• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
2 sonuçtan 1 --- 2 arası gösteriliyor
  1. #1

    Kayıt Tarihi
    29-07-2005
    Mesajlar
    2,477
    Karizma Gücü
    0

    Tartışma İngiltere Ermenileri, Lobicilik ve Ermeni Sorunu

    Sedat LAÇİNER ve İhsan BAL


    Title: "Armenians in Britain, Lobbying and the Armenian Issue".

    Abstract:


    Though their number is less than 20.000, the Armenians in Britain have influenced the British public opinion beyond their population. This article first explores the secrets of the Armenian diaspora in Britain in affecting (if not manipulationg) the British public and media. The author argues that the Turkish and Armenian diaspora in Britain can play a crucial role in solving the Armenian problem since both should be open to dailogue, and both diasporas are far away from the problematic territories, namely the Caucasus. As a result of this belief the article examines the possible contributions of the Armenian diaspora in Britain to the possible solution of the Armenian question. The study further examines on the cultural, economic and social problems of the Armenians in Great Britain. The article finally claim that the Armenian social organisations generally concentrates on the thorny political issues instead of dealing with social, economic and cultural problems of the local Armenian population.

    Keywords: Armenian Allegations, Armenians in Britain, Armenian Church, Armenian Diaspora, Armenian Issue, Armenian Lobbying, ASALA, British, CAIA, English, Great Britain, Jewish, Homenetmen, RBO, Terrorism, Turkey, Turkish.


    GİRİŞ

    İngiltere, A.B.D. ve Fransa ile kıyaslandığında Ermeni diasporasının sayıca çok küçük olduğu bir ülkedir. En abartılı tahminler dahi İngiltere'deki Ermeni sayısının 15 - 20 bin arasında olduğunu söylemektedir.[1] Fakat İngiltere'de Ermeni sorununun sıkça gündeme gelişi ve 2001 yılının kışı ve bahar aylarında konunun kamuoyu gündeminde ısrarla tutulması ve Meclisi'n her iki kanadında da görmüş olduğu ilgi, ve tüm bu gelişmelerde Ermeni lobisinin oynamış olduğu rol İngiltere Ermenilerinin sayılarının ötesinde temsil edildiklerini ve kamuoyunu sayılarıyla kıyaslanamayacak oranda etkilediklerini ortaya koymaktadır. Üstelik bu durum yeni bir gelişme de değildir. İngiltere'de Ermenilerin yaklaşık 200 yıldır Osmanlı İmparatorluğu ve sonrasında Türkiye aleyhtarı bir kamuoyu oluşturduğu ve 19. yüzyılın sonlarında henüz birkaç yüz kişilik bir cemaat iken İngiliz kamuoyunu nasıl yönlendirdikleri dikkat çekici bir gerçektir. Bu çerçevede bu çalışma İngiltere Ermenilerinin bu gücü nereden aldıklarını incelemektedir. Cemaati tarihsel, dini, sosyal ve siyasi yönlerden inceleyen makalenin hareket noktası ise İngiltere'de Türkiye aleyhtarı Ermeni faaliyetlerinin son yıllarda belli bir olgunluğa ulaşması ve önümüzdeki günlerde Türkiye'yi şaşırtacak kararların alınma noktasına gelinmiş olmasıdır.

    İngiltere Ermenilerini incelemeye yönelten ikinci önemli saik ise İngiltere'nin uzunca bir süre uluslararası alanda Türkiye karşıtı Ermeni faaliyetlerinin merkezi olmasıdır. ABD'de Ermeni lobisi güçleninceye kadar Ermeni diasporası etkinliğini Londra merkezli olarak yürütmüş, Avrupa ve A.B.D.'de 20. yüzyılın ikinci ve üçüncü çeyreğinde Ermeni nüfusu arttıkça bu ‘görev' adeta bir ‘bayrak devri' şeklinde yer değiştirmiştir. Buna rağmen İngiltere Avrupa ve A.B.D. arasındaki coğrafi konumu ve dünya kamuoyunu etkilemedeki etkinliği ile hala önemlidir ve Ermeni diasporası siyasi faaliyetlerini Londra üzerinden dünyaya yayma stratejisini değiştirmiş değildir.

    İngiltere Ermenilerini ele alırken hedeflenen bir diğer nokta ise Ermeni diasporası üzerine yapılan çalışmalara ve genel olarak diaspora çalışmalarına katkıda bulunabilmektir. Çok sayıda farklı ülkeden gelerek İngiltere'de bir farklı kimliği olan bir cemaat halini alan Ermeniler bu konuda çok değerli tecrübeler de sunmaktadır. Bu tecrübeler sadece diğer ülkelerdeki Ermeni topluluklarını anlamaya değil, Türk diasporasını anlamaya da ışık tutabilir.[2]


    Bu çerçevede makale üç ana bölümden oluşuyor. Birinci kısımda konunun tarihsel arka planı verilirken, İngiltere Ermeni toplumunun bu ülkedeki gelişimi günümüze kadar ele alınıyor. Bu bölümde İngiltere Ermenilerinin kurduğu dernek ve kuruluşlar ile cemaat içi faaliyetlerine de değiniliyor. İkinci bölümde ise İngiliz dış politikasının oluşumunda lobiler ve bu bağlamda Ermeni lobisinin faaliyet ve hedefleri inceleniyor. Son bölüm ise Ermeni lobisinin son dönemdeki eylemlerini örneklendirerek pratik yaşamdaki durumu detaylandırmaya çalışıyor.

    I. İNGİLTERE'DE ERMENİLER: TARİH VE TOPLUM


    I. A. İLK YILLAR


    Ermenilerin İngiltere'deki varlıkları konusunda 7. yüzyıla uzanan bazı kanıtların bulunduğu belirtilmektedir. Buna karşın bu dönemlerde İngiltere'deki Ermeni sayısının onlarla ifade edildiğini görüyoruz. Söz konusu dönemde gelen kişilerden bazıları Arap-İslam Devleti'nin Güney Akdeniz, Arabistan, Basra Körfezi ve İran'daki yayılmaları sonucu Avrupa'ya gelen Ermenilerdir ve bunlardan az sayıda da olsa, bir kısmı sadece Büyük Britanya Adası'na değil, İrlanda Adası'na da geçmişlerdir. İçlerinde Bizans ve İran sanatıyla antik Ermeni sanatını birleştiren sanatçıların (mimar, ressam vb.) bulunduğu bu kişilerin dönemin Avrupa ve İngiltere sanatında yerel düzeyde bazı etkilerde bulundukları söylenebilir.

    Ortaçağ'da başlayan ilişki ise ağırlıklı olarak dini[3] ve ticari konularda gerçekleşmiştir. Özellikle Haçlı Seferleri esnasında Klikya çevresindeki Ermeniler ile İngiltere'den sefere katılanlar arasında gerçekleşen ilk temaslar bazen en üst düzeylere kadar ulaşmıştır. İçinde bulundukları Müslüman devletlere karşı Haçlılar ile ittifak kuran Ermenilerin bu yaklaşımı, diğer Haçlılar gibi İngiliz Haçlıları'nda da bir sempati uyandırmıştır.[4] Ermeni kaynakları, Aslan Yürekli Richard ile Ermeni Kralı II. Leon'un 1191'de Kıbrıs'ta görüştüklerini ve bu ilişkinin IV. Leon'un Fransa ve İngiltere ziyaretleri ile devam ettirildiğini yazmaktadır. İngiliz Ortodoks Kilisesi ise İngiltere'de ilk Ermeni din adamının 1250 tarihli Cronicles of Matthew Paris'te yer aldığını ve buna göre Tatar işgalinden kaçan bir grup Ermeninin İngiltere'ye sığınmış olduğunu, fakat bunlar St. Ivo'ya geldiklerinde Ermeni din adamının ölmüş olduğunu belirtir.[5] Tarihçilerin dikkat çektiği bir diğer gelişme de Ermeni Kralı V. Leon'un Londra'ya gelerek (1385) Mısır kaynaklı Memluk akınlarına karşı Avrupa'da bir kampanya oluşturmaya çalışmasıdır. Yine Kral III. Henry ile Hetoum arasındaki mektuplaşma da iki toplum arasındaki ilişkilere delil olarak sunulmaktadır. 16. yüzyıla gelindiğinde ise İngiltere'deki Ermenilerin bu ülkeye daha çok kıta Avrupası'ndan, sınıflandırılamayacak farklılıkta nedenlerle geldikleri görülmektedir. Bu göçlerin ağırlıklı olarak Hollanda'dan olması ve gelenlerin İngiltere'nin güney limanlarına yerleşmeleri dikkat çekicidir. Fakat bu göçlerle dahi İngiltere'de önemli bir Ermeni cemaati oluşamamış, sayıları onlarla ifade edilmeye devam etmiştir. Cromwell döneminde Plymouth (Güney İngiltere) yakınlarında bir yerleşimden söz edilse de, bu kişilerin Ermeni oldukları şüphelidir. Kısacası ilk dönemleri değerlendirecek olursak, bu dönemde İngiltere'de kayda değer bir Ermeni topluluğunun bulunduğunu söylemek güçtür. Buna karşın gerek Haçlı seferleri, gerekse sonrasında Ermenilerin İngiltere ve diğer Avrupa Hristiyan ülkelerinde destek arayışları, Ermeni toplumunun sürekli olarak bölgesindeki halklara karşı bölge dışı güçlerden yardım umduğunu ortaya koymaktadır.

    17. yüzyıldan itibaren ise gezgin Ermeni tüccarları bu ülkeye de uğramışlardır. Ermeni halkının temelde doğulu bir toplum olmasından dolayı, Ermeni tüccarları da doğu dillerini (Farsça, Hintçe, Osmanlıca vb.) iyi biliyorlardı. Doğulu olmalarına karşın dinlerinin Hristiyanlık olması Ermenilere hem doğuda, hem de batıda önemli sayılabilecek avantajlar sağlıyordu. Bu avantajlarını İngiltere'de kullanarak yükselen Ermeniler, bir süre sonra İngiliz dış politikasının önemli bir parçası haline de geldiler. Bu dönemde Hindistan'ı ve genel olarak Asya'yı sömürgeleştirme politikası güden İngiltere için Ermeniler çok iyi bir araç / aracı olabilirdi. Nitekim İngiltere'nin Hindistan'a girişinde Ermenilerin önemli roller üstlendikleri söylenebilir. Bölgeyi çok iyi tanıyan ve dil problemi olmayan Ermeniler ilk başta İngilizlere gönüllü olarak yardım ederken İngiltere'nin doğu ticaretinde görece önemli bir paya da sahip oldular.[6] Ermenilerin İngiltere ile Hindistan arasındaki ticarette daha çok Manchester - Kalküta hattında öne çıktıkları söylenebilir. Bu noktada şu gerçeği de not edelim ki bugünkü İngiltere Ermeni cemaati Hindistan'ın İngiltere tarafından sömürgeleştirilmesine katkıda bulunduklarını her fırsatta belirterek bununla gurur duymaktadırlar.[7] 17. yüzyılın sonunda (1688) Ermeni tüccarlar yukarıda sayılan hizmetleri de dikkate alınarak, Kraliyet Fermanı (Royal Charter) ile ödüllendirilip, ‘İngiltere'nin Özgür Vatandaşları' (Free Citizens of England) statüsüne kavuştular.[8] İngilizler ile Ermeniler arasında Hindistan'da oluşan işbirliği İngiltere'nin bu ülkeden çekildiği 1947 yılına kadar devam etmiştir. Bu süre boyunca Ermeniler Hristiyan olmalarının da etkisiyle İngilizler tarafından ‘doğal müttefik - işbirlikçi' olarak algılandılar. İngiltere Hindistan'dan çekilince ise Ermenilerin önemli bir kısmı bu ülkeden göç etmek zorunda kalmıştır.[9] Halen İngiltere Ermenileri, Ermeni kilisesi ile işbirliği halinde Hindistan'daki Ermeni varlığını devam ettirmeye çalışmaktadır.[10]

    Ticaretteki başarı Ermenilerin İngiliz toplumuna uyumunu da kolaylaştırmış ve sanattan edebiyata çeşitli alanlarda Ermeniler yer almaya başlamışlardır. Bu da siyasi konularda Ermeni nüfuzunu ileriki yıllarda arttırıcı bir etki yapacaktır. 18. yüzyılın başlarında sayıları çok az olmasına karşın Ermeniler Ermenice ve İngilizce yayıncılık yapabilmek için Kraliçe Ann nezdinde girişimlerde bulundular. Bunun için Başpiskopos Thomas Vanadetsi Kraliçe ile görüşerek, maddi ve manevi destek aradı. Vanadetsi bunun dışında York Başpiskoposu'yla da görüştü ve gezisi esnasında Amsterdam'da kendisi tarafından basılan Ermenice kitapların geniş bir koleksiyonunu Oxford Bodlein Kütüphanesi'ne bağışladı.[11] Tüm bu çabalara karşın, destek istenilen düzeyde olmadı ve Ermeniler'e ait bir matbaanın kurulması 1780'i buldu.[12] Diğer taraftan bazı bireysel çabalar ile Ermeni kültürü ile İngiliz okuyucular yakınlaştırılmaya çalışılmıştır. Örneğin 1736'da iki Ermeni kökenli kardeş olan Whiston kardeşler Londra'da Movses Khorenatsi'nin Ermeni Tarihi adlı eserini Latince'ye çevirmişlerdir.[13] Ayrıca Ermeni araştırmacıların diğer bazı çalışmaları da bu kişilerce İngiliz entelektüel yaşamına sunulmuştur.

    I.B. 19. YÜZYIL: OSMANLI ERMENİLERİ VE ERMENİ SORUNUNUN YÜKSELİŞİ


    19. yüzyıla kadar İngiltere Ermenileri daha çok kişisel sorunlarıyla uğraşıyor, zaman zaman da bir cemaat haline gelmek için uğraş veriyorlardı. Buna karşın ciddi bir siyasi tavırdan ya da Osmanlı İmparatorluğu'na dönük bir karşı propagandadan bahsetmek mümkün değildir. 19. yüzyılla birlikte ise tablo tamamen değişmiş ve Ermenilerin bu ülkede oluşturmaya çalıştıkları tüm avantajlar Türkler aleyhine kullanılmaya başlanmış, böylece dönemin süper gücü sayılabilecek İngiltere gibi bir ülkede kamuoyu, diğer etkenlerle birleşerek Osmanlı İmparatorluğu'nun aleyhine çevrilmiştir.

    Daha önce de belirtildiği gibi 19. yüzyılda İngiltere'ye göç eden Ermenilerin önemli bir kısmı İstanbul ve İmparatorluğun diğer şehirlerindendi ve ilk başlarda bunların çoğunluğunu tüccarlar oluşturuyordu. Osmanlı pazarında bir çok sektörde başı çeken bazı Ermeni tüccarlar İngiltere ile bağlantılarını kullanarak İngiliz mallarını Osmanlı İmparatorluğu'na pazarlıyordu. Daha çok 1830-1835 yılları arasında gelen bu tüccarlar ağırlıklı olarak Londra, Liverpool ve Manchester merkezli çalışıyorlardı. 1862 yılında Manchester'daki Ermenilerin sayısı 30 civarındaydı ve bunların neredeyse tamamına yakını ticaretle uğraşıyordu. İngiltere'den Türkiye'ye taşıdıkları mallardan en önemlileri ise ipek, kumaş çeşitleri ve çeşitli metal ürünleriydi. 19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu'nda artan sorunlara paralel olarak İngiltere'deki Ermeni sayısında da artış yaşandı ve bunlara İran gibi diğer bazı ülkelerden gelenler de eklendi.

    Kilise ve Ermeni Kimliği


    Sayıları az olmakla birlikte İngiltere Ermenileri etnik kimliklerini sonuna kadar korudular ve hatta İngiliz politikalarını kendi lehlerine etkilemeyi büyük oranda başardılar. Şüphesiz bunda en önemli pay Ermenilerin din konusundaki hassasiyetlerine verilmelidir. Bir Ermeni için ‘din', sadece din anlamına gelmez ve çok daha geniş anlamlar ifade eder.[14] Ermeni Hıristiyanlığı, Ermeni ulusal kimliğinin en önemli parçasıdır ve İngiltere'de de bu böyle olmuştur ve İngiliz Ermenileri sayıları onlarla ölçülürken bile kiliseleri sayesinde güçlerinin ötesinde seslerini duyurabilmişlerdir. İngiliz Ermenileri'nin kilise kurma çabalarında dönemsel etkenler de göz ardı edilmemelidir. O dönem İngilteresi'nde hükümetin bir topluluğu önemsemesi kendisine has bir kilisesinin bulunmasından geçiyordu ve sayıları az olması nedeniyle hükümet nezdinde lobiciliğe büyük önem veren Ermeniler durumun fazlasıyla farkında idiler. Bu çerçevede ilk Ermeni Kilisesi, Manchester'da 1863 yılında açılmıştır.[15] 30 kadar Ermeni'nin yaşadığı bir şehirde büyük paralar harcanarak açılan bu kilisenin Ermeni kimliğinin yerleşmesinde büyük bir rolü olmuştur. Kilise, kuruluşundan sonra İngiltere Ermenileri'ni bir çok platformda temsil ettiği gibi, İngiltere'de yayınlanan ilk Ermeni edebiyat dergisi sayılan Yercraground'u da çıkarmıştır. 1869'da ise yine Manchester'da Ermeni cemaati bu kez yaklaşık 3000 pound gibi yüksek bir masrafla binası da kendilerine ait bir kilise inşaa etmiştir; Holy Trinity. 1897'de cemaat tarafından İngiltere Ermenileri'nin ruhani lideri seçilen Papaz Ghevond Phrghalemian'ın önem verdiği iki önemli konu vardı: Kafkasya Ermenileri arasında yaşanan kıtlığın etkilerini azaltmak için yardım kampanyaları düzenlemek ve Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Ermeni sorununu sürekli olarak İngiliz kamuoyunun gündeminde tutmak. Bu dönemde İngiltere'de Osmanlı görüşünü seslendirecek organize ve etkin bir merkez bulunmadığından ve Ermeniler ile İngiliz toplumunun aynı dinden olmasının verdiği yakınlık ile kilise bu konuda son derece büyük kazanımlar elde etmiş ve Türkler'i İngilizler'in vicdanında adeta ‘mahkum' ettirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu karşıtı faaliyetlerde kilisenin rolü İngiliz kamuoyu ile de sınırlı kalmamış, diğer kiliseler ile işbirliği içinde hareket eden İngiltere Ermenileri, İngiltere'de ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde geniş bir Türkiye karşıtı ağın önemli bir parçası olmuşlardır. Kilisenin bir diğer rolü de eğitimde üstlendiği rolden kaynaklanmıştır. Genç nesil Ermeniler'e sürekli olarak Türk ve Osmanlı düşmanlığı yükleyen Ermeni Kilisesi dini adeta şoven bir milliyetçiliğe çevirmiş, gelecek nesiller için ‘nefret tohumları' ekmiştir.

    <H5 align=justify>İngiltere'de Ermenilerin Siyasi Faaliyetleri ve Ermeni Sorunu


    <H5 align=justify>Kilisenin ve Doğu Ermenileri'nin çabaları sonucunda Ermeni radikaller kısa sürede İngiltere'de de örgütlenmeyi başardılar ve çok sayıda siyasi parti ve örgüt kurdular. Bunlardan bazıları şu şekilde özetlenebilir: Hınçak Devrimci Partisi (1887), Devrimci Federasyon (1890), Mart (1897), Hınçak (1894, 1901-1903), Hayastan (1888-1892), Nor Kiank (1898-1902), Aptak (1894-1897), Hamaink (1894).[16]

    Bu partiler üç temel hedef üzerinde stratejilerini yürütmüşlerdir. Bu hedefler şu şekilde sıralanabilir:

    1. İngiliz kamuoyunda Ermeni sorunu konusunda Ermeni görüşlerini hakim kılmak. Basına ve etkili odak noktalarına tek yönlü bilgiler aktaran kilise ve siyasi gruplar, Türkler'in masum ve sivil binlerce Ermeni'yi katletmekte olduğu haberlerini yaymışlardır. Bu konuda, Bulgaristan ve Yunanistan deneyimlerinde Türkler'e karşı ön yargı ile dolan İngiliz kamuoyunun ise bu sözlere inanması çok kolay olmuştur.

    2. İkinci olarak Ermeniler İngiltere'nin Türkiye politikasını değiştirmeye çalışmış, kamuoyunun tepkisinin hükümetin politikalarına da yansımasına çalışmışlardır. Bunun için Meclis'in her iki kanadını da yakın takibe alan Ermeni dernekleri ve etkin - zengin Ermeniler basının ve kamuoyunun baskısının işlemediği noktalarda bağış ve diğer yöntemleri denemişlerdir.

    3. İngiltere Ermenileri söz konusu politikalarını mümkün olduğunca İngilizler'e söylettirmeye çalışmış, ülke içinde bir azınlık ya da bir yabancı görünümünden uzak durmaya çalışmışlardır. Bu çerçevede hemen her meslek grubunda ve ilgi alanında İngiliz-Ermeni ortak dernek ve örgütleri kurulurken bunlar siyasi alanda Ermeni görüşlerini çok daha etkin bir şekilde savunabilmişlerdir. Bu derneklerden en önemlileri Anglo-Armenian Association (1893), Friends of Armenia (1897), The Information (Armenian) Bureau (1896), Armenian United Association of London (1898) ve Armenian Patriotic Association (1888)'dir. 1920'de kurulacak olan British Armenian Chamber of Commerce de bu çerçevede değerlendirilebilir.

    Birinci Dünya Savaşı'na kadarki dönemde İngiltere'de Osmanlı İmparatorluğu karşıtı kampanyalar iki önemli merkezden yürütülüyordu: Manchester ve Londra. Manchester'daki Ermeni tüccarlar servetlerini büyük bir kampanyaya vakfederken sadece ulusal düzeyde değil, yerel düzlemde de Türk karşıtı propagandalarını yoğunlaştırıyorlardı. Manchester merkezli kampanyalarda Patrik Nersess Varjapetian ile yine din adamı olan Khrimian Hairik başı çeken isimlerdi. Londra'daki merkez ise daha çok siyasi partiler ve meclis ile basın üzerinde yoğunlaşmaktaydı. Londra'da başı çeken kişiler Londra Ermenileri'nden Seth Apcar ile İzmir Ermenilerinden Garegin Papazian'dı. Papazian aynı zamanda Ermeni yanlısı İngiliz Vikont Lordu James Bryce'nin de yakın arkadaşıydı. Böylece Ermeni iddiaları Lordlar Kamarası'nda önemli bir savunucu kazanmış oluyordu. Lord Bryce kişisel olarak yaptığı girişimlerine ek olarak Ermeni kampanyasının yürütücülerini Başbakan William Gladstone ve diğer bazı lordlar ile de tanıştırarak desteğini arttırarak sürdürdü. Bu bağlantılardan en önemlisi şüphesiz Başbakan ve İngiliz siyasetinin en önemli simalarından olan Gladstone ile kurulan bağlantı idi. ‘İflah olmaz bir Türk düşmanı' olarak tanımlayabileceğimiz Gladstone'un bu hale gelmesinde Ermeni lobisinin yakın markajının da büyük bir rolü olmuş, İngiltere'nin Gladstone dönemindeki politikaları bu etkinin de yansımasıyla tamamen Türkiye'nin aleyhine dönmüştür. O döneme kadar Türkler'in Yunanlılar ile Bulgarlar'ı katlettiğini savunan Gladstone 1890'lı yıllarda ayaklanan Ermeniler'e karşı da Osmanlı İmparatorluğu'na saldırmış, konuyu inanılmayacak düzeyde basitleştirmiştir. Gladstone'un The Bulgarian Horrors and the Question of the East adlı kitabından yapılan şu alıntılar ne demek istendiğini açıkça ortaya koyar:

    ‘Türk ırkı ne idi ve şimdi ne? Bu sadece Müslümanlık sorunu değil, fakat Müslümanlığın bir ırka özgü bir karakterle birleşmesidir. Türkler, Avrupa'ya girdikleri o ilk kara günden bugüne, insanlığın en büyük insanlık dışı türünü oluşturdular. Nereye gittilerse arkalarında geniş bir kan yolu bıraktılar, ve onların hükümranlıklarının ulaştığı yerlerde medeniyet kayboldu.'[17]

    Hakarete varan ve art niyetli değil ise "çocukça" sayılabilecek bu sözlerin yapıldığı dönemde İngiliz askerlerinin Hindistan'da uyguladıkları işkence ve insanlık dışı uygulamalar burada detaylandırılmayacaktır. Çünkü bu satırların yazarı devletlerin belli dönemlerdeki hatalarının tüm bir ulusu bağlayamayacağının, hele hele yukarıda belirtildiği şekliyle ırkçı bir sonuca ulaştıramayacağının farkındadır.[18] Türkler'i yukarıdaki sözler ile itham eden ve Ermeni katliamı ile suçlayan Gladstone'un 1890lar boyunca Osmanlı topraklarında büyük karışıklıklara yol açan silahlı Ermeni isyancıları hakkında ciddi bir eleştiri getirmemiş olması onun Hristiyan idealizmi merkezli dış politikasına bağlanabilirse de, Ermeni arkadaşlarının ve Ermeni lobisinin etkisi de yadsınamaz.

    Özellikle 19. yüzyılın sonunda Ermeni lobisi, destekçilerinin de teşvikiyle İngiltere'de örgütlenmeye hız vermiştir. Dernekler aracılığıyla kamuoyu üzerinde etki kurmaya çalışan lobinin en çok göze çarpan kuruluşları Friends of Armenia (1897), Anglo-Armenian Association (1893), International Association of the Friends of Armenia, Information Bureau (1896), Armenian Patriotic Association (1888), Armenian United Association of London (1898)'dır.

    Gladstone'un bu aşırı denebilecek ifadelerine ve yoğun Ermeni lobisine karşın İngiltere'nin Ermeni sorunu ile ilgili politikalarında sadece Ermeni etkisini, ya da duygusal tepkileri görmek mümkün değildir. Bu konuda da İngiliz pragmatizmi ve ulusal çıkarları hafife alınamaz. Diğer bir deyişle İngiltere'nin Ermeni politikası diğer alanlarda olduğu gibi uzun dönemli politikaların bir sonucudur. Ancak dönemsel gelişmeler ve Ermeni faaliyetleri Osmanlı aleyhindeki kararların alınmasını hızlandırmıştır denebilir. Bu bağlamda İngiltere Osmanlı İmparatorluğu üzerinde reform ve taviz yönünde baskılarını sürdürmüşse de, diğer ülkeler ile kıyaslandığında daha dengeli bir politika yürütmüştür.[19]

    20. yüzyıla geçmeden önce belirtilmesi gereken bir diğer nokta da 1896 yılında oluşturulan Galler - Ermenistan Dayanışması adlı dernektir. Bu dernek Osmanlı İmparatorluğu'na karşı lobicilik faaliyetlerinin yanısıra Osmanlı'daki Ermeni isyanlarına da destek vermiştir. Bu etkinliklerin sonucu olarak çok sayıda Galli şair ve yazar eserlerinde Osmanlıları katliam yapmakla eleştiren ifadeler kullanmışlardır.[20]

    I.C. 20. YÜZYIL


    Birinci Dünya Savaşı ve Sonrası

    Gerek savaş öncesinde, gerek savaş esnasında, gerekse savaş sonrasında Ermeni sorunu İngiltere'den ayrı düşünülemeyecek bir konu olmuştur. Hatta bir çok Türk araştırmacısına göre Ermeni sorunu Rusya'dan çok İngiltere'nin ürettiği / sebep olduğu bir meseledir. Savaş öncesinde, esnasında ve sonrasında Ermeni sorununu Osmanlı karşısında bir koz olarak kullanan İngiltere'nin ikili bir ‘oyun oynadığı söylenebilir. Türkleri Ermeni sorunu ile sıkıştıran İngilizler, buna karşın Ermeniler'e de tam anlamıyla ihtiyaçları olan desteği vermiş değildir. Yenilgilere ve trajedilere neden olan bu sözlü, ama içi boş desteğe ek olarak İngilizler işgal esnasında 1915 olayları ile ilgili belgelere de doğrudan giriş imkanı bulmuşlar, hatta kurulan mahkemeleri etkileme gücüne sahip olmuşlar, buna karşın soykırım iddialarını destekleyecek bir karar alınamamıştır. Bu çalışmanın sınırları nedeniyle bu konunun detaylarına girilmeyecekse de konunun Türk ve yabancı tarihçilerce derinlemesine incelendiğini hatırlatırız.[21]

    İngiltere'deki Ermenilere dönecek olursak, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Londra'daki Ermeni nüfusu 300 kişi civarındaydı ve henüz Osmanlı İmparatorluğu'ndaki tehcirden dolayı göç edenler İngiltere'ye ulaşmamışlardı. Tıpkı Manchester örneğinde olduğu gibi bir Ermeni topluluğunun oluşturulmasında Londra'da da en önemli etken kilise olmuştur. Sayıları 300 civarında olmasına karşın 1920'ler boyunca Londra Ermenileri kendilerine ait bir kilise kurmanın yollarını aradılar. Savaş'ın yıkıcı etkilerinin yaşandığı bir dönemde bu amaç için 5000 sterlinden fazla bir para toplanması bu konudaki isteği ortaya koyar. Toplanan yardımlara Fransa'da yaşayan Ermeniler'den Caloust Gulbenkian'ın yaptığı 15.000 sterlinlik katkıda eklenince Londra'da Ermeni mimari geleneklerine yakın çizgide bir Ermeni kilisesini yapmak mümkün olmuştur. Londra'nın prestijli mahallelerinden Kensington'da inşa edilen kilisenin adı Aziz Sarkis (St. Sarkis) Kilisesi'dir ve açılışı 1923 yılında gerçekleştirilmiştir.[22] 1926 yılına gelindiğinde ise İngiltere'de yaşayan Ermenilerin sayısı 1000'e yaklaşmıştır.

    Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Londra'daki en önemli Ermeni faaliyetlerinden bir diğeri ise Ermeni Ulusal Bürosu'nun (1918) açılmasıdır. Ermenistan, Kafkasya'daki çatışmaların da bir sonucu olarak bağımsızlığını ilan edince, bir tür büyükelçilik veya enformasyon bürosu olarak Ermeni Ulusal Bürosu kurulmuş ve Aram Raffi bu büronun ilk direktörü olarak atanmıştır. Büro, Ermenistan'ın ve genel olarak Ermenilerin İngiltere'deki çıkarlarını korumanın yanısıra diasporadaki Ermenilerin görüşlerini kamuoyunda etkili hale getirmeye de çalışmıştır. Bu çerçevede kitapçıklar yayınlayan büro bir çok toplantıya da ev sahipliği yapmıştır. Çalışmalar daha çok Londra ve Manchester'da odaklanmıştır. Ayrıca Büro Ermenistan'dan Londra'ya yapılan ziyaretleri de organize ederek, Londra nezdinde Ermenistan için lobicilik faaliyetlerinde de bulunmuştur. Söz konusu gezilerden en dikkat çekici olanı Ermenistan'da o dönem bakan olan Pogos Noubar Pasha ile Avetis Aharonian'ın Londra gezileridir. İngiltere'nin Ermenistan'ı resmi olarak tanımasının ardından ilk Ermenistan Büyükelçiliği General H. Bagradouni'nin elçiliği altında Londra'da açılmıştır. Elçilik Kafkasya'daki çatışma ve belirsizliklere karşın 1924 yılına kadar açık kalmış, kapandıktan sonra da bir süre konsolosluk işlerini yürütmüştür.

    Birinci Dünya Savaşı ve sonrası dönem ile ilgili olarak belirtilmesi gereken bir diğer nokta da İngiliz sömürgeciliği ile sömürülen ülkelerdeki Ermeni azınlıklar arasındaki bağlantıdır. Savaş öncesi ve sonrasında (tıpkı Hindistan'ın sömürgeleştirilmesinde olduğu gibi) Ortadoğu'ya iyice yerleşen İngiltere için bu ülkelerdeki Ermeni azınlıklar potansiyel işbirlikçiler olmuştur. Örneğin Mısır'da geçmişi XI. yüzyıla kadar uzanan Mısır Ermenileri ülkenin yönetiminde ve ticaretinde önemli görevler üstlenmiş olmalarına karşın İngiliz işgalini memnuniyetle karşılamışlar, İngiltere'nin bu ülkeden çekilmesiyle birlikte ise bir çoğu Mısır'da barınamayarak ülkeyi terk etmiştir.[23]

    İkinci Dünya Savaşı ve Sonrası

    İkinci Dünya Savaşı bir çok ülkeyi olduğu gibi Ermeniler'i de etkilemiş ve bir çok aileyi göçmen durumuna düşürmüştür. Bunlardan bir kısmı da İngiltere'ye yerleşmiştir. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki göçlerin Türkiye açısından dikkat çekici olan yönü ise gelenlerin önemli bir kısmının daha önce Osmanlı İmparatorluğu döneminde tehcir kararıyla Lübnan, Suriye ve Kıbrıs gibi bölgelere göçen Osmanlı Ermenileri'nden oluşmasıdır. Bu da doğal olarak İngiltere Ermenileri arasında halihazırda mevcut olan Türkiye karşıtlığını körüklemiş, güçlendirmiştir.

    1950'li yıllar boyunca Ermeni cemaati dış göçlerin de etkisiyle genişledi, dikey anlamda ise toplumdaki etkinliğini iş adamları ve sanatçıları vasıtasıyla arttırmıştır. 1950'li yıllarda cemaatin örgütlenmesi açısından önemli bir gelişme ise düzenlenen yardım kampanyaları sonucunda Londra'da bir Ermeni Merkezi'nin yapımına, başlanmasıdır. 1961 yılında ise Londra Ermeni Toplumu Loncası (The London Armenian Community Trust) oluşturuldu. Amaç Kensington mahallesinde Ermeni Evi'ni (The Armenian House) kurmaktı. Yapımından sonra tüm İngiltere Ermenileri'nin adeta buluşma yeri haline gelen ve siyasi, sosyal her türlü toplantının düzenlendiği Ermeni Evi, yaklaşık 1500 Ermenice ve İngilizce kitaptan oluşan kütüphanesiyle Ermeni sorunu ve Ermeniler ile ilgili hemen hemen her tülü konuda bir danışma merkezi halini de almıştır. 300.000 Türk'ün yaşadığı Londra'da Türkiye'nin böyle bir kütüphanesi ve kültür merkezi bulunmadığı hatırlanacak olursa Ermenilerin sağladığı başarı daha kolay anlaşılacaktır. Bu noktada belirtilmesi gereken bir diğer nokta da kilise, kültür evi gibi ortak kullanım alanlarının yapımında ‘imece' usulünün kullanımıdır. Bu yöntem dağınık olan imkanları birleştirip daha etkili hale getirmekle kalmamış, İngiltere Ermenileri arasında yardımlaşma ve bir ulus olma bilincini de arttırmıştır. Kendisini büyük bir grubun bir parçası hisseden bireyler böylece etnik kimliklerini kaybetmekten de kurtulmuşlardır.

    1960'a kadar Ermeni sayısında geometrik artışlar yaşanmış ve sayı kısa sürede 5000'e yaklaşmıştır. Rakam olarak çok görünmese de etkinlik düzeyi dikkate alındığında Ermeniler toplum içindeki dikey yükselişlerini aynı dönemlerde de sürdürmeyi başarmışlardır. Bunların büyük bir kısmı kanlı çatışmalara sahne olan Kıbrıs adasından İngiltere'ye göç etmişlerdir ve yine bu kişiler bu adaya ağırlıklı olarak tehcirle gelmiş kişilerdir. 1980'de ise bu sayı neredeyse üç katına çıkmış ve 10.000'i geçmiştir. Bu artışta en önemli faktör Lübnan ve İran'da yaşanan sorunlar olmuş ve yine Lübnan'dan gelenlerde Türkiye karşıtlığı adeta bir sabit fikir olarak kendisini göstermiştir. Sözü geçen dönemde özellikle Kıbrıs'tan gelen göçmenlerin sayıca fazla oluşu Kıbrıs Rumlar'ı ile Kıbrıs Ermenileri'ni birbirine amaç birliğinde yaklaştırmış ve Türkiye karşıtı doğal bir bloğun oluşmasına katkıda bulunmuştur. 1980 ve 1990'lı yıllarda aynı yolu izleyerek (Anadolu-Kıbrıs-İngiltere) gelen Kürt kökenli göçmenlerin de benzeri bir radikallikle Türkiye karşıtı blok içinde yerini alması Kıbrıs bağlantısına dikkatleri çekmektedir.

    Ermeniler'e dönecek olursak, 12 Haziran 1965'te Ermeniler tarihlerinde ilk kez olarak Londra Ermeni Toplumu ve Kilise Konseyi için temsilcilerini seçtiler. Yeni temsilcilerin ilk görevi büyüyen Ermeni cemaatinin ihtiyaçlarını karşılayabilmek amacıyla Finchley bölgesinde bulunan All Saint Kilisesi'nin kiralanması idi. Kira süresinin sonunda 1973 yılında kilise yıkılırken, Kilise Konseyi bu kilisenin yerine halen hizmet veren Cranley Gardens'daki St. Peter's'ı kiraladı. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi 20. yüzyılda da kilise İngiltere Ermenileri'ne seslerini toplumda ve hükümet nezdinde duyurmada önemli avantajlar sağlıyordu. Sayıları ne olursa olsun Kraliyet ve resmi makamlar kilise sayesinde Ermeniler'i etnik mozaiğin önemli bir parçası sayarken, Ermeni istekleri bu sayede daha çok önemsenmiştir. Ayrıca kilise, Ermeniler arasındaki etnik bağı kuvvetlendirirken, asimilasyonu da önledi. Türkiye açısından ise Türkiye karşıtlığını körükleyerek Ermeni sorununun günümüze dek etkinliğini korumasına neden oldu.

    1979 yılında İran'da gerçekleşen devrim ve sonrasında başlayan İran-Irak Savaşı da bu ülkeden İngiltere'ye Ermeni göçünü arttırmış ve İran Ermenileri'ni İngiltere Ermenileri arasında dikkate değer bir konuma getirmiştir. İran kökenli Ermenilerin, İran'da Ermeniler'e karşı gerçekleştirilen bazı ayrımcı hareketlerin nedenini Türkiye'ye ve Türkiye'nin İranlı politikacılara dönük sözde ‘telkinleri'ne bağlamaları da ilginçtir.[24]

    <H5 align=justify>Ermeni Terörü ve İngiltere Ermenileri


    Ermeni terörü Ermeni sorununun ayrılmaz bir parçasıdır. Şüphesiz Ermeni terör grupları İngiltere'de ve İngiltere Ermenileri arasında da faaliyetlerini sürdürmüşlerdir. Ancak, İngiltere son iki yüz yıldır Ermeni siyasi propaganda faaliyetlerinin en önemli merkezlerinden biri olmasına karşın Ermeni terör örgütlerinin en az başarılı olabildikleri ülkelerden birinin de İngiltere olduğu söylenebilir. Kuzey İrlanda terörünün de etkisiyle silahlı gruplara karşı Almanya ve Fransa ile kıyaslandığında daha hassas olan İngiliz polis teşkilatı ve istihbaratı Ermeni silahlı gruplarına karşı etkili bir mücadele yöntemi izlemiştir denebilir. Şüphesiz bu durumda bir diğer etken de Fransa'da ve ABD'de yaşanan silahlı ve bombalı eylemlerdir. Bu etkenlere ek olarak Ermeni grupların izlediği yanlış stratejinin de bu sonuçta önemli bir payının bulunduğu belirtilmelidir.

    Ermeni terörünün ilk örnekleri Osmanlı dönemine kadar götürülebilir. Her ne kadar kendilerine ‘barışçıl' ya da ‘siyasi' isimler vermişlerse de bu dönemde Ermeni derneklerinin önemli bir kısmının silahlı gruplarla ilgisi vardı ve Osmanlı topraklarında silahlı baskınlara maddi ve manevi destek vermekten kaçınmıyorlardı. Silahlı saldırılara verdikleri desteğe ek olarak terör grupları İngiliz kamuoyunu ve Ermeni toplumunu da siyasi anlamda terörize ederek kendi görüşlerini yaymaya çalıştılar. Öyle ki bazı Ermeni okul ve kursları Türk düşmanlığını ve nefreti 10 yaş altı çocuklara kadar vermeye çalıştılar. Bu faaliyetlerin somutlaştığı en önemli ilk eylem ise 1969 gösterisi oldu. Bu olayda göstericiler Türk Büyükelçiliği önünde toplanarak bildik savları tekrar ettiler.

    1970li yıllarda Türk diplomatlarına karşı tüm dünyada Ermeni terör olayları patlak verince tablo değişmeye başladı. Ermeni terör grupları İngiltere'yi de eylem sahası olarak gördüler. Özellikle 1975 yılında patlattığı bombalar ile kendisini dünyaya tanıtan Ermeni terör örgütü ASALA Marksist - Leninist söyleminin bir parçası olarak ABD ile birlikte İngiltere'yi de suçlamaya başladı. ASALA'ya göre bu ülkeler ‘kapitalist' olmalarına ek olarak bir diğer ‘suçu' daha işlemekteydiler, o da Türkiye ile müttefik olmalarıydı. ASALA'ya göre tüm Ermeniler Sovyet yönetimi altında birleşmeliydi.[25] Milliyetçi JCAG ve ARA da ASALA'ya katıldı ve 1970ler boyunca onlarca Türk diplomatı 1915 yılında olduğu iddia edilen olayların intikamı alındığı gerekçesiyle birer birer Ermeni teröristlerince öldürüldüler. Suikastlerin dağılımı şöyleydi: Paris (7), Atina (3), Sidney (2), Cenevre (1), Lizbon (1), Madrid (2), Belgrad (1), Brüksel (1), Viyana (3), ABD (3), Ottova (1) vd. Ermeni terör örgütleri İngiltere'de de eylemler yaptılar, fakat bu eylemlerin hiçbirinde bir Türk diplomatına ciddi bir zarar vermeyi başaramadılar. İngiltere ile ilgili saldırıların bir diğer ilgi çekici özelliği ise saldırıların bir kısmının Ermeni terörüne karşı takındığı tavır nedeniyle İngiltere'ye dönük olmasıdır.İtalya'nın başkenti Roma'da NAR terör örgütü tarafından İngiliz Havayolları'na 9 Aralık 1979'daki saldırı buna örnek gösterilebilir. Aynı şekilde ASALA'nın Londra'daki THY bürosuna karşı düzenlediği bombalama eyleminden sonra yaptığı açıklamalar da ASALA'nın yalnızca Türkiye'yi değil, İngiliz devletini de hedef aldığını göstermektedir. ASALA bu eylemden sonra örgütün Kuzey İrlanda'daki devrimci gruplara destek verdiğini açıklamıştır. ASALA'ya göre Kuzey İrlanda'daki sorun bir ‘İngiliz faşizmi' sorunudur. 15 Eylül 1983 saldırısındaki hedef de yine İngiltere'dir. Bu olayda patlayıcı dolu bir çanta Londra'da Holborn'da daha önce yakalanan Zaven Bedros'un davası devam ederken henüz patlatılmadan bulunmuştur. İngiliz polisi sorumlunun ASALA olduğunu bildirmiştir.[26] Sonuç olarak denebilir ki İngiltere'de Ermeni terörünün tutunamamasındaki en önemli etken İngiltere'nin Ermeni teröristlerine karşı tutumu ve ülkesinde bu tür eylemelere sıcak bakamaması olmuştur. Özellikjle Kuzey İrlanda konusunda Ermeni terör örgütlerinin tavrı İngiliz güvenlik güçlerini endişelendirmiştir.

    Ermeni terörünün İngiltere'de görece ‘zayıf' kalmasının ikinci önemli nedeni İngiltere'deki Ermeni diasporasının ABD ve Fransa ile kıyaslandığında küçük kalmasıdır. Ayrıca Ermeni toplumunun önemli bir kesimi bu eylemlerde isteksiz davranmış, destek daha çok ‘pasif destek' şeklinde gerçekleşmiştir. Ermeni terörünü açıkça destekleyen ya da fiilen terör eylemleri içinde yer alan grupların tamamına yakınının kökleri dışarıda olan Ermeni derneklerinin şubesi konumunda olmaları da not edilmelidir. Bu radikal gruplar daha çok ABD, Fransa ve Yunanistan'daki gruplar ile bağlantı halindedir. The Kaytzer örneği bunun en parlak örneğidir. Söz konusu süreli yayında yer alan yazılar 1978-1988 yılları arasında Türkiye karşıtlığını körüklüyor, son yıllarda Türkiye'ye karşı silahlı bir mücadele çağrısında bile bulunuluyordu.[27] Londra'da basılan derginin yayıncısı ise Ermeni Öğrenciler Birliği'nin Londra Şubesi'ydi. Diğer bir deyişle bu yayının kökleri de İngilitere dışında idi. İngiltere'deki Ermeni terörünün dış bağlantılarını ortaya koyan bir diğer veri de tutuklanan teröristlerin kökenleridir. Örneğin Londra'da bir otelde Türk Büyükelçisi'ni kaçırma hazırlığındayken yakalanan Ermeni terörist Zaven Bedros Suriyelidir.

    İngiltere'deki Ermeni kaynaklı terör eylemlerinin daha çok 1978-1983 yılları arasında odaklandığı ve sonrasında kayda değer bir eylemin olmadığı söylenebilir.[28]

    Bu çerçevede Ermeni teröristleri 17 Aralık 1979'da görece kolay bir hedef olan Londra'daki THY ofislerinin önünde bir bomba patlatmışlardır. Bu olayın sorumluluğunu Ermenistan'ın Özgürlüğü Cephesi üstlenmiş, olayda can kaybı olmazken önemli bir maddi hasar meydana gelmiştir. Bombalama İngiltere'ye özgü münferit bir olay olmaktan ziyade uluslararası bir kampanyanın uzantısıydı. 1979 yılında dünyanın önemli başkentlerinde Türk temciliklerine karşı meydana gelen Ermeni saldırı sayısı 15'ti ve Londra'daki olaydan yaklaşık bir hafta önce Roma'da İngiliz Havayolları ve Filipinler Havayolları ofisleri önünde iki bomba patlamış, yaklaşık bir hafta sonrasında ise Paris, Amsterdam ve Roma dört ayrı ASALA saldırısı meydana gelmişti.

    İngiltere'deki bir sonraki Ermeni saldırısı ise yaklaşık bir yıl sonra 12 Ekim 1980'de yine Londra'da oldu. İki ayrı saldırıda ASALA Türk Turizm ve Enformasyon Bürosu'na bombalı saldırı düzenlerken, 3 Ekim örgütü de bir İsviçre iş merkezi önünde, yine Londra'da bomba patlattı. İkinci bombanın amacı İsviçre'ye Ermeni terörüne karşı gösterdiği mücadele nedeniyle protestoda bulunmaktı. Yine bu olay da doğrudan İngiltere'ye dönük değildi. Bombalamaların gerçekleştiği Ekim ayında Cenevre, Milan, Madrid, Los Angeles, Beyrut, New York, Paris, Interlaken (İsviçre) de dahil olmak üzere 11 ayrı saldırı olayı gerçekleşmiş, Londra'daki saldırılar da diğer saldırıların bir parçası olarak düşünülmüştü. Ermeni terör kampanyasının Londra'daki son örneği ise yine 1980'de 15 Aralık'ta meydana geldi. Fransız Turizm Ofisi'nin Londra bürosunun önüne yerleştirilen iki ayrı bomba İngiliz polisi tarafından etkisiz hale getirildi. Olayın sorumluluğunu üstlenen 3 Ekim örgütü bombaları Fransa'ya İsviçre'nin Ermeni terörüyle mücadelesine verdiği destek nedeniyle uyarı amaçlı koyduklarını ilan etti. Diğer bir deyişle bu eylem de İngiltere ile doğrudan bağlantılı değildi.

    Ermeni terör eylemlerini kısaca değerlendirecek olursak eylemlerin İngiltere'de olumlu bir sonuç verdiğini söyleyebilmek mümkün değildir. Aksine olaylar kamuoyunda ve hükümet nezdindeki Ermeni imajına büyük bir zarar vermiştir. İngiltere'nin, Kuzey İrlanda'daki olaylar nedeniyle eli silahlı bir gruba kendi ülkesinde silahlı eylem yapma konusunda müsamahalı davranmayacağı tahmin edilebilir bir gelişmedir. Bununla birlikte diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında İngiltere'nin soruna taraf olmama konusunda sergilediği hassas strateji dikkate değer bir gelişmedir.

    <H5 align=justify>I.D. GÜNÜMÜZDE İNGİLTERE ERMENİLERİ


    Daha önce de belirtildiği üzere günümüz İngiltere'sinde sayıları 15.000 ile 20.000 arasında tahmin edilen bir Ermeni topluluğu yaşıyor. Ermenilerin günümüzde yoğunlaştığı şehir Londra. Londra'da da ağırlıklı olarak Londra'nın üç ‘borough'sunda (Ealing, Hounslow ve Brent) yerleşik durumdalar. Sosyal yapı incelendiğinde topluluğun daha çok göç yoluyla geldiği ve göçün hızını henüz kesmemiş olduğu anlaşılıyor. İlk gelenlerin durumları daha önce de belirtildiği üzere ortalama ya da üstünde. Bu kişiler içinde ticaret ve sanatta ‘sivrilmiş' önemli isimler de bulunuyor. Buna karşın yeni gelenler içinde aynı şeyleri söyleyebilmek zor.

    Geldiğimiz noktada İngiliz toplumuna uyum (adaptation) sürecini büyük ölçüde tamamlamış görünen Ermenilerin üç temel sorunu bulunmaktadır: kimlik sorunu, yeni gelen mülteciler ve anavatana destek olmak.

    <H5 align=justify>1. Kimlik sorunu: Özellikle genç ve daha alt yaş gruplarında karşılaşılan kimlik sorunu cemaatin karşılaştığı belki de en önemli sorundur. Bunda farklı ülkelerden göçün de büyük etkisi olmuştur. İran, Irak, Suriye, Lübnan, Kıbrıs, eski SSCB cumhuriyetleri gibi sosyal dokuları farklılık gösteren ülkelerden gelen Ermeniler, geldikleri toplumların özelliklerini yeni geldikleri ortama da taşımışlar, bu da farklılıkları arttırmış, ortak bir kimlik oluşumunu zorlaştırmıştır.[29] Özellikle gençler arasında ciddi sorunlara neden olan kimlik bunalımı aşırılıklara ve baskın İngiliz kültürüne ve moderniteye karşı direnişi getirmiştir. Toplum ile bütünleşirken, onun içinde tamamen erimek istemeyen Ermeni azınlık bu sorunu üç temel araç ile çözmeye çalışmaktadır. Bunlar din, milliyetçilik ve tarihsel düşmanlıklar, yani Türk düşmanlığıdır.

    Bu araçların ilki dindir. Ermeni dini inançlarının - hangi mezhepten olursa olsun - gelenek ve görenekler ile bir karışım halinde ön plana çıkarılmasını amaçlayan bu yaklaşımda kilisenin önemli bir rolü vardır. Bilindiği üzere Nuh Tufanı'na kadar geçmişini götüren ve diğer ulusların Hristiyanlık anlayışlarından yer yer ayrılan Ermeni Hristiyanlık inancının kendine özgü tören ve kuralları da bulunmaktadır. Tarihte Hristiyanlığı bir devlet / millet dini olarak kabul eden ilk halk olmaları dikkate alındığında bu durum normal karşılanmalıdır.[30] Ayrıca Ermeni milliyetçiliğinin önemli bir öğesi olan Ermeni dilinin de dini ibadetler yoluyla kendisini koruyabildiğini belirtmek gerekir.[31] Bu çerçevede sadece dini törenler ve önemli günler değil, tarihi figürler, Ermeniler için önemli sayılan yerler (Ağrı Dağı gibi), resimler vb. de ön plana çıkarılmakta, bu yaklaşım yapılacak kilisenin mimari şekline kadar etkili olabilmektedir.

    Dinin ortak bir kimlik oluşturmadaki rolü zaman zaman abartılmakta, diğer dini mezhepler ile Ermeni inançları arasındaki fark aşırı noktalara taşınmakta, bu da yeni sorunlara neden olmaktadır.Bu durumda en çok baskı görenler Ermeni gençleri ve dini kuralların dışına çıkmak isteyen kişilerdir. İçinde bulundukları toplumun kurallarına uymaya çalışan gençler zaman zaman bu baskılar karşısında tepki koymakta, daha az dini ve daha az siyasileşmiş bir yaşam isteklerini göstermektedirler. Bu tepki daha çok müzik grupları ile ortaya çıkmaktadır. Örneğin Ermeni gençlik grubu RBO'nun hayal ettiği Londra şu şekildedir:

    <H5 align=justify>‘Londra Ermeni gençliğinin gerçekten hak ettiği bir dünya var olsun istiyoruz. Bir dünya, günlük çekişmeler, din ve siyaset ile kirlenmemiş olsun. Bir dünya, genç insanların yaptığı şeyleri yapabilsin. Toplum içinde, bir başkası tarafından yargılanma korkusu olmaksızın, terleyebildiğiniz, öpüşebildiğiniz bir dünya... Şimdi yeniden genç olmak zamanıdır...'[32]

    Bir diğer örnek de Noel'in kutlanmasında ortaya çıkar. Ermeni inançlarına göre 6 Ocak'ta kutlanan Noel, İngiltere'deki Ermeni gençlerince çoğunlukla 25 Aralık'ta, yani diğer Hıristiyanların kutladığı günde kutlanmakta, bu da yaşlı nesillerce tepki ile karşılanmaktadır. Yaşlı ve dindar Ermenilere göre bu yöndeki davranışlar Ermenilerin ‘ulusal' kimliklerini kaybettiklerine işaret eder.

    Kimlik sorununu aşmada ikinci önemli araç ise milliyetçiliktir. Modern anlamda ırk temelli, seküler bir milliyetçiliği geç keşfetmiş sayılabilecek Ermeniler, uzunca bir süre Rusya, İran ve Osmanlı İmparatorluğu arasında sıkışmış, hedefledikleri bağımsız bir Ermenistan'a ulaşamamışlardır. SSCB'nin yıkılmasından sonra kurulan Ermenistan ise zayıf, denizlere kapalı, çevresi ‘dost sayılmayan' ülkeler ile çevrili bir yapı olmuştur. Diğer bir deyişle Ermeniler milliyetçilik duyguları kışkırtılmış, buna karşın bu duyguları tatmin edilmemiş bir millettir. Bu durum diasporalarda daha bir kendini göstermekte, kimlik bunalımı depreştikçe Ermeniler'i diğer uluslardan ayıran öğelere daha bir vurgu yapılmak istenmektedir. İngiltere de bu konuda bir istisna oluşturmaz. İngiltere Ermenileri daha XIX. yüzyıldan günümüze dek Ermeni dini, dili ve kendilerine has özelliklerini zaman zaman şovenist bir yaklaşımla sergilemişlerdir. Henüz İngiltere'de sayıları birkaç yüz iken Ermenice matbaa kurma çabaları da bu anlayışın açık bir göstergesidir. Bu durum günümüzde de devam etmektedir. Bu amaçla çocuk yaştan itibaren Ermeniler'e Ermenice (Doğu ve Batı versiyonları) öğretilmekte, Ermeni müziğinin yaygınlaştırılması için özel bir çaba sarf edilmekte, Ermeni mutfağı ve sanatları geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu bağlamda Ermenistan devleti ile bağlar canlı tutulmaya çalışılmakta, gençlere asıl vatanlarının İngiltere değil, Ermenistan olduğu anlatılmaktadır.

    Kimlik sorununu aşmada üçüncü araç ise tarihsel düşmanlıkların canlı tutulmasıdır. İlginçtir tıpkı Rumlar gibi Ermeniler'de de Osmanlı İmparatorluğu'na dönük bir eziklik, bir hazımsızlık söz konusudur. Rum örnek olayında görüldüğü üzere bu ezikliğin zayıflıkla doğrudan bir ilişkisi yoktur. Osmanlı İmparatorluğu'na karşı dört kat genişleyen Rumlar bu psikolojiden bir türlü kurtulamamışlardır. Bu durum Ermeniler için de geçerlidir ve bu ezikliğin tek nedeni Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan olaylar değildir. Bunda tatmin edilmemiş milliyetçilik duygusunun ve ortak ulus kimliğinde ortak düşman olarak bir önceki hakim unsurun, yani Türkler'in oynadığı rolün önemli olduğu açıktır. Diğer bir deyişle pozitif unsurlar (din, dil, ortak tarih) bir millet oluşturmaya yeterli olamamakta, negatif unsurlara, yani ortak düşmana duyulan ihtiyaç artmaktadır. Böyle olunca Ermeni ulusunun inşasında ve mevcudiyetini devam ettirebilmesinde Türkler sadece somut bir olayda suçlanan bir millet olmaktan çıkıyor, hayali, her türlü kötülüğün yüklendiği soyut bir kavram haline geliniyor. Başka bir ifadeyle ‘Ermeni milleti iyidir, çünkü Türkler kötüdür. Ermeniler bu durumdadır, çünkü Türkler ezmiştir' noktasına geliyor. Bu fikir yürütmenin mantıki bir sıralama izlemesi şart değildir, çünkü inşa edilen yapı somut bir varlık değil, hayali bir kavramdır. Durum böyle olunca gerçek Türkler'den çok, üstlenilmesi gereken tüm olumsuz özellikleri üstlenen bir ‘günah keçisi' olarak Türk unsuru Ermeni ulusal kimliğinin en önemli harçlarından birini oluşturmaktadır ve bu durum diğer diasporalarda olduğu gibi İngiltere'de daha bir böyledir. Düzenlenen uluslararası kampanyalarda ortak bir düşmana karşı birleşmenin ‘tadı'na varan İngiltere Ermenileri, Türkiye karşıtlığı sayesinde sadece 15-20.000 kişiden ibaret olmadıklarını, büyük, onurlu, ‘zulme uğramış' ve ‘bu zulme direnmiş' bir millet olduklarını keşfetmekte, kendilerinin de içinde yaşadıkları toplum (İngiliz toplumu) gibi ‘gurur duyabilecekleri' bir geçmişlerinin bulunduğunu kavramaktadırlar. Bu haliyle İngiltere Ermenileri'nin Türk düşmanlığından kolay kolay vazgeçmeyeceklerini söylemek olasıdır.[33] Hemen hemen tüm Ermeni grup ve derneklerin Türk düşmanlığında birleşmesi bunun açık bir göstergesidir. Bu gruplar arasında soykırım iddialarıyla hiçbir ilgisi olmaması beklenen gruplar da vardır, örneğin Ermeni gay (eşcinsel) klüpleri gibi. Ne var ki 2000 ve 2001 yıllarında holokost anma törenlerine Ermenileri de katma kampanyasında Ermeni eşcinselleri de aktif bir şekilde yerlerini almışlardır.[34]

    2. Yeni Gelen Mülteciler: İngiltere Ermenilerinin ikinci temel sorunu yeni gelen Ermeni göçmen ve mültecilerdir. Her yıl yüzlerce Ermeni, Kafkasya, Ortadoğu (Lübnan, İran, Irak vb.) ve Doğu Avrupa'daki (Rusya vd.) gelişmelerden etkilenerek Avrupa'ya göç etmekte ya da sığınma talebinde bulunmaktadır. Bu kişiler en çok Almanya'ya yerleşmekte (% 64), bu ülkeyi Hollanda (% 9) ve Belçika (% 8) izlemektedir. Bu göçlerde Karabağ'da yaşanan olaylardan sonra artış olduğu söylenebilirse de, asıl etken Ermenistan'da yaşanan ağır ekonomik şartlardır. Resmi rakamlara göre İngiltere'ye 1992-2001 yılları arasında gelenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Örneğin Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği sadece 1999 yılı için veri sunabilmekte, bunu da 20 kişi olarak belirlemektedir.[35] Fakat gerçek sayının bunun çok üzerinde olduğu açıktır. Ermeni kaynaklarına göre bu sayı her yıl yaklaşık 400 kişidir[36] ki bu da İngiltere'deki Ermeni nüfusu göz önünde bulundurulduğunda on yılda yaklaşık % 20'lik bir artışa tekabül eder. Buna doğum yoluyla olan artışlar da eklendiğinde rakamın büyüklüğü kendiliğinden anlaşılabilir. Yeni gelenler ağırlıklı olarak Ermenilerin görece daha çok yoğunlaştığı Batı Londra'ya yerleşmektedirler. Bunların önemli bir kısmının akrabaları bu mahallelerdedir ve bir noktaya kadar bu kişilerden yardım alırlar. Buna karşın son yıllarda Ermeni derneklerinin ve sosyal fonların yardımı olmaksızın yaşamlarını sürdüremeyecek Ermeni mülteci sayısında ciddi bir artış yaşanmaktadır. Bunların önemli bir kısmına CAIA kalacak yer, yiyecek ve danışmanlık yardımında bulunuyor.

    Yeni gelenlerin en önemli sorunları biraz önce de belirtildiği üzere ekonomik. İlk gelenlere oranla ortalamanın altında gelir düzeyine sahipler. Fakat asıl sorun uyumda ortaya çıkıyor. Birbirinden oldukça farklı coğrafyalardan gelen Ermeniler ilk gelenlere göre daha radikal olabiliyorlar ve bunun temel nedeni de kimlik ve uyum sorunlarını bu yolla kapatmaya çalışmalarıdır.

    3.Anavatana Destek Olmak: Üçüncü önemli konu ise anavatana, yani Ermenistan'a destek olmaktır. Tüm Ermeni dernek ve kuruluşları sık sık Ermenistan'a yardım kampanyaları düzenler ve bu kampanyalarda başı genelde dini kurumlar çeker. Piyango çekilişlerinden, yardım kartlarına kadar çeşitlilik gösteren bu kampanyalar Ermenistan'da yaşanan ekonomik kriz ve en son depremden sonra artmıştır.[37] Özellikle deprem ve etkilerini ön plana çıkaran Ermeni dernekleri yerel yönetimler ve İngiliz kamuoyunu da bu konuda harekete geçirmeye çalışmış, bunda kısmi bir başarı da sağlamıştır. Depremden sonra dini ve sosyal yardım kuruluşlarıyla yakın temasa geçen Ermeni dernekleri sayıları ile kıyaslandığında önemli sayılabilecek bir fon sağlamışlardır. Ermenistan'a dönük bu ilgiye karşın İngiltere Ermenileri'nin Ermenistan'da yatırım yaptıklarını söylemek zordur. Bu çerçevede ‘2001 Yılı Ermenistan'da İş yapan Diaspora' listesinde bir tek yatırımcının bile İngiltere kökenli olmaması şaşırtıcı değildir.[38] Denebilir ki İngiltere Ermenileri'nin İngiltere'den Ermenistan'a taşınmak gibi bir niyeti yoktur. Bu nedenle Ermenistan ve bölge gerçeklerinden çok, algılamalarıyla içinde bulundukları ortamın ürettiği ihtiyaçları birleştirmektedirler.

    Diğer sorunlar: Bu başlık altında, sadece Ermeniler'e özgü olmayan fakat İngiliz toplumu içinde yaşayan tüm azınlıkların karşılaştığı sorunlar sayılabilir.

    <H5 align=center>Tablo 1.
    Dünya Ermenileri ve İngiltere Ermenileri


    (Tahmini Rakamlar)[39]


    Ermenistan 1.5-3 milyon[40]

    ABD 800.000-1.5 milyon[41]

    Kanada 50-100 bin

    Fransa 350 bin

    Türkiye 50.000-100.000[42]

    Avustralya 25-30 bin

    İngiltere 10-20 bin


    Almanya 15 bin

    Danimarka 2-3 bin

    Avusturya 1-2 bin

    <H5 align=justify><H5 align=center>Tablo 2.
    İngiltere Ermenileri'nin Dağılımı


    Manchester ve North West 3.000 - 5.000

    Londra ve Çevresi 7.000 - 12.000

    Diğer bölgeler 1.000 - 3.000

    Toplam 11.000 - 20.000

    <H5 align=justify>I.E. İNGİLTERE'DE ERMENİ KURUM VE DERNEKLERİ


    Sosyal Kurumlar


    Londra'da kadın, gençlik, eğitim gibi bir çok dalda Ermeni dernek ve kuruluşları bulunmaktadır. Bunlardan bir kısmı gerçek anlamda Ermeni toplumunun ihtiyaçları için kurulmuşsa da, bir kısmı da yerel yönetimlerin ve merkezi idarenin sağladığı fonları kendi siyasi çıkarlarına dönük olarak kullanma çabasındadır. Bu dernek ve kuruluşları ilgi alanlarına ve önem derecelerine göre ele alacağız.

    Önemli derneklerden bir tanesi Tekeyan Kültür Derneği'dir.[43] Kültürel aktivitelerinin yanısıra yayıncılık faaliyeti de bulunmaktadır. Bu çerçevede 15 günde bir Ermenice ve İngilizce olarak Erebouni adlı bir süreli yayını da vardır. Süreli yayına sahip bir diğer dernek ise Hınçak Partisi ile doğrudan bağlantılı olan Nor Seround Kültür Derneği'dir. Derneğin gazetesinin adı Gotchnag'dır. 1960'larda ise aylık olarak Aregak gazetesi çıkarılmıştır. 1970lerde Aregak'ı iki yıl yayını devam eden The London Monthly izlemiştir. Yayınlardan en dikkat çekici olanı ise, son dönemlerinde Türkiye'ye karşı silahlı mücadeleyi savunan ve Türkiye'de devlet karşıtı tüm odaklar ile işbirliği yapılmasını savunan Kaytzer'dir. Ermeni Öğrencileri Birliği Londra Şubesi'nce basılan Kaytzer'in hemen her sayısı Türkiye'ye ağır ithamlar ile doludur ve yayın süresince Türkiye ile Ermeniler arasında diyalog ikliminin oluşmasının engelleyici faktörlerden biri olagelmiştir.

    Ermeni Toplumu Merkezi ise 1988 yılında Middlesex'de açılmıştır. Sportif faaliyetlerden diğer sosyal aktivitelere kadar geniş bir alana hitap eden merkez siyasi konularda da organizasyon ve kampanya düzenlenmesi gibi görevler üstlenmiştir.

    Bugün İngiltere'deki Ermeni dernekleri arasında en etkin olanların başında ise Ermeni Enformasyon ve Tavsiye Merkezi (The Centre for Armenian Information and Advice, CAIA) gelmektedir. 1986 yılında kurulan CAIA, Ermeni toplumunun İngiltere toplumunun diğer öğeleri ile uyumunu kolaylaştırması için yerel yönetimlerden ve diğer resmi fonlardan da yardım almaktadır. Özellikle yerel yönetimler, sınırları içindeki etnik grupların örgütlenerek, kendi içlerinde zor durumda olanlara yardımda bulunmasını ve toplum ile intibakını kolaylaştıracak uyum programları (dil öğretimi gibi) yürütmesini tercih etmektedir. Ermeniler de bu politikadan sonuna kadar yararlanan gruplar arasında yer almaktadırlar. Derneğin kurulmasını sağlayan maddi destek böyle bir fondan, London Borough Grants Scheme'den gelmiştir. Bu fonların önemli bir kısmının Türkiye karşıtı faaliyetlerde kullanıldığını hatırlatmaya gerek olmasa gerektir.[44] CAIA son olarak City Parachial Vakfı ve Tudor Trust gibi bağış kurumlarından elde ettiği fonlar sayesinde Hayashen Toplum Merkezi'ni kurmuştur. Merkezin bir kısım harcamaları da yerel yönetim tarafından karşılanıyor. CAIA'ın üye yapısı ise radikallerden ılımlılara geniş bir spekturuma yayılıyor. Bunlardan bir kısmı Türkiye'nin doğusunu ‘Batı Ermenistan' sayıyor ve günün birinde ‘Ermenistanlar'ın birleşeceğini ileri sürüyor.

    CAIA, Hayashen'de oluşturduğu masalarda Ermeni toplumunun sağlık ve hukuk alanlarında karşılaştığı sorunlara yardımcı olmaya da çalışıyor. Özellikle hukuksal sorunlarda daha fazla yerel ve merkezi fonlardan yararlanmanın yollarını gösteren kuruluş, Ermenilerin İngiliz gelir dağılımından daha fazla pay alabilmesi için gayret gösteriyor.

    CAIA'nın bir diğer faaliyeti de kalacak yer probleminin had safhada olduğu Londra'da Ermeni bayanlar için 2 yıla kadar çok cüzzi fiyatlarla kalınabilecek mobilyalı yer temin etmesidir. Acton Housing Association ile birlikte gerçekleştirilen bu faaliyet için de yerel yönetimlerin desteği alınmaktadır. Yaklaşık olarak 300.000 Türk'ün yaşadığı Londra'da[45] Türkiye'nin buna benzer bir girişiminin olmaması dikkat çekici bir tespittir.

    Daha önce de belirtildiği üzere CAIA diğer bazı Ermeni kuruluşları gibi İngiltere Ermenilerinin ortak amaçlar etrafında hareket etmelerini sağlamaya çalışmaktadır. 2001 yılı Mart'ında gerçekleştirilen İngiltere Nüfus Sayımı'nda gösterdiği çaba bu konuda çarpıcı bir örnek teşkil eder. İngiliz toplumunda her etnik grup nüfusuna göre ağırlık kazandığı ve yardımlardan buna göre yararlandığı için nüfus sayımları çok önemlidir ve katılım zorunlu olmadığından ve etnik köken tamamıyla kişinin ifadeleriyle belirleneceğinden, CAIA büyük bir kampanya başlatarak tüm Ermenilerden, İngiltere vatandaşı olsun olmasın (çünkü sayıma katılabilmek için İngiltere'de altı ay kalmış olmak dahi yeterlidir) sayımlara katılmalarını ve kendilerinin Ermeni olduklarını açıkça belirtmelerini istemiştir. Hatta melez İngilizlerden ve ‘Ermeni dostu kişiler'den de ‘Ermeni şıkkı'nı seçmeleri, böylece Ermeni toplumunun sesini duyurmasına ve daha çok yardım alınabilmesine katkıda bulunmaları istenmiştir.[46]

    CAIA kendi faaliyetlerine ek olarak Ermeni gruplar arasındaki siyasi ve diğer ayrılıkları da en aza indirerek bir tür organizatör görevini de üstlenmektedir. CAIA'in bir diğer görevi ise İngiliz toplumunu Ermeni toplumunun çıkarları doğrultusunda bilgilendirmektir. Bu bilgilendirme özellikle siyasi tartışmaların arttığı dönemlerde kolayca Türkiye karşıtı bir propaganda kampanyasına da dönüşebilmektedir. CAIA'ın yayınlarına bakılacak olursa bunlardan en önemlisinin Armenian Voice olduğu söylenebilir. Yılda dört kez (Kış, İlkbahar, Yaz ve Sonbahar dönemleri) olarak çıkarılan dergi İngilizce olarak yayınlanmakta ve topluluk içi haberleşmenin ötesinde Ermeniler ile İngiliz toplumu ve hatta dış dünyaya dönük bir iletişim ağı oluşturmaya çalışmaktadır.[47] Derginin 2001 İlkbahar sayısının büyük bir kısmı ‘soykırım' iddialarına ve bunun İngiltere tarafından tanınması için yürütülen kampanyaya ayrılmıştır. Dergi üyelere ve ‘önemli odaklara' dağıtılmaktadır. Bu odaklar arasında İngiliz siyasi kuruluşlarına ek olarak sivil toplum örgütleri ve diğer baskı grupları da bulunmaktadır. Bunun dışında CAIA'in bir de haber bülteni bulunuyor. Yerel yönetimlerin maddi ve teknolojik yardımları sayesinde basılan bu bülten yılda dört kez 3000 eve ücretsiz olarak dağıtılıyor.

    CAIA'in diğer amaç ve faaliyetleri de şu şekilde sıralanabilir:

    - Gençler ve yaşlılar için İngilizce dil kursları düzenlemek,

    - Ermeni mültecilere her türlü konuda destek olmak (Özellikle yeni gelenlerin İngiliz vatandaşlığına geçmesinde hukuki destek önemli olmaktadır),

    - Sosyal ve eğitim faaliyetleri düzenlemek,

    CAIA tarafından kurulan Hayashen merkezinin rolünü detaylandıracak olursak, bu merkez kurulduğu günden bugüne Londra'daki Ermeni faaliyetlerinin merkezi konumundadır. Toplumsal hizmetlerin yanısıra lobiciliğin ve kamuoyunu oluşturma çalışmalarının hemen her şekli (resim sergisi, imza kampanyası, tiyatro-sinema gösterileri, konferans, kurslar, müzikli gösteriler vb.) bu merkez aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. Denebilir ki Acton'da yer alan Hayashen sadece bir kültür merkezi olmanın ötesinde bir işlev üstlenmiştir.

    Bir diğer kuruluş da diğerleriyle bağlantılı çalışan The Armenian Relif Society of Great Britain. Bir tür yardım kuruluşu. Toplamış olduğu bağış ve fonları ihtiyaç duyan Ermeniler'e dağıtıyor, Ermenistan'a yardım kampanyaları yürütüyor. En dikkate değer faaliyeti ihtiyaç sahibi Ermeni öğrencilere maddi destek vermesi.

    Eğitim Kuruluşları


    Ermeni toplumunun halen Ermeni çocuklarının eğitim aldığı üç okulu bulunuyor. Bu okullarda Doğu ve Batı Ermenice eğitimi veriliyor.[48] 1978 yılında Ermeni Kilisesi ve Topluluğu Konseyi'ne yapılan 100.000 sterlinlik yardım sayesinde açılan Tahtaian Pazar Okulu bunlardan bir tanesidir. Acton High School üzerinden eğitime devam eden okulun 11 sınıfı bulunuyor ve yaklaşık 150 öğrenciye eğitimi veriyor. Bunların yaşları üç ile 14 arasında değişiyor. Okulun öğretim elemanlarının sayısı ise 18'dir. 1980li yıllarda Ermenice Cumartesi Dil ve Çalışma Okulu faaliyete geçti. Bu okulu daha sonraları Martiza Soghnalian Ermeni Okulu izledi. Okul faaliyetlerini Kensington'da gerçekleştirmektedir. Bu okulun Hınçak Partisi'ne bağlı olarak faaliyetlerini sürdüren Nor Seround Kültür Derneği ile doğrudan bağlantısı vardır.

    Daha küçük yaşta gruplara dönük kurumlar da vardır. The Armenian Community Playgroup bunlardan biridir ve Mayıs 1987'de kurulmuştur. Yine Ermeni Toplumu Okulöncesi Grubu (Armenian Community Pre-School Group) da çok küçük yaştaki Ermeniler'e (2-5 yaş arası) Ermenice eğitimi verir. Ayrıca bu çocuklara Ermenice ve İngilizce'nin dışında Ermeni tarihi ve kültürü hakkında bilgiler de verilir. Bu bilgiler, okul sorumluları Ermeni sorunu konusunda son derece radikal olduklarından, çoğunlukla Türkiye düşmanlığı ve Ermeni tarihi konusunda nefreti besleyecek verilerle doludur.

    Yukarıda sayılan düzenli eğitim kuruluşlarına ek olarak çeşitli dernek ve kuruluşların düzenlediği yaz kursları ve beceri geliştirme programları da bulunmaktadır. Bilgisayar, dans gibi kimilerince görece ‘önemsiz' sayılabilecek bu kurslar da Ermeni kimliğini yaşatmanın bir parçası olarak görülür ve kursu düzenleyenler kadar katılanların bir kısmı da bu çalışmaları ‘vatanseverlik' kavramı ile açıklarlar.

    Dini Kurumlar


    Daha önce kilisenin Ermeniler için önemine değinildiğinden için bu bölümde çalışmanın sınırları da göz önünde tutularak detaylara inilmeyecektir. Buna karşın, sayılan rol ve etkilerine ek olarak, bazı önemli noktalar belirtilebilir. Ermeni kilisesi genel olarak Hristiyan alemini, özelde ise Ortodoksları etkileme gücüne sahiptir ve bu bağlamda İngiltere'de çok sayıda Ortodoks kilisesi ve cemaati bulunduğundan,[49] politikalarını uygulamada doğal bir ittifaklar ağına dahildir. Diğer bir deyişle dini ve mezhepsel yakınlık Ermeniler'e doğal müttefikler kazandırmıştır. Denilebilir ki İngiltere'deki hemen hemen her Ortodoks Ermenilerin soykırıma uğradığına inanmaktadır.[50]

    Din ve Ermeni sorunu konusunda bir diğer nokta da dini konuların siyaset uğruna istismarı olmuştur. İngiltere'deki dini kuruluşların önemle üzerinde durdukları konulardan biri de Türkiye'deki kiliselerin durumu olduğundan Ermeniler bu konuyu mümkün olduğunca gündemde tutmaya çalışmaktadırlar. Bu kişilere göre Ermeni kiliseleri devlet ve bireyler tarafından sistemli olarak yok edilmekte böylece Anadolu'daki Ermeni ve Hristiyan izleri birer birer yok edilmektedir. Bu konuda en faal lobi grubu Jubilee Campaign'dir. Bu hareketin Ermeni kiliselerine karşı özel bir ilgisi bulunuyor. İngiltere ve uluslararası düzeyde lobicilik yapan bu grup Türkiye'de Ermeni Hristiyanlar'ın sıkıntı çektiğini ve dinlerini özgürce yaşayamadıklarını iddia ediyor.[51] Zaman zaman bu iddialarını siyasetçilere de yansıtan kampanya basında ve sivil toplum örgütleri arasında Türkiye karşıtı bir tutum izliyor. Yayınlarında Ermeni, Yunan ve Süryani kaynakları dışında kaynak kullanmayan örgütün Türkiye'deki Ermeniler ile ilgili yayınında 1990'lı yıllarda İstanbul'daki Ermeni kiliselerine dönük saldırıların arttığı iddia ediliyor.[52]

    Diğerleri


    Sayılan dernek ve kuruluşlara ek olarak bazı ABD ve Avrupa Ermeni dernek ve kuruluşlarının da Londra'da şubeleri bulunmaktadır. Bunlardan önemlileri AGBU, ARS ve ANC'dir.[53] Bu noktada İngiltere Ermenileri'ni etkili kılan en önemli unsurlardan birinin de dış bağlantıları olduğunu söylemek gerekir. Başta ABD olmak üzere diğer diasporalar ile İngiltere Ermenileri arasındaki sıkı işbirliği hem cemaatin iç sorunlarına hem de lobi faaliyetlerine önemli bir katkıda bulunur.

    II. İNGİLTERE'DE ETNİK LOBİCİLİK VE ERMENİ LOBİSİ


    İngiliz Dış Politikası ve Lobicilik


    Lobilerin etkisinden önce İngiliz dış politikasının iki temel özelliğini incelemekte yarar vardır; Birincisi İngiliz politika yapıcıları arasında hakim olan kanaat iç politika ile dış politika arasında fark olduğu ve dış politikanın uzmanlarca yürütülmesi gerektiği yönündedir. Diğer bir deyişle iç politika hakkında hemen herkes konuşup, katkıda bulunmaya çalışırken, geleneksel olarak İngiliz dış politikası uzunca bir süre dar bir elitin alanı olarak kalmıştır.[54] Bu özellik son dönemlerde aşınmışsa da diğer ülkeler ile kıyaslandığında İngiliz dış politikası halen dar bir çevrenin tasarladığı, uyguladığı ve değerlendirdiği bir alandır. İkinci önemli özellik ise pragmatizmdir. Politikalar ‘ulusal çıkarlara göre', ‘profesyonel' bir ekip tarafından hazırlanınca ideoloji ve ideallerin etkisi azalmakta, çıkarcı bir anlayış politikalara hakim olmaktadır.

    Yukarıda sayılan iki temel özelliğin ışığı altında İngiliz dış politikasının ABD dış politika yapım sürecinden büyük farklılıklar gösterdiği söylenebilir. İngiltere'ye kıyaslandığında ABD'nin dış politikası daha bir göz önündedir ve demokratik yaşamın parçası olan çıkar grupları ve lobiler daha kolay politikaların oluşumunda müdahil olabilmektedir. Elbette ABD'de de dış politikada belli gruplar daha etkilidir ve dış politika eliti Başkan ve Kongre ile birlikte politikaların oluşumunda ağırlıklı bir role sahiptir. Fakat bu durum İngiltere ile kıyaslanamayacak derecededir. İngiliz dış politikasının bu özellikleri lobilerin etkisini azaltmaktadır. Bu nedenle Ermeni lobisi incelenirken bu durum göz önünde bulundurulmalıdır.[55]

    Dış politika oluşumunun kendine özgü yapısına ek olarak lobicilik, Amerikan örneğinin tersine, İngiltere'de kötü bir üne de sahiptir. ‘Lobicilik' ile ‘çıkarları için sistemi kötüye kullanmak' kavramları zaman zaman karıştırılmaktadır.[56] Kamuoyu milletvekillerinin lobi şirketleri ile ilişkilerini onaylamamakta, bunun demokrasinin yozlaştırılması olduğunu düşünmektedir.[57] Buna karşın Thatcher döneminde lobicilikte Amerikan tarzı yerleşmeye başlamış, 1990larda ise kavramsal karışıklık sürmekle birlikte lobiler sistemin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Sistem hala dışarıdan müdahalelere karşı direnmekte ve dar bir elit dış politikada ağırlığını sürdürmektedir. Buna bir cevap olarak lobicilik şirketleri de bu dar gruptan isimleri kullanarak sisteme sızmaktadırlar. Yani lordlar, aristokratlar, milletvekilleri, prestijli isimler vd. kendi isimlerini belli bir anlaşma çerçevesinde bu şirketlere veya gruplara bir anlamda ‘kiralamaktadırlar'. Örneğin 1994 yılında Meclis'in iki yemek salonu MP ve İP milletvekillerince 1500 kez tutulmuş ve bu milletvekillerinin himayesinde lobi grup ve şirketleri toplantılar düzenlemiştir.[58] 2000'li yıllarda bu sayıda büyük bir patlama yaşanmış ve toplantılar için yer sıkıntısı çekilmiştir. İsim ‘kiralamada' bir diğer yöntemde belli bir anlaşma çerçevesinde milletvekillerine lobi grubunun istediği konuyu Meclis gündemine getirtmektir. Bu sayede konu Meclis'e girerken hem kamuoyunun dikkati artmakta, hem de bir anlamda prestij kazanılmaktadır.

    Bu çerçevede Ermeni lobisi etnik lobilere karşı duyulan şüphecilik ve İngiliz dış politikasının ‘kapalı' yapısı nedeniyle ciddi zorluklar çekmiştir. Sayı olarak da çok küçük olan lobinin Meclis'te bir grup oluşturması söz konusu değildir. Bu nedenle lobinin daha çok kamuoyu oluşturmaya çalıştığı ve dolaylı yollardan karar mekanizmalarını etkilemeye çalıştığı gözlenmektedir. Buna ek olarak yukarıda sayılan yöntemler de Ermeni lobisinin en çok kullandığı yöntemlerdendir. Son birkaç yıldır Ermeni sorununun gündeme kısa sorular şeklinde gelmesi lobi şirketlerinin kullanıldığına işaret etmektedir. Üçüncü olarak Ermeni lobisi İngiltere'de mevcut Türkiye karşıtı bloğun halihazırdaki gücünü kullanmaya çalışmaktadır. Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar'la güçbirliği yapan Ermenilerin son yıllarda yakın mesaide olduğu grup ise Kürtçü gruplardır (özellikle PKK). Nitekim 1999 yazında Londra'da düzenlenen seminerde konuşan Ermeni kökenli Amerikalı araştırmacı Ara Sarafian De Montford Üniversitesi'nden Desmond Fernandes ile yapmış olduğu konuşmalarda Türkler'in yönettikleri halkları katletmeyi gelenek haline getirdiklerini öne sürerek Ermeni katliamından sonra şimdi de bir Kürt katliamının yaşandığını ileri sürebilmiştir.[59] Benzeri bir şekilde Ermeniler Rumlar'ın da katledildiklerini öne sürerek davalarında yandaş aramakta, Türkiye karşıtı blok içinde güç arttırmaya çalışmaktadır. Buna yakın bir strateji Yahudi lobiler ile de kurulmak istenmekte ve Holocost ile Ermeni sorunu arasında paralellik çizilmeye çalışılmakta, fakat Yahudiler'in anti-semitizmin tekliği konusundaki ısrarları böyle bir işbirliğini zora sokmaktadır.

    Belirtilmesi gereken bir diğer nokta da Ermeni lobisinin kamuoyu oluşturmada izlediği yöntemdir. Din - Sanat - Eğitim saç ayakları üzerinde yükselen bu yöntemde ABD'deki çıkar zincirini bulamayan Ermeni lobileri kendilerinin toplumu en çok etkileyebildikleri din, sanat ve eğitim üzerinden siyaseti etkilemeye çalışmaktadır. Din konusu kısmen incelendi ve örneklerde daha da derinleştirilecek. Sanat alanında ise Ermenilerin çok avantajlı oldukları söylenebilir. İngiltere ve dünya sanat çevrelerinde isim yapmış çok sayıda Ermeni sanatçı bulunuyor ve Ermenilerin yürüttüğü Türkiye karşıtı kampanyaların en önemli ayağını müzik konserleri ve resim sergileri oluşturuyor. ‘Batı Ermenistan'dan Görüntüler gibi ‘masum' isimler altında düzenlenen sergilerde Türkiye'nin Doğusu'nun, özellikle Van ve çevresinin Ermenistan olduğu vurgusu işleniyor. Sanata ek olarak en çok etkide bulunulmaya çalışılan alan eğitim. Ermeni tezini yansıtan çalışmalar kütüphanelere bağış yoluyla gönderilirken, konuyu çalışacak Ermeniler'e ve İngilizler'e burslar veriliyor. Bugün Ermeni sorunu konusunda en aktif isimlerden sayılan Christopher J. Walker'ın konuya merak salmasının Ermenistan'a seyahat bursu almasıyla başladığını belirtmesi önemlidir.[60] Ermeni savını içeren konferanslar için özellikle İngiliz siyasi yaşamında etkili okullar (Londra, Oxford, Cambridge Üniversitesi gibi) seçiliyor. 2001 yılındaki faaliyetlerin Londra Üniversitesi'ne bağlı ve İngiliz siyasi yaşamına önemli isimler kazandırmış LSE de odaklanması bu çerçevede dikkat çekicidir.

    Bu bilgilerin ışığı altında ve bunlara ek olarak son dönemde gelişen İngiltere'deki Ermeni siyasi faaliyetleri incelendiğinde Ermeni lobisinin gücü ve etkisi daha kolay anlaşılabilecektir. Bu nedenle bundan sonraki bölüm bu konuyu ele alacaktır. Fakat bundan önce İngiltere'nin Ermeni sorunu konusundaki genel yaklaşımı özetlenecek. Böylece İngiltere'nin Ermeni politikasında yaşanan başarı / başarısızlığın ne kadarının lobi faaliyetlerinden kaynaklandığı daha kolay değerlendirilebilir.

    İngiltere ve Ermeni Sorunu


    İngiltere'nin Türkiye'ye, Ermenistan'a ve Ermeni sorununa yaklaşımını belirleyen en önemli faktörün İngiltere'nin Türkiye ve Kafkasya'daki ekonomik ve siyasi çıkarları olduğu söylenebilir. Bu konuda pragmatik bir politika izleyen İngiltere NATO'dan müttefiki Türkiye'nin ekonomik ve siyasi ağırlığının ve Türk halkının Ermeni sorunu konusundaki hassasiyetinin farkındadır. Ayrıca İngiltere Ermeni sorunu konusundaki bir yanlışın İngiltere'nin Ortadoğu, Balkanlar ve diğer bölgelerde de maliyeti olabileceğini bilmektedir. Bu anlamda İngiltere'nin bir denge politikası izlediği ve ulusal çıkarlarına zarar vermemeye büyük özen gösterdiği söylenebilir. Buna ek olarak Azerbaycan petrolleri İngiltere'nin Kafkas politikasında gün geçtikçe artan bir öneme sahip olmuştur. Şu anda Azerbaycan petrollerinde ABD ile birlikte en fazla paya sahip ülke İngiltere ve Azerbaycan bu durumu kendi lehine kullanmak için özel bir çaba sarf ediyor.[61] Dolayısıyla İngiltere Ermeni sorununda politika belirlerken Türkiye ve Azerbaycan ile olan ilişkilerini de göz önünde bulundurmak zorunda.

    İngiltere'nin Ermeni sorunu konusundaki genel tutumu ise, sorunun doğrudan aktörlerinden birisi olmasına karşın kendisini dışarıda tutma çabasıdır. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ermenilerin koruyuculuğuna soyunan ve sonrasında Rusya ile rekabette Ermeniler'i yalnız bırakan İngiltere o günden bugüne adeta sorunda dışarıdan bir gözlemci olduğu izlenimini oluşturmaya çalışmış, sorunun ulusal çıkarlarına zarar vermemesine gayret göstermiştir. Savaş sonrasında tüm Osmanlı belgelerine ulaşabilecek imkana kavuşan ve gerekli kovuşturmaları yaptıran İngilizler'in soykırım yönünde bir açıklamada bulunmamaları ve bu politikalarını günümüze kadar sürdürmeleri dikkat çekicidir. İngiliz yetkililer halen 1915 ve sonrasında yaşanan olayların ‘trajik' olduğunu söylemekte, fakat ‘soykırım' olarak değerlendirilemeyeceğini belirtmektedirler. Buna karşın ‘soykırım' kavramının olaylardan sonra ortaya çıktığı bu nedenle olayların soykırım sayılamayacağı yönünde ‘kaçamak' ve imalarla dolu açıklamalarda bulunulmuşsa da İngiliz resmi görüşünün tipik İngiliz politikasını yansıttığı, idealist bir tutumdan ziyade iki tarafı da ‘üzmemeye' çalışan, İngiliz ekonomik ve siyasi çıkarları merkezli olduğu söylenebilir. Bunun detayları bir sonraki bölümde verilecektir.

    III. SON GELİŞMELER VE SOYKIRIM KAMPANYASI


    Yahudi Soykırımı'nı Anma Törenleri ve Ermeniler

    Şüphesiz İngiltere Ermenileri'ni son yıllarda harekete geçiren en önemli olaylardan biri de soykırım kampanyası olmuştur. Daha önce de belirtildiği üzere, İngiltere Ermenileri tıpkı diğer ülkelerdeki Ermeni diasporaları gibi, ABD veya başka bir ülkede Türkiye karşıtı bir kampanya başlatıldığında, kendi ülkelerinden buna aktif ya da pasif verebilecekleri her türlü desteği vermektedirler. Durum böyle olunca ABD ve Fransa meclislerindeki sözde soykırımı yasal olarak tanıma çabaları İngiliz Ermenileri'ni de harekete geçirmiştir. Bu konuda Holokost'u (Naziler'in sistemli bir şekilde Yahudileri yok etmesi olayına verilen ad) Anma Günü (Holocaust Memorial Day) Ermeni lobilerine önemli bir fırsat sunmuştur. Fakat bundan önce de İngiltere Ermenileri'nin soykırımı İngiliz gündemine getirmek için yoğun çabaları olmuştur. Bu çabalar komisyonlara dilekçe, faks veya mektup gönderme şeklinde olduğu gibi, etkin isimleri devreye sokarak Meclis'in her iki kanadında dostlar edinmek şeklinde de gelişmiştir. Örneğin Mart 1999'da Avam Kamarası Dış Olaylar Komitesi'ne sunduğu memorandumda Christopher J. Walker 1915 olaylarının acilen ‘soykırım' olarak tanınması gerektiğini iddia etmiştir.[62] Bu yöndeki çabaların önemlilerinden bir diğeri ise 26 Temmuz 2000 tarihinde Meclis'in her iki kanadından lord ve milletvekillerinin birleşerek Başbakan Tony Blair'e 1915 olaylarını soykırım olarak tanıması için bir ‘dilekçe' vermeleridir. O ana kadarki tavrı söz konusu olayları soykırım olarak tanımama şeklinde olan İngiliz hükümeti bu isteği de reddetmiştir.[63]

    Belirtildiği üzere, İngiltere'deki Ermeni lobisi için en büyük fırsatı Holokostu Anma Günü vermiştir. İngiltere tarihinde ilk kez gerçekleştirilen ve tam adı ‘Holokost'u Anma Günü, Soykırımları Hatırlamak, Gelecek İçin Dersler Çıkarmak' olan bu projenin hazırlıkları aylar öncesinden başlamış, BBC tarafından yayınlanması öngörülen törenin idari kontrolü ise İçişleri Bakanlığı'na verilmişti. Anma günü Kızıl Ordu'nun Auschwitz Toplama Kampı'na vardığı gün olan 27 Ocak olarak tespit edilmiş,[64] zaman dilimi olarak da İkinci Dünya Savaşı'nda Yahudiler'in yaşadığı olaylar özellikle seçilmişti. Diğer bir deyişle Yahudiler'in çok daha önceleri, örneğin 19. hatta 20. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı dramatik olayları veya Alman ya da İngiliz toplumlarında görülen anti-semitik vakaları gündeme getirmek planlarda yoktu.[65] Çünkü İngiliz hükümeti de biliyordu ki kapsam biraz daha genişlerse kontrolü elde tutmak mümkün olamaz, masum bir anma günü İngiliz ulusal çıkarlarına ve toplumsal barışa zarar verebilecek bir hale gelebilirdi. Dolayısıyla anma günü Ermeniler'i kapsamadığı gibi ilk haliyle Türkiye'yi ilgilendirebilecek bir yönü de yoktu. İkinci Dünya Savaşı boyunca milyonlarca insanı sırf din ya da ırkları nedeniyle öldüren Avrupalılar'ın ‘vicdan rahatlatma' kervanına İngiltere de katılıyordu. Nitekim İngiliz İçişleri Bakanı Jack Straw, söz konu anma gününün ‘toplumu eğitmek ve hoşgörülü ve ırkçılık karşıtı bir toplum yaratmak' için ihdas edildiğini söylüyordu.[66] İngiltere'nin böyle bir gün oluşturmasının pratik nedeni ise etnik lobilerin baskısı ve bu konuyu dış politikada bir kart olarak kullanmak, en azından bu cepheden eleştiri almamak olabilir. Çünkü Fransa ve diğer bazı Avrupa ülkeleri soykırımı reddedenlere ceza veren yasalara sahip olmasına karşın İngiltere'nin buna benzer sert cezalar içeren bir yasası mevcut değildi.[67]

    Yukarıda belirtilen amaç ve kapsama karşın Ermeni örgütleri uluslararası alanda yürüttükleri kampanyanın bir parçası olarak İngiliz İçişleri Bakanlığı'na ve programın uygulayıcısı ve yayıncısı olacak olan BBC'ye başvurdular ve Ermeniler'e 1915 yılında uygulandığını iddia ettikleri soykırımın da programa alınmasını talep ettiler. Programdan aylar önce ve organize olduğu çok açık olan kampanya sadece bakanlığa ve yayıncı kuruluşa değil, basın organlarına da odaklandı ve İngiliz hükümetini zora sokacak haberler birer ikişer çıkmaya başladı. Örneğin İngiliz ulusal gazetelerinden The Independent'ın tanınmış Ortadoğu muhabiri Robert Fisk büyük puntolarla adeta kendi hükümetinden sözde Ermeni soykırımını tanımaması nedeniyle hesap soruyordu:

    ‘Ocak ayındaki İngiltere'deki ilk anma günü Türkler'in 1.5 milyon insanı öldürdüğü 1915 zulmünü kabul etmeyecek. Hükümet, Ocak ayında Anma Günü düzenlerken Ermeni Holokostu'nu[68] tanımayı reddedecek.'[69]

    Cezayir, Lübnan ve İsrail haberleriyle tanınan Fisk, zamanla bu gazetedeki yazılarını bir kampanya havasına sokmuş ve tamamıyla Türkiye'yi karalayıcı, tek yönlü bir kampanya yürüterek, Ermeni lobisinin en önemli kozlarından biri haline gelmiştir.

    <H5 align=justify>İngiliz İçişleri Bakanlığı'nın, Amerika Ermeni Asamblesi'nden gelen Ermenileri de anma gününe dahil etme yönündeki talebine ve basından gelen baskılara karşı verilen cevapta ise diplomatik bir dil kullanılmıştır:

    ‘Birinci Dünya Savaşı esnasında yaşanan Hristiyan azınlık katliamları (massacres) dehşet verici bir trajedidir ve dönemin İngiliz hükümetince kınanmıştır. İngiliz anma günü ise Naziler'in Yahudiler'e karşı işlediği soykırıma (holocaust) ve benzeri sorunlara neden olan son dönemde gerçekleşen zulümlere odaklanacaktır.'[70]

    Resmi cevap her ne kadar 1915'de bir çok Ermeni'nin öldürüldüğünü kabul ediyorsa da, İngiltere'nin resmi olarak o dönemde gerçekleşen olayları ‘soykırım' olarak kabul etmediğinin[71] anlaşılması üzerine kampanyanın dozajı arttırılmış ve BBC ile İçişleri Bakanlığı ağır eleştiriler ile karşı karşıya kalmıştır. BBC, ‘programı ben düzenlemiyorum. Sadece hazırlanmış bir programı uyguluyorum' açıklamasına karşın bir çok gösteri ve protestonun hedefi haline gelmiştir. Bunun üzerine kendisini bir açıklama daha yapmak zorunda hisseden BBC ‘Ermeni soykırımı özel olarak dışlanmış değildir. Ancak bizim bu programdaki tarihi atıflarımız 1915-1920 dönemini kapsamamaktadır... ve tüm XX. yüzyıl zulümlerini kapsamak hiçbir zaman bizim plan ve değerlendirmelerimiz içinde olmamıştır' açıklamasını yayınlamıştır.[72] Bu açıklamalar da Ermeniler'i tatmin etmeyince, BBC ve bakanlık yetkililerince Ermenilerin çektiği sıkıntıların programda ‘bir şekilde' zikredileceği ima edilmiştir. Bu arada adeta ‘bir mavi boncuk' da Türk büyükelçiliğine verilmiş, ve ‘merak etmeyin Ermeniler programa dahil edilmediler' denmiştir. İşin aslına bakılırsa gerek BBC, gerekse İçişleri Bakanlığı'nın açmazı ortadaydı. İngiltere resmi olarak Ermeni soykırımı iddialarını kabul etmiyor, fakat İngiliz kamuoyu ve bazı etkin isimler bu iddialara inanıyordu. Ayrıca söz konusu program Yahudi soykırımını anmak üzere hazırlanmış olmasına karşın bazı son dönem olaylara da değinileceği belirtiliyordu ve bundan kasıt eski Yugoslavya'da ve Ruanda'da yaşanmış olaylardı. Bu durumda neden 1940 tarihinin sınır olarak konduğunun mantıki bir izahı yapılamıyordu. Kısacası İngiltere ne Ermeniler'i kırmak istiyordu, ne de Türkiye ile köprüleri yakmak. Durum böyle olunca açıklanması zor bir tablo ortaya çıkıyordu ve bu da Ermenilerin İngiltere'de seslerini daha çok duyurabilmelerine ve aylarca gündemde kalmalarına, dolayısıyla Türkiye'yi karalayıcı haberlerin bu süre zarfında İngiliz kamuoyunda daha etkili bir şekilde gündemde kalmasını sağlıyordu.[73] Ermenilerin bu ortamdaki stratejisi, ‘aslında İngiltere'nin de Ermeniler'e, Türkler tarafından soykırım uygulandığını bildiği, ancak siyasi nedenlerden dolayı bunu görmezden geldiği' iddiasını İngiliz kamuoyuna kabul ettirebilmekti. Churchill'in ve eski İngiliz diplomatlarının sözlerini ön plana çıkaran bu strateji etkisini en çok basın ve sivil toplum kuruluşları üzerinde göstermiştir. Sağ ve sol tüm gazeteler ve televizyon kanalları Türkiye aleyhine cephe alırken Mülteciler Konseyi gibi toplumda saygınlığı yüksek dernek ve kuruluşlar da Türkiye'yi ve İngiliz hükümetini suçlayıcı açıklamalarda bulunmuşlardır.


    Aralık ayında kampanya hız kazanırken, Ermeni lobisi Lordlar Kamarası'nda buluşarak ABD'deki Gomidas Enstitüsü'nde basılan ve Ermeni soykırımı iddialarına yer veren Mavi Kitap'ın tanıtımını yapmıştır. Lordlar Kamarası Ermenilerin en çok kullandıkları yerlerden biridir ve kamarada Ermeni iddialarına destek verebilecek Lord Hylton ya da Lord Avebury gibi üyeleri barındıran, Türkiye karşıtı her türlü iddiaya sonuna kadar destek olacak Rum, PKK ve insan hakları lobileri mevcuttur. Nitekim ismi geçen toplantı da yine bu isimler tarafından himaye edilmiştir. Bu çerçevede Lord Hylton konuyu kısa sürede, 20 Aralık'ta Lordlar Kamarası'nın gündemine taşımış ve hükümete şu soruyu yöneltmiştir:

    <H5 align=justify>‘Lord Hylton majestelerinin hükümetine sordu: Acaba hükümetiniz 27 Ocak 2001 tarihinde yapılacak olan Holocost Anma Günü'ne 1915-16 Ermeni katliamlarını da dahil etmeyi düşünmekte midir?'[74]

    Hükümet adına cevap veren Brighton Lordu Bassam'ın cevabı daha önceki cevaplara benzemektedir:

    ‘... Holocost Anma Günü Holokost'tan ve en son mezalimlerden ders almaya odaklanmıştır. Bizler, Holokosttan önceki olaylar ile ilgili talepleri değerlendirmekle birlikte, Holokost ve sonrası olaylara odaklanma konusunda tutarlı bir karar aldık. Örnekler Haçlı Seferleri'ni, köleliği, sömürgeciliği, Stalin kurbanlarını ve Boer Savaşı'nı kapsamaktadır. Yanlış yorumlanma ihtimalinin bulunduğu her yerde bir hat çekebilmek her zaman için zor olmuştur.'[75]

    Bu ve benzeri sorular sık sık Avam ve Lordlar Kamarası'nın gündemine gelirken, Türkiye'nin gündeme geldiği her oturumda (Kıbrıs, PKK, Avrupa Birliği vb. konular) Ermeni soykırımı iddialarını sormak bir adet haline getirilmiştir. Örneğin Avam Kamarası'nın 23 Ocak 2001 günkü oturumunda konu Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne uyumu olduğu halde, Cardiff milletvekili Jon Owen tartışmaların seyrine bakmaksızın Ermeni soykırım iddialarını gündeme getirmiştir:

    ‘Soykırımın işlendiği günkü İngiliz hükümetinin olayları soykırım olarak kabul etmesine karşın, Türkiye'deki Ermenilerin soykırıma uğradığını inkar etmek hükümetin ne tür bir etik dış politikası oluyor acaba. Geçmişin günahlarını reddetmenin nedeni NATO'daki güçlü bir müttefik olmasın?'[76]

    Soruya sert bir ses tonuyla hükümet adına cevap veren Mr. Vaz, İngiliz Hükümeti'nin diğer ülkelerin isteklerine göre dış politika belirlemeyeceğini belirttikten sonra, ‘Biz bu konudaki politikamızı açıkça ortaya koyduk. Bu gelişme Ermeni tarihindeki üzücü ve hassas bir olaydı; bu husustaki konumumuzu muhafaza etmekteyiz'. Bu arada soru sahibi olan Owen'ın Galler'den bir milletvekili olması da dikkat çekicidir ve takip eden aylarda Ermeni iddialarına en büyük desteğin Galler Meclisi'nden gelmesi bu konudaki kuşkuları doğrulamıştır. Denebilir ki Ermeni lobisi bu dönemde en etkili propaganda faaliyetlerini Galler'de gerçekleştirmiştir.

    Kampanyanın önemli bir ayağını da İngiliz eğitim ve sanat merkezleri oluşturuyordu. Bu çerçevede saygın İngiliz kurumlarında, mümkün olduğunca Ermeni yanlısı İngilizler konuşturularak ve çoğu zaman ABD diasporasının da desteği sağlanarak konferanslar ve toplantılar düzenlenmiştir. Bunlardan 22 Ocak 2001 tarihli LSE'de düzenlenen ‘Soykırımı İnkar: Ermenistan'dan Bosna'ya' adlı konferans en dikkat çekicisidir. New York Soykırım Çalışmaları Enstitüsü'nden Prof. Helen Fein'in konuşması Ermeni trajedisinden ders alınmadığı için Bosna'da benzeri olayların yaşandığı şeklindeydi. Eğitim bağlamında dikkat çekici bir diğer isim de Londra Üniversitesi Koleji'nden, Amerikan asıllı Ermeni antropolojist Dr. Susan Pattie'dir. Kendi ifadelerine göre, Dr. Pattie'nin ailesi 1915 olaylarında bugünkü Türkiye - Suriye sınırlarına yakın bir yere göçe zorlanmış, babasının iki kardeşi yolda ölmüş, diğerlerini ise Türkler almış. Kişisel çabalarına ve yaptığı konuşmalara ek olarak Pattie, The Guardian'a verdiği demeçte bu göçler esnasında bir çok Ermeni çocuğun köle olarak çalışma kamplarında çalıştırıldığını, bir kısmının zorla dinleri değiştirilerek Müslüman ailelere verildiğini, diğer bir kısmının ise kaybolduğunu iddia etmiştir.[77] İddialar yeni olmamakla birlikte Pattie'nin bu iddiaları kendi gözleriyle görmüş gibi anlatması ve aktaran muhabirin de bu edayla haberini kaleme alması şaşırtıcıdır, çünkü Dr. Susan Pattie sadece 50 yaşında. Dr. Pattie'nin iddiaları bildik olmakla birlikte konuşmasının bir yerindeki ifadeler diasporadaki Ermeniler'i anlamak adına çok önemlidir. Şöyle diyor bayan Pattie:

    ‘Babam Amerikalı İngiliz olmasına ve okul arkadaşlarımın tamamına yakını Yahudi olmasına karşın, ananem de bizimle yaşadığından ben kendimi tamamıyla bir Ermeni olarak tanımlıyordum. Bizler tehcir hakkında anlatılanlarla büyüdük. Bu bizim Ermeniliğimizin bir parçasıydı.'[78]

    Anma günü yaklaştıkça yoğunlaşan kampanyada dikkat çekici bir diğer nokta da kampanyanın tek bir koldan değil, bir çok alanda ve çok sayıda kuruluşun örgütlü çalışması sonucunda gerçekleştirildiği, ya da böyle bir izlenimin başarı ile verildiğidir. Bu kampanyada sadece dindar, sanatçı, işadamı vb. Ermeniler yer almamış, cins, yaş, gelir durumu fark etmeksizin tüm İngiltere ve dünya Ermenileri'nin aynı amaç doğrultusunda birleştiği hissi uyandırılmaya çalışılmıştır. Nitekim eşcinsel Ermenilerin Admiral Duncan pub önünde düzenledikleri gösteri bu tespiti teyit etmektedir.[79] Eşcinsel haklarını derneği Stonewall tarafından Yahudi soykırımını anmak üzere düzenlenen toplantıya katılan Ermeniler buradaki toplantıda soykırımın sık rastlanan bir suç olduğunun altını çizerek kendilerinin de Türkler tarafından soykırıma tabii tutulduklarını iddia ettiler. Eşcinsel, lezbiyen gibi grupların Batı toplumlarında hızla güçlendiği ve siyasette ağırlıklarını iyiden iyiye hissettirdikleri düşünülecek olursa bu etkinliğin ne anlama geldiği daha kolay anlaşılabilir. Londra Belediye Başkanı Ken Livingston'un da toplantıya katılması tespitimizi doğrulamaktadır. Belirtilmesi gereken bir diğer nokta da bu faaliyete katılan ve organizasyonda önemli bir rol üstlenen Vasken Tavitian'ın Ermeni Soykırımını Tanıma Komitesi ile yakın bir işbirliği içinde olmasıdır.

    Anma Günü


    Anma gününden bir gün önce 400 kadar Ermeni, İçişleri Bakanlığı'nın önüne gelerek, bakanlığın Ermeni soykırımını tanımamasını protesto eden pasif bir gösteri düzenlediler. 12 saatlik sessiz gösteri yer yer dini bir ayin şeklinde geçerken, eylem öncesinde çok sıkı bir medya tanıtımının da gerçekleştirildiği anlaşılıyordu. Yaklaşık bir hafta boyunca basın yayın kuruluşlarını mektup, faks ve e-mail bombardımanına tutan İngiltere Ermenileri çabalarının karşılığını alıyorlardı. Eyleme katılanların sayısı birkaç yüz kişi olmasına karşın, İngiliz medyasının ilgisi büyüktü. Ülkenin iki büyük televizyon istasyonu BBC ve ITN'e ek olarak hemen hemen bütün büyük basın kuruluşları protestoyu tüm detaylarıyla gazete sayfalarına ve televizyon ekranlarına taşımışlardır. Bu haberlerde en çok yer verilen sözler Hratche Koundarjian'a aittir:

    ‘İngiliz halkı Ermeni soykırımı gerçeğine uyandı, bu gerçeği anlamaya başladı. Anma Günü nedeniyle çok kızgınlar, çünkü 1915 yılında katledilen 1.5 milyon Ermeni'nin hatırasına karşı ikinci kez politik bir aldatma oynanıyor.'[80]

    Eylem sadece basından değil, dini bir çok kuruluştan da sempati gördü. Bu çabalar sonucu bazı kilise ve hayır kurumları Ermenilerin mücadelesini destekler türeden açıklamalar yaptılar ve Türkler'in 2 milyona yakın Ermeni'yi öldürdüklerini üyelerine duyurdular.[81]

    Holokostu Anma Günü belirtildiği üzere 27 Ocak 2001 günü, Londra'da Westminister Central Hall'da, Başbakan Tony Blair, tüm siyasi büyük parti temsilcileri ve Galler Prensi Charles'ın da katılımıyla gerçekleştirildi. Törene Yahudi cemaatinin önemli temsilcileri, Kamboçya ve Ruanda katliamlarından sağ kurtulabilmiş kişiler de katıldılar. 2000'den fazla davetli içinde 200 kadar da Alman Nazizm'inden kurtulmayı başarmış Yahudi de bulunuyordu. Dua ve ilahilerin okunduğu törende Ruanda katliamından kurtulan Cecile Kayirebwa da, anne ve babasının öldürülmesinden sonra yazdığı şarkıyı söyledi. Cecile şarkısında ‘savaş sıradan, dolayısıyla ölüm de' diyordu. Kısacası büyük bir ilginin olduğu törene aynı zamanda son derece duygusal bir hava da hakimdi. Diğer bir deyişle Türkiye'nin böyle bir toplantı öncesinde ve sonrasında manevra alanı oldukça daraltılmıştı. Tören salonunun dışında 500-1000 Türkiye ve Kıbrıs Türkü ile bazı Azerbaycanlılar'ın aleyhte gösterilerine karşın, yüz binlerce Ermeni'nin katledildiğine inanan bir topluma, böylesine bir atmosferde hukuksal kavram tartışması ile cevap verebilmek olanaksızdı. Nitekim törene davetli olan 20 kadar Ermeni din adamı ve toplum temsilcileri ellerinde mumlar bir yandan diğer katliama tabii tutulmuş halkları anıyorlar, diğer taraftan da 1915 yılında, 20. yüzyılın ilk katliamının ve soykırımının kendilerine yapıldığını anlatıyorlardı.[82] İddialara göre bu 20 kişiden ikisi, Yerevant Shekerdenian ve Anig Bodossian 1915 olaylarını yaşamış ve ‘soykırım'dan kaçmayı başarabilmiş iki Ermeni'ydi ve tören boyunca diğer toplum temsilcileri ve basının sempatisini kazandılar. Türk yetkililere törenin Ermeni soykırım iddialarına dönük olmadığı mesajını veren İngiliz İçişleri Bakanlığı söz konusu şahısları resmen davet ettiklerini kabul etmiş, buna karşın davetlilerin ‘Ermeni soykırımı nedeniyle değil, İngiltere'de yaşayan Ermeni toplumunu temsilen törene davet edildiklerini' söylemişlerdir. Bu noktada, öngörülü bir yaklaşımla 19. ve 20. yüzyıllarda Balkanlar'da katliama tabii tutulan 2 milyondan fazla Türk ve Müslüman azınlık ile Kafkaslar'da Ermeni ve Rus katliamına uğrayan Osmanlı halkları belki de bu törene katılabilirlerdi, böylece Türklerin de ne kadar büyük acılar yaşadığı tüm dünyaya duyurulabilir, sadece ‘öldüren, katleden' sıfatı layık görülen bir toplum bu suçlamalara kısmen de olsa cevap verebilirdi. Fakat böyle bir organizasyon için öngörü ve geniş görüşlülüğün ötesinde imkanlara ihtiyaç vardır. Her şeyden önce Ermeni din adamlarının yanına Türk devletinin memurlarını oturtmak mümkün olamamaktadır. Böyle bir ortamda Türk tezini anlatacak kişiler dini liderler ve sivil toplum örgütü üyeleridir, ve ne yazık ki ihmaller ve yanlış politikalar neticesinde 300.000 kişilik Londra Türk toplumu paramparça bir görünüm sergilemekte, bir çok grup ve cemaat de küstürüldüğünden devletten uzak, bireysel çabalara mahkum edilmektedir. Diğer bir deyişle kendi vatandaşlarına kendisini anlatamayan bir devletin, kendisini Ermenilere, İngiliz toplumuna, ya da dünya kamuoyuna anlatması son derece zordur ve bu noktada birkaç diplomatın, ya da propaganda uzmanının alabileceği önlemler son derece sınırlıdır. Bu kısa tespitten sonra sözkonusu törene geri dönecek olursak, İçişleri Bakanlığı'nın bu daveti Ermeniler'i son derece memnun etmiştir. İngiltere'de kurulu bulunan Ermeni Soykırımını Tanıma Komitesi (The Committee for Recognition of the Armenian Genocide) bu daveti bir ‘başlangıç' olarak saydıklarını ve devamının geleceğine emin olduklarını açıklamıştır.[83] Ermenilerin ümitlenmeleri son derece doğaldı. Çünkü onlara cesaret veren sadece bakanlığın daveti olmamış, basının Ermeni yanlısı tutumu gelecekte daha büyük adımların atılacağına işaret etmiştir. Bu çerçevede The Guardian'ın aynı gün verdiği haberinde ‘İki Kez Öldürülen Halk' başlığıyla verdiği ve tamamıyla Ermeni verilerine göre hazırladığı haberinde ‘Osmanlı Türkleri savaş bahanesiyle Ermeni nüfusunun üçte birini yok etti, Türkiye bunu inkar ediyor, İngiltere de soykırımı tanımaktan çekiniyor' demesi ve onu sağ ve sol hemen hemen tüm gazetelerin izlemesi doğal olarak İngiltere Ermenileri'ni cesaretlendirmiştir.[84] Kamuoyu ve basında devam ilgi etkisini Meclis'te de göstermiş ve adeta aynı kalemden çıkmış izlenimini veren sorular kısa süreli aralar ile Avam ve Lordlar Kamarası'nda sorulmaya devam edilmiştir. Bu sorulara hükümetin cevabı hemen hemen aynı ve çok kısa olmasına karşın milletvekilleri soru sormaktan yılmamış, İngiltere'nin neden Türkler'in yaptığı soykırımı tanımadığı sorusu parlamentoda yankılanmaya devam etmiştir. 27 Şubat'ta yaşanan şu örnekte olduğu gibi:

    "Bay Edward Leigh (Gainsborough) sordu: XX. yüzyılın ilk soykırımı olan Ermenilerin katledilmesi konusunda hükümet, daha önceki hükümetlerin hiç yapmadığı bir şeyi yapacak ve üzüntüsünü belirtecek mi? Hiçbir şekilde özür dilenmedi, fakat konu Fransız Hükümeti'nce yerinde bir şekilde çözüldüğü gibi hala önemini, koruyor. Biliyorum ki (Fransızlar) sonuçlarına katlanmak zorunda kaldılar, fakat doğru olan şeyi yaptılar. Eğer üzüntü ve pişmanlığımızı belirtmezsek, Hitler'in şu şeytani sözleri haklı çıkmış olacak: ‘Şimdi Ermeniler'i kim hatırlıyor?'. Acaba hükümet, hiçbir Türk Hükümeti'nin XX. yüzyılın bu ilk soykırımı konusunda hiç özür dilememesinden dolayı bir üzüntü duyduğunu belirtir bir açıklamada bulunacak mı?".


    "Bay Vaz (Hükümet adına): saygıdeğer bayım daha önceki dış politika soruları esnasında burada idiler. Ben politikayı ortaya koydum ve bu politika henüz değişmemiştir."[85]

    Nuh'un Gemisi ve Soykırım İddiaları


    İngiltere, her ne kadar anma gününe Ermeniler'i dahil etmemiş, soykırım iddialarını resmi olarak tanımama politikasını sürdürmüşse de anma gününde boy gösteren Ermeni toplumu temsilcileri ve Ermeniler'e ‘gayri resmi' de olsa tanınan ayrıcalıklı konum Türkiye-İngiltere ilişkilerine zarar vermiştir. Bu zarar ne yazık ki sadece anma töreni ile sona ermemiştir. Yakaladıkları rüzgarı daha iyi kullanma eğiminde olan Ermeni cemaati kampanyasına takip eden günlerde de hız kesmeden devam etmiştir. Bu bağlamda 1 Mart 2001'de İngiliz Milli Kütüphanesi'nde (British Library) açılan ‘Nuh'un Hazineleri' sergisi tamamen bir Ermeni propagandasına dönmüş, bu propaganda esnasında sadece soykırım iddiaları tekrarlanmakla kalmamış, modern Türkiye'nin sınırları içinde yer alan Ağrı Dağı'nın aslında Ermenilerin anavatanı olduğu iddiası İngiliz kamuoyunun bilinç altına yerleştirilmeye çalışılmıştır.[86] Serginin açılışını Dışişleri Bakanı ve İşçi Partisi milletvekili Robin Cook'un Ermeni dini liderleriyle birlikte yapmış olması bu propagandaların ne kadar etkili bir yol izlediğinin açık bir göstergesidir. Sergi esnasında en çok üzerinde vurgu yapılan konulardan biri de 2001 yılının Ermenilerin Hristiyanlığı kabul edişlerinin 1700. yılı oluşuydu. İngiliz kamuoyunun hassas olduğu din ve Nuh'un gemisi gibi iki ilgi çekici konu önemli katılımcılar ile birleşince Ermenilerin basında seslerini duyurmaları daha kolay olmuştur.[87] Basın ve politikacılar ile ilişkilere ek olarak bir çok okul ile temasa geçilerek mümkün olduğunca çok öğrencinin bu sergiyi gezmesi sağlanırken, öğretmenlerin ileriki günlerde okullarında Ermeni kültürünü tanıtıcı dersler yapabilmeleri için eğitim paketleri hazırlanmış ve bunlar bazen ücretsiz, bazen de cüzi bir ücret karşılığı dağıtılmıştır. İlk ve orta derecede okullara ek olarak yüksek öğrenim aşamasında da Londra Üniversitesi'nin önemli okullarından SOAS ile anlaşılarak bir günlük ‘çalışma günü'ne ek olarak Ermenistan ve Doğu Kilisesi üzerine konferanslar da düzenlenmiştir. Masrafları Tamar Manoukian (Manukyan) ve Manoukian Hayır Vakfı tarafından karşılanan sergi, Ermeni propaganda makinesinin çalışma şekli konusunda mükemmel bir örnek oluşturmuştur. Manukyan Vakfı'ndan bahsederken, bu vakfın son olarak, 10 Haziran 2001'de Londra'da yeni bir Ermeni kilisesi olan Surp Yeğişe Ermeni Kilisesi'nin açılışına yüksek miktarlarda maddi yardımda bulunduğunu ve bizzat Vaçe Manukyan'ın açılış için büyük gayretler sarf ettiğini belirtmek gerekir.[88]

    Galler'den Soykırıma Tanıma


    Anma günü bahane edilerek başlatılan, uluslararası gelişmelerden güç alan ve bu çerçevede aylarca sürdürülen Ermeni soykırımı kampanyası etkisini çok kısa zamanda göstermeye başladı. Yerel yönetimlerden bazıları açıkça soykırımı tanıdıklarını ilan ederken, bu etki yerel yönetimlerle sınırlı kalmadı ve Nisan ayının sonunda Galler'e kadar sıçradı. 24 Nisan sözde Ermeni Soykırımı'nı Anma Günü bahane edilerek bir ay boyunca Galler'de sürdürülen çalışmaların bir parçası olarak çeşitli kurumlarda konferans ve tanıtım faaliyetlerinde bulunulurken, Galler Meclisi üyeleri de yoğun bir propaganda kampanyasına maruz kaldılar. Hemen her hafta masalarında Ermeni soykırımı iddialarını anlatan bir faks ya da mektup bulan parlamenterlerin bu konudan kaçmaları çok zordu. Buna karşın Türk görüşlerini anlatan yeterli materyalin olmaması da şüphesiz olumsuz bir etkendi. 19 Mart 2001'de 1915 yılında yaşandığı iddia edilen soykırımın Armin Wegner tarafından çekildiği belirtilen fotoğrafları içeren bir ‘soykırım sergisi' açıldı. Asıl önemli gelişme ise Nisan ayının sonunda Galler Meclisi Birinci Bakanı Rohdri Morgan'ın açıkça Ermeni soykırımını tanıdıklarını ilan etmesi oldu.[89] Barış Tapınağı ile Ermeni Soykırımı'nı Tanıma Komitesi tarafından düzenlenen ‘Ermeni soykırımının 86. yıldönümünü anma törenleri'ne katılan Galler Kültür Bakanı Jenny Randerson ise tören öncesinde Türk yetkililerden bazı uyarılar geldiğini söyleyerek, Ermeni görüşlerine açıkça destek verip, Türkiye'yi eleştirdi:

    ‘Türkiye şu anki inkarı nedeniyle kesinlikle kınanabilir, suçlanabilir. Ve ben bu konuda konuşacağım için benim üzerimde baskı kuran modern Türkiye Hükümeti'nin temsilcilerine diyorum ki, geçmiş yaşamında bir tarihçi olarak, ben delilleri nasıl değerlendireceğimi, karşıt ve yandaş görüşleri nasıl ele alıp doğruların nerede olduğu konusunda nasıl karar vereceğimi çok iyi biliyorum... Ermeni soykırımı XX. yüzyılın ilk utanç verici olayıydı.Türk inkarı kadar endişe verici olanı ise bizim kendi hükümetimizin, bizim kendi Birleşik Krallık hükümetimizin inkarıdır... Bu sabah, burada Meclis adına konuşmaktan onur duyuyorum. Ve sizlerin dikkatini şu gerçeğe çekmek istiyorum ki, dört partinin temsilcileri de bugün burada birleştiler... Bizler Meclis'te ve toplumda, İngiliz hükümetinin bu katliamı soykırım olarak tanıması için hep birlikte çalışmalıyız, çünkü hatırlama ve tanıma böyle bir olayın tekrar yaşanmaması için hayati sayılabilecek ilk adımdır'.[90]

    Randerson'un açıklamaları resmi makamlardan gelen uyarıların zaman zaman ters tepebileceğini, bu konuda en iyi bilgilendirme araçlarının sivil dernek ve kuruluşlar olabileceğini açıkça ortaya koymaktadır.

    Galler'deki sunuşlarda dikkat çekici bir diğer husus da öldürülen Ermeni sayısının 2.140.000'e çıkarılmasıdır.

    Galler'deki bu çalışmalar 2002 yılında da artarak devam etmiştir. Örneğin sözde Ermeni soykırımını anma gününün ikincisi 25 Nisan 2002 tarihinde Galler Ulusal Meclisi'nde gerçekleştirilmiştir. Galler - Ermenistan Dayanışması adlı dernekçe sponsorluğu gerçekleştirilen anma gününde Plaid Cymru partisinden Cynog Dafis ve İşçi Partisi'nden Richard Edwards da aktif rol almıştır. Tıpkı diğer Ermeni anma günü etkinlikleri gibi burada da fotoğraf sergileri açılmış, konferanslar verilmiş ve ev sahibi ülkeden çok sayıda konuşmacı bu etkinliklere dahil edilmiştir. Dikkat çeken bir diğer nokta da Galler'deki dini kurumların etkinliklerde aktif bir şekilde yer alması ve din kardeşliği bağlamında Türkiye'ye karşı işbirliği çağrısında bulunmalarıdır.[91]

    11 Eylül ve Ermeni İddiaları


    Daha önce de değinildiği üzere 2000-2001 yılları Ermeni lobilerince bir anlamda ‘atılım yılları' olarak görülmüştür. Buna göre Ermenilerce Hristiyanlığın kabulünün 1700. yılı olan 2001 yılı dönüm noktası teşkil edecektir. Papa'nın Erivan ziyareti ile birleşecek olan lobi faaliyetlerinin Türkiye'yi siyasi anlamda kçşeye sıkıştıracağı, belki de Ermeni iddialarını kabul etmeye zorlayacağı dahi bazı kişilerce hesaplanmıştır. Fransa'nın resmi tanıması, bir çok ABD eyaletinin Ermeni görüşünü resmen tanıması, tanıyan ülkelere Kanada'nın da eklenmesi umutları arttırmıştır. Bu tablo içinde hesapları alt üst eden ise 11 Eylül saldırıları olmuştur. Bu saldırılar sonucunda Ermeni lobicilik faaliyetleri sekteye uğramış, buna karşın sözü geçen ülkeler nezdinde Türkiye ve Azerbaycan'ın önemi artmıştır. Türkiye'nin Orta Doğu ve Orta Asya'daki ağırlığı ABD'de Türkiye karşıtı lobileri adeta çaresiz bir durumda bırakmıştır. ABD ile birlikte hareket eden İngiltere için de benzeri tespitlerde bulunmak mümkündür. Geçmiş tecrübeler incelendiğinde özellikle ABD Kongresi'nde Türkiye'nin artan ‘önemiyle' birlikte Türkiye karşıtı yasa tasarılarının da rafa kaldırıldığı rahatça görülecektir. 11 Eylül'den sonra da böyle olmuştur. Buna karşın Ermeni faaliyetleri sivil toplum ve bazı dar kapsamlı lobicilik hareketleri çerçevesinde devam etmiştir. Özellikle İngiltere'de Ermeni iddialarının önemli bir parçası olan ‘Ermeni soykırımı kelimesini ‘Ermeni holokostu' ile değiştirme çabaları devam etmiştir. Ermeni gruplar Yahudi anma günleri dolayısıyla 2002 yılında da benzer çabalarını sürdürmüşler, Londra'da ve Manchester'da çok sayıda toplantıya katılmışlar ya da kendileri buna benzer faaliyetlerde bulunmuşlardır. Buna karşın bir önceki yıl çok sert tepkiler gösteren Türkiye adeta bu toplantılardan haberdar değilmiş gibi yapmıştır. Bu da Türkiye'nin tepkisel yaklaşımına iyi bir örenktir. Türkiye olaylar belli bir noktayı aştıktan sonra tepki vermekte, ancak o ana kadar düzenli bir bilgilendirme faaliyetinde bulunmadığı için tepkisi hedef kitle tarafından adeta algılanamamaktadır. 2002 yılında Ermeni lobisinin İngiltere'de Türkiye karşıtı faaliyetleri dikkate alındığında Türkiye'nin bu gelişmelerden haberdar olup olmadığı dahi şüphelidir. Sonuç olarak kararlılık ve süreklilik arzetmeye politikaların etkili olması da beklenmemelidir.

    Tablo 3.
    İngiltere'de Türk ve Ermeni Azınlık Karşılaştırması[92]


    Kıbrıslı Türkler 100-150.000

    Türkiyeli Türk 60-100.000

    Türkiyeli Kürt 25 - 50.000

    Toplam Türk 200-300.000


    Toplam Ermeni 15 - 20.000


    <H5 align=justify><H5 align=justify><H5 align=justify>SONUÇ


    Yukarıdaki bilgilerin ışığında İngiltere Ermenilerinin sayılarının ötesinde bir güce ulaştıkları, diğer faktörlerle birlikte bunun da bir sonucu olarak İngiliz kamuoyunun ve basının Ermeni sorununda Türkleri suçlu bulduğu söylenebilir. Ulaşılan bir diğer sonuç ise bu başarıya karşın İngiltere'nin Ermeni politikası görece dengeli kalmış, bu bağlamda Ermeni lobisini tatmin edecek sonuçlar alınamamıştır.

    Çalışmanın bu aşamasında bu iki durumun nedenleri kısaca şu şekilde sınıflandırılabilir:

    Gücün Sırrı - Başarı Nedenleri


    Ermeni grupların etkinliğinin ilk nedeni davalarına radikal düzeyde bağlı olmalarıdır (motivasyon). Çocuk denebilecek yaşlardan itibaren bu konuda nefretle karışık bir ‘bilgilendirme'ye maruz kalan Ermeniler soykırım iddialarında gerçek ve sarsılmaz bir inanca sahiptirler ve bu inançlarının sorgulanmasına bile tahammülleri yoktur. Hal böyle olunca soykırım lobisinin enerji ve insan gücü probleminin olmadığı söylenebilir. Ayrıca Ermeni lobisinin devamlılık problemi de yoktur. Çünkü diasporada Ermeni kimliliğinin varlığı Türk düşmanlığına ve soykırım iddiasının ispatına bağlıdır.

    Söz konusu başarının ikinci nedeni ise uluslararası bağlantılardır (geniş bir ağ). İngiltere Ermenilerine atfedilebilecek başarıların büyük bir kısmı aslında ABD ya da Fransa kaynaklı bir hareketin uzantısı durumundadır ve İngiltere Ermenileri tüm dünyaya yayılmış bulunan Ermeni diasporalarıyla birlikte hareket ederler.

    Üçüncü neden iyi bir organizasyona sahip olunmasıdır (etkin bir örgütlenme). Ortak düşmana karşı hareket edildiği düşüncesi ve iddiaların basitliği bölünmeleri önler. Bu örgütlenmede kilise, okul gibi üzerinde uzlaşma sağlanmış kurumlar da yer alınca bütünlük ve etkinlik artar. Batı toplumunun sunduğu araçlar da iletişim ve örgütlenmenin avantajlarını arttırır, başka bir coğrafyada zayıf etkide bulunabilecek iddialar önemli araçlar haline gelir.

    Dördüncü faktör İngiltere'de ve uluslararası alanda Türkiye karşıtı bir bloğun bulunması ve bu bloğu oluşturan unsurlar ile Ermeni iddiaları arasında bir çekişmenin bulunmamasıdır (güçlü müttefikler). Bu blokta Yunanlılar, Kıbrıs Rumları, Kürtçüler, aşırı sol gruplar, insan hakları dernekleri ve bazı dini gruplar yer alır.

    Beşinci faktör içinde bulunulan toplum ile birleşmede gösterilen başarıdır (uyum). İlk şıklarda yer alan başarılar Ermenilerin kendilerini içinde bulundukları toplumdan ayırmada gösterdikleri başarıya bağlı iken, bu faktör toplumla birlikte hareket etme ve kendisini toplumun bir parçası gibi gösterme yeteneğine dayanır. Kendi içinde ayrı bir söylem ve yöntem geliştiren Ermeniler toplumun ortak kullanım alanlarında (basın, okul vb.) tipik bir İngiliz vatandaşı gibi davranır ve İngiltere'nin çıkarlarını savunan Ermeni kökenli bir İngiliz vatandaşı oluverir. Türk kökenli İngiliz vatandaşlarının en büyük handikapı da bu noktada ortaya çıkar.[93]

    Türkiye'nin Tepkisi - Başarısızlığın Nedenleri


    İngiltere'de siyasi Ermeni faaliyetleri incelendiğinde Türkiye'nin ne kadar büyük bir karşı kampanya ile karşı karşıya olduğu rahatlıkla anlaşılabilir. Ermeni faaliyetleri diaspora Ermenilerine bir ideal ve bütünleşme fırsatı sağlarken Türk çıkarlarına da aynı ölçüde büyük bir zarar vermektedir. Burada ilk kurban şüphe yok ki barış ve diyalog girişimleridir. Londra'da beslenen nefret tohumları Kafkasya'da ve Türkler ile Ermenilerin karşı karşıya geldiği her yerde önyargı ve nefret duvarları örmektedir. Türkiye'yi hiç görmemiş, belki de hiç bir Türkle karşılaşmamış genç Ermeniler Türklerden ve Türkiye'den nefret edebilmektedirler. Burada sadece Ermeni gençlerini suçlamak da mümkün değildir. Onlar doğru bildiklerine inanmakta ve bu hedef doğrultusunda çalışmaktadırlar. Bu konuda bazı Ermeni radikal grupların ve kuruluşlarının hatası tarışılamaz. Ancak sorumluluğun ciddi bir kısmının da Türkiye'de olduğu aşikardır. Türkiye'nin diaspora Ermenileriyle de iletişim kanalları bulmasının zamanı gelmiştir. Ancak İngiltere'de bulunan kendi vatandaşları ile iletişim kurmakta zorlanan bir ülkenin Ermeniler ile nasıl iletişim kuracağı hala merak konusudur. Buna rağmen denebilir ki ‘bıçak kemiğe dayanmıştır'. Türkler ve Ermeniler arasındaki anlaşmazlığın ve önyargıların merkezinde yer alan diaspora Ermenileri konusundaki sorunlar giderilmedikçe Türkiye bu konuda ciddi bedeller ödemeye devam edecektir.

    Belirtilmesi gereken son bir nokta ise İngiltere'nin tüm dünya Ermenilerince bir tür ‘siyasi vitrin' olarak kullanılıyor olmasıdır. Özellikle ABD Ermenileri Avrupa ve hatta dünyanın geri kalanına görüşlerini Londra üzerinden yayamaya çalışmaktadırlar. Bu da İngiltere Ermenilerinin önemini arttırmaktadır ve onlara sayılarının üzerinde bir etkileme gücü vermektedir.

    <H5 align=justify><H5 align=justify>


    Ekler


    <H5 align=center>İngiliz-Ermeni Tüm Parti Parlamenter Grubu Üyeleri


    (British-Armenian All-Party Parliamentary Group)

    <H5 align=justify>Başkan Lord Walpole

    Başkan Yardımcısı Barones Cox ve Lord Biffen

    Sekreterya Jane Griffiths (MP)

    <H5 align=justify><H5 align=justify><H5 align=center>İngiltere Merkezli Ermeni Grupları, Dernekleri,

    Vakıfları ve Kuruluşları

    <H5 align=justify>Aid Armenia, Land and Culture Organisation (Ermenistan'a Yardım Edin)

    Anahit Association, Londra.

    454 North Circular Road, Naesden, London, NW10

    ACPG, Armenian Community Pre-School Group (Ermeni Toplumu Okul Öncesi Grubu)

    AGBU

    Armenian Church Youth Organisation (Ermeni Kilisesi Gençlik Teşkilatı).

    Armenian Vicarage, Iverna Gardens, Kensington, London, W8.

    The Armenian National Committee (Ermeni Ulusal Komitesi), Ermeni lobi kuruluşu.

    Armenian Rainbow Coalition, Londra.


    The Armenian Relief Society of Great Britain


    Armenian Revolutionary Federation UK (Devrimci Ermeni Federasyonu, militan siyasi parti ve terör grubu).

    <H5 align=justify>Armenian Rights Group (Ermeni Hakları Grubu)

    Armenian Senior Citizens Club (Yaşı İleri Ermeniler Klubü)

    Barbara Melinski Fund
    The British Armenian Community
    CAIA (Centre for Armenian Information and Advice in London) (Londra Ermeni Bilgilendirme ve Tavsiye Merkezi).

    105A Mill Hill Road, Acton, London, W3 8JF.

    Church Council
    CRAG (The Committee for the Recognition of the Armenian Genocide - Ermeni Soykırımının Tanınması İçin Komite).

    Hamazkayin
    Hayashen Armenian Youth Club.
    Hayastan All-Armenian Fund (Londra).

    Armenian Vicarage, Iverna Gardena, Kensington, London W8 6TP.

    Hayastan All-Armenian Fund (Manchester).

    8 Holly Road North, Wimslow, Cheshire, SK9 1LY.

    <H5 align=justify>Homenetmen (Spor, Ermeni Genel Atletik Birliği İngiltere bölümü)

    <H5 align=justify>K Tahta Armenian Community Sunday School (Pazar Okulu)

    Acton High School, Gunnersbury Lane, London, W3.

    <H5 align=justify>Manoukian Charitable Foundation (Manukyan Hayır Vakfı)

    <H5 align=justify>Navasartian Centre.


    223 Nothfields Avenue, Ealing, London, W13.

    <H5 align=justify>Organisation for the Preservation of Armenian Schools and Churches in India (Hindistan'daki Ermeni Okulları ve Kilislerini Koruma Örgütü), Londra.

    <H5 align=justify>RBO ve HOKIS (Ermeni Gençlik gruplaşması. Müzik ve sosyal faaliyetlere öncelik veriyor)

    Social Democratic Hunchag Party (Hınçak Partisi)

    Tekeyan Cultural Association, London

    Tekeyan Trust






    * Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim üyesi ve Ermeni Araştırmaları Enstitüsü (Ankara) kıdemli araştırmacısı. E-posta: slaciner@eraren.org.

    b Polis Akademisi öğretim üyesi.

    [1] İngiltere Ermeni toplumunun önemli kuruluşlarından CAIA'in bir çok yayınında 15.000 kişiden bahsediliyor. The Daily Telegraph'dan Philip Johnston ise bu sayının 20.000 kişiyi bulduğunu iddia ediyor: Philip Johnston, ‘Anger Over The "Forgotten" Massacre', The Daily Telegraph, 11 Ocak 2001.

    [2] Ermeni diasporası konusunda şu ana kadar yapılmış en detaylı çalışmalardan biri için bkz.: Armen Gakavian, Homeland, Diaspora and Nationalism: The Reimagination of American-Armenian Identity since Gorbachev, yayınlanmamış doktora tezi, University of Sydney, 1997. Ayrıca Ermeni Araştırmaları / Armenian Studies dergisinin "diaspora özel sayısı" (Cilt: 1, No: 3) de çok değerli bilgiler sunmaktadır.

    [3] Dini alandaki işbirliği Haçlı Seferleri esnasında Ermeni Apolistik Kilisesi ile Latin Haçlılar arasında bir birliğe kadar gitmiş, fakat dini alanda yaşanan birleşme Haçlı seferleri ve Kilikya ile sınırlı kalmıştır.

    [4] Ermenilerin içinde bulundukları devletlere karşı Haçlılar ile ittifakı konusunda bkz.: Michael Foss, People of the First Crusade, (Londra: Michael O'Mara Books Limited, 1997); Mehlika (Aktok) Kaşgarlı, ‘Haçlı Seferleri ve Ermeniler', içinde Berna Türkdoğan (Hazırlayan), Türk Ermeni İlişkileri Uluslar arası Sempozyumu, (Atatürk Araştırma Merkezi, 2000), ss. 29-36.

    [5] ‘Britain and the Eastern Churches, First Armenian Bishop in Britain', The Glastonbury Review (The British Orthodox), 1997. Ayrıca bkz.: www.uk-christian.net/boc/97a.shtml.

    [6] Ermeniler sadece Hindistan değil İngiltere-İran hattında da önemli bir paya sahip ideiler. Ermeniler ağırlıklı olarak ipek, kumaş ve baharat ticareti yapıyorlardı: ‘Armenians in Madras', www.chennaionline.com/

    [7] ‘A History of Armenians in Britain', Armenian Voice, 1988-89.

    [8] Bu noktada Osmanlı İmparatorluğu'nda Ermeniler'e millet-i sadıka denmesi Ermenilerin gerçek niyetleri ne olursa olsun, içinde bulundukları topluma uyumları konusunda çarpıcı çağrışımlarda bulunuyor.

    [9] Christopher Y. Walker (ed.), Armenia and Karabgh, the Struggle for Unity, (Londra: Minority Rights Group, 1991), s.57.

    [10] Londra'da kurulu bulunan Hindistan'daki Ermeni Okulları ve Kiliselerini Koruma Örgütü bunlardan bir tanesi. Örgüt'ün şu anda en büyük gayreti Kalküta Ermeni Koleji'ni devam ettirebilmek ve Eçmiyazin Kilisesi'nin gücünü tüm Hindistan'da devam ettirebilmek.

    [11] Görüşmeler sonucunda istenilen düzeyde bir destek sağlanamamışsa da sıcak temaslar ileride kullanılabilecek yakın ilişkilerin temelini attı. Bu görüşmelerin sonunda York Başpiskoposu, Vanadetsi'nin Oxford Üniversitesi tarafından doktora derecesiyle ödüllendirilmesi önerisinde bulunmuştur.

    [12] İlginçtir, nerede ciddi bir Ermeni nüfusu artışı olsa, orada bir Ermeni matbaası da kısa süre içinde kurulmuştur. XIX. Yüzyılda bunlardan bazıları şu şehirlerde bulunuyordu: İstanbul, İzmir, Tiflis, St. Petersbourg, Madras, Kalküta, Amsterdam, Legborn, Venedik, Moskova, Astrakhan ve Londra. The Encylopedia Americana, Cilt II, (New York ve Chicago: Americana Corporation, 1924), s. 270.

    [13] Bu çeviri son derece önemlidir. Çünkü çeviri sayesinde söz konusu kitap tüm Avrupa'ya açılma fırsatını bulmuş, 1752, 1827, 1865 ve 1881 yıllarında önemli bir Ermeni azınlığın da bulunduğu Venedik'te (İtalya) tekrar tekrar basılmıştır. 1841'de Fransızca'ya çevrilen kitap, 1869'da ise Almanca'ya çevrilmiştir.

    [14] Bu konuda ayrıca bkz.: Sedat Laçiner, ‘Ermenistan Dış Politikası ve Belirleyici Temel Faktörler 1991 - 2002', Ermeni Araştırmaları, Cilt: 2, No: 5, Bahar 2002, ss. 168-221; Sedat Laçiner, ‘Ermeni Kimlik Bunalımı ve Güç Politikalarının Bir Ürünü Olarak Ermeni Sorunu', 2023, İkibinyirmiüç Dergisi, 15 Nisan 2002, No. 12, ss. 56-61.

    [15] Kilise 151 Romford Sokağı'nda idi.

    [16] Mart ve takip eden örgütler Devrimci Federasyon'a bağlı, ya da ondan ayrılmış örgütlerdir.

    [17] Aktaran Andrew Wheatcroft, The Ottomans, Dissolving Images, (Londra: Penguin Books, 1993), s. 234.

    [18] Bu konuda daha fazla bilgi için, bkz. Wheatcroft, The Ottomans..., s. 236.

    [19] Çalışma İngiltere'deki Ermeniler'e odaklı olduğundan genel olarak İngiltere'nin Ermeni sorunu ve Osmanlı politikası derinlemesine incelenememiştir. Bu konuda ayrıca bkz.: Joseph Heller, British Policy towards the Ottoman Empire, 1908-1914, (Londra: Frank Cass and Company, 1983); G. D. Clayton, Britain and the Eastern Question, Missolonghi to Gallipoli, (Londra: University of London Press, 1971); Jeremy Salt, Imperialism and the Ottoman Armenians, 1878 - 1896, (Londra: Frank Cass, 1993).

    [20] ‘Wales - Armenia Solidarity', Armenian Voice, Summer 2002, No. 46.

    [21] Bu konudaki diğer çalışmalar için bkz.: Mim Kemal Öke, Yüzyılın Kan Davası, Ermeni Sorunu, 1914-1923, (İstanbul: Aksoy Yayıncılık, 2000); Seçil Akgün, General Harbord'un Anadolu Gezisi ve Ermeni Meselesine Dair Raporu, (İstanbul: Kervan Kitapçılık, 1981); Kamuran Gürün, Ermeni Dosyası, (Ankara: 1983); Ömer Kürkçüoğlu, Türk - İngiliz İlişkileri, (Ankara: 1978); Salahi Sonyel, The Great War and the Tragedy of Anatolia, Turks and Armenians in the Maelstroom of Major Powers, (Ankara: Türk Tarih Kurumu, 2000); Osman Selim Kocahanoğlu, İttihat - Terakki'nin Sorgulanması ve Yargılanması, (İstanbul: Temel, 1998); Altan Deliorman, Türklere Karşı Ermeni Komitecileri, (İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 1973); Ahmet Rüstem Bey, Cihan Harbi ve Türk Ermeni Meselesi, (İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2001); Nejdet Bilgi, Ermeni Tehciri ve Boğazlıyan Kaymakamı Mehmed Kemal Bey'in Yargılanması, (Ankara: Köksav, 2001). Özellikle İngiltere'nin Ermeni sorunundaki rolüne odaklanmış bir çalışma için: Justin McCarthy, ‘I. Dünya Savaşı'nda İngiliz Propagandası ve Bryce Raporu', içinde Hasan Celal Güzel (ed.), Osmanlı'dan Günümüze Ermeni Sorunu, (Ankara: Yeni Türkiye Medya Hizmetleri, 2000), ss. 15-28; Şenol Kantarcı, Kamer Kasım, İbrahim Kaya ve Sedat Laçiner, Ermeni Sorunu El Kitabı, (Ankara: SAEMK ve EREN Yayını, 2002).

    [22] Resmi açılış ancak 11 Ocak 1932'de gerçekleştirilebilmiştir. Söz konusu kilise 1937 ve 1951'de yapılan ilaveler ile genişletilmiştir.

    [23] Walker (ed.), Armenia..., s. 36.

    [24] Walker (ed.), Armenian..., s. 55.

    [25] İsmet Parlak, ‘Etnik Kökenli ve Ayrılıkçı Terör Örgütleri', içinde I. Milletlerarası Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da Güvenlik ve Huzur Sempozyumu Bildiriler, (Elazığ: Fırat Üniversitesi, 2000), ss. 986-995.

    [26] Hyland, Armenian..., s. 210.

    [27] Karvik Taverdi, A History of Armenians in Britain, (Londra: CAIA, 2001).

    [28] Saldırıların detaylı incelemesi ve Ermeni terör hareketleri konusunda daha genel çalışmalar için bkz.: Michael M. Gunter, "Pursuing The Just Cuase Of Their People", A Study of Contemporary Armenian Terrorism, (New York ve Londra: Greenwood Press, 1986); Justin McCarthy, ‘Armenian Terrorism: History as Poison and Anti-dote', içinde International Terrorism and the Drug Connection, (Ankara: Ankara University Press, 1984), ss. 85-94; Sedat Laçiner, ‘70'li Yıllar ve Ermeni Terörizmi', içinde Dünyada ve Türkiye'de Terör, (Ankara: Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası, 2002), ss. 71-88; Enver Yaşarbaş, Ermeni Terörünün Tarihçesi, (İstanbul: Petek yayınları, 1984).

    [29] ‘The UK Armenian Community', Exile, February 2001.

    [30] Ermeni Kilisesi en eski milli kilisedir. III. Yüzyıl gibi erken bir tarihte Hritiyanlığa giren Ermeniler, Monofistik tartışmalar esnasında, 451 yılında Konsül'ün aldığı karardan memnun olmayarak ayrıldılar ve Gregoryan Kilisesi'ni 536'da kurdular. Papalar çeşitli defalar Ermeniler'i kendi ruhani alanlarına çekmek istediyse de bunda ciddi bir başarı sağlayamadılar. Eski SSCB, Alman işgali öncesi Polonya ve İtalya gibi bazı ülkelerde 100.000 kadar Ermeni Papa'nın ruhani liderliğini tanımışlarsa da, dini ibadetlerinde farklı törenler düzenlemeye devam etmişler, ibadet dillerini korumuşlardır. Denebilir ki bu farklar Ermeni ulusal kimliğinin en önemli dayanklarındandır. Ermeni Kilisesi ve dinin Ermeniler üzerindeki etkileri için ayrıca bkz.: Bedros M. Sharian, Armenia: Her Churches and Faith, (Atlanta: 1928); Margaret G. Dampier, The Organızation of the Orthodox Eastern Churches, (Londra: 1910); T. E. Dowling, The Armenian Church, (Londra: 1910).

    [31] Klasik Ermenice'nin (Haykan) Ermeni Kilisesi'nce yüzyıllardır ibadet törenlerinde yaşatılması örneğinde olduğu gibi.

    [32] ‘The World of RBO Unilimited', RBO, www.rbo.co.uk/Introduction_Home.htm.

    [33] Ermeni diasporalarında kimlik bunalımı ve Türk düşmanlığının bu bunalımı aşmada oynadığı birleştirici rol üzerine psikolojik bir değerlendirme için bkz.: Erol Göka, ‘Ermeni Sorununun (Gözden Kaçan) Psikolojik Boyutu', Ermeni Araştırmaları / Armenian Studies, Mart-Nisan-Mayıs 2001, Cilt: 1, Sayı:1, ss. 134-136; Şenol Kantarcı, ‘Ermeni Sorunu: "Ezilmiş Millet" Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu', Yeni Türkiye, Ermeni Sorunu Özel Sayısı I, 37, Ocak-Şubat 2001, Yıl 7, Sayı 37, ss. 509-522.

    [34] Bu arada Türkiye'yi ağır bir dille eleştiren Ermeni eşcinsellerinin Ermenistan'daki konumları da dikkat çekicidir. Ermenistan yasalarına göre eşcinsellik suçtur ve toplumsal baskının ötesinde hapis cezası ile cezalandırılır. Bkz.: Amnesty International Report, EUR 54/05/98, Eylül 1998, 8 ve 9; United Nations High Commissioner for Refugees, Background Paper on Refugees and Asylum Seekers from Armenia, (UNHCR, Centre for Documentation and Research, Ekim 1999).

    [35] United Nations, Background...


    [36] CAIA'ın verileri: CAIA, Bi-Annual Review 1997 - 1999, (Londra: 2000).

    [37] Manchester Ermenileri'nin deprem sonrasında Noel kartları kampanyası buna iyi bir örnektir.Kartlar kiliselerde ve derneklerde zaman zaman değerinin çok daha üzerinde satılmış ve kampanyaya geniş bir katılım sağlanmıştır.

    [38] Listede ağırlıklı olarak ABD, İran, Suriye, Lübnan ve Fransa'dan yatırımcılar bulunmaktadır. ‘Diaspora Doing Business in Armenia', www.armeniadiaspora.com.

    [39] Sadece Batılı ülkeler verilmiştir. Rakamlar arasındaki fark kaynaklar arasındaki çelişkilerden kaynaklanmaktadır. Özellikle Ermeni kaynakları rakamları yüksek gösterme gayretindedir. Kaynaklar: Sedat Laçiner, ‘Armenian Diaspora in Britain and the Armenian Question', Ermeni Araştırmaları / Armenian Studies, (Ankara), No. 3, 2001; Christopher J. Walker (ed.), Armenia and Karabagh, (Londra: Minority Rights Group, 1991); Armenian Communities of the World; CAAI; Şenol Kantarcı, ‘Ermeni Lobisi: ABD'de Ermeni Diasporası'nın Oluşması ve Lobi Faaliyetleri', Ermeni Araştırmaları / Armenian Studies, Mart-Nisan-Mayıs 2001, ss. 139-169.

    [40] Dikkat edileceği üzere Ermenistan'ın nüfusu konusundaki tahminler arasında büyük bir uçurum bulunmaktadır. Bu farkın temel nedeni son dönemde Ermenistan'dan yaşanan yoğun göçtür. Bunda Ermenistan Hükümeti'nin payı da göz ardı edilmemelidir. Ülkenin nüfusu hızla düşüyor olmasına karşın dış yardımları nüfusuna göre alan Ermenistan nüfusunu olduğundan fazla gösterme gayreti içindedir. Bir diğer neden de ülkede moralleri yüksek tutma çabasıdır. Buna göre Ermenistan resmi birimleri ülkenin nüfusunu 3 milyonun üzerinde göstermektedirler. Aslında bu rakam da bağımsızlığın kazanıldığı 1991 yılı rakamları dikkate alındığında yaklaşık 500.000 kişilik bir gerilemeye işaret eder. Ermenistan'ın 2002 yılı itibariyle gerçek nüfusu hakkında ise en sağlıklı tahminler yabancı büyükelçiliklerden gelmektedir. Buna göre ise Ermenistan'ın nüfusu 2 milyonun altına düşmüştür. Hatta bir elçiğin rakamı 1 milyonun altındadır. UNICEF İletişi Danışmanı Gordon Weiss de nüfusu 800.000 ile 1.2 milyon arasında tahmin etmektedir. Detaylar için bkz.: Sedat Laçiner, ‘Ermenistan Dış Politikası ve Belirleyici Temel Faktörler 1991 - 2002', Ermeni Araştırmaları, Cilt: 2, No: 5, Bahar 2002, ss. 176-178; Hugh Pope, ‘Armenia After a Decade of Statehood, Suffers ***** Loss of Human Capital', The Wall Street Journal, 6 Temmuz 2001; ‘Sayılar Kafa Karıştırdı', Agos, 22 Şubat 2002; ‘Census Reveals Armenia's Population at about 3 Million', Armenpress, 15 Şubat 2002; Gordon Weiss, ‘Armenia's Disintegration Blackens Outlook for Its Children', UNICEF web sitesi, www.unicef.org/programme/highlights /cee/story/armenia2.htm; Jeffrey Swedberg, ‘Armenian Number Spark Debate but are Good News for President', Analyst, 27 Mart 2002.

    [41] En yüksek tahmin daha çok Ermeni sitelerince yapılmaktadır. Fakat bu tahminlerin ABD'de Ermeni etkisini arttırmak için yapıldığı söylenebilir. Gerçek rakamın 1 milyon kişinin biraz altında olduğunu söylemek daha doğru olacaktır.

    [42] İstanbul Ermeni Patriği II. Mesrop Türkiye'deki Ermenilerin sayısının 100.000 kişiden az olduğunu söylemektedir (Sedat Laçiner ve Kamer Kasım tarafından Kasım 2002 tarihinde yapılan özel mülakat). Ancak Ermeni kimliğini açıklamayanlarla birlikte bu rakamın bir miktar artabileceği de iddialar arasındadır. Bazı Ermeni siteleri ise Türkiye'de 2 milyon Ermeninin bulunduğunu, ancak bunların dinlerini ve etnik kimliklerini sakladıklarını, Müslüman ve Türk gibi göründüklerini iddia etmektedirler. 2 milyon rakamı çok abartılı bir tahmindir ve Türkiye'yi dış dünyada zor durumda bırakmak için geliştirilmiş bir argümanın parçası olduğu söylenebilir. Ancak bir miktar kişinin bu şekilde yaşadığı da gözardı edilemez.

    [43] Bu ad altında diğer Ermeni diasporalarında da dernekler mevcuttur.

    [44] Ne yazık ki Türk ve Kürt gruplar için ayrılan fonlar da PKK ve yasadışı bazı sol gruplarca kullanılmakta, böylece ciddi bir maddi imkan Türkiye karşıtı faaliyetlerde harcanmaktadır. Bu konuya kısmen de olsa çalışmanın sonunda değinilecektir. Fakat konunun önemi nedeniyle başka bir çalışmanın konusunu teşkil edeceğini belirtmek isteriz.

    [45] Sedat Laçiner, Açık Kapı Politikasından Yabancı Düşmanlığına: İngiltere'de Irkçılık, Dış Göç ve Irk İlişkileri, (Ankara: 2001); Sedat Laçiner (der.), Bir Başka Açıdan İngiltere, (Ankara: 2001).

    [46] 15.000 Ermeni'nin bu çabalarına karşın 300.000 Türkiye kökenli kişinin parçalara ayrılması dikkat çekici bir durumdur.

    [47] Derginin eski sayılarına internet üzerinden ulaşılabilir: http://www.caia.org.uk

    [48] Bilindiği üzere aynı dil olmalarına karşın Batı ve Doğu Ermenice arasında önemli farklar vardır ve bazı bölgelerde bu iki dili konuşanlar birbirlerini anlamayabilirler.

    [49] İngiltere'de bulunan Ortodoks kiliselerinden bazıları şunlardır: Büyük Britanya Ermeni Ortodoks (lideri Nathan Hovhannissian), İngiliz Ortodoks, Etiyopya Ortodoks, Hindistan Ortodoks, Eritre Ortodoks, Koptik Ortodoks vd.

    [50] Bu konuda İngiliz Ortodoksları'nın haber bülteninde yer alan şu haberler ve makalelere bakılabilir: ‘Abba Seraphin in Turkey', The Glastonbury Review, Yaz 1997; ‘Patriarchal Election in Constantinople Delayed', The Glastonbury Review, Aralık 1998.

    [51] ‘Turkey's Ancient Church Facing Destruction', Jubilee Campaign Report, (Londra).

    [52] ‘Turkey's...', Jubilee...

    [53] Walker (ed.), Armenia..., s. 52.

    [54] Bu durumun her ülke için böyle olduğu iddia edilebilirse de İngiltere'de dış politika özellikle elitisttir. Örneğin ABD dış politika yapım süreci ile kıyaslanırsa ABD'dekine benzer etkileme araçlarını İngiltere'de bulmak zordur. Bu da Ermeni, Rum vb. Lobilerin etkinliğini sınırlamıştır denebilir.

    [55] İngiliz dış politika yapım süreci ve etkileyen faktörler için bkz.: David Vital, The Making of British Foreign Policy, (Londra: George Allen and Unwin Ltd., 1971); William Wallace, The Foreign Policy Process in Britain, (Londra: The Royal Institute of International Affairs, 1975); Michael Clarke, British External Policy-Making in the 1990's, (Brooking's Institute, Mayıs 1992); Peter Byrd (ed.), British Foreign Policy Under Thatcher, (Londra: Palgrave, 1989).

    [56] Grant Jordan, ‘Towards Regulation in the UK: From "General Good Sense" to "Formalised Rules", Parliamentary Affairs, Cilt: 51, No.: 4, Ekim 1998, s. 524.

    [57] Nolan Report, s. 20.

    [58] The Independent on Sunday, Temmuz 1994.

    [59] ‘Kurdish and Armenian Genocides Focus of London Seminar', Armenian Forum, Temmuz 1999.

    [60] Walker'a burs veren Ermeniler değil, İngilizlerdir. Fakat bu tür bursların etkinliği açısından örnek çarpıcıdır. ‘Momerandum Submitted by Christopher J Walker', House of Commons, Foreign Affairs, Appendix 17, Londra, Mart 1999.

    [61] Joseph R. Masih ve Robert O. Krikorian, Armenia at the Crossroads, (Amsterdam: OPA, 1999), ss. 109-111.

    [62] ‘Memorandum Submitted By Christopher J. Walker', Select Committee on Foreign Affairs, Appendices to the Minutes of Evidence-Sixth Report, House of Commons, Foreign Affairs, Mart 1999.

    [63] Julia Pascal, ‘A People Killed Twice', The Guardian, 27 Ocak 2001.

    [64] Bazı İngilizler bu tarihe itiraz ederek İngiliz ordusunun Belsen' e gelmiş olduğu 15 Nisan tarihinin seçilmesi gerektiğini, bunun ulusal çıkarlara daha uygun olacağını savunmuşlardır. Buna karşın halen İsveç ve Almanya'nın yanısıra, 27 Ocak tarihi Avrupa Birliği tarafından da AB'nin Soykırımı Hatırlama Günü olarak belirlenmiştir. Yahudiler ise soykırımı anma gününü Nisan ayında Yom Hashoah adı altında düzenlerler. (Philip Johnston, ‘A Day to Let Britain Reflect Upon Evil', The Daily Telegraph, 11 Ocak 2001). Avrupa ülkelerinin Yahudi soykırımını anma gününü İsrail ile aynı zamanda yapmaması dikkat çekici bir tutumdur.

    [65] Yahudiler İkinci Dünya Savaşı'ndan önce de Yahudi oldukları için bir çok saldırılara uğramışlar, özellikle Almanya ve Rusya'da evleri yakılmış, toplu halde saldırılara uğramışlardır. İngiltere bu konuda görece daha iyi bir durumda sayılsa bile İngiliz tarihi de anti-semitik (Yahudi karşıtı) hareketlerle doludur. Örneğin 1189'da I. Richard'ın taç giyme töreninin ardından 33 kadar Yahudi Londra'da çıkan ayaklanmada öldürülmüş, bir yıl sonra York'ta 150 Yahudi çocuk ve kadınlar da dahil olmak üzere katledilmişti. 1222'de Oxford'da Kilise Konseyi Yahudiler'in elbiseleri üzerine Yahudi olduklarını belirten bir bandaj takmasını zorunlu hale getirdi. Bu karar Roma (1215) ile birlikte Yahudiler'e karşı Hitler benzeri uygulamaların ilk örneklerinden birini oluşturuyordu. 1231'de Simon de Montfort tüm Yahudiler'i Leichester şehrinden atarken, 1290'da Kral I. Edward bununla yetinmeyerek tüm Yahudiler'i İngiltere'den ve Galler'den kovmuştu. Üç yüz yıl boyunca İngiltere'ye dönemeyen Yahudiler'in karşılaştığı saldırılar 1656'da Oliver Cromwell'in verdiği geri dönüş izniyle de bitmemiş, yer yer saldırılar ve hakaretler 20. yüzyıla kadar devam etmiştir. 1911'de Galli madenciler Yahudi karşıtı büyük bir gösteri başlatarak Tredegard'da Yahudi mağazalarını yağmalamışlardır. XIX. yüzyılda İngiltere'nin en zenginleri arasına girmelerine karşın, 1930'lardaki ırkçı ayaklanmaların en önemli hedefi de yine Yahudiler olmuştur. Bu bağlamda İngiltere'de Ermeni soykırımı iddialarını tartışırken, İngiltere tarihindekine benzer, köklerini yüzlerce yıl önceden almış bir Yahudi (ya da Ermeni, ya da başka herhangi bir millete karşı) düşmanlığının Osmanlı tarihinde görülmediğinin altını çizmek gerekir. İngiltere'de Yahudiler konusu için bkz.: Martin Gilbert, Jewish History Atlas, (Londra: George Weidenfeld and Nicolson Ltd., 1985); Sedat Laçiner, ‘Açık Kapı Politikası'ndan Yabancı Düşmanlığına: İngiltere'de Irkçılık, Dış Göç ve Irk İlişkileri, (Ankara: ASAM, 2001), ss. 11-12; C. Holmes, Anti-Semitism in British Society, 1876-1939, (Londra: Edward Arnold, 1979); Tony Kushner, ‘Anti-Semitism and Austerity: The August 1947 Riots in Britain', içinde Panikos Panayi (ed.), Racial Violance in Britain, 1840-1950, (Leicester: Leicester University Press, 1993), ss. 149-167; G. Lebzelter, Political Anti-Semitism in England, 1928-39, (Londra: Macmillan, 1978); W. Mandle, Anti-Semitism and the British Union of Faschists, (Londra: Longman, 1968).

    [66] Johnston, ‘A Day...'. Amaçlar için ayrıca bkz.: ‘Statement of Purpose', www.holocaustmemorialday.gov.uk.

    [67] Başbakan Tony Blair böyle bir yasa için daha 1997 yılında ‘yeşil ışık' yakmış, fakat Avam Kamarası bu konuda bir kanun tasarısı olmasına karşın çok fazla ‘acele etmemiştir'. İngiltere'de, böyle bir yasanın ‘serbest konuşma' hakkını engelleyeceği yönünde ciddi itirazların bulunduğunu da hatırlatmak gerekir. Robert Shrimsley, ‘Blair Backs Holocaust Denial Law', The Daily Telegraph, 30 Ocak 1997; Anne Karpf, ‘Memories aren't Made Of This', The Guardian, 26 Ocak 2001.

    [68] Holokost kavramı daha çok Yahudi soykırımı için kullanılır. Ermeniler için kavramın kullanılmaya başlanması yapay çabaların bir sonucu olarak son dönemde yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır.

    [69] Robert Fisk, ‘Why The Armenian Holocaust Must Not Be Airbrushed From History', The Independent, 27 Kasım 2000.

    [70] Fisk, ‘Why...'.

    [71] İngiltere yaşananların bir ‘soykırım' olmadığını, çünkü olayları devletin yönlendirdiğine işaret eden bir delilin olmadığını açıklamıştır. Amberin Zaman, ‘Turkey Recalls Its Paris Envoy Over Genocide Vote', The Daily Telegraph, 19 Ocak 2001; Philip Johnston, ‘Why We Continue To Deny That This Was Genocide', The Daily Telegraph, 11 Ocak 2001.

    [72] BBC'nin basın açıklaması; Philip Johnston, ‘Anger Over The "Forgetten" Massacre', The Daily Telegraph, 11 Ocak 2001.

    [73] Türkiye karşıtı bu sonucun ortaya çıkmasının planlı bir politikanın sonucu olduğu yönünde elimizde kesin bir delil yoktur. Buna karşın bunun hükümet düzeyinde Türkiye'yi köşeye sıkıştırmak üzere hazırlanmış bir komplo olduğu iddiaları sıkça dile getirilmiştir.

    [74] ‘Armenian Massacre 1915-16: Commemoration', Lords Hansard, 20 Aralık 2000, Column WA60-61, HL114.

    [75] ‘Armenian Massacre 1915-16: Commemoration', Lords Hansard, 20 Aralık 2000, Column WA60-61.

    [76] ‘Turkey', House of Commons Hansard Debate, 23 Ocak 2001, Column 790.

    [77] Julia Pascal, ‘A People Killed Twice', The Guardian, 27 Ocak 2001.

    [78] Pascal, ‘A People...'.

    [79] Ara Sarafian, ‘Armenian Rainbow Coalition (London) Represents Armenians at Stonewall Meeting', Armenian News Network, 4 Şubat 2001.

    [80] ‘UK Holocaust...'.

    [81] Bunlar içinde en insaflısı sayılabilecek church.net'in ifadeleri şöyleydi: ‘Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu tarafından 1915 ve 1917'de gerçekleştirildiği söylenen soykırımın kurbanlarıdır. Ermeniler Türkler'in 2.8 milyonluk Ermeni nüfusundan 1.1 milyon ile 1.8 milyon arasında kişiyi yok ettiklerini hesap ediyorlar, fakat konu çok hassastır ve rakamlar halen tartışmalıdır.' (www.churchnet.org/news/top-uk.html.

    [82] ‘UK Holocaust Memorial Day: Community Invited Despite Genocide Not Being Included', Asbarez, 29 Ocak 2001.

    [83] ‘UK Holocaust...'.

    [84] Julia Pascal, ‘A People Killed Twice', The Guardian, 27 Ocak 2001.

    [85] ‘Turkey', House of Commons Hansard Debates, 27 Şubat 2001, Column 707.

    [86] Sergi ile ilgili daha fazla bilgi için bkz.: ‘Treasures of the Ark Exhibition At The British Library', Armenian Voice, Spring 2001, Sayı: 42. İskoç ulusal gazetesi The Scotsman'in ‘Ağrı Dağı - Ararat- şu anda modern Türkiye'nin sınırları içinde olmasına karşın Ermeni başkenti Erivan'dan rahatlıkla görülebiliyor' ifadesiyle ‘zenginleştirdiği' 6 Mart 2001 tarihli haberinde en önemli mesaj Ermenilerin en eski Hristiyan ulusu olarak İngilizler de dahil büyük Hristiyan dünyasının en önemli kültürel atası olduğu idi.

    [87] Bu çerçevede hazırlanmış bir haber için bkz.: 21 Ocak 2001; The Independent, 6 Mart 2001.

    [88] Belirtilmesi gereken bir diğer not da açılış törenine Dünya Ermenileri Başpatriği Karekin ile Ermenistan eski Devlet Başkanı Levon Ter Petrosyan'ın da katılmış olmasıdır: ‘Vehapir İngiltere'de Kilise Kutsadı', Agos, 15 Haziran 2001.

    [89] Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda'da olduğu gibi en son yapılan değişikliklerle kendi parlamentosuna sahip olmuştur. Dışişleri ve diğer bir çok konuda Londra'ya bağlı olmasına karşın meclis Galler'i temsil açısından büyük bir önem taşımaktadır.

    [90] ‘Armenian Genocide Recognized, Commemorated by Welsh Officials', Asbarez, 1 Mayıs 2001.

    [91] ‘Wales - Armenia Solidarity', Armenian Voice, Summer 2002, No: 46.

    [92] Rakamlar arasında yüzbinlere varan farkların olması İngiliz nüfus sayım sisteminden ve resmi makamların yaklaşımlarından kaynaklanmaktadır. İngiliz kaynaklarına göre beyaz olup İngiliz topraklarında doğmuş kişiler İngiliz (British) olarak rakamlara geçmektedir. Daha geniş bilgi için bkz.: Sedat Laçiner, Açık Kapı Politikası'ndan Yabancı Düşmanlığına: İngiltere'de Irkçılık, Dış Göç ve Irk İlişkileri, (Ankara: Asam, 2001); İhsan Yılmaz, ‘Londra'daki Türkiye ve Türk Diasporası', içinde Sedat Laçiner (der.), Bir Başka Açıdan İngiltere, (Ankara: Asam, 2001), ss. 137-162; Talip Küçükcan, Politics of Ethnicity, Idendity and religion: Turkish Muslims in Britain, (Londra: Ashgate, 1999).

    [93] İngiltere Ermenileri konusunda İngilizce bir çalışma için ayrıca bkz.: Sedat Laçiner, ‘Armenian Diaspora in Britain and the Armenian Question', Armenian Studies, Vol. 1, September-October-November 2001, ss. 233-257.




    http://www.turkishweekly.net/turkce/makale.php?id=16

  2. #2
    sarhosi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    07-10-2006
    Mesajlar
    600
    Karizma Gücü
    0
    oooooooooo çok yazılmıs okuyamadım özetlesen
    ?atasagun <<< TÜRKYAŞAM HASTAHANESİ >>>?atasagun




    buyur memleketim

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Ermeni sorunu
    2005 Konuları bölümünde warning tarafından açılmış
    Yanıt: 10
    Son Mesaj: 19.04.05, 20:58
  2. Türkiye Ermenileri ile diaspora Ermenileri arasında sert tartışma
    2003 - 2004 Konuları bölümünde sirsery tarafından açılmış
    Yanıt: 3
    Son Mesaj: 30.11.04, 16:56

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •