• Reklam
+ Konuyu Yanıtla
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir vadigar adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    12-01-2005
    Mesajlar
    854
    Karizma Gücü
    0

    adı melek...ömrü kelebek...

    Adı Melek, Ömrü Kelebek...

    “İçimde ölüme giden insanların ümitsiz bekleyişi var. Bazen ölümü o kadar istiyorum ki! Fakat bazen de ondan o kadar korkuyorum ki! Mümkün olsa canımı ellerimin arasında sıkı sıkı saklayacağım. Çok yalnızım, ama her türlü yalnız. Kalben, cismen, ruhen... Kemirici, isyankar ihtiraslarım yok artık. İstemekten yoruldum. Beklemekten yoruldum. İyi olmak istiyorum yalnız. Bu akşam çok ümitsiz olduğum halde ölümden korktuğum akşamlardan biri. Yaşamak çok güzel, hayat çok çekici! Salome’nin dansı, Kleopatra’nın gözleri, Dalila’nın daveti kadar cazip bu hayat! Çok çabuk ayrılacağım bu mukaddes sevgiliden!”

    Bu satırlar 24 yaşında bir genç kızın günlüğünden. Tarih 19 Eylül 1939 Salı. Genç kız tuttuğu üç defter dolusu günlükten sonuncusuna bu satırları yazdıktan üç ay sonra hayata gözlerini yumdu. Hayat çok cazip, çok güzeldi ama o yıllarda büyük bir salgın olan verem bu genç kızın da peşini bırakmadı. Öldüğünü duyan arkadaşları koşarak yanına gittiler. Genç kızın yüzünün maskını aldılar. Çünkü hem çok güzel hem de tiyatrocuydu. Ömrü kelebek oldu ama adı Melek’di….

    Melek 1915 yılında ünlü operetçi Muhlis Sebahattin ve Seniye Hanım’ ın çocukları olarak dünyaya geldi. Muhlis Sebahattin yüzyılın başında ünlü ve başarılı bir operetçiydi. Pek çok operet yazmış ve oyunları sahnelenmişti. Bunlardan en ünlüsü de “Ayşe” operetiydi. Ancak Muhlis Sebahattin ve Seniye Hanım kızları doğduktan kısa bir süre sonra ayrıldılar. Üç-dört yıl süren bu evliliğin sancılı günleri Seniye Hanım’ ın notlarına şöyle girdi:

    (3 Temmuz 1918) ” Bu akşam muhlis yine gelmedi. Artık aşkıma da kalbime de lanet ediyorum. Artık ayrı yaşamaya karar veriyorum. Yavrumu alıp ruhuma sükunet vermek için bir yuvaya çekilip yalnız yaşayacağım. Ta ki, Muhlis nedamet edinceye kadar”

    Muhlis Sebahattin’ in yaşam boyu yakasını bırakmayacak olan müflis yaşamı, ***** tutkusu evdeki piyanonun bile satılmasına neden oldu. Üstelik satılan piyano da Seniye Hanım’ ındı:

    (7 Temmuz 1918) “Bugün ikiyüz yirmi liraya canım gibi sakladığım piyano satıldı. Muhlis’in uğruna o da gitti. Gece Muhlis gelmedi”

    Annesiyle babasının ayrılışı o günlerde Melek’i nasıl etkiledi bilmiyoruz ama yıllar sonra hasta yatağında yatarken günlüğüne şu notları düştü:


    “.....her şeyim olduğu halde hiçbir şeyim yok....Babam var babam yok.... Annem var annem yok.... Yarabbi bundan daha feci üzüntü olamaz başım ağrısa söyleyecek derdim olsa dinletecek kimsem, ama kimsem yok. Deli olacağım, bu ne kadar talihsizlik. Allah beni her türlü nasipsiz yaratmış.

    Bütün bunlara karşın sıhhatim yerinde olsaydı, o da yok. Bu dört duvar arasında çile doldurmaya mahkumum. Gözyaşımı da sevincimi de kendim görüyor kendim biliyorum.beş gün aç kalsam kapımı açıp da halimi soran olmuyor.”

    Melek’le ilgili kamuoyuna yansıyan ilk haber on beş yaşındayken Cumhuriyet gazetesinin düzenlediği bir güzellik yarışması vesilesi ile oldu. 12 ocak pazar günü turkuaz salonlarında yapılan güzellik yarışmasında Melek Muhlis 22 güzel arasından 13. Seçildi. Jüri arasında bulunan Hüseyin Rahmi Gürpınar yarışmayla ilgili duygularını şöyle dile getirdi: “ O 22 perinin hepsini birden seçememenin imkansızlığından aldığım elemle yüreğim ezim ezim eziliyor”

    Sinema ve tiyatro çevrelerinin içinde büyüyen Melek, ilk kez 5 ağustos 1931’de Süreyya operetinin ardından kurulan “Muhlis’in çocukları topluluğuyla birlikte sahneye çıktı. Kadıköy Süreyya Sineması’ ndaki gösterimin el ilanında üstadın jübilesini tesinden hassas kızı Melek Muhlis Sebahattin Hanım ilk defa sahneye çıkacak ve babasının eserinde rol alacaktır. “ yazıyordu. Melek o gün 16 yaşında ilk kez çıktığı sahneyi Gülriz Sururi’nin annesi ve babası Suzan ve Lütfullah Sururi ve İrma Toto Karaca gibi isimlerle paylaştı. Bu Melek için bir ilkti ama ömrünün son demlerinde sahneye çıkışından sadece 7 yıl sonra bu renkli hayat onun için bir ömür kadar geride kalmıştı:

    24 haziran 1938

    “Şimdi yaz... Herkes eğlencede, Adalar kum gibi, Suadiye sahili mahşer... Velhasıl her taraf eğlence ve zevkten taşıyor, ben burada bu tabiatın bu ölgün ve monoton sükunetiyle başbaşayım. Halimden şikayetçi değilim, olsam da neye yarar. Değil mi ki ortada mecburiyet ve mahkumiyet vardır. Bütün etraftakileri benimsemeye ve mihneti kendine zevk atmaya çalışmaktan başka çare-i halas yok. Bunların hiç birinin kıymeti kalmayacak, eğer ben iyi olabilirsem o zaman her şey unutulacak, bunları hikaye diye okuyacağım belki....

    O zaman gözlerimi kırparak, uzak bir mazinin bulutlu karanlığından flu bir resme bakar gibi bakacağım bugünlere, bu kada günlere. Hayatımın en güzel bahar aylarını vakitsiz kışa çeviren bu zalim, bu merhametsiz afete....habersiz felakatlarin ani sillesiyle serseme dönen zavallı ben!....”


    Muhlis Sebahattin Ezgi 1932 yılından itibaren Muhsin Ertuğrul’ un yönettiği filmlerin müziklerini yapmaya başladı. İşbirliklerinin ilk ürünü “ Karım Beni Aldatırsa” filmi tutunca gerisi de gelmişti. İkinci film “Söz Bir Allah Bir” in kadrosunda bu kez Melek Muhlis de vardı.

    Senaryosunu Nazım Hikmet’ in yazdığı, Hazım Körmükçü, Vasfi Rıza Zobu gibi isimlerin rol aldığı bu film Melek’ in ilk sinema filmi idi. Ama arkası geldi. Hatta melek’in bu filmlerde söylediği operetler plak olarak da dolduruldu.

    “Milyon Avcıları” ise Melek için bir dönüm noktası idi.

    Filmin kadrosunda dönemin en başarılı ve ünlü oyuncularından Ferdi Tayfur da vardı. Ancak ne yazık ki Tayfur uyuşturucu bağımlısıydı. Ferdi Tayfur’la film setinde tanışıp evlenen Melek de kısa süre sonra eşi gibi uyuşturucu tutkunu olmuştu. Tayfur’un kız kardeşi Adalet Cimcoz o günleri şöyle anlatıyor:

    “Almanya’ dan pırıl pırıl dönmüştü İstanbul’a. Bir Rus dansöz ona beyaz zehiri de tütünü de tattırmıştı. Kadınlardan yana mutsuzdu Ferdi; tanıdığı kadınların hemen hepsi aldattı Ferdi’yi, tütün ve zehir dana vefalı çıkmıştı. Kurtaramadı kendini bu iki kötü alışkanlıktan.”

    Ferdi Tayfur ve Melek’ in evliliği çok uzun sürmedi. Ama Tayfur Melek’ in hayatında hep bir tutku olarak kaldı.

    9 Mayıs 1939 Salı
    “Hayatımın çiçekli günlerinden biri.

    Artık gülebiliyorum. Çünkü bugün o geldi. Ferdi... İki seneden beri bin bir düşünce ile altüst olan hislerim son raddeye varan bir yansımayla şaşırdılar….”

    20 Mart 1937 gecesi Shakespaer’in Kral Lear’i ilk kez sahneleniyordu. Lear rolünde Muhsin Ertuğrul vardı. Kızlarını ise Neyire, Melek ve Cahide oynuyordu. Bu ilk temsilde herkes birbirinden heyecanlıydı. Ama her şey şimdilik yolunda gidiyordu. Ta ki sahnenin ortasında Melek’ in ağzından kan gelene kadar. O gün Vasfi Rıza Zobu’ nun kaleminden tiyatro tarihine şöyle düştü:

    “Muhlis Sebahattin beyin bir kızı vardı. Güzel zeki neşeli ve tiyatroculuğa uyan büyük bir istidatla doğmuş bir varlıktı. Babasının kurduğu operetlerde oynamış. Onunkiler dağıldıkça başka operetlerin sahnelerine çıkmış... Sonunda şehir tiyatrosuna girmek istedi, girdi. Kaç oyun oynadı, ne kadar dayanabildi, şimdi doğrusu bulamam... Bildiğim iki yıl önce Kral Lear’daki rolünü oynarken kan kustu. Birden hastalandı. O demlerde hala korkunçluğunu ve çaresizliğini mahafa etmekte olan verem hastalığı alevlendi... Artık sahneye çıkamaz oldu. İki sene yattı, kalktı, tekrar yattı...”

    Melek’ in vereme yakalandığı yıllarda, verem tüm dünyada büyük bir salgın idi. 19.yy’ın sonlarında İngiltere’ de her dört ölümden biri tüberküloz nedeniyleydi. Türkiye’ de de veremin en yaygın olduğu dönem İkinci Dünya Savaşı yıllarıydı. 1945’ teki bir kayıtta İstanbulda tüberküloza bağlı ölüm 100 binde 345 idi. Bu rakamın bugün 100 binde 2’nin altında olduğu düşünülürse salgının vehametinin ölçüsü daha da iyi ortaya çıkıyor.



    O yıllarda tüberkülozun hiçbir etkili tedavisi yoktu. Hastaların yaklaşık yarısı 5 yıl içinde ölüyor, yüzde 20’sinde kronik bir halde devam ediyor, ancak yüzde 30’u iyileşebiliyordu. Hastalığın bu öldürücü ve bulaşıcı yapısı nedeniyle hastalar, hastalıklarının başkaları tarafından bilinmesini istemezlerdi. Erkekler askere alınmaz, kadınlar ise evlenme şansını yitirirlerdi.

    3 Haziran 1938 Cuma

    “Bugün ağzımdan bir beyaz toplu iğne başı kan geldi, çok fena oldum. Eskisi kadar değilse de yine çok sarsıldım. Kahvaltı edemedim. Kahvaltıdan sonra bir çarpıntı geldi gargara yapmak bile canım istemedi. Öğle yemeğini çok iştahsız yedim. Öğle uykusunu yarı uyur yarı uyanık yaptım.”

    Melek’in hastalığı ilerlediğinde Ferdi Tayfur’ la artık çoktan kopmuşlardı. Bir süre sonra dönemin ünlü bir iş adamının kendisi için Çamlıca’ da tuttuğu köşke yerleşti. Bu yaşı bir hayli geçkin ünlü iş adamı Melek’ in tüm masraflarını üstlenmişti. Haftada üç gün de Melek’ i ziyaret ediyordu. Melek uzun bir süre tedavi gördü. İki kez ameliyat oldu. Ancak kurtulamadı. 6 Aralık 1939 yılında ömrünün baharında ve yavaş yavaş öldü. Günlüğüne son düştüğü not şu oldu:

    30 Ekim 1939 pazartesi

    “İşte geldim gidiyorum!
    Şen olasın Halep şehri…”

    Melek’in hastalığı boyunca Çamlıca’da, Cerrahpaşa’da tuttuğu günlükler yıllar sonra Kadıköy’ deki bir sahafta araştırmacı Cengiz Kahraman tarafından bulundu. Melek’in iyileştiğinde okuyup gülmeyi hayal ettiği günlükler Gökhan Akçura tarafından kitap haline getirildi. Melek kendi günlüklerine dönüp gülemedi ama 60 yıl sonra bu sayfaları okuyanlara hüzünlü ama yaşanmış bir hikaye bıraktı…


    26.05.2006

    Emiyra YILMAZ

  2. #2
    canem72 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    02-07-2005
    Mesajlar
    625
    Karizma Gücü
    0
    ben başlığa çok etkilendim..
    \,\,/,/,
    \\ - - //
    (--O-O--)
    ----------oOOo-(_)-oOOo----------
    Sevgimi bir yerde gökyüzüne yerleştirdim,
    Kimse beni farketmedi, gözyaşı olup yağdım,
    Sıcak günlere inat, Yağmurun gözyaşı olduğunu
    kimse anlamadı, Sen bile...
    tђє ๏ภє
    ----------------Oooo----------
    oooO (...)
    (.....) ) /
    \ ..( ( /
    \_)..

    HTML Kodu:
    Gözler ki birer parçasidir renge ilahin
    Gözler ki senin en kati zulmün ve silahin
    Vur sanli silahinla gönül mülkü düzelsin
    Sen öldürüyorken de vururken de güzelsin..  

    GALATASARAY

  3. #3
    denizgfb23 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    01-02-2006
    Mesajlar
    6,617
    Karizma Gücü
    8
    yazıda çok güzel başlık dahada güzel

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Bu bölümde konulara mesaj yazabilirsiniz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •