Özet

Para, günümüz modern piyasa ekonomilerinin işleyişinde önemli bir unsurdur. Bir ekonominin verimli ve etkin çalışabilmesi en başta, ulusal paranın yurtiçi ve yurtdışı değerinin istikrarlı olmasına bağlıdır. Parasal programlama ise; merkez bankalarının belirledikleri yıllık enflasyon hedefi ile tutarlı olacak şekilde yıl içinde belirli parasal büyüklüklerin ne yönde değişmelerini beklediklerini ve bu bekleyişler doğrultusunda nasıl bir para politikası izleyeceklerini kamuoyuna ilan etmeleridir. Buradaki piyasa bekleyişlerinin olumlu şekilde yönlendirilmesi merkez bankasının o piyasadaki etkinliği ve itibarı ile yakından ilgilidir.

Bu çalışmamızda; parasal programlama konusu kısaca teorik olarak incelenmiş, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ele alınmış, 1985 yılı itibarıyla TCMB’nin uygulamaya koyduğu para programları ve bunların genel ekonomi üzerindeki etki ve sonuçları, “Ocak 2000 Enflasyonu Düşürme Programı” çerçevesinde değerlendirilmiş ve “parasal programların”, Türkiye gibi gelişmekte olan ülke ekonomileri için ne kadar gerekli olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca yaşanan ekonomik kriz sonrası uygulanması düşünülen enflasyon hedeflemesi konusu da ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Giriş

Para, günümüz modern piyasa ekonomilerinin işleyişinde önemli bir unsurdur. Bir ekonominin verimli ve etkin çalışabilmesi en başta, ulusal paranın yurtiçi ve yurtdışı değerinin istikrarlı olmasına bağlıdır. Bu nedenle; merkez bankaları tarafından uygulanan para politikası çerçevesinde hazırlanan yıllık parasal programlar da gelişen ekonomiler için ayrı bir önem arz ederler.

Bu çalışmamızda; parasal programlama konusu kısaca teorik olarak incelenmiş, dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeler ele alınmış, 1985 yılı itibarıyla TCMB’nin uygulamaya koyduğu para programları ve bunların genel ekonomi üzerindeki etki ve sonuçları ekonomik gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmiştir.

1.Parasal Programlama ve Hedef Seçimi

Avrupa ülkelerinin bir çoğunda merkez bankaları belirledikleri yıllık enflasyon hedefi ile tutarlı olacak şekilde yıl içinde belirli parasal büyüklüklerin ne yönde değişmelerini beklediklerini ve bu bekleyişler doğrultusunda nasıl bir para politikası izleyeceklerini kamuoyuna ilan ederler. Genel anlamda yapılan bu işleme “para programı” veya “parasal programlama” denir. (Kumcu, 1998 ; 40).

Parasal programlamada güdülen temel amaç; para ve finans piyasalarında istikrarı sağlamaktır. Merkez bankalarının ekonomi konusundaki tahminlerinin kamuoyuna duyurulması sayesinde kendi uygulayacakları para politikaları piyasalarda önceden açıklanmış olacak ve bu şekilde piyasa bekleyişleri yönlendirilmiş olacaktır. Bunun sonucunda da piyasadaki belirsizlik ortamı yerini güven ve istikrara bırakacaktır.

Buradaki piyasa bekleyişlerinin olumlu şekilde yönlendirilmesi merkez bankasının o piyasadaki etkinliği ve itibarı ile yakından ilgilidir. Bu bağlamda, para programları merkez bankalarının kısa ve orta dönemlerde ulaşmak istedikleri hedefleri göstermesi ve ekonomik birimlerdeki karar vericileri bu konularda bilgilendirerek, piyasaları yönlendirmesi açısından ekonominin istikrarı için çok önemlidir.

Bu nedenle para programları hazırlanırken seçilecek hedef değişkenler, ekonomik faaliyetlerle ilişkili olmalı aynı zamanda merkez bankalarının para politikasında kullanabileceği tüm etkin araçları kapsamalıdır. Programda yer alacak ve hedef değişken olarak belirlenmiş parasal büyüklüklerin seçimi çok önemlidir. Herşeyden önce merkez bankaları piyasadaki parasal büyüklükleri kontrol etmeden önce kendi bilançolarında yer alan parasal büyüklükleri yani kısaca kendi bilanço büyüklüklerini kontrol edebilmelidirler.

Merkez bankaları kendi bilançoları yoluyla daha geniş para arzını oluşturan tüm bankacılık sisteminin pasif kısmını etkileyebilmektedirler. Bankacılık sisteminin pasifi ise merkez bankalarının istikrara kavuşturmak istedikleri ekonomideki ortalama fiyat seviyesini etkiler. (Kumcu, 1998 ; 40).

Öncelikle kendi bilanço büyüklüklerini kontrol edemeyen, bilançosuna hakim olamayan bir merkez bankasının ekonomideki geniş parasal büyüklükler üzerinde hedefler koyması bu durumda mümkün değildir. Böyle bir para programının da başarıya ulaşması beklenemez.

2.Parasal Programların İlk Uygulamaları

Parasal programlamanın tarihsel sürecine baktığımızda ilk defa Batı Avrupa ülkelerinde 1973 yılında petrol şokları sonrasında yaşanan kronik enflasyon sonucu uygulanmaya konulmuştur. İlk uygulayan ülkede 1974 yılında Alman Merkez Bankası Bundesbank olmuştur.(Saraçoğlu, 1990).

Avrupa da, para programı açıklamasında öncülüğü yapan Bundesbank’ı daha sonra diğer Kuzey Avrupa ülkelerinin merkez bankaları takip etmişlerdir. Genel olarak bu ülkelerin uygulamaya koydukları para programları Bundesbank’ın uyguladığı para programlarıyla yakın benzerlik göstermektedir. O dönemde Avrupa da uygulamaya konulan parasal programlama çalışmaları kısa sürede ekonomik başarıya ulaşmış ve enflasyon sorunu yaşayan diğer Avrupa ülkeleri de bu yönde çalışmalar başlatmışlardır.

3.Türkiye’de Parasal Programlama Uygulamaları

Türkiye’de ise TCMB tarafından para programı uygulaması ve açıklanması fikri ilk kez 1985–1986 yıllarında dönemin TCMB başkanı Rüşdü Saraçoğlu ve ekibi tarafından ortaya atılmış ve bu yönde ilk çalışmalar başlatılmıştır. Şimdi bu çalışmaları ayrıntılı olarak inceleyelim.

3.1.1990 Öncesi Parasal Programlama

Ülkemizde 1985 yılında başlayan ilk parasal programlama çalışmaları 1990’lı yıllar süresince de devam etmiştir. 1990 öncesi dönemde yapılan para programları, gerekli altyapının oluşturulamamış olması nedeniyle kamuoyuna açıklanmamıştır. TCMB o dönemde para programlarını kendi içerisinde uygulamaya koymuş ve önemli sonuçlara ulaşmıştır.

1986 ve 1987 yıllarında TCMB’nin belirlediği hedefler doğrultusunda uygulanan para programı ve gerçekleşmeler Tablo-1 de görülmektedir. Tabloyu incelediğimizde; 1986’daki öngörülen hedefler tutturulmasına rağmen 1987’de istenilen hedeflere ulaşılamamıştır.

1988 ve 1989 yıllarında ise TCMB’nin para politikasının temel amacı merkez bankası bilançosu büyüklüğünün kontrol altında tutulması olmuştur. 1989 yılında da bir para programı hazırlanmış fakat önceki yıllarda olduğu gibi gerekli altyapının henüz oluşmamış olması nedeniyle kamuoyuna açıklanmamıştır.1988 ve 1989 yıllarında parasal gerçekleşmeler iseTablo-2 de görülmektedir.

TCMB tarafından hazırlanıp kamuoyuna açıklanan ve başarıya ulaşan ilk para programı 1990 yılı para programıdır. Böylece para programları açısından yeni bir dönem başlamıştır.

3.2.1990’lı Yıllarda Parasal Programlama

Para politikası açısından 1990 yılındaki en önemli gelişme TCMB’nin yıl başında para programını kamuoyuna açıklamasıdır.

TCMB’nin para programı hazırlayıp kamuoyuna açıklamasını büyük ölçüde mümkün kılan 1989 yılında Hazine ile TCMB arasında yapılan protokoldür. Bu protokole göre Hazine hiçbir şekilde TCMB’den borç alamayacaktır. Bu protokolle birlikte TCMB’nin kamu sektörünün bir finansman kaynağı haline gelmesi önlenmiştir.

Ayrıca para politikasını düzenli ve istikrarlı olarak uygulanmasında önemli bir engel teşkil eden Hazine’nin bu protokolle mali disiplini kabullenmiş olması da TCMB’nin 1990 yılı ve sonraki yıllar için para programlarını kamuoyuna açıklamasını hem kolaylaştırmış hem de diğer uygulamaların önünü açmıştır.

1990 yılı hazırlanan para programın temel amacı, TCMB’nin ekonomideki etkinliğinin arttırılmasıdır. Bununla birlikte TL’nin değerinin korunması, enflasyonla mücadele ve ödemeler dengesinin iyileştirilmesi de hedeflenmiştir. Bu programda TCMB öncelikle kendi bilançosunda yer alan büyüklükleri kontrol etmeye çalışmıştır. En önemlisi tüm TL yükümlülüklerinden oluşan Merkez Bankası Parası’nı (MBP) uygulayacağı para programı için hedef değişken olarak seçmiştir ve bunda da başarıya ulaşmıştır. (Kumcu, 1998 ; 41) 1990 yılı para programının hedefleri ve gerçekleşmeleri Tablo-3 de görülmektedir.

Tablo-3 de görüldüğü gibi TCMB’nin bütün hedefleri tutturulmuştur.TCMB bu hedefleri gerçekleştirirken, finansal piyasalarda istikrarın korunmasına özen göstermiştir.

1991 yılı ise Körfez Krizi, politik gelişmeler ve erken genel seçim kararının yarattığı belirsizlikler nedeniyle para politikasını uygulama açısından zor bir yıl olmuştur. Bu zor şartlar altında TCMB bir para programı ilan etmemiştir. Bunun yerine TL ve döviz piyasalarındaki istikrarı korumayı ve rezerv parayı kontrol altına almayı hedeflemiştir.

3.3.1992 Yılı Para Programı

1990 yılında olduğu gibi, 1992 yılında da bir para programı kamuoyuna açıklanmıştır. Bu programın amacı ilk kez programda olduğu gibi kamuoyu beklentilerini etkileyerek ekonomideki belirsizlikleri en aza indirmektir.

Bu programda da MB yine hedeflerini kendi bilançosundan seçmiştir. 1992 yılı para programının hedef ve gerçekleşmeleri Tablo-4 de görülmektedir.

Tablodan da görüleceği gibi, 1992 yılında TCMB döviz kurlarında belli bir istikrarı sağlamasına rağmen, bilanço büyüklükleri ile ilgili hedeflerini tutturamamıştır. Sonuç olarak bu program başarısız olmuştur.

1990 yılı para programında başarı sağlanmasına rağmen, 1992 yılında başarısız olunmasının en önemli nedenleri:

*Kamu açıklarının kontrol edilememesi
*Hazine’nin yılın ilk altı ayında kısa vadeli avans limitinin sınırına gelmesidir.

TCMB, bu dönemde piyasada oluşan fazla likiditeyi çekmek için açık piyasa işlemlerine başvurmuştur. Bunun sonucunda TCMB’nin piyasa borçları hızla artmış ve hedeflenen bilanço büyüklüklerinin üzerine çıkılmıştır.

1992 yılından sonra 1997 yılına kadar TCMB kamuoyuna herhangi bir program açıklamamıştır. 1997 yılında ise 1992 yılındakine benzer bir para programı uygulanmış fakat başarıya ulaşmamıştır. Üst üste alınan başarısız denemeler TCMB’nin itibarını ve güvenilirliğini zedelemiştir. Bu yıldan sonra TCMB para programı açıklama konusunda önceki yıllar gibi istekli olmamıştır.

1997 yılı para programının başarısız olmasındaki en önemli etken, Nisan 1994 yılında yaşanan ekonomik krizin etkilerinin hala devam ediyor olmasıdır. Bu kriz sonrasında ülke ekonomisindeki dengeler tamamen bozulmuş, ekonomi istikrarsızlığa sürüklenmiştir. Bu durumdan para programı çalışmaları da olumsuz yönde etkilenmiştir.

1998 yılında ise TCMB yıllık para programı yerine üçer aylık para programlarıyla para politikasını yürütmeye çalışmıştır.

3.4.2000 Yılı İstikrar Programı (Enflasyonu Düşürme Programı)

3.4.1.Amaç ve Hedefler


Aralık 1999 Niyet Mektubuyla somut hale gelen 2000 Enflasyonunu düşürme programı, 2002 yılı sonuna kadarki üç yıllık bir dönemi kapsamaktadır. Bu dönem boyunca somut olarak para programı; döviz kuru ve kamu maliyesi politikaları, performans kriterleri ve stratejik hedefler olarak belli bir takvime bağlanmış ayrıca da planlanan yapısal reformlar ile desteklenmiştir. (Yeldan, 2001 ; 158)

Varılan anlaşmanın temelinde enflasyonun kademeli olarak düşürülmesi, reel faiz oranlarının makul bir seviyeye indirilmesi, ekonominin büyüme potansiyelinin arttırılması, ekonomideki kaynakların daha etkin ve adil dağılımının sağlanması amaçlanmıştır.

Enflasyonu düşürme programında üç temel unsurun işlemesi öngörülmüştür. (Erçel, IV). Bunlar ;

1).Sıkı maliye politikası (kamu kesimi reformu)
2).Döviz kuru nominal çapasına dayalı para programı ve
3).Gelirler politikası çerçevesinde, sosyal güvenlik, özelleştirme ve tarım kesimine yönelik yapısal nitelikli dönüşümlerdir.

Programın amacı ve temel unsurları gözönüne alındığında; programın sadece “enflasyonu düşürme” hedefi ile sınırlı olmayıp, ekonominin yeniden yapılanmasını öngören ve ulusal ekonomide kalıcı dönüşümleri hedefleyen bir yapıda olduğu görülmektedir.

Para ve döviz politikası açısından enflasyonu düşürme programı önceki para programlarına göre daha somut politika dönüşümleri içermektedir. (Yeldan, 2001 ; 161) Burada ana hedef para ve döviz kuru gelişmelerinin önceden tahmin edilebilir kılınmasıyla yerli ve yabancılar için finansal yatırımların getirisi üzerindeki belirsizliği azaltmaktı.

Yapısal reformlar açısından enflasyonu düşürme programı; sıkı maliye ve gelirler politikası hedeflerini desteklemek için; özelleştirme uygulamalarına ek olarak, tarımsal destekleme, sosyal güvenlik, kamu maliyesi ve bankacılık sisteminde denetim ve gözetim konularını içeren bir dizi düzenlemeyi içermektedir.(Yeldan, 2001 ; 162-163).

3.4.2.İstikrar Programının Değerlendirilmesi

2000 yılı başında uygulanmaya konulan enflasyonu düşürme programına yıl içerisinde mümkün olduğunca uyulmaya çalışılmış ve bazı önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Genel olarak değerlendirdiğimizde; orta vadeli bazı yapısal nitelikli düzenlemeler tam olarak gerçekleştirilememiş olsa da; para, kur ve maliye politikaları belirlenen hedeflere uygun çalışılmıştır.

Özellikle programın başında belirlenen yıllık döviz kuru hedefleri fazla bir sapma göstermemiş, disiplin altına alınan kamu harcamaları sayesinde de kamu bütçe dengesi programda belirlenen hedefleri aşmamıştır. Enflasyon ise istenilen düzeylerde olmasa bile bir gerileme sürecine girmiş, faiz oranlarında da ciddi düşüşler yaşanmıştır.

Tüm bu olumlu sayılabilecek gelişmelere rağmen Kasım 2000’de mali piyasalar aniden sermaye çıkışlarından kaynaklanan bir para kriziyle karşı karşıya kalmış ve program önemli bir yara almıştır.Yoğun sermaye çıkışı; yüksek faiz oranı, döviz rezervi kayıpları ve ek IMF kredisiyle önlenmeye çalışılmıştır. Alınan bu önlemlerle, program üç ay daha uygulanabilmiş; Şubat 2001’de döviz krizi başgöstermiş, bu kriz sonunda da dövize olan talep karşılanamayınca; programın temelini oluşturan döviz kuru dalgalanmaya bırakılmıştır.

Sonuç olarak büyük ümitlerle uygulamaya konulan TCMB’nin “2000 yılı enflasyonu düşürme ve istikrar programı”, peş peşe yaşanan bu iki finansal kriz sonrasında son bulmuştur.

Kasım 2000 ve Şubat 2001’deki finansal krizlerden sonra, “Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı” başlığı altında yine IMF destekli, makro düzeyde yeni bir program hazırlanmış ve 14 Nisan 2001’de kamuoyuna açıklanmıştır (Kandiller, 2001, s.55-56 ; Serdengeçti, 2001b, s.14-15). Bu program 1999 sonunda IMF ile yapılan Stand-By anlaşmasının bir uzantısı olmakla beraber, yeni programda enflasyonla mücadele öncelikli hedef olmaktan çıkmış, mali istikrarın sağlanması daha öncelikli hedef haline gelmiştir.

Böylece TCMB’nin 1985 yılından itibaren uygulamaya başladığı para ve istikrar programlarından bir tanesi daha başarısız olmuştur. Hala, günümüz Türkiye ekonomisinde bu yönde arayışlar sürmektedir. Enflasyon hedeflemesi de bu yeni istitrar arayışlarının odak noktasını oluşturmaktadır.

4.Enflasyon Hedeflemesi

Güçlü Ekonomiye Geçiş Program’ı daha uzun dönemde, “enflasyon hedeflemesi” sistemine geçilmesini amaçlamaktadır (HM, 2001, s.26-27 ; Serdengeçti, 2001a, s.14). Enflasyon hedeflemesi sistemi, merkez bankasının nihai hedefi olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi amacına yönelik olarak para politikasının makul bir dönem için belirlenen sayısal bir enflasyon hedefi ya da hedef aralığı içinde tutmayı ve bunu para politikası araçlarını kullanarak gerçekleştirmeyi taahhüt etmektedir (Ongun, 2001, s.7 ; Alparslan, ve Erdönmez, 2000, s.3 ; *****, 1998, s.7 ; TCMB, 2001, s.2 ; Alıcı, 1999, s.33 ; *****, 1999, s.38-39 ; Haldane, 2001, s.65).

4.1.Enflasyon Hedeflemesinin Uygulanabilme Koşulları

Enflasyon hedeflemesinin uygulanabilmesi için gerekli koşullar şunlardır: (Malatyalı, 1998, s.8-10 ; Erçel, 2001, s.27 ; Lane, ve diğerleri, 1996, s.102 ; Alparslan ve Erdönmez, 2000, s.4-8 ; Karasoy ve diğerleri, 1996, s.5-12).

•Enflasyona ilişkin orta vadeli rakamsal hedeflerin, gerçeğe yakın olarak tahmin edilmesi ve önceden kamuoyuna açıklanması,
•Diğer nominal hedefler bir tarafa bırakılarak, fiyat istikrarının ve para politikasının tek hedef olarak kabul edilmesi,
•Para politikası stratejisinde şeffaflığın arttırılması, para otoritelerinin planları, hedefleri ve kararları hakkında kamuoyunun ve piyasaların bilgilendirilmesi,
•Hem kurumsal, hem de operasyonel anlamda, bağımsız bir merkez bankasının varlığı,
•Uygun politika araçlarının geliştirilmesi, para politikası aktarım mekanizmasının iyi anlaşılması, ya da en azından orta ve uzun dönemli enflasyon öngörüsü için güvenilir bir modelin geliştirilmesi
•Ekonomide enflasyon hedeflerinin açıklanmasıyla mali piyasalar ve kamuoyu merkez bankasının niyetlerini öğrenmiş olacak, böylece enflasyonun seyri hakkındaki belirsizlikler de azalacaktır.

4.2.Enflasyon Hedeflemesinin Avantajları

Daha önceki ülke uygulamaları gözönüne alındığında; enflasyon hedeflemesinin orta dönemli bir para politikası olarak sahip olduğu temel avantajlar şunlardır: (Alparslan ve Erdönmez, 2000, s.8). Enflasyon hedeflemesi;

•Para politikasının uygulanmasında şeffaflığı arttırmaktadır,
•Alternatif politikalara göre daha anlaşılır bir uygulamadır,
•Merkez bankalarının belirlenen enflasyon hedefine ulaşabilmesi için, güvenilirliklerini ve hesap verilebilirliğini arttırmaktadır,
•Para otoritelerinin fiyat istikrarı hedefine ulaşmaları için gerekli tüm bilgiyi kullanmalarını sağlamaktadır,
•Para politikasının ulusal ekonomideki şoklara ağırlık vermesini sağlamaktadır,
•Merkez bankalarının para politikası araçlarını kullanmalarında ve kontrol etmelerinde bağımsız olmalarını sağlamaktadır,
•Para politikasının operasyonel olarak uygulanmasına yardımcı olmaktadır,
•Politika tartışmalarının merkez bankasının para politikası ile gerçekleştirilebileceği hususlar üzerinde odaklanmasını sağlamaktadır.

4.3.Enflasyon Hedeflemesinin Dezavantajları

Enflasyon hedeflemesi sisteminin avantajları yanında bir takım dezavantajları da bulunmaktadır (Alparslan ve Erdönmez, 2000, s.9). Enflasyon hedeflemesi sistemi;

•Çok katı ve tavizsiz olarak uygulanması gerekli bir politikadır.
•Diğer para politikası sistemleriyle karşılaştırıldığında etkin olmayan bir üretim dengesine yol açmaktadır. Bu durum özellikle önemli arz şoklarında (petrol fiyatlarındaki ani değişiklikler gibi) kendini göstermektedir.
•Kısa dönemde ekonomik büyümeyi sınırlandırabilir.
•Maliye politikalarının para politikalarına göre üstünlük sağlamasını engelleyemez.
•Sistemin uygulanması için gerekli olan esnek döviz kuru sistemi mali istikrarsızlığa sebep olabilir.

Enflasyon hedeflemesi sisteminin başarısı, fiyat istikrarı konusunda güçlü bir kurumsal taahhüdün bulunmasına bağlıdır (Erçel, 2001, s.27). Bu kurumsal taahhüt; politik mücadelelerden arındırılmış, elindeki para politikası araçları üzerinde tam bir kontrol sağlamış ve temel hedefi fiyat istikrarını sağlamak olan bir merkez bankasına sahip olmaktan geçmektedir.

Bu sistem bir çok ülkede başarıyla uygulanmıştır. Bu ülkeler arasında, Yeni Zelanda, Kanada, İngiltere, İsveç, Finlandiya, Avustralya, İspanya gibi sanayileşmiş ülkeler bulunmaktadır. Söz konusu ülkelerin hepsinde de, benzer deneyimler yaşanmıştır (Alparslan ve Erdönmez, 2000, s.12-15 ; Karasoy ve Saygılı, 1996, s.21-46 ; Malatyalı, 1998, s.19-41).


Sonuç

Para programları merkez bankalarının kısa ve orta dönemlerde ulaşmak istedikleri hedefleri göstermesi ve ekonomik birimlerdeki karar vericileri bu konularda bilgilendirerek, piyasaları yönlendirmesi açısından ekonominin istikrarı için çok gereklidir. Bu nedenle; merkez bankaları tarafından uygulanan para politikası çerçevesinde hazırlanan yıllık parasal programlar da gelişen ekonomiler için ayrı bir önem arz ederler.

Sonuç olarak; yaşanan deneyimler ve uygulamalar göstermiştir ki; ekonomik istikrar uzun ve sancılı bir süreçten geçtikten sonra kazanılmaktadır. Aynı zamanda maliyeti yüksektir ve su süreçte yüksek maliyetten kaçış yoktur. Bu durumda, eğer enflasyon düşürülmek ve istikrar sağlanmak isteniyorsa, karar alıcı birimlerin bu maliyeti gelecek dönemlere ertelemek yerine, samimi ve gerçekçi olarak bugünden üstlenmeleri gerekmektedir.
Bu bağlamda hükümetin enflasyonla mücadeledeki kararlılığını ve istekliliğini, ciddi ve tutarlı politika uygulamalarıyla halka yansıtması gerekmektedir. Tüm bunlar yapılırken bu tür parasal programlarda; kalıcı istikrar ve başarı için toplumsal uzlaşmanın (toplumun her kesiminin programın gerekliliğine inanması olgusu) ön koşul olduğu da unutulmamalıdır.

kaynak