DUYGU ASENA
VATAN
Bir zamanlar söyleşilerde hep şu soru sorulurdu, (hâlâ da soruluyor ya) "boş zamanlarınızda ne yaparsınız?" Ben hep aynı yanıtı verirdim: "Boş zamanlarımda boş boş otururum."
Boş zaman, ele geçirilmesi öyle zor bir şeydir ki, bu keyfi hiçbir şeyle bozmak istemez insan ve boş boş oturur... Bu soruya kitap okurum, müzik dinlerim, sinemaya, tiyatroya giderim diye klasik yanıtlar da verilir ki, bu yanlış olur. Çünkü onlar boş değil, fena halde dolu zamanlardır. Kitap okumakla, ya da kapılıp giderek müzik dinlemekle; sinema ya da tiyatro izlemekle dolu olan zaman insana ne çok şey kazandırır, düşünsenize...
* Kırk yılda bir elde ettiğim o boş zamanımda, dakikalarca hiçbir şey yapmadan otururum... Ancak o zaman bile "boş" geçmez, geçemez zaman... Beynimden yüzlerce düşüncenin akıp gitmesini engellememin imkânı yoktur. Düşünerek o zamanı da doldurmuş olurum...
* Bana en çok sorulan bir soru da şudur: "Bunca işi yapmaya nasıl zaman bulabiliyorsun?" Ben bu soruya da çok şaşarım, çünkü istesem daha da çok iş yapmaya zaman bulabilirim... İnsanoğlu ve de insankızı öylesine güçlü ki, öylesine çok şey yapabilecek kapasitede ki, yerinde oturan insanlara bu yüzden şaşar dururum.
Yorgunluktan kendimi hasta hissettiğim anlarda bile, gerçekten hasta olduğum zamanlarda bile, sıkıntılı ve gergin olup hiçbir şeye tahammül edemeyeceğimi düşündüğüm günlerde bile giderim, görürüm, gezerim. İlk kez gördüğünüz bir yerde aldığınız keyif, yeni öğrendiğiniz her şey öylesine heyecan verici ki... Ve de yeni tanıdığınız insanlar... Sevdiğiniz, beğenmediğiniz, bayıldığınız, sinir olduğunuz bir sürü yeni insan...
* Kendi özgür iradesi ile çalışmayan insanlara, hele çalışmadığı halde, öylece oturan ve tüm gününü aynı şeyleri yaşayarak geçiren insanlara da hep şaşırmışımdır... Çalıştığı için yorgun olduğunu öne sürerek akşamlan, hafta sonlan ya da tatil zamanlarında pijamalan ve de sabahlıkları ve asık suratlarıyla evde oturan insanlara da çok şaşırıyorum. Yapacak, görecek, tanıyacak, öğrenecek öyle çok şey var ki.
* Çevreme bakıyorum, herkes düz bir çizgi üzerinde ya da bir üçgen içinde... Okul-ev, ev-iş çizgisi... İş-ev-aile üçgeni... Sabah kalkış, işe gidiş, işten dönüş, birkaç saat televizyon izleyip yatış... Ertesi gün, daha sonraki gün hep aynı şeyler. Korkunç bir şey bu... Hele "ne yapayım, yalnızım, kimseyi bulamıyorum" demek daha da yanlış...
Birkaç kez tek başına bir şey yapın bakalım, onun tadına doyabilecek misiniz? Sonra da şu sorular geliyor tembellerin aklına: "E, ne yapayım peki", "yapacağım ama param yok..."
* Kendimizi kandırmayalım... Bir sabah erkenden kalkıp yürüyüş yapmak bile bir "şey"dir ve bunun için para gerekmiyor. Tiyatroları, sinemalan, konserleri izlemek de fazla bir para gerektirmez... N''''olur şunu kendi kendinize bir anlatsanıza... Neden her gün aynı şeyleri yaşıyorsunuz? Bundan memnun musunuz, şunu kendinize bir itiraf etsenize...
Henüz hiçbir işiniz yoksa, kendinize bir fotoğraf makinesi edinip fotoğraf çekmeyi öğrenebilirsiniz. Düşününce yapacak şey öyle çok ki.
Hiçbir şey yapmamak, kendini yapamıyor gibi hissetmek, sanıyorum kişide psikolojik rahatsızlıklar doğuruyor... Hareket, hareket, durmadan hareket... Yaşam sloganınız bu olmalı...
* Örneğin yarın çıkın, kendi kentinizi bir turist gibi dolaşın. Öyle keyifli oluyor ki...


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla