GİRİŞ

Devletin ekonomi içindeki büyüklüğünün ölçülmesinde büyük önem taşıyan kamu harcamaları, devlet tarafından yapılan veya devletin faaliyet sahasına giren fonksiyonlarına ilişkin maliyetin ne kadar olduğunu gösterir. Bu maliyet bazı yıllardaki azalmalar veya duraklamalar dışında gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde artış göstermektedir. Dolayısıyla kamunun ekonomi içindeki büyüklüğü ve etkisinin ölçülmesinde bir araç olarak görülen kamu harcamaları, bir artış eğilimindedir.
Kamu harcamalarında görülen artışı ve GSMH ile ilişkilendirilmesinin ele alındığı bu çalışmada; 1980 yılında ekonomide yaşanan olayların ve alınan kararların, Türkiye açısından bir dönüm noktası olması nedeniyle, bu dönemden itibaren günümüze dek gerçekleşen kamu harcamalarının ekonomik ayrıma göre sınıflandırılması sonucu ortaya çıkan trendin, ekonomik gelişme yani GSMH ile olan ilişkisi incelenip regresyon analizi yapılacak, son olarak da gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerdeki kamu harcamalarla karşılaştırılacaktır.

I. TÜRKİYE’DE KAMU HARCAMALARININ DAĞILIMI ve GSMH İÇİNDEKİ PAYI

1. Kamu Harcaması Kavramı ve Yapısı


Kamu harcamaları kavramına verilen anlam ve bu harcamaların ekonomideki fonksiyonları zaman içinde değişiklikler göstermiştir. Genel olarak baktığımızda kamu harcamaları “devletin üstlenmiş olduğu fonksiyonları yerine getirmesi için yapılan bütün işlerin maliyetine giren unsurların toplamı”(Aksoy,1998, s.91) olarak tanımlanabilir. Kamu faaliyetlerinin maliyeti (Akalın, 1986, s.139) olarak gösterilen kamu harcamaları, devletin yapmak zorunda olduğu faaliyetlerin bir sonucudur. Bu anlamı ile kamu harcamaları sadece devletçe yapılan değil, diğer kamu kuruluşlarınca da yapılan harcamaları kapsamaktadır. Böylece kamu harcamaları, kamu hizmetlerinin ve faaliyetlerinin gerçekleştirilmesinde kullanılan bütün kaynakları içermekte ve onların gerçek maliyetlerini ortaya koymaktadır (Yaşa, 1959, s.2).
Kamu harcamaları ile ilgili olarak yapılan bu açıklamalar doğrultusunda bizi ilgilendiren diğer bir konu da devletin yapacağı harcamalardan hangilerinin kamu harcaması sayılacağıdır. Genel anlamı ile kamu harcamaları bütçe aracılığı ile kamu ekonomisinden yapılan ödemeler olarak gözükmekte ve kamu ekonomisinde faaliyet gösteren tüm üretim birimleri tarafından yapılmaktadır. Kamu harcamalarını sıralayacak olursak; merkezi ve yerel idarelerin yaptığı mal ve hizmet alımına yönelik tüketim harcamaları, sabit sermaye harcamaları, sübvansiyonlar, cari hibeler, sermaye transferleri, faiz ödemeleri (Brown& Jackson, 1992, s.155) ve bunlara ek olarak kamu iktisadi teşebbüslerine yapılan harcamalar, sosyal güvenlik harcamaları, döner sermaye harcamaları negatif vergiler, devletin sahip olduğu malların değerindeki düşmeler söylenebilir.
Bilindiği üzere devleti harcama yapmaya iten tek unsur, kamusal mal ve hizmet sağlama amacı değildir. Çağdaş devlet anlayışının gereği olan çeşitli amaçların -büyüme hızını arttırmak, gelir dağılımını değiştirmek, kaynak dağılımını düzeltmek vb.- gerçekleştirilmesi de önemli kamu harcamalarının yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Dolayısıyla kamu harcamaları, devletin çeşitli hedeflerine ulaşmasında araç olarak kullanılmaktadır (Uluatam, 1999, s.211).
Öte yandan iktisat politikası analizlerinde kamu harcamaları, devletin ekonomi içindeki büyüklüğünün ölçülmesinde büyük önem taşır, devlet tarafından yapılan harcamalar hükümetlerin politika seçimlerini yansıtır ve ekonomide devletin müdahale derecesinin ölçülmesi için kullanılır (Brown & Jackson,1992, s.154).
Bu açıklamalara ek olarak kamu harcamaları dört temel sorunun cevaplanması ile ilişkilendirilerek açıklanabilir: Öncelikle kamu finansmanı ile hangi mal ve hizmetler arz edilecektir, ikinci olarak kamu harcamalarının değerlendirilmesinde belirleyici unsur nedir, üçüncü olarak kamu harcamalarının diğer mal hareketleri ve ekonomi üzerindeki etkisi nedir, son olarak bir mal veya hizmetin kamu veya özel sektör tarafından sunulmasındaki farklılıklar nelerdir; bu sorulara verilecek yanıtlar kamu harcamalarının analiz edilmesinde bize yardımcı olacaktır (Pryor, 1968, s.35).
Devlet tarafından yapılan bu harcamaların etkilerinin daha belirginleştirilmesi için bu harcamaların analitik ayrıma tabii tutulması gerekir. Bu ayrım belli bir konuyu açıklamakta bir sınıflamanın diğerine göre daha uygun olması durumunda yapılır.
Kamu harcamaları idari, iktisadi ve fonksiyonel açılardan sınıflandırılabilir. Bu çalışmada da GSMH ile kamu harcamaları arasındaki ilişki ele alınacağından, iktisadi sınıflama kullanılacaktır. İktisadi sınıflandırmada harcamalar daha çok kaynak kullanan ve gelir aktaran harcamalar olarak ikiye ayrılmakta ve kaynak kullanan harcamalar devlet mekanizması, siyasal karar alma ve kamu bürokrasisi süreçleri aracılığı ile piyasa mekanizmasının yerine geçmektedir (Akalın, 1986, s.139). Gelir aktaran harcamalar ise devletin satın alma gücünü bir gruptan diğer gruba aktaran harcamalardır.
Çalışmamızla ilgili olarak bizi ilgilendiren diğer bir konu da kamu harcamaları artışlarının analiz edilmesidir. Dünyada görülen genel durum kamu harcamalarının artışı yönündedir; ülkeler sanayileştikçe ve kişi başına gelir arttıkça ulusal gelirin giderek daha büyük bir yüzdesi merkezi ve yerel yönetimlerin bütçelerinden harcanır hale gelmiştir (Bulutoğlu&Kurtuluş, 1988, s.3). Devletin kamu harcamaları ile üstlendiği görevlerin artması ile kamu harcamalarının artışı önlenemez olmuş ve bu artışlar ya da devlet faaliyetlerinin büyümesi konusundaki araştırmalar, hem mutlak hem de ekonomi içerisinde nispi değer olarak kamu harcamalarının büyüdüğünü göstermiştir. Örneğin yapılan ampirik çalışmalardan, W. Rostow ve R. Musgrave tarafından, ekonomik kalkınma ve büyümenin kamu harcamaları üzerinde etkisinin olduğu ve kamu yatırım harcamalarının bu dönemde toplam yatırım harcamalarına göre daha yüksek olduğu ortaya koyulmuştur. Bir diğer önemli çalışma A. Wagner tarafından yapılmış ve Wagner yasası ile “ekonomide kişi başına gelir attıkça, kamu sektörünün nispi hacminin büyüyeceği” görüşü kabul edilmiştir. “Peacock-Wiseman ise kamu harcamalarının savaş vb. olağanüstü dönemlerde sıçrama etkisi yaparak arttığını, olağanüstü dönem geçtikten sonra da bu harcamaların azalmayıp aynı seviyede kaldığını böylece ülkelerin harcama grafiklerine bakıldığında devamlı fakat düzenli olmayan artışların görüldüğünü ortaya koymuş, ikinci olarak da kamu harcamalarının giderek merkezileştiği görüşünü kabul etmişlerdir”(Önder, 1974, s.12).
Kamu harcamaları kavramını ve yapısını genel hatları ile incelediğimizde sonuç olarak kamu harcamalarının devlet faaliyetlerinin gerçekleştirilmesi için katlanılan maliyetler olduğunu görmekteyiz. Buna göre kamunun ekonomi içindeki büyüklüğü ve etkisinin ölçülmesinde kamu harcamalarını bir araç olarak kullanabiliriz.

2.Türkiye’de Kamu Harcamaları

Türkiye’de kamu harcamaları kavramı ile yukarıda belirttiğimiz tanım arasında bir farklılık yoktur, kamu harcamaları genel bütçeye dahil merkezi devlet ve bağlı daireleri, mahalli idarelerin ve katma bütçeli idarelerin harcamalarını kapsamaktadır.
Kamu harcamaları ile kamu ekonomisinin nispi değeri belirlenirken, iktisadi kaynaklardan ne kadarının kamu ekonomisi tarafından kullanıldığını açıklayabilmek önemlidir. Bu nedenle, kamu ekonomisinin milli ekonomi içindeki nispi değeri belirlenirken öncelikle bu harcamaların iktisadi kıstaslara göre sınıflandırmasını yapmak gerekecektir. Etki ve içerik bakımından birbirinden farklı kamu harcamalarının, iktisadi nitelik ve özellikleri göz önünde tutularak yapılacak bir sınıflandırma, bize kamu harcamalarının milli ekonomi üzerindeki etkilerini daha yakından görme olanağı verecektir.
Kamu harcamaları öncelikle, cari, yatırım ve transfer harcamaları şeklinde gayri safi milli hasılaya yaptıkları etkilere göre ekonomik ayrıma tabii tutulmakta ve belli bir dönemdeki kamu harcamaları ile o dönemin üretimi arasında ilişki kurulmaktadır. Ayrıca devletin GSMH’ya etki eden harcamaları ile böyle bir katkıda bulunmayan harcamaları birbirinden ayırmak ve bu şekilde kamu harcamalarının milli hasıla içindeki payı hakkında bir fikir sahibi de olunmaktadır. Sonuçta devletçe yapılan harcamalar dolaysız biçimde toplam talebin bir unsurunu oluşturarak cari dönemin üretimini veya fiyat düzeyini etkilerse gerçek harcamalar niteliğini kazanır. Gerçek harcamalar üretim ve fiyat düzeyi üzerinde özel tüketim ve özel yatırıma benzer etki yaparak GSMH’ya katkıda bulunan harcamalardır. Transfer harcamaları ise devlet tarafından karşılıksız olarak yapılan ve cari dönem üretimine karşı doğrudan talep yaratmayan, yalnızca bazı servet unsurlarının kişi ve kurumlar arasında el değiştirmesi özelliğini taşıyan harcamalardır. Özetle cari ve yatırım harcamaları GSMH’ya katkı yapan ve konsolide bütçede gösterilen harcamalardır. Transfer harcamaları ise çok yönlü harcamalardır (Önder, 1974, s.33). Türkiye’deki kamu harcamalarını bu sınıflamaya göre değerlendirecek olursak;

2.1.Cari Harcamalar

Cari harcamalar, kamu hizmeti sunmak için gerçekleştirilen, ele alınan dönemde milli hasılaya katkı yapan ve o dönemde tüketilen harcamalardır (Önder, 1974, s.79). Fakat cari harcamalar içerisine üretimi arttırıcı etkisi olmayan ve faydası bir dönemle sınırlı sayılabilecek her tür harcama kalemi girer, bu özelliği ile cari harcamalar özel kesimin tüketim harcamalarına benzer ve devletin üstlendiği görevlerin günlük devamını sağlar (Uluatam, 1999, s. 230). Ancak bazı kamu harcamalarının etkileri döneminde yok olmayıp gelecek dönemlere de yansıdığı halde, bunların somut olmayışı cari harcama olarak nitelendirilmelerine sebep olur. Örneğin eğitim ve sağlık harcamaları bir üretici güç olarak insan üzerinde gelecek dönemlere de kalıcı etkiler bıraktığı halde, bunlar kamu muhasebesinde cari harcama sayılmaktadır (Bulutoğlu, 1988, s.219). Daha çok insan üzerine yapılan yatırımlara yönelik bu harcamalara iktisadi gelişme cari giderleri de denilebilir. Ayrıca tarım hizmetlerinin geliştirilmesinden doğan cari harcamalar da bu nitelikte sayılabilir (Türk, 1989, s. 41).
Türkiye konsolide bütçesinde yer alan cari harcamalar, personel ve diğer cari olmak üzere iki kısımda gösterilmekte ve cari harcamalar emek için ücret olarak, her çeşit mal alımı için fiyat olarak yapılmaktadır. Personel harcamaları içerisinde; genel ve katma bütçeli kuruluşlarda çalışanların aylıkları, sözleşmeli personel ücretleri, işçi ücretleri, sosyal yardımlar ve ek çalışma karşılıkları, tazminat ve ödüller, ödenekler, tedavi yardımı ve cenaze giderleri ile diğer personel giderleri yer almaktadır. Özellikleri itibariyle personel harcamaları devletin taahhüdü niteliğindeki harcamalar olduklarından normal şartlarda bunların miktarlarının azaltılması oldukça zordur (Öner, 1993, s. 243). Diğer cari harcamalar ise devletin temel fonksiyonlarının görülebilmesi için personel giderleri dışında yaptığı gerekli harcamalardır. Bu kalemdekiler bütçe tekniğine paralel olarak; yolluklar, hizmet alımları, tüketim malları, malzeme ve demirbaş alımlarını kapsamaktadır.

2.2.Yatırım Harcamaları

Yatırım harcamaları üretim kapasitesini arttırmak için yapılan ve milli hasılaya katkıda bulunan harcamalardır. Devletin yatırım harcamaları tıpkı özel sektörde olduğu gibi ekonominin üretim gücünü arttırmaya yöneliktir ve sermaye mallarına ilaveleri ya da mal stoklarının artmasını sağlayan harcamaları kapsar.
Türkiye’deki konsolide bütçe yatırımları makine, teçhizat ve taşıt alımları ile yapı, tesis ve büyük onarım giderlerini kapsamaktadır. Bütün bu harcamaların ortak özelliği sermaye birikimi, üretim kapasitesi ve istihdam yaratma ile ilgili harcamalar olmasıdır.

2.3.Transfer Harcamaları

Transfer harcamaları, kamunun gerçek veya tüzel kişilere, satın alma gücünü karşılıksız olarak devretmesidir. Bu tür giderlerle devlet doğrudan bir üretim faktörü almadığından, transfer yapılan kişiler bakımından doğan gelirler milli gelir hesaplarında yer almaz ve bu haliyle transfer harcamaları karşılıksız harcamalar veya o dönemin GSMH’sına bir katkıda bulunmayan harcamalardır. Bu harcamaların önemli bir kısmında ödemenin yapıldığı kişi ve kurumlarca devlete herhangi bir hizmet yapılması söz konusu olmadığı gibi mal teslimi de yoktur.
Türkiye’deki transfer harcamaları, iç ve dış borç faiz ödemelerinin toplandığı faiz ödemeleri, KİT ve sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferler, vergi iadeleri ve fon ödemelerinden oluşmaktadır.
Çalışmanın bundan sonraki bölümünde, yukarıda ekonomik ayrımını tanımladığımız kamu harcamalarının, önce 1980-1990 daha sonra da 1990-2000 dönemleri itibariyle gösterdikleri trend ele alınacaktır.

3. Türkiye’de Kamu Harcamalarının Artış Trendi

Türkiye’de kamu harcamalarının yıllar itibariyle reel olarak arttığı bilinen bir gerçektir. Konsolide bütçe içerisinde yer alan ve Türkiye ekonomisi içinde kamunun nisbi büyüklüğünü gösteren kamu harcamaları, hem 1980 sonrası izlenen liberal politikaların kamu harcamalarındaki artışı frenleyici etkisine rağmen hem de ülke içi siyasi, ekonomik ve sosyal birtakım olumsuz faktörlerin etkisiyle artmaya devam etmiş ve zaman içerisinde giderek artan bir trend göstermiştir.
Genel olarak kamu harcamalarının boyutlarının bu denli büyümesinde; zaman zaman ekonomik politikaların devletin ekonomideki payının arttırılıp-azaltılması yönünde oluşu, bütçe gelir ve giderlerinin sınıflandırılmasında yapılan değişiklikler, devlet yapısının ve idari teşkilatın yeni hizmet alanlarının ortaya çıkışı ile yeni birimler ve bakanlıklar oluşturulması şeklinde değişmesinin katkıları sayılabilir.
Aşağıda ayrıntısıyla açıklayacağımız, ekonomik ayrıma göre cari, yatırım ve transfer harcamaları şeklinde üç ana gruba ayrılan bu harcamalarda yıllar itibariyle meydana gelen değişmeler, ekonomide meydana gelen değişmeleri açıklamakta yardımcı olacaktır. Çünkü kamu harcamalarının ekonomik ayrıma göre değerlendirilmesi, uygulanan ekonomik ve sosyal politikaların sonuçlarının görülüp izlenmesine olanak sağlamaktadır.

3.1. 1980-1990 Yılları Arasında Türkiye’de Kamu Harcamalarının Seyri

Bilindiği üzere Türkiye ekonomisi 1970’lerin ikinci yarısından bu yana, değişen oranlarda ve süreklilik gösteren bir enflasyon baskısı altındadır. Türkiye ekonomisi 1980 yılına, geçmiş yıllarda uygulamaya konulmuş ekonomik, mali ve siyasi politikalardan kaynaklanan büyük güçlükler içerisinde girmiştir. Söz konusu yıla ait genel tabloda, 5 milyar dolara varan dış ticaret açığı, yüksek oranlı gidişi durdurulamayan enflasyon, yüksek işsizlik oranı, sanayi kesiminde döviz ve enerji yetersizliğine bağlı üretim düşüklükleri ve tarım kesimindeki üretim yavaşlamaları sonucunda yıllar itibariyle düşüş gösteren büyüme rakamları mevcuttur. 24 Ocak istikrar önlemleriyle beraber ekonomide enflasyon ve dış dengesizlik şeklinde görülen bunalıma çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Bu program ekonomiyi aşama aşama serbest piyasa ekonomisiyle dışa açarak büyümeyi planlamış, devlet müdahalesini en aza indirerek piyasa ekonomisine işlerlik kazandırılmasını, ekonomideki bu amaca ulaşmada mal, para ve döviz piyasasında fiyatların piyasa güçlerinin kararları ile oluşmasını ve KİT fiyat politikasının serbest bırakılmasını kararlaştırmıştır. İhracata dönük sanayileşme ile de ihracatın, buna bağlı olarak yerli üretimin de artması, dış kaynak sorununun çözümü ile, yatırımların ve üretimin artışı planlanmıştır. “Ancak dış ticaret açığının 1985-1986 da 3.5 milyar $ düzeyine yükselmesi, ekonominin dış ilişkilerinde bu programın bir düzelme yaratmadığını ortaya koyarken, bu konudaki tek olumlu gelişme, dış borç alma olanaklarının varlığı olmuştur” (Kepenek, 1985, s. 105).
1980 yılı bütçesi “enflasyonsuz kalkınma” bütçesi olarak adlandırılırken, enflasyonla mücadele amacıyla iç tasarrufların arttırılması, iç ve dış kaynak kullanımlarının üretimi arttırmaya yönlendirilmesi için enerji ve alt yapı yatırımları ile KİT’lerin üretimlerinin arttırılmasına karar verilmiştir.
Ülkemizde yaşanan 12 Eylül Darbesi de kamu harcamalarının artmasında önemli bir rol oynamıştır. Öyle ki yeni siyasi otoritenin vergi toplama gücünü arttıracak nitelikte bir takım olgular sözkonusudur. Sivil iktidarlar yerine askeri iktidarların tekrar seçilebilme olasılığının olmaması onlara kamu gelirlerini arttırabilme olanağını sağlamaktadır. Darbe öncesi kargaşa ortamının bir an önce son bulması umudu ve bu yönde verilen vaatler de halkın katlanabileceği vergi sınırını yükseltmektedir (Akbulut,1991-1992 s. 251-252.). Dolayısıyla bu durum da o dönemde kamu harcamalarının dolaylı bir artış nedenini oluşturmaktadır.
Grafik - 1 1980-1990 Dönemi Kamu Harcamalarının Cari Fiyatlarla Dağılımı
Ekonomik ayrıma göre 1980-1990 yıllarına ait, bütçe bileşimine ilişkin rakamlar ve dağılımları Tablo 1 ve Grafik 1'den görülebilir. Sözkonusu dönemde cari fiyatlarla tüm harcama kalemlerinin sürekli artış gösterdiği görülmektedir. 1980 yılına gelindiğinde bir önceki yıla oranla personel harcamalarında %99, diğer carilerde %52, yatırım harcamalarında %67, transfer harcamalarında da %117 lık artış gerçekleşmiştir.
1981 yılında kamu harcamaları cari fiyatlarla bir önceki yıla oranla %13.5 artış gösterirken 1983 de bu oran %63 e çıkmıştır. İzleyen yıllarda artış oranları %45 ler civarında seyretmiş, aynı yüksek artış hızına bu kez 1988 de ulaşılmıştır. 1980-1990 döneminde kamu harcamalarında cari fiyatlarla en yüksek artış ise 1989 yılında %81 ile yaşanmıştır.
Kamu harcamalarının 1987 fiyatları ile reel fiyatlara indirgenerek ulaşılan enflasyondan arınmış kamu harcamaları rakamlarının, ekonomik ayrıma göre dağılımları Tablo 2 de gösterilmektedir. Reel fiyatlarla kamu harcamalarındaki artış-azalış oranları ise Grafik 2 de yer almaktadır. 1980 ve 1982 yıllarında bir önceki yıla göre %10 lar civarında azalış gösteren kamu harcaması miktarında, 1983 yılında birden %24 oranında artış yaşanmıştır. 1983 yılındaki artış hızı kadar yüksek olmamakla beraber diğer artış yaşanan yıllar da, %14.2 ile 1986, %12 ile 1987, %10.9 ile 1988 ve %10.2 ile 1989 yıllarıdır.
Grafik -2 1980-1990 Dönemi Kamu Harcamalarının Reel Fiyatlarla Bir Önceki Yıla Göre Artış / Azalış Oranları (%)

3.1.1. 1980-1990 Dönemi Cari Harcamaların Dağılımı

Cari harcamalarının miktarı, sunulmakta olan kamu hizmetlerinin verimliliği, etkinliği ve yeterliliğinin değerlendirilmesi açısından önemli göstergelerdir.
Cari harcamaların bütçe içindeki payı 1970 lerin ortalarında %50 nin üzerinde iken, seksenli yılların başından itibaren %45 civarında seyretmiştir. 1984 yılından sonra kamu harcamaları içinde cari harcamaların payının %39 seviyelerinden %37 lere gerilemesi 1989 yılına dek sürmüştür. Ancak 1988 yılında %37.5 olan cari harcamaların bütçe payı, 1989 yılında %46.8 e yükselmiştir.
Cari harcamaları oluşturan personel ve diğer cari harcamaların dağılımına bakıldığında, cari harcama rakamlarındaki değişim de net bir şekilde izlenebilmektedir :
Personel harcamaları, hem cari harcamalar içerisinde önemli bir paya sahiptir hem de bütçe için önemli bir harcama kalemidir. Ayrıca personel harcamalarına bakarken, sadece cari personel harcamalarına değil, yatırım ve transfer harcamaları içinde yer alan personel harcamalarına da bakmak gerekir. Personel harcamalarının cari harcamaları içindeki payı, yıllar itibariyle hep artış göstermiştir. 1980 de %69 iken 1983 e kadar %60 ını, 1983-1987 yılları arasında %60' ını oluşturmuş, 1987 de yine 1980 seviyesine, %69 lara çıkmış ve 1989 a kadar yükselme eğilimi devam ederek, %80' lere çıkmıştır. Öte yandan personel harcamalarının bütçedeki payı ise 1980 de %31.7 sini oluştururken, 1986 yılına dek %22 lere varan bir düşüş yaşanmıştır. Ancak 1987 ve 1988 yıllarında bu pay önce %26 ya, 1989 ise son olarak %36 ya sıçramıştır.
Personel harcamalarındaki artışın önlenebilmesi, kadroların disiplin altına alınması ve sonuçta kamu kaynaklarında oluşan israfın önlenmesi için, 1979-1980 yıllarında bütçe kanunları, genel ve katma bütçeli kuruluşlardaki kadro artışını %3, yerel idarelerdekini ise %2 ile sınırlandırmıştır. Hem bu kararın etkisi hem de 12 Eylül 1980 darbesinden sonraki dönemde yasaklanan sendikal faaliyetler ve grevlerle ücret artışları kontrol altına alınmış; personel harcamalarının bütçedeki payı da %31.7 den %26.2 ye gerilemiştir. Öte yandan 1981-1982 de ise kadro ihdası kanun hükmünde kararnamelerle yapılabilir hale gelmiş, dolayısıyla da memur sayısı bir önceki yıla göre sadece %0.8 oranında artmış, personel harcamalarının kamu harcamaları içindeki payı 1982 de %27.6 dan 1983 de %25.7 ye düşmüştür. Bu önlemin yanında 1983 yılında da gereksiz kadro artışı önlenerek, 1984 yılında personel harcamalarının kamu harcamaları içindeki payı %23.7 ye artış hızı da 1983 de %52 den 1984 de %33.7 e gerilemiştir. Ancak 1984 yılına gelindiğinde memur sayısının 1983 yılına oranla %7.8 oranında arttırıldığı görülmektedir. Bu şekilde geçmiş yıllarda alınan önlemler bir dereceye kadar sonuçsuz kalmıştır. 1986 yılına gelindiğinde, boş kadrolara ve devamlı işçi kadrolarına açıktan atama yapılması Maliye Bakanlığı’nın iznine tabi bırakılmış ve bu kararın etkisi ile kamu harcamaları içinde personel harcamalarının payı %22.5 e inmiştir.
1988 yılında %37.5 olan cari harcamaların bütçe içindeki payı 1989 yılında %46.8 e yükselmiştir. Bu yıllarda cari harcamaların diğer kalemi olan diğer carilerin payı azalırken sözkonusu artış, diğer kalem olan personel harcamalarından kaynaklanmıştır. 1988 yılında kamu harcamalarının içinde %26.1 paya sahip olan personel harcamalarının 1989 daki payının %36.1 e tırmanmasının nedeni; o yıl memur maaşlarına yapılan %50 zamdır. Bunu ertesi yıl sözleşmeli personel maaşına yapılan %50 oranındaki zam izlemiş ve 1990 yılında personel harcamalarının kamu harcamaları içindeki payı %42.5 e çıkmıştır. Öte yandan aynı yıl sözleşmeli personel sayısında da yaklaşık %60 lık bir artış olmuştur. İşçi sayılarında ise yıllar itibariyle kayda değer artışlar yaşanmamasına rağmen, (1981 yılında işçi sayısı 237.228, 1992 de 244.470 dır) 1989 ve 1991 yıllarında gerçekleşen toplu iş sözleşmeleri ve işçi ücretlerinde meydana gelen önemli artışlar, sözkonusu yıllar için bu harcamaların artış nedenleri arasındadır.
1989 yılında cari harcamalarda yaklaşık %130 lara varan bir artış yaşanmıştır. Bu hem o yıla dek kamu harcamalarından %10-15 oranında pay alan diğer cari kaleminin hem de memur maaşlarının artmasının yarattığı bir etkidir. 1988 yılına dek Milli Savunma Bakanlığı bütçesinde, daha önce yatırım kalemleri içerisinde yer alan bir takım savunma yatırımlarının cari harcamalara kaydırılması ve cari nitelikte harcama yapan bazı yeni harcamacı kuruluşların göreve başlaması olarak gösterilebilir. Diğer cari kalemlerin, cari harcamalar azalırken artmasının en önemli nedeni, bu kalem içinde savunma harcamalarının önemli bir payı olmasındandır.

3.1.2. 1980-1990 Dönemi Yatırım Harcamalarının Dağılımı

Yatırım harcamalarının 1970-1982 döneminde bütçe harcamaları içinde %15-22 arasında bir payı olmuştur. Bu pay izleyen yıllarda yerini özellikle 1987 den sonra %15,6 ya, 1988 de %13'e ve nihayet 1989-1990 yıllarında %10 lara bırakmıştır.
1980 yılında yatırım harcamalarına bütçeden ayrılan pay %17.2 olmuştur. Ertesi yıl artış oranı da %0.9 da kalmıştır. Bu düşük oranların, 1980 yılı bütçesinin 10 aylık olması ile ilişkilendirilmesi biraz iyimser bir yaklaşım olmaktadır. Çünkü o yıllarda 24 Ocak kararlarının etkisiyle devletin ekonomideki payının küçültülmesi amacının gerçekleştirilmesinin yanısıra, o dönemdeki askeri rejim de yatırımları ikinci plana atması sözkonusu idi.
1983 yılı yatırım harcamalarında reel fiyatlarla bir önceki yıla oranla %8 lik bir artış olmuştur ve bu şekilde toplam kamu harcamalarının %18.1’ini almıştır. Sözkonusu yıl özellikle ülke kaynaklarına dayalı santral projelerine öncelik verilmesi, ulaştırma, haberleşme, tarımsal altyapı projeleri ile dış finansman sorunu olmayan projelere ve döviz getirisi yaratacak projelere öncelik verilmesindendir. Aynı şekilde 1984 yılında da bu düşünce hakim olmuş ve yatırıma ayrılan pay %18.3 ile 1983 oranının hemen hemen aynısı olmuştur.
1984 yılında yatırım harcamalarında cari fiyatlarla yaşanan artış 1985 de %49 ile devam etmiş, ancak reel fiyatlarla 1984 yılında %1.5, luk bir azalış, 1985 yılında da sadece %2.8 lik bir artış yaşanmıştır. 1984-1985 yılları artış oranları, kamu harcamaları artış oranlarına uygundur.
1986-1987 yıllarında artış oranları yerini düşmeye bırakmıştır. 1986 yılı yatırım harcamalarında bir önceki yıla oranla cari fiyatlarla yaşanan %57.6 lık bir yükselişin en önemli nedeni, fon kaynaklarından bütçeye yapılan aktarmalar olmuştur. Örneğin Kamu Ortaklığı Fonu’ndan 195.8 milyar TL, Akaryakıt Tüketim Fonu’ndan ise 46.9 milyar TL kaynak aktarımı sonucu, yatırımcı kuruluşlara gelirli ödenek ilavesi gerçekleştirilmiştir.
1987 yılının sonları ve 1988 yılının başlarına gelindiğinde, ülke ekonomimizde pek de iç açıcı olmayan sahneler yaşanmaktaydı. O dönemde ülkemiz yaklaşık 2 trilyon TL ye varan iç borca sahipti ve borçlarla finanse edilen yatırımlar, enflasyonu besleyen önemli bir unsur olarak görülmekteydi. 4 Şubat 1988 de alınan “4 Şubat Kararları”nda hükümet, bizzat yatırım hedeflerinin düşürülmesini yüksek enflasyon ve dış açıklardan kurtulmak için bir önlem olarak kabul etmiştir. Öte yandan 4 Şubat kararlarına göre, ihracat teşvikleri gibi parasal önlemlerin yanısıra büyüme hızı ve yatırım hedeflerinin düşürülmesi amaçlarıyla beraber ihracat döviz gelirinin artış hızını yükseltmek ve ithalat artışını yavaşlatmak mümkündü. Gerçekten o yıla ilişkin yatırım harcamaları rakamlarına baktığımızda, sözkonusu harcamaların bütçedeki payının %15.6 iken 1988 de %12.9 a ve 1989 da %10.2 ye kadar gerilediği görülmektedir.
1988 yılında yatırım harcamalarındaki azalış reel fiyatlarla %21.1 iken 1989 yılında bu azalış %12.6 oranında olmuştur. Öte yandan 1989 yılında cari harcamaların payının önemli derecede artışı da bu düşüşe bir etkendir. Bu arada 1988-1989 yıllarında yatırım harcamalarında cari fiyatlarla görünen artışın nedeni olarak, o döneme ilişkin yüksek enflasyon oranları gösterilebilir. 1990 yılında ise reel fiyatlarla yatırım harcamalarındaki azalış, yerini %9.7 lik bir artışa bırakmıştır.

3.1.3.1980-1990 Dönemi Transfer Harcamalarının Dağılımı

Transfer harcamalarının 1970 yılından itibaren gelişimine bakıldığında konsolide bütçe içindeki payı %29.4 ile %50.6 arasında değişirken, 1982 yılı sonrasında bu payın sürekli olarak arttığı görülmektedir. 1980 sonrasında uygulanan para-kredi, faiz ve döviz politikalarının bütçe üzerindeki etkisi iç ve dış borç faizlerinden olmuştur. Kamu harcamalarındaki en fazla artış 1987 yılından itibaren transfer harcamalarında görülmüş ve harcamalar arasında yüzdelik pay olarak ilk sırayı almıştır. 1988 yılında ise %49.6 ile en yüksek seviyesine ulaşmıştır.
Transfer harcamalarını oluşturan kalemler arasında kuşkusuz bizleri en çok ilgilendiren faiz ödemeleri ile KİT lere yapılan transfer kalemleridir. Yıllar itibariyle bakıldığında, bu iki kalemden birinin bütçedeki payı arttığında diğerinin azalma eğilimi gösterdiği görülmektedir. Faiz ödemelerinin bütçe içindeki payı 1984 lerde artmaya başladığında, aynı yıl KİT’lere transfer kaleminde azalmalar olmuştur. Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında, temel sanayiinin kurulmasında öncülük eden, teknolojiyi yurda getiren KİT’ler zaman içerisinde teknolojiye ayak uyduramayarak, fiyat ve tarife ayarlamalarında gecikmelere yaşayarak ve bir gizli işsiz yığınağı halini alarak bütçe üzerinde yük oluşturmaya başlamışlardır. Bütçeden aldıkları paylarda ise 1982 yılında %17, 1983 yılında %35 hatta 1987 yılında ise %110 oranında yükselme olmuştur. KİT’lere yapılan transferler reel fiyatlarla 1980 yılında %12.5 luk, 1982 de %29, 1983 de %3.9 luk bir azalışın ardından, 1986 yılında 1985 yılına oranla %151 oranında artış sergilemiştir. Ertesi yıl bu artış %21.2 ye düşmüş, izleyen yıllarda da %30 civarında azalma olmuştur.
1981 yılında iç borçlanmada bir önceki yıla oranla %22.8 lik artış ile bütçe açıklarının finansmanında iç borçlanmanın payı %70.9 a yükselerek 18.5 milyar TL ye ulaşmıştır. Bu gelişmelerin etkisiyle 1980 yılında iç borç faizinin transfer harcamaları içindeki payı %2.1 den %2.7 ye çıkmıştır.
Bütçe finansmanında iç borçlanmaya yüklenilmeye başladığı bu yılda KİT lere transferlerde 24 Ocak Kararlarının etkisi ile 1983 yılı sonrasında azalma görülmektedir. 1982 de %14 olan pay, 1983 de %11.7 ye, 1984 de %7.4 e ve nihayet 1990 da %1.9 a inmiştir. Ayrıca 24 Ocak kararları ile birlikte destekleme alımlarında da büyük düşüşler olmuş, bir çok ürün destekleme alımı kapsamından çıkarılmış, bu da transfer harcamalarının bütçeden aldığı payın daha da artmasını engellemiştir.
Türkiye 1985-1986 yıllarında net dış borç ödeyicisi olmuştur. 1985 yılında bütçe finansmanında kullanılan dış borçlar 250 milyar TL azalmış, ancak bu arada iç borçlar 514 milyar TL artış göstermiştir. 1986 yılından itibaren konsolide bütçenin yeni sınıflandırma şekline göre, iç ve dış borç hasılatı bütçenin gelir kısmından, anapara geri ödemeleri de harcama kısmından çıkarılmış, bu şekilde kamu harcamalarının gerçek bütçe gelirleri ile ne ölçüde karşılandığı gözler önüne serilmeye başlanmıştır. Bu şekilde 1986 yılından sonra konsolide bütçede iç ve dış borç ödemeleri bütçe gideri sayılmamıştır. 1986 yılında bütçe giderleri %54 artmış ve bu harcamalardaki en büyük artışı, %163 ile iç borç faiz ve %59 ile dış borç faiz ödemeleri oluşturmuştur. Faiz ödemelerinde yine buna benzer bir artış 1988 de yaşanmıştır.


Toplam faiz ödemeleri 1987 yılında %70 artarken, 1988 de bu hız %120 ye çıkmıştır. Buna karşılık faiz dışı kamu harcamalarının artış hızı 1987 de %54.3, 1988 de %39.6 olmuştur. Faiz dışı harcamalarda 1987 yılında %16.8 oranında reel bir artış gerçekleşirken, 1988 de bu rakamda %17.4 lük bir azalma olmuştur.

3.2.1990-2000 Yılları Arasında Kamu Harcamalarının Seyri

1990 yılının Ağustos ayında başlayan Körfez Krizi ve onun yarattığı siyasi bunalım ile ardından gelen “petrol şoku”, öncelikle kaynak maliyetlerini arttırmış, iç borçlanma makul bir faiz düzeni içinde olanaksız hale gelmiştir. Bu dönemde bütçenin faiz ödemeleri ve maaş ödemelerini karşılayabilmek için iç borçlar 420 trilyona, dış borçlar ise 69 milyar dolara ulaşmıştır.
Türkiye ekonomisi, 1994 yılını iç ve dış dengelerde ortaya çıkan bozulma ile karşılamıştır. Döviz piyasalarından başlayan ve kamu kesimine de yayılan bu bunalımdan çıkış için “5 Nisan Kararları” ve IMF ile yapılan anlaşma, 1995 de yeniden ekonomik düzenlemeler yapılmasına yol açmıştır.
1999 Ağustos’unda yaşanan Marmara Depremi de kamunun gelir kaybına karşılık yoğunlukla kamu harcaması yapma zorunluluğunun yaşanmasına neden olmuştur. Son olarak geçtiğimiz aylarda uygulamasına son verilen, daraltıcı önlemleri içeren özelleştirmeye hız kazandırılması, kamunun bankacılık sektöründen tamamen çekilmesini öngören ve 2000-2002 dönemini kapsayan üç yıllık Makroekonomik Programın (Çak&Yılmaz, 2000, s.107) uygulamaya konulması da kamu harcamalarının miktar ve bileşimlerinde değişikliğe sebebiyet vermişlerdir.
Ekonomik ayrıma göre 1990-2000 dönemine ait bütçe bileşimine ilişkin cari fiyatlarla rakamlar ve dağılımları Tablo 3 ve Grafik 3 den gözlemlenebildiği gibi, reel fiyatlarla kamu harcamalarının dağılımı Tablo 4 ve bu rakamların artış/azalış oranları da Grafik 4 den izleyebiliriz..

Genel olarak 1990-2000 dönemine baktığımızda kamu harcamaları reel fiyatlarla 1991 yılında %18.4 oranında artış gösterirken, bu pay 1992 de -%2.6 ya düşmüş, ancak 1993 yılında tekrar %33.5 seviyesine çıkmıştır. 1994 ve 1995 yıllarındaki reel olarak kamu harcamalarındaki azalışın ardından tekrar %28.4 lük bir artış yaşanmıştır ve bu artış günümüze dek sürmüştür. Cari fiyatlarla kamu harcamaları ise 1990-2000 döneminde ortalama %82 lik bir artış göstermiştir. Bu dönemde özellikle yıllar itibariyle cari ve yatırım harcamalarına oranla, artan faizlerin etkisi ile transfer harcamalarının daha fazla arttığı görülmektedir.

1990 yılında kamu harcamaları içinde cari harcamaların payı %52.8 iken 1992 de bu oran %56.1 e çıkarak, dönemin en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Sözkonusu oran 1994 yılında %44.1 e, 1997 yılında %34.5 e ve nihayet 2000 yılında %29.1 e kadar düşmüştür.
Cari harcamalar 1993, 1994, 1998 ve 2000 yıllarında, bir önceki yıla oranla azalış göstermiş, 1991, 1995 ve 1997 yıllarında ise, bir önceki yıl oranından oldukça yüksek gerçekleşmiştir.
Cari harcamalarındaki değişim, en çok personel harcamaları kalemi ile ilgilidir. Personel harcamaları bir önceki yıla göre daha az artış göstermesinin nedeni personel harcamalarındaki, özellikle maaş düzeylerinin enflasyonun gerisinde kalmasından, öte yandan 1991 ve 1997 yıllarındaki artış oranındaki yükselmeler de o dönem iktidarlarının memur maaşlarını, enflasyon oranında veya biraz üzerinde arttırmalarından kaynaklanmıştır. 1991 yılında hemen hemen kamu harcamasının artış oranı ile eşit bir personel harcaması artışı gerçekleşmiştir. Bu durumun, o yıl uygulamaya konan ancak ileriki yıllarda önemli bir artış olmayan, “devlet memurlarına lojman tazminatı” uygulamasının bir yansıması olduğu söylenebilir. Öte yandan 1992, 1996 ve 1997 yıllarındaki artışın değerlendirilmesinde, sözkonusu yıllarda Güneydoğu Anadolu sorunu nedeniyle bu bölgemizde uygulanan “korucu sistemi”nin yükünün dikkate alınması gerekmektedir.
1995 yılında bütçe sisteminde yapılan bir değişiklikle, önceki yıllarda yatırım harcamaları içinde gösterilen yatırım işçiliği harcamaları personel harcamaları içinde gösterilmeye başlanmıştır. Bu dönemde kamuda gizli işsizlerin olduğu ve sürekli olarak kamu personeli fazlasından yakınılmasına rağmen, 1994 ve 1996 yılları dışında, memur sayısı 1992 de %6.1, 1993 ve 1998 de %5.3 ve nihayet 2000 yılında %6.2 oranında artmıştır. Türkiye nüfusunun %14.3 oranında arttığı 1990-2000 döneminde kamu personeli sayısının %23.1 arttığı da bilinmektedir.
Son olarak kamu harcamalarının bir önceki yıla göre %130 oranı ile en yüksek artış gösterdiği 1996 yılında personel harcamaları %94 artış gösterirken, personel harcamalarının %113 ile en yüksek artış gösterdiği yılda kamu harcamaları %104 oranında artış göstermesi ilgi çekici bir durumdur. Yani personel harcamaları yüksekken GSMH ve kamu harcamaları düşük olabilmektedir. Bu da personel harcamalarının rasyonel bir bütçe politikası çerçevesinde tayin edilmediğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Aslında en yoğun olarak yaşanan bir gerçek de; 1990-2000 döneminde personel harcamalarının reel olarak bu 10 yıllık dönemde sürekli olarak azaldığı, hatta 1990 düzeyini bile koruyamadığıdır. “2000 yılı kişi başına personel harcamaları değeri, 1990-2000 dönemi içersinde 1995 ve 1996 dan sonra en küçük değere sahiptir. 2000 yılı değeri, dönem ortalamasından oldukça düşüktür. En yüksek değer olan 1992 yılı değeri, 2000 yılı değerinin %30 fazlasıdır”(Günaydın, 2000, s. 68.).
Cari harcamalarının bir diğer kalemi olan diğer carilerde, önceki yılların en yüksek değerine göre 1992, 1994, 1996 ve 1997 yıllarında artış olmuştur. Personel harcamalarının düşürülmesi için çok önemli düzeyde fedakarlıklar yapılırken, diğer cari harcamalarda önceki bazı yıllara oranla artışlar görülmesi, dikkate değerdir. Ancak son istikrar programının gölgesinde hazırlanan 2000 bütçesinde, diğer carilerde önemli oranda azalış amaçlanmış ve sağlanmıştır. Öte yandan 2000 yılına ait diğer cari harcamaların yaklaşık %84 ü Milli Savunma Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün diğer cari harcamalarından oluştuğu da belirtilmelidir.

3.2.2. 1990-2000 Dönemi Yatırım Harcamalarının Dağılımı

1990 yılında yatırım harcamalarının kamu harcamaları içindeki payı %10.1 iken bu oran yıllar itibariyle azalış göstererek 1992 de %9 a, 1993 de %7.5 e ve 1995 de ise %5.4 e kadar gerilemiştir. Sözkonusu oran 1996 yılında %6 ya ve 1997 de %7.9 a kadar çıktıktan sonra ilerleyen yıllarda yine azalarak 2000 yılında %5.3 e düşmüştür.
Yatırım harcamamalarının yıllar itibariyle artış oranlarına baktığımızda, 1994 yılına ait artış oranının, 1990-2000 döneminin en düşük artış oranı olarak karşımıza çıkmaktadır. O yıl kamu harcamaları da diğer yıllara oranla düşük bir artış göstermiştir. Kamu harcaması artışının %130 ile en yüksek olduğu 1996 yılında yatırım harcamaları %159 artış ile en yüksek artış oranına sahiptir. 1995 mali yılından itibaren, yatırım harcamaları içerisinde yer alan işçilik giderleri, personel harcamaları ile transfer harcamaları arasında gösterilmeye başlanmıştır. Bu şekilde yatırım harcamaları sadece fiziki yatırımlarla ilgili harcamaları göstermektedir.
Türkiye’de son yıllarda yatırım harcamalarının bütçe içerisindeki paylarının azalmasına rağmen, hazırlanan beş yıllık kalkınma planlarında, plan dönemi içersinde üretimi, verimliliği, ekonominin rekabet gücünü ve ihracatı arttırıcı, ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayıcı yatırım politikalarının uygulanması hedeflenmektedir.

3.2.3. 1990-2000 Dönemi Transfer Harcamalarının Dağılımı

Transfer harcamalarının yapısına baktığımızda onu oluşturan en önemli kalemlerin, iç-dış borç faizleri, KİT’lere transferler, vergi iadeleri ve sosyal güvenlik kuruluşlarına transferler olduğunu görmekteyiz. Transfer harcamalarının kamu harcamaları içindeki payı, 1990-2000 döneminde 1992 ve 1997 yıllarında düşük oranda artarken, diğer yıllarda büyük oranda artmıştır. 1992-1997 yıllarında artan harcama kalemlerinin cari ve yatırım harcamaları olduğu dikkat çekmektedir. Özellikle personel ve faiz ödemelerinden kaynaklanan harcama artışının sağlam finansman kaynakları ile karşılanamaması ve 1988-1992 döneminde net dış borçlanmanın da önemini yitirmesi sonucu, yoğun bir iç borçlanmaya gidilmiştir.
Transfer harcamaları içinde en önemli paya sahip kalem, faiz ödemeleridir. Öyle ki bu kalem 1990 yılında transfer harcamalarının %56 sını oluştururken, 1992 de %52 sini, 1994 de %62 sini, 1998 de %65 ini ve günümüzde %67 sini almıştır. 1991 yılı dışında transfer harcamalarının içinde en önemli kısım hep transfer harcamalarına giderken, sadece bu yıl KİT transferlerine gitmiştir.
1986-1996 yılına dek kamu harcamalarındaki en önemli artışın nedeni olarak faiz giderleri gösterilebilir. Ancak 1996 yılından sonra faiz dışı giderlerde de önemli artışlar olduğu görülmektedir. Faiz dışı giderlerin GSMH içindeki payı 1995 de %14.6, 1996 da %16.5, 1997 de %19.6 ya kadar yükselme göstermiştir. Aynı dönemde faiz ödemelerinin GSMH içindeki payı 1995 de %7.3, 1996 da %10 olmuş, 1997 de %7.7 ye gerilemiştir. Dolayısıyla 1996 yılına dek faiz giderlerindeki artış faiz dışı giderlerdeki artıştan daha fazla iken, 1997 de faiz dışı giderlerdeki artış, faizdeki artışın üzerine çıkmıştır.
1993 yılından 1996 yılına gelininceye dek, iç borç faiz ödemeleri artış hızı, iç borç anaparasındaki artış hızının sürekli olarak üzerinde seyretmiştir. 1996 da iç borç anapara ödemesinde bir önceki yıla oranla %182 lik bir artış yaşanırken iç borç faiz ödemelerinde bu artış %180.3 de kalmıştır. Ertesi yıl ise iç borç faiz ödemeleri %49.2 lik bir artış göstermiş, buna karşılık iç borç anapara ödemesinde %8.3 oranında azalış gerçekleşmiştir.
Toplam kamu harcamaları içinde 1996 yılında iç ve dış faiz ödemelerinin payı %38 den %28.3 e gerilemiştir. 1997 yılı boyunca iç borçlanma ile bütçe finansmanına devam edilmesine karşılık, iç borç faiz ödemelerinin toplam harcamalar içindeki payının bir önceki yıla göre önemli ölçüde gerilemesinin nedeni, 1996 yılı sonlarından itibaren borçlanma stratejisindeki değişikliktir. Bu yıllarda borçlanmada vade yapısı uzatılmış, 1997 iç borç anapara ve faiz ödemeleri önemli ölçüde 1998 yılının ilk üç ayına sarkıtılmıştır. Yani, 1998 yılında bir önceki yıla oranla borçlanma maliyeti arttığından, hazine daha fazla faiz yükü ile karşılaşmamak için bu dönemde borçlanma vadelerini kısaltmıştır. Öte yandan 1997 Temmuzunda başlayan Uzak Doğu Asya Krizi, 1998 yılında borçlanmayı daha maliyetli hale getirmiştir. Bu da iç borca yansımıştır.
1997 yılı boyunca kamu harcamalarının finansmanı, iç borçlanma ile sürdürülmüştür. 1996 yılında kısa vadeli iç borçlanma ile sağlanan bütçe finansmanı, 1997 yılında yerinin ağırlıklı olarak devlet tahvili ile borçlanmaya bırakmıştır.
Transfer harcamalarından olan KİT’lere transferlerin payı 1991 yılında oldukça büyüktür. Bunun nedeni ise tarımsal destekleme fiyatlarının dünya fiyatları üzerinde tespit edilmesi nedeniyle satışların fazla olmaması ve tarımsal stokların fazla büyümesi, Körfez Krizi nedeniyle bazı KİTlerin gelir kaybına uğraması olarak sıralanabilir. Örneğin 1989 yılında önemli oranda kar eden Botaş, bu kriz nedeniyle 1990 Ağustosundan sonra boru hatlarının kapatılması sonucu önemli oranda gelir kaybına uğramıştır.
1991 yılında bazı KİT lerin Körfez Savaşı’ndan doğan gelir kayıplarının yanısıra, o yılın başlarında yaşanan ekonomik durgunluk, yıl içinde gerçekleştirilen ücret artışları ve seçimler, onların iç kaynak yaratamayışında, üretim ve fiyatlandırma kararlarında yeterli etkinliğin sağlanamayışına yol açmış, yatırım harcamalarının da azalmasına neden olmuştur.
KİT transferleri 1996-1998 arasında reel olarak bir düşüş göstermişken, 2000 yılı için bu rakamda artış olmuştur. 2000-2002 dönemini kapsayan program çerçevesinde KİT’lerin fiyat artışına getirilen kısıtlamalar, bazı KİT’leri maliyetlerinin altında bir fiyatla satışa yönelttiğinden, bütçeye olan yükleri artmış, o yıl kamu harcamaları içindeki payında %50 lik bir artış olmuştur.
Sosyal Güvenlik Kuruluşlarının açıklarının bütçeden karşılandığı da bilinen bir gerçektir. Çalışan kesimin sisteme tam anlamıyla prim aktaramaması, toplanan fonların verimli olarak kullanılamaması ve birtakım savurganlıklar nedeniyle bu kuruluşlarda finansman açıkları oluşmaktadır. Ayrıca 1995 yılına dek sadece Emekli Sandığı için ödenek ayrılırken, bu yıldan itibaren ilk kez SSK ile bağ kur için de ödenek ayrılmasına başlanmış bu da kamu harcamaları içindeki payını arttırmıştır.
Transfer harcamaları, tarımsal destekleme nedeniyle de bütçenin en önemli kalemleri arasında yer almaktadır. 1993 yılında tarımsal desteklemede en önemli gelişme, destekleme kapsamındaki ürünlerin azaltılması ve bir yıl önceye göre destekleme fiyatlarının artış oranındaki gerilemedir. 1992 yılında destekleme alımlarında yapılan ödemelerin GSMH ya oranı %1.9 ve bir önceki yıla göre artış oranı %66 iken, bu oranlar 1993 yılında sırasıyla %1.5 e ve %3.2 ye gerilemiştir. Bu gerilemenin nedeni, 1993 yılında prim uygulaması nedeniyle bazı ürünlerin(örneğin pamuğun) destekleme alımı kapsamı dışında bırakılmasıdır. Sonuç itibariyle, 1992 yılında %62.3 oranında artan destekleme fiyatları, 1993 yılında %59 a gerilemiştir. Destekleme alımı ödemeleri 1996 yılında 103.5 trilyon TL dan %220 oranında artarak 1997 yılında yaklaşık 330 trilyon TL na ulaşmıştır. 2000 yılında uygulamaya konulan istikrar programı çerçevesinde destekleme fiyatları hedeflenen enflasyon kadar yükseltilmiştir.
Transfer harcamalarından vergi iadeleri kaleminde ise 1994 yılından sonra sadece emeklilere verilecek vergi iadeleri için ödenek ayrılıp, çalışanlar için ödeyecekleri vergiden indirim usulüne geçilmiştir. Bu şekilde bütçe harcaması üzerinde azaltıcı bir etki yaratılmaya çalışılmıştır. Gerçekten 1995 yılında vergi iadeleri kaleminin kamu harcamaları içindeki payı %3.7 den ertesi yıl %2.7 ye düşmüştür.

4. Türkiye’de 1980-2000 Dönemi Kamu Harcamaları ile GSMH İlişkisi

Kamu harcamalarının miktarı, kamu ekonomisinin büyüklüğünün ölçülmesinde kullanılır. Çeşitli yöntemlerle yapılan kamu ekonomisinin büyüklüğünün ölçümünde en sık başvurulan ve kamu ekonomisinin genel ekonomi içindeki yerini ve öneminin gösteren yöntem; kamu harcamalarının GSMH’ya oranlanmasıdır. Bu oran bize ayrıca milli gelirden ne kadarının kamu ekonomisinde harcandığını göstermektedir.
Yıllar itibariyle kamu harcamalarının GSMH ya oranı değişiklik arzetmektedir. 1980 yılında bu oran % 20.3 iken 1981 de %18.9 a, 1982 de de %15.1 e düşmüştür. 1984 yılına dek süren bu azalma eğilimi, 12 Eylül askeri rejimi ve devamında gelen 24 Ocak istikrar politikaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Uygulanan liberal politikalar ile devletin ekonomi içindeki payı küçültülmeye çalışılmış, bunda da görüldüğü üzere başarılı olunmuştur. 1982 yılında kamu harcamalarının GSMH içindeki payının azalışı, o yıl bütçesinin 10 aylık olarak hazırlanmasından kaynaklanmaktadır. Bu yılda kamu harcamalarının içinde transfer harcamalarının payında düşüş olmuştur.
1984-1989 döneminde sözkonusu oranda istikrar sağlandığı görülmekle birlikte, bu oranın olduğundan daha düşük görünmesine neden olan bazı durumlar vardır. 1985 sonrası fonlar mekanizması ile bütçe içinde yapılması gereken bir çok harcamanın bütçe dışına taşınması, 1986 yılından itibaren daha önce bütçe içinde yer alan “iç ve dış borç ana para geri ödemeleri” nin bütçe dışına çıkarılması ve yüksek enflasyon oranlarının varlığı, bu nedenler arasında sayılabilir. Bu düşük orandaki istikrar, aslında bir görüntüden ibaret olmaktadır. 1989 yılında görülen kamu harcamaları/GSMH oranındaki küçük artış ise bazı harcamacı kuruluşların varlığı ve yüksek ücret artışları nedeniyle cari harcamalarda meydana gelen artıştan kaynaklanmaktadır.
1985-1995 yılları arasında ise kamu harcamalarının GSMH’ya oranı sürekli artmış, 1985 yılında %15.1 iken 1986 da %15.9 a, 1988 de %16.4 e, 1989 da %16.7 ye, 1990 da ise %17 ye ulaşmıştır. 1990 yılından sonra ise daha hızlı artarak 1993 yılında %24.3 ile son yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu artışta en önemli pay faiz harcamalarına aitdir, olduğu kamu harcaması/GSMH oranının sürekli yükselişi, 1996 yılından sonra da devam etmiş ve nihayet 2000 yılında %37.5 seviyesine gelmiştir.

Yukarıda 1980-2000 yılları arasında artış nedenlerine değindiğimiz kamu harcamalarının GSMH içindeki payları, Tablo 5 ve 6 ile Grafik 5 ve 6 aracılığıyla izlenebilir.

Kamu harcamalarının GSMH üzerindeki regresyon analizini yaptığımızda, sonuçlar aşağıdaki gibidir ;

GSMH=β0+ β1 Kamu+Є

GSMH=1,40512*106 +2.85194 Kamu

Data=Table [{Kamu [[i]], GSMH [[i]], {i, 1, 21**];
ass= Regress [data,{1, Kamu**, {Kamu**]

Tahmin Standart hata Tistatistik Pdeğeri
Sabit 1.40512*106 973743. 1.44301 0.165302
Kamu 2.85194 0.0816195 34.9419 0.

R 2 = 0.984667, Düzeltilmiş R 2 = 0.998387,
Tahmin edilen varyans= 1.68084*1013

Ser.der. Kareler Toplamı Ort. Kareli hata f oranı Pdeğeri
Model 1 2.0522*1016 2.0522*1016 1220.94 0.
Hata 19 3.1936*1014 1.68084*1013
Toplam 20 2.08414*1016


Kamu harcamalarının GSMH’yı açıklama oranı çok yüksektir. Bu R 2 görülebilir. R2 1’e yakın bir değer olduğundan 1980-2000 yılına ait verilerin GSMH’ yı açıklamakta anlamlı sonuç verdiğini kamu harcamalarının GSHM’yı yaklaşık üç kat arttırdığını görebiliriz.
İkinci modelimizi, kamu harcamalarının ekonomik ayrıma göre ayırarak, harcamaları aynı model içinde tek tek ele alarak kuralım;

Kamu harcamalarının, ekonomik tasnife göre GSMH’yı açıklamada yaptığımız regresyon bize anlamlı bir sonuç vermektedir. Burada GSMH’yı açıklarken transfer harcamalarının negatif yönde etki yaptığını cari ve yatırım harcamalarının ise daha anlamlı sonuçlar verdiğini görmekteyiz.

4.1. 1980-2000 Döneminde Cari Harcamalar-GSMH ilişkisi

Cari harcamaların GSMH içindeki payı 1980 yılında %9.3 iken, 1988 yılına dek azalış göstermiş ve %6.1 e kadar gerilemiştir. 1989 yılından sonra ise bu oran %7.8 den 1990 da %8.9 a, 1992 de ise %11.3 e kadar yükselmiştir. Ancak bu artış yerini 1998 yılına kadar azalışa bırakmış, 1998 de cari harcama/GSMH oranı %9.7 olmuştur. Son iki yıldır ise cari harcamalar GSMH nın yaklaşık %11 ine oluşturmaktadır.
1980-1990 döneminde cari harcamaların bir önceki yıla göre artış oranları, GSMH nın 1983 ve 1989 yılları artış oranlarından daha yüksektir. GSMH 1980-1990 yılları arasında ortalama %53.7 oranında artarken personel harcamaları %56.7 oranında artmış, aynı dönemde diğer cariler %46.7 oranında artmıştır. GSMH nın en fazla arttığı 1989 yılında kamu harcamaları %81, cari harcamalar %126, personel harcamaları %151 artmış, ancak personel harcamalarının GSMH içindeki payı %6 olarak gerçekleşmiştir. Kamu harcamaların GSMH’ya oranının diğer yıllara oranla %17 ile en yüksek olduğu 1987 yılında da cari harcamaların GSMH içindeki payı %6.5, personel harcamalarının GSMH içindeki payı %4.4 olmuştur.
1989 ve 1990 yılları hariç cari harcamalarda görülen artış, hem kamu harcamaları hem de GSMH daki artıştan daha düşük gerçekleşmiştir.
1990-2000 dönemi cari harcamalarının bir önceki yıla göre artış oranları, GSMH’nın bir önceki yıla göre artış oranından 1992, 1993, 1994, 1995 ve 2000 yılları dışında daha yüksek gerçekleşmiştir. Cari harcamaların bu dönemde ortalama artış oranı, GSMH’nın dönem ortalama artış oranından yaklaşık 4 puan fazladır. Hatta 1995 yılında GSMH da en yüksek artış gerçekleşirken, cari harcamalardaki artış GSMH’daki artıştan 17 puan daha az olmuştur. Cari harcamalardaki en yüksek artışın 1997 yılında gerçekleştiğini söylemiştik. Ancak bu yıl GSMH’da gerçekleşen artış, 10 puan gerisindedir. Dolayısıyla bu dönemde cari harcamalardaki artış ile GSMH’daki artış arasında yakın bir ilişki olmadığı görülmektedir.
GSMH, 1990-2000 döneminde ortalama %78.5 artarken, personel harcamaları %83, diğer cariler de ortalama %87 artmıştır. Bu kalemin, ekonominin büyüme oranından daha fazla arttırılması, bir israf belirtisi olarak gösterilebilir. Ayrıca personel harcamalarında 1990-2000 döneminde GSMH daki artıştan yaklaşık 4.5 puanlık fazla bir artış gerçekleşmiştir.
1991, 1992, 1996, 1997 yılında cari harcamalarda oluşan artış, konsolide bütçe harcamalarındaki artıştan düşük, ancak GSMH’daki artıştan yüksektir. 1993, 1994 ve 1995 yıllarında cari harcamaların önceki yıllara göre artışı, hem GSMH hem de kamu harcamalarındaki artıştan düşük olmuştur. Son istikrar programının gölgesinde hazırlanan 2000 bütçesinde ise cari harcamalarda bir önceki yıla oranla öngörülen artış, hem GSMH’daki artıştan hem de kamu harcamalarındaki artıştan düşüktür. Sonuç olarak cari harcamalar artışı, GSMH daki artışla paralel olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Cari Harcamaları GSMH ile ilişkisini analiz ettiğimizde,

Cari harcamalardaki artışlar, GSMH daki artışlarla paralel bir değişim göstermese de analiz sonuçları cari harcamaların GSMH’layı açıklama gücünün yüksek olduğunu fakat yatırım harcamaları kadar etkili olmadığını göstermektedir.

4.2. 1980-2000 Dönemi Yatırım Harcamaları-GSMH İlişkisi

Yatırım harcamalarının GSMH ya oranı 1981 de %3.8 değerini alırken yıllar itibariyle bu pay düşmüş, özellikle 1984 yılından itibaren önemli altyapı harcamaları bütçe dışı fonlar eliyle yapıldığından, yatırım harcamalarının GSMH içindeki payı azalmıştır. Fonların, 1984 yılından sonra kamu yatırımları içindeki payı %0.2 den 1986 da %7.4 e, 1989 da %17.9 a 1991 de %21.7 ye 1992 de ise %20.4 e artmış, yatırım harcamalarının GSMH içindeki payı da 1989 da 1.7 ye gerilemiştir. Hatta 1994 yılında %1.3 e, 1995 yılında da %1.2 ye kadar gerileyen bu pay, 1996 da %2.1 e, 1997 de de %2.2 ye kadar yükselmiş, ancak sonraki üç yılda %1.9 olarak gerçekleşmiştir.
1980-1990 döneminde yatırım harcamalarının bir önceki yıla göre artış oranları, GSMH’nın 1981, 1983, 1985 ve 1990 yıllarına ait artış oranlarından daha yüksek gerçekleşmiştir. Bu dönemde GSMH ortalama %53.7 lik bir artış sergilerken yatırım harcamaları yaklaşık %30 oranında artmıştır. GSMH’nın en fazla arttığı 1989 yılında (%78) ise yatırım harcamaları bir önceki yıla oranla sadece %43 oranında artış göstermiş, GSMH içindeki payı ise %1.7 ile en düşük seviyelerinden biri olarak gerçekleşmiştir. Kamu harcaması/GSMH oranının 1980-1990 döneminde en yüksek olduğu 1987 yılında ise yatırım harcamalarının GSMH içindeki payı %2.7 de kalmıştır.
Yatırım harcamalarının bu dönemde ortalama artış oranı, GSMH’nın dönem ortalama artış oranından yaklaşık 24 puan daha azdır. Dolayısıyla yatırımlar, GSMH artışını izleyememektedir. GSMH’da en yüksek artışın gerçekleştiği 1989 yılında, yatırım harcamalarındaki artış GSMH’daki artıştan 35 puan daha az olmuştur. Yatırım harcamalarında en yüksek artışın yaşandığı 1990 yılında da sözkonusu GSMH’daki artıştan sadece 3 puan fazladır. Bu şekilde 1980-1990 yılları arasında yatırım harcamalarındaki artış ile GSMH’daki artış ilişkisinin zayıf olduğu ortaya çıkmaktadır.
1990-2000 döneminde yatırım harcamalarının bir önceki yıla göre artış oranları, GSMH’nın 1991, 1996 ve 1997 artış oranlarından daha yüksek gerçekleşmiştir. Bu dönemde GSMH ortalama %78.5 artarken yatırım harcamaları ortalama %85 artmıştır. Hem kamu harcaması/GSMH oranının hem de GSMH’nın 1990-2000 arası en yüksek 1998 yılında kamu harcamalarının GSMH içindeki payı %29.2 olurken, yatırım harcamalarının GSMH içindeki payı sadece %1.9 olmuştur.
Yatırım harcamalarının 1990-2000 arası yıllarda ortalama artış oranı, GSMH’nın bu yıllardaki ortalama artış oranından yaklaşık 6.5 puan fazladır. Bu durum 1980-1990 döneminin tersine 1990-2000 yılları arasında yatırım harcamaları GSMH’yı izleyebilmektedir. Bu arada GSMH’da ve kamu harcaması/GSMH oranında en yüksek artışın gerçekleştiği 1998 yılında, yatırım harcamalarındaki artış GSMH’daki artışın çok alştında kalmıştır. Yatırım harcamalarında en yüksek artışın yaşandığı 1990 yılında da sözkonusu GSMH’daki artıştan sadece 1 puan fazladır.

Türkiye’de belirlenen dönem içersinde yatırım harcamalarının payı giderek azalan bir eğilim göstermesinin yanı sıra GSMH’yı açıklamakta en etkili harcama yatırım harcamalarıdır ve bu nedenle analiz sonuçları hem anlamlıdır hem de GSMH’daki artışlardaki en etkili kalemdir.

4.3. 1980-2000 Dönemi Transfer Harcamaları-GSMH İlişkisi

En önemli kalemi iç ve dış bor faiz ödemeleri olan transfer harcamalarının yıllar itibariyle GSMH içindeki payı inişli-çıkışlı bir seyir izlemiştir. 1980 yılında %7.5 olan bu oran 1983 yılına kadar düşme eğilimi göstermiş, ancak 1983 de %7.7 ye çıkmıştır. Bu yıldan sonra tekrar aynı oranı 1987 de bulmuş, 1988 de %8.1 e yükselmiştir. 1990-1991 yıllarında bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş, o yıla ait dış borç faiz ödemelerindeki düşüşten kaynaklanmaktadır. Transfer harcamaları/GSMH oranı 1992 yılından sonra sürekli artarak günümüzdeki %25.1 lik oranına ulaşmıştır.
1980-1990 döneminde transfer harcamalarının bir önceki yıla göre artış oranlarının, GSMH’nın 1984 ve 1988 yıllarındaki artış oranlarıyla eşit olduğu görülmektedir. 1983, 1989 ve 1990 yıllarında transfer harcamaları artış oranı GSMH artış oranından yüksektir. Bu dönemde GSMH ortalama %53.7 lik bir artış sergilerken transfer harcamaları yaklaşık %51.2 oranında artmıştır. GSMH’nın en fazla arttığı 1989 yılında (%78) ise transfer harcamaları bir önceki yıla oranla sadece %57 oranında artış göstermiş, GSMH içindeki payı ise %7.2 gibi sözkonusu 10 yılın hemen hemen ortalaması olan orana ulaşmıştır. Kamu harcaması/GSMH oranının 1980-1990 döneminde en yüksek olduğu 1987 yılında ise transfer harcamalarının GSMH içindeki payı % 7.8 dir. GSMH nın en yüksek artış hızına ulaştığı 1988 ve 1989 yıllarında kamu harcamaları ve transfer harcamaları da hemen hemen aynı dalgalanmayı göstermiştir.
1980-1990 döneminde transfer harcamalarının ortalama artış oranı, GSMH’nın dönem ortalama artış oranından sadece 2.5 puan daha azdır. GSMH da en yüksek artışın gerçekleştiği 1989 yılında, bu harcamalarındaki artış GSMH’daki artıştan 21 puan daha az olmuştur. Transfer harcamalarında en yüksek artışın yaşandığı 1983 yılında da sözkonusu yıl GSMH’daki artıştan tam 64 puan fazladır.
Transfer harcamalarının 1990-2000 yıllarında bir önceki yıla göre artış oranları, GSMH’nın anılan dönemdeki her yılın artış oranlarının oldukça üstündedir. Bu dönemde GSMH ortalama %78.5 artarken transfer harcamaları ortalama %102 oranında artmıştır. Hem kamu harcaması/GSMH oranının hem de GSMH’nın 1990-2000 arası en yüksek olarak gerçekleştiği 1998 yılında ise kamu harcamalarının GSMH içindeki payı %29.2 olurken, transfer harcamalarının GSMH içindeki payı %17.6 olmuştur.
Transfer harcamalarının 1990-2000 arası yıllarda ortalama artış oranı, GSMH’nın bu yıllardaki ortalama artış oranından 23.5 puan fazladır. Bu arada GSMH’da ve kamu harcaması/GSMH oranında en yüksek artışın gerçekleştiği 1998 yılında, transfer harcamalarındaki artış GSMH’daki artıştan 24 puan daha fazladır. Bu harcamalarda en yüksek artışın yaşandığı 1993 yılında da sözkonusu yılın GSMH’daki artışından 6 kat daha fazladır.
Transfer harcamaları içerisinde yer alan faiz ödemeleri kaleminin GSMH içindeki payı, 1980-2000 döneminde sürekli olarak artmıştır. Bu artışta iç borç faizlerinin ağırlığı kendini 1987 yılından sonra göstermiş, 1988 de %52.5 olan pay günümüzde %15.9 a ulaşmıştır. Bunun yanında dış borç faizlerinin GSMH içindeki payı son yirmi yıl %1 civarında seyretmektedir. 1989-1992 yıllarında iç ve dış borç faiz ödemelerinin GSMH içindeki payı fazla değişmemiş, bu da o dönemde nakit finansman gereksiniminin GSMH’ya oranındaki dalgalanmaların, faiz ödeme öncesi nakit dengesinin GSMH ya oranındaki dalgalanmalardan kaynaklanmıştır.
Bir diğer transfer kalemi olan KİT lere transferlerin GSMH içindeki payı 1980-1986 yılları arası azalmış, KİT’lere yapılan transferlerin 1984-1987 arası reel bazda azaltılması sonucu, bu transferlerin GSMH içindeki paylarının düştüğü görülmektedir. Ancak 1991 de büyük bir sıçrama olmuştur. KİTlerin finansman gereksiniminin GSMH içindeki payı 1992 yılında bir önceki yıla %1.5 gerileyerek %3.2 ye düşmüştür. Bu azalmanın nedeni, sabit sermaye yatırımlarının reel olarak azalması, tarımsal destekleme alımı yapan kuruluşların ihracata yönelerek stoklarını azaltması ve 1992 yılının toplu sözleşme yılı olmayışı nedeniyle, ücret artışlarının önemli bir baskı yaratmayışı, sayılabilir.
1996 yılına dek transfer harcamalarındaki artışın en önemli nedeni faiz giderleri olarak kabul edilip, GSMH içindeki payları önem kazanmakta iken, bu yıldan sonra, Emekli Sandığı’nın yanısıra SSK ve Bağ-Kur’un da dahil olduğu Sosyal Güvenlik Kuruluşları’na transferler varlığını hissettirmeye başlamıştır. Bu kuruluşlara 1991 yılında yapılan transferlerin GSMH içindeki payı %0.3 iken 1996 da %2.2, 1999 da %3.5 yükselmiştir.

Transfer harcamaları GSMH’layı açıklamakta, anlamlı sonuçlar vermiş olsa da diğer harcamalar arasında en az etkileyen harcama kalemidir.



II. TÜRKİYE’DEKİ KAMU HARCAMLARI İLE BAZI ÜLKE GRUPLARININ KAMU HARCAMALARININ KARŞILAŞTIRMASI

Türkiye‘de mevcut kamu harcamalarını ekonomik ayrıma göre tasnif edip GSMH ile ilişkilendirdikten sonra bu bölümde, Dünya Bankası ve OECD raporlarından elde edindiğimiz bilgiler ışığında gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerden, belirlediğimiz ülkelerin kamu harcamalarını, bu ülkelerin ekonomileri ile bu harcamalar arasındaki ilişkiyi göstererek Türkiye ile karşılaştırma yapmaya çalışacağız.

1. Gelişmiş Ülkelerde Kamu Harcamaları*

1.1. Almanya


Almanya, Japonya ve ABD den sonra dünyanın en büyük üçüncü teknoloji gücüdür. Almanya'nın, Avrupa topluluğuna katılması ile ekonomik entegrasyon ve genel politikalar sürecinde, ekonomisinde büyük değişmeler olmuştur. Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %1.2, sanayi %30.4 ve hizmetler için bu oran %68.4 dür. Almanya’nın 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 2,079.4 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 25.350 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Tablo'dan da görüldüğü gibi Almanya'da kamu harcamalarının yıllık (3. çeyrek) artış oranı % 4.1 gibi bir rakamla yıl içinde oldukça düşük bir düzeyde artış göstermektedir. Kamu gelirlerindeki artışa bağlı olarak bir kamu fazlası yaratılmıştır. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde otuzların üzerinde seyretmektedir.


1.2. Amerika

Amerika dünyanın en büyük ekonomisi ve teknolojik gücüne sahip olan ülkesidir. Ülkenin 1999 yılı için gayrisafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı tarım için %2, sanayi %18 ve hizmetler için bu oran %80 dir. Amerika'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 8,350.1 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 30.600 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Amerika için kamu harcamalarının yıllık artış oranı % 0.3, oldukça düşük bir artış oranını göstermektedir. Bu da ülkede kamunun payının giderek küçültüldüğü anlamına gelmektedir. Kamu gelirlerindeki artışa bağlı olarak bir kamu fazlası yaratılmıştır. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde yirmiler düzeyindedir.

1.3. Avusturya

Avusturya, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ekonomik himayesi ve piyasa ekonomisinin gelişimi ile yüksek yaşam standartlarına ulaşmıştır. Kamu sektörü açıkları 1999 yılında GSYİH'nın %2.1 ne düşmüştür.Ülkenin 1999 yılı için gayrisafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %1.3, sanayi %32.4 ve hizmetler için bu oran %66.3 dür. Avusturya'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 210 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 25.970 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı yüzde kırk gibi oldukça yüksek oranlardadır.


1.4. Avustralya

Avustralya batı tarzı bir kapitalist ekonomi modeli göstermektedir. Kişi başına GSMH'sı Avrupanın büyük ülkeleri ile aynıdır. Yerel zenginlikleri olan bir ülkedir. Doğu asya krizi Avustralya'yıda olumsuz etkilemiş ve büyüme oranları düşmüştür. Ülkenin 1998 yılı için gayrisafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı tarım için %3, sanayi %26 ve hizmetler için bu oran %71 dir. Avustralya 'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 380.8 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 20.050 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Avustralya için kamu harcamalarının yıllık artış oranı verilerin yetersizliği nedeni ile tam olarak açıklanamamakta fakat kamu harcamalarının gelirlerden daha az olduğu ve bu nedenle kamu fazlası verildiği görülmektedir. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde yirmibeşin üzerindedir.

1.5. Danimarka

Danimarka yüksek tarım teknolojisi, gelişmiş küçük ölçekli sanayi işletmeleri ile gelişmiş modern piyasa ekonomisine sahiptir. Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %4, sanayi %27 ve hizmetler için bu oran %69 dur. Danimarka'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 170.3 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 32.030 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Danimarka için kamu harcamalarının yıllık artış oranı % 10.6 dır. Kamu gelirlerindeki artışa bağlı olarak bir kamu fazlası yaratılmıştır. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde kırk düzeyindedir.


1.6. İngiltere

İngiltere kapitalist ekonominin yayıldığı ve Avrupa'nın finansal merkezi ve ticari güç açısından lider olan bir ülkedir. Son yirmi yıldır İngiltere'de kamu kesimi küçültülerek sadece devletin sosyal refah programlarını içeren çalışmaları artmıştır. Ülkenin 1998 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %1.7, sanayi %25.3 ve hizmetler için bu oran %73 dür. İngiltere'nin 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 1,338.3 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 22.640 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı yüzde kırk düzeyindedir. Bu yüksek oran düşürülmeye çalışılmaktadır.

1.7. İsveç

Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %2.2, sanayi %30.5 ve hizmetler için bu oran %67.3 dür. İsveç'in 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 221.8 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 25.040 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

İsveç için kamu harcamalarının yıllık artış oranı oldukça düşükdür. Kamu gelirlerindeki artışa bağlı olarak bir kamu fazlası yaratılmıştır. 2000 yılında sermaye transferlerindeki azalışla birlikte kamu fazlası artmıştır. Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde kırkların üzerindedir.

1.8. İsviçre

İsviçre, batı Avrupa ekonomisi içinde kişi başi gayrısafi yurtiçi hasılası oldukça yüksek olan modern piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir. İsviçre yatırımcılar için güvenli bir ülkedir. Zira bankacılık sektörü uzun vadeli değerlerin tutulması için uygundur.Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %2.8, sanayi %31.1 ve hizmetler için bu oran %66 dır. İsviçre'nin 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 273.1 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 38.350 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

1.9. İtalya

İtalya, toplam olarak Fransa ve İngiltere'nin üretim hacmine yakın bir kapasiteye sahip olup, çok çeşitli üretim alanlarına sahiptir. Kapitalist bir ekonomik yapısı olan italyanın kuzeyi sanayi yönünden gelişmiştir ve bu bölgede daha çok özel sektör yoğunluktadır. Güneyde ise tarım ağırlıklıdır. Büyüme oranı 1999 yılında 1.3 olup yatırım ve ihracatın gelişmesi ile 2000 yılında bu oranın 2.6 olması öngörülmüştür. Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %2.6, sanayi %31.6 ve hizmetler için bu oran %65.8 dir. İtalya'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 1,136.3 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 19.710 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;


Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde ellilere yakın bir düzeydedir.

1.10. Norveç

Norveç ekonomisi, refah kapitalizmine dayalı ve refah içinde olan bir ülkedir. Refah sisteminin gelişmesi ile kamu sektörünün harcamaları GSYİH'nın yüzde ellisine ulaşmıştır. Ülke doğal kaynakları yönünden zengin bir ülkedir. Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %2.2, sanayi %26.3 ve hizmetler için bu oran %71.5 dir. Norveç'in 1999 yılına ilişkin, GSMH'sı 146.4 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 32.880 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Norveç kamu harcamalarının GSMH'ya oranı yüzde kırklara yakındır. Gelişmiş bir ekonomiye sahip olan Norveç için bütçe gelirlerinin bütçe giderlerinden fazla olması sonucu, bütçesinin fazla vermesi tahmin edilmektedir. Norveç'in bütçe harcamalarının büyük bir kısmını transfer harcamaları oluşturmaktadır.

2. Azgelişmiş Ülkelerde Kamu Harcamaları

2.1. Arjantin


Arjantin doğal kaynakları zengin olan bir ülkedir. Bu nedenle tarım sektörüne dayalı ihracat yapısı vardır. 1990 larda yüksek dış borçlanmaya gidilmesi enflasyon oranının % 200 lere çıkmasına neden olmuş bu da üretimi düşürmüş, ekonomik krizle mücadele için ticarette liberalizasyona gidilmiş ve özelleştirmeye önem verilmiştir. Ayrıca radikal parasal reformlara gidilmiştir. Dolar pesoya eşitlenmiş ve rezervlerdeki değişmeye bağlı olarak parasal büyüme sınırlandırılmıştır. 1999 yılında ise büyüme oranları düşüp dünyadaki ekonomik krizlerden etkilenen Arjantin ekonomisi, vergi gelirlerini arttırıp kamu harcamalarını azaltarak GSYİH nın % 2,5’una ulaşan bütçe açığını azaltmaya çalışmıştır.
Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %2,5, sanayi %29 ve hizmetler için bu oran %64 dür. Arjantin'in 1999 yılına ilişkin, GSMH sı 277,9 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 7.600 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Arjantin için kamu harcamalarının GSMH içindeki payı yüzde onbeşler düzeyindedir. Arjantin’de kamu harcamalarının oldukça düşük olmasına rağmen kamu gelirlerinin daha da az olması kamu açıklarına yol açmakta olup bu da yıllar itibarıyla artış göstermiştir.

2.2. Brezilya

Güçlü tarım, madencilik, üretim ve hizmetler sektörlerine sahip olan Brezilya ekonomisi, tüm diğer Güney Amerika ekonomilerine göre daha önde gelmekte olup dünya ekonomisindeki yerini genişletmektedir. Seksenli yılların sonu ve doksanlı yılların başında yüksek enflasyon, ekonomik faaliyeti ve yatırımları durdurmuştur. 1994 ün baharında Real planı uygulamaya konulmuş ve doların Reale eşitlenmesi enflasyon beklentilerini kırmıştır. Cari açıkların sermaye hareketleri fazlası yoluyla kapatılması sermayenin daha hareketli bir unsur olması nedeniyle kriz potansiyeli doğurmuştur. Öte yandan kamu borçlanması seksenli yıllarda büyük bir problemdir ve Ocak 1999 da Brezilyanın kamu borçları GSYİH nin % 48 i düzeyine gelince yabancı yatırımcılar açısından bu durum olumlu olmuştur. Brezilyanın serbest kura rağmen sıkı maliye ve para politikasını sürdürdüğüne inanç güçlendi. Halen dış borç toplamı yaklaşık 200 milyar dolar düzeyindedir.
Ülkenin 1997 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %14, sanayi %36 ve hizmetler için bu oran %50 dir. Brezilya'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH sı 742,7 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 4.420 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

2.3. Meksika

Meksika, tarımda özel sektörün baskın olduğu, eski teknolojinin kullanıldığı sanayisi ve modernleşmeye çalışan ekonomisi ile karışık bir serbest piyasa ekonomisi örneği göstermektedir. Meksika dayaşanan krizler ve izlenen ekonomik politikalar sonucu kamu kesimiii küçültülerek, devlet girişimlerinin sayısı 1982 yılında 1000 iken bu sayı 1999 yılında 200'e düşürülmüştür. Özellikle demiryolları, limanlar, havaalanları, elektirik ve doğal gaz dağıtımı, telekomünikasyon özelleştirilmiştir. Fakat Meksika'nın yaşam seviyesini yükseltmesi ve modern ekonomi düzenine geçmesi için yapısal problemlerini düzetmesi gerekir. Öte yandan Meksika' da gelir dağılımı da oldukça eşitsizdir.
Ülkenin 1999 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %5, sanayi %29 ve hizmetler için bu oran %66 dir. Meksika'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 429,6 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 4.410 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yaklaşık yüzde onaltı düzeyindedir.

2.4. Peru

Peru ekonomisi, 1990 yılından bu yana madencilik, elektirik ve telekomünikasyon endistürisini tamamen özelleştirmiş ve piyasa merkezli bir yapıya sahip olmuştur. Yabancı yatırımları güçlendirmek için İMF, Dünya Bankası ve Peru hükümeti arasında işbirliğine gidilmiş, 1994-97 yılları arasında büyüme artmış, enflasyon ise kontrol altına alınmıştır. 1998 yılında ise El Nino fırtınasının etkisi ile tarım sektörü zarar görmüş, Asya krizi ve Brezilya'daki istikrarsızlıklar da büyümeyi durdurmuştur. 2000 yılındaki seçimler sonucunda kamu harcamalarındaki artış , borçlanma oranını büyütmüş daha sonra mal fiyatlarındaki düzelme ve balıkçılık sektörünün düzelmesi GSYİH'nın %5 oranında büyümesini sağlamıştır.
Ülkenin 1998 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %13, sanayi %42 ve hizmetler için bu oran %45 tir. Peru'nun 1999 yılına ilişkin, GSMH 59,3 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 2.350 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;

Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde onbeşler düzeyindedir.

2.5. Malezya

Malezya, 1957 yılında bağımsızlığını ilan ettikten sonra kötü bir resesyon dönemi yaşamış ancak 1999 yılında ekonomisinde bir iyileşme görülmüştür. İhracat sektörüne bağlı olarak GSYİH %5 büyümüştür. Kısa vadede Malezya'nın perspektifi olumlu gözükmesine rağmen ticari alanda özellikle rekabet hukuku ve yüksek ticari borçlar konularında reformların hala yapılamamış olması ülkenin uzun vadeli gelişimine gölge düşürmektedir.
Ülkenin 1998 yılı için gayrısafi yurtiçi hasılasının sektörel dağılımı Tarım için %12, sanayi %46 ve hizmetler için bu oran %42 dir. Malezya'nın 1999 yılına ilişkin, GSMH 77.1 milyar dolar ve kişi başına GSMH'sı ise 3.390 dolardır. Toplam kamu göstergeleri;



Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı ise yüzde yirmibeş düzeyindedir. Malezya'nın kamu göstergelerinde dikkati çeken gelirlerinin giderlerinden fazla olması ve böylece kamunun fazla vermesidir.

3.Türkiye İle Diğer Ülkelerin Kamu Harcamalarının Karşılaştırılması

Gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler sınıflamasında, ele aldığımız birkaç ülke bize göstermiştir ki, gelişmiş ülkelerin ekonomileri daha çok piyasa ekonomisine dayanmaktadır. Bu ülkeler endüstriyel gelişmelerini tamamladıkları için GSYİH'larının sektörel dağılımı yapıldığında hizmetler sektörünün payı daha yüksektir diğer yandan bu ülkelerin ekonomik yapısı içersinde kamunun payı azaltılmaya çalışılsa da, azgelişmiş ülkelere göre kamu harcamalarının payı GSYİH'ları içersinde daha büyük bir pay almakta ve bu oran yüzde kırkların üzerine çıkmaktadır. Fakat elde edebildiğimiz verilere göre bu ülkelerdeki kamu harcamarındaki artış, gelirlerindeki artıştan daha düşük olduğu için kamu sektörü genel toplamda fazla vermekte veya açıklar GSYİH nın düşük bir oranı olduğu için ekonomiyi olumsuz yönde etkilememektedir.
Az gelişmiş ülkeler ise henüz ekonomilerini yapısal olarak düzenleyemedikleri için karma ekonomi şeklinde bir geçiş dönemi yaşamaktadır. Buna bağlı olarak ekonomilerindeki gelişme süreçleri birbirine benzer sorunlar göstererek aynı ekonomik istikrarsızlıklar tüm azgelişmiş ülkeler için söz konusu olmuştur. Tarıma dayalı ekonomik yapı, enflasyon, işsizlik, serbest piyasa ekonomisine geçiş ve özelleştirme çalışmaları bu ülkerin ortak sorunları arasındadır. Kamu göstergelerine baktığımızda ise kamu gelirlerinin kamu harcamalarından daha düşük olması kamu açıklarına ve buna bağlı olarak kamu borçlanmasına ve ekonomik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Azgelişmiş ülkelerin verilerinden çıkarabileceğimiz çarpıcı bir sonuç ise bu ülkelerin kamu harcamalarının GSYİH'ya oranı gelişmiş ülkelerin aksine daha düşük düzeyde olmasıdır.
Aşağıdaki Tablo7 den seçilmiş bazı ülkelerin ve bunların arasında da Türkiye'nin genel ekonomik görüntüsü ve bütçe gelir ve giderlerine baktığımızda, gelişmiş ülkelerin Kişi Başına GSMH 'larının oldukça yüksek ve buna bağlı olarak gelir dağılımındaki eşitsizliklerin az olduğu görülmektedir. Ayrıca bu ülkelerin ekonomilerindeki istikrara bağlı olarak enflasyon oranlarıda oldukça düşüktür ve ekonomideki istikrar bütçelerinde kendini göstermektedir. Az gelişmiş ülkelerde ise Kişi Başına GSMH oldukça düşük ve gelir adaletsizliği yüksektir. Enflasyon oranları ise fazla yüksek olmamakla birlikte Latin Amerika ülkelerinde de bu sorun çözülmüştür. Türkiye ise % 65 lik enflasyon oranı ile Rusya'dan sonra en yüksek orana sahip ülkedir. Aynı istikrarsızlık Türkiye'de bütçeye de yansıdığı için en fazla bütçe açığı olan ülke Türkiye olarak gözükmektedir.


Merkezi devlet harcamalarının içinde yer alan mal ve hizmet alımlarına ilişkin harcamaların toplam kamu harcamaları içinde aldığı pay diğer harcamalara göre daha yüksektir fakat 1980 ve 1997 yıllarına ait veriler karşılaştırıldığında bu oranın giderek azaldığı görülmektedir. Tüm ülkelerde bu oranın yüksek olduğu görülmekle birlikte az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için bu oran %50 ye yakın bir değerdedir. Öte yandan bu ülkelerde de mal ve hizmet alımlarının zaman içersinde azaldığı tablo 8'den izlenebilir.
İkinci bir kalem olan ve cari harcama niteliğinde olan ücret ve maaşlar yine az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler için daha yüksek orandadır fakat tüm ülkelerde bu oranın 1997 yılında,1980 yılına göre düştüğü görülmektedir.
Kamu harcamaları içinde payları azalan harcamaların yerini, hangi harcamaların aldığı dünya ekonomisinin nereye gittiği konusunda bize ipuçları verecektir. Faiz ödemeleri tüm ülkelerde değiştirilemeyen ve kamu harcamaları içinde artan bir paya sahip harcamalardır. Ülkeler izledikleri ekonomik politikalar çerçevesinde kamu harcamalarını azaltmaya çalışırken faiz ödemelerinin kamu harcamaları içindeki payı tüm ülkeler için giderek artmaktadır. Faiz harcamalarının artması, ekonomide sermayenin genel olarak üretime yönelik ekonomik aktiviteden uzaklaşmasına, spekülatif kazanç sağlamak için finansal aktivitelere kaymasına neden olmaktadır. Böylece üretime yönelik yatırımlara olan talep azalarak ekonomik büyüme olumsuz etkilenmektedir.
Temelde kamu açıklarının kontrol altına alınamamasından kaynaklanan yüksek reel faizler kamunun finansal dengesinin daha da kötüleşmesine neden olmakta ve böylece kamunun toplam borcu artarken kamu dengesinin zaman içindeki sürdürülebilirliği azalmaktadır. Tablo8 den de görülebileceği gibi bunun en çarpıcı örneğini yaşayan ülkeler Türkiye ve Yunanistan'dır. Türkiye de faiz ödemelerinin kamu harcamaları içindeki payı (1980'den,1997 'ye) yaklaşık dokuz kat artmıştır. Buda ekonomi içinde reel kesim yerine finansal kesimin ağırlık kazandığını göstermektedir.
Diğer bir harcama kalemi ise transfer harcamalarıdır. Toplam harcamalar içinde en büyük payı bu kalem almaktadır. Özellikle gelişmiş ülkelerde bu oran çok yüksektir. Bunun nedeni, gelişmiş olan ülkelerde sosyal nitelikli harcamaların daha fazla olmasındandır.
Önemli fakat kamu harcamaları içinde en az paya sahip olan sermaye harcamaları ise, 1980-1997 yılları arasında büyük bir düşüş yaşamıştır. Özelikle gelişmiş ülkelerde bu harcamanın oranı düşük iken, 1997 yılında çok azalmıştır. Azgelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sermaye harcamaları, kamu harcamaları içinde daha yüksek bir paya sahipken bu ülkelerde de büyük düşüşler yaşanmıştır. Bu da ekonomide üretimin azaldığını ve ekonomik daralmaların yaşandığını göstemektedir.
Sonuç olarak, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelere göre harcamalarının büyük bir bölümünü borçlanma ve sermaye giderleri için kullanmaktadır. Oysaki gelişmiş ülkelerde harcamalar daha çok sübvansiyon ve tahsislere ayrılmıştır. Ayrıca az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler bütçelerinin önemli bir kısmını cari harcamalara ayırmışlardır gelişmiş ülkelerde ise sosyal güvenlik ve refah için ayrılan fonlar daha fazladır.(Chu ve Diğerleri, 1999, s.15)
Dünya geneline baktığımızda özelikle OECD ülkelerinde 1970 lerde kamu harcamalarındaki artış (1970'te ortalama GSYİH'nın %31.5 undan 1979 da % 37 ye yükselmiştir), kamu kesimindeki büyümeyi arttırdığı gerekçesi ile, tartışılmaya başlanmış ve 1980 lerde kamu harcamaları duraklamıştır. İktisatçılar hükümetlere genişleyen kamu borçlanma hacimleri ve kamu harcamalarının mikro açıdan yarattığı saptırmalar konusunda ikaz etmişler ve hükümetler de özel kesime daha fazla yer açmak için kamu kesiminin sınırlarını daraltmayı, tartışmaya başlamışlardır. Gelişmiş ülkelerde toplam kamu harcamaları GSYİH nın bir oranı olarak büyümeye başlamış ve bu düzey 1979 da ortalama %37 iken 1989 da % 40 düzeyinde gerçekleşmiştir. Almanya'da ve İngiltere'de bu dönemde istisnaen bu anlamda bir düşme yaşanmıştır. Bazı ülkelerde yüksek kamu harcamaları azaltılmaya çalışılmıştır. 1982 den sonra İsveç'te GSYİH nın %66'sından %61'ı düzeyine, Hollanda'da ise %62'sinden % 56'sına düşürülmüştür. (The Economist, 02/03/1991, s.63)


Kamu harcamaları, ekonominin hacminin bir göstergesi olarak kişibaşına düşen milli gelir yükseldikçe artma eğilimindedir. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin, GSYİH'sının %20'si düzeyinde olan kamu hacamaları ile diğer ülkelerin kamu harcamaları karşılaştırıldığında, gelişmiş veya bazı OECD ülkeleri için ortalama oran %50 ye yakındır. Gelişmiş asya ekonomilerinde ise kamu harcaması oranları düşüktür. (Sudipto, 1999, s.4)

Tablo 9'dan ve Grafik 8'den görüldüğü gibi kamu harcamalarının GSYİH içindeki payları düşürülmeye veya artış hızları azaltılmaya çalışılmaktadır. Bunun nedeni ekonomi içinde kamunun payını azaltarak kamunun küçültülmesidir. Böylece bir yandan kamu finansman sorunu ortadan kalkacak diğer yandan serbest piyasanın işleyişi üzerinde kamunun etkisi azalacak ve ekonominin rekabet gücü olumsuz etkilenmiyecektir. Serbest pazar ekonomisini esas alan rekabete dayalı ve kamusal müdahaleyi minimize etmeyi amaçlayan görüş kamu harcamalarının da azaltılmasını hedef olarak göstermektedir.
Kamu harcamalarının azaltılmasının diğer bir nedeni de ülkelerin ekonomileri içinde yaşanan finansal krizler ve buna bağlı olarak reel harcamaların kesilmesidir. Eğer bazı harcamalar azaltılamıyorsa vergilerin arttırılması veya diğer harcamaların azaltılması gerekecektir.(Gerald,1995, s. 24) Ayrıca göreli olarak kamu harcamalarının düşük tutulması ve düşük bütçe açıkları ile enflasyonu kontrol atına almak daha kolaydır.
Dünyada hemen hemen, tüm ülkelerde maliyeciler bütçe hazırlarken daha çok kamu harcamaları planlarının değiştirilmesi üzerinde durmuşlardır. Geçmişte kamu harcamalarını azaltmaya yönelik mali ayarlamaların çoğunlukla problematik olduğu kanıtlanmıştır. Otoritelerin isteği yönündeki kamu harcama planlarının değişimi her zaman bütçe uygulamasında yıkıcı sonuçlar doğurmuş ve uzun dönemde sürdürülemez olmuştur. Harcama azaltımının yapıldığı noktada kimi zaman uzun dönem maliyetlerde kısa dönemde tasarruf sağlanmış, örneğin ihtiyaç olan sermaye harcamalarını kısarak veya bakım sözleşmelerini daha uzun aralıklı bakıma dayalı olarak yaparak sermaye stoğunun kısmen tüketilmesine yol açılmaktadır. Kamu harcamalarında planlanan azaltım gerçekleştirilemeyince (revize edilen bütçe harcama rakamları aşılınca) tipik olarak kısmen ödememe yoluna gidilmekte ve/veya tahsisattan fazla tutar harcanmış olmaktadır. Bu da hem özel sektörü etkilemekte (kamuya yapılan mal ve hizmet teslimleri ödenememekte) hem de devletin mali piyasalardaki kredibilitesini tahrip etmektedir. Bu nedenle bütçe ayarlamalarının gerçekleştirilebilir olması gerekir.(Potter&Diomand, 1999, s.17)

SONUÇ

Kamu harcamaları, bir ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında önemli etkiye sahiptir. Devletin yapmak zorunda olduğu kamu faaliyetlerinin maliyeti olarak tanımladığımız kamu harcamaları, yıllar itibariyle bazı yavaşlama ve duraklamalar dışında, bir artış içerisindedirler.
Ülkemizde 1980 sonrası liberalleşme çabaları, uygulanan IMF patentli istikrar politikaları ve askeri rejimin etkisi ile kamu harcamaları azaltılmaya çalışılmış, ancak bir takım siyasi ve ekonomik faktörler nedeniyle yine de artmaya devam etmiştir. Bu dönemde harcamalar içindeki dağılıma baktığımızda, cari ve transfer harcamalarının paylarında artış olduğu, yatırım harcamalarına daha az pay ayrıldığı görülmektedir. 1990 lı yılların başlamasıyla beraber kamu harcamaları içinde zaten düşük düzeyde olan yatırım harcamalarının yanında bu kez cari harcamaların payının azaldığı, transfer harcamalarının payının arttığı görülmektedir. Bu şekilde genel görünüm reel harcamaların azaldığı, faiz ödemeleri nedeniyle transfer harcamalarının arttığı yönündedir. Aslında bütçenin genel hacmi artmakla beraber, faiz harcamaları çıkartıldığında böyle bir büyüklükten bahsedilememektedir. Gerekli yerlere yeteri kaynak kaynak aktarılmadığı gerçeği ile karşılaşmak da kaçınılmaz olmaktadır.
Kamu harcamalarının GSMH içindeki payı, kamunun genel ekonomi içindeki yeri ve öneminin bir göstergesidir. Bu pay, 1980 li yılların başındaki ekonomik ve siyasi konjonktür altında kamu ekonomisinin payının küçültülmesini amaçlamış, bunun sonucunda kamu harcaması/GSMH payı %28 seviyelerinden 1990 larda %23 lere gerilemiştir. Ancak 1998 ve 1999 da %29.2 olan kamu harcaması/GSMH oranı, günümüzde %37.5 e kadar çıkmıştır.
Türkiye’de kamu harcamalarının artış nedenlerinin GSMH, nüfus ve enflasyonla da fazla bağlantılı olmadığını ileri sürebiliriz. GSMH mızda 1979, 1991, 1996 ve 1999 da azalma meydan gelirken, 1983, 1984, 1986 ve 1993 yıllarında ise artış yaşanmıştır. Oysa ki kamu harcamaları 1983, 1986, 1991 ve 1999 yıllarında belirgin bir şekilde artış gösterirken 1984, 1987, 1990, 1992 ve 1997 yıllarında ise azalmıştır. Demek ki ülkemizde bu dönemde kamu harcamalarının artışını GSMH ile ilişkilendirmek hatalı olabilir. Ayrıca yılda ortalama %2.2 civarında artan nüfus faktörü de kamu harcamalarının artışını açıklamadığı ortadadır.
Bazı az gelişmiş ve gelişmiş ülkelerin kamu harcamalarını incelediğimizde ise edindiğimiz sonuçlar; az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde kamu harcamalarının GSMH’ya oranı %20 civarındadır. Gelişmiş ülkelerde ise bu oran %50 leri aşmakta; harcamalarının büyük bir bölümü transfer harcamaları için kullanılmakta ve daha çok sosyal nitelikli harcamalar yapılmaktadır. Az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise transfer harcamaları oranı yüksek olmakla birlikte transfer harcamalarının bileşimindeki dağılım faklıdır. Bu harcamaların büyük bir çoğunluğu faiz ödemelerine gitmektedir. Bu da gösteriyor ki Türkiye’nin de içinde bulunduğu bu ülkeler yüksek kamu açıkları ve bunların finansmanı için borçlanmaya gidilmesi nedeni ile faiz harcamalarının payı yükselmekte ve bu da ülke içindeki istikrarsızlıkları ve sorunları beraberinde getirmektedir.
Türkiye ile diğer ülkelerin karşılaştırmasını yaptığımızda, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelerle, özellikle Latin Amerika ülkeleri ile hem kamu harcamaları açısından hem de ekonomilerindeki gelişmeler açısından benzerlikler gösterdiği görülmektedir. Gelişmiş ülkelerde ise kamu harcamalarının payı yüksek olmasına rağmen kamu harcamalarının bileşimindeki oransal farklılıklar Türkiye’yi bu ülkelerden ayırmaktadır.

kaynak