• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 3 123 SonSon
23 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Amerika'da Egitim Hakkinda 21 Ana Konu ;)

    Merhaba Arkadaslar..
    1 Senelik Amerika (Ca) Deneyimim Oldu
    Burada Hem Sizin Sorunlarinizi Bilgim Dahilinde Yanitlamaya Calisacagim Hemde
    Belli Basli Bazi Dokumanlari Yayinlyacagim
    Ilginiz Icin Simdiden Tesekkur Ederim..
    Konularimiz

    · Okullardan kabul almak için önemli kriterler nelerdir?
    · Okul seçimini nasıl, neye göre yapmalı?
    · Eğitim tipleri ve seçenekler
    · Klasik eğitim dışındaki seçenekler
    · Akreditasyon... Nedir, ne degildir...
    · Statement of Purpose - SOP: Sadece Size Özel Döküman
    · Okul ve Öğretim Görevlileri İle İletişim…
    · Okullardan Alınan Kabulleri Değerlendirme…
    · Okul harçları (In-state - Out-of-state)
    · Amerika'da Eğitimin Maliyeti: Bir Başka Bakış Açısı...
    · Öğrenci Vizeleri ve Özellikleri
    · Okurken (F1 ve J1 ile) On-campus Çalışmak
    · Okurken (F1 ve J1 ile) Off-campus Çalışmak: CPT & OPT
    · Okurken (F1 ve J1 ile) Off-campus Çalışmak: Economic Hardship
    · Okullarda Transfer ve Ders Saydırma…
    · Çifte Lisans… Çifte Master…
    · SEVIS: Neyin Nesidir…
    · SEVIS: İçerdiği Bilgiler…
    · On-line Eğitim
    · F1 Dışındaki Vizelerle Okula Gitmek
    Bu mesaj en son " 04.06.06 " tarihinde saat 14:45 itibariyle ExclusiveMember tarafından düzenlenmiştir...

  2. #2
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Okullardan kabul almak için önemli kriterler nelerdir?

    Amerika’da 4000’in üzerinde yüksek eğitim kurumu bulunmakla birlikte bunlardan sadece 100 kadarı uluslarası üne sahiptir ve yabancı öğrenciler başvuru sırasında bu sınırlı kategoriyi göz önünde bulundurur. Her yıl yaklaşık iki milyon yabancı öğrencinin Amerika’daki okullara başvurduğu göz önüne alınırsa, büyük bir rekabetin söz konusu söylenebilir. Ancak bu rekabet, tanınmıs okullar için daha da fazladır. Bunun yanı sıra ismi çok duyulmamış ancak yine iyi eğitim veren bir çok yüksek öğrenim kurumu yabancı öğrencileri cezbedebilmek için çeşitli avantajlar sağlamaktadır.

    Amerika’da Türkiye’nin aksine sadece somut şekildeki sınav sonuçlarına bakılmaz. Yüksek öğretim kurumlarının sayısının çok fazla olması nedeni ile okullar arasında da rekabet vardır ve eğitimin yanı sıra öğrencilerin liderlik ruhuna sahip olması ve sosyal konularda da etkin olmaları tercih edilir. Okulların “başvuru” (“kabul” değil) kriteri olarak bir yıl önceki kabul istatistiklerine dayanarak belirttikleri GPA, GRE, GMAT ve TOEFL gibi somut kriterler, başvuran öğrencileri sıralamak için kullanılmaktadır. Başvurular tamamlandıktan sonra bu sıralamaya göre okulun (ve bölümlerin) kontenjanları doğrultusunda başvurular, okula kabul ve burs kararı için bölümlere gönderilir. Yüksek sınav sonuçları ve not ortalaması “genelde” kabul edilmeyi garanti eder. Ancak bu sıralamada aşağı doğru inildikçe, sınav sonuçlarına göre yapılan gruplarda yığılmalar başlar doğal olarak. Kontenjanın dolma sınırına yaklaşıldığında, öğrencilerin diğer akademik ve sosyal alanlarda aktivite ve başarıları kabulde önemli rol oynamaya başlar. Aynı kategoride olup (mesela CBT TOEFL sonucu 290-295 ve GPA’yi 3.00-3.10 olan grup) başvuranlar arasından seçilecek öğrencilerin diğer aktivitelerine önem verilir. Aynı kategoride olup üniversite sınavında dereceye giren, bölümden derece ile mezun olan, mezuniyet projesi ile ödül kazanan, öğretim görevlilerinin projelerinde çalışmış olanlar, staj/iş tecrübesi olanlar (özellikle MBA için), hatta bazen belli spor dallarında başarılı olanlar bile diğer başvuranlara göre öncelik kazanabilirler. Bu tip başarıların belirtildiği yer ise “Statement of Purpose (SOP)”, diğer deyişle “Letter of Intent”dir. Öğrencilerin genelde önemsiz bulduğu ve SOP’de belirtmeyi ihmal ettiği konular kabul şansını düşürebilir. Önemsiz gibi de görünse iyi bir firma ve/veya konuda yapılan staj, yazın çalışılan part-time iş gibi konular mutlaka çok detaya girmeden kısaca belirtilmelidir.

    Yukarıdaki konular göz önüne alındığında, özellikle TOEFL/GRE/GMAT gibi temel kriter sıralamasında aşağı doğru inildikçe, kabul işlemi aslında göreceli ve kompleks bir matematik formülüne dönüşür. Aynı GRE sonucuna sahip bir öğrenci kabul alıp diğeri reddedilirken, düşük TOEFL sonuçlu bir öğrenci de okula kabul edilebilir. Bir önceki yıl 280 CBT TOEFL sonucu ile kabul edilenler varken, bir sonraki yıl 290 ile red cevabı alabilirler çünkü başvuranların TOEFL ortalaması bir önceki yıl 275 iken belli branşların popülerite kazanması nedeni ile 295’e çıkmış olabilir. Yine benzer şekilde aynı kategoride olan öğrenciler arasından mezuniyet projesi belli bir konuda olan öğrenci, başvurulan bölümdeki araştırma projelerinin o konuda yoğunlukta olması nedeni ile kabul edilip, hatta burs için tercih edilebilir.

    Başvuruların değerlendirilmesinde diğer önemli bir nokta da GPA’de yatar. Genel mezuniyet not ortalamasının dışında son iki yılın not ortalaması ayrıca göz önüne alınır çünkü, örneğin mühendislik dalında üniversitenin ilk iki yılı matematik, kimya ve fizik gibi temel konular iken, son iki yıl branş ile ilgili dersler alınır. Genel mezuniyet not ortalaması 3.00 olan iki öğrenciyi ele alalım. Birisinin ilk iki yıl ortalaması 2.20, son iki yıl ortalaması da 3.80, diğer öğrencinin ise sırasi ile 3.80 ve 2.20 (tüm diğer kriterlerin aynı olduğunu kabul ediyoruz). Bu iki öğrenci arasında bir tercih yapılacak olursa kabul alan öğrencinin ilk öğrenci olması olasılığı oldukça fazladır.

    Sonuç olarak bu uzun ve kompleks başvuru işlemlerine vakitli başlamak, TOEFL ve GRE gibi sınavlara bol örnek test çözerek iyi hazırlanmak, başvurulacak okulları iyi bir araştırma ile belirleyip, özenle iyi bir SOP hazırlamak gerekmektedir. Bütün bunlar kabul alınacağını garantilememekle birlikte öğrencilerin rakiplerini bilinçli bir şekilde geride bırakmasını sağlayarak kabul alma şansını önemli derecede arttırmaktadır.

  3. #3
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Okul seçimini nasıl, neye göre yapmalı?

    Amerika’da herkese, her keseye uygun bir okul bulmak mümkündür. Tabii bu durumda, doğal olarak, eğitimin maliyeti, geçerliliği, kalitesi gibi konular farklılık gösterir. Yurt dışında eğitim düşünülmeye başlandığında kendimize sorulacak soru "Hangi okullar daha iyi?" yerine "Bana en uygun okullar hangileri?" olmalıdır, çünkü en iyi okullar sınıfındakiler değişik nedenlerle kişiye en uygun okullar olmayabilir. Okul seçiminde dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar:
    • Ne tip bir eğitim, derece istiyorsunuz? (AA, AS, BA, BS, MA, MS, PhD)
    • Hangi dalda eğitim istiyorsunuz?
    • Okulun ne tip bir coğrafik bölgede olmasını tercih edersiniz?
    • Maddi olarak neye gücünüz yeter?
    • Akreditasyon sizin için önemli mi?
    • Okulun YÖK denkliği olsun istiyor musunuz?
    Yukarıdaki maddeleri teker teker irdelemeye başlamadan önce "en iyi okullar hangileri?" ile "bana uygun okullar hangileri?" soruları arasındaki fark üzerinde durmakta fayda var. Massachusetts Institute of Technology (MIT), Harvard University, University of California gibi meşhur ve iyi okulları herkes biliyordur. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada, Amerika’ya eğitime gelmek isteyen her öğrencinin rüyalarını süsleyen eğitim kurumları, bunlar gibi tanınmış yaklaşık 50 üniversitedir. Her öğrenci TOEFL, GRE ve GMAT gibi sınavlardan yüksek puanlar alıp bu okullara girmek ister ancak acaba bu okullar o öğrenciler için uygun mudur? Cevap şaşırtıcı olabilir ama "uygun olmayabilir" demek sanırım çok yanlış olmaz. Diyelim, bir yılınızı ayırıp çok ağır bir şekilde bu sınavlara çalıştınız ve bu okullara girebilecek sınav sonuçlarınız var. Yine diyelim başvurdunuz ve kabul edildiniz. Ancak bu kabul, azimle bir yıl tüm gücünüzü verip elde ettiğiniz çalışma sonucunda gerçekleşmiştir ve okula başlamanız durumunda bu tempoyu lisans için en az dört yıl daha, yüksek lisans için en az iki üç yıl daha sürdürebilmeniz gereklidir. Bazı öğrenciler belki bir yıl daha aşırı derecede çalışarak bu tempoyu sürdürebilse de bazıları bu süre sonunda pes edebilir. Sonuçta çok iyi bir üniversitede başarısız ve hatta depresyona girmiş bir öğrenci olarak Amerika’da eğitim hayallerimiz son bulur. Unutmamak gerekir ki, bu tip üniversitelerden mezun olduktan sonra kabul edilecek iş, bu zamana kadar sarfedilen çabadan çok daha az bir çaba istemeyecek, benzeri bir tempoyu korumamızı gerektirecektir.
    Aynı öğrenciyi başka bir koşul altında inceleyelim; bir yılını deliler gibi çalışmak yerine kendi sınırları dahilinde "yeteri" kadar çalıştığını ve sınavlardan biraz daha düşük ama yine de iyi sonuçlar aldığını farzedelim. Bu durumda belki "top 10" okula giriş şansı olmayacaktır ama "rahat" kabul aldığı belki 15, 20 veya 40. sıradaki okula girecektir. Okula başladıktan sonra aynı çalışma temposunu sürdürerek hem eğitiminde başarılı olacaktır hem de yaşamın sunduğu diğer sosyal olanaklardan faydalanarak içinde bulunduğu toplumu tanıyacak, kaynaşacak, sosyal yönünü geliştirecektir. Çok iyi bir okuldan vasat bir öğrenci olarak mezun olmak yerine yine iyi bir okuldan daha yüksek başarı ile mezun olacaktır. Mezuniyetinden sonra hiç tanıma fırsatı bulamadığı bir toplumda iş sahibi olmak yerine, alışıp uyum sağlamayı başarabildiği, yadırgamayacağı bir toplumda iş sahibi olacaktır. Doğal olarak bu da hem günlük hayatta hem de mesleki hayatta mutlu, huzurlu ve başarılı bir birey olmanızı sağlayacaktır. Bu örnekler çok uç noktalar gibi görünse de özellikle ilk örnekteki öğrenci tipine gerçek hayatta rastlamak olağandır. Zeki bir öğrencinin kendi tercihi sonucunda yarattığı ortamda boğulup gitmesi ve gerekli performansı gösterememesi ve yapay bir başarısızlık örneği olması, gerek okulda gerekse sonrasında hakettiği hayatı yaşayamamasına neden olabilir.
    Özet olarak, öğrencinin kendi kendini değerlendirmesi (self assessment), kapasitesini ve sınırlarını bilmesi, daha yolun başındayken başarının temellerini atmasında büyük önem taşır. İlk baştan kısa sürede doğru bir hedefi belirleyip yol almak, çeşitli karmaşık seçenekler arasında çabalayıp doğru ve uygun yolu bulup ilerlemeye çalışmaktan daha kolay ve hızlı olacaktır.

  4. #4
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Eğitim tipleri ve seçenekler

    "Ne tip bir eğitim, derece istiyorsunuz (AA, AS, BA, BS, MA, MS, PhD)?" sorusunun cevabı, yine kendi sınırlarınızı belirleyip ona göre bir yol çizmekten geçer. Aslında bu bölümde, genel olarak Amerika'da üniversite eğitimi ile Türkiye'de üniversite eğitimi arasında temel farklardan bahsetmek gerekir. İşe öncelikle Amerika'da kullanılan terimleri doğru şekilde tanımlamakla başlayalım.
    Associate Degree: Bu, Türkiye'deki "Yüksekokul"a denk gelir. Amerika'da Community College adı verilen yüksek eğitim kurumlarının verdiği iki yıllık eğitimdir. Bölüme göre Associate of Art (AA) veya Associate of Science (AS) diploması alınır. Bu eğitimi alanlar mezuniyet sonrası genelde tekniker veya destek personel sınıfında iş bulurlar. Associate derecesi genelde yabancı öğrenciler tarafından bilinmemekte ya da önemsenmemektedir, ancak birçok açıdan kişiye yüksek öğrenim konusunda ara basamak olduğu göz önüne alınırsa ihmal edilmemesi gereken bir seçenek olarak karşımıza çıkar. Community College'lar üniversitelere kıyasla daha ucuzdur ve kabul kriterleri daha düşüktür. Community College'ların büyük bölümü dört yıllık yüksek eğitim kurumları ile "kardeş okul" konumundadır ve Community College'dan mezun olduktan sonra kardeş okulda üniversite eğitimine başvurup devam etmek nispeten daha kolaydır. Böylece iki yıl daha okunarak üniversite mezunu olmak mümkündür. Community College'ların negatif bir yönü, maddi yardım imkanının özellikle yabancı öğrenciler için yok denecek kadar sınırlı olmasıdır. Community College'a başvuran öğrencinin okul ücretini ödemeyi gözden çıkarmış olması gerekir.
    Bachelor's Degree: Türkiye'deki dört yıllık üniversite eğitimine denktir. Bu derece üzerinde genel bilgi vermek yerine, farklı noktalarına değinmek daha yerinde olur. En büyük farklılık branş derslerinin Türkiye'deki üniversiteler kadar ağır ve yoğun olmaması. Bunun dışında öğrenci okula başlarken bölüm belirtmekle mecbur değildir (ancak okullar belirtilmesini tercih eder). Bunun yerine genel olarak "idari bilimler" veya "mühendislik" şeklinde belirtilir ve öğrenci tam kararını verene kadar "undecided major" denilen statüde yer alır. Bunun nedeni üniversite eğitiminde ilk iki yılda genel derslerin alınmasıdır ve öğrencinin bu sırada daha bilinçlenip kararını kendi yeteneklerine bağlı olarak vermesine teşvikdir. Belli bir bölüm için başvuran öğrenci de yine bu iki yıl içinde çok fazla ek yük altına girmeden bölümünü değiştirebilir. Bölüm değiştirmek daha ileriki yıllarda da mümkün olmakla birlikte yeni geçilen bölümde ek dersler alınmasını gerektirebilir ve bu da doğal olarak öğrenciye fazladan zaman kaybı ve maddi yük getirir.
    Masters ve Doctorate Degree: Bu dereceler Türkiye'de her ne kadar tamamen ayrı olarak kabul edilse de Amerika'da özellikle başvuru aşamasında cok büyük bir fark yoktur. Bir öğrenci Masters derecesine başlayıp bitirmek üzere iken gerekli işlemleri tamamlayıp aynı bölümde, ayrıca sıfırdan başvurup GRE, GMAT, TOEFL gibi sınavlara girmeden, doktora için gerekli ders sayısına bağlı olarak bir kaç ders daha alıp, zaman kaybetmeden doktora eğitimine devam edebilmektedir. Okul ve bölümüne bağlı olarak bazı okullar master derslerinin finallerini doktoraya kabul için baz olarak alırken, bazı okullar da öğrencinin bir takım sınavlar alması gerektirebilir. Benzer şekilde, doktora yapan bir öğrenci de master için gerekli koşulları yerine getirdikten sonra doktorayı bırakıp master diploması alma yoluna gidebilir. Ancak bu durumda (sanırım 2 yada 3 ay gibi bir süre sonrasında), kişi aynı bölümde doktoraya devam etmek isterse, tüm başvuru işlemlerine sıfırdan başlayıp kabul almak zorundadır.
    Sonuç olarak lisans eğitimi için Amerika'ya gelmek isteyen öğrencinin önünde iki seçenek vardır. Sınav sonuçları ve not ortalaması gibi kriterlere göre bir üniversiteden kabul alma ihtimali düşük bir kişinin Community College'ları da düşünmesi, Amerika'da eğitim alması için çok büyük bir kapı aralayacaktır. Master ve doktora ayırımında ise notlar yüksek olduğu taktirde eğer isteniyorsa doktora daha uygun bir seçim gibi olsa da bu ikisi arasında geçiş, genel olarak bilinenin tersine her zaman çok kolaydır.

  5. #5
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Klasik eğitim dışındaki seçenekler

    Meslek hayatının gerekleri değişip, teknoloji ilerledikçe eğitim kurumları da değişik seçenekler sunma yarışına giriyor. Günümüzde artık bir üniversiteden mezun olup edinilen bilgileri ufak tefek mesleki tecrübelerle arttırmak ne işverenlere ne de çalışanlara yeterli gelmekte. Özellikle teknolojik alandaki hızlı gelişmeler, hayatın diğer yönlerini de etkisi altına alıyor ve bir takım değişimleri mecbur kılıyor. Bu tip ihtiyaçları karşılamak üzere eğitim kurumları, özellikle çalısanlar için değişik eğitim olanakları sunmaya başladı. Bu sayede insanlar yer ve zamana bağlı olmaksızın eğitimlerini sürdürebilme olanağına sahip olabiliyor. 90'lı yılların sonunda "adult education" denilen yetişkinlere yönelik eğitim, "distance learning" (on-line education) ile yepyeni bir boyut kazandı. Artık insanlar dünyanın herhangi bir yerinde, zamana bağlı olmaksızın eğitimlerine devam etme şansına kavuştu.
    Peki Adult Education nedir? Genelde lisans ve yüksek lisans eğitimiyle aynı olup, hitap ettiği kitle bakımından klasik eğitimden ayrılır. Bu tip eğitim veren kurumlar genelde çalışan yetişkinlere yöneliktir ve iş tecrübesi olduğu taktirde kabul almak diğer lisans ve yüksek lisans programlarına göre daha kolaydır. Konuların bilimsel detaylarını işlemekten çok uygulamaları üzerinde yoğunlaşmıs bir eğitim verilir. Belli bir süre mesleki tecrübe edindikten sonra, kariyerlerinde ilerlemek için okula geri dönen kişilerden oluşan bu öğrenci grubunun yaş ortalaması yüksektir ve kendi alanlarında mesleki tecrübelere sahiptirler. Bu yüzden klasik eğitimin üzerine çalışma hayatına atılmadan bu tip bir eğitim kurumunda yüksek lisans yapmak, öğrenciyi büyük bir rekabet içine sokabilir. Kendi tecrübemden örnek vermek gerekirse, aldığım bir "computer security" dersindeki öğrencilerin çoğu yıllarını AT&T, Bell Atlantic, Oracle gibi büyük teknoloji firmalarına vermiş kişilerdi. Aldığım diğer bir "management" dersindeki öğrencilerse, bir önceki örneğin aksine, ordudan emekli ya da emekli olmak üzere olup bilgisayar alanında çalışmak isteyen askerlerden tutun da, emeklilik gelirine ek olarak bilgisayar alanında çalışmayı hedefleyen emekli belediye otobüsü şöförüne; tıp alanında bilgisayarları kapsayan bir çok yeniliğe ayak uydurup yöneticilik görevine terfi etmek isteyen hemşirelere; müdürlük makamına terfi edebilmek için master alması gereken mühendislere kadar değişik gruplardan insanlardı. Böyle yaygın bir öğrenci yelpazesi sınıftaki öğrencilere konulara cok değişik yönlerden bakma imkanı da sağlıyor tabi.
    Distance Learning, diğer adıyla on-line eğitim ise teknolojinin eğitim alanına getirdiği en büyük yeniliktir. Fiziksel "sınıf" kavramını ortadan kaldırıp sanal bir ortamda eğitimin gerçeklesmesini sağlar. Dersler genelde on-line chat ve e-mail ortamında yapılır. On-line eğitimin genel işleyişi, öğretim görevlisinin ders notlarını o derse ayrılmış web sitesine post etmesi ve öğrencilerin sorulan sorular üzerinde bir "newsgroup" ya da "bulletin board" ortamında olduğu gibi karşılıklı yazışmaları şeklinde geçer. Kulağa çok hoş gelmekle birlikte ve çoğu insanın ilk bakışta "ne var bundan kolay" diye yorum yapmasına karşılık, on-line ders almış bir kişi olarak madalyonun öbür yüzü çok farklı diyebilirim. Çok fazla okumayı gerektiren ödevler, projeler ve sınavlar; kitaplarda direk bulunamayacak, kalem kağıtla hesaplanamayacak şekilde öğrenilenlerin anlaşılıp yorumlanması ve iş hayatına uygulanması bu tarz eğitimin temel özellikleridir. Benim aldığım derslerde Amerika'nın dört bir yanından ve uzak doğudan (Amerika'lı olup çeşitli sebeplerle yurt dışında yaşayanlardı, yabancı olmamasının belli bir nedeni var mı bilemiyorum) "sınıf arkadaslarım" vardı. Gerek diğer öğrencilerle, gerek öğretim görevlisi ile yüzyüze gelmemenin insanı tembelliğe ittiğini itiraf etmeliyim. "Ya hoca birşey sorarsa ve bilemezsem" diye bir olay yok çünkü. Veya ödevi yetiştiremediğinizde bir e-maille hocanıza bildirmek yeterli olabiliyor, başka kimsenin bilme ve sizi sorgulama olasılığı yok. Sınavlar ise ilginçtir; bir dersimde hoca soruları öğlen e-mail ile gönderip gece yarısı yine e-maille teslimini istemişti. Diğer bir dersimde soruları cevaplamak için 48 saatimiz vardı. Ancak 25 sayfayı geçmeyecekti cevaplar!!! Yanılmıyorsam, bu sınırlamaya rağmen 30 sayfadan az teslim eden yoktu o sınavı.
    Adult Education ve Distance Learning günden güne birbiriyle bütünleşmeye meyilli hale geliyor. Bir çok "adult education" kurumu artık çok sayıda dersin on-line alınabilinmesine olanak sağlıyor. Her ne kadar lisans eğitimi üzerine direk bu iki eğitim seçeneğinden birini düşünen ya da başlayan birine raslamasam da, bu eğitim türleri günden güne yaygınlaşarak Amerika'da yüksek öğrenim almak isteyen gençler ve yetişkinler için önemli bir alternatif haline geliyor. Yakın bir geçmişe kadar bu tip okullar yabancı öğrencilere I-20 veremiyorlardı. Çünkü göçmenlik bürosu bu eğitimleri vize almak için "yeterli" kabul etmiyordu. Adult Education kurumlarının ve programlarının yabancı öğrencilere F-1 vizesi sağlayabilecek şekilde kapılarını açabilmiş olması sayesinde çok daha fazla öğrenci Amerika'da okuma şansını elde etmiş oldu. Bu tip okulların mezunlarının henüz iş dünyasında kendilerini kanıtlama fırsatı bulamadıkları göz önüne alınırsa şirketlerin bu tip okullardan mezun olanlara çok da "olumlu" bakması beklenemez. Verilen eğitimin kalitesi üzerine bir çok ortamda tartışmalar hala devam ediyor. Lisans eğitimi için şahsen pek tavsiye etmemekle birlikte en az bir kaç yıl iş tecrubesi olup, eğitimine devam etmek isteyen, azmederek gerekli özen ve zamanı ayırabilecekler için göz ardı edilmemesi gereken bir seçenek olduğunu düşünüyorum.

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Akreditasyon... Nedir, ne degildir...

    Amerika’da eğitimi düşünüp araştırmaya başlayan herkesin karşılaştığı bir cümledir “accreditted by...”. Nedir bu akreditasyon? Neden önemlidir? Bir bakıma Türkiye’de üniversitenin YÖK tarafından tanınmasının karşılığıdır. Üniversitenin eğitim kalitesinin belli standartları karşıladığını gösterir.

    Amerika’daki eğitim kurumları “kurumsal” (institutional) ve “özel branşlaşma” (specialization) olarak iki ayrı kategoride akredite olabilir. Bunlardan birincisi genel olarak okulun, eğitimde belli genel standartları sağlıyor olmasını amaçlar. Bu akreditasyonu U.S. Department of Education’dan ziyade Council for Higher Education Accreditation (CHEA) olan organizasyon yapmaktadır. Aslında bir bakıma Turkiye’deki YÖK karşılığı demek çok yanlış sayılmaz. CHEA’nın akreditasyonu Amerika çapında kabul görmektedir. Ancak okulların web sitelerinde görünen “accreditted” kelimesi çeşitli yanılgılara da yol açabilir çünkü hangi kurumun bu akreditasyonu verdiği önemlidir. Çoğu üniversite ayrı bir akreditasyon işlemi gerektirmeyen, eyalet ve/veya bölgelerin de ayrıca yüksek öğrenim kurulları ve sistemi vardır. Bunların, varsa, akreditasyon koşulları CHEA’dan cok farklı olmamakla birlikte biraz daha hafif veya katı olabilmekte. Bu tip organizasyonlara örnek North Central Association (NCA) - The Higher Learning Commission (HLC), Western Interstate Commission for Higher Education, New Mexico Commission on Higher Education, Maryland Higher Education Commission ve New Jersey Commission on Higher Education verilebilir. Bazı okullar, bir ara basamak olarak, ulusal akreditasyonu almadan önce (varsa ve eğer daha hafif koşullara dayanıyorsa) bu tip organizasyonlar tarafından akredite edilmeyi seçiyorlar ve daha sonra CHEA’dan akreditasyon alamasalar bile web sayfalarında “accreditted” kelimesine yer veriyorlar. Detaylara bakıldığında genelde “regionally accreditted” diyorlar ancak yanlış olmamakla birlikte yanıltıcı...

    “Özel branşlaşma” (specialization) akreditasyonu ise daha çok mesleki olarak okulların belli organizasyonlarca kabul görmesi anlamına geliyor. Bu tip akreditasyon daha çok hukuk ve tıp gibi mesleki dallarda. Örneğin hukuk alanında akreditasyon veren organizasyon American Bar Association (ABA) ve tıp alanında ise American Medical Association (AMA), mühendislik ve teknoloji alanlarında Accreditation Board for Engineering and Technology, Inc. (ABET), MBA programlarında ise The International Association for Management Education (AACSB) ve Association of Collegiate Business Schools and Programs (ACBSP)’dır. Kurumsal akreditasyon üniversitenin tümünü kapsamakla birlikte, branş akreditasyonu daha çok bölümlere (akredit olan mühendislik ve bilgisayar bilimleri ABET sayfalarından bulunabilir) yöneliktir. Herhangi bir üniversite veya bölüm, bu organizasyonların birden fazlasından akreditasyon alabilir. Üniversite başvurularında genelde bu özel branş akreditasyonlardan ziyade CHEA akreditasyonu daha fazla göz önünde bulundurulur.

    Peki bu akreditasyonlar ne kadar önemlidir? Yukarıda bahsi geçen organizasyonların akreditasyon metodlarına göz atılacak olursa, hepsi iş dünyasının aradığı belli kaliteli eğitim düzeyine erişilmesini amaçlar. CHEA, Amerika’da yüksek öğrenim görmeyi amaçlayanların dikkat etmesi gereken noktaları “12 Important Questions About External Quality Review” sayfasında vermiştir. Buna göre akredite olmayan bir okuldan mezun olan öğrencinin bilgi düzeyine ilk aşamada, özellikle okul sonrası ilk işte, işverenler tarafından şüphe ile bakılacaktır. Akredite olan okullardan mezun olanlar, tercih sırasında diğer okullardan mezun olanlara göre öncelikle tercih edilecektir. Akredite olmayan bir okuldan lisans diploması alan öğrenci, yüksek lisans için akredite olan okullara kabulde büyük zorluk çekecek, ya birçok ön koşul lisans dersi alması şart koşulacak ya da koşullu olarak kabul edilecek, ilk dönem veya yıl durumunuz tekrar değerlendirilmek üzere yüksek bir not ortalaması tutturmanız koşulu olacaktır. Diğer bir deyişle bu tip bir okuldan kabul almak diğer akredit olan okullara kıyasla çok kolay olabilecek ama mezuniyet sonrası bu kolaylığın acısı çıkacaktır. Eğer akredite olmayan bir okuldan mezun olup Türkiye’ye dönecek olursanız, bilgi ve tecrübenizi kanıtlayana kadar şirket ve kurumlara karşı lise mezunundan tek farkınız ingilizcenizin iyi olması olacaktır.

  7. #7
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Statement of Purpose - SOP: Sadece Size Özel Döküman

    Amerika'da eğitim konusunda araştırma yaparken karşımıza çıkan temel başvuru kriterleri GPA, TOEFL, GRE, GMAT gibi belli başlı sınavlardır. Bu kriterler belli bir standara dayanarak başvuran öğrencileri değerlendirmek, gruplandırmak için kullanılan değerlerdir. Bu rakamlara göre yapılan sınıflandırma çok sayıda öğrenciyi bir grupta topladığından, birbirine eş veya yakın sınav sonuçlarına sahip öğrencilerin arasında seçim yapılırken değerlendirmeye alınan belge "Statement of Purpose (SOP)", "personal statement" veya "letter of intent" denilen dökümandır. Başvuru paketiyle birlikte okullara gönderilen SOP, öğrencinin okulun kapısını aralamasında büyük rol oynar ve öğrencinin standart sınav sonuçları dışında diğer rakiplerinden farklı ve başarılı olduğu konuları açıklaması için en büyük araçtır. Başvuruları değerlendiren yetkilerin bu dökümanda görmek istedikleri öğrencinin neden o okulu, o bölümü istediğini, çalışmak istediği konu, diğer belgelerde açıklanmamış, açıklanamamış önemli başarılar ve varsa düşük not ortalaması veya sınav sonucu gibi olumsuz noktaların sebeplerinin açıklamasıdır (hastalık, ailevi sorunlar gibi). SOP, başvuru paketinde öğrencinin tam kontrolünde olan, kabul komitesi ile direk iletişim içinde olduğu, kişiye özel bir döküman olduğundan genel bir örnek vermek çok zordur. SOP'de bir öğrenci başarılarını açıklarken diğer bir öğrenci düşük GPA veya TOEFL sonucuna açıklama yapmayı daha uygun bulabilir. Genel olarak izlenecek yol:

    • Anlatılmak istenenlerin maddeler halinde bir listesinin yapılması
    • Bunları birbirleriyle ilişkilerine göre sıralanması
    • Mümkün olduğunca olumlu yönlerinizin vurgulanması
    • Varsa, başvurunuzdaki belirgin negatif noktaları mutlaka kısaca açıklayarak lehinize çevirmeye çalışılması
    • Her maddeyi birkaç cümle, en fazla kısa bir paragraf ile açıklanması
    • Kelime ve düşünce tekrarlarından kaçınılması ("Thesaurus" burada en büyük yardımcınız olacaktır)
    Birçok kişi için küçük, önemsiz olarak görülebilinen başarılar, çoğunlukla burada belirtilmemektedir ancak ödül kazanan bir proje, mezuniyet projesinde en yüksek birkaç nottan birini almak, bir öğretim görevlisine çalışmalarında yardımcı olmak (deneylerinde, hesaplamalarında, rapor yazımında), bir konferansa katılmış olmak, bir öğrenci grubunda aktif rol almak gibi başarı ve aktiviteler mutlaka bir iki cümle ile belirtilmelidir. Öğrencinin yüksek lisans eğitimi için istek ve azmini anlatabileceği tek yerdir başvuru dökümanları içinde. Ancak burada yüzeysel ve genel içerikli cümleler kullanmak yerine ilgili okul ve bölüm konusunda araştırma yaptığınızı gösterecek, ilgi duyduğunuz konu üzerindeki bilginizi gösterecek, çok teknik olmayan cümleler kullanmak yerinde olur. Üniversitenin minimum şartlarını sağlayan yüzlerce, hatta binlerce öğrencinin başvuru dökümanlarının bölüme gönderildiği göz önüne alınırsa, başvuruları değerlendiren komitenin sıkılmadan okuyabileceği, öğrencinin bireysel niteliklerini gösteren, mümkün olduğu kadar kısa, öz ama doyurucu bir SOP olmalıdır. Bir çok yabancı öğrenci için SOP, yabancı dilde yazılan ilk ciddi yazıdır. Bu yüzden gerekli zaman ayırılmalı ve size-özel, orijinal bir döküman olmasına özen gösterilmelidir. Başvuruları değerlendiren kişilerin her yıl binlerce SOP okuduğunu göz önünde bulundurursanız basma kalıp ve internet sitelerindeki örneklerden kopyalanmış SOP'leri farketmeleri olasıdır. Doyurucu şekilde hazırlanmış bir SOP, öğrencinin maddi destek almasinda da onemli rol oynamaktadır. İşte bu nedenledir ki hemen hemen aynı olan iki öğrenciden biri kabul ve maddi destek alırken diğeri reddedilebilmektedir.

    Yukarıdaki esaslar gözönünde bulundurularak hazırlanan SOP'nin sizi (özelliklerinizi ve isteklerinizi) anlattığına emin olduktan sonra tanıdığınız birkaç kişiye okutun ve onaylatın. Gerekli zaman ayırılarak özenli ve profesyonelce hazırlanan bir SOP, hayallerinizin gerçekleşmesine doğru açilacak bir kapının anahtarı olacaktır.

  8. #8
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Okul ve Öğretim Görevlileri İle İletişim…

    Amerika'da bir eğitim düşünülürken ilk başta ne kadar büyük bir kitleyle, ne kadar büyük bir rekabete girildiği çoğu öğrencinin farkında olmadığı bir konudur. Günün birinde dünyanın dört bir yanından insanla iyi bir gelecek uğruna yarışacağını kim tahmin edebilir ki? İlk başta en büyük engeli para olarak görürüz. Gerçi çoğumuz için temel engel paradır ve burs olanakları olduğunu duyduysak da ne yapılır, nasıl alınır pek bir bilgimiz olmadığından belki araştırmaya bile korkarız. Halbuki dünya kadar burs olanağı var – tabii bu sizin bölümünüze, başarınıza ve TOEFL, GRE, GMAT gibi sınavlardan aldığınız sonuçlara bağlı. Günümüzde internet, bu araştırma işini oldukça kolaylaştırdı. Bu konuda bir çok tecrübesi olan tonla insan tecrübelerini yarı şaka yarı ciddi şekilde e-mail gruplarında ve forumlarda paylaşıyor.
    Amerika kökenli burs kaynaklarının başında okuldan alınacak "teaching" ve "research" asistanlığı gelir. Teaching asistanlığı genelde somut başarınıza bağlı olmakla beraber "research" yani araştırma asistanlığı büyük oranda hocalarla iletişiminize bağlı. Amerika'daki üniversiteler bir bakıma şirket gibidir. Genelde bilimsel araştırmaların yanı sıra MBA gibi programlarda devletten ziyade özel şirket destekli bir çok proje olur. Bu projeler öğretim görevlileri sorumluluğunda olur. Hocaları proje müdürü gibi düşünün. Belli bir amacı ve bütçesi vardır ve doğal olarak insan gücüne (daha doğrusu "beynine") ihtiyaçları vardır ve bunu da öğrencilerden sağlarlar. Projeleri destekleyen ister devlet olsun ister şirket, üniversiteler en ucuz çözümdür, çünkü çalışanlar neredeyse karın tokluğuna çalışan öğrencilerdir.
    Şimdi kendinizi bir öğretim görevlisi yerine koyun. Bir projeniz ve bir kaç yüz bin dolarlık bütçeniz var. Projeniz için eleman, yani öğrenci alacaksınız. Siz olsanız bu öğrencileri nasıl seçerdiniz? Bu sorunun cevabı "en iyi öğrencilerden seçerdim" gibi bariz bir cevap olmasına rağmen öğrenciler için en çok rekabetin olduğu noktadır. Amerikan üniversiteleri arasında kabul oranları %5 ile %70 arasında değişir. Genelde iyi üniversitelerin kabul oranı ise %10-15'i çok zor geçer. Dolayısı ile burs alma şansınız da bu kitleye karşi yarışınıza bağlı. Tabii bu şans durduk yerde "aaaa TOEFL'dan şunu GRE'den bunu almış çok iyi" diye sizin ayağınıza gelmez (tabii mükemmel bir akademik durumunuz yoksa). Bu noktada bölüm ve hocalarla iletişim büyük önem taşır. Başvuran binlerce kişi olduğunu düşünürseniz sizin içine girdiğiniz değerlendirme kategorisinde sizinle aynı veya çok çok yakın özelliklere sahip yüzlerce öğrenciden farklılığınızı karşı tarafa sunma sanatını çözmeniz lazım.
    "İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda iletişim de problem mi?" demeyin. Bilgisayar başına geçip iki satırı herkes karalayabilir ama geleceğinizi belirleyecek "iletişim" böyle çala kalem iletişim değil ve ne yazık ki biz Türkler bu konuda çok özensiz ve üstünkörüyüz. Her zaman kendinizi oğretim üyesi yerine koyun. "Ben sizin bölüme başvuruyorum, bana asistanlık verin" diyen bir e-maile ne kadar değer verirdiniz? Okuyacağınız bile şüpheli olurdu sanırım. Bu noktada araştırma ve iletişimin inceliklerini bilmek büyük avantaj sağlar. Projesi olmayan bir hocaya dört dörtlük bir e-mail atsanız, hatta kalkıp ziyarete gitseniz bile sizin burs almanıza katkısı çok çok az olacaktır çünkü adamın parası yok ki size versin! Başvurmayı düşündüğünüz okulları az çok belirledikten sonra hangi öğretim üyesinde proje (yani para, $$$) var onu bulmak lazım. Sizin alanınızla ilgili her hocanın son iki üç yıllık akademik geçmişini inceleyin, yayınlarını okuyun. Bu araştırma size az çok kiminle iletişime geçmenizin sizin için faydalı olacağını gösterir. Daha sonra bulgularınızın doğruluğundan emin olmak ve hocanın dikkatini çekmek için "hafiften" yazışmaya başlayın. Bu nedenle önce para istemek ve sonrasını beklemek yerine öğretim görevlisine kendinizi tanıtırken projesi olup olmadığını, öğrenciye ihtiyacı olup olmadığını belirleyin. Zaten siz yolu yordamı ile giderseniz, öğretim üyeleri ilk bir kaç satırınızı okudukyan sonra neyin peşinde olduğunuzu anlayacaktır ve maddi imkanları varsa ve siz kendinizi yeterince "satabildiyseniz" burs teklifi bir kaç yazışmadan sonra ondan gelecektir.
    Yukardaki paragraf burs araştırma ve almada hemen hemen tüm ihtiyacınız olan noktaları içermekte. Yüzeysel olarak değil de satır aralarındaki detayları anlayarak okuduğunuzda ne bir danışmanlık şirketine, ne de başka bir şeye ihtyacınız olacağını sanmıyorum. Tüm püf noktanin etkili araştırma ve özenli iletişim olduğunu aklınızdan çıkarmayın..

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Okullardan Alınan Kabulleri Değerlendirme

    Bundan önceki yazılar büyük çoğunlukta hangi okullara başvurmalı, nasıl başvurmalı, nelere dikkat etmeli gibi konularda, yani kabul öncesi önemli konulardan bahsediyor. Başvuru aşamaları tamamlandıktan sonra heyecanlı bekleme süresini ise gelen kabulleri değerlendirme gibi yine hassas ve onemli bir süreç takip ediyor. O kadar çalışma, stres ve masraftan sonra bir kaç kabul gelirse hangisini neye dayanarak şeçmeli? Bu kararı da verecek en uygun kişi yine sizsiniz. Bir başkasına bu sorumluluğu yıkmak, kendinize ve geleceğinize büyük haksızlık olur.
    Belki üç beş ay, belki bir iki yıl hep bu konuya odaklanıp hayatınızı bu hayal uğruna yönlendiriyorsunuz ve sonunda ortaya çıkan sonuç yine büyük kararlar eşiği. Keşke herkesin derdi bu olsa. Eğer ilk baştan, yanı başvurulacak okul seçiminde gerçekten dikkatli bir yol izleyip en azından kendinizce düzgün kararlar verip okullara ona göre başvurduysanız, bir kaçından kabul aldığınız taktirde yanlış bir seçim yapmanız diye birşey söz konusu değil. Başvurular sırasında baştan sağma alel acele kararlar verdiyseniz, stres olmanın sırası şimdi.
    Kabul edildiğiniz okullar arasında seçimde son karar daima size ait olmalı. Unutmayın ki hayatınıza bambaşka bir ülkede, bambaşka bir kültürde, evinizden, yurdunuzdan binlerce kilometre uzakta yeniden başlıyacaksınız. Şaka değil bu tam anlamıyla "sıfırdan" başlamak. Bu nedenle en baştan seçiminizi ne kadar keyfinize, isteğinize ve bütçenize göre yaparsanız, yeni hayatınıza o kadar istekli, sevinçli, huzurlu ve heyecanlı başlarsınız ve zorluklardan çabucak yılmazsınız.
    Bu karar aşamasında en büyük etken para. Bu hem teoride böyle hem pratikte. Gönlünüzde yatan aslan okul hangisi olursa olsun sonuçta size burs veren okullar %80 ağır basıyor. Bu aşamada işte insanlar ikileme giriyor ve birisinden "sen şu okula git evladım" emrini bekliyor. Bu sorumluluğu siz kendiniz üzerinize alamazken başkasının üstlenmesini hiç beklemeyin. Diğer yönden farklı oranlarda burs veya "waiver" (okul harcı indirimi) verenler oluyor – kimisi %25 diyor, kimi %50 kimi %80. Bu rakamlara sadece "yüzde" diye bakıp da kanmayın, bunların dolar ($) bazında karşılığı nedir onlara önem verin. Yıllığı $40,000 olan okuldan %50 waiver’a karşılık yıllığı %20,000 olan okuldan %25 waiver aldıysanız, bunların karşılıkları olan $20,000 ve $15,000 şeklinde düşünün. İsterseniz işleri biraz daha karıştıralım pahalı olan okul size %60 waiver vermiş olsun. Bu durumda her iki okulun direk "okul maliyeti" aynı sayılır, sıfıra sıfır elde var sıfır konumuna geliyoruz geri. Eğer asistanlık aldıysanız, size ödenecek maaş aşağı yukarı okul çevresinin yaşam koşullarına uygun olacak, ancak geçinmenize yetecektir. Yok eğer en azından ilk yıl da olsa kendiniz ödeyecekseniz okul dışındaki yaşam masraflarına bakmanız lazım. New York’un, Los Angeles’ın, Washington D.C.’nin göbeğinde ayda $1,000 ile ancak "yaşarken" Alabama’nın bir kasabasında krallar gibi bir hayatınız olabilir, tabii bu durumda sosyal hayattan biraz taviz vermeniz gerekebilir. Sosyal bir kişilige sahip değil de ev-okul-kütüphane üçgeni içinde yaşayacaksanız, bu konu da sizin için önemini yitirdi demektir.
    Okul seçiminde en çok sorulan, en çok takılınan diğer bir nokta da mezuniyet sonrası iş olanakları. Yukardaki noktalarda az çok karar verdiyseniz bu konuya anlamsız kafanızı takmayın. Kabul aldığınız okullar az çok aynı seviyededir. Yani sizi kabul eden bir okul ilk 10 içindeyken diğeri 95. sırada olmayacaktır (tabii bu noktada daha başvuru aşamasında "akıllıca" okul seçtiğinizi Kabul ediyoruz). Onuncu sıradaki okul ile on beşinci sıradaki okulun size sağlayacağı iş olanakları bugünden dert etmenizi gerektirecek kadar farklı değildir. Üstüne üstlük daha başlamadığınız okuldan mezun olmaya en azından iki yılınız var, kim öle kim kala. Mesela 2000 yılında New York’da bir üniversitede master’a başladınız, 2002’de mezun oluyorsunuz. Durup durduk yerde bir 11 Eylül yaşadınız, özellikle NY’da ekonomi felç (burada dikkate alınacak nokta istatistiklere dayalı olarak öğrencilerin büyük çoğunlukla mezun oldukları okulun bulunduğu eyalette işe giriyor olmaları). Florida’da vasat bir okuldan mezun olan biri belki sizden çok daha fazla iş imkanına sahip. Bu yüzden fazla derinlere dalmak yerine genel olarak büyük şehirlerin daha fazla iş olanağı sağlayacağını düşünüp geçmek yerinde bir karar olur. Branşınıza bağlı olarak turizm için Florida, makina mühendisliği için Michigan, idari bilimler için NY, DC ve LA biraz daha avantajlı denebilir.
    Sonuç olarak okullara daha başvurmadan önceki seçim ile kabul aldıktan sonraki seçimler arasında biraz farklılık var. Başvuru için ince eleyip sık dokuduysanız, gelen kabuller arasında hiç düşünmeden tercihlerinizi sırasıyla biliyorsunuzdur. Eğer başvuruları yeterince incelemeden yaptıysanız, ilk aşamada yaşanacak stresi son aşamada yaşamanız gerekiyor demektir.

  10. #10
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-06-2006
    Mesajlar
    123
    Karizma Gücü
    0

    Gözkırp Okul harçları (In-state - Out-of-state)

    "Amerika'da", diye başlamıştım yazıma ancak sonradan ODTÜ'deyken İran'lı bir arkadaşımla yaptığımız sohbet aklıma geldi ve durdum... Aslında "Türkiye'de" de aynı uygulama var ancak bizler önce üniversite hazırlık kursları telaşesi, sonra okula alışma telaşesi derken, çok yakın yabancı uyruklu arkadaşımız yoksa bunun farkına varmıyoruz. Evet, hem Türkiye'de hem de Amerika'da iki tip harç (tuition) var. Amerika'da her üniversitede uygulanmamakla birlikte iki tip harç var: in-state ve out-of-state. Eyalet okullarında bu iki tip harç kesinlikle olmakla birlikte bazı özel üniversiteler in- veya out-of-state ayrımı gözetmeksizin tek tip harç uygulaması yaparlar. Fark kaç dolardır sorusuna da kesin bir cevap yoktur aslında. Bazı üniversitelerde yıllık harçda fark bir kaç bin dolar iken (yüzde 10-15) bazı üniversitelerde fark 4-5 katına kadar çıkmaktadır. Öğrencinin ne ödeyeceği ayırımı aslında çok basittir, o eyaletin vatandaşı mısınız değil misiniz ? Peki nedir bu "eyalet vatandaşlığı" ?
    Amerika'da geliri olan herkesin ödediği federal ve eyalet vergisi olmak üzere iki tip vergi vardır. Eyalet vergisi ikamet ettiğiniz yere bağlıdır. Yani,özellikle Washington DC metropolitan bölgesi gibi üç eyaletin (Maryland, Washington DC ve Virginia) neredeyse iç içe oldugu yerlerde, bir eyalette çalışıp diğerinde ikamet edilebilmektedir. Bu durumda bir kişi Washington DC'de çalışıyor, Maryland'de oturuyorsa, eyalet vergisini Maryland'e öder ve Maryland eyaleti vatandaşı sayılır. Bu vatandaşın ödediği vergi Maryland eyaletine gittiğinden, eyalet okullarında indirimli okuma hakkı kazanır. Aslında daha geniş açıdan bakarsanız, o kişi farkı zaten vergi olarak ödüyordur. Bu durumda bir yeşil kartlı veya Amerikan vatandaşı da çocuğunu başka bir eyalette üniversiteye gönderirse out-of-state tuition öder. In-state tuition ödemek için genelde iki yıl (bazı eyaletlerde bir yıl) o eyalette ikamet etmek, o eyaletin ehliyetini taşımak ve o eyalete vergi ödendiğini belgelemek gerekir. F-1 vizeli öğrenciler bundan yararlanamaz, F-1 vizesi taşıdığınız sürece out-of-state tuition ödersiniz, ister iki yıl, ister beş yıl yukarıdaki koşulları sağlamış olun... Bir istisna durum, hemen hemen her üniversitede eğer okuldan “partial tuition waiver” almışsanız, harcın geri kalan yarısını in-state ödersiniz. In-state harç ödemek için waiver yüzdesi genelde %50 olmakla beraber bazı okullarda bu oran %25’e kadar düşmektedir. Bir de genelde, yanlış demeyeceğim ancak eksik görüşler var harçlar konusunda; Amerika'da hem çalışıp hem de okuyabilinir mi? Başka bir yazıda bu konu daha detaylı anlatılmakla beraber burada kısaca belirtmeden edemeyeceğim bir nokta var; Amerika'ya öğrenci vizesi ile gelince, bu vizeyi öyle kolay kolay da hakettirmiyorlar insana. Herşeyden önce full-time öğrenci olmanız şart, bu da en az, eğitim tipine göre, 8 ile 12 arasında kredi almanız anlamına geliyor (tez aşaması hariç, tez aşamasında 1-3 tez kredisi almak yeterli). Derslerin kredileri değişik olmakla birlikte genelde bir ders 3 krediliktir denebilir. Derslere ek laboratuar dersleri 1 veya 2 kredi, mimarlık bölümlerinin stüdyo dersleri de 4-6 kredili olabiliyor. "Türkiye'de lisans eğitiminde 5-6 ders alıyoruz, 3 ders bize dokunmaz" demeyin çünkü Amerika'da hocaların eğitim anlayışı "derste temeli ver, ödevleri yaparken öğrenirler" şeklindedir. Amerika'da oldukça fazla ödev, proje ve araştırma yaptırırlar. Kredi ve ders yükünden tekrar vize konumuza geri dönelim. Vizenizi başka bir vize tipine (genelde çalışmaya başlayıp H1B vizesi alınca) çevirdiğiniz andan itibaren bu iki yıl süreciniz işlemeye başlar. Bir üniversiteye in-state harç öderken başka bir eyalete taşınırsanız, ister yukarıdaki örnekteki gibi aynı metropolitan bölgeyi paylaşsın ister yüzlerce mil ayrı olsunlar, in-state statüsünü kaybeder, bir sonraki dönemden itibaren out-of-state harç ödemeye başlarsınız.
    Kısaca özetlemek gerekirse, F-1 vizesi ile gelirseniz in-state harç ödeme şansınız hiç yok (yukarıda açıkladığım istisna durum hariç). Eğer, yeşil kart dahil, F-1 dışında bir vize ile Amerika’ya gelmişseniz (tabii ki turist vizesi hariç), bulunduğunuz eyaletin vatandaşlık koşullarına göre ancak bir veya birkaç yıl sonra in-state harç ödemeye başlayabilirsiniz. Bu da otomatik olarak gerçekleşmez, yukarıda bahsedilen gerekli belgeler ile, okulunuzdaki ilgili ofise başvurmanız gerekir.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Kİlİtlenen Konu Hakkinda
    2005 Konuları bölümünde serkan_26 tarafından açılmış
    Yanıt: 1
    Son Mesaj: 07.09.05, 01:09

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •