Günümüzde Cihad Nasıl Yapılmalıdır? Cihad Hakkında Üç Soru Üç Cevap
--------------------------------------------------------------------------------
Günümüzde cihad nasıl yapılmalıdır?
İnsan, sosyal bir varlıktır; yaratılıştan medenidir. Şahsi hayatını, ancak toplum hayatıyla devam ettirebilir. Yediği ekmekte, giydiği elbisede nice insanların emeği vardır. (1) Bundan dolayı insan, topluma şükran borçludur. Herbir fert, topluma yararlı çalışmalar yapmak zorundadır.
Her insanın mahiyetinde, bitmez tükenmez arzular, kin, intikam gibi duygular olduğundan, tarihin hemen her devrinde toplumda bir takım sıkıntılar yaşanmıştır. Aklı başında olan insanlar, kötü duyguların mahkumu kimselerle mücadele ettiğinde, o toplum bir huzur toplumu olmuş, mücadeleyi terk ettiğinde, toplum bozulmuştur.
Kur'an’da Yahudilerin Allah'ın lanetine uğradıkları anlatılırken, şu özellikleri nazara verilir:
"... Bunun sebebi; isyan etmeleri ve haddi aşmalarıdır. Onlar, birbirlerini yaptıkları fenalıklardan alıkoymazlardı..."(Maide Sûresi,78-79).
Yahudilerin başına gelenin, ümmet-i Muhammed'in de başına gelmemesi için, Resulullah pek çok uyarılarda bulunur. Mesela:
" Sizden her kim bir kötülük görürse, eğer gücü yetiyorsa eliyle düzeltsin. Yetmezse, diliyle düzeltsin. Onu da yapamazsa, hiç olmazsa kalbiyle buğz etsin. Fakat bu, imanın en zayıf mertebesidir." (2)
Mesela, TV yayınlarının kontrolünde devlet eldir. Programları tenkit eden yazarlar birer dildir. Fakat, el durumunda olanlar, sadece dil mertebesinde kalıyorlarsa, vazifelerini yapmıyorlar demektir. Konuşması lazım gelenler, sadece kalben buğz etmekle yetiniyorlarsa, imanın en zayıf mertebesindedirler anlamındadır. Şu hadis, bu noktada bize yol gösterir:
Bir gün Resulullah, etrafındakilere şöyle der: "Sizden birisi kendini küçük düşürmesin!" Bunun üzerine "Ya Resulullah, derler. Bizden biri kendini nasıl küçük düşürür?" Resulullah şöyle cevap verir: "Kötü bir durum görür. Orada Allah için bir söz söylemesi lazımdır. Fakat o, bir şey demez. Allah ona kıyamet günü "şöyle şöyle demene engel olan neydi ?" der. O kimse, "insanlardan korktum" deyince, Cenab-ı Hak buyurur: "Asıl benden korkman gerekmez miydi ?" (3)
"Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" şeklindeki bir düşünce, İslami olamaz. Müslüman, toplumda meydana gelen olaylara ilgisiz kalamaz. Bu konuda Hz. Ebu Bekir'in şu ikazı, son derece anlamlıdır:
"Ey insanlar ! Sizler, "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz hidayette olduktan sonra, başkasının dalaleti size zarar, vermez" (Maide Sûresi,105) ayetini yanlış anlıyorsunuz. Biz Resululah'ın şöyle dediğini duyduk: "İnsanlar kötülüğü görüp de, onu değiştirmeye çalışmazlarsa, Allah'ın onlara umumi bir bela vermesi yakındır." (4)
Resulullah'ın şu ifadesi de, kâmil müminin kötülüklere karşı tavrını belirlemektedir:
" Cihadın en efdali, zalim sultanın yanında, hak sözü söylemektir." (5)
Ancak, şu hususun bilinmesinde yarar vardır: " Her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı. Fakat her doğruyu demek, doğru değildir."Mesela, İslam'ın Mekke döneminde müslümanlara şu İlahi hatırlatma yapılır:
" Onların Allah'tan başka taptıkları şeylere sövmeyin ki, onlar da bir ilme dayanmaksızın haddi aşarak Allah'a sövmesinler..." (En'am Sûresi,108) Saldıran bir yılana karşı yapılması gerekenle, uyuyan bir yılana karşı yapılması gereken birbirine karıştırılmamalıdır. Fevri hareketler, kahramanlıktan ziyade, duygusallık alametidir.
Toplumdaki kötülerle iyilerin mücadelesini Resulullah (asm.), aynı gemide yer alan iki grup yolcu temsiliyle anlatır. Bir grup yolcu geminin güvertesinde, diğer grup yolcular ise, geminin alt katındadır. Alt kattakiler güvertedekilerden su isterler. Üstekiler ise, ne su verirler ne de onların su almak için yukarı çıkmasına müsaade ederler. Bunun üzerine, alt kattakiler, su elde etmek niyetiyle gemiyi delmeye başlarlar. Üsttekiler, buna engel olurlarsa hepsi kurtulacaklar; onları kendi hallerine bırakırlarsa, beraber boğulacaklardır. (7)
İşte toplum o gemidir. Tarihin her devrinde bu gemiyi batırmak isteyenler olmuştur. Günümüzde de, yaşadığımız toplum gemisini batırmaya çalışanlar az değildir. Bu menfi çalışanlara mukabil, müspet cephede yer alanlar, görevlerini yapmak zorundadırlar.
Kaynaklar:
1-Bkz. İbnu Haldun, s.41 - 42
2-Tirmizi, Fiten, 11; İbnu Mace, Fiten, 20; Ebu Davud, Salat, 242
3-İbnu Mace, Fiten, 20
4-İbnu Mace, Fiten,20; Ebu Davud, Melahim,17; Tirmizi, Fiten, 8
5-Ebu Davud, Melahim,17; Tirmizi, Fiten, 13; İbnu Mace,Fiten, 20
6-Nursi, Mektubat, s., 265
7-Tirmizi, Fiten,12
Anahtar Kelimeler : cihad,günümüz
Şadi Eren (Doç Dr.)
Cihad Hakkında Üç Soru Üç Cevap
Cihad ve savaş aynı şey mi?
Pekçok kimse “cihad” denildiğinde savaşı hatırlar. Halbuki, cihad ve savaş kelimeleri, eş anlamlı değillerdir. Cihad, savaştan daha kapsamlıdır. Allah yolunda yapılan savaş da bir cihad olmakla beraber, her cihad savaş değildir. Kur’an-ı Kerîmde “iki grup arasında meydana gelen silahlı çatışma” anlamında, “harp” ve “kıtal” kelimeleri ve bunlardan türeyen kelimeler kullanılmıştır.
Cihad-savaş farklılığına şu noktalardan bakabiliriz:
1— “Kafirler ve münafıklarla cihad et!” (Tevbe,73; Tahrîm, 9) emri gereğince Hz. Peygamber (asm), kâfirlere karşı kılıçla savaşırken, münafıklara kılıç çekmemiştir. Resulûllah Efendimiz’in (asm.) onlara karşı cihadı, “had cezalarını uygulamak, nasihat etmek, onları ikna ve ilzama çalışmak...” şeklinde olmuştur.
2— “Kâfirlere itaat etme ve ‘onunla’ büyük bir cihad yap!” (Furkan, 52) âyetinde de cihad-savaş farkını görmek mümkündür. Zira ‘onunla’ ifadesiyle kasdedilen, pekçok tefsirde ifade edildiği üzere Kur’an’dır. Kur’an’la yapılan cihadın, bir savaş değil, ikna veya ilzama yönelik bir mücadele olduğu aşikardır.
3— Savaşın henüz emredilmediği Mekke döneminde, cihaddan bahseden ayetler bulunmaktadır. Mesela, “Uğrumuzda cihad edenlere, elbette yollarımızı gösteririz...” (Ankebut, 69).
“Rabbin, eziyete maruz kaldıktan sonra hicret eden, cihad yapan ve sabredenlerledir. Rabbin, bu eziyetten sonra onlara Gafur’dur, Rahîmdir” (Nahl, 110). Bu ayetlerin geçtiği Ankebut ve Nahl sureleri, Mekkî surelerdendir.
4— Peygamberlerden pek çoğunun fiilen savaşmamış olması da, cihad-savaş farkını gösterir. Şüphesiz her peygamber cihad yapmıştır. Ama, her peygamber savaşmamıştır.
Hz. Peygamberin ‘‘cennet kılıçların gölgesi altındadır’’ dediği söyleniyor. Rahmet peygamberi nasıl olur da bu şekilde savaşı teşvik edebilir?
Birisinin sözü değerlendirilirken, bir bütün olarak bakılmazsa yanlış neticelere varılır.. Hz. Peygamberin sadece üstteki kelamına bakarsak bunu savaşa teşvik olarak değerlendirmek mümkündür. Halbuki, Hz. Peygamberin bu hadisinin tamamı şöyledir:
“Ey insanlar! Düşmanla karşılaşmayı istemeyin. Allah’tan afiyet dileyin. Fakat şayet onlarla savaşmak zorunda kalırsanız sabredin. Bilin ki cennet kılıçların gölgesi altındadır.” (Buhari, Cihad, 22)
Hz. Peygamberin savaşa değil, barışa talip olduğunun en güzel göstergelerinden biri şudur: O, uygun görmediği isimleri değiştirmiştir. Mesela, ‘Asi’ ismini ‘Muti’, ‘Asiye’ ismini ‘Cemile’ yapmıştır. (Asi ve Asiye ‘isyan eden’ anlamındadır. Muti ise, ‘İtaat eden’ demektir.) Ve bu meyanda ‘savaş’ anlamındaki ‘Harp’ ismini, ‘barış’ anlamındaki ‘Silm’e çevirmiştir.
Hz. Peygamberin düşmanlarına karşı nasıl duygularla dolu olduğunu göstermede bize engin ufuklar açan bir olayda şudur:
Hicretten sonra Mekke üzerine çöken kuraklık ve kıttık yıllarında Peygamberimiz Mekke’ye tahıl, hurma, hayvan yemi ve nakit ihtiyacı için altın göndererek yardımda bulundu. Ümeyye b. Halef ve Safvan b. Ümeyye gibi Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri bu yardımı kabûl etmek istemedilerse de, Ebu Süfyan, Peygamberimiz hakkında “Allah kardeşimin oğlunu hayırla mükâfatlandırsın. Çünkü O akrabalık hakkını gözetti” diyerek şükran duygusunu ifade etmiştir.
Hz. Peygamber ‘savaş bir hiledir’ demiştir. Bu sözü nasıl anlamak gerekir?
Resulûllah Efendimiz (asm), “Savaş bir hiledir” buyurur. (Müslim, Cihad, 17) Resulûllah Efendimiz’in bu sözü, bazılarınca savaşta her türlü yalan, iftira gibi şeylerin mübahlığı şeklinde anlaşılmış. Halbuki, tarihen sabit olan odur ki, Resulûllah Efendimiz, asla yalana tevessül etmemiştir. Ama düşmanı aldatabilecek harb oyunlarını uygulamıştır. Başka yere sefer düzenliyormuş havası verip, sonra asıl hedefine yönelmesi, Mekke’nin fethi öncesi, gece onbin yerde ateş yaktırması gibi durumlar buna örnek olarak verilebilir. Yine, sonraki asırlarda, savaşlarda uygulanan, bozguna uğramış gibi yapıp, düşmanı çember içine almak, soba borularını top gibi kale mazgallarına dizmek vb... gibi taktiklerin hepsinin, “savaş bir hiledir” sözüne dayanarak meşru olduğu söylenebilir. Savaşta yalanın caiz sayılmasını da bu meyanda zikredebiliriz.


LinkBack URL
About LinkBacks
Mesela, İslam'ın Mekke döneminde müslümanlara şu İlahi hatırlatma yapılır:
Alıntı Yaparak Cevapla


