• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    29-07-2005
    Mesajlar
    2,477
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma Ermenistan Dış Politikasını Belirleyen Temel Faktörler

    Dr. Sedat Laçiner

    1. Jeopolitik Konum ve Bölgesel Faktörler


    Her şeyden önce Ermenistan, coğrafi olarak ‘kapalı’ bir ülkedir. Denize çıkışı olmadığı gibi denizlere ve önemli ticari merkezlere olan bağlantıları da güçlü değildir. Uygun olmayan yollara bir de SSCB döneminin ‘alt bölgeleri birleştirme’ politikalarının olumsuz etkileri eklenmiştir: Ermenistan’ı diğer eski SSCB ülkelerine ve İran’a bağlayan demir ve kara yollarının önemli bir kısmı Sovyet döneminde diğer ülkelerden, özellikle de Azerbaycan’dan geçirilmiştir. Bu nedenle bağımsızlıktan sonra uzun süre diğer ülkeler ile olan ulaşımda ciddi bir sıkıntı yaşanmıştır. Söz konusu sıkıntı bugün de sona ermiş değildir.

    Bir diğer nokta ise ‘kuşatılmışlık’ hissidir. Ermenistan çevresindeki hemen hemen tüm ülkeleri ‘düşman’ olarak algılamaktadır. Güneyi, doğusu ve batısı Türkler tarafından sarılmıştır; yine güneyde yer alan İran’la son dönemde ilişkiler geliştirilmişse de ağırlıklı olarak Müslüman olan ve İslam’ın ‘radikal’ bir yorumu ile yönetilen ve Batı ile ilişkileri sorunlu olan bir İran’ın ne kadar güvenilir bir ‘dost’ olabileceği pek kestirilememektedir. Üstelik bu ülkenin kuzeyinde de ağırlıklı olarak Azerbaycan Türklerinin yerleşik olması Ermenistan için pek de ümit verici bir durum değildir. Hatta bir çok Azeriye göre İran aslında bir Azeri Türk devletidir ve İran’daki mevcut Farsi görünüm kalıcı değil geçicidir. Bu durumda kuzeyde Gürcistan en kısa ve en güvenilir yol olarak kalmaktadır. Ancak Gürcistan’ın, Rusya’nın etki sahasından hızla uzaklaşması ve etnik çatışmaların ülkedeki istikrarı sıkça sekteye uğratması Ermenistan için güvenli bir çıkış kapısı bırakmamaktadır. Ayrıca ileride değinileceği üzere bu ülkedeki ayrılıkçı Ermeni faaliyetleri ve Ermenistan’ın Rusya ile olan yakın ilişkileri Gürcistan’ı Ermenistan’dan uzaklaştırırken Türkiye ve Azerbaycan ile yakın bir müttefik haline sokmaktadır. Bu kadar çok ‘düşmanı’ olan Ermenistan’ın son derece küçük bir ülke olduğu ve ‘derinliği olan bir savunma hattı’na sahip olmadığı, ayrıca Ermenistan’ı diğer ülkeler ile ayıran koruyucu doğal sınırların bulunmadığı hatırlanacak olursa kuşatılmışlık ve savunmasızlık hissi daha kolay anlaşılabilir.

    Diğer taraftan halen bölgede ciddi bir siyasi boşluk bulunmaktadır: Rusya bölgedeki gücünü kaybetmiş, eski baskın özellikleri kalmamış azalmış, buna karşın bölgeden çekilmek istememektedir. Türkiye ve İran’ın ise bu boşluğu şu anki güçleriyle tek başlarına doldurabilmeleri mümkün gözükmemektedir. Türkiye’nin bu konuda Batı’nın, özellikle de ABD’nin tam desteğine ihtiyacı vardır, bu destek ise özellikle ekonomik alanda ‘tam destek’ halini bir türlü alamamıştır. ABD’nin bölgeye doğrudan müdahalesi 11 Eylül olaylarına kadar zayıf bir ihtimal olarak kalmış, bu tarihten sonra ise bölgeyle daha çok ilgilenen ABD Gürcistan’a ‘eğitim maksatlı’ da olsa asker göndermiştir. Bazı yorumcular bu kararı ‘ABD’nin bölgeye yerleşmesi’ olarak yorumlasalar da şimdiden bölgedeki güç boşluğunun henüz doldurulamadığını söylemek mümkündür.[1] Ayrıca ABD’nin bölgeye girişiminde dahi Ermenistan için büyük sorunlar bulunmaktadır: Amerikalılar bir yandan petrol nedeniyle Azerbaycan ile yakınlaşırken, radikal İslam ve İran nedeniyle de genel olarak tüm Türkler ile yakınlaşmaktadır. Dolayısıyla Amerikan politikaları daha çok Ermenistan’a yakın ülkelere karşı oluşmaktadır. Bu ortamda Ermenistan için ‘doğal müttefik’ olarak yalnızca Rusya kalmaktadır. Ancak Rusya alternatifi de sanılanın aksine sorunsuz değildir:

    Her şeyden önce Rusya ile yakın ittifak bölge devletlerinin neredeyse tamamı ile gerginlik yaratmaktadır. Ayrıca Batılı ülkelerin Kafkasya’daki çıkarları ile Rusya’nın çıkarlarının örtüştüğünü söyleyebilmek de zordur. Özellikle petrol söz konusu olduğunda başta ABD olmak üzere, Batılı ülkeler Rusya ve İran’ın bölge üzerindeki ‘tekelleşme’ eğilimlerini kendi çıkarları için tehlikeli bulmaktadırlar. Bu ülkelere İsrail ve etkili uluslararası Yahudi lobileri de eklenebilir.[2] Sonuç olarak Rusya bir alternatiften çok, kısa dönemde ‘yararlı’ gibi görünen, ancak uzun dönemde yeni çıkmazlara yol açan ‘yan etkisi yararlarından fazla bir ilaç’ gibidir. Daha da önemlisi ‘Rusya alternatifi’nin en önemli sakıncası bağımsızlık sürecini engellemesidir. Eski Sovyetler Birliği cumhuriyetlerinin tamamına yakını dağılmayı takip eden dönemde ilk hedef olarak ülkelerindeki Rus etkisini azaltmayı ve tam bağımsızlığı seçmişlerdir. Gürcistan, Azerbaycan, Baltık cumhuriyetleri ve Orta Asya’da açıkça görüldüğü üzere yönetim kadrolarındaki Ruslar dışlanırken, yeni kurulan cumhuriyetler bağımsızlıklarının devam edebilmesinin Rusya’ya olan bağımlılıklarının azalmasıyla doğru orantılı olduğunu anlamışlardır. Bu nedenlerle Ermenistan’ın Rusya ile olan yakın işbirliği sadece diğer dış politika ‘alternatifleri’ne zarar vermekle kalmamakta, ayrıca tam bağımsız bir devlet olmasını da engellemektedir.

    Sonuç olarak Ermenistan’ın coğrafi ve siyasi yönden ‘kuşatılmışlık hissi’ veren jeo-politik özellikleri bir yandan korkularını arttırmakta, diğer yandan ise kendisini savunması için gerekli olan araçları ona vermemektedir. Komşularından korkan ve korkuları hızla ‘paranoya’ seviyelerine ulaşan bu ülke, zamanla kendisine karşı düşmanlık beslemeyen çevreleri de rakip olarak görmekte, bu da hızla Ermenistan aleyhine dönen bir sarmala dönüşmektedir. Bilgi birikimi ve jeo-politik konumu itibariyle Kafkasya gibi bir bölgede ayakta kalmakta zorluk çeken Ermenistan bu haliyle başta Rusya ve Ermeni diasporası olmak üzere diğer aktörlerin etkisine daha açık bir hale gelmektedir. Bu ortamda Ermenistan’ın savunma ve dış politika kararlarının büyük bir kısmının kendi tercihlerinden çok kendini bu kararları almaya zorunlu hissetmesinden ve dış yönlendirmelerden kaynaklandığını söylemek mümkündür. İleride görüleceği üzere, coğrafi konumunu değiştirmesi mümkün olmayan Ermenistan, bu faktörlerin de etkisiyle bölge dışı ve radikal aktörlerin yönlendirmelerine daha açık bir hale gelmiştir.

    2. Ekonomik Yapı


    Bir ülkenin güçlü bir dış politikaya sahip olabilmesi kadar dış ve savunma politikalarının türü de o ülkenin ekonomik yapısı ve zenginliği ile yakından ilgilidir. Dış ticaret hacmi yüksek ve ticaret ürünleri daha çeşitli olan ülkelerin çevrelerinde bir istikrar şeridi yaratmaya çalıştıkları ve silahlı çatışmalardan, en azından kendi bölgelerinde özenle kaçındıkları bilinen bir gerçektir. Ayrıca derin ekonomiler çoğunlukla daha fazla dış politika aktörü üretirler ve bu da dış politikanın daha kontrollü ve pragmatist olmasını sağlar. Küçük ve çok az sayıda ürüne dayalı ekonomiler ise çoğu kez dışa bağımlı bir dış politika ve daha az güvenli bir dış politika belirleme sürecine neden olur. Ermenistan örneği de bu konuda bir istisna oluşturmaz.

    Ermenistan ekonomisinin nispeten zayıf olmasının en önemli nedeni ilk maddede tartışılan coğrafi konumu ve çevre ile yakın işbirliği içine girememesidir. Dağlık bir bölgede ulaşım yolları zayıf bir ülke olan Ermenistan komşularının tersine doğal kaynaklar açısından da zengin bir ülke sayılamaz. Özellikle enerji kaynaklarından yoksun oluşu ve bu eksikliği diğer kaynakları ile giderememesi neredeyse altından kalkılamayacak bir sorundur.

    Nüfusun azlığı bir diğer sorundur. Küçük ve sürekli olarak dış göç veren bir nüfusun ciddi bir pazar oluşturamayacağı açıktır. Buna ek olarak kaliteli bir emek piyasasının oluşumu da göçlerle imkansız hale gelmektedir. Özellikle dış göçler ile kalifiye elemanların Rusya, Avrupa ve ABD’ye göçü ekonomiyi zayıflatan bir diğer etkendir.

    Siyasi istikrarsızlık sonucunda gelişen rüşvet ve ahlaki değerlerde yozlaşma da ekonomik gelişmeyi engelleyen önemli etkenler arasında sayılmaktadır.[3] Rüşvet ve fakirlik arttıkça bir sarmal haline dönmekte ve bu iki unsur kendi kendisini tekrar tekrar üretmektedir.

    Tüm bunlara ek olarak Kafkasya bölgesinin yapısal olarak çatışmalara uygun olan ortamı diğer tüm bölge ülkeleri gibi Ermenistan’ı da olumsuz yönde etkilemektedir. Karabağ, Çeçenistan, Abhazya, Osetya vb. bölgelerdeki çatışmalar ve diğer bazı bölgelerde her an bir çatışma olma olasılığı yabancı yatırımcıyı ‘ürkütmekte’, ticaret yapma gücünü azaltmaktadır. Bu nedenlerle diğer ülkelerde yaşayan nispeten zengin Ermeniler dahi Ermenistan ile ticaret yapmakta beklenilen istekliliği göstermemişlerdir.

    Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın bu ülke ile olan ekonomik ilişkilerini en alt düzeye indirmeleri yukarıda çizilen tabloyu şüphesiz olumsuz yönde etkilemiştir. Halihazırda rekabet gücü yüksek pazarlara coğrafi açıdan uzak olan Ermenistan, Azerbaycan’ın tutumu nedeniyle özellikle enerji alanında daha ‘riskli’ kaynaklara yönelirken, Türkiye’nin tavrı sonucunda daha az kaliteli ithal mallarını daha pahalıya almak zorunda kalmıştır.[4] İthalattaki sıkıntılar ve dış ticaretin bölge ülkeleri ile gelişememesi nedeniyle iç piyasada da istenen genişleme bir türlü yaşanamamaktadır.

    ‘Zayıf ekonomi’ ilk etkisini dış politikanın en önemli unsuru olan ‘güç’ kavramında göstermiştir. Bir ülkenin gücünün en önemli unsurlarından sayılan ekonomi Ermenistan örneğinde Ermeni dış politikasının manevra alanını daraltmış, pazarlık gücünü azaltmıştır. Bu durumun doğal bir sonucu olarak Ermenistan’ın daha pasif, belki de daha fazla taviz veren bir dış politika izlemesi beklenebilirdi. Ancak bir sonraki etkilerin de katkısıyla sonuç tam tersi bir yönde olmuştur.

    İkinci olarak ‘zayıf ekonomi’ aşırıların güç kazanmalarına neden olmuştur. Ekonomik sıkıntıları bir türlü çözemeyen siyasi partiler bu sorunları kullanarak aşırı fikirleri için taraftar kazanmışlar, hükümetler ise mevcut sorunlar nedeniyle dış ülkeleri ve grupları suçlamışlar, adeta dış politikada karşılaşılan sorunları birer ‘günah keçisi’ olarak kullanmak istemişlerdir. Bu da duygulardan uzak sağ duyulu ve akılcı politikaların uygulanmasını güçleştirmiştir. Buna göre Ermenistan’ın çevresinde, hatta tüm dünyada Ermenistan karşıtı bir blok bulunmaktadır ve tüm sıkıntıların nedeni bu gruplardır. Bu korkular öyle bir boyuta gelmiştir ki bazı radikal gruplar ABD, Avrupa, İsrail, Yahudi lobileri ve Türklerin Ermenistan’ı yok etmeye çalıştıklarını dahi düşünebilmektedirler. Bu da saldırgan ve tepkisel bir dış politikaya yol açmıştır. Her an tehdit algılayan dış politika karar mercileri, ‘algılanan tehdide karşı’ tedbir almaktadır. Oysaki böyle bir tehdidin varlığı dahi kesin değildir. Varlığı tartışmalı tehditlere, ya da ‘potansiyel tehditlere’ karşı alınan tedbirler Ermenistan’ı tehdit ettiği varsayılan taraflarda ‘gerçek tehdit’e dönüşmektedir. Bu da olmayan ya da potansiyel bir tehdidin Ermenistan eliyle öne alınmasına, ya da ‘yaratılmasına’ yol açmaktadır. Ermenistan’ın Kıbrıs Rum Kesimi, Suriye, İran ve Yunanistan ile olan ‘stratejik işbirliği’ girişimi bunun en canlı örneğidir. İleride üzerinde durulacağı üzere bu işbirliğinden belki de en az yararı Ermenistan görecektir. Buna karşın bu tavrıyla Ermenistan Türkiye ile olan ilişkilerini belki de Karabağ ve Ermeni iddiaları sorunları çözüldükten sonra dahi normal seyrine döndüremeyebilecektir. Bu konuda bir diğer örnek de Ermenistan–İsrail ilişkileridir. Ermeni kanadından İsrail’e ve Yahudi çevrelerine gelen ‘gereksiz’ eleştiriler iki ülke ilişkilerinde, Ermenistan tarafından beslenen bir gerginliğe yol açmıştır. Bunun Ermenistan için ne kadar gerekli ve yararlı olduğu tartışmalıdır.

    Yukarıda da değinildiği üzere zayıf ekonomi ve neden olduğu sosyal ve siyasal sorunlar Ermenistan’ın ve yöneticilerinin altından kalkamayacağı sorunlara neden olmaktadır. Bu durumda Ermenistan’ın dışa bağımlılığı daha da artmaktadır. Kuşkusuz, ‘dış’ kategorisinde en önce değerlendirilmesi gereken grup diaspora ve diğer ülkelerde yaşayan Ermenilerdir. Koçaryan iktidarı ile birlikte diasporadan organize bir grup ekonomik güçlerini daha belirgin bir şekilde siyasi amaçları için araç olarak kullanmaya başlamışlardır. Ekonomik derinliğin ve çeşitliliğin azlığına ek olarak, siyasi karar alma mekanizmalarında ‘adamlarını’ ve taraftarlarını arttıran diaspora şirketleri kendi lehlerine kararlar aldırmaya başlamışlardır. ‘Yardım’ ve ‘özelleştirme’ adı altında Ermenistan ekonomisi bir anlamda diasporanın eline geçmeye başlamıştır ve bu durum Ermenistan’da bazı grupları da endişelendirmiştir. Örneğin Ermenice yayınlanan Iravunk gazetesi yapılan “yasal düzenlemeler ile ekonominin tamamen diaspora işadamlarının eline geçmesi tehlikesi”nden bahsetmiştir. Benzeri bir tehlikeye Ermenice Orran gazetesi de dikkatleri çekmiştir.[5] Orran gazetesine göre diaspora Ermenilerinin iki derdi bulunmaktadır: “Bir, Ermenistan’a yaptıkları yatırımları nasıl korurum, iki Ermenistan’ı uzaktan sevmeye nasıl devam edebilirim.”[6] Bir diğer Ermenistan gazetesi Hayastani Komunist ise Ermenistan–Diaspora ilişkilerinin diasporadaki birkaç işadamının kârlarını anavatanda arttırma çabasından başka bir şey olmadığını söylemiştir.[7]

    Özellikle Batı Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan Ermeniler maddi güçlerine paralel olarak Ermenistan’ın iç işlerine daha çok karışma imkanını bulmaktadırlar. Bu grupların Ermenistan Ermenileri ile kıyaslandığında dış politika konularında çok daha katı ve uzlaşmaz olduğu hatırlanacak olursa bu grubun Ermenistan dış politikasını ne kadar radikal bir hale getirdiği / getirebileceği kolayca anlaşılabilir. Özellikle Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkiler konusunda en önemli engellerden biri de diaspora Ermenileri olmuştur. Diaspora Ermenileri içinde yaşamadıkları bir bölgenin şartlarını algılamaktan uzak, daha ‘idealist’ ve daha az ‘gerçekçi’ bir dış politikanın izlenmesi gerektiğini savunmaktadırlar. Buna karşın Ermenistan’ın siyasi ve iktisadi kurtuluşunu Ermeni diasporasında görenler olmuştur. Aslında kağıt üzerinde bakıldığında bu kişilerin böyle düşünmesi de normal karşılanmalıdır. Nüfusu 3 milyonu aşmayan bir ülkenin nüfusundan daha kalabalık bir diasporası var ise ve bu gruplar anayurtla kıyaslanamayacak kadar zengin ise o ülkenin iktisadi sıkıntı yaşamaması beklenebilir. Ermenistan örneğini Türkiye örneği ile kıyaslayacak olur isek eğer Türkiye’nin nüfusuna göre Ermenistan kadar yurtdışında bir diasporası olması demek 100 milyondan daha fazla bir Türk iş gücünün Avrupa ve ABD’de yaşaması demektir. Üstelik bu kişilerin önemli bir kısmı yönetim üzerinde etkili kişiler ve çoğunluğu işçi değil işadamı olan bir diaspora. Eğer Türkiye’nin de bu kadar güçlü ve zengin bir diasporası olsaydı herhalde Türkiye’de de bu kişilere güvenerek politika yapanlar olurdu. Ancak bağımsızlıktan sonra geçen yıllar bunun doğru olmadığını, dışarıdan gelecek yardımlar ile ekonominin dönmeyeceğini gözler önüne serdi. Bu anlamda diasporadan gelen yardımlar, yatırımlar ve bunların Ermenistan ekonomisine katkısı açısından büyük bir hayal kırıklığı yaşandığı söylenebilir.[8]

    Ermenistan’daki sorunların bir diğer etkisi de komşu ülkelerde yaşayan Ermenilerin Ermenistan üzerindeki etkisini arttırmasına neden olmasıdır. Bu grupta en çok ön plana çıkanlar Karabağ (Azerbaycan) ve Cevahiti (Gürcistan) Ermenileridir.[9] Azınlık psikolojisi ile ayrılıkçı eğilimleri yüksek olan bu gruplar Ermenistan’dan daha aktif ve saldırgan bir dış politika beklemekte, Ermenistan’ın bu konuda zaman zaman ‘üzerine düşen görevleri’ yerine getirmediğini düşünmektedirler. Özellikle Karabağ Ermenilerinin Ermeni dış politikasını nasıl ‘ipotek altına aldıkları’ ve ılımlı hiçbir açılımı kabul etmedikleri açıkça gözlenmektedir. Şu anki Ermenistan Devlet Başkanı ve kilit noktadaki bir çok kişinin Karabağ kökenli olduğu hatırlanacak olursa diğer ülkelerde yaşayan Ermenilerin, Ermenistan dış politikasını nasıl radikalleştirdiği daha kolay anlaşılacaktır.

    Ermenistan politikalarına iç ekonomik sıkıntılar nedeniyle kolayca müdahale edebilenler sadece dış ülkelerde yaşayan Ermeniler de değildir. Sovyetler Birliği ve öncesinde Ruslar ile kurulan ilişkilerin gölgesi halen ülkenin üzerindedir. Ermenistan bir çok açılardan Rus siyasi, ekonomik ve kültürel etkisinin altında yaşamaktadır. Ayrıca Putin ile birlikte Kafkasya’nın Rus dış politikasında artan önemi Rusya’nın Ermenistan’a daha fazla müdahale etmesine de yol açmaktadır. Tıpkı ‘kuşatılmışlık’ ve ‘izole edilmişlik’ hissi veren jeo-politik konumu gibi zayıf Ermeni ekonomisi de bu müdahaleye zemin hazırlamaktadır. Halen Ermeni siyasi yaşamında Rusya’nın devamı olan kişi ve gruplar vardır ve bunlar Ermeni dış politikasının Rusya yanlısı bir çizgide kalmasının teminatıdırlar. Son olarak Ermenistan’da Rus askeri güçlerinin varlığı için yapılan Meclis oylamasında buna karşı çıkan yok denecek kadar az parlamenterin ‘vatan hainliği’ ile suçlanması bu etkinin ne boyutlarda olduğunu göstermektedir.

    Son olarak sığ ekonomi dış politika aktörlerinin çok az sayıda kalmasına, bazı durumlarda ise karar alma gücünün çok az kişide ya da grupta toplanmasına neden olmuştur. Bu ortamda karar alıcıların son derecede deneyimli ve sağduyulu olduğu düşünülse dahi bir ülkenin dış politikası dar bir kesimin baş edebileceğinden daha fazla boyutlara sahiptir. Bu nedenle dar çevrede belirlenen ve duygusal tepkilere açık bir politika belirleme süreci Ermenistan’ın gereksiz riskler almasına ve gereksiz tepkilerle karşılaşmasına neden olmuştur.

    Sonuç olarak, tıpkı jeo-politik konumu gibi Ermeni ekonomisi de Ermenistan’a ihtiyacı olan ılımlı, barışçı ve istikrarlı dış politika izleyebilmesi için gerekli araçları sunmamaktadır. Kendisini ‘çaresiz’ hisseden Ermenistan dış etkilere daha açık bir hale gelmekte, bu etkilerin Ermenistan’ı radikalleştirmesi sonucunda daha saldırgan bir hale gelmektedir. Daha da kötüsü bu saldırganlık hem ekonominin iyileşmesini engellemekte, hem de jeo-politiğinin yarattığı sorunları daha da derinleştirmektedir.

    3. Nüfus ve Dış Göçler


    Ekonomik gelişmişlik içinde kısaca değinilmişse de ‘nüfus’ konusu dış politikayı belirleyen unsurlar arasında ayrıca ele alınmaya değecek önemde bir konudur. Özellikle söz konusu olan Ermenistan gibi nüfus açısından kendine özgü bir ülke ise.

    Bilindiği üzere nüfus gücün önemli bir parçasıdır. Sadece kalitesi değil, büyüklüğü de önemlidir. Örneğin 1 milyarı aşkın nüfusuyla Çin’i gözardı edebilmek mümkün değildir. Ne kadar ekonomileri zayıf olursa olsun nüfusları Hindistan’ı ve Pakistan’ı bölgelerinde önemsenmesi gereken ‘aktörler’ haline getirmiştir. Buna karşın nüfusu nispeten daha az olan Suudi Arabistan tüm zenginliklerine rağmen Arap dünyası içinde dahi beklediği rolü oynayamamıştır. Ermenistan’a dönecek olursak çok az rastlanabilecek bir tabloyla karşı karşıya olduğumuz kolayca anlaşılabilir: Ermenistan son verilere göre Japonya ile birlikte nüfusu en az ‘artan’ ülkedir. Hatta nüfusu artmak bir yana azalmaktadır (negatif göç). Son dönemde Batı Avrupa’ya göç veren ülkeler sıralamasında Rusya’dan sonra 1 milyonu aşan göçmen ile Ermenistan başta gelmektedir.[10] Rusya ile Ermenistan’ın nüfus olarak kıyaslanmasının güç olduğu hatırlanacak olursa bu göçün Ermenistan üzerinde ne kadar büyük bir etkisinin olduğu kolayca anlaşılabilir. Ülkenin neredeyse üçte birinden fazlası göç etmiştir ve araştırmalar gidenlerin dönmemek üzere gittiklerini göstermektedir. Göçmenlerin aile ve akrabalarını yanlarına alma istekleri (zincirleme göç) bu tespiti doğrulamaktadır.

    Aslında Ermeni tarihi adeta ‘göçler tarihi’dir ve Ermeniler hem içeride hem de dış ülkelere sık sık göç etmişlerdir.[11] Hatta bazı yazarlar göç etmenin Ermeni toplumunun genlerinde olduğunu dahi yazmıştır. Irksal açıklamaların belli bir sınırın ötesinde açıklayıcı olamayacağından hareket edecek olur isek bunun bölgesel nedenlerle (dış saldırılar, ekonomik açıdan bölgenin Ermenileri besleyememesi, doğal afetler vb.) ve Ermenilerin iç sorunları ve çevre kavimler ile ilişkilerinde yaşadıkları sorunlar ile açıklanmasının daha doğru olacağı söylenebilir. Ermeniler bağımsız olduktan sonra da tarihsel kaderlerine adeta geri dönmüşler, çevrelerindeki diğer halklar ile (Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan) sorunlar yaşamaya başlamışlar, aynı şekilde dış göçler hızlanmıştır.İlk olarak 1988 depremi yüzbinlerce insanı evsiz bırakmış, ve binlerce insan göçmen olmuştur. Ardından Karabağ Savaşı göçü arttırmış, binlerce kişi önce Azerbaycan’dan Ermenistan’a, ardından da bunların önemli bir kısmı Rusya, Avrupa ve ABD’ye göç etmiştir. Savaş ortamının devam etmesi ülke içinde istikrarsızlığı arttırırken bu da bir göç nedeni olmuştur. Gürcistan’daki etnik çatışmalar nedeniyle de binlerce Ermeni önce Ermenistan’a, ardından da diğer ülkelere göç etmiştir. Bu anlamda Ermenistan göçler için bir transit ülke olma özelliğini de kazanmıştır. 1990-1991 kışında yaşanan enerji krizi ise yurt dışına göçlerin en çok yaşandığı yıllar olmuştur. Günde sadece 1-2 saat elektriğin verilebildiği bu kışta evlere gaz ve diğer ısıtma kaynakları da verilememiştir. Yüzbinlerce insanın işsiz kaldığı yıl göçün de en yoğun olduğu dönemlerden olmuştur. 1990-1991 kışında hızlanan süreç 1993’de zirve yapmıştır ve bu yıl 250.000 civarındaki kişi yurt dışında göç etmiştir.[12]

    Bağımsızlığın ilk yılında resmi rakamlara göre 3 milyon 800 bin civarında olan nüfus, 2002 yılında açıklanan nüfus sayımı sonuçlarına göre 3 milyon 200 bin kişidir. Üstelik bu rakama ülkedeki tüm turistler ve Ermenistan vatandaşı olmayan, ancak sayıları oldukça yüksek olan yabancılar da, özellikle Ruslar da, dahildir. Ermenistan Devlet İstatistik Enstitüsü’nün belirttiğine göre bu rakamın ciddi bir kısmı Ermenistan’da yerleşik de değildir. Daha da önemlisi Ermeniler de kabul etmektedirler ki resmi rakamlar gerçeği yansıtmamaktadır. Devlet rakamları yüksek göstererek gerçek durumu saklamak istemektedir. Ermenistan’da nüfus ve göçler konusunda uzman Gevork Pogosyan’a göre en az 700.000 kişi bağımsızlıktan sonra Ermenistan’ı terk etmiştir. Belli yıllarda anormal artışlar gözlenmekle birlikte yıllık dışa göç yıllık 50-100.000 arasında değişmektedir. 1993’deki 250.000 kişilik büyük ‘kaçısş’tan sonra 1999’da yaşanan Parlamento Baskını’nın ardından dışa göç tekrar hızlanmıştır. [13] Erivan’da bulunan beş ayrı yabancı elçiliğin dört yılda bir yapmış oldukları araştırmaların sonucu ise çok daha çarpıcıdır ve Ermenistan için adeta alarm vericidir. Buna göre Ermenistan’ın nüfusu 850 bin ile 1 milyon 200 bin kişi arasında değişmektedir. Bir diğer ifade ile 4 milyona yaklaşan Ermenistan nüfusu[14] bağımsızlıktan bugüne dörtte bire kadar düşmüştür.[15] Hugh Pope’un ifadeleriyle “Ermenistan hızla insansız bir ülke haline gelmektedir.”[16] Pogosyan şu anda Erivan’da bir çok apartman dairesinin boş olduğunu, bunların büyük bir kısmının satılık olduğunu, ancak alıcı azlığından boş durmaya devam ettiklerini söylemektedir.[17]

    Rakamlar Ermenistan’ın nasıl bir erime içinde olduğunu gözler önüne sermektedir. Ermeniler ülkelerinde yaşayamamakta, dünyanın dört bir yanına dağılmaya devam etmektedirler. Bu da Ermenistan’da devamlılığı engellemekte, dış etkileri kolaylaştırmaktadır. Nüfus azalmasına rağmen kişi başına düşen milli gelirin hala yerinde sayıyor olması yaşanan sıkıntıların bir diğer boyutunu da göstermektedir. Bu ortamda devamlı ve istikrarlı nüfusun olmayışı ülkeye ve devlete sahiplenecek bir sınıfın oluşmasına da engel olmaktadır. Hal böyle olunca diasporadan gelen aşırı kişi ve gruplar kolayca Ermenistan gündemini ele geçirebilmekte ve uzlaşmaz politikalarını empoze edebilmektedirler. Ancak hızla azalan nüfus, azalan nüfusu besleyemeyen bir ekonomi ve radikaller son derece ironik bir tablo ortaya koymaktadır. Elindeki küçücük bir ülkede bir avuç insanı birarada tutamayan Ermenistan Türkiye’den toprak istemekte, Gürcistan ve Rusya’da ayrılıkçı Ermeni hareketlerine destek vermekte, Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal altında tutmaktadır. O zaman sormak gerekir, Ermenistan bu kadar toprağı ne yapacak?

    I.4. Nüfus Kalitesi ve Dış Politika Mekanizmasına Doğrudan Etkisi


    Daha önce de belirtildiği üzere nüfusun sayısal azlığına ek olarak, belki ondan çok daha önemlisi ‘kalite’ olarak zaafa uğramasının Ermenistan üzerinde ciddi zararları ortaya çıkmıştır. Dışa göç edebilen grupların önemli bir kısmının nitelikli kişilerden oluşması ve başta Rus ve Azerbaycan Türkü olmak üzere çok sayıda nitelikli kişinin Ermenistan dışına göç etmiş olması Ermenistan’da bir çok sektörü vurmuştur. Bundan en büyük payı ise hizmet sektörü ve kamu sektörü almıştır.

    Göç eden Ermenilerin önemli bir kısmı eğitimli ve uzman kişilerden oluşmaktadır. Gidenlerin yaklaşık % 30’u üniversite mezunudur. % 49’u ise orta-lise ve meslek okulu eğitimine sahiptir. Yani sadece % 21 gibi bir kısım ilk öğretim mezunudur ve içlerinde yok denecek kadar az bir kısmı eğitimsizdir. Onlar arasında da Ermenistan için çok önemli olabilecek girişimciler bulunmaktadır. Rakamlara göre sadece 1991-997 yılları arasında Ermenistan’daki hukukçuların, iktisatçıların ve öğretmenlerin % 12’si ülkeyi terk etmiştir. Bu rakam 1997-2004 yıları arasındaki göçler ile birlikte % 20 civarına ulaşmıştır. Gidenler arasında bilim adamları ilk sıralarda yer almaktadır.

    Beyin göçünün ilk etkisi şüphesiz hizmet kalitesinin düşmesinde, her alanda ikinci, üçüncü sınıf hizmete razı olunmasında ortaya çıkmaktadır. Ermenistan artık her alanda daha az hizmet ile yetinmek zorundadır.

    İkinci olarak göçler sonucunda demokrasinin ve gelişmenin en önemli teminatlarından olan orta sınıf hem sayı hem de nitelik olarak zayıflamaktadır. Orta sınıfın zayıflaması uç noktaları güçlendirmekte, üst sınıf daha çok kanunsuz ve orantısız gelir elde edenlerden oluşurken, alt sınıfta kaybedecek çok bir şeyleri kalmamış kişilerden oluşmaya başlamaktadır. Bu da siyasette hem radikalleşmeyi ve şiddeti arttırmakta, hem de kaliteyi düşürmektedir. Bunun sonucu olarak Ermenistan siyaseti radikal önerilerde bulunanların ve akıldan çok kalbe hitap edenlerin başarılı olduğu bir arenaya dönmektedir. Bu ortamda Karabağ Savaşı ve Türkiye karşıtlığı gibi konular da en çok prim yapan alanlar olmaktan doğal olarak kurtulamıyor.

    İkinci olarak göç edenleri,n nüfusun yarısına yakınını oluşturması ülkenin iktisadi yapısını da alışılmadık bir hale getiriyor. Dışarıda çalışanlar Ermenistan’daki ailelerine ve akrabalarına yardım gönderiyorlar. Ailelerini yanlarına alanlar ise sadece yakınlarına para transfer ediyorlar. Bu rakam bazen ülkenin bütçesinde diğer başka bir ülkede rastlanmayacak düzeylere çıkabiliyor. Örneğin 1995-1996 yıllarında Ermenistan’a akraba ve arkadaş transferi şeklinde gelen miktar 450 milyon dolar civarındaydı ve bu miktar Ermenistan’ın o yılki ihracatının iki katından fazla idi. İlk bakışta olumlu gibi görünen bu etki aslında son derece güvenilmez bir kaynak kalemidir. Transferin önemli bir kısmının Rusya’dan olduğu ve bu ülkede çalışan Ermenilerin önemli bir kısmının kaçak olduğu düşünülecek olur ise durum daha rahat anlaşılabilir. Ayrıca Rusya da transferlerin Ermenistan ekonomisinde böylesine büyük bir paya sahip olduğunun bilincindedir. Nitekim Ermenistan’ı Rus etki sahasında tutma da bu etkeni de kullanmaktadır. Örneğin 1998 Ağustos’unda Rusya ile yaşanan kriz sonucunda transferlerin çok azalması Ermenistan’ı zora sokmuştur.

    Nüfus azalması ve dış göçün dış politika alanındaki doğrudan etkisine geçecek olur isek, üst düzey nitelikli ve eğitilmiş eleman ihtiyacını had safhada duyan dış politika karar alma mekanizması üzerindeki etkisi tahminlerin çok ötesinde olmuştur. Bu açık diaspora Ermenileri ile kapatılmaya çalışıldıysa da dil bilen, diplomasiye hakim, aynı zamanda deneyimli diplomat ve uzman bulabilmek mümkün olamamış, bu da uluslararası toplantılarda önemli kayıplara yol açmıştır. Örneğin, Ermeni araştırmacı Hratch Tchilingirian Ermenistan’ın AGİT Lizbon zirvesinde (1996 Aralık) almış olduğu ağır yenilgiyi dış politika uzmanlarının eksikliğine ve mevcutların da tecrübesiz olmasına bağlamaktadır.[18]

    2004 yılı itibariyle bu ihtiyacın karşılanabildiğini söylemek zordur. Aksine ihtiyaçlar artarken, Ermenistan’dan başka ülkelere giden nitelikli eleman sayısında daha büyük bir artış gözlenmektedir. Eğitimli gençler ve kalifiye kişiler geleceklerini Rusya, Avrupa ya da Kuzey Amerika’da görmeye devam etmektedirler. Hatta Türkiye’ye çalışmak için gelenlerin sayısı onbinleri bulmaktadır.

    I.5. Siyasi Yapı: Zayıf Demokrasi, Şiddet Kültürü ve Aşırı Gruplar


    Daha önce de belirtildiği üzere, Ermenistan bağımsızlığından bugüne istikrarlı bir ülke olamamıştır. Ekonomik ve sosyal sıkıntılarına ek olarak yaşanan Karabağ savaşı ve aşırı akımların iktidar üzerindeki artan etkisi bağımsızlık sürecini daha da ağırlaştırmıştır. Özellikle demokratik ve istikrarlı bir yapının oluşturulamaması Ermenistan’da aşırıların güçlenmesine neden olmuştur. En son yapılan bir araştırma Ermenistan’da halkın % 85’inin ülkelerini demokratik bulmadıklarını, % 80’inin ise karşılaştıkları sorunların çözümü için resmi yetkililere gitmediklerini ortaya koymuştur. Araştırmanın bir diğer sonucu da ülkede kimin hakim olduğu konusunda net bir fikrin oluşmamasıdır.[19] Bu da birazdan görüleceği üzere Ermeni dış politikasını aşırı uçlara çekerken dış politikaya hakim olan unsurun ‘ulusal çıkarlar’dan çok kişilerin ya da grupların ‘çıkarları’ ve ‘görüşleri’ olmasını açıklar.

    Normal bir siyasi sistemde aşırılar ya da diğer bir deyişle kutuplar nispeten marjinaldirler. İktidara etki şansları daha azdır. Merkezin eridiği, radikallerin merkezi işgal ettiği hallerde ise hemen her konuda olduğu gibi dış politika ve komşu ülkeler ile ilişkilerde de pragmatizm azalır, yerini duygu ve tepki yüklü tavırlara bırakır. Aşırıların yükseldiği bir ortamda merkez partilerin politikalarında da sertleşmeler meydana gelir ve bu da toplu halde aklı devreden çıkmasına, bunun yerine uzlaşma imkanı bırakmayacak, çoğu zaman o toplumun ulusal çıkarlarına da zarar verecek ve esneklikten uzak tepkilerin ulusal politika olarak sunulmasına neden olabilir.

    Bu ortamın partileri nasıl tepkisel bir politikaya sürüklediği konusunda Ermenistan’da faaliyetlerini sürdüren Aryan Partisi’nin en son açıklamaları örnek olarak gösterilebilir.[20] 21 Mayıs 2002’de Türkiye-Ermenistan ilişkilerine dönük bir basın açıklaması yayınlayan Aryan Partisi Türkiye’ye ağır eleştiriler yönelttikten sonra Ermenistan Hükümeti’nden Türkiye ile diplomatik ilişki kurulması için yeni ve daha ağır ön şartların ileri sürülmesi gerektiğini söylemiştir. İşgal altındaki Azerbaycan topraklarından ‘kurtarılmış Ermeni toprakları’, 1915 olaylarından ‘soykırım’ olarak bahsedilen bildiride sanki Türkiye’nin Ermenistan ile diplomatik ilişki kurmaya ‘mahkum’ olduğu havası verilmeye çalışılmaktadır. Bilindiği üzere bu konuda Türkiye’nin bazı şartları bulunmaktadır ve Ermenistan, Türkiye’yi kendisiyle diplomatik ilişki kurmadığı için suçlamaktadır. Bu da göstermektedir ki radikalleşme durum tespitini dahi zorlaştırmaktadır. Şu cümleler söz konusu partinin uluslararası sisteme bakışındaki yüzeyselliği de açıkça ortaya koymaktadır:

    “Ermenistan’ın Türkiye ile diplomatik ilişki kurma istekleri saf bir aptallıktır. Çünkü Türk devleti, Ermenilerin toprakları da dahil olmak üzere diğer ulusların toprakları, akıtılan kanlar ve soykırım üzerine kurulmuştur.”[21]


    Ermenistan’da adeta ‘bitmeyen bir kaos’ yaşanmaktadır. Bu kaos SCCB’nin dağılmasına ve bölgesel faktörlere bağlanabilirse de yalnızca bu etkenler mevcut durumu açıklamaya yeterli olamayacaktır. Ermenistan’da ve Karabağ’da son 10 yılda canlanan şiddet kökenlerini 100 yılı aşkın bir geçmişten ve sürekli yaşatılmaya çalışılan bir gelenekten almaktadır. Bilindiği üzere Osmanlı’nın son yıllarında Osmanlı Devleti’ni uğraştıran milliyetçi sağ ve sol Ermeni terörü çok sayıda Türk ve Ermeninin hayatına mal olmuştur. Hatta bazı yıllarda Ermeni teröründe ölen Ermeni sayısı Türk sayısını dahi geçmiştir. Savaş sonrasında Ermeni teröristleri NEMESİS adı altında İttihat ve Terakki’nin önde gelen kadrolarını bir bir öldürmüşlerdir. Bu olayların sorumluları bazı Batılı ülkeler ve Rusya tarafından desteklenirken, katiller Ermeni toplumunca “milli kahraman” ilan edilmişlerdir. Diğer bir deyişle Ermeni toplumunda terör teşvik edilen, hoşgörülen bir unsur haline getirilmiştir. Sovyet döneminde ise muhalefetin devlet eliyle ortadan kaldırılması ve kanunsuz siyasi saldırılar “devlet terörü”nü sıradan bir olay haline sokmuştur. 1970 ve 1980’li yıllarda farklı adlar altında (ASALA ve Adalet Komandoları) yeniden ortaya çıkan Hınçak ve Taşnak terörü tıpkı geçmişte olduğu gibi Ermeni toplumunun çoğunluğu tarafından desteklenmiş, en azından çoğunluk teröre karşı sert bir duruş gösterememiştir. Bu dönemde de eli silahlı terör grupları milli kahraman sayılmışlardır. 1990’larda ise Karabağ çatışmalarında aşırı gruplar bağımsızlık mücadelesini Batılı bağımsız kuruluşların da belirttiği üzere katliama dönüştürmüşlerdir. Hocali’de olduğu gibi şiddetin ulaştığı boyut bir yana bırakılsa dahi savaş ortamından bir türlü kurtulamayan Ermeni toplumu için şiddet ve terör hayatın bir parçası halini almaya başlamıştır. Tüm bunlara ek olarak, iktidarlarını “karanlık güçler” ile yaptıkları ittifaklara dayandıran ve yasal zeminde oluşabilecek muhalefete engel olan her iki başkan da bu hareketleriyle terör ve şiddet kültürünü beslemişlerdir. Terörle beslenen ve kahramanlarının büyük bir çoğunluğu teröristlerden oluşan bir toplumun kendisini şiddet ortamından kurtarabilmesi oldukça güçtür. Nitekim kısacık bağımsızlık tarihinde Ermenistan’da da çok sayıda siyasi cinayet ve saldır olmuştur. Bunlar içinde 24 Mart 2000 gecesinde sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’nin tek taraflı ilan edilmiş Cumhurbaşkanı Arkadi Gukasyan’a şehrin meydanında yapılan saldırı ile 1999’da Meclis’e yapılan silahlı saldırı en dikkat çekici olanlarıdır. Her iki saldırı da kanlı bitmiş, birincisinde ‘Cumhurbaşkanı’ Gukasyan, şoförü ve koruması yaralanırken, ikincisinde Ermenistan Başbakanı ve çok sayıda Ermeni parlamenter yine Ermeni kurşunlarıyla hayatlarını kaybetmişlerdir (Her iki saldırıda da Taşnak şüphesi vardır).[22]

    Aynı şekilde ülkede yapılan her seçim şaibeli geçmiş, karşı gruplar seçimlerin demokratik yapılmadığını iddia etmişlerdir. Seçimlerde muhalif gruplara baskı ve hile de sıradan bir olay halini almıştır. Bunun en son örneği 2003 başkanlık seçimlerinde yaşanmıştır. Bu seçimlerde sadece muhalif aday Stepan Demirciyan değil diğer ülke temsilcileri, Avrupa Konseyi ve AGİT gözlemcileri de seçimin adil yapılmadığını doğrulamışlardır.[23] Seçimlerin ardından binlerce kişi seçim sonuçlarını protesto etmiş, yer yer şiddet sahneleri yaşanmıştır. Ancak en önemlisi Erivan sokaklarında Karabağ’dan getirilen askerlerin ve tankların görev almasıdır. Bağımsız gazeteci ve Kafkasya Medya Enstitüsü (Caucasus Media Institute) Müdürü Mark Grigoryan’a göre bu protesto olayları sırasında Koçaryan kendisini koruması konusunda Ermenistan silahlı güçlerine güvenmemekte, bunun yerine Karabağlı, kendisine bağlı güçlere ve kendi istihbarat güçleriyle birlikte Rus istihbaratının desteğine güvenmiştir.[24] Bu da Karabağ sorununun sadece bir dış politika ve savunma sorunu olmadığını, iç bağlantılarının da bulunduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. İşgal ve şiddetten beslenenler iktidarlarını sürekli hale getirebilmek için şiddeti kullanmayı adeta bırakamamaktadırlar. Benzeri sahnelerin Nisan 2004’de tekrar etmesi ve protestocuların istihbarat ve özel güvenlik birimlerince sert bir şekilde bastırılması, göstericilerin şiddetli bir şekilde dövülmesi şiddet kültürünü yansıtmaktadır. Bu olaylarda Koçaryan çatışmaların Başkanlık Sarayı’na uzanacağından çekinmiş ve Parlamento ile birlikte Başkanlık Sarayı’nın önüne de dikenli teller çekilmiştir. Polis ve askeri güçlere ek olarak yine Karabağ’dan gelen birlikler de gösterilerde kullanılmıştır. Olaylarda kamuflajlı güvenlik güçleri parti merkezlerini basmış, önemli siyasi isimlerden Feliks Haçatryan, eşi Ruzana Haçatryan ve diğer parti üyeleri döve döve bilinmeyen yerlere götürülmüşlerdir. Erivan’daki tüm siyasi parti binaları polis tarafından kuşatma altına alınırken, binalara giriş ve çıkışlara da izin verilmemiştir. Koçaryan’ın tüm bu olaylar için yorumu ise “Ermenistan, Gürcistan değil. Bizim ülkemizde öyle sokak kavgası şeklinde yasal yönetimi devirmek kolay iş değil” şeklinde olmuştur.[25]

    Özetle şiddet şiddeti doğurur ve şu an Ermenistan’ın yaşadığı şiddet geçmişte şiddete ve teröre gösterilen hoşgörünün, savaşı politikanın doğal bir parçası saymanın ve politikada ‘kine övgü’nün doğal bir sonucudur. Ayrıca ülkede demokrasi kültürünün bulunmaması aşırılığı besleyen en önemli unsurdur. Ülkede hemen her konuda büyük sorunlar yaşanmasına karşın muhalefetin güçsüz kalması ve en etkin iktidarı etkileme yolunun hala silahta görülmesi ülkeye nasıl bir şiddet kültürünün hakim olduğunu gösterir. Esnekliği ve pragmatizmi azaltan bu hava dış politikada da etkisini açıkça göstermektedir.

    Liderler

    Dış politika belirlenmesinde etkisi en tartışmalı faktörlerden olmakla birlikte bazı liderlerin ülkelerin gidişatlarını değiştirdikleri bilinen bir gerçektir. Örneğin ‘maceracı’ bir lider dış politikada daha az pragmatist olacak, diğer ülkeler ile uzlaşma yollarını kendi ülkesinin çıkarları gereği olsa dahi aramayacaktır. Aynı durum lider ile birlikte çalışan kadro için de geçerlidir. Donanımlı ve tecrübeli bir dış politika kadrosu aşırılıklar gösteren bir lideri belli sınırlar içinde de olsa sınırlandırabilir, daha dengeli bir dış politika izlenmesini sağlayabilir. Ermenistan’ın bu açılardan da çok şanslı olduğu söylenemez. Her şeyden önce diğer bölümlerde de temas edildiği üzere Ermeniler uzunca bir süre ‘devletsiz bir millet’ olmuşlardır. Dolayısıyla dış politika gibi devlet geleneğinin en çok ihtiyaç duyulduğu alanlarda yetişmiş bir Ermeni kadrosundan bahsetmek zordur. Bunun içindir ki Ter-Petrosyan da Koçaryan da dış politika konularında belli oranlarda diasporadan yardım almak zorunda kalmışlardır. Eleman ihtiyacı öylesine önemli bir hal almıştır ki bu nedenle bazı diplomatik birimlere temsilci dahi gönderilememiştir. Liderin kişiliği konusunda ise Robert Koçaryan, özellikle ilk yıllarında çok ‘ümit verici’ bir lider değildir.[26] Ter-Petrosyan’ın aksine daha iktidara gelişinin ilk günlerinde en büyük komşusu olan Türkiye’yi ‘gereksiz yere’ rahatsız edici beyanlarda bulunan Koçaryan, Karabağ çatışmalarındaki gerginliği neredeyse aynı sertlikte Ermenistan’ın dış politikasına yansıtmak istemiştir. Seçimden önce “seçimi kazanırsam Türkiye ile ilişkilerde bazı yeni şeyler, yeni vurgulamalarımız olacak”[27] diyen Koçaryan bu sözleri söylerken hala ‘Karabağ’ın halk kahramanı’ gibi konuşmaktadır. Oysaki daha dingin ve gerçekçi herhangi bir lider, Ermenistan küçüklüğündeki bir ülkenin dış politikasının kendisinden nüfus olarak 20 kattan daha büyük bir ülke ile tehdit temelli olarak sürdürülemeyeceğini kolayca anlayabilirdi. Türkiye’nin sınırlarını tanımadığını ima eden, soykırım iddialarını Ermenistan dış politikasının öncelikleri arasında sayan ve işbirliği için herhangi bir girişimde bulunmayan, Karabağ sorununda çözümsüzlüğü en ideal çözüm olarak gören Koçaryan’ın gerçekçi ve pragmatist olmaktan uzak olduğu ve bunun da ilişkilerde iyileşmeyi geciktirdiği kolayca söylenebilir. En kötüsü gelen liderlerin arkalarından yerlerini alacak daha olgun liderlerin yetişmesine izin vermemeleridir. Şiddet ve gerginlik ortamı normal süreçlerin işlemesine izin vermemekte, önderler daha çok büyük çatışmaların ve kavgaların sonucunda ortaya çıkmakta, bu da sağduyulu ve gerçekçi liderlerden çok coşkulu, şiddetle beslenen liderleri ön plana çıkarmaktadır. Olağanüstü dönemlerin liderleri olağanlaşmayı sağlamak istememekte, ya da bunu başaramamaktadır.

    Sonuç olarak, Ermeni tarihi dikkatlice incelendiğinde en önemli problemin sağduyulu ve gerçekçi bir liderin bulunmaması olduğu söylenebilir. Hayalperest ve maceracı kişilerin ‘peşinden koşan’ Ermeniler bundan dolayı büyük acılar çekmişlerdir. Bu özelliğin Ermenistan kurulduktan sonra da devam ettiği söylenebilir. Bu bağlamda Türk Kurtuluş Savaşı’nın en büyük üstünlüğünün çıkardığı liderlerin sertlik ve savaş ortamı davranışlarının savaştan sonra devam ettirmemeleri, aksine barış ortamının ihtiyaçlarına göre hareket etmiş olmaları olduğu söylenebilir.

    6. Fikirler, İdeolojiler ve Din: Ermeni Milliyetçiliğinin Temel Özellikleri


    Dış politika üzerindeki etkileri son dönemde daha bir ön plana çıkmakla birlikte genel anlamda fikir hareketlerinin ve yönetime ya da ülkeye hakim olan fikirlerin dış politika üzerindeki etkisi açıktır. Fikirler düşman ve dost algılamalarını ve dış politika hedeflerini etkiler ya da belirlerler. Bu kategoride en çok dikkat çek üç grup a. Milliyetçilik, b. Diğer ideolojiler ve son olarak c. Dinlerdir. Zaman zaman iç içe geçen bu şıklar ülkeden ülkeye etki alanlarını genişletip daraltabilirler.[28] Temelde etkileri olumsuz olarak alınsa da sağlıklı bir ideolojik çerçeve bir ülkenin dışa karşı tahmin edilebilir mesajlar vermesini sağlar, ilişkilerinin uzun dönemli olmasına katkıda bulunur. Yapıcı bir dinsel etki de aynı şekilde ilişkilerde olumlu etkilerde bulunur. Buna karşın ideolojiler ve din daha çok olumsuz etkileriyle kendisini göstermiştir. Bu anlamda dış politikayı katılaştırırlar, uzlaşmaz bir hale getirirler, gereksiz yere daha işin başından düşmanlar üretirler, belli bir bakış açısını karar alıcılara ve uygulayıcılar empoze ederler, en kötüsü duygusal ve tepkisel yaklaşımları nedeniyle bir ülkenin dış politikasını tahmin edilemez ve güvenilemez hale getirebilirler. Olumsuz anlamda ideolojik davranan bir ülkenin dış politikada ne yapacağını önceden kestirebilmek zordur. Bu tür bir dış politika somut kar-zarar değerlendirmelerinden ziyade, ideolojik kar-zarar hesaplarıyla yürütülür. Diğer bir deyişle ideolojik davranan bir ülkenin hareketleri ideolojik anlamda onu tatmin etse de o ülkenin ulusal çıkarlarına tamamen aykırı sonuçlar doğurabilir.[29]

    Ermenistan örneğinde en belirgin olanı din ile milliyetçilik arasında görülen sıkı bağlardır. Kilise Ermeni milliyetçiliğini adeta varlığının önemli şartlarından biri, dinin bir tür türevi gibi görmüştür ve dini öğeler Ermeni milliyetçiliğinde diğer örneklere nazaran daha bir belirgin olmuştur. Bunda Ermeni kilisesinin diğer Hristiyan kiliselerinden oldukça farklı olması ve uzun süre Hristiyan dünyaca dışlanmasının da rolü olmuştur. Bu sayede Ermeni Gregoryan mezhebi adeta sadece Ermenilere özgü bir hal almış, bu da dini daha bir ‘tek bir millete özgü’ bir hale getirmiştir. Başka bir ifade ile Ermeni ulusunun ortadan kalkması ‘Ermeni dinini’ de sona erdirecek bir gelişme olarak algılanmıştır. Bu anlayışa göre Ermeni varsa Ermeni dini de vardır, Ermeni yoksa Ermeni dini de olmayacaktır. Kilisenin ‘1915 olayları’nı efsaneleştirerek kendi kurumsal kimliği ile birlikte Ermeni kimliğini de geçmişin acıları üzerine oturtmasında bunun da büyük rolü vardır.

    Dinin Ermeni kimliğinde öne çıkmasının bir diğer nedeni ise Ermeni kimliğini oluşturması beklenen diğer unsurların çok zayıf kalmasıdır. Özellikle Ermeni dili tüm Ermenileri birleştirememiş, din adamlarının çabaları sonucunda belli bir seviyeye gelebilmiştir. Ayrıca Ermeniler tarihlerinin ezici bir çoğunluğunda hiçbir bölgede çoğunluğu oluşturamamışlardır. Buna bugünkü Ermenistan bölgesi de dahildir. Her ne kadar kendileri Kilikya, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile güney Kafkasya’nın neredeyse tamamına ‘Büyük Ermenistan’ deseler de bu bölgelerin Ermenilerin yüzlerce yıl boyunca bir şehirde dahi çoğunluğu oluşturamamaları ortak ve güçlü bir etnik kimliğin oluşturulmasını da engellemiştir. Ermeni etnik kimliğinin güçlenememesinin bir diğer nedeni de Selçuklu ve Osmanlı idarelerinin Ermenilere karşı gösterdikleri ılımlı yönetim anlayışıdır. ‘Millet’ kategorisinde kendi iç işlerinde serbest bırakılan Ermeni cemaati imparatorluğun görece daha istikrarlı bölgelerinde yaşamışlar, askerlikten muaf tutulmalarının ve ticaret gibi gelişmeyi teşvik edici işlerde çalışmışlar ve kendilerini ayırıcı özellikleri ön plana çıkarmayı 19. yüzyıla kadar düşünmemişlerdir. Bu nedenle büyük bir çoğunluğu Ermenice’den çok Türkçe konuşmuş ve Türk gelenek ve göreneklerini kolaylıkla içselleştirebilmiştir.

    Dinin bir milli ideoloji olarak ortaya çıkmasında bir diğer neden ise Ermeni toplumunun sanılandan daha fazla seküler olmasıdır. Kilise’nin gücü ve dini ritüellerin hemen her yerde karşımıza çıkmasına karşın şaşırtıcı bir şekilde dinin dinsel yönleri Ermeni toplumunda hızla zayıflamakta, özellikle gençlerde iman konularındaki çözülme önlenemez bir hıza ulaşmaktadır. Bu da Kilise’yi dünyevi konularda daha aktif rol almaya itmektedir. Diğer bir deyişle milli davalara sahiplenen Kilise bu sayede Ermeni toplumundaki varlığını da sürdürebilmektedir. Böylece radikalizmin ve en sert açıklamaların merkezinde Kilise yer alabilmektedir.

    Sonuç olarak nedeni ne olursa olsun Ermeni Kilisesi gerek Ermenistan’da, gerekse Ermeni diasporasında gücünü arttırarak devam ettirebilmiştir. Bugün gelinen noktada Kilise’nin etki ve işlevi alışıldık laik (ya da seküler) devletlerin Kilise için biçtikleri rolden çok farklıdır. Bu görünümüyle Ermeni toplumu Yunan toplumunu andırıyorsa da farkların bulunduğu da bilinmelidir. Türkiye Ermenilerinden Hrant Dink Kilise’nin Ermenistan politikaları rolü üzerindeki etkisini şu çarpıcı sözlerle anlatıyor:

    “Ermenistan’da da ‘Polis Günü’ tesis edip, hafta başında kutlamışlar.... Gelen fotoğraflara bakıyorum... Resmi geçit yapan polisleri şeref kürsüsünde selamlayanlar arasında başbakan var, üniformasıyla Emniyet Genel Müdür var, Devlet Başkanı Koçaryan var, Meclis Başkanı var bir de ruhani kisvesiyle Başpatrik Karekin II Gotoğigos Hazretleri var. İyi de Gatoğigos’un o kürsüde ne işi var? Ben soruyu kürsüyle sınırlı sordum ancak siz buna başka alanları da ekleyip soruyu genişletebilirsiniz. ‘Devletleşme sürecine girmiş Ermenistan’da dini kurumun, ilgili ilgisiz hemen her alanın içinde var gözükmesi ideal bir demokratik ve laik devlet anlayışıyla örtüşüyor mu?’[30]


    Bu örnekten de kolayca anlaşılacağı üzere Polis Günü’nde dahi yerini alan bir dini liderin dış politika konularında etki sahibi olamayacağını düşünmek zordur. Kilise’nin yoğun etkisinin en önemli etkisi ise tahmin edileceği üzere inanç farklılıklarının teşviki şeklinde kendisini göstermiştir. Müslüman Türklerin Kilise gözündeki görünümü tüm topluma mal edilirken Kilise geçmişin acılarını kendi prestiji için sonuna kadar kullanmıştır.

    Dinin ardından ulusçu ideolojiye bakacak olur isek, Ermeni ulusçuluğu diğer bir çok ulusçuluk harekatı gibi Fransız Devrimi’nin etkisi ve diğer devletlerin teşviki ile gelişmiştir.[31] Önemli bir kısmı ticaret ile uğraşan Ermeniler özellikle 19. yüzyılda karşılaştıkları bu yeni akımdan etkilenmeye başlamışlardır. İmparatorluğun çöküş aşamasına girdiğinin fark edilmesi bazı ‘idealist’ Ermenilerde ‘bağımsız bir Ermenistan’ fikrinin gelişmesine yol açtıysa da bu fikir uzunca bir süre güç bulamamıştır. 19. yüzyılın sonunda isyanlara kadar uzanan hareketin temeli ise Osmanlı Ermenilerinden çok diaspora Ermenileri olmuştur. Ermeni ulusçuluğu temelli ayrılıkçı ve silahlı partilerin tamamının ya Avrupa’da ya da Rusya ve Kafkaslar’da kurulması, buna karşın neredeyse tüm faaliyetlerini Osmanlı topraklarında sürdürmeleri de bunu kanıtlamaktadır. Ancak Ermeni ulusçuluğunun bir açmazı vardır, o da Ermenilerin bu dönemde hala hiçbir Osmanlı toprağında çoğunluğu oluşturamıyor olmalarıdır. Toprağı ve nüfusu olmayan bir ulusçuluğun başarı şansı çok düşüktür. Daha da kötüsü Osmanlı Ermenilerinin tamamı bu hareketi desteklememekte, aksine büyük bir kesim mevcut sistemden en büyük payı alan gruplar arasında yer aldığından, iktidar ile yakın bir ilişki içinde bulunmaktadır. Bu ortamda ulusçu ve radikal gruplar öncelikle Ermeniler ile diğer gruplar ve devlet arasındaki ilişkileri bozmaya çalışmışlardır. Bu amaçla doğuda Ermeni, Kürt ve Çerkez aşiretleri arasındaki yöresel sorunlar kaşınmış ve sorunlar silahlı çatışmalar haline getirilmiş, batı illerinde ise devlete karşı suikast ve sansasyonel bombalama girişimlerinde bulunulmuştur. Bu girişimlerin bir amacı Ermeni nüfusu rahatsız ederek bir yöne kanalize etmek olduğu kadar büyük devletlerin konuya ilgisini de çekmektir. Zaten Ermeni ulusçuluğunun en temel karakteristiklerinden birisi de diğer ülkelerin destek ve yönlendirmelerine dayanıyor olmasıdır. Bu özellik günümüze kadar devam etmiştir. Diğer bir deyişle kendi güçleri ile bağımsız olamayacaklarının bilincinde olan Ermeni radikalleri diğer ülkelerin Osmanlı ülkesi üzerindeki nüfuzlarını kullanmak için hemen her şeyi yaptılar. Beklenebileceği üzere ilişki çift taraflıydı ve bu ülkeler de bu tür bir siyasete son derece müsaittiler. Hatta çoğu zaman Ermenilerin böyle eylemlerde bulunmalarına dahi gerek kalmadan bu ülkeler soruna müdahale ediyorlardı.

    Sonuç olarak Ermenilerin uluslaşma sürecinin sorunlarla dolu olduğu, Ermeni milliyetçiliğinin bir türlü tatmin edilemediği, bu nedenle hala diri bir idealizm içinde olduğu söylenebilir. Uzun bir devlet olma süreci yaşanmadığından kuramlar, idealler, fikirler, inançlar vb. bir türlü gerçek hayatta sınanamamış, bu nedenle ciddi anlamda bir evrim süreci yaşanamamıştır. Aksine sürekli devam ettiği düşünülen Türk tehdidi ve ‘soykırım’ davasının bir türlü sonuca ulaşamaması, Sovyet baskısı, Azerbaycan’la şiddete varan anlaşmazlıklar Ermeni milliyetçiliğini şiddet merkezli olarak sürekli diri ve romantik bir hareket olarak tutmuştur. Bir de radikalizmi besleyen Kilise benzeri kurumların varlığı eklenince daha önce değindiğimiz tam ideolojik yaklaşım kendisini sıkça Ermeni politikalarında göstermiştir. Bunun sonucu olarak Ermeni liderler güçleri ile orantısız söylemler benimsemiş, hatta bu söylemleri uygulamaya sokmaya dahi çalışabilmişlerdir. Bu durum dış politikada ‘tam ideolojik dış politika’ varsayımını andırır bir yaklaşımı zaman zaman getirmiştir. Bunun sonucu olarak Ermenistan kendi ulusal çıkarlarının pratikte aleyhinde olmasına karşın romantik milliyetçi duyguların tatmini için güç-hedef dengesinin dışında girişimlerde bulunabilmiştir. Bu durum diğer devletlerde olduğu gibi ilk başlarda geçici bir gelişme olarak görülmüştür. Buna göre Ermenistan hayatın zorlukları ile karşılaştıkça diğer devletler gibi daha faydacı ve esnek bir çizgiye gelecektir. Ancak geçen 10 yılı aşkın sürede durum böyle olmamış, hatta tam tersine bir süreç yaşanmıştır. Bunun en temel nedeni ise şiddetin ve istikrarsızlığın süreklilik kazanması ve ideoloji-inanç merkezli görüşlerin Karabağ Savaşı gibi sorunlar ile sürekli olarak kendisini yenilemesidir.

    7. Dışa Bağımlılık, Türklere ‘Düşmanlık’ ve Rusya’ya Yakınlık

    Dışa bağımlılık dışında Ermeni ulusçuluğunun bir diğer özelliği ise Rusya’ya ve Ruslara olan yakınlığıdır. İngiltere, Fransa ve ABD ile kıyaslandığında bölgede en kalıcı unsur olarak Rusları gören Ermeni milliyetçileri amaçlarına ulaşabilmek için en büyük desteği de Ruslardan almışlardır. Kafkaslar’da Türklere ve İranlılara karşı ‘Hristiyan ve Rus yanlısı’ bir set kurma çabalarını 200 yılı aşkın bir süredir sürdüren Rusya Ermenileri kendisi için ‘doğal müttefik’ olarak görmüş ve bu durum günümüze dek sürmüştür. 1991 yılındaki bağımsızlıktan sonra da Ermenistan, Rusya’nın ‘etki sahası’da kalmaya devam etmiştir.[32] Rus etkisini azaltmak için cılız kalan bazı denemeler yapıldıysa da, 10 yıllık süreçte Rusya’ya olan bağımlılık hemen hemen her alanda artmıştır. Son dönemlerde özellikle Hristiyan Gürcistan’ın da Rusya dışında arayışlara girmiş olması Ermenistan’ı Kafkaslar’da Rusya’ya yakın olan tek ülke konumuna indirgemiştir.

    Ermeni milliyetçiliğinin Ermeni dış politikası ve Türkiye ile ilişkiler açısından en önemli bir diğer özelliği ise ‘Türk düşmanlığı’dır.’ Düşmanlık’ ve ‘dostluk’ kavramları uluslararası ilişkiler literatürü için alışıldık kavramlar değildir. Uluslararası sistemde çıkarlar ve gücün kullanımına dayalı olarak çıkarların elde edilmesi vardır. Ancak daha önce de belirttiğimiz üzere uluslar kendi çıkarlarını duygularından, kültürlerinden, ideolojilerinden ve dinlerinden ayrı, tamamen objektif kriterler ışığında değerlendirmekten uzaktırlar. Bu durum Ermenistan gibi tek başına sorunlarıyla başedemeyecek durumda olan nispeten ‘küçük’ uluslar ve devletler için daha bir böyledir. Tarihsel davranış kalıpları ne yazık ki dünden bugüne kolayca değişememekte, bu da kalıcı rekabetlere ve hatta husumetlere neden olabilmektedir. Türk – Ermeni sorunları da bu kategoride değerlendirilebilir. Söz konusu düşmanlığın temelinde yatan en önemli neden ilk Ermeni milliyetçiliğinin Osmanlı İmparatorluğu’na karşı olarak ortaya çıkmasından kaynaklanmaktadır. Ermeni siyasi gruplar Osmanlı’ya karşı isyan bayrağını açmışlar, amaçlarına diğer devletlerin ve ortamın da katkısıyla çok yaklaştıklarına inanmışlar, ancak sonunda kaybetmişlerdir. Her ne kadar kendileri bir ‘soykırım’dan ya da ‘katliam’dan bahsediyorlarsa da söz konusu olaylara verilebilecek en doğru ad ‘bastırılan bir isyan’ ve ‘gerçekçi olmayan hedefler uğrunda büyük bir hüsrana uğratılan halk’tır. Böylece Ermeniler yüzlerce yıllık bir aradan sonra ‘bağımsızlık hedefine çok yaklaşmışken’ adeta ‘kaderleri haline gelen dağınık ve diğer ulusların egemenliği altında yaşama ‘geleneği’ne geri dönmüşlerdir. Bu son özellikle aşırı Ermeni gruplarda büyük bir kızgınlık ve şok yaratmıştır. Benzeri bir durum Yunanlılar için de söylenebilir. Ancak Yunan milliyetçiliği Osmanlı toprakları üzerinde defalarca büyüyerek (yaklaşık dört kat) ‘egosunu’ tatmin etmiştir. Bu durum Ermeni tarafında görülemez. Ermeni milliyetçiliği hala yaralıdır ve bu yaralarından güç almaktadır.

    8. Diaspora ve Ermeni Kimliğinin Oluşumu[33]


    Ermeni milliyetçiliği ve Ermenilerin dış dünya ile ilişkisinde göz ardı edilemeyecek en önemli unsurlardan biri de Ermeni kimliğinin oluşumudur. Tarihi Ermeni kimliğinin ötesinde 19. ve 20. yüzyıllarda oluşan Ermeni kimliği anlaşılmadan konunun diğer yönleri de anlaşılmaz. Bu açıdan bakıldığında ise Ermeni kimliğinin bir göçmen ya da diaspora kimliği olduğu söylenebilir. Bağımsız bir devletten uzunca bir süre yoksun kalan ve bugünkü Ermenistan dışında gerçek anlamda bir çoğunluk kuramayan Ermenilerin bu göçmen karakteri olaylara bakışlarını şekillendirmiş, daha tepkisel ve romantik bir nesli hazırlamıştır.

    Her ne kadar bir çok Ermeni araştırmacı göçlerin başlangıcı olarak 1915 olaylarını almak da ve diaspora Ermeni kimliğinin oluşmasını Türklerin ‘katliamları’na bağlasa da birden fazla tehcirden ve göçten bahsetmek mümkündür: Osmanlı vatandaşı Ermeniler imparatorluğun çeşitli yerlerine dağınık bir vaziyetteydiler ve özellikle ticaretle uğraşanlar arasında diğer ülkelere yerleşenler de vardı. 19. yüzyılda Osmanlı’daki çöküş hızlandıkça ABD ve Avrupa’ya yerleşen Ermeni sayısında da gözle görülür bir artış yaşanmıştır ve bu durumdan Osmanlı da memnun değildir. Hatta 2. Abdülhamid’in ABD’ye göçlerin engellenmesi konusunda Amerikan yönetiminden yardım istediği bilinen bir gerçektir. Bunun dışında Osmanlı topraklarında ikamet ettiği halde diğer ülke pasaportlarını da alan Ermeniler mevcuttu. Ancak 19. yüzyıl boyunca Ermeniler üzerinde yoğunlaşan ve Ermenileri mezhep değiştirmeye teşvik eden misyoner faaliyetleri Ermeni göçlerine de yeni bir şekil vermiştir. O tarihe kadar kendi milli kiliselerine bağlı olan Ermeniler Protestan, Katolik gibi yeni mezhep grupları oluşturmaya başlamışlardır. Ayrıca Rusya’nın da çabalarıyla Rus etkisi de Ermeniler arasında yeni dini, sosyal, siyasal vb. gruplar oluşmasına yol açmıştır. O tarihe kadar dil ve diğer açılardan homojen bir grup oluşturamayan ve farklı coğrafyalarda birbirinden farklı şekilde yaşayan Ermeniler arasındaki bu farklar daha da artmıştır. Buna karşın Ermenileri birleştirmek için yürütülen siyasi gayretler daha çok Osmanlı dışında gelişen bir hareket olarak Osmanlı topraklarına nüfuz etmeye başlamıştır.

    Lübnan Ermenileri bu konuda çarpıcı bir örnek sunmaktadır: 1915 öncesinde Lübnan’da yaşayan Ermenilerin önemli bir kısmı Katolik’ti ve bunlar 19. yüzyılda Apostolik Ermenilerin baskısından kaçarak bu bölgeye gelmişlerdi. Bunlar 20. yüzyıla gelinceye kadar Ermenice’yi kullanmamaya ve geldikleri bölgeye göre gelenek ve kültürel anlamda bazı değişimler geçirmeye başlamışlardı. Daha çok Arapça veya Fransızca konuşuyorlardı ve diğer etnik gruplarla, özellikle de Maronitler ile karma evlilik oldukça yaygındı. Bu da Ermeni kimliğinin kaybolması açısından önemli bir tehditti.[34] 19. yüzyılın sonlarında ikinci bir Ermeni göçü dalgası yaşandı. Bu kez gelenler Apostolik Ermenilerdi. Yani geleneksel Ermeni din inancını taşıyorlardı. Bu iki topluluk arasında ciddi bir sorun çıkmadı, ancak iki topluluk ayrı ayrı yaşadılar. Yeni gelenler etnik açıdan daha fazla etnik bilince sahip idiler ve bunlar arasında Ermeni milliyetçiliği daha kolay hayat buldu. Bunun sonucu olarak 1904’de Taşnaklar yerel bir parti görünümünde Beyrut’ta teşkilatlarını kurdular. 1915 ve sonrasında gelen Ermeniler bu süreçte üçüncü dalgayı oluşturuyordu. Hatta bu tarihten sonra da dördüncü bir dalgadan bahsedilebilir. 1926’da Suriye’de çıkan Dürzi ayaklanmasında Ermeni yerleşim yerlerinde sorun yaşanmış ve bu kişilerin önemli bir kısmı da Lübnan’a akmıştır.

    Yeni gelenler yerleşik Lübnan Ermenilerinden oldukça farklı soysal, dini ve linguistik özellikler taşıyordu. Gelenler arasında Katolikler çoğunluk olmakla birlikte yadsınmayacak sayıda Protestan ve diğer mezhep ve anlayıştan Ermeniler de vardı. Gelenlerin önemli bir kısmı Türkçe konuşuyordu ve Ermenice bilgileri sınırlıydı. Gelenlerden özellikle Doğu Anadolu kökenli olanlar arasında Ermenice ile iletişim sağlayanlar da vardı. Hatta bazı Ermeniler Kürtçe konuşuyordu. Gelenler arasında tüccarlar gibi orta ve üst sınıftan Ermeniler olduğu gibi çoğunluk alt ve alt-orta sınıfa mensuptu. Sektörel açıdan ise tarım ve ticaret kökenli idiler. Dağlardan, kasabalardan ve şehirlerden gelenler vardı. Sonuçta tablo incelendiğinde Lübnan gibi nispeten küçük bir coğrafyada dahi Ermeniler Türkçe, Arapça, Fransızca, Ermenice ve diğer dilleri konuşanlar olarak ayrılmışlardı. Klasik Ermeni inancının dışında Protestan ve Katolik mezhepleri arasında bölünmüşlerdi. Sosyal ve siyasal arkaplanları oldukça farklıydı. İzmir’den gelen şehirli Ermeni ile Doğu Anadolu’nun dağ köylerinden gelen Ermeni aynı bölgede yaşıyordu. Özetle kökleri aynı olmakla birlikte birleşik bir Ermeni milletinden bahsedebilmek zordu. Zaten, diğer Ermeni gruplar ile ilişkiler açısından bakıldığında bu gruplar kendi dil ve mezhep grubundan olan diğer etnik gruplar ile daha fazla ilişki kuruyorlardı. Dini fanatizm gösterenlerin sayısı az değildi. Aynı zamanda bir grupta laik bir yaklaşım sergileyerek diğer tüm mezheplerin yaşamlarındaki rolüne karşı çıkıyordu. Genel olarak tüm Ermenilerin sorunlarından çok mezhep içi sorunlar bazen daha önemli olabiliyordu. Nitekim sürekli yerleşime geçilirken de aynı şehirden ya da bölgeden gelen aynı dili konuşan ve aynı mezhepten gelen Ermeniler aynı mahallerde oturmaya başladılar.[35] Diğer bir deyişle Ermeniler Lübnan gibi bir ülkede dahi etnik kimliklerini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya idiler ve bu durum Kilise ve ideolojik gruplar için kabul edilemez bir durumdu. Özellikle Türkiye’den intikam alma yeminleri eden Taşnak ve Hınçaklar gibi silahlı siyasi radikal gruplar Ermenileri tek bir ideal etrafında birleştirmeye kararlıydı ve mevcut tablo onlara dahi ümit vermiyordu. Bu ortamda Ermenileri birleştirecek sihirli formülü veren bölgedeki Müslüman gruplar ile yaşanan anlaşmazlıklar olmuştur:

    Ermenilerin Lübnan’a dalgalar halinde gelişleri ülkedeki etnik ve dini dengeleri sarsmaya başlamıştır. Bu durumdan Maronitler gibi bazı Hristiyan gruplar memnun olmuştur ve Ermenileri bölgedeki demografik dengenin kendi lehlerine değişmesi açısında memnuniyetle karşılamışlardır. Ayrıca Lübnan’ın yönetimini elinde tutan Fransızlar da Ermenileri desteklemişlerdir. 1924’de Ermeni din adamlarına geniş yetkiler verilirken, göçmen Ermenilere de kısa sürede Lübnan vatandaşlığı verilmiştir. 1928’de ise Fransızlar Ermenileri Lübnan’ın ana unsurlarından biri olarak kabul etmişlerdir. Ayrıca aynı yıl Patrik Sahak Kudüs’ten çağrılarak Apostolik Ermeni toplumunun başına Katolikos olarak geçmesi için davet edilmiştir. 1929’da Halep, Şam ve Kıbrıs piskoposlukları da bu katolikosluk altında birleştirilmiştir. Bu sayede tıpkı İstanbul, Kudüs ve Echmiyazin gibi Lübnan’da Ortadoğu Ermeni Hristiyanlığının en önemli merkezlerinden biri haline getirilmiştir. Tüm bu gelişmeler şüphesiz Fransa’nın Ermeniler ve bazı mezhepler üzerinde Fransız etkinliğini kurmak ve geliştirmek içindir. Fakat bu gelişmeler doğal olarak bölgenin asıl sahibi olan Müslüman gruplarda rahatsızlığa yol açmıştır. Ermeniler ile Müslümanlar arasında yaşanan gerginlik ve buna karşı oluşan Hristiyan ittifakı Ermenilerdeki Ermenilik bilincini arttırmaya başlamıştır ve bu zemin üzerinde Taşnaklar siyasi bir yapılanma geliştirmeye başlamışlardır. Özellikle Ermenistan’da başarısız olan ve buradan kaçmak/göçmek zorunda kalan Taşnak liderler Ermenistan’daki devlet zeminini daha radikalleştirerek Lübnan’a taşımışlardır. Bu çerçevede Beyrut’ta bir merkezi komite kurulmuş, bir de gazete yayınlanmaya başlanmıştır. Gazetenin adı Nor Piunik’tir, yani Yeni Phoenix.[36] Adeta Ermeni ulusu belli bir program dahilinde, yapay olarak yeniden inşa edilmektedir. Taşnaklar tıpkı Phoenix gibi yanan küllerinden yeniden dirildiklerini söylemeye çalışırken dahi Türklere duydukları öfkeyi ortaya koymaktadırlar. Onlara göre Ermenileri yakan Türklerdir ve onlar da nerede olursa olsun kendi küllerinden yeniden doğmaktadırlar.

    1920’li yıllar boyunca Lübnan’da Taşnaklar tüm Ermenileri çok sınırlandırılmış hedefler etrafında yoğunlaştırmaya çalıştılar. Bu hedefler Türk ve Sovyet karşıtlığı idi. Milliyetçilik vurgusu şiddetle işlenirken sosyalizm konusunda tartışmalar yapılıyordu. Fakat 1920’li yıllarda Taşnaklar çok da ümitli değildi. Parti merkezine yazılmış bir raporda şunlar söyleniyordu:

    “Kitlelerin aklı karışık ve karamsar... Taşnak Partisi tarihinde ilk defa kitleler üzerinde etkisini kaybetmiş durumda... Parti üyeleri ideolojik veya başka yollarla bölünmüş durumda... Dini liderler göçmenlerin mentalitelerinden yararlanarak ve bunu kötüye kullanarak laik etkiyi kırarak bunlar üzerindeki etkisini sürekli olarak arttırmaya çalışıyor.” [37]

    Görüldüğü üzere Ermeni milliyetçiliği tıkanmış bir durumdaydı ve özellikle sosyalizm bölünmeleri daha da arttırıyor. Dini ve dünyevi kurumlar arasındaki rekabet, gelenlerin farklı sosyal ve siyasal geçmişleri birleşmeyi güçleştiren unsurlardı. Ayrıca Taşnaklar’ın daha önceki başarısızlığı da Ermeni milliyetçiliğini tıkıyordu. Bir de Ermeni milliyetçileri Lübnan’daki varlıklarını ve Bolşevikler’in Ermenistan’daki varlığını geçici bir durum olarak görüyor, Ermenistan’a geri dönecekleri günü iple çekiyorlardı. Fakat bu hiç olmayacaktır. Bu ortamda hayali bir düşman yaratmak, tüm suçlardan dolayı onu suçlamak belki de en iyi çözümdü:

    1920lerin ikinci yarısından itibaren Lübnan’daki Taşnaklar taktik değiştirmeye ve bu hayali düşmanı adeta yaratmaya başlamışlardır. Bu yeni stratejinin ilk parçası olarak geçicilik hissi yıkılmaya ve Lübnan’da güçlü bir diaspora şekillendirilmeye başlanmıştır. İkinci olarak kitlesel eğitim merkezli bir kampanya başlatılmıştır. Taşnaklar bu kampanyada ‘gerçek ve doğru Ermeni erkek ve kadını’nı yaratmak hedefini koymuştur. Bunun için ilk adım olarak Türk ve Arap kültürel etkisi Ermenilerden silinmek, Ermeni kimliği sadece Ermeni kökleri üzerinde yeniden inşa edilmek istenmiştir. Bunun için parti ile doğrudan bağlantılı dini yapıda olmayan, seküler bir müfredat izleyen okullar yapılmış, öğretmenleri bu anlayış üzerinde yetiştirecek öğretmen okulları ve eğitim kurumları oluşturulmuştur. Ermenice’nin öğretilmesine özel bir önem verilmiş, bu derslere takip eden öğrencilere ise kendilerini üstün bir topluluğun üyesi olduğu bilinci özellikle aşılanmıştır.[38] Kitlesel eğitim kampanyasında basın faaliyetlerinin de büyük rolü olmuştur. Taşnaklar’ın basımevleri vardır ve yayınladıkları gazete yoluyla kamuoyu oluşturması daha kolaydır. Hızla sayıları arttırılan yardım kuruluşları ve kampanyaları ise Taşnaklar’ı Ermeni toplumu içinde daha da ön plana çıkarmıştır. Taşnaklar kısa sürede rakiplerini elimine ederken siyasete daha aktif girmeye başlamışlardı. Lübnan iç dengesinde edindikleri yeni müttefikler sayesinde 1926’dan 1970’li yıllara kadar kendi bölgelerinde neredeyse tüm seçimlerde Taşnaklar’ın desteklediği adaylar kazanmış, çok az örnekte tersi gerçekleşebilmiştir. 1954 itibariyle ise parti Antelias’daki Klikya Katolikosluğu üzerinde de hakimiyetini kurmuş, böylece siyaset ile din arasında doğrudan bir bağlantı sağlanmıştır. Aslında o tarihe kadar da Kilise’nin Ermeni kimliği konusunda Taşnaklar’a paralel çok ciddi çalışmaları olmuştur. Tıpkı radikal siyasi gruplar gibi Ermeni Kilisesi de Ermeniler arasındaki bölünmelerden hoşnut olmamış ve özellikle 1915 olayları temelinde, tıpkı Taşnaklar gibi Türkleri gerçekleri aşan bir şekilde bir tür hayali düşman olarak tasvir etmiş ve bu sayede Ermenileri tek bir hedef üzerinde odaklamaya çalışmıştır. Gerek Taşnaklar, gerekse Kilise çalışmalarında görülmüştür ki Ermenileri birleştirmede Türk düşmanlığı müthiş etkili bir araç olmuştur. Bunun sonucunda Lübnan’da Ermeni kimliğinin erimesi (asimilasyonu) durdurulabilmiştir. Ermeni mahalleleri ve bunları yöneten yerel Ermeni yöneticiler seçilmiş, Ermeniler parlamentoya kendi temsilcilerini gönderebilmişlerdir. Ayrı okullar ve hastaneler Ermeniler ile diğerleri arasındaki farkı daha keskin bir şekilde çizmiştir. Çocuklar daha çok küçük yaşlardan itibaren Ermeni kimliği ideolojisi ile yetiştirilmiş ve ‘gerçek Ermeni’ bu yolla yaratılmaya çalışılmıştır. Bu nedenle belki de en radikal Ermenilerin ve Ermeni gruplarının çıktığı yerlerden biri de Lübnan olmuştur ve diğer Ermeni diasporalarını da bu bölgeden gelenler etkilemiştir. Bu süreç içinde sömürgeci güçler (İngilizler ve Fransızlar) Ermenileri açıkça destekler iken diğer etnik ve dini gruplar, özellikle de Müslümanlar ile yaşanan sorunlar Ermenilere ayırıcı özelliklerini daha çok hatırlatmıştır.

    Görüldüğü üzere Lübnan örneği diasporanın yaşadığı yapay ulus-oluşturma süreci için mükemmel bir örnek sunmaktadır ve radikalleşme 1915 olaylarından ya da Türklerle ilişkilerden çok gelinen yeni ülkedeki bölünmeleri engelleyebilmek için başlatılan çabalarının bir ürünüdür. Bu durum Lübnan dışındaki ülkelerde de üç aşağı beş yukarı bu şekilde gelişmiştir:

    Neredeyse tüm Osmanlı Ortadoğu’sunda 1915 tehciri öncesinde de belli sayıda Ermeni bulunuyordu ve bunlar 19. ve 20. yüzyıllarda Suriye, Mısır gibi ülkelere birkaç dalgada ulaşmışlardı. Gelenler daha çok mezhep, dil ve coğrafi köken özelliklerine göre belli yerlere yerleşmişlerdi. 1915 olayları ise göç dalgasını kuvvetlendirdi ve yüz binlerce kişi Ortadoğu’nun ve Kuzey Afrika’nın çeşitli ülkelerine, Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerine dağıldılar. Bunlardan bir kısmı ise Ermenistan’a ve SSCB’nin diğer bölgelerine geçmişlerdir. Tıpkı Lübnan’da olduğu gibi bu ülkelere göç edenler homojen bir Ermeni cemaati oluşturamadılar. Ermenice konuşanlar çok azınlıktaydı. Ermenice konuşanlar dahi Doğu ve batı Ermenicesi olmak üzere iletişim kurması güç iki ayrı dili kullanmaktaydılar. Türkçe, Arapça ve Rusça evlerde dahi kullanılmakta, Ermenice ise kaybolma tehlikesi ile karşı karşıyaydı. 1920lerden itibaren bu ülkelerde örgütlenen siyasi ve dini gruplar bu parçalanmışlığı gidermek için özel bir çaba sarf ettilerse de bölünme ılımlı yöntemler ile giderilebilecek gibi görünmüyordu. Bu noktada Ermenilere yardımcı olan asıl gelişme özellikle Ortadoğu ülkelerinde yaşanan etnik gerginlikler olmuştur. Bu yolla adeta yeni bir tehcire zorlanan Ermeniler Arap ülkelerinde bağımsızlık süreci hız kazandıkça önemli bir kısmı bu ülkelerden onbinler halinde başta Fransa ve ABD olmak üzere Batılı ülkelere göç etmeye başlamışlardır. Bu göç sonucunda İngiltere, Kanada, Avustralya ve Almanya gibi ülkelerde dahi ciddi bir Ermeni diasporaları oluşmaya başlamıştır.

    1940 ile 1970 arasında büyük bir hızla devam eden bu süreç sonucunda birbirinden çok farklı kültür ve coğrafyalardan gelen Ermeniler birbirleriyle dahi anlaşamaz bir hale gelmişlerdir. Gelenlerin kimi Rusça, kimi Arapça, önemli bir kısmı da Türkçe konuşmaktadır. Sudan, Mısır gibi ülkelerden gelenler Afrika ve tarım kültürü; Kafkaslar’dan gelenler sosyalist bir gelenek; Kıbrıs ve Lübnan gibi ülkelerden gelenler ise çok daha farklı bir yaşam tarzına sahiptirler. Bu ortamda yeni gelinen ülke kültürleri karşısında ‘savunmasız’ kalan Ermeniler arasında en önemli tehlike olarak erime, yani asimilasyon tehlikesi açıkça görülmeye başlamıştır ve bundan en büyük rahatsızlığı, varlığını bu insanlara bağlayan Ermeni milliyetçi ve komünist partileri ile Kilise duymuştur. Hatta Hrant Dink’e göre ‘Kilise diasporaya dağılmış Ermenilerin tekrar biraraya gelebilmelerini sağlayan, Ermenilerin yegâne kalesi’ olmuştur.[39] Birbirinden son derece farklı olan bu insanları bir arada tutacak ortak bir geçmiş ve ortak hedefler gerekmiştir ve bunu sağlamak için ‘Ermenilerin Hz. Nuh’un oğulları olduğu’ efsanesi yeterli olamayacaktır.[40] İşte bu sorun karşısında 1915 olayları ve ‘soykırım’ iddiaları kilit bir rol oynamıştır. Kilise ve aşırı grupların organizasyonu sonucunda tüm diaspora Ermenileri ‘Türklerin 1915 yılında Ermenileri yok etmeye çalıştıkları ve halen de fırsatını bulmaları halinde bu amaçlarını gerçekleştirebilecekleri’ yönünde ikna edilmişlerdir. Çok küçük yaşlarda çocukların ‘eğitimi’ ile başlayan bu strateji basın yayın organları ve sanatın siyasi amaçlar için devreye girmesiyle daha bir hız kazanmıştır.[41] Böylece Ermeni kimliğinin oluşumunda Türkler, istemeden de olsa, bir kez daha ‘diğer’ rolünü üstlenmiş olmuşlardır. Diğer bir deyişle 1915 olayları ‘Türklerin Ermenilere yaptıkları soykırım’ olarak efsaneleştirilmiştir. Bu sayede aşırı milliyetçiliğin en çok ihtiyaç duyduğu iki unsur, yani anavatanından uzakta olmak ve geçmişte yaşanılan acılar bir araya gelmiştir. Bu süreç önce Türk karşıtı, ardından da Türkiye karşıtı bir hal almış ve diaspora Ermeni milliyetçiliğinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.[42] Uzak ve farklı ülkelerde yaşamanın etkileri de eklenince diaspora Ermenileri Ermenistan Ermenilerinden çok daha hırçın ve uzlaşmadan uzak bir hale gelmişlerdir. En kötüsü ise söz konusu süreç 1915’ten sonra adeta bir süreklilik kazanmıştır. 1915 öncesinde zaten ‘dünyaya belli ölçüde yayılmış bir cemaat’ olan Ermeniler, bu olaydan sonra Kafkasya ve Ortadoğu’ya yayılmışlar, bir kısmı da Batı ülkelerine gitmişlerdir. Ancak 1930’larla başlayan ve 2. Dünya Savaşı ve sonrasında gelişen olaylar ile hızlanan Ermeni göçleri adeta bir ‘ikinci tehcir’dir. 1960 ve 1970’li yıllarda Kıbrıs, Mısır ve Lübnan gibi ülkelerdeki iç çatışmalar ve karışıklıklar ise ‘üçüncü bir tehcir’ hadisesi sayılabilir. Bu dalga 1980lerin sonuna kadar, ağırlıklı olarak ekonomik nedenlerle devam etmiştir. Bu döneme kadar Türk düşmanlığı ve Ermenilik ile ilgili tüm değerler (dil, Kilise, gelenekler vb.) ‘doğru ve gerçek Ermeni’yi yaratmada en önemli araçlar sayılmıştır. İdeolojik dozu oldukça yüksek olan bu kimlikler küçük yaştan Ermenilere aktarılırken bu tür kampanyaların hızı adeta süreklilik kazanan göçler ve asimilasyonun tehlikesinin sürekliliği nedeniyle hep diri kalmıştır. Bu tehlikeler ve göç bir anlamda Ermenileri mobiliz

    Sovyetler Birliği’nin dağılması ise bir yüzyıldan daha az bir sürede Ermenilerin yeniden akınlar halinde Batı’ya göç etmelerine neden olmuştur. Bu göçün büyüklüğü ‘nüfus’ başlığı altında çarpıcı bir şekilde verilmiştir. Ermenistan bağımsızlığına kavuşunca diaspora Ermenilerinden bir kısmının Ermenistan’a döneceği beklenirken, tam tersi olmuş ve Ermenistan nüfusu 10 yılda inanılmayacak bir hızla azalmıştır. Bu da dünya Ermenileri arasında diaspora halinde yaşamayı temel karakteristik haline getirmiştir. Bugün diasporadaki Ermeniler daha zengin ve daha güçlüdürler. Bağımsız bir Ermenistan da istemektedirler. Ancak İsrail örneğinin tersine bu bağımsız Ermenistan’da yaşamak istememektedirler. Bu da Ermenistan politikalarında ciddi bir soruna yol açmaktadır. Çünkü Ermenistan üzerinde büyük bir etki kurmak isteyen ve bunda başarılı da olan diaspora kuruluşları bu ülkede yaşamadıkları için bölge gerçeklerinin ve Ermenistan’ın gerçek ulusal çıkarlarının da farkında olamayabilmektedirler. Bu durum özellikle Türkiye ile olan ilişkilerde geçerlidir. Denebilir ki Ermenistan-Türkiye ilişkilerinin düzelmemesinde ve Ermeni dış politikasının sertliğinde diaspora Ermenileri en önemli rollerden birini oynamaktadırlar. Öyle ki ‘soykırım’ iddialarının Ermenistan’da güçlenmesinde ve hemen hemen her sorun için Türkiye’nin suçlanması da daha çok diasporanın etkisiyle açıklanabilir.[43]

    Diaspora etkisini Ermenistan üzerinde arttırdıkça bu aşırılık doğal olarak Ermenistan dış politikasına da yansımıştır. Bunun bir ölçüde farkında olan ilk Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan diaspora kuruluşlarının Ermenistan üzerindeki etkisini kırmak istemiş, hatta Taşnaklar gibi bazı kuruluşların Ermenistan’daki faaliyetlerini yasaklamıştır. Taşnaklar (Ermeni Devrimci Federasyonu, EDF) bilindiği üzere Türkiye’ye karşı radikal görüşleri ile tanınır. Türkiye’ye karşı silahlı mücadele de dahil her türlü mücadeleyi onaylayan bir yapısı vardır. Ter-Petrosyan’ın Türkiye ve Azerbaycan politikalarını yeterince sert bulmayan Taşnaklar bağımsızlıktan kısa bir süre sonra hükümet aleyhine çalışmışlar ve Ter-Petrosyan’ın dış politikasını muhalefetlerinin merkezine yerleştirmişlerdir. Asıl kadroları yurt dışında üslenmiş olan Taşnaklar, buna rağmen kendi gündemlerini Ermenistan’a taşımak istemişlerdir. Ter-Petrosyan kendi iktidarını tehdit etmeye başlayan Taşnaklar hakkında en ciddi iddialarını 28 Aralık 1994’de gündeme getirmiş, ardından da partinin faaliyetleri askıya alınmıştır. Ter-Petrosyan’ın iddiaları arasında “siyasi terörizm” ve “uyuşturucu madde kaçakçılığı” da bulunmaktadır. Bu suçlamaları takiben Ermeni Üst Mahkemesi partinin ve bağlantılı kuruluşların (özellikle Dro) faaliyetlerini önce altı aylığına askıya almış, belirlenen zamanda şartlar yerine getirilmeyince de önlemlerin uygulanma süresi uzatılmıştır. Ter-Petrosyan’ın iktidardan düşmesinde rol oynayan en önemli gruplardan birinin de Taşnaklar olması Taşnaklar’ın dış politika anlayışlarının Ter-Petrosyan’dan ne kadar farklı olduğu konusunda bir ipucu verebilir. Aynı çerçevede Koçaryan’ın iktidara gelir gelmez yaptığı ilk işin Taşnaklar üzerindeki yasakları kaldırması ve 1995 yılından beri hapiste olan Taşnakların lideri Vahan Ovenesjan’ı serbest bırakması Koçaryan ile Taşnakların radikal ve tavizsiz dış politika yaklaşımlarının ne kadar yakın olduğunu gösteren delillerdendir.

    Ter-Petrosyan’ın diaspora ile ilgili ‘kontrol altına alma’ çabaları bazı gruplarca diasporanın ‘küstürüldüğü’ şeklinde yorumlandıysa da[44], Ter-Petrosyan’ın hareketinin diasporaya değil, diasporanın aşırı kuruluşlarına karşı olduğu söylenebilir. Çünkü bu kuruluşlar merkezleri dışarıda olduğu halde şubeleri vasıtasıyla Ermenistan politikalarını belirleme çabasındadırlar. Nitekim Petrosyan’ın devrilmesi sürecinde de bu kuruluşların aktif bir rol oynadıkları görülmektedir.

    Robert Koçaryan iktidarında ise Ermenistan-diaspora ilişkileri radikal bir değişim geçirmiştir. Petrosyan’ın koymuş olduğu yasakları kaldıran Koçaryan, diaspora ile ‘barışmak’ için bir de gösterilişli bir Ermenistan-Diaspora Konferansı düzenlemiştir.[45] Bu şekilde diasporanın zenginliklerinden yararlanmak istenmiştir. Koçaryan’ın hesaplarına göre Ermenistan ile Ermeni diasporası arasında şöyle bir ‘alışveriş’ olacaktı: Diaspora, Ermenistan’a ekonomik yardım; yatırım; teknik konularda danışmanlık; dışarıda lobicilik; sağlık, eğitim ve bilim alanlarında yardım vb. alanlarda yardım edecekti. Bunun karşılığında Ermenistan da diasporaya birararada durabilmesi için siyasi hedefler sunacak, ayrıca diasporanın Ermeni kültürünü muhafaza edebilmesi için yardım edecekti.[46] Ancak taraflar eşit olmadığından Koçaryan döneminde de ilişkilerinin istenen bir düzeye ulaşamadığı, aksine diaspora kuruluşlarının tek taraflı olarak Ermenistan’ı etkileme çabalarını sürdürdükleri söylenebilir. Hatta Koçaryan’ın hesaplarının ters yüz olduğu da söylenebilir. Bugün Ermenistan’ın özellikle dış politikadaki siyasi hedefleri diaspora tarafından çizilmekte, karşın Ermenistan’a yeterli ekonomik yardım gelmemekte, hatta bir anlamda Ermenistan diasporaya azalan nüfusu ile yardımda bulunmaktadır.

    Özetle diasporanın Ermenistan dış politikası üzerindeki etkisi tartışmasız çok üst düzeylerdedir. Bu konuda en çarpıcı örnek ise ülkenin devlet başkanının dahi dışarıda yaşayan Ermenilerden biri olmasıdır. Bilindiği üzere Karabağ Ermenisi olan Robert Koçaryan uluslararası hukuka göre hala Azerbaycan vatandaşıdır. Devlet başkanının ana dili de Ermenice değil Rusça’dır. Konuşmuş olduğu Ermenice ise diğer bölgelere biraz farklı gelebilecek Karabağ Ermenicesidir. Bu da daha fazla söze gerek bırakmayacak açıklıkta söz konusu tabloyu özetlemektedir. Aynı şekilde ülkenin ilk ve son dışişleri bakanları da diaspora Ermenisidir.

    Ermeni diasporası Ermenistan dış politikasını etkilemekte, hatta şekillendirmekte çok isteklidir. Bunun için Ermenistan büyükelçilikleri ve diğer temsilciliklerinin bazı masraflarını karşılamakta, Ermenistan Dışişleri Bakanlığı’nın doğal bir şubesi gibi çalışmaktadırlar. Ancak bu istekliliğin Ermenistan’da her zaman memnuniyetle karşılandığı söylenemez. Çünkü ülkenin dışında yaşayanların o ülkenin dış politikasını belirlemesi sık rastlanan bir durum değildir ve aslında eşyanın doğasına da aykırıdır. Çünkü bir ülkenin coğrafyası oranın ihtiyaçlarınca belirlenir ve bu ihtiyaçları ancak orada yaşayanlar görebilir. Dolayısıyla Ermenistan topraklarında yaşamayan, ABD, Fransa gibi Kafkasya gerçeklerinden her anlamda uzak ülkelerde yaşayarak Ermenistan’ın ihtiyaçlarını bilebilmek mümkün değildir. Bu gruplar ne kadar Ermenistan’ı anlamaya ve ona destek olmaya çalışsalar da sonuçta yaptıkları kendi diaspora ihtiyaçlarını tatmin etmekten öteye geçemez. Nitekim diaspora Ermenilerinin Ermenistan dış politikasını şekillendirmede ikinci handikapları burada ortaya çıkar: Dış politika idealler ile gerçeklerin dengelenmesidir. Diğer bir deyişle ideallerden ne kadar taviz verilecek, temel ihtiyaçlara nasıl ulaşılacak süreci pragmatik ve gerçekçi olmayı gerektirir. Ülkeler hayal aleminde yaşamadıkları için yöneticileri de hayaller ve idealler aleminde yaşayamazlar. Oysa ki diaspora Ermenileri Ermeniliklerini hayal aleminde kurmuşlar ve neredeyse hiçbir dönemde bir devlet aracılığıyla test edememişlerdir. Ermenistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından hayallerini gerçekleştirebilmek için önemli bir araca (biz buna ‘oyuncak’ da diyebiliriz) sahip olduklarını düşünen Ermeniler oyunun yapılması gerekenler kısmını Ermenistan devletine empoze etmeye başlamışlar, buna karşın Ermenistan gerçekten kendisine empoze edilen hedeflerin ne kadarını gerçekleştirebilir, ne kadar imkana sahiptir sorusuna cevap verememişlerdir. Açıkçası cevap vermek de istememektedirler. Onlara göre Ermeniler soykırıma uğramışlardır ve bunun sorumlusu hala yaptığını inkar eden Türklerdir. Türklere ‘hadleri bildirilmedikçe’ Ermenistan dış politika hedeflerine ulaşmış sayılamaz. Hatta çok sayıda diaspora kuruluşları en azından geçici bir dönem için veya Ermenistan bazı temel ihtiyaçlarını karşılayana kadar Türkiye ve Türkler ile soykırım kabul edilmeden herhangi bir görüşme yapılmasına dahi karşıdırlar. Onlara göre böyle bir durum ‘eli kanlı katil’ ile anlaşmak olur. Özetle diaspora Ermenilerinin son derece katı oldukları ve esnemeyi Ermeni olmakla çelişir gördükleri anlaşılmaktadır. Oysa ki Türkiye Ermenistan’ın en büyük komşusu ve bölgenin en önemli güçlerinden biridir. Ermenistan’ın etrafı 100 milyonu aşan bir Türk kökenli nüfus ile çevrilidir. Bu ortamda ekonomik ve siyasi krizlerden kurtulamayan Ermenistan’ın Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesinin hayati bir öneme sahip olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Ancak bunu binlerce kilometre öteden diaspora Ermenileri gerçekleştiremezler. Nitekim bu tavır Ermenistan’da da son dönemde sıkça eleştirilmeye başlanmıştır. Örneğin Asbed Kotchikian Ermeni diasporasını Ermenistan dış politikasını ‘rehin almak’la suçlamakta ve diasporanın dış politikanın belirlenmesinde doğrudan bir rol almaması gerektiğini iddia etmektedir.[47] Özellikle diasporanın Türkiye ile ilişkiler konusunda sergilediği katılıktan şikayet eden Kotchikian bu nedenle Koçaryan hükümetinin de Türkiye ile görüşmeleri gizli yapmaya çalıştığını, TARC benzeri görüşmelere ise doğrudan katılmadığını belirtmektedir. Buna göre Ermenistan bağımsızlığını kazandığı ilk günden bu yana dış politikasını belirlemede diğer dış unsurlar gibi Ermeni diasporasının doğrudan etkisinden de kurtulmaya çalışmaktadır.

    9. Diaspora-Anavatan: Ekonomik İlişkiler ve Dış Politikaya Yansımaları


    Bir önceki bölümde diasporanın Ermenistan üzerindeki ve Ermeni kimliğinin oluşumdaki etkisi anlatılmaya çalışıldı. Bu çalışmanın bir çok yerinde de diasporanın etkisine özel bir önem verilmiştir. Bu durum bir açıdan kaçınılmazdır. Çünkü Ermeni ulusu adeta bir diaspora ve göç ulusudur. Bu 20. yüzyıla özgü bir durum olmadığı gibi günümüzdeki gelişmeler de göçün Ermeni toplumunun bir karakteristiği haline geldiğini göstermektedir. Yeryüzünde anavatandan daha fazla nüfusu diasporasında barındıran çok az ulus vardır ve belki de Ermeniler bu konuda ciddi bir istisnayı oluşturmaktadırlar. Üstelik karşılaştırma nüfustan ekonomik ve siyasi güce geldiğinde durum daha da çarpıcı bir hal almaktadır. Belki de yeryüzündeki Ermeniler içinde en zayıf ekonomik güce sahip olan Ermeniler Ermenistan’da yaşamaktadır. Bu durum Ermenistan için bir açıdan şans olarak değerlendirilebilir. Dış dünyadan kendi ulusundan milyonlarca Ermeninin olması dış ticaretten dış yardıma ve dış politikaya bir çok alanda ona katkı sağlamaktadır. Bir sonraki bölümde ele alınacak olan Ermeni lobisinin siyasi desteği tartışmasızdır. Bunun yanısıra ekonomik yardımlar açısından da Ermeni diasporası zor zamanlarda yardımcı olmuştur. 1988 depremi ve Karabağ çatışmaları diasporanın ekonomik yardımlarını arttırmasına neden olmuştur. Özellikle ABD ve Avrupa’da kurulu bulunan Ermeni kuruluşları her iki olayda da Ermeni diaporasının kalbine hitap etmiş ve bu sayede hem Ermenistan için yardım toplamış, hem kendi liderlik statülerini diaspora içinde güçlendirmiş, hem de Ermeni kimliğinin korunmasında önemli bir işlevi yerine getirmişlerdir. Ancak bu kimliğin daha çok romantik ve tepkisel olduğunu söylemek gerekir. Ayrıca diasporadan gelen yardımlar ile diasporanın Ermenistan’da oluşturduğu beklentiler arasında büyük bir uçurum vardır. Özellikle Batı’da yerleşik olan Ermeni diasporası için bu durum daha çok geçerlidir. Ermenistan kurulduğu zaman Ermenistan’ı ayağa kaldıracak vaatlerde bulunan Batı’daki Ermeni diasporası dış yatırımlar açısından sözünü yerine getirmiş değildir. Ermenistan’a gelen diaspora yatırımları incelendiğinde bu yatırımların daha çok Rusya Ermenilerinden geldiği görülecektir. Bu da göstermiştir ki Batı’daki Ermeni diasporası Ermenistan’dan çok hayali Ermenistan ve Ermeni kimliği üzerinden politika yapmakta, ancak sıra yatırıma geldiğinde son derece gerçekçi davranmaktadır. Diğer bir ifade ile Ermenistan Ermenilerinin hayatları üzerinden ideallerini yerine getirmektedir. Bundan dolayı bir çok Ermeni araştırmacı diaspora ile Ermenistan’ın ekonomik veya siyasi çıkarlarının her zaman uyumlu olamayacağını, hatta zaman zaman çelişebileceğini kabul etmişlerdir.[48] Bu yazarlara göre önemli bir örnek sınır kapısı sorunudur. Örneğin ABD Ermenileri Türkiye ile sınır kapısının açılmasını istememekte, bu konuda Ermenistan ekonomisini dikkate almamaktadırlar.[49]

    10. Ermeni Lobisi ve Ermenistan Dış Politikası


    Biraz önce de incelendiği üzere Ermenilerin bir millet olarak en önemli sorunlarından bir tanesi uzunca bir süre bağımsız bir devlete sahip olamaması olmuştur. Bir çok ulusal duygu tatmin edilememiş, bu durum diaspora Ermenileri arasında daha büyük sorunlara yol açmıştır. Bu bağlamda ‘sorunlu’ yapısıyla Ermeni diasporasının ulusal Ermeni çıkarları için önemli bir tehdit oluşturduğunu söylemek mümkündür. Dışarıda yaşayan Ermeniler tabu ve inanç haline getirdikleri yaklaşımlarını bağımsız Ermenistan’a da empoze etmeye çalışmakta, idealist yaklaşımlarıyla Ermeni dış politikasında gerçekçi ve pragmatik yaklaşımları engellemektedirler. Bu açıdan bakıldığında Ermeni diasporasının Ermenistan’a büyük zararlar verdiği iddia edilebilir. Buna karşın Ermeni diasporasının dış dünyada organize ettiği Ermeni lobisi Ermeni çıkarlarının korunması açısından çok önemli bir rol de oynamaktadır. Özellikle ABD siyasi sisteminde Rum ve Yahudi lobileriyle birlikte hatırı sayılır bir güç haline gelen Ermeni lobisi gücünü kurduğu ittifaklarla her geçen gün arttırmaktadır. Ermenistan’ın bağımsızlığını kazandığı günden bu yana ABD’deki Ermeni lobisinin faaliyetleri ele alınacak olursa dört temel alanda büyük başarılar sağladığı söylenebilir: a. Ermenistan’a ABD tarafından yapılan yardımların arttırılması, b. Ermenistan politikalarının ABD yönetimi nezdinde meşrulaştırılması, c. En büyük rakip ülkeler arasında sayılan Azerbaycan’a yapılacak Amerikan yardımlarının engellenmesi, d. Sözde soykırımın tanınmasında ABD’nin desteğinin alınması ve Türkiye’ye karşıtı faaliyetler.

    İlk olarak Ermeni lobisi Kongre’de diğer lobiler ile kurduğu ilişkilerin de yardımıyla ABD tarafından Ermenistan’a yapılan yardımları her yıl yüksek bir seviyede tutmayı başarmıştır. 1992-1996 yılları arasında Ermenistan’a yapılan Amerikan yardımlarının miktarı 350 milyon doları bulmuştur.[50] Takip eden yıllarda da bu rakam yaklaşık olarak her yıl için 90 milyon dolar kadar olmuştur.[51] Bu rakamlarla Ermenistan, İsrail’den sonra nüfusuna oranla ABD’den en çok yardım alan ülke olmuştur.[52] Ayrıca ABD’deki Ermeni lobisi Ermenistan ile ABD Ermeni lobisi arasındaki iş ilişkilerinin canlı tutulmasına da çalışmaktadır. Aynı şekilde Fransa ve Ermeni diasporasının güçlü olduğu diğer ülkelerde de güçlü Ermeni lobileri bulunmakta ve Ermenistan’a başta ekonomik yardım olmak üzere gayret göstermektedirler.

    İkinci olarak Ermenistan politikalarının diğer ülkeler nezdinde meşrulaştırılması konusunda da Ermeni lobileri önemli bir rol üstlenmektedir. Bilindiği üzere Ermenistan genel olarak Kafkasya’da Batı politikaları ile çelişen bir tutum içindedir. Daha çok Rusya’ya yakın bir çizgi izleyen Ermenistan aynı zamanda Azerbaycan topraklarının beşte birini işgal altında tutan Ermeni güçleri nedeniyle de zor durumdadır. İleride detaylandırılacağı üzere Ermenistan’ın diğer komşuları Türkiye ve Gürcistan ile olan ilişkileri de iyi değildir ve her iki ülke de revizyonist politikaları ve toprak talepleri nedeniyle Ermenistan’ı suçlamaktadırlar. Küçük bir devlet olduğu düşünülecek olursa Ermenistan’ın tüm bu duruma karşın kendini uluslar arası platformda savunabilmesini Ermeni lobisine borçludur denebilir. Özellikle Karabağ konusunda işgalci taraf olmasına karşın tüm Batı kamuoyunda Ermenilerin ‘mağdur’ taraf olarak tanıtılmasında Ermeni lobisinin büyük bir etkisi olmuştur. Özellikle Amerikan ve Fransız kamuoyları Karabağ’da Azerilerin büyük katliamlar yaptığını ve şu anda işgal altında olanın Ermeniler olduğunu düşünmektedir. Bir sonraki şıkta görüleceği üzere ABD’nin işgalci taraf olmasına karşın Ermenistan’a her yıl 100 milyon dolara yakın yardımda bulunması, buna karşın ‘mağdur’ taraf olmasına rağmen Azerbaycan’ı yardımlardan mahrum etmesi bunun en önemli kanıtıdır.

    Ermeni lobisinin üçüncü başarısı Azerbaycan’a yapılacak yardımları engellemek ve Azerbaycan aleyhinde propaganda faaliyetlerinde bulunmaktır. Bunda 2001 yılının sonuna kadra büyük bir başarı sağladığı da söylenebilir. Bu döneme kadar Section 907 yoluyla Ermeni lobisi Azerbaycan’a herhangi bir Amerikan yardımı yapılmasını engellemeyi başarabilmiştir. Bu durum 11 Eylül saldırılarının ardından ABD’nin Azerbaycan’ın lojistik desteğine duyduğu ihtiyaç sayesinde kırılabilmiştir. Bu değişiklikte Türkiye’nin ve Yahudi lobisinin rolü de yadsınamaz.[53]

    Son olarak Ermeni lobisi bulundukları ülkelerde sözde soykırımın kabul edilmesi için yoğun bir şekilde faaliyette bulunmakta, bu bağlamda Türkiye çıkarlarına karşı da aktif girişimlerde bulunmaktadır. Bu konuda belli bir başarının yakalandığı söylenebilirse de bu ala aslında Ermeni lobilerinin en büyük handikapla karşılaştığı bir konudur. Batı bloğunun önemli bir müttefiki olan Türkiye karşıtı girişimlerin etkisi beklendiği kadar olamamakta, zaman ve enerji kaybının ötesinde ilk üç şıkta belirlenen hedefler de bu alandaki girişimler nedeniyle zarar görebilmektedir. Şöyle ki, özellikle ABD’nin Kafkaslar politikası Türkiye, Gürcistan ve Azerbaycan olmaksızın düşünülemez. Bu bağlamda tüm enerjisini Türkiye ve Azerbaycan karşıtlığı için harcayan bir Ermeni lobisi ABD politikalarıyla uyumlu hale gelemeyecek, bu da Ermenistan’a da zarar verecektir. Nitekim böylesine güçlü bir lobi ve desteğe rağmen Ermenistan’ın 110 yıllık süre içinde büyük ekonomik kayıplara uğraması bu tespiti doğrulamaktadır.

    11. Ermenistan’da Ermeni Milliyetçiliğinin Oluşumu ve Dış Politikaya Etkileri: Son Dönemler


    Bugünkü Ermenistan’daki milliyetçilik incelendiğinde, daha önceki bölümlerde sayılan özellikler, dereceleri değişmekle birlikte hemen hemen aynı kalmıştır. Birinci bağımsız Ermenistan döneminde Türkiye’den toprak taleplerini ısrarla sürdüren Ermeni yönetimi bunun bedelini ağır bir şekilde ödemiştir. Tüm gücünü Türklerle savaşa yönlendiren Ermenistan büyük göçlerin de etkisiyle yıkıcı bir ekonomik krize girmiş ve bu kriz Ermenistan’ın bağımsızlığının sona ermesiyle bitmiştir. Diğer bir deyişle Taşnak fanatikliği gerçekçi olmayan hedefleri ile bir kez daha Ermenileri hüsrana uğratmıştır. Bu noktada şu tespiti yapmakta yarar vardır: Ermeniler son 100 yılda çok büyük acılar çekmişlerdir. Ancak bunun önemli bir kısmı Mustafa Kemal Atatürk gibi gerçekçi ve sağduyulu bir lidere sahip olamamalarından kaynaklanmıştır. Ermenileri yönlendiren siyasi gruplar belli bir olgunluktan ve gerçekçi tespitler yapmaktan uzak insanlar olmuşlardır. Birinci Ermenistan’ın bağımsızlığını kaybedişi de bunun doğal bir sonucu sayılmalıdır. Buna rağmen bağımsızlık Ruslara geçerken Ermeni halkı hala Türklerden korkmaktadır ve Rus yönetimine geçmekten memnun görünmektedirler.[54] Bu da Ermeni dış politikasının Rus yanlısı ve Türk karşıtı özelliklerini bir kez daha teyit etmektedir.

    Sovyet yönetimi altındaki Ermenistan’da milliyetçiliğin gelişimi izlendiğinde ise ‘kontrollü bir gelişim’ görülür. Ermenistan halkını kendine bağlamak isteyen Moskova bir yandan, özellikle ilk dönemde, Ermeni kültürü ve değerlerine özel bir önem vermiş ve gelişmesine izin vermiştir. Diğer taraftan ise milliyetçiliğin kontrol dışı kalmamasına çalışmıştır. Güvenlik sorunlarının azaldığı yıllarda ise Ermeni milliyetçiliği içeride ezilirken, dışarıda sol Ermeni milliyetçiliği teşvik edilmiştir. Dış ilişkiler açısından ele alındığında Sovyet döneminde Ermeni milliyetçiliğinin Türk karşıtı yönlerinin dış politika kaygılarıyla teşvik edilmesi günümüze kadar uzanan sorunlara neden olmuştur. Stalin örneğinde görüldüğü üzere Sovyetler Birliği tarihi anlaşmazlıkları Türkiye’ye karşı bir dış politika aracı olarak kullanmış, bunun için de Ermeni milliyetçiliği kullanılmıştır. Stalin’in açıktan uygulamış olduğu bu strateji ilerleyen dönemlerde gizliden gizliye uygulanacaktır. Sonuçta Ermeni milliyetçiliğin kendi iç dinamiklerinin dışında çevresel etkenler ve yönlendirmeler sonucunda da Türk karşıtlığı bir konuma itildiği söylenebilir. Bu da bugünkü Ermenistan devletinin dış politika algılamalarını ve uygulamalarını kaçınılmaz olarak etkilemiştir.

    12. Algılama


    Denebilir ki dış politikada algılama en az gerçekler kadar önemlidir. Çünkü bir konudaki şartlar ve ülkenin gücü nasıl olursa olsun, onun kararını belirleyen onun algılamalarıdır. Örneğin iki ülke ilişkilerinin geliştirilmesi o ülkenin çıkarına da olsa eğer o ülke halkı ve yöneticileri buna inanmıyorlarsa işbirliği mümkün değildir. Ermenistan özelinde ise algılama daha bir önem kazanmaktadır. Çünkü aşırıların bu derece güçlü olduğu bir ülkede gerçekçi tespitlerden çok idealler ve bu idealleri yarattığı “sahte gerçeklikler” gerçeklerin yerini almaya başlar. Yukarıda detaylandırılan gerçekleri özetleyecek olursak Ermenistan nüfusu en iyimser tahminlerle 2 milyon civarında olan ekonomik ve siyasi istikrarsızlık içinde, doğal zenginlik kaynakları olmayan, hemen hemen tüm komşularıyla sorunlu, denizlere kapalı fakir ve güçsüz bir ülkedir. Üstelik “büyük düşman” sayılan Türkler’in Ermenistan bölgesindeki toplam nüfusları 100 milyonu aşmaktadır. Fakat algılamaya baktığımızda Ermenistan dış politikasını belirleyen unsurlar farklı bir Ermenistan görmekte, ya da görmek istemektedirler. Bu gruplara göre “Ermenistan tarihi hedeflerine ulaşabilecek bir ülkedir. Azınlık ve sınır sorunlarında komşu ülkeler haksızdırlar. Özellikle Türkler Ermenilerin düşmanıdırlar. Türkler Osmanlı döneminde Ermenilerin anavatanlarına zorla el koymuşlardır ve onları yeryüzünden silmek istemişlerdir. Şimdi de fırsatını bulurlarsa benzeri bir girişimde bulunabilirler. Ancak Ermenistan devleti tek başına da olsa Türklerle de başedebilir”. Bu tabloya baktığımızda Ermenistan dış politikasını belirlemede algılamanın ne kadar önemli olduğu kolayca anlaşılabilmektedir.

    Sedat Laçiner: Dr., Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Başkanı ve uluslararası ilişkiler uzmanı. slaciner@usak.org.uk veya sedat62@hotmail.com

    --------------------------------------------------------------

    'Ermenistan Dış Politikası' ve 'Türk-Ermeni İlişkileri' konularında yazarın diğer çalışmaları için lütfen bkz.:

    Sedat Laçiner, 'Türkler ve Ermeniler, Bir Uluslararası İlişkiler Çalışması', (İstanbul: Kaknüs, 2004).




    [1] Kamil Ağacan, “ABD’nin Gürcistan’a Asker Göndermesi: Terörle Mücadelede Üçüncü Cephe mi, Yoksa Köprübaşının Tutulması mı”, Stratejik Analiz, Cilt: 2 (24), Nisan 2002, ss. 69-76.

    [2] Sedat Laçiner, ‘Armenia’s Jewish Scepticism and Its Impact on Armenia–Israel Relations’, Ermeni Araştırmaları dergisi / Armenian Studies journal, Cilt: 1, No. 4, December 2001-January-February 2002, ss. 296-335; Sedat Laçiner, ‘İsrail’in Ermeni İddialarına Yaklaşımı ve Ermeni Sorununa Etkileri’, Stratejik Analiz, Cilt: 2, Sayı: 23, Mart 2002, ss. 36-46.

    [3] Peter Magdashian, “Armenia: Economic Division Widens”, IWPR, Institute for War & Peace Reporting, CRS No. 106, 20 November 2001.

    [4] Ermenistan’da enerji sorunu ve alternatif arayışları için bkz.: Nazmi Gül, “‘Şeytanla Dans’: Ermenistan ve Nükleer Enerji”, Stratejik Analiz, Cilt: 2, No.: 17, Eylül 2001, ss. 33-39; Hatem Cabbarlı, “Bağımsızlık Sonrası Ermenistan’ın Enerji Politikası”, Stratejik Analiz, Cilt: 2, No.: 25, Mayıs 2002.

    [5] Vache Sarkisian, RFE / RL Armenia Report, 21 May 2002.

    [6] Vache Sarkissian, RFE / RL Armenia Report, 28 May 2002.

    [7] Vache Sarkissian, RFE / RL Armenia Report, 28 May 2002.

    [8] Lev M. Freinkman, Role of the Diasporas in Transition Economies: Lessons From Armenia, (Washington: 2003), s. 6.

    [9] Cevahiti Ermenileri ve Ermenistan ve Gürcistan ilişkilerindeki etkileri için bkz.: Hasan Kanbolat ve Nazmi Gül, ‘The Geopolitics and Quest for Autonomy of the Armenians of Javakheti (Georgia) and Krasnodar (Russia) in the Caucasus’, Ermeni Araştırmaları/Armenian Studies (Ankara), Vol. 1, Nol. 2, June-July-August 2001, ss. 186-210.

    [10] ‘Armenia Takes Second Place After Russia On The Number Of People Who Want To Receive Accomodation In western Europe Countries’, ARKA Haber Ajansı (Ermenistan), 30 May 2002.

    [11] Gevork Pogosian, Migration in Armenia: Case Study, (The Centre for Migration and Development Working Papers, 2001), s. 1.

    [12] Pogosian, Migration..., s. 2.

    [13] Pogosian, Migration..., s. 2.

    [14] Bu rakamın da ne kadar güvenli olduğu tartışmalıdır. Ermeniler bölgedeki varlıklarının devamından endişe duymaktadırlar. Özellikle yüz yıl öncesine kadar ülkede Müslümanların çoğunlukta olduğu hatırlanacak olursa bu kaygının temelsiz olmadığı kolayca anlaşılabilir. Bir dönem Rusça ve Türkçe coğrafi isimleri Ermeniceleriyle değiştiren Ermeni milliyetçileri Ermeni nüfusunu çok göstermeyi bir diğer araç olarak görmüşlerdir.

    [15] ‘Sayılar Kafa Karıştırdı’, Agos, 22 Şubat 2002.

    [16] Hugh Pope, ‘Armenia After A Decade Of Statehood, Suffers ***** Loss Of Human Capital’, The Wall Street Journal, 6 July 2001.

    [17] Pogosian, Migration..., s. 2.

    [18] Hratch Tchilingirian, ‘Armenia’s Foreign Relations’, Armenian News Network / Groong, 1997, www.grrong.com/ro/ro-19971006.html.

    [19] ‘Only 15 Per Cent Armenians Describe Country As Democratic’, Arminfo Haber Ajansı, 24 May 2002.

    [20] ‘Armenian Party Urges Tough Terms For Diplomatic Ties With Turkey’, Arminfo (Erivan, Ermenistan), Groong aracılığıyla, 21 May 2002.

    [21] “Armenian Party...”.

    [22] Gukasyan saldırısı için bkz.: Nazım Cafersoy, “Dağlık Karabağ ‘Cumhurbaşkanı’na Saldırının Değerlendirilmesi”, Stratejik Analiz, Cilt 1 (1), Mayıs 2000, ss. 19-23.

    [23] Tigran Liloyan ve Yuri Rodionov, ‘Election Abuse Heavy-Armenian Opposition Presidential Candidate’, ITAR-TASS, (Rus Haber Ajansı, 5 March 2003; Emil Danielyan, ‘US Deeply Dissapointed With Armenian Vote’, RFE/RL Armenian Report, 7 March 2003; ‘Council of Europe Rep Disappointed by Armenian Poll Falsifications’, Arminfo, 6 March 2003; ‘Chief OSCE Observer Notes Flagrant Violations of Armenian Election Law’, Arminfo, 7 March 2003; ‘The Armenian Poll Result Disputed’, The Guardian, 7 March 2003.

    [24] ‘Armenian Presidential Elections: An Interview with Mark Grigorian’, Transitions Online (Prag, Çek Cumhuriyeti), 27 February 2003.

    [25] Nerdun Hacıoğlu, ‘Erivan’da Kadife Devrim Denemesi’, Hürriyet, 14 Nisan 2004.

    [26] Robert Koçaryan 1954 yılında doğdu. Karabağ ayrılıkçı harekatının kurucusu olarak bilinmektedir. 2 Eylül 1991’de Nagorno Karabağ bölgesinde bir cumhuriyet ilan etti. 10 Aralık 1991’de yapılan referandumda Nagorno Karabağ Üst (Supreme) Konseyi üyeliğine seçildi. Uzun bir süre ayrılıkçı Karabağ hareketinin liderliğini yaptı, kendisini kimsenin tanımadığı bu bölgenin başkanı ilan etti. 1997’de Ermenistan başbakanı atanan Koçaryan Ermeni siyasi hayatında radikalliği temsil etmiştir.

    [27] Sibel Yeşilmen, ‘Gizli Flört’te Yeni Başlangıç’, Diplomasi Yazıları, No. 1, Haziran 1998, s. 28.

    [28] İdeoloji – dış politika konusunda genel değerlendirme için bkz.: Alan Cassels, Ideology & International Relations in the Modern World, (Londra ve New York: Routledge, 1996); Michael Howard, “Ideology and International Relations”, Review of International Studies, Vol. 15, 1989, ss. 1-10; Richard Little ve Steve Smith (ed.), Belief Systems and International Relations, (Oxford: 1988); David Armstrong, Revolution and World Order: The Revolutionary State in International Society, (Oxford: 1993); Peter Calvert, Revolution and International Politics, (Londra ve New York: Pinter, 1996).

    [29] Söz konusu tespitler daha çok ‘tam ideolojik dış politika’ hali için yapılmıştır. Ancak uzun dönemde ‘tam ideolojik dış politika’ uygulaması sık rastlanan bir durum değildir. Aksine devrimlerin, savaşların vb. ideolojik, dinsel yaklaşımları zirveye çıkardığı anlardan itibaren iniş başlar ve politikalar daha pragmatist bir hal almaya başlar. Ancak bu süreç yeni şiddet olayları ve radikal gelişmeler ile başa sarılabilir, ya da şekil değiştirerek yeniden iktidardaki yerini alabilir. Yani ideolojik politikalar kendilerini üreten bir sistem olmadığı müddetçe evrim geçirmeye başlarlar. Ermeni örnek olayında Karabağ çatışması ve ‘Türk tehdidi’ katı tutumu tekrar tekrar üreten bir işlev görmüştür denebilir.

    [30] Hrant Dink, “Ermenistan – Diaspora Himayelerinden Kurtulmak”, Agos, 19 Nisan 2002.

    [31] İlk dönem Ermeni milliyetçi hareketlerinde milliyetçilik ideolojisi ve sosyalizmin rolünün değerlendirilmesi konusunda bir çalışma için bkz.: Anaide Ter Minassian, Ermeni Devrimci Hareketi’nde Milliyetçilik ve Sosyalizm, 1887-1912, (İstanbul: İletişim, 1995).

    [32] Gayane Novikova, ‘Armenia and the Middle East’, MERIA, Middle East Review of International Affairs, Vol. 4, No. 4, December 2000.

    [33] Diaspora Ermenileri ve Ermeni–Türk ilişkileri üzerindeki etkileri için bkz.: Kamer Kasım, ‘Diaspora’nın Ermenistan Dış Politikasına Etkisi’, 2023 İkibinyirmiüç Dergisi, Sayı 12, 15 Nisan 2002, ss. 42-46; Sedat Laçiner, “Ermeni Kimlik Bunalımı ve Güç Politikalarının Bir Ürünü Olarak Ermeni Sorunu”, 2023 İkibinyirmiüç Dergisi, Sayı 12, 15 Nisan 2002, ss. 56-61; Nazmi Gül, ‘Yirmibirinci Yüzyılın Başlangıcında ‘Haydat’ (Ermenilerin Davası)’, Stratejik Analiz, Cilt: 1 (2), Haziran 2000, ss. 25-28. Ayrıca İngiltere, ABD, Rusya, Almanya ve Avustralya’daki Ermeni diasporası için bkz. Ermeni Araştırmaları dergisi Cilt: 1, No. 3 (Diaspora özel sayısı). Diaspora Ermenileri ve faaliyetleri konusunda ayrıca bkz.: Jenny Philips, Symbol, Myth, and Rhetoric: The Politics of Culture in an Armenian – American Population, (New York: AMS Papers, 1989); Anny Bakalian, Armenian – Americans: From Being to Feeling Armenian, (New Brunswick: Transaction Publishers, 1993); Archbishop Mesroh Ashjian, The Armenian Church in America, (New York: Armenian Prelacy, 1985); Robert Mirak, Armenians in America, 1890 to World War I, (Cambridge: Harvard University Press, 1983);

    [34] Nikola Bagrad Schahgaldian, The Political Integration of an Immigrant Community into a Composite Society: The Armenians in Lebanon, 1920-1976, yayınlanmamış doktora tezi, Columbia University, 1979, s. 52.

    [35] Schahgaldian, The Political..., 79.

    [36] Ronald Grigor Suny, Looking Toward Ararat, Armenia in Modern History, (Bloomington ve Indianapolis: Indiana University Press, 1993), s. 219.

    [37] Sunny, Looking..., s. 320.

    [38] Sunny, Looking..., s. 320.

    [39] Hrant Dink, “Ermenistan – Diaspora Himayelerinden Kurtulmak”, Agos, 19 Nisan 2002.

    [40] Bilindiği üzere Ermeniler kendilerine Hz. Nuh’un oğlu saydıkları Hayk’ın oğulları derler. Hz. Nuh ve tufan efsanesi Ermeni kimliğinin en önemli yapı taşlarından sayılmıştır. Bu nedenledir ki Ağrı Dağı’nın Ermeniler için özel bir anlamı vardır.

    [41] Sedat Laçiner, ‘Ermeni Propagandası ve Sinema’, içinde İbrahim Kaya, Sedat Laçiner ve Kamer Kasım, Geçmişten Günümüze Ermeni Sorunu, (İstanbul: Haliç Üniversitesi yayınları, 2002), ss. 24-72; Sedat Laçiner, ‘Ermeni Propagandası ve Ermeni Sineması’, Stratejik Analiz, Cilt: 2, Sayı: 24, Nisan 2002, ss. 49-83; Sedat Laçiner, ‘Ermeni Propagandasının Bir Aracı Olarak ‘Sanat’: Ararat Filmi Örneği’, Stratejik Analiz, Cilt: 2, Sayı: 21, Ocak 2002, ss. 22-39.

    [42] Sedat Laçiner, ‘Ermeni Kimlik Bunalımı ve Güç Politikalarının Bir Ürünü Olarak Ermeni Sorunu’, 2023 İkibinyirmiüç dergisi, Sayı: 12, 15 Nisan 2002, ss. 56-61. Ayrıca bakınız: Erol Göka, “ ‘Ermeni Sorunu’nun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu”, Ermeni Araştırmaları, Cilt: 1, No. 1, Mart-Nisan-Mayıs 2001, ss. 128-136; Şenol Kantarcı, “Ermeni Sorunu: ‘Ezilmiş Millet’ Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu”, Yeni Türkiye,Cilt: 7, No: 37, Ocak – Şubat 2001, ss. 509-522; Ali Doğan, “Millet-i Sadıka’nın İhaneti”, Yeni Türkiye,Cilt: 7, No: 37, Ocak – Şubat 2001, s. 83; Nevzat Yalçıntaş, “Ermeni Meselesinde Son Gelişmeler”, Yeni Türkiye,Cilt: 7, No: 37, Ocak – Şubat 2001, s. 114.

    [43] Kaan Soyak, “Fırsatlar ve İmkan(sızlık)lar”, Görüş, Ağustos-Eylül 2001, s. 15.

    [44] Vincent Lima, ‘The Diaspora Establishment Convenes in Armenia’, Armenian Forum, 2, No 2, s. 94.

    [45] Aceleye getirildiği gözlenen bu konferansın uzun dönemli planlardan çok günün zorluklarını aşmak için yapıldığı söylenebilir. Konferansta oluşturulan alt komisyonlar Koçaryan yönetiminin diasporadan daha çok yardım beklediğini göstermektedir. Diaspora ise bu konferansta Ermenistan devleti ile kurumsal ilişkiler geliştirmek isteğini ortaya koymuştur.

    [46] Lima, ‘The Diaspora...’, s. 95.

    [47] Asbed Kotchikian, ‘Armenia Foreign Policy: Between State and Nation’, Armenian News Network/Groong, 12 August 2003.

    [48] Nora Dadwick, ‘Armenia: The Nation Awakens’ içinde, Nation and Politics in the Soviet Successor States, (Cambridge University Press, 1993), ss. 278-280; Allen G. Amirkhanian, The Armenian Diaspora and Their Contribution to the Socio-Economic Development in Armenia in the Soviet and Post-Soviet Periods, (World bank için hazırlanmış bir çalışma, March 2001), s. 21; Lev M. Freinkman, Role of the Diasporas in Transition Economies: Lessons from Armenia, (Washington: 2001), s. 10.

    [49] Freinkman, Role..., s. 10.

    [50] Svante O. Cornell, ‘Undeclared War’, Journal of South Asian and Middle Eastern Studies, Vol. 20, No. 4, Fall 1997, s. 7; Kamer Kasım, ‘Dasipora’nın Ermenistan’ın Dış Politikasına Etkisi’, 2023 Dergisi, No: 12, Nisan 2002, ss. 42-46.

    [51] Heather S. Gregg, Divided They Conquer: The Success of Armenian Ethnic Lobbies in the US, The Rosemary Rogers Working Paper Series, 2001, s. 1.

    [52] Kasım, ‘Diaspora’nın...’.

    [53] Yahudi lobisinin bu konudaki etkisi için bkz.: Sedat Laçiner, ‘Armenia’s Jewish Scepticism and Its Impact on Armenia-Israel Relations’, Ermeni Araştırmaları / Armenian Studies, 2002, Cilt: 1, No: 4.

    [54] Ronald Suny, Armenia in the Twentieth Century, (Chico, CA: Scholars Press, 1983), s. 41.





    http://www.turkishweekly.net/turkce/makale.php?id=39

  2. #2
    sarhosi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-10-2006
    Mesajlar
    600
    Karizma Gücü
    0
    guzel arastırma
    ?atasagun <<< TÜRKYAŞAM HASTAHANESİ >>>?atasagun




    buyur memleketim

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Sorunları belirleyen "mantık"a bakın!
    2005 Konuları bölümünde karahan tarafından açılmış
    Yanıt: 5
    Son Mesaj: 08.09.05, 14:46
  2. TOPLUMSAL kürd TERÖRÜNÜ TETİKLEYEN FAKTÖRLER
    2005 Konuları bölümünde ErgenekonDan tarafından açılmış
    Yanıt: 8
    Son Mesaj: 08.05.05, 04:16

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •