OTİSTİK İKTİSAT
Keith Rankin
Haziran 2000’de Fransa’nın önde gelen üçüncü derece kurumlarından École Normale Supérieur’de okuyan bir grup iktisat öğrencisi ayaklandı. Dünya çapındaki iktisat eğitimini belirleyen soyut matematiksel modeller saplantısına karşı çıkıyorlardı. Le Monde gazetesi (öğrencilerin) nedenlerine yer verdi ve sürpriz sayıda öğretim görevlisi onları destekledi.
Bu ayaklanmanın bir sonucu birkaç ay içinde Kanada ve Avustralya dahil bir çok ülkeye yayılan post-otistik iktisat ağının (www.peacon.net) oluşturulmasıdır.
En önemli girişimlerden biri de öğrenciler ve öğretim görevlileri tarafından hazırlanan, iktisat eğitiminde reform talep eden dilekçelerdi. Öğrencilerin dilekçelerinin “Ivy League” (Amerikan) versiyonu standart forma bir önsöz ekledi.
Öğretim görevlilerinin dilekçeleri (örnek olarak Avustralya versiyonu) neoklasik iktisadın hegemonyasının yol açtığı pedagojik bunalım konusunda ayrıntılar içeriyordu. (Avustralya’da PAE hareketi Sydney Üniversitesi Ekonomi Departmanı’nda 1970 ve 1980’lerde meydana gelen hizipleşme ve sonucunda alternatif iktisat alanında radikal bir eğitim programı öngören, Politik Ekonomi adıyla ayrı bir disiplin olarak şekillenen, hareketle bağlandı.)
Neoklasik iktisat alanında otistik olanı –ya da otistik olarak nitelenen- araştırmadan şunu belirtmek zorundayım ki “otizm” benzetmesi, otizmle hayatlarında bir şekilde tanışmış ya da otizmi araştıranlara uygunsuz gelebilir.
Otizm 18 aydan büyük olan (genellikle) erkek çocuklarda görülen bir durumdur. Beynin farklı bir şekilde çalışmasını içeriyor gibi görünmekle beraber çok çeşitli belirtisi vardır ki tüm bunların bir bütün otizm teşhisi için yeterli olmadığı söylenebilir. Bu nedenle otistik olanlar hem gösterdikleri belirtiler hem de zihinsel özelliklerinin sonucu ortaya çıkan yetersizliğin boyutu bakımından farklılaşıyor. Otizm –beynin embriyolojisinin değişimi de denilebilir- tıp biliminde en şaşırtıcı “az araştırılmış” ve hala sır olan bir konudur.
PAE hareketinin ele aldığı özel otizm belirtisi “gerçekle bağlantıyı koparmak”. (Neoklasik) iktisat disiplinine yöneltilen eleştiri, aşırı derecede yaşanılan dünyadan kopuk oluşudur. Diğer bilimlerin ve sosyal bilimlerin gerçeğin açık fikirli öğrenilmesi iddiasının aksine, neoklasik iktisat kendi varsayımları tarafından sınırları çizilen soyut bir dünyanın içine çekiyor. Bunun için, İngilizce, Fransızca ya da diğer başka bir dilin yerine matematiğin dilini benimseyerek kendi dilinin normlarına uyum sağlayamayan ya da sağlamayacak olanlara müsamahasını anlamsız (ama tehdit edici) kıldı). Başka bir ifadeyle iktisat, iddia edildiği üzere bilimselcilik (Colins sözlüğümde yazdığı üzere araştırma ya da çalışma alanı üzerine izlenilen eleştirel olmayan bilimsel ya da hemen hemen bilimsel yöntem) diğer bir ifade ile biçimselcilik, deneyselcilik ve rasyonalizmden muzdarip. Gerçekte uzun zamandır bu alanda kabul edildiği gibi neoklasik iktisat “fizik-kıskançlığı”ndan yani 19.yy Newton fiziğini kıskanmaktan muzdarip.
Otistik insanlarda görülen mantıki etki “bağını koparma” sosyalleşme eksikliğinden, ve bir çok durumda da sosyalleşmenin gerekli koşulu olan dil eksikliğinden. Dolayısıyla neoklasik iktisadın otistik özellikleri bireycilik, kamu mülkiyeti karşısında özel mülkiyetin yüceltmesi, ve karşılıklı iletişimin kolaylaştırılmasına değil gelişmesine engel oluşturan özel bir dilin kullanınımın tercih edilmesini içeriyor. (İktisadın “karşılıklı iletişim” şeklinde tanıtımı 1980’lerin aşırı formelliğine karşı 1990’larda görülen bir tepkidir)
Otistik insanlar zeki olabilir, ancak bu zeka genellikle saplantılı ve çok dar bir noktaya odaklanıyor. Otizm benzetmesinin bu özelliği örnek olarak 1980’lerde Yeni Zelanda hazinesi’nde ortaya çıkan kültürü anlamamıza yardımcı oluyor. Engeller ve sabit fikirlilik oluşturan bu dili kullanmak, toplumun görüşlerini tatmin etmek yerine, rekabeti desteklemek adına Hazine’nin kendisini reddetmek (tam da herkes için rekabeti savunurken), TİNA(there is no alternetive- alternatif yok) retoriğinin önerdikleri; bunların hepsi ideolojik neoliberalizmin araştırmalarda kullanılan biçimsel matematiksel iktisadi modeller kadar otistik olduğu izlenimini veriyor. Kapalı fikirli teknokratlar, otistik çocuklar gibi hilkat garibesi olabilir.
Yeni hareketin anti-otistik olmasından çok post-otistik oluşu önemlidir. En azında öğretim görevlilerinin dilekçeleri iktisada düşman olmak yerine iktisadın gerekliliği üzerinde duruyor. Matematiksel modeller oluşturmak kendi başına yararlı bir entelektüel bir faaliyettir. Ancak bu bilimsel iktisadi çalışmanın ve iktisat fenomenin çok küçük bir parçasıdır. Asıl sorun apriori matematiksel iktisadın iktisadi araştırmaları, iktisadın gerçek işleyişinden (ve geçmişte nasıl işlediğinden) uzaklaştırmasıdır. Diğer bir sorun da doğrularını gerçek gözlemlerden ziyade terimler üzerinden tarif edenlerin politikayı ütopik bir şekilde algılamasıdır. Onlar için, iyi bir politika insanoğlunun yeniden şekillendirilmesini içerir, böylece davranışlarımız akılcı öncüllerimiz olan “iktisadi insan”a dönüşebilir.
Post-otistik iktisat tersini öneriyor, yani iktisat özel mülkiyet/ mükemmel rekabet/ serbest piyasa ütopyası nasıl işlemeyebileceği üzerine değil dünyanın nasıl işlediği üzerine odaklanmalı. Bu durumda politika üretmek soyutlamalardan çok mutlaka bilginin gözlemlerden toplanmasına bağlıdır. İktisat tarihi post-otistik iktisat eğitiminin kritik noktasıdır.
Post-otistik ağının hedeflerine sempatimi açıklamakla birlikte, bu konuda bazı tereddütlerim var. Öncelikle otizm hala bir tabu olduğundan protesto hareketi için etkili bir metafor değil. İkincil olarak matematiksel iktisadın kusurlarını fazla abartma riski taşıyor. Soyut matematiksel iktisat, matematik gibi, durduğu yerde, insanoğluna çok şey katıyor.
PAE hareketinin neoklasik iktisadın doğruları ve yanlışları üzerine odaklanmasından çok eleştirel iktisat eğitimi konusuna odaklanması daha uygun. En acil sorun, - ileri iktisat muhafazakar fikirli birkaç kişi dışında - herkese kapılarını kapattığı için, toplum iktisadi konuları tartışamaz ve 1980’lerin ortalarında Yeni Zelanda’ya ıstırap çektiren Regornomics (Hazineyi yöneten Roger Douglas sonrası adlandırıldı) gibi politik oldu bittilere itiraz edemez. Yaygın bir iktisat eğitimi olmadan politika üretimi hilkat garibelerinin entrikalarına karşı savunmasız olacaktır.
Unitec’ten İki meslektaşımın (Andrew Codling ve Jacqueline Rowarth) New Zealand Herald’da yazdıkları gibi:
Öğrencilerimizin maruz kaldığı dar içerikli eğitim programına karşı kaygılarımızın ve önerilerimizin dikkate alınacağını umut ediyoruz. Sistemimizde ana disiplinlerin interdisipliner ve problem temelli bir eğitimi temelinde yapılacak bir yenileme öğrencilerimize engin bilgi verecektir. Bu durum, mezunlarımızı geliştirecek ve ülkemizi dünyanın eğitimli ülkelerinden biri haline getirecektir.
İktisatta gerçeklere ulaşmak için tek bir yol yoktur. Ve sadece tek doğru iktisat eğitimi de yoktur. Bundan ziyade, her bakış açısı bütüne bir şeyler katıyor. Eğer iktisat eğitimi gerçekler üzerine kurulursa öğrenciler daha fazla bilgi edinecek ve alanlarına yönelik daha olumlu bir bakış açısı kazanacak.
kaynak


LinkBack URL
About LinkBacks

Alıntı Yaparak Cevapla