• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
37 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

    Hz. Peygamber (S.A.V.) Hayatından Kısa Notlar

    --------------------------------------------------------------------------------

    Davet Mektupları [Hz.peygamberin hayatı]



    Nebiyy-i muhterem, Hudaybiye'den döndükten sonra, İslâm'ın bütün dünyaya yayılmasını, insanların Cehennem azabından kurtulup, hakiki saadete kavuşmasını arzu ediyordu. Zira O, bütün aleme, rahmet olarak gönderilmişti.
    Bu sebeple, çevredeki hükümdarlara elçiler gönderip, İslâm'a davet etmeyi düşündüler. Dıhye-i Kelbi'yi , Rum; Amr bin Ümeyye'yi , Habeş; Hatib bin Ebi Beltea'yı , Mısır hükümdarına sefir olarak vazifelendirdi. Ayrıca aynı vazife ile Salit bin Amr'ı , Yemame'ye; Şüca'bin Vehb'i , İran hükümdarına gönderdiler.
    Bu elçiler, Eshab-ı kiramın en güzideleriydi. Suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Her bir hükümdara, ayrı ayrı İslâm'a davet mektupları yazıldı
    Sevgili Peygamberimiz mektupların altını, gümüş yüzüğünün kaşında üç satır halinde yazılı olan, "Allahü teâlânın Resulü Muhammed aleyhisselam" mührü ile mühürledi.

    Hükümdarlara gönderilecek elçiler, sabah, Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak, gidecekleri devletin lisanının öğrenmiş olarak kalktılar.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  2. #2
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    İlk mektup Habeşistan'a [Hz.peygamberin hayatı]


    Habeşistan'a elçi olarak giden Amr bin &#220;meyye hazretleri, Necaşi Eshame'den, daha önce oraya hicret etmiş bulunan Eshab-ı kiramın, Medine'ye gönderilmesini de isteyecekti.

    Amr bin &#220;meyye kısa zamanda Habeşistan'a varıp, melik Necaşi Eshame'nin huzuruna çıktı. Necaşi, tahtından aşağı indi; Resulullahın mektubunu pek b&#252;y&#252;k bir h&#252;rmet ve muhabbetle aldı. &#214;pt&#252;, y&#252;z&#252;ne ve göz&#252;ne s&#252;rd&#252;kten sonra açıp okutturdu:

    "Bismillahirrahmanirrahim!

    Allah&#252; te&#226;l&#226;nın resul&#252; Muhammed (aleyhisselam)dan, Habeş meliki Necaşi Eshame'ye!..

    Hidayete tabi olana selam olsun!... Ey H&#252;k&#252;mdar! Selamette olmanı diler, sana olan nimetlerinden dolayı, allah&#252; te&#226;l&#226;ya hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur. O Melik'tir; b&#252;t&#252;n kainatta tasarruf sahibi yalnız O'dur. Kuddus't&#252;r; her t&#252;rl&#252; ayıp ve kusurlardan beridir Selam'dır;kullarını b&#252;t&#252;n tehlikelerden selamette bulundurucudur. M&#252;'min'dir ;emniyet verendir. M&#252;heymin'dir ;her şeyi gözetip koruyandır.

    Ben şehadet ederim ki, İsa (aleyhisselam), Allah&#252; te&#226;l&#226;nın, çok temiz, iffet sahibi, her t&#252;rl&#252; d&#252;nya hayatından tamamiyle çekilmiş bulunan Meryem'e ilka ettiği, ruhu ve kelimesidir. Allah&#252; te&#226;l&#226;, &#194;dem'i, kudreti ile nasıl yarattı ise, İsa'yı da öyle yaratmıştır.

    Ey H&#252;k&#252;mdar! Ben, seni, eşi ortağı olmayan Allah&#252; te&#226;l&#226;ya imana, O'na ibadet etmeye ve bana tabi olmaya, Allah&#252; te&#226;l&#226;nın bana gönderdiklerinde inanmaya davet ediyorum. &#199;&#252;nk&#252;, ben, Allah&#252; te&#226;l&#226;nın bunları tebliğ etmeye memur resul&#252;y&#252;m.

    Şimdi ben, sana lazım olan tebligatı yapmış, d&#252;nya ve ahiret saadetini sağlayacak nasihatı etmiş bulunuyorum. Nasihatımı kabul ediniz! Hidayete eren, doğru yola kavuşanlara selam olsun."

    Resul-i ekrem efendimizin mektubunu, b&#252;y&#252;k bir edeb ve tevazu ile dinleyen h&#252;k&#252;mdar Eshame, derhal; "Eşhed&#252; en la ilahe illallah ve eşhed&#252; enne Muhammeden abd&#252;hu ve resul&#252;h" diyerek Kelime-i şehadet getirdi ve M&#252;sl&#252;man olduğunu harkese ilan ettikten sonra;

    "Yemin ederim ki, O, kitap ehli olan Yahudi ve hıristiyanların gelmesini beklediği, önceki peygamberlerin geleceğini m&#252;jdelediği peygamberdir.
    Eğer yanına gitmeye imkanım olsaydı, muhakkak gider, hizmetiyle şereflenirdim!" dedi. Mektubu h&#252;rmetle g&#252;zel bir kutuya koyup; "Bu mektuplar, burada olduğu m&#252;ddetçe, Habeş'ten hayır ve bereket gitmez" dedi.

    Resulullah efendimiz Necaşi'ye iki mektup göndermişti. Necaşi Eshame, diğer mektupta bildirilen emirleri yerine getirip, sevgili Peygamberimizin m&#252;barek zevcesi &#220;mm&#252; Habibe validemizi ve orada bulunan Eshab-ı kiramı gemilere bindirip, pek çok hediyelerle Medine'ye gönderdi. Gönderdiği mektupta iman ettiğini bildiriyordu.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  3. #3
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    "Yalan söylediği gör&#252;lmedi" [Hz.peygamberin hayatı]


    "İçinizde, peygamber olduğunu söyleyen zata, soyca en yakın hanginizdir?". Ebu S&#252;fyan; "O'na, soyca en yakın olan benim" diye cevap verdi.
    Heraklius; "Akrabalık dereceniz nedir?" diye sorunca; "Amcamın oğludur" dedi. Heraklius, Ebu S&#252;fyan'ın kendisine yakın getirilmesini istedi ve diğerlerinin de Ebu S&#252;fyan'ın arkasında durmasını söyledi.

    Ebu S&#252;fyan, ilk önceleri yalan söyledi ise de, h&#252;k&#252;mdarın tehdidi ile korktu ve yalan söyleyemedi. Sonra aralarında şu konuşma geçti:

    - Peygamber olduğunu söyleyen zatın, aranızdaki soyu nasıldır?
    - O, zamanın en iyi soylusudur. Soy bakımından en seçkinimizdir.
    - İçinizde ondan önce peygamberlik iddiasında bulunan kimse oldu mu?
    - Olmadı
    - O'nun ataları içinde hiçbir h&#252;k&#252;mdar gelmiş midir?
    - Hayır.
    - O'na halkın eşrafı mı yoksa fakir ve zayıfları mı tabi oluyorlar?
    - O'na tabi olanlar fakirler, zayıflar, gençler ve kadınlardır. Kavminin yaşlılarından ve eşrafından tabi olan pek yoktur.
    - O'na tabi olanlar artıyor mu, azalıyor mu?
    - Artıyor.
    - O'nun dinine girdikten sonra beğenmeyerek veya kızarak dönen kimse var mı?
    - Yoktur.
    - Peygamber olduğunu söylemeden, O'nun hiç yalan söylediği gör&#252;lm&#252;ş m&#252;d&#252;r?
    - Hayır
    - O peygamberin hiç ahdini bozduğu, söz&#252;nde durmadığı oldu mu?
    -Hayır olmadı. Ancak biz şimdi, onunla bir m&#252;ddet için çarpışmayı bırakarak antlaşma yapmış bulunuyoruz. Bu m&#252;ddet içinde kendisinin ne yapacağını bilemiyoruz?.
    - O size neyi emrediyor?
    - Yalnız bir olan Allah'a ibadet etmeyi, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor. Atalarımızın taptığı şeylere (putlara) tapmaktan bizi men ediyor. Namaz kılmayı, doğru olmayı, fakirlere yardım etmeyi, haramlardan sakınmayı, ahde vefayı, emanete hıyanet etmemeyi ve akrabayı ziyareti... emrediyor dedi.

    Kilisede bu konuşmalar olmuş, Resulullah efendimizin m&#252;barek mektubu okunmuştu. Heraklius mektubu öp&#252;p, gözlerine s&#252;rd&#252; ve başına koyunca, Rumlar arasında g&#252;r&#252;lt&#252;ler çoğaldı.

    Ebu S&#252;fyan ve yanındaki Kureyşlilerin dışarı çıkarılmasını emretti. Daha M&#252;sl&#252;man olmayan Ebu S&#252;fyan burada yeminle, sevgili Peygamberimizin davasının başarıyla sonuçlanacağına inandığını söylemişti.

    Dıhye Heraklius'un karşısına geçip m&#252;barek g&#252;zel y&#252;z&#252; ve tatlı sesi ile; "Beni sana Busra'dan bir kimse (Haris) gönderdi ki, o, senden hayırlıdır. Allah&#252; te&#226;l&#226;ya yemin ederim ki, beni, ona gönderen zat (Resulullah) ise, hem ondan, hem senden daha hayırlıdır. Sen, benim sözlerimi alçak gön&#252;ll&#252;l&#252;kle dinleyip, verilen nasihatleri kabul etmelisin! &#199;&#252;nk&#252;, alçak gön&#252;ll&#252;l&#252;k edersen, nasihatleri anlarsın. Nasihatleri kabul etmezsen, insaflı olamazsın!" dedi.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  4. #4
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Kabul et ki selamet bulasın!" [Hz.peygamberin hayatı]



    Heraklius sonra hıristiyanların en alimi, reisi ve kendisinin m&#252;şaviri olan Uskuf adındaki kimseyi çağırttı. Resulullahın mektubunu okuttu. Mektubun devamında şöyle buyuruluyordu:

    "Allah&#252; te&#226;l&#226;nın hidayetine tabi olanlara, doğru yola kavuşanlara selam olsun!" Bundan sonra; Seni İsl&#226;m'a davet ediyorum. İsl&#226;m'ı kabul et ki, selamet bulasın. M&#252;sl&#252;man ol ki, Allah&#252; te&#226;l&#226; sana iki kat ecir versin. Eğer y&#252;z çevirirsen, b&#252;t&#252;n hıristiyanların vebali senin &#252;zerinedir!..." (Al-i İmran suresi: 64)

    Resul-i ekrem efendimizin mektubu okunurken, Heraklius'un alnından ter taneleri dök&#252;l&#252;yordu. Mektup bitince; "S&#252;leyman aleyhisselamdan sonra, ben böyle; "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlayan bir mektup görmemiştim" dedi.

    Heraklius, Uskuf'a bu mes'eledeki fikrini sorunca; "Vallahi O, Musa ve İsa'nın (aleyhim&#252;sselam), bize geleceğini m&#252;jdelediği peygamberdir. Zaten biz, O'nun gelmesini bekliyorduk" dedi.

    Heraklius; "Sen bu hususta ne yapmamı tavsiye edersin neyi uygun gör&#252;rs&#252;n?" diye sordu. Uskuf; "O'na tabi olmanı uygun gör&#252;r&#252;m" diye cevap verdi.

    Heraklius; "Ben, senin dediğin şeyi çok iyi biliyorum. Fakat O'na tabi olup, M&#252;sl&#252;man olmaya g&#252;c&#252;m yetmez. &#199;&#252;nk&#252; hem h&#252;k&#252;mdarlığım gider, hem de beni öld&#252;r&#252;rler" dedi.

    Bunun &#252;zerine hazret-i Dıhley'yi ve Adi bin Hatem'i çağırttı. Adi; "Ey h&#252;k&#252;mdar! Davar ve develer sahibi Arablardan olan şu yanımdaki zat, memleketinde vuku bulan şaşılacak bir hadiseden bahsediyor" dedi.
    Heraklius; "memleketinizdeki hadise nedir?" diye sorunca, Dıhye ; "Aramızda bir zat zuhur etti. Peygamber olduğunu beyan etti. Halkın bir kısmı O'na tabi olmakta, bir kısmı da karşı koymaktadır. Biz inananlarla, inanmayanlar arasında çarpışmalar olmaktadır" dedi.

    Bundan sonra Heraklius, Peygamber efendimiz hakkında araştırmaya başladı. Şam valisine emir verip Resul-i ekrem efendimizle aynı soydan bir kişiyi bulmalarını emretti.

    Bu arada kendisinin dostu olan ve İbranice bilen Roma'daki bir alime de mektup yazıp, bu meseleyi sordu. Roma'daki dostundan, bahsettiği zatın, ahir zaman peygamberi olduğunu bildiren bir mektup geldi.

    Şam valisi de ticaret için giden bir Kureyş kervanı ile karşılaştı. Bunların içinde, hen&#252;z M&#252;sl&#252;man olmayan Kureyş'in reisi, Ebu S&#252;fyan da vardı.
    Ebu S&#252;fyan diyor ki: "Biz Gazze'de bulunduğumuz sırada, Heraklius'un Şam valisi, &#252;zerimize saldırır gibi geldi ve; "Siz, şu Hicaz'daki zatın kavminden misiniz?" diye sordu. "Evet" dedik. "Haydi, bizimle beraber imparatorun yanına gideceksiniz?" dedi."

    Ebu S&#252;fyan'la yanındakileri Şam'a göt&#252;rd&#252;. Şam valisi, Ebu S&#252;fyan'ı ve yanındakileri Heraklius'un yanına çıkardı. Bu sırada Heraklius, Kud&#252;s'te bir kilisede bulunuyordu. Veziriyle beraber oturmuş ve başına tacını giymişti. Heraklius, Ebu S&#252;fyan ve yanındaki otuz kadar Mekkeliyi burada kabul etti. Birçok sorular sordu:
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  5. #5
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    " Kul, kula secde etmez!" [Hz.peygamberin hayatı]



    Resul&#252; ekrem efendimiz, hazret-i Dıhye-i Kelbi'yi de, Rum imparatorunu İsl&#226;m'a davet etmek için vazifelendirmişti. Mektubu, Busra'daki Gassan h&#252;k&#252;mdarı Harise'e verecek, o da Rum imparatoru Heraklius'a gönderecekti.
    Peygamber efendimizin davet mektubunu b&#252;y&#252;k bir h&#252;rmetle alan hazret-i Dıhye, s&#252;r'atle Busra'ya geldi. Haris ile gör&#252;ş&#252;p durumu anlattı. Haris, Dıhye'nin yanına, hen&#252;z M&#252;sl&#252;man olmayan Adiy bin Hatem'i vererek, o sırada Kud&#252;s'de bulunan Heraklius'a gönderdi.

    İkisi birlikte Kud&#252;s'e gelip, imparatorla gör&#252;şmek &#252;zere temaslarda bulundular. İmparatorun adamları, kendisine; "Kayser'in huzuruna çıktığın zaman, başını eğip y&#252;r&#252;yecek, yaklaşınca da yere kapanıp secde edeceksin. Secdeden kalkmana izin vermedikçe asla yerden başını kaldırmayacaksın" dediler.

    Bu sözler, Dıhye'ye ağır geldi ve onlara; "Biz M&#252;sl&#252;manlar, Allah&#252; te&#226;l&#226;dan başka hiçbir kimseye secde etmeyiz. Kul kula secde etmez. Hem insanın insana secde etmesi onun yaratılışına terstir" buyurdu.

    Bunun &#252;zerine Kayser'in adamları; "O, halde Kayser, getirdiğin mektubu hiçbir zaman kabul etmez ve seni huzurundan kovar" dediler.

    Hzıhye ; "Bizim peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, başkasının, kendisine, değil secde etmesine, ön&#252;nde hafif eğilmesine bile m&#252;sade etmez. Kendisiyle gör&#252;şmek isteyen, köle bile olsa, ona ilgi gösterir. Huzuruna kabul buyurur, derdini dinler, sıkıntısını giderir, gönl&#252;n&#252; alır. Bunun için O'na tabi olanların hepsi h&#252;rd&#252;r, şereflidir" buyurdu.

    Bu sözleri dinleyenlerden biri; "Madem ki Kayser'e secde etmeyeceksin, o halde &#252;zerine aldığın vazifeyi yerine getirebilmen için, sana başka yol göstereyim. Kayser'in, sarayın ön&#252;nde, dinlendiği bir yer var. Her g&#252;n öğleden sonra bu avluya çıkar, oralarda dolaşır. Orada bir minber vardır. Onun &#252;zerinde herhangi bir yazı varsa önce onu alır okur, sonra istirahat eder. Sen de şimdi git, mektubu o minbere koy ve dışarda bekle. Mektubu gör&#252;nce seni çağırtır. O zaman vazifeni yerine getirirsin" dedi.

    Bunun &#252;zerine hazret-i Dıhye, mektubu söylenilen yere bıraktı. Heraklius mektubu aldı ve Arpaça bilen bir terc&#252;man istedi. Terc&#252;man Resulullah efendimizin mektubunu okumaya başaldı. Mektubun en &#252;st&#252;nde; "Bismillahirrahmanirrahim! Allah&#252; te&#226;l&#226;nın Resul&#252; Muhammed'den (aleyhisselam) Rumların b&#252;y&#252;ğ&#252; Herakl'e" diye yazıyordu.

    Heraklius'un kardeşinin oğlu Yennak, mektubun böyle başlamasına çok kızdı ve terc&#252;manın göğs&#252;ne şiddetli bir yumruk vurdu. Terc&#252;man, yumruğun şiddeti ile yere yıkıldı ve m&#252;barek mektup elinde d&#252;şt&#252;.

    Heraklius, Yennak'a; "Niçin böyle yaptın!" diye sorunca, o da; "Mektubu görm&#252;yor musun? Mektuba hem senin isminden önce kendi ismi ile başlamış, hem de senin h&#252;k&#252;mdar olduğunu söylemeyip; "Rumların b&#252;y&#252;ğ&#252; Herakl'e" demiş. Niçin; "Rumların h&#252;k&#252;mdarı" diye yazmamış ve önce senin isminle başlamamış? Onun mektubu bu g&#252;n okunmaz" dedi.

    Bunun &#252;zerine Heraklius: "Vallahi sen ya çok akılsızsın veya koca bir delisin. Senin böyle olduğunu bilmiyordum. Ben daha mektubun içinde ne olduğuna bakmadan, yırtıp atmak mı istiyorsun? Hayatıma yemin ederim ki; eğer O, söylediği gibi Resulullah ise, mektubuna benim ismimden önce kendi ismini yazmakta ve beni Rumların b&#252;y&#252;ğ&#252; diye anmakta haklıdır. Ben, ancak onların sahibiyim. H&#252;k&#252;mdarları değilim" dedi ve Yennak'ı huzurundan kovdu.


    Gerçeği söyleyince öld&#252;rd&#252;ler [Hz.peygamberin hayatı]


    Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'u İsl&#226;m dinine davet ettiedi ki:
    "Ben seni İsa aleyhisselamın kendisine namaz kılmış olduğu Allah&#252; te&#226;l&#226;ya iman etmeye davet ediyorum. Ben seni, önceden Musa aleyhisselamın, ondan sonra İsa aleyhisselamın, geleceğini m&#252;jdeleyip haber verdiği şu &#252;mmi Peygambere imana davet ediyorum. Eğer, bu hususta bir şey biliyor, d&#252;nya ve ahiret saadetini kazanmak istiyorsan, onları gözlerinin ön&#252;ne getir. Yoksa ahıret saadetini elden kaçrır, k&#252;f&#252;r ve şirk içinde kalırsın. Şunu da iyi bil ki, senin Rabbin olan Allah&#252; te&#226;l&#226; zalimleri helak edici ve nimetleri değiştiricidir" dedi.

    Heraklius; "Ben, elime geçen bir yazıyı okumadan yanıma gelen bir alimden bilmediklerimi sorup öğrenmeden bırakmam. Bundan ancak hayır ve iyilik gör&#252;r&#252;m. Sen bana d&#252;ş&#252;n&#252;p hakikatı buluncaya kadar m&#252;hlet ver" dedi.
    Heraklius, daha sonar hazret-i Dıhye'yi yanına çağırıp, baş başa konuştu. Kalbindekini, şöyle açıkladı:

    "Ben biliyorum ki, seni gönderen zat, kitaplarda geleceği m&#252;jdelenen ve gelmesi beklenen ahır zaman peygamberidir. Yalnız, O'na uyarsam; Rumların beni öld&#252;rmesinden korkuyorum. Seni, onların içinde en b&#252;y&#252;k alimleri ve benden ziyade itibar gösterdikleri bir kimse olan Dagatır'a göndereyim. B&#252;t&#252;n hıristiyanlar ona tabidir. Eğer o iman ederse, Rumların hepsi iman ederler. Ben de o zaman kalbimde olanı ve itikadımı açığa vururum."

    Bundan sonra Heraklius, bir mektup yazarak Dıhye'ye verip, Dagatır'a gönderdi. Resulullah efendimiz, Dagatır'a da mektup göndermişti. Dagatır, mektupları okuyup, Peygamber efendimizin vasıflarını işitince, O'nun, hazret-i Musa'nın ve hazret-i İsa'nın geleceğini haber verdikleri ahır zaman peygamberi olduğunda hiç ş&#252;phe olmadığını söyledi ve iman etti.
    Evine gitti, kapandı ve her Pazar yaptığı vazlara &#252;ç hafta çıkmadı. Hıristiyanlar; "Dagatır'a ne oluyor ki, o Arabla gör&#252;şt&#252;ğ&#252;nden beri dışarı çıkmıyor? O'nu istiyoruz!" diye bağırdılar.

    Dagatır, &#252;zerindeki siyah papaz elbisesini çıkardı. Beyaz elbise giydi, elinde asası ile kiliseye geldi. Beldenin ahalisini topladıktan sonra ayağa kalkarak; "Ey hıristiyanlar! Biliniz ki, bize Ahmed'den (aleyhisselam) mektup geldi. Bizi hak dine davet etmiş. Ben açıkça biliyor ve inanıyorum ki, O, Allah&#252; te&#226;l&#226;nın hak resul&#252;d&#252;r" dedi.

    Hıristiyanlar bunu işitince, Dagatır'ın &#252;st&#252;ne y&#252;r&#252;d&#252;ler ve döverek şehid ettiler. Dıhye gelip, durumu Heraklius'a haber verdi. Heraklius;

    "Ben sana söylemedim mi? Dagatır, hıristiyanlar katında benden daha sevgili ve azizdir. Eğer duysalar beni de onun gibi katl ederler" dedi.

    Heraklius, hazret-i Dıhye'ye birbirinden kıymetli hediyeler verdi. Ayrıca Peygamber efendimize bir mektup yazdı. Mektubunu, hazırlattığı hediyeleri, Dıhye ile sevgili Peygamberimize gönderdi. Heraklius M&#252;sl&#252;man olmak istemiş, fakat makam ve öl&#252;m korkusundan iman etmemişti. Peygamber efendimize yazdığı mektupta,

    "Hazret-i İsa'nın m&#252;jdelediği Allah'ın Resul&#252; Muhammed'e; Rum h&#252;k&#252;mdarı Kayser'den! Elçin mektubunla birlikte bana geldi. Ben şehadet ederim ki, sen Allah'ın hak resul&#252;s&#252;n. Zaten biz, seni, İncil'de yazılı bulduk ve hazret-i İsa, seni bize m&#252;jdelemişti. Rumları sana iman etmeye davet ettimse de buna yanaşmadılar. Beni dinleselerdi muhakkak ki, bu onlar için hayırlı olurdu. Ben senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi ve ayaklarını yıkamayı çok arzu ediyorum" deniyordu.


    "Yalan söyl&#252;yor!" [Hz.peygamberin hayatı]

    Resulullahın elçisi Hz. Dıhye, Heraklius'dan ayrılıp Hisma'ya geldi. Yolda C&#252;zam vadilerinden Şenar vadisinde, Huneyd bin Us, oğlu ve adamları Hz. Dıhye'yi soydular. Eski elbiselerinden başka nesi varsa aldılar.

    Bu mevkide, D&#252;beyb bin Refae bin Zeyd ve kavmi İsl&#226;miyet'i kabul etmişlerdi. Dıhye bunlara gelip olanları anlatınca bunlar, H&#252;neyd bin Us ve kabilesinin &#252;zerine y&#252;r&#252;y&#252;p, eşyaların hepsini geri aldılar.

    Daha sonra Resulullah efendimiz, Zeyd bin Haris'i H&#252;neyd bin Us ve adamlarının &#252;zerine gönderdi. O beldede olanların hepsi iman etti. Hazret-i Dıhye, Medine'ye gelince, evine uğramadan doğru Habib-i ekrem efendimizin kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Peygamberimiz; "Kim o?" diye sordu. Dıhye; "Dıhyet-&#252;l Kelbi" dedi. Alemlerin efendisi; "İçeri gir" buyurdular.

    Dıhye içeri girdi ve olanları b&#252;t&#252;n teferruatı ile anlattı. Peygamber efendimiz, Heraklius'un mektubunu okudu: "Onun için, bir m&#252;ddet daha saltanatta kalmak vardır. Mektubum yanlarında bulundukça, onların saltanatı devam edecektir" buyurdu.

    Heraklius, mektubunda Peygamberimize iman ettiğini yazmış ise de, Resulullah efendimiz; "Yalan söyl&#252;yor. Dininden dönmemiştir" buyurdular.
    Heraklius, sevgili Peygamberimizin mektubunu ipekten bir atlasa sarıp, altın yuvarlak bir kutunun içerisinde muhafaza etti.

    Heraklius ailesi bu mektubu saklamışlar ve bunu da herkesten gizli tutmuşlardı. Bu mektup ellerinde bulunduğu m&#252;ddetçe, saltanatlarının devam edeceğini söyler ve buna inanırlardı. Hakikaten de öyle olmuştur.

    Resu-i ekrem efendimiz, Hatib bin Ebi beltea'yı , Mısır h&#252;k&#252;mdarına göndermeden önce; "Ey Eshabım! Mukafatı Allah&#252; te&#226;l&#226;dan beklemek &#252;zere şu mektubu, Mısır h&#252;k&#252;mdarına hanginiz göt&#252;r&#252;r?" diye sorunca, hazret-i Hatib, yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve; "Ya Resulallah! Ben göt&#252;r&#252;r&#252;m!" dedi. Peygamberimiz de; "Ey Hatib! Bu vazifeni, Allah&#252; te&#226;l&#226; senin hakkında m&#252;barek eylesin?" buyurdu.

    Hatib bin Ebi Beltea hazretleri, mektubu sevgili Peygamberimizden aldı. Veda edip, evine gitti. Hayvanını hazırladı. Ailesi ile de vedalaştıktan sonra, yola çıktı.

    Mısır h&#252;k&#252;mdarı Mukavkıs'ın İskenderiyye'de olduğunu öğrendi ve sarayına ulaştı. İçeriye almadan önce, maksadını öğrenen kapıcı, Hatib'e çok h&#252;rmet itti. Onu hiç bekletmedi. Mukavkıs, o sırada deniz &#252;zerinde bir gemide adamlarıyla konuşuyordu. Hazret-i Hatib, bir sandala binip, Mukavkıs'ın bulunduğu yere geldi. Peygamberimizin mektubunu verdi. Mektubu Hatib'den alan Mukavkıs, okumaya başladı:

    "Bismillahirrahmanirrahim!
    Allah&#252; te&#226;l&#226;nın kulu ve resul&#252; Muhammed'den, Kıbt'ın (eski Mısır halkının) b&#252;y&#252;ğ&#252; Mukavkıs'a!

    Selam, hidayete uyanların &#252;zerine olsun. Seni, selamet bulman için İsl&#226;m'a davet ederim. M&#252;sl&#252;man ol ki, selamet bulasın ve Allah&#252; te&#226;l&#226;nın iki kat ecrine nail olasın. Eğer y&#252;z çevirirsen b&#252;t&#252;n Kıbt'ın g&#252;nahı senin &#252;zerinedir. "Ey ehl-i kitab olan (Yahudi ve hıristiyanlar)! Aramızda ortak olan kelimeye geliniz. O da, Allah&#252; te&#226;l&#226;dan başka hiçbir şeye tapınmayız ve O'na hiçbir şeyi ortak etmeyiz. Allah&#252; te&#226;l&#226;yı bırakıp, içimizden hiç kimseyi yaratıcı Rab tanımayız. Eğer bu sözden y&#252;z çevirirlerse; "Şahit olunuz. Biz M&#252;sl&#252;manız" deyiniz!" (Al-i İmran suresi: 64)


    Mukavkıs saltanatını tercih etti [Hz.peygamberin hayatı]

    Mısır h&#252;k&#252;mdarı Mukavkıs, gece Resulullahın elçisi Hatib hazretlerini uyandırıp, Peygamber efendimiz hakkında bir çok sorular daha sormak istediğini bildirdi.
    Sonra; "O'nun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verirsen, &#252;ç şey sormak istiyorum" dedi. Hatib; "İstediğini sor! Ben sana daima doğruyu söyleyeceğim" diye cevap verdi.

    Mukavkıs; "Muhammed, insanları neye davet ediyor?" Hazret-i Hatib; "Yalnız Allah&#252; te&#226;l&#226;ya ibadet etmeye davet ediyor. Gece ve g&#252;nd&#252;zde beş vakit namazı kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, verilen sözde durmayı emrediyor. &#214;lm&#252;ş hayvan eti yemeği men ediyor" buyurdu.

    Mukavkıs; "O'nun şekil ve şemailini (gör&#252;n&#252;ş&#252;n&#252 bana tarif et!" diye sorunca da; kısaca tarif etti. Bir çoğunu saymamıştı.

    Mukavkıs; "Anlatmadığın daha bazı şeyler kaldı. &#214;yle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, arkasında peygamberlik m&#252;hr&#252; vardır. Kendisi merkebe biner, hurma ve az etli yemekle geçinir. Amcaları veya amcaoğulları tarafından korunur" dediğinde, hazret-i Hatib; "Bunlar da onun sıfatıdır" dedi.

    Mukavkıs, Hatib hazretlerine, Peygamberimiz hakkında; "S&#252;rme kullanır mı?" diye sordu. O da; "Evet! Aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, s&#252;rmedanlığı, tarağı, misvağı yanından ayırmaz!" dedi.

    Mukavkıs kararını şöyle bildirdi:

    "Ben, gelecek bir peygamber kaldığını biliyor ve Şam'dan çıkacağını sanıyordum. &#199;&#252;nk&#252; daha önceki peygamberin Arabistan'da, sertlik, darlık, yokluk &#252;lkesinde çıkacağını da kitaplarda görm&#252;şt&#252;m. Kitaplarda sıfatlarını yazılı bulduğumuz peygamberin ortaya çıkma zamanı da, ş&#252;phesiz bu zamandır. Biz, O'nun vasfını; iki kız kardeşi bir nikah altında birleştirmez, hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez. Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar! diye kitapta yazılı bulmuştuk. O'na uymak hususunda Kıbtiler beni dinlemezler. Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım. Bu hususta çok cimriyim. O peygamber, &#252;lkelere hakim olacak, kendisinden sonra da sahabileri, bu topraklarıma kadar gelip konacaklar. En sonunda şuradakilere galib geleceklerdir. Ben Kıbtilere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim!"

    Mukavkıs, Arabca yazan katibini çağırdı. Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı:

    "Abdullah'ın oğlu Muhammed'e, Kıbtilerin b&#252;y&#252;ğ&#252; Mukavkıs'tan!

    Selam, senin &#252;zerine olsun. Gönderdiğin mektubunu okudum. Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın daveti anladım. Ben de bir peygamberin geleceğini biliyordum. Ama onun Şam'dan çıkacağını zannediyordum. Elçine ikramda bulundum. Sana Kıbtilerin yanında b&#252;y&#252;k değeri bulunan iki cariye ile, giyecek elbise gönderdim. Bir de binmen için dişi bir katır hediye ettim."

    Mukavkıs, bundan başka bir şey yapmadı, M&#252;sl&#252;man da olmadı. Hazret-i Hatib'i, Mısır'da beş g&#252;n misafir etti. &#199;ok h&#252;rmet gösterip, ikramlarda bulundu. Sonra; "Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! O'nun için iki cariye, iki binek hayvanı, bin miskal (Bir miskal 4,8 gr.) altın, yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim. Senin için de, y&#252;z dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim. Yanımdan ayrılıp git! Sakın, Kıbtiler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!" dedi.


    Mukavkıs saltanatını tercih etti [Hz.peygamberin hayatı]

    Mısır h&#252;k&#252;mdarı Mukavkıs, gece Resulullahın elçisi Hatib hazretlerini uyandırıp, Peygamber efendimiz hakkında bir çok sorular daha sormak istediğini bildirdi.
    Sonra; "O'nun hakkında soracağım şeylere doğru cevap verirsen, &#252;ç şey sormak istiyorum" dedi. Hatib; "İstediğini sor! Ben sana daima doğruyu söyleyeceğim" diye cevap verdi.

    Mukavkıs; "Muhammed, insanları neye davet ediyor?" Hazret-i Hatib; "Yalnız Allah&#252; te&#226;l&#226;ya ibadet etmeye davet ediyor. Gece ve g&#252;nd&#252;zde beş vakit namazı kılmayı, Ramazan orucunu tutmayı, verilen sözde durmayı emrediyor. &#214;lm&#252;ş hayvan eti yemeği men ediyor" buyurdu.

    Mukavkıs; "O'nun şekil ve şemailini (gör&#252;n&#252;ş&#252;n&#252 bana tarif et!" diye sorunca da; kısaca tarif etti. Bir çoğunu saymamıştı.

    Mukavkıs; "Anlatmadığın daha bazı şeyler kaldı. &#214;yle ki, gözlerinde azıcık kırmızılık, arkasında peygamberlik m&#252;hr&#252; vardır. Kendisi merkebe biner, hurma ve az etli yemekle geçinir. Amcaları veya amcaoğulları tarafından korunur" dediğinde, hazret-i Hatib; "Bunlar da onun sıfatıdır" dedi.

    Mukavkıs, Hatib hazretlerine, Peygamberimiz hakkında; "S&#252;rme kullanır mı?" diye sordu. O da; "Evet! Aynaya bakar, saçını tarar, seferde, hazarda, aynayı, s&#252;rmedanlığı, tarağı, misvağı yanından ayırmaz!" dedi.

    Mukavkıs kararını şöyle bildirdi:

    "Ben, gelecek bir peygamber kaldığını biliyor ve Şam'dan çıkacağını sanıyordum. &#199;&#252;nk&#252; daha önceki peygamberin Arabistan'da, sertlik, darlık, yokluk &#252;lkesinde çıkacağını da kitaplarda görm&#252;şt&#252;m. Kitaplarda sıfatlarını yazılı bulduğumuz peygamberin ortaya çıkma zamanı da, ş&#252;phesiz bu zamandır. Biz, O'nun vasfını; iki kız kardeşi bir nikah altında birleştirmez, hediyeyi kabul eder, sadakayı kabul etmez. Fakirlerle, yoksullarla oturur, kalkar! diye kitapta yazılı bulmuştuk. O'na uymak hususunda Kıbtiler beni dinlemezler. Ben saltanatımdan da ayrılamayacağım. Bu hususta çok cimriyim. O peygamber, &#252;lkelere hakim olacak, kendisinden sonra da sahabileri, bu topraklarıma kadar gelip konacaklar. En sonunda şuradakilere galib geleceklerdir. Ben Kıbtilere bundan ne bir kelime anarım, ne de hiçbir kimseye, bu konuşmamı bildirmek isterim!"

    Mukavkıs, Arabca yazan katibini çağırdı. Peygamberimizin mektubuna şöyle cevap yazdırdı:

    "Abdullah'ın oğlu Muhammed'e, Kıbtilerin b&#252;y&#252;ğ&#252; Mukavkıs'tan!

    Selam, senin &#252;zerine olsun. Gönderdiğin mektubunu okudum. Orada zikrettiğin şeyi ve yaptığın daveti anladım. Ben de bir peygamberin geleceğini biliyordum. Ama onun Şam'dan çıkacağını zannediyordum. Elçine ikramda bulundum. Sana Kıbtilerin yanında b&#252;y&#252;k değeri bulunan iki cariye ile, giyecek elbise gönderdim. Bir de binmen için dişi bir katır hediye ettim."

    Mukavkıs, bundan başka bir şey yapmadı, M&#252;sl&#252;man da olmadı. Hazret-i Hatib'i, Mısır'da beş g&#252;n misafir etti. &#199;ok h&#252;rmet gösterip, ikramlarda bulundu. Sonra; "Hemen memleketine, sahibinin yanına dön! O'nun için iki cariye, iki binek hayvanı, bin miskal (Bir miskal 4,8 gr.) altın, yirmi takım Mısır işi ince elbise ve daha başka hediyeler gönderilmesini emrettim. Senin için de, y&#252;z dinar ve beş takım elbise verilmesini söyledim. Yanımdan ayrılıp git! Sakın, Kıbtiler, senin ağzından tek kelime bile işitmesinler!" dedi.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  6. #6
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Evet, O bir peygamberdir" [Hz.peygamberin hayatı]


    Kainatın sultanının mektubu okununca, Mukavkıs, Efendimizin elçisi Hatib'e "Hayırlısı olsun!" dedi. Mısır h&#252;k&#252;mdarı, kumandanlarını, devlet adamlarını toplayıp, Hatib ile konuşmaya başladı:

    "Anlamak istediğim bazı şeyleri soracak, bu hususta seninle konuşacağım." Hazret-i Hatib; "Buyur, konuşalım!" deyince, Mukavkıs; "Sizi gönderen zattan bana haber veriniz. O bir peygamber midir? Biraz bahset!" diye sordu.
    Hazret-i Hatib de; "Evet, O bir peygamberdir" dedi. Mukavkıs; "O, böyle gerçekten peygamber ise, niçin kendisini öz yurdundan çıkarıp başka bir yere sığınmak zorunda bırakan kavminin aleyhinde beddua etmedi?"


    Kisra cezasını buldu


    İran h&#252;k&#252;mdarına, Hz. Abdullah bin Huzafe gönderilmişti. Hazret-i Abdullah, kibirli İran Kisrası'na (şahına), Alemlerin efendisinin kıymetli mektubunu sunduğunda, okuması için katibine verdi.

    "Bismillahirrahmanirrahim!

    Allah&#252; te&#226;l&#226;nın resul&#252; Muhammed'den Farsların b&#252;y&#252;ğ&#252; Kisra'ya..."

    Katip, buraya kadar okumuştu ki, kibirli Şah'ın kan beynine sıçradı, öfkelendi ve mektubu alıp yırttı. Mektuba, Peygamber efendimizin kendi ism-i şerifi ile başlamış olmasına son derece hiddetlenmişti.

    İsl&#226;m elçisi Abdullah bin Huzafe hazretlerini de huzurundan kovmak istediğinde, hazret-i Abdullah, Kisra ve yanında toplanmış bulunan ateşperestlere şöyle dedi:

    "Ey Acem halkı! Siz, peygamberlere inanmıyor, kitapları kabul etmiyorsunuz. &#220;zerinde yaşadığınız şu topraklarda sayılı g&#252;nlerinizi geçiriyor, bir d&#252;ş hayatı yaşıyorsunuz!..

    Ey kisra! Senden önce nice h&#252;k&#252;mdarlar, bu tahta oturup h&#252;k&#252;m s&#252;rd&#252;ler. Allah&#252; te&#226;l&#226;nın emirlerini yapanlar,ahıretlerini kazanmış olarak,yapmayanlar da ilahi azaba uğramış bir halde bu d&#252;nyadan göç ettiler.

    Ey Kisra! Getirip takdim ettiğim, bu mektup, aslında senin için b&#252;y&#252;k bir devlet idi. Bunu k&#252;ç&#252;msedin. Allah&#252; te&#226;l&#226;ya yemin ederim ki, o k&#252;ç&#252;msediğin din, buraya gelince kaçacak yer arayacaksın!.."

    Sonra Kisra'nın sarayını terkedip hayvanına bindi. S&#252;r'atle oradan uzaklaştı. Medine'ye gelip durumu Kainatın sultanına anlattığında; "Allah'ım! O, benim mektubumu nasıl parçaladı ise, sen de onu ve onun m&#252;lk&#252;n&#252; parçala!.." buyurdular.

    Allah&#252; te&#226;l&#226;, Resul&#252;n&#252;n duasını kabul etmiş, Kisra oğlu tarafından bir gece hançerlenerek parça parça edilmişti. Hazret-i &#214;mer zamanında da b&#252;t&#252;n İran toprakları zaptedilerek M&#252;sl&#252;manların eline geçti.

    Ş&#252;ca' bin Vehb hazretleri de, Gassan h&#252;k&#252;mdarı Haris bin Ebi Şimr'e gönderilmişti. Ş&#252;ca' , önce h&#252;k&#252;mdarın kapıcısı ile gör&#252;şt&#252;. Onu, İsl&#226;m'a davet edince kabul edip, Resulullah efendimize h&#252;rmet ve selamlarını arz etti.
    Hiç bekletmeden hazret-i Ş&#252;ca'ı h&#252;k&#252;mdarla gör&#252;şt&#252;rd&#252;. Haris bin Ebi Şimr, mektubu okuyunca, öfkelenip yere attı. Hazret-i Ş&#252;ca', derhal Medine-i m&#252;nevvereye dön&#252;p, durumu Allah&#252; te&#226;l&#226;nın Sevgilisine haber verdi.

    Sevgili Peygamberimiz, mektubunun yere atılmasına &#252;z&#252;ld&#252;ler ve; "Saltanatı yok olsun!" buyurdular. Kısa bir s&#252;re sonra, Haris bin Ebi Şimr öl&#252;p devleti parçalandı.

    Salit bin Amr, Yemame h&#252;k&#252;mdarı Hevze bin Ali'ye gönderilmişti. Hevze, hıristiyandı. Peygamber efendimiz, mektubunda şöyle buyuruyordu:
    "Bismillahirrahmanirrahim!

    Allah&#252; te&#226;l&#226;nın Resul&#252; Muhamed'den, Hevze bin Ali'ye!

    Hidayete eren, doğru yola kavuşanlara selam olsun! (Ey Hevze!) Bilesin ki, İsl&#226;miyet, develerin ve atların gidebileceği en uzak yerlere kadar yayılacak, b&#252;t&#252;n dinlere galip gelecektir. Sen de İsl&#226;m'ı kabul et ki, selamet bulasın. M&#252;sl&#252;man olursan, hakimiyetin altında bulunan yerlerin idaresini yine sana bırakırım..."

    Yemame h&#252;k&#252;mdarı Hevze, bu m&#252;barek daveti kabul etmekten kaçındı. Saltanat sevdası, makam hırsı göz&#252;n&#252; b&#252;r&#252;m&#252;şt&#252;. Bu y&#252;zden Kainatın sultanının duasına kavuşmak gibi, y&#252;ce bir devletten mahrum kaldı. İsl&#226;m elçisi merhamet edip; "Ey Yemame h&#252;k&#252;mdarı olan Hevze! Sen, bu kavmin b&#252;y&#252;ğ&#252;s&#252;n! Senin b&#252;y&#252;k zannettiğin kayserler, öl&#252;p toprak olmuşlardır.
    Hakiki b&#252;y&#252;kler ise, Allah&#252; te&#226;l&#226;nın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçınarak, Cennet'i hak eden kimselerdir. Bir topluluk, iman etmekle şereflenmiş ise, onları kendi bozuk inanışınla, doğru yollarından saptırmaktan sakın!..
    Doğrusu ben, sana Allah&#252; te&#226;l&#226;nın emirlerini yapmanı, yasaklarından sakınmanı tavsiye ederim. Allah&#252; te&#226;l&#226;ya iman edip, emirlerini yaparsan Cennet'e girersin. Şeytana uyarsan Cehennem'de kalırsın.

    Eğer bu nasihatlerimi kabul edersen, korktuklarından emin olur, umduklarına kavuşursun. Şayet nasihatlerimi reddedersen, artık size yapacağım bir şey kalmamıştır. Gerisini sen d&#252;ş&#252;n!.." dedi.

    Böylece, altı İsl&#226;m elçisi vazifelerini yapmış, zamanın b&#252;y&#252;k devletlerine İsl&#226;miyet'in varlığını duyurmuşlardı. Onlara hakiki saadeti haber vermişler, kıyamet g&#252;n&#252;nde; "Biz duymamıştık" sözlerine yer bırakmamışlardı.

    Yahudilerin sinsi d&#252;şmanlığı

    Medine'de, gör&#252;n&#252;şte M&#252;sl&#252;man, hakikatte m&#252;nafık olan Yahudiler bulunurdu. Bunların içlerinde sihir yapmakta meşhur, m&#252;nafık Lebid bin A'sam isminde biri vardı. Yahudiler ona altın vererek; "Muhammed'in, kavmimizi Medine'den s&#252;r&#252;p çıkardığını ve erkeklerimizi nasıl öld&#252;rd&#252;ğ&#252;n&#252; bilirsin. O'na sihir yapıp cezalandırmanı istiyoruz!" dediler.

    O da bunu kabul edip, sevgili Peygamberimizin m&#252;barek saçlarından ve tarağının dişlerinden elde etmeye çalıştı. Bu arzusunu, Resulullah efendimizin hizmetinde çalışan bir Yahudi çocuğu ile gerçekleştirdi.

    Lebid, Peygamber efendimizin m&#252;barek saçlarına ve tarak dişlerine bir ip ile on bir d&#252;ğ&#252;m bağlayıp, &#252;fledi. Kuyuda bir taşın altına bastırıp bıraktı. Bundan sonra, Peygamber efendimizin sağlığı bozuldu.

    Hastalanıp yatağa d&#252;şt&#252;ler ve g&#252;nlerce kalkamadılar. Eshab-ı kiram, sık sık ziyarete gelip, her geçen g&#252;n rahatsızlığın şiddetlendiğini görd&#252;kçe; ciğerleri dağlanır, gözlerinden yaş yerine kan dökerlerdi. M&#252;nafıklar ise, sevinçlerinden bayram yaparlardı.

    Nihayet bir g&#252;n Peygamber efendimiz, hazret-i Aişe validemize buyurdu ki: "Ey Aişe! Bilir misin? Allah&#252; te&#226;l&#226;, bana şifam olan şeyi bildirdi ki, bana iki kişi (Cebrail ve Mikail) gelip biri baş ucumda, öb&#252;r&#252; de ayak ucumda oturdu.
    Ve biri öb&#252;r&#252;ne; "Bu zatın hastalığı nedir?" diye sordu. O da; "Sihir yapılmıştır" diye cevap verdi. "Kim sihir yapmıştır?" diye sorduğunda da, öb&#252;r melek; "Lebid bin A'sam" diye cevap verdi.

    Sonra; "Bu sihir ne ile yapılmıştır?" diye sordu. O da; "Bir tarakla saç dök&#252;nt&#252;s&#252;ne ve bir de erkek hurma tomurcuğunun içine" diye cevap verdi. "O nerededir?" sualine de; "Zervan kuyusunda" diye cevap verdi."
    Zervan, Medine'de Beni Z&#252;reyk kabilesinin bahçesinde bulunan bir kuyu idi. Resul-i ekrem efendimiz, o kuyuya hazret-i Ali, Z&#252;beyr, Talha ve Ammar'ı gönderdi. Kuyunun suyunu çekip, dibindeki taşı kaldırdılar. Altından on bir d&#252;ğ&#252;m ile d&#252;ğ&#252;mlenmiş bir iplik buldular. Alıp, sevgili Peygamberimize getirdiler.

    Bir hayli uğraşmalarına rağmen d&#252;ğ&#252;mleri çözemediler. Cebrail aleyhisselam gelip, Felak ve Nas surelerini getirdi. Resulullah efendimiz bu sureleri yani toplam onbir ayet-i kerimeden her birini okudukça, d&#252;ğ&#252;m&#252;n biri çöz&#252;ld&#252;. D&#252;ğ&#252;mler bitince, Kainatın efendisi rahata ve sıhhate kavuştular.

    Lebid Yahudisi yakalanıp, Resulullah efendimizin huzuruna getirildi. Peygamber efendimiz, ona; "Allah&#252; te&#226;l&#226;, bana, yaptığın sihri haber vererek yerini gösterdi. Sen, bunu niçin yaptın?" buyurduklarında, "Altına olan muhabbetim!.." diye cevap verdi.

    Eshab-ı kiramdan bazıları; "Ya Resulallah! İzin verirsen, şu Yahudinin boynunu vuralım!" dediklerinde, şahsı için hiç kimseye ceza vermeyen sevgili Peygmaberimiz;

    "Onun, sonunda göreceği ilahi azab, daha şiddetlidir" buyurarak, öld&#252;r&#252;lmesine izin vermediler
    Hazret-i Hatib; "Sen, İsa bin Meryem aleyhisselamın peygamber olduğuna inanıyorsun değil mi? O, kavmi kendisini yakalayıp, öld&#252;rmek istediğinde, buna rağmen onlara beddua etmedi ve cenab-ı Hak, onu, d&#252;nya semasına kaldırdı. M&#252;kafatlandırdı. Halbuki, kavminin hel&#226;kı için Allah&#252; te&#226;l&#226;ya beddua etmesi gerekmez miydi? O böyle yapmadı" deyince, Mukavkıs; "&#199;ok g&#252;zel cevap verdin. Gerçekten sen, hikmet sahibi zatın yanından gelen bir hakimsin. Bu gece yanımızda kal, yarın sana cevabımı vereyim" dedi.

    Hz. Hatib , hazret-i Musa zamanındaki Fir'avn'ı kasdederek Mukavkıs'a dedi ki: "Senden önce, burada bir h&#252;k&#252;mdar vardı. O halkına karşı; "En b&#252;y&#252;k ilah benim!" diyerek Rab olduğunu iddia etmişti. Allah da, onu, d&#252;nya ve ahıret azablarıyla cezalandırdı ve ondan intikam aldı. Sen bundan ibret al da, başkasına ibret olma!"

    Mukavkıs şöyle cevap verdi:

    "Bizim için bir din vardır. Biz bu dinimizi, ondan daha hayırlısı olmadıkça bırakmayız" dedi. Hatib şöyle devam etti:

    "Senin bağlı olduğun ve daha hayırlısı olmadıkça bırakmayacağını söylediğin dininden daha hayırlı olan din, hiç ş&#252;phesiz İsamiyet'tir. Biz, seni Allah&#252; te&#226;l&#226;nın bu son dinine, İsl&#226;miyet'e davet ediyoruz. Allah&#252; te&#226;l&#226; dinini O'nunla tamamlamış, O'nu insanlara yeterli kılmıştır ve bu kat'idir. Bu Peygamber yalnız seni değil, b&#252;t&#252;n insanları İsl&#226;m dinine davet etti.

    O zaman Kureyş, O'na, insanların en fazla tepki gösterip, kaba davrananı; Yahudiler, en çok d&#252;şmanlık edenleri; hıristiyanlar da en yakın olanları oldu. Allah&#252; talaya yemin ederim ki, Musa aleyhisselamın, İsa aleyhisselamı m&#252;jdelemesi, ancak İsa aleyhisselamın Muhammed aleyhisselamı m&#252;jdelemesi gibidir.

    Binaenaleyh, bizim seni Kur'an-ı kerime davet etmemiz, senin Yahudileri İncil'e davet etmen gibidir. Ş&#252;phesiz malumundur ki, her peygamber kendisini anlayıp idrak edecek bir kavme gönderilmiştir. Ve o kavmin, bu peygambere itaat etmesi &#252;zerine vacib olmuştur. İşte sen de bu peygambere yetişenlerden birisin. Biz, seni bu yeni dine davet ediyoruz"

    Mukavkıs kararsızdı:

    "Ben bu peygamberin haline baktım. Emirlerinde ve yasaklarında asla akla uygun olmayan bir şey bulamadım. Anladığım kadarıyla O, sihirbaz, kahin ve bir yalancı değildir. Peygamberlik alametlerinden bazı halleri kendinde buldum. Gizli olan şeyleri meydana çıkarmak, bu alametlerdendir. Bazı sırlardan haber vermek, bu zattan ortaya çıktı. Hele biraz d&#252;ş&#252;neyim!" diyerek m&#252;hlet iste
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  7. #7
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Hayber'e sefer kararı [Hz.peygamberin hayatı]



    Yahudiler, Medine'den s&#252;r&#252;l&#252;nce, Arabistan'ın kuzey taraflarına gitmişlerdi. Bunlardan bir kısmı, Hayber'de kalıp yerleştiler. Bir kısmı ise kuzeyde bulunan Şam'a gittiler.

    Resulullah efendimize suikast tertip etmeleri sebebiyle yurtlarından çıkarılmışlardı. Fakat M&#252;sl&#252;manlara karşı içlerindeki kin, hırs ve intikam duyguları hiçbir zaman sönmedi.

    Hatta g&#252;nden g&#252;ne şiddetlendi. Bir an önce kainatın sultanı olan Allah&#252; te&#226;l&#226;nın Habibinin hayatına son vermek, din-i İsl&#226;m'ı ortadan kaldırmak istiyorlardı.

    İleri gelenlerinden bazıları; "Gatafanlılara gidip yardım isteyelim, M&#252;sl&#252;manlara karşı onlarla birlikte çarpışalım!" dediler. Bazıları da; "Fedek, Teyma ve Vad-il-Kura Yahudilerini de yardıma çağırıp, M&#252;sl&#252;manlar bizim &#252;zerimize saldırmadan, biz onların şehrine h&#252;cum edelim, olmuş olacak b&#252;t&#252;n intikamımızı alalım!.." dediler.

    Hayber Yahudileri bu söz&#252; kabul edip, çevredeki Yahudi kabilelerini ve Gatafanlıları yardıma çağırdılar. Sadece Gatafanlılardan çok sayıda seçme savaşçı gelip, Hayber'de hazırlıklara başladı.

    Onlar bu hazırlıkları yaparken, Alemlerin efendisi Yahudilerin durumlarından haberdar oldu. Abdullah bin Revaha hazretlerinin yanına &#252;ç sahabi verip, derhal Hayber'de olup bitenleri öğrenmek &#252;zere gönderdi.

    Abdullah bin Revaha ve &#252;ç arkadaşı s&#252;r'atle Hayber'e geldiler. Burası, sekiz muhkem kalesi, verimli arazileri, bol mikdarda bağ ve bahçeleri bulunan zengin bir şehirdi.

    Hazret-i Abdullah, arkadaşlarından birini Şıkk, birini Ketibe, diğerini Natat kalesine gönderdi. Kendisi de başka bir kaleye girip, &#252;ç g&#252;n Yahudilerin durumlarını, harbe hazırlıklarını yakından incelediler. &#220;ç g&#252;nden sonra buluşma yerinde birleşip, s&#252;r'atle Medine'ye varıp, yaptıkları hazırlıkları Peygamber efendimize tek tek anlattılar.

    Sevgili Peygamberimiz, Eshabının acele hazırlanmasını emretti. Yahudilerin, Medine-i m&#252;nevvereye saldırmalarını önlemek için, Hayber &#252;zerine gitmeye karar verdiler.

    Bu kararı duyan Medine'de bulunan Yahudiler telaşa d&#252;şt&#252;ler. M&#252;sl&#252;manların maneviyatlarını bozmak için; "Yemin ederiz ki, eğer siz, hayber'deki kaleleri, oraya birikmiş yiğit savaşçıları görm&#252;ş olsaydınız, hiçbir zaman oraya adım atmazdınız!.. Dağların tepesindeki y&#252;ksek burçlu kaleleri, zırhlı yiğitler korumaktadır. &#199;evreden binlerce asker onlara yardıma gelmişlerdir!.. Sizin, Hayber'i fethetmeniz m&#252;mk&#252;n m&#252;d&#252;r?!..." diyorlardı.

    Bunlara karşı kahraman sahabibler; "Allah&#252; te&#226;l&#226;, Habibine, Hayber'i fethedeceğini vad buyurmuştur" diyerek, Yahudilerden hiçbir zaman korkmayacaklarını belirtiyorlardı. Eshabın bu kararlı hali, Yahudileri daha çok &#252;z&#252;yor, endişeye d&#252;ş&#252;r&#252;yordu.

    M&#252;nafıkların başı Abdullah bin &#220;beyy; "Muhammed, az bir kuvvetle &#252;zerinize geliyor. Korkacak bir durum yok, fakat tedbirli olup, mallarınızı kalelerinize doldurun. Onları, kaleden çıkarak karşılayın!" diyerek, Hayber'e acele haber gönderdi.



    Herşeyin hayrını ve iyiliğini dileriz" [Hz.peygamberin hayatı]


    Eshab-ı kiram Hayber'i fetih hazırlarını tamamladı, evdekilerle helallaşıp, Peygamber efendimizin etrafında toplandı. İki y&#252;z s&#252;vari ve bin dört y&#252;z piyade olmuşlardı.

    Allah&#252; te&#226;l&#226;nın dinini yaymak, cihad etmek ve şehidlik mertebesine kavuşmak için sevgili Peygamberlerinin emrine hazır oldular. Bu sırada bazı kadınların, harpde, Eshab-ı kiramın yiyeceklerini hazırlamak, yaralıları sarmak ve daha başka yapabilecekleri işleri yapmak &#252;zere, Peygamber efendimizden vazife istedikleri gör&#252;ld&#252;.

    Resulullah efendimiz merhamet buyurup, onları bu sevaptan mahrum etmediler. Böylece m&#252;cahidlere, başta sevgili Peygamberimizin m&#252;barek hanımı &#220;mm&#252; Seleme hazretleri olmak &#252;zere, yirmi hanım m&#252;cahide de katılmış oldu.

    Resul-i ekrem, Medine'de yerine vekil olarak, Gıfar kabilesinden Siba' hazretlerini bıraktılar ve Hayber'e hareket emrini verdiler. N&#252;meyle bin Abdullah'ın bırakıldığı da bildirilmiştir.

    Yolculuk tekbirlerle başladı. Mazeretleri sebebiyle savaşa katılamayan, yaşları k&#252;ç&#252;k olduğu için izin verilmeyen sahabiler, Peygamber efendimize ve kahraman babalarına, dedelerine, amcalarına, dayılarına ve ağabeylerine gıbta ile bakıyorlar, onları tekbir ve dualar ile uğurluyorlardı...

    Takvim, hicretin yedinci yılını gösteriyordu. Peygamber efendimizin mukaddes sancağını hazret-i Ali taşıyor; sağ kol kumandanlığını da hazret-i &#214;mer yapıyordu. Yolculuk neşeli bir şekilde geçiyordu.

    Şairler, şiirleriyle, Allah&#252; te&#226;l&#226;ya, verdiği nimetlerinden dolayı hamdediyorlar, sevgili Peygamberimize salevat söyl&#252;yor ve şanlı Eshabı medhediyorlardı. Sahabiler de, bayrama gider gibi hep birlikte; "Allah&#252; ekber! Allah&#252; ekber! La ilahe illallah&#252; vallah&#252; ekber!" diyerek her tarafı inletiyorlardı.

    Her konak yerinde Kainatın sultanı; "Allah'ım! İstikbale endişelenmekten, geçmişe tasa etmekten, g&#252;çs&#252;zl&#252;k ve gevşeklikten, cimrilik, korkaklık ve bel b&#252;ken borçtan, zalim ve haksız kimselerin musallatından sana sığınırım!" diyerek dua buyuruyordu.

    Hayber'e yaklaşıldığı zaman, sevgili Peygamberimizin, Eshabını durdurduğu gör&#252;ld&#252;. El açarak;

    "Ey göklerin ve gölgelediklerinin Rabbi olan Allah'ım! Ey yerlerin ve &#252;zerindekilerin Rabbi olan Allah'ım! Ey şeytanların ve saptırdıklarının Rabbi olan Allah'ım! Ey r&#252;zgarların ve savurduklarının Rabbi olan Allah'ım! Biz senden, bu beldenin hayrını ve iyiliğini, bu beldede yaşayan insanların hayrını ve iyiliğini, yine bu beldede bulunan herşeyin hayrını ve iyiliğini dileriz. Bu beldenin şerrinden, insanların şerrinden ve içindeki her şeyin şerrinden de sana sığınırız!" diye m&#252;nacata başladılar.

    Sahabelerin dudaklarından; "Amin, amin" sesleri dök&#252;l&#252;yordu. Bundan sonra Eshabına; "Bismillahirrahmanirrahim diyerek ilerleyiniz" buyurdular.


    Karargahın yeri değiştirildi [Hz.peygamberin hayatı]



    Hayber kuşatması b&#252;t&#252;n şiddetiyle devam ediyordu. M&#252;cahidler, ok menzili içine girmişlerdi. Yahudilerin kaleden attığı oklar, İsl&#226;m karargahının arkalarına kadar ulaşabiliyordu.

    Akşama kadar, çarpışma ok ile devam etti. Elli kadar sahabi, atılan oklarla yaralanmışlardı. Akşam olunca, yeni bir karargah keşfi için Muhammed bin Mesleme hazretlerine vazife verildi.

    O da, reci' denilen mevkiin m&#252;said olduğunu belirtince, İsl&#226;m karargahı, buraya nakledildi. Yaralılar da tedavi görmeye başladı.

    Ertesi g&#252;n Natat önlerine gelen kahraman Eshab, akşama kadar çarpıştı. &#220;ç&#252;nc&#252;, dörd&#252;nc&#252; ve beşinci g&#252;nlerde de kuşatma devam etti. Yahudiler hep m&#252;dafaada kaldılar.

    O g&#252;nlerde sevgili Peygamberimiz, şiddetli bir baş ağrısına tutulduklarından, iki g&#252;n m&#252;cahidlerin arasında bulunamadılar. İlk g&#252;n sancağı hazret-i Ebu Bekir'e, ikinci g&#252;n hazret-i &#214;mer'e verdiler. Her ikisi de, Eshab-ı kiramın başında, Yahudilere karşı pek şiddetli çarpıştılar, fakat kaleyi fethetmek m&#252;mk&#252;n olmadı.

    Bu arada cesaretleri artan Yahudilerin, kale kapılarını açıp h&#252;cuma geçtikleri gör&#252;ld&#252;. Artık göğ&#252;s göğ&#252;se çarpışmaya başlamışlardı. Savaş pek ziyade kızışmıştı. Peygamber efendimiz, Eshabına; "Allah&#252; ekber! Allah&#252; ekber!.. diyerek tekbir getiriniz" buyurdukça, tekbir sadaları arasında aşk ve şevk ile d&#252;şmana kılıç çalıyorlardı.

    Bir ara Muhammed bin Mesleme'nin kardeşi Mahmud şehid edildi. &#199;arpışmalar da, şiddetli bir şekilde, akşama kadar devam etti.

    Ertesi g&#252;n Hayber'in en &#252;nl&#252; kumandanlarından Merhab, zırhlara b&#252;r&#252;nm&#252;ş olduğu halde kaleden dışarı çıktı. G&#252;çl&#252; kuvvetli dev gibi bir adamdı. Şimdiye kadar, karşısına, bir pehlivan çıkmamıştı.

    M&#252;cahidlere dön&#252;p; "Ben, cesareti, kahramanlığı ile tanınmış Merhab'ım!" diyerek öv&#252;nmeye başladı. Böyle öv&#252;n&#252;rken, sahabilerin arasında bir m&#252;cahidin ileri atıldığı gör&#252;ld&#252;. Merhab'a karşı; "Ben de, dehşetli ve şiddetli savaşların ortasına atılmaktan korkmayan Amir'im!.." diye nara attı ve derhal karşısına dikildi.

    Dev Merhab, &#252;zerinde; "Kime değerse helak eder!.." yazılı kılıcını, hazret-i Amir'e olanca g&#252;c&#252; ile vurdu. Kahraman Amir anında kalkanını kaldırdı. Enli kılıç, kalkana çarpıtığında şiddetli bir ses ortalığı çınlattı ve kalkana saplandı. Hazret-i Amir, yaradana sığınıp; "Ya Allah!" diyerek kılıcını Merhab'ın zırhlı bacaklarına çaldı.

    Kılıç, çelik zırha değer değmez, geri tepti ve birden sahabinin bacağına değiverdi. Kılıcın, şiddetli bir şekilde geri tepişi hazret-i Amir'in bacağındaki atar damarının kesilmesine sebeb oldu. Eshab-ı kiram, koşarak Amir'i kucakladılar ve tedavi için karargaha göt&#252;rd&#252;ler. Fakat Amir orada şehadete kavuştu.

    &#199;arpışmalar b&#252;t&#252;n şiddeti ile devam ediyordu. Akşama doğru sevgili Peygamberimiz, Yahudilere dört bin askerle yardıma gelen ve harbe katılan m&#252;şrik Gatafanlılara, ayrılıp memleketlerine dönmelerini teklif etti. Bunu yaptıkları takdirde, Hayber'in bir senelik hurma mahsul&#252;n&#252; kendilerine vereceğini de vadetti.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  8. #8
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    "Sancağı öyle birine vereceğim ki..." [Hz.peygamberin hayatı]



    Fakat Gatafanlılar, bu teklifi reddettiler.

    Bunun &#252;zerine Alemlerin efendisi, Eshabına, Gatafanlıların bulunduğu kalenin etrafında sabahlamalarını emretti. Gatafanlılar, gece m&#252;cahidlerin saldırmasından çok korktular, bir t&#252;rl&#252; uyuyamadılar.

    O gece, nereden geldiği belli olmayan bir ses; "Gatafan &#252;lkesine baskın yapıldığını, çoluk-çocuklarının ve mallarının teslim alındığını" bildiriyordu. Bu ses, &#252;ç defa tekrar edilmiş ve bunu b&#252;t&#252;n Gatafanlılar, b&#252;y&#252;k bir korku içinde dinlemişlerdi.

    Kumandanları Uyeyne de aynı sesi &#252;ç defa duymuş, şafak sökmek &#252;zereyken askerini alarak Hayber'den acele uzaklaşıp memleketlerinin yolunu tutmuştu. Sabahleyin Yahudiler, Gatafanlıların sebepsiz yere Hayber'i terketmelerine şaşırdılar ve &#252;midsizliğe d&#252;şt&#252;ler. Onları yardıma çağırdıklarına da çok pişman oldular.

    O g&#252;n de Hayber önlerinde şiddetli çarpışmalar oldu. Fakat kale fethedilemedi. Akşam, Kainatın sultanı; "Yarın sancağı öyle bir yiğide vereceğim ki, o, Allah&#252; te&#226;l&#226;yı ve Resul&#252;n&#252; sever. Allah&#252; te&#226;l&#226; ve Resul&#252; de onu severler. Allah&#252; te&#226;l&#226;, onun eli ile fethi gerçekleştirecektir!" buyurarak m&#252;jde verdi.

    O gece Eshab-ı kiram, heyecanla sabahı bekledi. Her biri sancağın kendisine verilmesini umuyor, bu yolda, Allah&#252; te&#226;l&#226;ya dualar ediyordu.
    Bilal-i Habeşi hazretleri, sabah ezanını yanık ve g&#252;zel sesi ile okudu. Ezan okunurken herkeste ayrı bir heyecan, ayrı bir zevk hasıl olur, o ilahi zevkin tadına doyulmazdı.

    Sevgili Peygamberimiz, Eshabına sabah namazını kıldırdıktan sonra ayağa kalktılar. M&#252;barek İsl&#226;m sancağının getirilmesini emrettiler. Mukaddes sancak getirilirken, Eshab-ı kiram ayakta bekliyor, merakla, Resul-i ekrem efendimizin m&#252;barek dudaklarından çıkacak sözleri dinlemek için, dikkat kesiliyorlardı.
    Nihayet Alemlerin efendisi; "Muhammed'in zatını peygamberlikle şereflendiren Allah&#252; te&#226;l&#226;ya and olsun ki, ben, bu sancağı kaçmak nedir bilmeyen bir yiğide vereceğim" buyurduktan sonra, m&#252;barek gözlerini Eshabı arasında gezdirip; "Ali nerededir?" buyurdu.

    Sahabiler; "Ya Resulallah! Onun gözleri ağrıyor" deyince, Efendimiz; "Onu bana çağırınız" buyurdu.

    O g&#252;nlerde hazret-i Ali göz ağrısına tutulmuş ve gözlerini açamaz olmuştu. Yanına giderek, durumu bildirdiler ve m&#252;barek koluna girip, Resulullah efendimizin huzuruna getirdiler.

    Kainatın sultanı, hazret-i Ali'nin şifa bulması için, Allah&#252; te&#226;l&#226;ya dua etti ve m&#252;barek parmaklarını ağzında ıslatıp gözlerine s&#252;rd&#252;ler.

    O anda, hazret-i Ali'nin gözlerinde hiçbir ağrı kalmadı. Ayrıca; "Ya Rabbi! Sıcağın ve soğuğun sıkıntısını bundan gider" diyerek, onun için dua buyurdular.,
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  9. #9
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Canım sana feda olsun ya Resulallah!" [Hz.peygamberin hayatı]



    Hayber'in en g&#252;çl&#252; kalelerinden Natat kalesi yakınına gelip, karargahlarını kurdular. Vakit akşamdı. Resulullah efendimiz, adet-i şerifesi, sabah olmadıkça baskın yapmaz ve önce İsl&#226;m'a davet ederdi.

    Tekliflerini kabul etmedikleri takdirde harbe başlarlardı. Bu sebeple Esha-ı kiram sabahı beklediler. Yahudilerin hiç biri, İsl&#226;m ordusunun geldiğini anlamamıştı.

    Kainatın efendisi, sabah namazını kıldırdıktan sonra hazırlıklarını bitirdi ve m&#252;cahidleri harekete geçirdi. İki y&#252;z s&#252;vari ve bin dört y&#252;z piyade, d&#252;zenli hareketlerle Natat kalesi önlerine yaklaştılar.

    Bu sırada, bağ, bahçe, tarla işleriyle uğraşmak &#252;zere kaleden çıkan Yahudiler, bir anda İsl&#226;m askerleriyle karşılaşınca şaşkına dönd&#252;ler ve; "Yemin ederiz ki, bunlar Muhammed ve d&#252;zenli ordusudur!.." diyerek, gerisin geri kaçmaya başladılar.

    Onların bu halini gören sevgili Peygamberimiz; "Allah&#252; ekber! Allah&#252; ekber! Hayber, harab olup gitti" buyurdular ve bu m&#252;barek söz&#252;n&#252; &#252;ç defa tekrar ettiler.

    Peygamber efendimiz, Yahudilere; ya M&#252;sl&#252;man olmalarını, ya teslim olup haraç ve cizye vermelerini, yoksa harb edilip kan dök&#252;leceğini bildirdiler.
    Yahudiler, ileri gelenlerinden Sellam bin Mişken'e gidip, durumu bildirdiler. Sellam; "Daha önce Muhammed'in &#252;zerine y&#252;r&#252;y&#252;n&#252;z demiştim, kabul etmemiştiniz. Hiç olmazsa şimdi, onunla çarpışmakta gevşek davranmayınız. M&#252;sl&#252;manlarla çarpışa çarpışa ölmeniz, hayatta kimsesiz kalmanızdan daha hayırlıdır!.." diyerek onları harbe teşvik etti.

    Yahudiler, s&#252;r'atle çocuk ve kadınlarını Ketibe kalesine, erzaklarını Naim'e, askerlerini de Natat kalesine yığdılar.

    İsl&#226;m ordusunun bu teklifine, Yahudiler ok atmakla karşılık verdiler. M&#252;cahidler, okları kalkanlarıyla karşıladılar. Sevgili Peygamberimizin emri ile yaylar gerildi. Hep birden kale burçlarında bulunan Yahudilerin &#252;zerine; "Allah&#252; ekber!.." sadaları arasında oklar fırlatıldı.

    Artık harb başlamıştı. Bir tarafta Kainatın sultanı ve kahraman Eshabı, İsl&#226;miyet'i yaymak, onların M&#252;sl&#252;man olup Cehennem'den kurtulmalarına sebeb olmak için çarpışıyorlardı.

    Diğer yanda ise, nasihatten anlamayan, her fırsatta M&#252;sl&#252;manları arkadan vurmak isteyen, hakikatı görmemekte direten Yahudiler vardı.

    Hatem-&#252;l-enbiyanın (son Peygamberin), kendi kavimlerinden gelmediğini gör&#252;nce, kıskançlıklarından, O'nu kabul etmemişler, Peygamber efendimizi, çocukluğundan beri ortadan kaldırmak için, akıllarına gelen her kurnazlığa başvurmuşlar, fakat Allah&#252; te&#226;l&#226;nın koruması ile hiçbir şey yapamamışlardı.
    Bin altı y&#252;z şanlı m&#252;cahidin &#252;zerine, on binden ziyade Yahudi askeri ok atıyordu. Eshab-ı kiram, peşpeşe gelen bu oklara karşı kalkanlarıyla korunuyorlar, fırsat buldukça da, yere d&#252;şen okları Yahudilerin &#252;zerine fırlatıyorlardı.

    Fakat bazı sahabiler yaralanmışlardı. Bir ara Habibullah efendimizin huzuruna, Habbab bin M&#252;nzir hazretlerinin b&#252;y&#252;k bir edeb ile yanaştığı gör&#252;ld&#252; ve; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Karargahımızı, başka bir yere kursak olmaz mı?" diye sual edince, Peygamber efendimiz; "İnşaallah&#252; te&#226;l&#226; aşkam olunca değiştiririz!" buyurdular.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  10. #10
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8
    Sancak hazret-i Ali'de [Hz.peygamberin hayatı]



    Peygamber efendimiz, hazret-i Ali'nin &#252;zerine, m&#252;barek elleriyle bir
    zırh giydirip beline kendi kılıcını kuşatarak, eline beyaz İsl&#226;m
    sancağını verdiler ve; "Allah&#252; te&#226;l&#226;, sana zafer nasib edinceye kadar
    çarpış. Sakın arkana dönme!" buyurdular.

    Hazret-i Ali de; "Canım sana feda olsun ya Resulallah! Onlarla, din-i
    İsl&#226;m'a girdikleri zamana kadar çarpışacağım" dedi.

    Sevgili Peygamberimiz de; "Vallahi, senin sebebinle Allah&#252; te&#226;l&#226;nın,
    onlardan tek bir kişiyi hidayete kavuşturması, senin için, bir çok
    kızıl (iyi) develere sahib olup, onları Allah&#252; te&#226;l&#226;nın yolunda sadaka
    vermenden daha hayırlıdır" buyurdu.

    Hazret-i Ali, elinde sancak ile Yahudi kalesine ilerlerken, şanlı
    sahabiler de peşinden y&#252;r&#252;d&#252;ler. Kaleye iyice yaklaşıp, sancağın bir
    taşın dibine dikildiği sırada, Natat kalesinin kapısının açıldığı
    gör&#252;ld&#252;.

    Yahudilerin h&#252;cum birlikleri dışarı çıktılar. Bunlar, Hayber'in en
    seçme kahramanları idi. Her biri, çift zırhlarla kaplı, demir
    muhafazalara b&#252;r&#252;nm&#252;şlerdi.

    İçlerinden birinin, hazret-i Ali'ye doğru y&#252;r&#252;y&#252;p, çarpışmak için
    karşısına geçtiği gör&#252;ld&#252;. Bu, Merhab'ın cesarette bir benzeri olmayan
    kardeşi Haris idi.

    S&#252;r'atle saldırdı... İki çeliğin çıkardığı ses meydanı doldururken,
    Z&#252;lfikar'ın şimşek gibi indiği ve Haris'in başını gövdesinden ayırdığı
    gör&#252;ld&#252;.

    Bir anda, "Allah&#252; ekber! Allah&#252; ekber!" sesleri göklere y&#252;kseliyordu.
    Kardeşinin öld&#252;r&#252;ld&#252;ğ&#252;n&#252; işiten Merhab, emrindeki askerlerle dolu
    dizgin meydana y&#252;r&#252;d&#252;. Hazret-i Ali'nin karşısına dikildi.

    Onun da &#252;zerinde çift zırh vardı. &#199;ift kılıç kuşanmış olduğu halde,
    iri c&#252;ssesi ile sanki bir devi andırıyordu. B&#252;t&#252;n hiddeti ile; "Ben
    ki, harplerin en şiddetli olduğu zamanlarda ortaya atılıp, kahramanca
    çarpışan Merhab'ım! Ben, k&#252;kreyen aslanları bile mızrak veya kılıcımla
    delik deşik ederim!.." diyerek, kendini övmeye başladı.

    Hazret-i Ali de; "Ben ki, anam bana Haydar (Aslan) ismi vermiştir.
    Ben, heybetli bir aslan gibiyimdir! Seni bir hamlede yere serecek bir
    yiğit kişiyimdir!" diyerek, karşılık verdi.

    Merhab, hazret-i Ali'den, Haydar kelimesini işitince, kalbine bir
    korku d&#252;şt&#252;. &#199;&#252;nk&#252; gece r&#252;yasında bir aslan kendisini parçalamıştı.
    R&#252;yada görd&#252;ğ&#252; aslan bu mu idi?

    Derken dev Merhab'ın hamle ettiği ve hazret-i Ali'nin onu kalkanıyla
    karşıladığı gör&#252;ld&#252;. Sonra Allah&#252; te&#226;l&#226;ya sığınıp, Z&#252;lfikar'ı, kafirin
    başına öyle bir indirdi ki; koca Merhab'ın, Z&#252;lfikar'a karşı tuttuğu
    kalın çelik kalkanını ve çelikten yapılmış miğferini ikiye biçip,
    kafasını tepesinden ensesine kadar böl&#252;p ayırdığı gör&#252;ld&#252;.

    Z&#252;lfikar'ın çıkardığı korkunç ses, Hayber'in her tarafında
    işitilmişti. Peygamber efendimiz; "Sevininiz! Hayber'in fethi artık
    rahatlaştı, kolaylaştı" buyurdular.

    Eshab-ı kiram, hazret-i Ali'nin bu bahadırlığına hayran kalmışlar;
    "Allah&#252; ekber!" tekbirleri ile semayı çınlatmışlardı.

    &#199;arpışma b&#252;t&#252;n şiddeti ile devam ediyordu. Eshab-ı kiram, çarpışa
    çarpışa kale kapısının yanına geldikleri bir sırada, bir Yahudi,
    kılıcıyla hazret-i Ali'nin kalkanına vurdu. Kalkan yere d&#252;şt&#252;.
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Ulusal Olmayan Ulusal Program Hazırlanırken Kısa, Kısa...
    2005 Konuları bölümünde Pire tarafından açılmış
    Yanıt: 0
    Son Mesaj: 27.10.05, 09:08

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •