) olduğu söylenebilir. Bunların dışında özellikle Anglo-Sakson ülkelerdeki yerel yönetim anlayışı nedeniyle, etnik grupların toplum içindeki nüfusları fazla olmasa da yerel yönetimler etnik kimliklerin ön plana çıkmasına izin vermekte, hatta bazen bunu teşvik etmektedirler. Londra örneğini ele alacak olursak, Londra yönetimi aralarında Ermenilerin de bulunduğu tüm etnik grupların birer gazete ya da dergi çıkarmasını teşvik etmekte, kültürel faaliyetlerini devam ettirebilmeleri için mekan ve parasal yardım sağlamaktadır. Nüfusları bu şehirde 10 bin kadar olan Ermeniler bu imkanlardan sonuna kadar faydalanmaktadırlar. Belediyenin sağladığı binada derneklerini (CAIA) kuran Londra Ermenileri yine yerel yönetimin sağladığı maddi destekle çocuklar için kurslar açmakta, yaşlılar için sosyal faaliyetler düzenlemekte, bunların yanında siyasi amaçlı olsun olmasın İngiltere’den ya da diğer ülkelerden gelen tüm Ermenilerin İngiliz toplumu ile temas kurmasını sağlamaktadır. İngilizce ve Ermenice yayınlar yapan Ermeniler böylece İngiltere’nin kaynaklarını Ermeni sorununda Ermeni görüşünü İngilizlere kabul ettirmek için de kullanabilmektedirler. Son olarak CAIA derneğinin Ararat filmi ve yönetmeni Atom Egoyan için destek kararı alması ve üyelerinden bu filmi desteklemelerini istemesi bunun en canlı örneğidir.[7] Yine aynı dernek 2002 yılı Haziranının son beş gününde “Londra Ermeni Filmleri Festivali” (London Armenian Film Festival) adlı bir festival düzenlemeyi kararlaştırmıştır. Festivalde İngilizce ve diğer dillerde Ermeni kökenli yönetmenlerin filmleri gösterilecek, bu arada diaspora Ermenilerinin filmlerine öncelik verilecektir.[8] Festival düzenleyicilerinin en büyük hayali ise Atom Egoyan’ı ve filmini festivale getirebilmektir. Film festivalde gösterilsin gösterilmesin film lehine Londra’da büyük bir kampanyanın başlayacağı ise kesin gibidir.
    Bu tablo karşısında Türk okuyucusu kızarak Londra yerel yönetimini suçlayabilir. Ancak tablo pek de buna uygun değildir. Londra’daki Türk nüfusunun (Türkiye ve Kıbrıs’tan gelenler dahil) 300 bine yaklaştığı bilinmektedir.[9] Bu nedenle yerel yönetim Türk nüfusa Ermenilerle kıyaslandığında çok daha fazla imkanlar sunmaktadır. Ne var ki asıl aktif grup olan Kıbrıs Türkleri ve aşırı Kürtçü gruplar bu yardımları verimli bir şekilde kullanmamaktadırlar. Bir yandan, sayıları çok az olmasına karşın Kıbrıslı Türkler inanılmayacak küçük olaylar nedeniyle çok sayıda gruba bölünmekte ve Türkiye’yi ilgilendiren konulara neredeyse hiç değinmemekte, diğer taraftan “Türkler adına” İngiltere’nin bağışladığı kültür merkezini işleten aşırı Kürtçü gruplar Türkiye aleyhtarı faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Yine bir başka grup olan aşırı sol bir grup ise yerel yönetimlerden ve diğer sosyal fonlardan aldığı paraları Türkiye’yi, İngiliz toplumunda “eleştirmek” için kullanmaktadır. Yine Türklere tahsis edilen bir diğer kültür merkezini ise Kıbrıslı bir Türkün aldığı ve yönetimi “ dolandırarak” kaçtığı iddia edilmektedir. Bu tablo içinde onbinlerce Türk en doğal ihtiyaçlarını bile karşılayamamakta, hal böyle olunca siyasi konular ile ilgilenmesi için maddi zemin dahi sağlanamamış olmaktadır. Türkiye devletinden maddi ya da bilgi olarak bir yardımın geldiğini söyleyebilmek ise zordur. Tüm bunlara rağmen Londra’da ekonomik güçleri oldukça sınırlı olan (küçük işletme sahibi – çoğu dönercidir) kişiler Türkiye’den sanatçılar çağırmakta, çok az sayıda Türk filmini Londra’ya getirmektedirler. Bu filmlerin büyük bir kısmı İngilizce alt yazılı olmakla birlikte Türkiye’nin tanıtımına ya da Türk görüşünün kamuoyuna duyurulmasına katkıda bulunabilecek herhangi bir filmden söz etmek zordur. Bu yönde 1998 yılında yaşanan bir olay Ankara’nın bakışı konusunu da ortaya koymaktadır. Bir grup öğrencinin Türkiye’den getirmeyi planladıkları filmleri İngilizce alt yazı ile Türk ve İngiliz seyirci ile buluşturma girişimleri ne yazık ki bir bakanlığımızın bürokratik engellemeleri sonucunda gerçekleşememiştir. Amacımız kurumları eleştirmek ve yıpratmak olmadığından detaylara girmek istemiyoruz. Ancak Londra gibi “dünyanın kültür ve siyaset” merkezi sayılan bir şehirde Türkiye’nin varlığını hissettirememesinin büyük bir eksiklik olduğu açıktır.
    Yerel yönetimler konusunda değinilmeden geçilemeyecek bir diğer örnek ise ABD’nin Kaliforniya eyaletidir. Eyalet valisinin Ermeni olduğu yıllarda eyaletin en önemli kurumlarına Ermeni yetkililer yerleştirilmiş, bu da Ermeni propaganda faaliyetlerinde büyük bir kolaylık sağlamıştır. Özellikle eğitim ile ilgili kurul ve komisyonlarda Ermeni etkisi dikkat çekicidir.



    Ermeni Öğrenci Dernekleri


    Ermeni propaganda filmlerinin seyirciye ulaştırılmasında özellikle son yıllarda Ermeni öğrenci derneklerinin oynadığı rol artmıştır. Birçok Batı üniversitesinde bulunan Ermeni öğrenci dernekleri tek gösterimlerin yanında, aldıkları finans desteğinin de yardımıyla film festivalleri düzenleyecek kadar çalışmalarını geliştirebilmişlerdir. Bunun en son örneği 2001 yılında Kaliforniya Eyalet Üniversitesi’nde yaşanmıştır. Ermeni Öğrenciler Derneği ve üniversite fonlarının desteğiyle 6-7 Nisan tarihlerinde düzenlenen Ermeni Filmleri Festivali’nde çok sayıda kısa metrajlı film gösterilmiştir. Özellikle genç yönetmenlerin filmleri gösterim için seçilirken filmlerin ağırlıklı kısmının daha evrensel konulara sahip olmasına dikkat edilmiştir. Ancak arada yine birçok film “soykırım, katliam” gibi tipik Ermeni iddialarını içeren filmlerin sayısı da azımsanmayacak bir düzeydedir. Bazı okuyucular tarafından “olumlu” bulunabilecek bu durum aslında çok da ümit verici değildir. Çünkü, tamamı siyasi filmlerden oluşan bir festival “itici” ve “sıkıcı” bulunacakken, ağırlıklı olarak herkesi ilgilendirecek konulardan oluşan bir festivalde Ermeni sorununun “fark ettirilmeden” gündeme getirilmesinin etkisi çok daha yüksek olacaktır.[10]



    Diaspora Ermeni Basını


    Ermeni filmlerinin siyasi amaçlar ile kullanılmasında diaspora Ermeni basını hayati bir rol oynuyor. Özellikle İngilizce, Fransızca ve Rusça yayın yapan Ermeni gazete ve dergileri Ermeni yönetmenlerin filmlerinin tanıtımına özel bir yer verirken diğer yabancı basını bilgilendirme konusunda da birer “misyoner” gibi çalışıyorlar. Ermeni basınının bu tür filmler ile ilgili olarak izlediği stratejinin ilk aşaması filmler ne kadar siyasi konulu olursa olsun yayınladıkları makalelerde sözde “soykırım”dan bahsetmektir. Söz konusu film ya da başka bir sanatsal etkinlik aşk, ya da ekonomik sorunlar ile ilgili dahi olsa “soykırım” kelimesinin haberlerde geçtiği görülüyor. Stratejinin diğer bir özelliği de söylenmek istenen cümleleri Ermeni olmayan kişilere söylettirmektir. Ermeni filmleri konusunda yapılan olumlu eleştirileri ön plana çıkaran diaspora Ermeni basını olumsuz eleştirileri ise ya görmezden gelmekte, ya da inandırıcılığı arttırabilmek amacıyla “dolgu malzemesi” olarak kullanmaktadır. Üçüncü yöntem ise haberi yapılan Ermeni yönetmenin o an yaşadığı ülkeyi ön plana çıkarmaktır. Bu nedenle haber başlıklarında sıkça “Almanya”dan Güzel Bir Film”, “Fransız Filmi Ermeni Soykırımını Anlatıyor” gibi başlıklarla karşılaşılabilir. Oysa ki bu filmlerin hepsi Ermenilerce yapılmış ve oyuncularının önemli bir kısmı da Ermeni aktör ve aktrisleridir. Dördüncü bir özellik olarak Ermenice ve Rusça yayınlanan makalelerin hızla İngilizce ve Fransızca’ya çevrilmesi gösterilebilir. Hatta bazı haberler Türkçe’ye de çevrilmektedir.
    Teknolojinin gelişmesiyle birlikte internet kullanımı da hızla artmıştır. Sadece Ararat filmi ve Egoyan ile ilgili web sitelerinin sayısının 100’ü aştığını söylemek bir fikir verecektir.



    Ermeni Dernekleri ve Siyasi Partileri


    Yukarıda kısmen değinildiği üzere varlık nedenlerini Ermeni sorununun devam etmesinde gören bazı aşırı gruplar ve kuruluşlar siyasi içerikli Ermeni filmlerini fanatik bir şekilde savunmakta ve Batı toplumunda bu filmlerin başarılı olması için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bunların dışında daha ılımlı olan dernekler de milliyetçi bir refleksle bu filmlerin dağıtım ve tanıtımına yardımcı olmaktadırlar. Siyasi, kültürel ya da bilimsel olsun diaspora Ermeni dernekleri düzenledikleri sosyal faaliyetleri bir Ermeni filmiyle süslemeye büyük önem vermektedirler. Ayrıca bağış günlerinde de söz konusu filmlerin kasetleri piyasa değerinin oldukça üzerinde satılmaktadır. “Soykırım” iddialarını içeren filmlerin finansmanı için açılan yardım kampanyalarının da bu tür derneklerce organize edildiği bilinmektedir.



    Rum Dernekleri


    Ermeni propaganda faaliyetleri Batı’da en çok destekleyen gruplardan biri de Yunanlılardır. Özellikle Kıbrıs Rumları ve Helen milliyetçileri Ermeniler ile siyasi amaçlarının birleştiği düşüncesindeler ve Türkiye’yi ve Türkleri karalayan her türlü yapıma / girişime büyük bir coşkuyla destek veriyorlar. Bu bağlamda diaspora Rumlarının elinde olan yerel yönetimler de Ermeni sanatçıların yapımlarına geniş imkanlar sağlıyorlar.



    Festivaller


    Ermeni sinema eserlerinin yurt dışında tanıtımı için Ermeni derneklerince düzenlenen Ermeni filmleri festivallerine yukarıda değinilmişti. En az bunlar kadar etkili bir diğer araç ise uluslararası festivallerdir. Özellikle Ermenilerin yoğun bukunduğu şehirlerdeki festivallere ağırlık verilmesine karşın bazı festivallerde azınlık hakları, kültürel farklılıklar ve siyasi sorunlar ile ilgili filmlere özel bir ilgi duyulmakta, Ermeni sanatçılar da bu durumdan sonuna kadar yararlanmaktadırlar. Bu çerçevede Ermeni filmlerinin sıklıkla yer bulduğu festivallerden bazıları şu şekilde sıralanabilir: Toronto Film Festivali, Cannes Film Festivali, New York Film Festivali, the Philadelphia Festival of World Cinema, International Film Festival Rotterdam, Göteborg Film Festival, Canada Film ve Video Festivali, Cine-World Film Festival, vd.



    Kilise


    Kilise hemen her türlü siyasi faaliyette olduğu gibi Ermeni sinemasının siyasi amaçlı kullanımında da ön plana çıkmaktadır. Özellikle ABD’deki kiliseler siyasi içerikli Ermeni filmlerinin tanıtımında önemli bir rol oynamaktadır. Tanıtıma ek olarak kiliseler filmler için salon sağlamaktadır. Gölden Gelen Sesler filminin Richmond’daki (Virginia, ABD) Ermeni kilisesinin büyük salonunda gösterilmesi buna iyi bir örnektir. Kilisedeki gösterimlerin bir diğer etkisi de dini bir kurum olması nedeniyle filmlerde işlenen iddiaların seyircilerce kabulünü kolaylaştırmasından kaynaklanmaktadır.
    Tüm bunlara ek olarak Ermeni kilisesi diğer Hıristiyan kuruluşları ile bağlantılarını kullanarak dünyanın her ülkesinde kiliselerin bazı Ermeni filmlerinin izlenmesini teşvik etmelerini rica edebilmektedir.



    Diğer Şirket ve Kurumlar: Don Film (Ermenistan), Askarian Film (Almanya), Molorak Films Inc.



    IV. Türkiye Karşıtı Ermeni Filmlerinden Bazı Örnekler




    Yukarıda anlatılmaya çalışılan mekanizma belki de en iyi ürettiği filmler ile anlaşılabilir. Türkiye, Ermenilerce yapılmakta olan bir filmle uğraşırken geçen zaman içinde çok sayıda filmin yapıldığı ve Batı kamuoyunda Ermeni sorunu konusunda ciddi bir tekelin oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu bölümde bu filmlerden bir kısmı tanıtılmaya çalışılacaktır.

    Gölden Gelen Sesler: Gizli Bir Soykırım Hakkında Bir Film (Voices from the Lake: A Film About the Secret Genocide): 2000 yılında tamamlanan film son dönemde en çok ses getiren Ermeni filmleri arasında yer alıyor. 86 dakika ve J. Michael Hagopian yapımı ve İngilizce. Filmi gerçekleştiren kurum ise Ermeni Film Vakfı. Filmin tanıtımı siyasi Ermeni iddialarının tanıtımından farksız. Sürekli olarak 1915 olaylarının 20. yüzyılın ilk soykırımı olduğu ve hâlâ “gizli” olduğu iddia ediliyor. Filmin tanıtım broşürlerinde Gölden Gelen Sesler’in “Ermeni soykırımı hakkındaki ilk uzun belgesel film” olduğu iddia ediliyor. Bu yorumun bir pazarlama stratejisi olduğu kabul edilse bile bu belgesel filmin Ermeni iddialarını son dönemde gündeme getiren en “başarılı” belgesel filmlerden biri olduğu söylenebilir. Film anlatılanların belgelere ve özellikle Batılı tanıkların gözlemlerine dayandığını iddia ediyor. Böylece izleyicinin iddiaları sorgulamasına izin vermek istemiyor. En çok üzerinde durulan husus ise dönemi yaşadığı iddia edilen kişilerin anılarıdır. Tanıtımda kullanılan bir diğer dikkat çekici iddia ise filmde şu ana kadar gizli kalmış birçok belge ve raporun bu belgesel sayesinde gün yüzüne çıktığıdır. Şu ana kadar Ermenilerce yapılmış birçok sahte belge olayı yaşandığından, Gölden Gelen Sesler’in kullandığı belgelerin ne kadar orijinal olduğu kolaylıkla tahmin edilebilir.

    Filmin video kaseti şu anda Ermeni videoları arasında en çok ilgi gören kasettir denebilir. Kaset ABD’de kitapçıklı ve kitapçıksız olmak üzere iki şekilde satılmaktadır. Kaset ile birlikte verilen kitapçıkta ise bilinen iddialar videodaki iddiaları kabul etmeyi kolaylaştırılacak bir tarzda verilmektedir.
    Görev Berlin (Assignment Berlin):Görev Berlin’in Yapımcısı ve yönetmeni Detroit’li (ABD) bir Ermeni olan Hrayr (Peter) Toukhanian’dır. Film Talat Paşa’nın Berlin’de suikasta uğrayışını tamamen bir Ermeni bakış açısıyla veriyor. Filmde suikasta uğrayan Talat Paşa olmasına ve bu olayın yüzyılın ilk terör olaylarından biri olmasına karşın yönetmen Görev Berlin’de asıl terörist olarak Talat Paşa’yı ve arkadaşlarını suçlamakta, Talat Paşa’yı öldüren katili ise Ermeni ulusunun bir kahramanı olarak yüceltmektedir. Zaten filmin tanıtımlarında filmin söz konusu katili ölümsüzleştirdiği büyük bir gururla ifade edilmektedir. Hal böyle olunca bu tür filmleri izleyen Ermeni gençlerinin terörü amaçları için “iyi bir yol” olarak görmelerinden daha doğal ne olabilir ki?
    Görev Berlin, bu konuda yapılan uzun metrajlı ilk film olarak kabul ediliyor. Bu da Türkiye için büyük bir “ihmal” olarak yorumlanabilir. Filmin tüm tanıtımlarında Talat Paşa’dan “Ermeni soykırımının mimarı” olarak bahsediliyor. Tanıtımlarda en çok kullanılan ibarelerden biri de “gerçek bir tarih olayı” (an actual history event) ifadesidir. Bunun dışında bildik 1,5 milyon Ermeninin “acımasızca öldürüldüğü” iddiaları filmde ve tanıtımında yenileniyor. Yönetmen filmi önce Berlin’de çekmeyi düşünmüş. Ancak Berlin’e yaptığı gezide kullanmayı düşündüğü tarihi binaların büyük bir kısmının 2. Dünya Savaşı esnasında yıkıldığını görünce Detroit’te çekmeye karar vermiştir.[11] Filmin büyük bir kısmı da Detroit’te bulunan tarihi Mason Tapınağı’nda (Masonic Temple) çekilmiştir.[12] Zaten filmin ilk gösterimi de bu tapınakta 19 Şubat 1982 tarihinde 1500 kadar ateşli izleyicinin önünde gerçekleştirilmiştir. Tahmin edilebileceği üzere seyircilerin önemli bir kısmı Ermenidir ve filmin gösterimini büyük bir olaya dönüştürmüşlerdir. Filmin Batı yakasındaki gösterimi ise 14 ve 21 Ekim 1982 tarihlerinde 2.000’er kişilik seyirciler önünde yapılmıştır. Bu gösterimler de bölgedeki Ermenilerce geniş bir tanıtımla duyurulmuş ve gösterim gününden çok önce biletler tükenmiştir.[13]
    Toukhanian’ın filminin çekim süreci ise tipik bir Ermeni yanlısı filmin serüvenini yansıtmaktadır. İlk olarak Amerika’daki Ermeni cemaati yardımını esirgememiştir. Bazı Ermeniler de çok düşük ücretlerle filmde rol aldılar. Ancak asıl önemli destek Amerikan kurum ve kuruluşlarından gelmiştir. Detroit’te bir film çektiği için filmin tanıtımına ve sanatsal hayatına katkıda bulunduğuna inanılan Toukhanian New Detroit şirketinden, şehrin belediye başkanından, yerel medyadan ve diğer bazı şirketlerden yardım almayı başarmıştır. Ayrıca Detroit şehri Sanat Konseyi de filme destek sağlamıştır. Bu desteğin bir kısmının siyasi nedenleri olabilir. Ancak yönetmenin Amerika’da hemen herkesin kullanabileceği kaynakları kendi ulusunun çıkarları için kullandığı söylenebilir. Bu bağlamda söz konusu örneğin filmleri için sadece Türkiye Cumhuriyeti devletinden destek bekleyen Türk sanatçıları için de faydalı olabileceği söylenebilir. Sonuçta yönetmen bir milyon dolarlık bir bütçe oluşturdu ve filmini çekti. Bütçe Amerikan şartları için mütevazi gelse de enflasyon ve ayni yardımlar göz önünde tutulduğunda bütçenin bugünkü Hollywood şartlarında birkaç milyon doları bulduğu söylenebilir.
    94 dakikalık filmin Ararat filmine benzeyen bir diğer yönü ise filmin, yönetmen ile karısının ortak çabaları sonunda ortaya çıkmış olmasıdır. Filmi “evliliklerinin ve aşklarının önemli bir ürünü” olarak sunan Hrayr Toukhanian, filmin senaryosunun da eşi Sona Toukhanian tarafından kaleme alındığını söylemektedir.[14] Görüleceği üzere Ararat filmi de Atom Egoyan ve eşi Arsinée Khanjian arasındaki yakın işbirliğinin bir ürünüdür. Özetle her iki filmde de profesyonel destek ve yönlendirmeler kadar amatör ruhun ve idealizmin büyük bir rolü vardır. Diğer bir deyişle propaganda mekanizmasının en uç noktasında yer alanların önemli bir kısmı amatör ruhlu kişilerdir ve bu çalışmaları ile çok önemli bir görevi yerine getirdiklerini düşünmektedirler. Bu noktada dikkat çeken bir diğer konu ise her iki örnekte de Ermeni kadınının kocasından daha idealist ve milliyetçi olmasıdır. Nitekim her iki yönetmen de enerjilerinin tükendiği yerlerde eşlerinin kendilerini ısrarla teşvik ettiklerini söylemişlerdir.
    Filmin başrollerinde dönemin görece tanınmış oyuncuları rol alıyorsa da Ermeni yönetmen Detroit’in yerel yeteneklerine ve bazı Ermeni isimlere de rol vermiştir.[15] Egoyan’ın Ararat’ı çekerken Kanadalı isimleri ön plana çıkarması ve rol dağılımında politik seçimler yapmış olmasına benzer bir şekilde Toukhanian filminin başarısını baştan garantilemek istemiştir. Seçtiği yerel oyuncular ile filmi içinde bulunduğu bölge ve ülkeye mal ederken olabildiğince tanınmış sanatçılar geniş kitlelerin ilgisini çekecektir. Ermeni aktörler ise Ermeni toplumunun maddi ve manevi desteği için gerekli olmasının yanısıra, Ermeni sanatçıların yükselmesi için olanaklar sağlamak da diğer bir amaçtır.
    Filmin başarısına gelecek olursak, film Ermeniler arasında büyük bir memnuniyet yaratmış ve gösterildiği dönemde neredeyse tüm Ermeniler filmi izlemişlerdir. ABD’de Ermenilerin yoğun olduğu bölgelerde yerel halk da filme ilgi göstermiştir. Filmin dağıtımını üstlenen International Releasing Corporation filmin Fransa, İtalya, İspanya, Yunanistan, Sovyetler Birliği, Avustralya, Tayland, Tayvan ve tüm Güney Amerika ülkelerinde gösterildiğini belirtmektedir. Bu ülkelerde sinema gösterimlerine ek olarak filmin video ve diğer kayıt türleriyle yapılmış kopyaları da dağıtıma sunulmuştur. Ermeni grupların tüm çabalarına karşın şirket filmden ciddi bir kâr elde edemediğini iddia etmiştir. Ancak bu açıklamaya şüpheyle yaklaşmak gerekir. Film, aradan geçen zamana karşın, halen dünyanın hemen hemen her ülkesinde video kasetler, internet, DVD vd. vasıtasıyla satılmaktadır. Ayrıca Ermeni diaspora dernekleri filmi toplu gösteriler ve düzenledikleri “festivaller” ile üyelerine ve yeni nesillere aktarmaya devam etmektedirler. Şüphesiz bundan bu derneklerin bulunduğu bölgedeki diğer etnik gruplar da etkilenmektedir. Buna en son örnek ARFYOC’un Toronto’da, Ermeni Toplum Merkezi’nde (The Armenian Community Centre) düzenlediği toplu gösterimidir. 25 Ocak 2002 tarihli gecede Görev Berlin filmi geniş bir kalabalıkça izlenmiştir. Filme girişler ücretsiz tutulurken tüm masraflar ARFYOC Ermeni derneğince karşılanmıştır. Bu da filmin etkisini hâlâ koruduğunu göstermektedir.
    Mayrig (Anne): Henri Verneuil yapımı olan bu filmde başrolleri Ömer Şerif (Hagop) ile Claduia Cardinale (Araxi – Mayrig) paylaşmışlardır. Diğer rollerde ise şu isimler vardır: Gerard Torikian (Zaven), Nocolos Silberg (Savunma Avukatı), Stephane Servais (Azad). 1991 yılında çekilen film Ermeni “soykırım” iddialarının perdeye yansıdığı en önemli filmlerden biri olarak görülmektedir. Film 1921 yılında Fransa’ya göçen bir ailenin gurbette çektikleri sıkıntılar ile ilgilidir. Türkler yine “kötü adam” rolündedir. Film ayrıca Ermeni kadının konumunu işlediği için çeşitli yorumcularca övülmüştür.
    Her ne kadar izleyici sayısı ile yönetmenini hayal kırıklığına uğratmışsa da, Mayrig Türkiye karşıtı Ermeni faaliyetlerinin sinemadaki en önemli odak noktalarından biridir. Dünyanın birçok şehrinde Fransızca olarak gösterilen filmin İngilizce alt yazılı versiyonu da mevcuttur. Film aradan geçen zamana karşın videolarının yanısıra bir çok Ermeni derneğince gösterilmeye devam etmektedir. En son gösterim Londra’da Gulbekian Hall’da 5 Şubat 2002 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Mayrig’in dağıtımını M Pathe (İsviçre) ve AMLF (Fransa) firmaları üstlenmiştir.
    Ermeni asıllı Fransız vatandaşı olan Henri Verneuil’un gerçek ismi Ashot Malakian’dur ve 1920 yılında Anadolu’da doğmuştur. Fransız sinemasının önemli isimlerinden biri olarak gösterilmektedir. 1996 yılında tüm hayatı boyunca sinemaya yaptığı katkılardan dolayı “Fransa’nın Oscarı” sayılan Cesar onur ödülünü almıştır. En unutulmaz filmi olarak La Vache et le Prisonnier (1959) gösterilmektedir. Un Singe en Hiver (1962) filminde olduğu gibi Jean Gabin, Jean-Paul Belmondo, Alain Delon gibi Fransız sinemasının dev isimleriyle çalışmıştır. Tüm bu ününe ve başarılarına karşın, en büyük hayali olarak sözde “soykırımı” filme çekmeyi amaçlayan Henri Verneuil bu hayalini Mayrig’le gerçekleştirmiştir. Yönetmen 11 Ocak 2002 tarihinde Paris’te vefat etmiştir.[16]
    Hasret (The Yearning, Karot):1990 Ermenistan yapımı, 137 dakikalık bir sinema filmidir. Ermenistan’da yapılmış olmasına karşın Batı’daki Ermeni diaspora derneklerince tanıtımı yapılmakta ve dağıtımı gerçekleştirilmektedir. Filmin başrollerinde Levon Sdharafyan, Rafayel Atoyan ve Galia Novents rol alıyorlar. Yönetmeni Frunze Dovlatyan olan filmin konusu hayli dramatiktir. Arakel Aloyan adlı Ermeninin köyü Türkler tarafından yakılmış ve köydeki tüm kadınlara tecavüz edilmiştir. Bunun üzerine Sovyetler Birliği’ne geçen Aloyan tüm olanlara karşın hâlâ köyünü özlemektedir. İçindeki hasret duygularını engelleyemeyen Aloyan tamamen insani duygular ile Sovyet sınırını geçer. Amacı ailesinden geriye kalan mezarları ziyaret edebilmek ve evlilik töreninin gerçekleştirildiği “kiliseden geriye kalan” duvarları öpebilmektir. Ancak Sovyet hükümeti bu çabayı bir casusluk girişimi olarak görür ve olaylar bu örgü üzerine gelişir.
    Filmin özellikle ilk kısımlarında “Türk vahşeti” özenle işlenmiştir. Buna ek olarak filmin tanıtımlarında “Batı ve Doğu olarak ikiye ayrılmış bir milletin trajedisi” ifadeleri kullanılmakta ve Türkiye topraklarının “Batı Ermenistan” olduğu ısrarla vurgulanmaktadır. Film Ermenice olmasına karşın İngilizce alt yazılıdır ve ABD’de yoğun bir şekilde pazarlanmaktadır.
    Ermeni Soykırımı, Osmanlı İmparatorluğu Ermeni Nüfusunun Yok Edilişi 1915-1923 (The Armenian Genocide, Annihilation of the Armenian Population of the Ottoman Empire 1915-1923): 1991 Atlantis Productions, Inc. yapımı 25 dakikalık bir belgeseldir. Daha çok video ve VCD şeklinde hazırlanan yapımın asıl hazırlanma amacı okul çağındaki çocukların “eğitimi”dir. Kasetin yanında bir de çalışma rehberi verilmektedir. Öğretmenler için ise öğretmen rehberi hazırlanmıştır. Ermeniler özellikle ABD’de filmi soykırım tarihi konusunda okullara yardımcı materyal olarak önermektedirler. Kasete Ermenilerin dışında en çok Yahudilerin ve soykırım konusunda hassas Amerikalı eğitmenlerin ilgi gösterdikleri söylenebilir. Özellikle Holokost konusunda destekleyici materyal arayan Yahudi öğretmenler bu filmi Ermeni sorunundan habersiz bir şekilde Yahudi holokostunu daha iyi anlatabilmek için kullanmaktadırlar. Böylece film sadece Türkiye aleyhtarı bir kamuoyu oluşturmakla kalmamakta genç yaşlardan itibaren Türk ve Yahudi toplumlarının arasını açmak için de kullanılmaktadır. Yapımcı firma filmin Kaliforniya Eyaleti Müfredat Geliştirme ve Yardımcı Materyaller Komisyonu (The Curriculum Development and Supplement Materials Commission of the State of California ) için hazırlandığını belirtmektedir.
    Musa Dağı’nda Kırk Gün (Forty Days of Musa Dagh): Independent Production tarafından yapımı gerçekleştirilen 120 dakikalık bu film Ermeni iddialarını dile getiren en önemli filmlerden biridir. Dili İngilizce olan filmde ve filmin tanıtımında Ermenilerin Türkler tarafından “soykırım”a uğratıldıkları ve işkenceye maruz kaldıkları anlatılmaktadır. Filmde Türk askerlerinin işkenceyi “severek gerçekleştirdikleri” işlenmektedir. Film Avusturyalı yazar Franz Werfel’in aynı adlı romanından sinemaya uyarlanmıştır. Filmin çekimi ve dağıtımını engelleyebilmek için gerek Türk hükümetinin gerekse ABDli yetkililerin karşı girişimde bulunduğu iddia edilmektedir. Ancak bu konuda somut bir önlemin alındığını söylemek zordur. Buna karşın bazı Ermeni araştırmacılar söz konusu romanın 1940’lı yıllarda sinemaya çekilmek istendiğini, ancak Türk lobicilik faaliyetleri nedeniyle bunda başarı sağlanamadığını iddia ediyorlar.[17]
    Filmin video kasetleri halen raflardadır. Ayrıca Ermeni dernekleri özellikle 24 Nisan’larda bu filmi geniş kitlelere göstermektedirler.[18]
    Bir Ermeni Yolculuğu (An Armenian Journey):1987’de gösterime girmiş olan bu film 56 dakika sürüyor. Film bir WGBH Boston yapımı. Filmde Theodore Bogosian sözde “soykırım” tanıklarından biriyle Türkiye’ye “katliam”ın yapıldığı yerleri gezmeye gitmektedir.
    Ermeni Davası (The Armenian Case). Michael Hagopian tarafından yazılıp yapımı gerçekleştirilen film belgesel türündedir ve 1975 yılında gösterime girmiştir. 45 dakikadır. Belgeselde 1915 olaylarından kurtulduğu iddia edilen kişilerin diliyle olaylar tamamen Ermeni bakış açısı çerçevesinde veriliyor. Birinci Dünya Savaşı ile başlatılan “hikaye”de bol miktarda “barbar Türk” görüntüsünün dışında olaylardan sonra Ermenilerin nasıl tüm dünyaya yayıldıkları ve diasporada yeni bir yaşam başlattıkları anlatılıyor. Belgeselde dikkat çekici bir diğer nokta ise Ermeni iddialarının sürekli olarak Batılı, özellikle de Amerikan kaynaklarıyla desteklenmesidir. Amerikan Başkanı Wilson’ın azınlıklar ve Ermeniler konusundaki planları belgeselde Ermeni iddialarına önemli bir zemin oluşturmuştur. Filmin yapımcısı Hagopian diaspora Ermeni film sektörünün önde gelen isimlerindendir. Ermeni Film Vakfı’nın kurucusu da olan Hagopian, aynı zamanda birçok Ermeni filminin üretimini üstlenen Atlantis Productions’ın da başkanıdır. 1954 yılından beri kendisini Ermeni siyasi görüşlerini yaymaya adamış olan Hagopian bu tarihten günümüze dek özellikle sinema ile eğitimi birleştirmeyi amaçlamıştır. Belki de Ermeni Davası benzeri filmlere ağırlık vermesinin en önemli nedeni de budur. Diğer bir deyişle Amerikan okullarında gösterilebilecek filmler hazırlamıştır. Seyircinin yaşı ne kadar küçülürse gösterilecek filmlerin etkisinin daha çok olacağı açıktır. 70’in üzerinde belgesel ve filme imza atan Michael Hagopian aynı zamanda çeşitli üniversitelerde ders de vermiştir. Hagopian’ın filmlerinin büyük bir çoğunluğunun ABD Eğitim ve Etnik Miras Programı (US Office of Education and Ethnic Heritage Program), Kaliforniya Beşeri Çalışmalar İçin Gelir kurumu (California Endowment for Humanities) ve Kaliforniya Eyaleti Eğitim Bakanlığı’ndan sağlanan maddi yardımlar ile gerçekleştirildiğini hatırlatmakta yarar vardır. Belgeselin video kasedi halen ABD’de 29 Dolar’dan tüm ABD eyaletlerinde satılmaktadır.
    Bir Sessizlik Duvarı, Ermenilerin Konuşulmayan Kaderi (A Wall of Silence, The Unspoken Fate of the Armenians):1997 yapımı ve yönetmeni Dorothee Forma. Dili İngilizce, 54 dakikalık bir belgesel. 20. yüzyılın ilk soykırımının Ermenilere yapıldığı iddiası tekrar ediliyor. Belgesel esas olarak iki kişinin Taner Akçam ve Vahakn Dadrian’ın hayat hikayeleri üzerine kurulmuş. Yapımcı, Taner Akçam’ı “Türk tarihçisi” olarak sunuyor ki bu doğru değildir. Taner Akçam tarih eğitimi almadığı gibi çalışmaları da tarih çalışması olarak değerlendirilemez.[19] Ayrıca “dengeleyici unsur” olarak düşünülmüş olan Taner Akçam’ın Türk görüşünü temsil gücünün ne kadar olduğu da bir başka soru işaretidir. Ancak yönetmenin bunlarla pek bir ilgisi yoktur. Onun amacı Ermeni “soykırım” iddiasını Akçam ve Dadrian’ın dilinden ispatlamaktır. Akçam bu filmde Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini iddia ederek, Türklerin geçmişe dönük “hatalar”ını yeniden gözden geçirmeleri gerektiğini söylüyor. Filmin isminin Bir Sessizlik Duvarı olmasının nedeni ise tahmin edileceği üzere Ermeni iddialarının “hak ettiği ilgiyi göremediği” kanaatidir. Yapımcı firma ise HBF’dir.
    Unutulmuş Soykırım (The Forgotten Genocide): Bir J. Michael Hagopian filmi daha. Seslendirme Mike Connors’a yaptırılmıştır. Unutulmuş Soykırım 28 dakikalık bir belgesel olmasına karşın sağladığı popülarite birçok uzun metrajlı filmden daha fazla olmuştur. Belgesel iki dalda Emmy ödüllerine aday gösterilmiştir. Bu da ilginin boyutlarını açıkça göstermektedir. Ayrıca ismi ile bir çok Ermeni yanlısı kişiye de ilham vermiştir. Filmde tanıkların ve arşiv belgelerinin Ermeni iddialarını kanıtladığı iddia ediliyor. Filme daha sonra 17 dakikalık bir de ek yapılmıştır.
    Bitlis’ten Fresno’ya: Fresno’lu Karabianlar, California’da Bir Ermeni Ailenin 100 Yılı (From Bitlis to Fresno: 100 Years of an Armenian Family in California, the Karabians of Fresno): 56 dakikalık bir belgesel filmidir. J. Michael Hagopian belgeseli hem yazmış hem de yönetmiş. Bu tür filmlerin en önemli etkisi Ermenilerin Amerikalı olduklarını kanıtlamanın yanında Anadolu’nun da Ermeni anayurdu olduğu iddiasını desteklemektir denebilir.
    Herkes Burada Değil: Ermeni Soykırımı Aileleri (Everyone’s Not Here: Families of the Armenian Genocide):Amerika Ermeni Asamblesi (The Armenian Assembly of America) tarafından hazırlanan bu belgesel de daha çok eğitim kurumlarını hedefliyor. 28 dakika süren bu video kasetin yanında bir de “çalışma rehberi” veriliyor. Filmde bildik iddialar yenilenirken ailelerin nasıl parçalandığı noktası üzerinde durularak siyasi iddialarda insani bir boyut açılarak Amerikan toplumu en zayıf noktasından yakalanmaya çalışılıyor.
    Gizli Holokost: 20. Yüzyılın İlk Soykırımı (The Hidden Holocaust: The First Genocide of the 20th Century):A & E Home Video şirketi tarafından yapılmış olan belgesel 45 dakikadır.

    Klikya... Yeniden Doğuş (Cilicia... Rebirth): 27 dakikalık belgesel. Video kaset olarak satılıyor. Ermeni Film Vakfı’nca finanse edilen filmin senaryo yazarı ve yapımcısı J. Michael Hagopian’dır. Belgeselin tarih danışmanlığını ise Kaliforniya Üniversitesi’nden (Los Angeles) Prof. Avedis K. Sanjian yapmıştır. Belgeselde Ermenilerin Anadolu’nun güneydoğusu ve bugünkü Suriye’nin bir kısmında büyük bir medeniyet yarattıkları iddia edilerek Kilikya Krallığı’na atıfta bulunuluyor. Belgeselin iddiasına göre Birinci Dünya Savaşı’nda büyük bir katliama uğrayan Ermenilerden sağ kalanlar Suriye’nin Halep kentinde yeniden dirilmişler ve hayata dört elle sarılmışlardır. Tipik bir Hagopian filmi olan Klikya’da diğer filmlerde olduğu gibi Ermeniler büyük felaketlere rağmen yılmayan, adeta sıfırdan yeniden ayağa kalkmayı başaran bir ulus olarak gösteriliyor. Benzeri bir temanın Ararat’da da olduğu görülecektir. Bu anlayışın kendilerini Nuh Efsanesi ile ilişkilendiren Ermeniler arasında yaygın olduğu söylenebilir.

    Tarihi Ermenistan (Historical Armenia):Belgesel niteliğindeki 53 dakikalık film J. Michael Hagopian tarafından yazılmış ve görüntülenmiştir. Seslendirmeyi gerçekleştiren ise Guy Runnion’dır. Filmde Ermenilerin ‘anavatanı’na yolculuk yapıldığı iddia edilmesine karşın gösterilen şehirlerin İstanbul, Ankara, Adana, Gaziantep, Van, Bitlis gibi şehirler olması dikkat çekicidir. Bu video kaseti izleyen seyirci Anadolu ile bugünkü Ermenistan’ın tek bir ülke olduğunu ve buranın da Ermenilerin anavatanı olduğunu düşünebilir. Zaten amacın da bu olduğu kolayca tahmin edilebiliyor. Film diğer filmlerdekine benzer bir şekilde Ermeni iddialarını Amerikan kaynaklarına dayandırmaya çalışıyor. Filmin tanıtımında film ekibinin 1919 yılında Türkiye’ye (şirket “Türkiye ve Ermenistan’a” diyor) gönderilen Amerikan misyonunun izlediği güzergahı izlediği belirtiliyor. Böylece izleyici ile film arasında bir “gönül bağı” kurulmaya çalıştığı iddia edilebilir.
    Komitas: 1988 Batı Almanya yapımı ve 96 dakikalık bir filmdir. Uluslararası alanda en çok ses getiren Ermeni filmlerinden birisidir. Filmin yönetmeni bir Sovyet Ermenisi olan ve şu anda Berlin merkezli olarak çalışmalarını yürüten Don Askarian’dır. Kimi eleştirmenler Askarian’ı, Sergei Paradjanov’dan sonra gelen en önemli Ermeni yönetmen olarak değerlendiriyor.[20] 1949 Yukarı Karabağ doğumlu olan yönetmen asıl ününe Sovyetler Birliği döneminde kavuşmuştur. Moskova’da yönetmen yardımcısı olarak çalıştığı dönemde eleştirel yaklaşımı nedeniyle hapsedilen Askarian 1978’de Batı Berlin’e (Batı Almanya) göç etmiş ve o günden bugüne kadar da bu ülkede çalışmalarını yürütmüştür. Denebilir ki Don Askarian uluslararası festivallerde filmleri en çok gösterilen Ermeni yönetmenlerden biridir.
    Samvel Ovasapian’ın başrolü oynadığı Komitas’ta Türklerin milyonlarca Ermeniyi öldürdüğü iddiası ispatlanmış, genel kabul görmüş bir veri olarak alınıyor ve gelişmeler bu “varsayım” üzerine kuruluyor. Filme göre, filmin kahramanı olan Komitas, Kütahya doğumlu müzisyen bir Ermeni keşişi ve 1915 yılında Türklerin gerçekleştirdiği katliamları görünce aklını yitiriyor. Film bundan sonra gelişen olayları ele alıyor.
    Komitas’ın sağladığı başarıları arasında en önemlilerinden biri de Interfilm ödülünü (Interfilm Prize) almış olmasıdır. Dini kurumlar ile bağlantılı olan bu ödülü veren jürinin gerekçesi de kararın ne kadar siyasi olduğunun ve sanatsal kriterlerin en önemli öncelikler arasında yer almadığını kanıtlar: “1915 toplu katliamının ardından kendisini sessizliğe gömen keşiş ve besteci Komitas ile birlikte bizler de onun ve halen yası devam eden Ermeni halkının acılarını paylaşıyoruz.”[21]
    Filmde Ovasapian dışında rol alan sanatçılardan bazıları şunlardır: Onig Saadatian, Margarita Woskanjan. Film Almanca, ancak İngilizce altyazılı olarak sunuluyor. Film halen “Türklerin işlediği Ermeni soykırımı” ibaresiyle yan yana anılmaya devam ediliyor.[22]
    Avetik: Bir diğer Don Askarian filmi. 1992, Ermenistan ve Almanya ortak yapımı. Film Ermenice ancak İngilizce alt yazılı. 84 dakika sürüyor ve renkli. Filmin kahramanı, tıpkı yönetmen gibi, Berlin’e sürülmüş bir Ermeni film yönetmeni. Filmde Alman ırkçılığından 1989 Ermeni depremine ve 1915 olaylarına kadar bir çok trajik olaya atıf var.[23] 1915 olaylarının Ermeni bakış açısıyla verildiğini söylemeye gerek yok. 1915 olayları, Nazi askerleri, Karabağ çatışmaları gibi bir çok olayın birarada verilmesi izleyicide Hitler faşizmi ile “Türk barbarlığı” benzerliğinin oluşmasına neden olmuş olabilir. Nitekim filmin hemen hemen tüm eleştirilerinde “Türklerce yapılan soykırım”dan bahsedilmesi de bu gereçeğe işaret ediyor. The Japan Times’da yayınlanan eleştiriden alınan şu ifadeler bu konuda iyi bir örnek oluşturuyor:




    “... Bunlar Avetik’in sürgündeki yaşamındaki düşüncelerini içeriyor; Alman ırkçılığı, 1915’de Ermenilerin Türkler tarafından soykırıma uğratılması (Holokost boyutunda dehşet verici bir olay), büyük yıkıma yol açan 1989 depremi (Ermeniler bu depreme Rusların sismik cihazlarının yol açtığına inanıyorlar)....”[24]




    Geri dönüşler, hayaller ve alışılmışın dışında diyalogdan ve müzikten yoksun yapısıyla izlenmesi zor bir filmdir Avetik. Askarian’ın diğer filmleri gibi sınırlı bir seyirci kitlesine hitap ediyor. Ancak hitap ettiği kitlenin entelektüel açıdan etki gücü yüksek kişilerden oluştuğu söylenebilir. Ermeni diaspora derneklerinin özel çabasıyla filmin ulaşabileceği en geniş izleyici kitlesine ulaştığı da görülmektedir.
    Dağlık Karabağ: Ermeni Tarihinin Üçüncü ve Dördüncü Cildi (Nagorny Karabakh: The Third and Fourth Volume of the Armenian History): Film 1988 yapımı. 60 dakika ve Almanya yapımı. Don Askarian’ın yönetmenliğini yaptığı bu belgeselin yapımcılığını ise Don Askarian ile Margarita Woskanian üstlenmişler. Dili Rusça ve Ermenice olan film İngilizce ve Almanca alt yazılı olarak Alman televizyonlarında da yayınlandı. Şu anda video kasetleri satılan belgesel tamamen Ermeni bakış açısı ile Azerbaycan devletini baskıcı ve hukuk tanımaz bir devlet olarak gösteriyor.
    İddialara göre Askarian 1988’de Karabağ için yapılan büyük gösterileri gizlice filme aldı ve bunları kaçırdı ve bu belgeseli ortaya koydu. Belgeselde doğal olarak sadece miting görüntüleri yok. Azerbaycan Türklerine dönük suçlamalar yapılıyor. Ayrıca bugün Azerbaycan’ın önemli bir kısmını işgal etmiş bulunan Ermeniler “mağdur kişiler” olarak gösteriliyor. Filmde çok sayıda tecavüz, işkence ve cinayet görüntüleri var ve bunlar Türkler tarafından gerçekleştirilmiş olarak sunuluyor. Birçok uluslararası festivalde gösterilen filmin bir eleştirisinin “Etnik Temizlik Kirli Gerçeğinin Tasviri” başlığıyla yayınlanmış olması filmin Batı’daki etkisi hakkında bir fikir veriyor.[25]
    Film son 10 yıldır Alman kamuoyuna odaklanan Ermeni lobisinin önemli ürünlerinden biridir.
    Eski Roma Yolunda (On the Old Roman Road)on Askarian’ın bir başka sürgünde sanatçı filmidir. 76 dakika sürüyor. 2001 yapımı ve Askarian’ın en son projelerindendir. Filmde Rotterdam’da (Hollanda) yaşayan bir Ermeni yazarın, yani Levon’un geçmiş ile güncel yaşantısı arasındaki gidip gelmeler konu ediliyor. Levon geçmişinde birbiriyle çelişen o kadar değişik öge hatırlıyor ki; bir Türk polisi, kızıl saçlı bir kız, Türk cesetlerini soyan bir akrabası, baskı, gözyaşı, develer, köpekler vs. Tüm bunları estetik ile siyasi baskıların çelişkisi olarak veren yönetmen, diğer taraftan güncel olayları günümüz Hollandasına bağlıyor. Filmin bu kısmında Ermeni teröristlerinden ve bir Kürdün “trajedisi”nden de ***** var. Filmde yanlış yapan Ermeniler de var, ancak bu yanlışların yanlış olup olmadığı kesin bir çizgi ile ayrılmış değil. Hatta bazı yanlışların sanki refleks halinde meşrulaştırılmaya çalışıldığı görülebiliyor.
    Film İngilizce ve Ermenice. Ayrıca gerekli olan bölümlerde İngilizce alt yazı da kullanılıyor.
    Dağlardaki Karanlık Orman (Dark Forest in the Mountains): Karabağ konusu Ermenilerin kendilerini aklayabilecekleri belki de en son konudur. Uluslararası hukuk kurallarını açıkça ihlal ederek bir devletin topraklarının beşte birini işgal eden ve bir milyon kişiyi mülteci durumuna sokan Ermeni saldırganlığını savunabilmek dahi çok güçtür. Ancak sinema büyülü bir alandır. Kameralar her zaman doğruları ve gerçekleri göstermez. Sinema perdesine her zaman haklılar yansımaz. Son dönem Ermeni filmleri bunun en güzel kanıtıdır. Dağlardaki Karanlık Orman bu tür belgesel filmlere iyi bir örnek oluşturur. Roger Kupelian’ın bu filminde suçlu ile mazlum yer değiştirmiştir. Birçok sinema salonunda ve üniversite kampüslerinde gösterilen bu film Ermeni sinemasının güncel konularda da oldukça etkili bir şekilde kullanıldığını göstermektedir.
    Yönetmen Kupelian belgeseli neden çektiğini şu sözlerle açıklıyor:




    “O dönemde Kafkasya’da Azerbaycan ile yeni bağımsız olan Ermenistan arasında çok bilinmeyen bir savaş vardı. Bir Bosna durumu söz konusuydu, Azerbaycan hükümeti Stalin döneminde çizilmiş bulunan sınırlarda etrafı çevrilmiş bir Ermeni grubunu bölgeden çıkarmaya ve baskı altına almaya çalışıyordu. Basın konuyla ilgili bazı şeyler yazıyordu, ancak bunlar etkili olmaktan uzaktı. Bölge ile geçmişten gelen kan bağları bulunan bir kişi olarak bunun oraya gidip gerçek bir hikayeyi filme çekmek için iyi bir fırsat olduğunu düşündüm.”[26]




    Ermenistan İçin Manda Yönetimi (Mandate for Armenia):25 dakikalık bu belgeselde çok gizli bazı Amerikan belgelerinin ortaya çıkarılarak tarihe ışık tutulduğu iddia ediliyor. Dönemin ABD Başkanı Woodrow Wilson’ın General James G. Harbord’u araştırma yapması için Anadolu’ya gönderdiğini iddia eden belgeselde Ermeni iddiaları tekrarlanıyor. Filmde sıkça Ankara, İstanbul, Harput, Diyarbakır, Mardin, Erzincan, Erzurum ve Erivan görüntüleniyor. Filmin tarih danışmanı ve seslendiren kişisi Prof. Richard G. Hovannisian (UCLA). Ayrıca tarih danışmanı olarak James B. Gidely’den de (Kent State University) yararlanıldığı belirtiliyor.
    Halkım Nerede? (Where Are My People?): Klasikleşmiş bir J. Michael Hagopian yapımı 28 dakikalık belgeseldir. Birinci Dünya Savaşı ve sonrası dönem Ermeniler açısından değerlendiriliyor. Video kasetinin ABD’deki satış fiyatı 29 Dolar’dır. 1965 yapımı olan bu filmin Ermeni “soykırım” iddialarını belgeselleştiren ilk yapım olduğu belirtiliyor.
    Amerikalı Ermeniler (The Armenian Americans):ABD ve Kanada Ermenileri arasında gözlemlenen en çarpıcı özellik birbirlerine olan bağlılıklarıdır. Belli bir başarıyı yakalamış olan Ermenilerin kendilerinden daha alt düzeyde olan Ermenilerin yükselmeleri için ellerinden geleni yapıyor olması diğer tüm etnik gruplara örnek olacak düzeydedir. Amerikalı Ermeniler de benzeri bir anlayışın ürünüdür. ABD’de başarılı olmuş ünlü Ermenilerin hayat hikayelerini anlatan filmin vermek istediği bir mesaj da Ermenilerin Amerikan kültürünün ayrılmaz bir parçası haline geldikleri ve Amerikan kültürüne vazgeçilemez katkılarda bulunduklarıdır. Filmde Türklerden çok da hoş bahsedilmediği kolayca tahmin edilebilir.
    Film 2000 yılında üretilmiş. 90 dakika ve renkli. Dili İngilizce. Yapımcısı ve yönetmeni ise Andrew Goldberg. Tanıtımı yapılan isimler arasında tenisçi Andre Agassi, yazar Peter Balakian, aktör Mike Connors, aktör / yazar Eric Bogossian, aktrist / yazar Andrea Martin, NCAA basketbol koçu Jerry Tarkanian da bulunuyor. Bunlara ek olarak birçok tanınmış sima da bu video kasette yer bulmuştur. Bu isimlerden bazılarının birçok sinema projesinde biraraya gelmesi aralarındaki bağı da ortaya koymaktadır.
    Kaliforniya Ermenileri: İlk Kuşak (California Armenians: The First Generation):Bir Michael Hagopian yapımı daha. 30 dakikalık bir belgeseldir. Kaliforniya Ermenileri’nin özellikle Osmanlı İmparatorluğu’ndan (filmde ısrarla Türkiye olarak belirtiliyor) bu bölgeye nasıl geldikleri ve ne gibi zorluklarla karşılaştıkları anlatılıyor. Her zaman olduğu gibi “soykırım” iddiaları bu filmin de “olmazsa olmaz”ı. Filmin video ve VCDleri ABD’de halen satılmaktadır.
    Ağrı Dağı İşareti (Ararat Beckons):Ağrı Dağı’nı ve Ermeniler için önemini anlatan 49 dakikalık bu belgeselde sanatsal bir dil kullanılıyor. Ermeni iddiaları ile sanatın birleştiği bir yapıt. Hagopian yapımı olan belgeseli Mike Connors seslendiriyor. Film 1995 Atlantis Productions, Inc. üretimi. Filmin dili İngilizce, ancak Ermenice versiyonu da bulunuyor.[27] Belgeselin tanıtımda filmlerin Türkiye’den uzun uğraşlar sonucunda kaçırıldığı iddia ediliyor.
    Ağrı Dağı’na Dönüş (Back to Ararat):Ağrı Dağı’na Dönüş yine Ermeni “soykırım” iddiasını ele alıyor ve ilginçtir yapımcı firma filmin tanıtımını “bu olayı ele alan ilk film” cümlesiyle yapıyor. Filmin yapım yılı 1988. Yönetmeni ise İsveçli yapımcı Pea Holmquist. Video kasetleri halen satılmakta olan 100 dakikalık bu film birçok Amerikan halk kütüphanesinde de bulunabiliyor. Filmin 8 Haziran 1989 günü The Boston Globe’da yağılan değerlendirmesi Batı kamuoyundaki etkisinin boyutlarını da gözler önüne seriyor:




    Ağrı Dağı’na Dönüş’ün en güzel sahnesi 1915’ten sağ kalmayı başaranlar ile yapılan mülakatların olduğu kısım (Bu kişiler o zaman çocuktu. Şimdi ise 80’li yaşlardalar). Bu sahneler bizleri bir zamanlar Ermenistan olan Türkiye’nin güzel fakat boş kırsal kesimine götürüyor. Hâlâ oralarda yaşayan yaşlı bir kadın ‘kendi ülkemde mülteci gibiyim’ diyor. Şu anda Almanya ve New York’ta yaşayan hayatta kalanlar bunun nasıl olduğunu anlatıyorlar. Ermeniler vuruldular, kuyulara atıldılar, bıçaklandılar ya da birçoğunun sonunda öleceği Suriye’ye yolculuğa zorlandılar. Birçoğuysa mağaralarda diri diri yakıldılar. Türkiye hükümeti hala Ermeni nüfusunun üçte ikisini yok eden bu katliamı tanımayı reddediyor. Hatta tanımak yerine ‘yeniden yerleştirme’den ya da savaş şartlarından kaynaklanan her iki tarafın kayıplarından bahsedebiliyor.... Film tarihi belgesel türü için iyi bir çalışma. Ancak bazen günümüz olaylarına kayarak odak noktasını kaybediyor. Örneğin belgeselde bir Türk diplomatını vuran aşırı bir Ermeni ile röportaj var. Yine anayurtlarının bir gün Türkiye’den kurtarılacağını düşünen hayalperest bir New York’ta yaşayan genç bir çiftle yapılmış röportaj da var.”[28]




    Filmin Türkiye’de yapıldığı söylenen çekimlerinin bulunduğu kısımda 92 yaşında yaşlı bir kadınla yapılan söyleşi de var. O dönemi büyük bir üzüntüyle anan yaşlı kadın çekim ekibine “eğer polis duyarsa sizi alır götürürler. Dikkatli olun” diyor. Tabii bunu söyleyen yaşlı Ermeni kadının bir Anadolu köyünde onlarca yıl nasıl kalabilmiş olduğu sorusu filmde hiçbir şekilde sorgulanmıyor.
    Efsane (Legacy): Yapım, senaryo ve yönetim Hagopian’a ait. Türkleri kötüleyecek ne varsa bu 23 dakikalık belgeselde bulmak mümkün; İzmir’i Türklerin yaktığı iddialarından birçok Ermeninin Suriye çöllerinde Türkler tarafından öldürüldüğü argümanına kadar. Filmi seslendirenler George Deukmejian, Mike Connors ve Walter Karabian.


    Burası Ermenistan (This is Armenia, 1998): 60 dakika, İngilizce, yönetmen Arsen Aslanian, yapım MGN/Paradise.
    Ermenistan Filmleri ve Ermenice Filmler:Ermeni filmleri ağırlıklı olarak diaspora kaynaklı olmakla birlikte çok sayıda Ermenistan kaynaklı film de vardır. Ayrıca diasporada Ermenice çekilmiş filmlerin sayısı da azımsanmayacak bir düzeydedir. Ancak bu filmlerden diğer dillere çevrilmesinde yarar görülenler başta İngilizce ve Fransızca olmak üzere diğer dillere çevrilmektedir. Örneğin Anavatanımız Ermenistan[29] (Our Fatherland Armenia, 1999) Ermenice olmasına karşın İngilizce versiyonu da çıkarılmıştır. Bunun dışında Ermenice filmlerin neredeyse tamamı bir diğer dilde (İngilizce, Rusça, Almanca veya Fransızca) alt yazılı olarak seyirciye sunulmaktadır.
    Konferans Kayıtları:İsmi geçen örnek film ve belgesellere ek olarak Ermeni lobi grupları gerçekleştirdikleri faaliyetleri video, CD, DVD gibi elektronik kayıt sistemleriyle çoğaltarak kamuoyunun dikkatine sunmaktadırlar. Bunlara örnek olarak Prof. Ron Suny’nin ve Vahakn Dadrian’ın vermiş olukları konferansların ayrı ayrı kasetleri verilebilir. Bu tür propaganda kasetlerinin sayısı çok fazla olduğundan detaylara inilemeyecektir.




    V. Türkiye’nin Tepkisi ve Sonuç




    Türkiye’de çok azından haberdar olunmasına karşın, uzun bir zamandır Ermeni sanatı Ermeni siyasi amaçlarının bir aracı olarak kullanılmak istenmektedir. Bu durum Ermeni sinema ve tiyatrosunda daha bir belirgindir. “Soykırım” iddialarına kendisini inandıran aşırı gruplar ilk olarak Ermeni sanatını kullanarak iddialarını bir efsaneye dönüştürmüş ve kendi nesillerini bu konuda ikna etmiştir. Dünyanın dört bir yanına yayılan Ermeni sanatçıları, içinde yaşadıkları ulusları da bu konuda önemli ölçüde ikna edebilmişlerdir. Gelinen aşamada Ermeni lobisinin temel amacı siyasi kurumları ve uluslararası toplumu Türkiye karşıtı bir konuma getirebilmektir. Lobicilik faaliyetleri arttıkça Ermeni propaganda ağı amatör bir yapı olmaktan çıkmış ve kurumları ve mekanizmalarıyla profesyonel bir ağ halini almıştır. Ağa dahil olmanın sağladığı maddi ve manevi avantajlar Ermeni ve diğer etnik gruplardan kişileri cezbederken Ermeni sineması, Türk politika belirleyicilerin hayallerinin ötesinde gelişmiş ve Türkiye’ye büyük zararlar vermeye başlamıştır. Türk medyası ve kurumları olaylara günübirlik ve kriz anlarında eğildiğinden, Türkiye onlarca yıllık bir dönem boyunca gelişen ve gelinen noktada başedilmesi güç bir mekanizmaya dönüşen Ermeni propagandası ve sanatın bunun içinde kullanılışından halen bihaberdir. Hatta bazı tanınmış köşe yazarları yapılan Ermeni filmlerinin Türkiye’ye zarar vermediğini dahi iddia edebilmişlerdir. Türkiye’nin gösterdiği bir diğer tepki ise “paniklemek” şeklinde kendisini göstermiştir. Bir film ortaya çıkıp basının da yardımıyla olay krize dönüşünce “durdurun bu filmi” çığlıkları atılmaya başlanmıştır. Geçen onlarca yılda ne bir tek film durdurulabilmiş, ne de Türkiye kendisini anlatan bir film yapabilmiştir. Aksine Türkiye’nin tepkisi “sanat düşmanlığı” olarak algılanmış, aşırı ve duygusal tepkiler Türkiye’ye zarar vermiş, Ermeni lobi grupları ise bu ortamda siyasi amaçlarına daha kolay bir şekilde ulaşmayı başarmışlardır.
    Bu makalenin de ortaya koyduğu üzere son günlerde Kanadalı Ermeni kökenli yönetmen Atom Egoyan’ın Ararat filmi üzerinde yoğunlaşan tartışmalar genel olarak Ermeni propagandası ve bu sistemin içinde sinemanın yeri anlaşılmadan fazla bir anlam ifade etmez. Bu tür çalışmalar büyük bir sistemin parçasıdır ve bu sistem içerisindeki konumu ile birlikte değerlendirilebilir. Diğer bir deyişle konunun bütünsel bir bakış açısı ile ele alınması gerekmektedir. Sanatla siyasi araçları kullanarak mücadele etmek mümkün değildir. Bir sinema filmine arşiv belgeleri ile karşılık vermek de etkili bir yöntem sayılamaz. Sanatın özel bir dili vardır. Ermeni lobi grupları bu dili iyi yakalamışlardır ve amaçları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Ermeni sanatçılar buna bilinçli olarak ya da diğer nedenlerle katılmaktadırlar.
    Bu çalışma Ermeni propagandasında sanat ve özellikle de sinemayı ele almıştır. Çalışmanın sınırları nedeniyle diğer alanlara (fotoğraf, müzik vd.) girilememiştir. Ayrıca sinema alanında da önemli sayılabilecek bazı konulara girme imkanı olmamıştır. Yazarın umudu diğer araştırmacıların diğer alanları da detaylı bir şekilde ele alması ve bu çalışmayı bir “giriş” yazsısı olarak değerlendirmeleridir.

    * Bu çalışma ilk olarak Stratejik Analiz dergisinde yayınlanmıştır: Stratejik Analiz, Cit 2, Sayı 24, Nisan 2002, ss. 49-68.
    Sedat LAÇİNER: USAK Başkanı ve ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü öğretim üyesidir. E-posta: slaciner@comu.edu.tr

    [1] Tabii ki belli bir aşamadan sonra propagandayı yapanın çarpıtmalara gitmemesi düşünülemez. Nitekim belgede sahtecilik ve tarihi gerçekleri olduğundan farklı gösterme çabası Ermeni lobicileri arasında oldukça yaygındır. Atatürk’e atfedilen sözler ve Hitler’in Ermeniler ile ilgili söylediği iddia edilen ifadeler bunun en çarpıcı örneklerini oluşturur. Ancak bunlarda bile Ermeniler ana hedefleri konusunda samimidirler. Yani inandıklarını tüm dünyaya kanıtlayabilmek için her türlü yolu denemektedirler. Ermenilerce yapılan tarihi çarpıtmalar konusunda bir örnek için bkz.: Türkkay Ataöv, A ‘Statemen’ Wrongly Attributed To Mustafa Kemal Atatürk, Ankara, Sistem Ofset, 1984.

    [2] Londra Ermenileri ve benzeri örnekler için bkz.: Sedat Laçiner, “Armenian Diaspora in Britain and the Armenin Question”, Armenian Studies, Cilt: 1 (3), Eylül-Ekim-Kasım 2001, ss. 233-257.

    [3] Ermeni iddialarına göre söz konusu dönemde Türkler 1,5 milyon Ermeniyi katletmiştir. Ermenilere göre bu rakam o dönemde yeryüzündeki Ermeni nüfusunun yüzde 75’ini oluşturmaktadır. Bu hesaba göre 1915’ten sonra geriye kalan Ermenilerin sayısı 500 bin kişidir. Bugünkü Ermeni nüfusunun yine Ermeni rakamlarına göre 9 milyon olduğu düşünülecek olursa aradan bir asır bile geçmeden Ermeni nüfusunun nasıl olup da 18 kat birden arttığı merak konusudur. Eğer Türk nüfusu bu hızla artsa idi bugünkü Türkiye’nin nüfusu 200 milyonu çoktan aşmış olurdu. Türk nüfusunun Ermeni nüfusa göre çok daha büyük bir artış hızı izlediği bilinmektedir. Ermenistan’ın nüfusu uzun bir dönemdir sıfır ya da eksi olarak gerçekleşmiştir. Nüfusun Fransa ve ABD gibi ülkelerde hızlı bir artış sergilemediği de bilinen bir gerçektir. Bu konuda yapılacak bir diğer kıyas da yararlı olabilir. Eğer bugünkü Çin’in 1,2 milyarlık nüfusu Ermeni araştırmacıların iddia ettikleri hızda artacak olsa idi yeyüzündeki Çinli sayısı 100 yıldan az bir sürede 20 milyarı bulurdu. Eğer tüm dünya bu hızla çoğalacak olsa dünya nüfusu 100 milyarı aşardı. Bu kısa değerlendirme dahi Ermeni iddialarının “abartılı” olduğunu ortaya koymaktadır. Bu konuda bizlere ipucu sunan bir diğer kanıt da bugünkü Ermenilerin soy adlarıdır. Büyük çoğunluğu Türkçe bağlantılı olan soyadları Ermeni iddialarının aksine Ermenilerin bir yokoluş yaşamadıklarının da göstergelerindendir.

    [4] Eğitim alanında bir yandan Ermeniler Batılı eğitim kurumlarında öğretici olarak iş bulurken, diğer taraftan Ermeni gençlerinin yüksek öğrenim görmelerine özel bir önem verildi. Kilise ve siyasi partiler ise verdikleri burslar ve diğer katkılar ile Ermeni ve Batılı gençlerin Ermeni sorununu ‘Ermeni bakış açısıyla’ incelemelerini sağladılar. Böylece Ermeni yanlısı güçlü bir literatür ortaya çıkmıştır. Ermeniler eğitim alanında Türkler ile kıyaslandığında büyük başarılar sağladılar. Özellikle Ermeni sorununda ABD ve Kanada’da tekeli ellerinde tuttukları söylenebilir. Siyasi konuların dışında da eğitim kurumlarında yükselmeyi başarmışlardır.

    [5] Hrag Vartanian, “The Armenian Stars of the Canadian Cultural Universe, Hrant Alianak”, içinde Feature Articles on Canada, www.agbu.org.

    [6] “Armenians in Hollywood”, USANOGH (Ermeni öğrenci derneği yayını), 12 Eylül 2001.


    [7] Ararat konusunda daha detaylı bilgi için bkz.: Sedat Laçiner, “Ermeni Propagandasının Bir Aracı Olarak ‘Sanat’: Ararat Filmi Örneği”, Stratejik Analiz, Cilt 2 (21), Ocak 2002, ss. 22-39; Sedat Laçiner, “A Master-piece Propaganda Film from the Armenian Director Atom Egoyan: ‘Evil Turks Vs. Good Armenians’”, Turkish News, 8 Şubat 2002.


    [8] “In Sight of Ararat: London Armenian Film Festival 2002”, Armenian Voice, Sayı 45, Kış 2002.

    [9] İngiltere Türkleri için bkz.: Talip Küçükcan, Politics of Ethnicity, Identity and Religion: Turkish Muslims in Britain, Londra, Ashgate, 1999; İhsan Yılmaz, “Londra’daki Türkiye ve Türk Diasporası”, içinde Sedat Laçiner, Bir Başka Açıdan İngiltere, Ankara, Asam, 2001, ss. 137-162; S. Ladbury, Turkish Cypriots in London, Economy, Society and Culture, Londra, SOAS, 1979; S. Ramazan Sonyel, “İngiltere’deki Türk Toplumu”, içinde Veyis Güngör (ed.), Batı Avrupa Türkleri, Göçmenlikten Yerleşik Hayata Geçiş, Amsterdam, 1992, ss. 98-102.

    [10] Festivalde daha çok yeni kuşak Amerikalı Ermenilerin filmleri gösterilmiştir. Bu yönetmenlerden bazıları şunlardır: Vem Yenovkian, Ara Ebra, Tina Bastajian, Armen Titizian, Andrew Simonian, Jason Kartalian.

    [11] Bu gerekçe yönetmene aittir. Ancak bu gerekçeden daha büyük nedenin filmi Detroit ve bulunduğu eyalete mal etmek, böylece bölgesel fonlardan yararlanmak olduğu söylenebilir.

    [12] Filmin yönetmeni ile mason grupları arasında herhangi bir bağın bulunup bulunmadığı konusunda elimizde bir delil bulunmadığından tahminde bulunmak zordur. Old Detroit Bar filmin çekimleri için en çok kullanılan diğer bir mekandır.

    [13] George Robertson, “A 17-Year Overnight Success”, Michigan Vue Magazine, Mart /Nisan 2000.

    [14] Sona Toukhanian 1997 yılında vefat etmiştir.

    [15] Filmde rol alan önemli isimler şunlardır: Eddie Mekka, Val Avery, Roger Jackson, Michael Carroll, James Reynolds, Michael Kermoyan, Herand Markarian, Krikor Satamian, Gayne Hovsepian, Gerald Papp ve Joe Penberthy.

    [16] Yönetmenin diğer önemli filmlerinden bazıları şunlardır: Escale au Soleil (1947); La Table aux Crevés (1952); Le Fruit Défendu (1952); Carnaval (1953); L’Ennemi Public No 1 (1953); Le Mouton a Cinq Pattes (1954); Les Amants du Tage (1955); Des Gens Sans Importance (1955); Maxime (1958); Le Grand Chef (1959); La Vache et le Prisonnier (1959); Le Président (1961); La Clan des Siciliens (1969); Le Casse (1972); Le Serpent (1973); I.. Comme Icare (1979); Mille Milliards de Dollars (1981); Les Morfalous (1984); Mayrig (1991); 588 Rue Paradis (1992).

    [17] Bu girişimler ile ilgili olarak Ermeni perspektifinde bir çalışma için bkz.: Ed Minassian, “The Forty Years of Musa Dagh – The Film That was Denied”, Journal of Armenian Studies, Cilt 2 (2), Sonbahar / Kış 1985-86.

    [18] 24 Nisan 200’de Virginia Üniversitesi’nde olduğu gibi bu tür gösteriler saygın ve geniş izleyici toplayabilecek mekanlarda gerçekleştirilmektedir.

    [19] Taner Akçam ODTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’ni bitirmiştir. Okuldan sonra bir çok terör olayına karışan ve Almanya’ya kaçan Akçam 1995 yılında Hannover Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde doktorasını yapmıştır. Hayatı ve çalışmaları konusunda daha fazla bilgi için bkz.: Şenol Kantarcı, Ermeni Meselesi; Taner Akçam’ın Çözüm Önerileri Işığında!, Erzurum, 2001 (Yayınlanmamış)

    [20] “Directors in Focus, Hieroglyphs of Armenia: Film by Don Askarian”, The Harward Film Review, 21 Ocak-23 Ocak ?.

    [21] “Screening of the W. German Film Komitas”, Nor Gyank, Los Angeles, 2 Mart 1989.

    [22] Komitas ile ilgili diğer yorumlar için: “Komitas”, Asbarez, 25 Şubat 1989; Paul Sherman, “Armenia Subject of MFA Films”, The Boston Herald, 8 Haziran 1993; Mansel Stimpson, “Uncompromising”, What’s on in London, 18 Nisan 1990.

    [23] David Rooney, Variety, 19-25 Eylül 1994.

    [24] Giovanni Fazio, “Through the Doors of Perception”, The Japan Times, 25 Mart 1995.

    [25] Desmond Ryan, “ ‘Nagorny Karabakh’: Depicting Dirty Truth of ‘Ethnic Cleansing’”, The Philadelphia Inquirer, 7 Mayıs 1993.

    [26] John B. Virata, “Documentary Filmmaker Roger Kupelian”, DigitalProducer.com, www.arcfilm.net/virata.html.

    [27] Filmde yer alanlar arasında şu isimler de bulunuyor: Masis Parseghian, Gregory Parseghian ve Hamlet Nersesian.

    [28] Robert Garrett, “Two Films at MFA Evoke the Agony of Armenia”, The Boston Globe, 8 June 1989.

    [29] Yönetmen ve Kamera: Arsen Aslanian. Müzik: Komitas, Aram Khachaturian, Sayat Nova ve Tigran Mansourian. Dili Doğu Ermenicesi ve İngilizce.

  2. #2
    sarhosi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-10-2006
    Mesajlar
    600
    Karizma Gücü
    0
    guzel arastırma
    ?atasagun <<< TÜRKYAŞAM HASTAHANESİ >>>?atasagun




    buyur memleketim

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Ermeni sorunu
    2005 Konuları bölümünde warning tarafından açılmış
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 19.04.05, 20:58

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •