• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 6 123456 SonSon
56 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    TFOSİL <span style='color: #FF0000'>topal_solucan</span> adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-01-2005
    Mesajlar
    2,758
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    8

    Ruh ile beden arasındaki ilgi nasıldır?

    Ruh ile beden arasındaki ilgi nasıldır?

    --------------------------------------------------------------------------------

    Ruh ile beden arasındaki ilgi, bir bakıma, sesle mânâ arasındaki ilgiye benzer. Ses mânânın bedeni, mânâ sesin ruhudur. Bu ruh o bedenin ne sağındadır, ne solunda, ne içindedir, ne dışında... Mânâ, hayatiyetini devam ettirmek için sese muhtaç değildir. O, hâfızada sessizce durur, dimağda gürültüsüz meydana gelir, kalpte kelimesiz bulunur. Ancak, görünmek ve bilinmek istedi mi, işte o zaman, sese görev düşer. Ses, muhatabın kulağına varınca ömrünü tamamlar. Mânâ ise ondan sonra da varlığını sürdürür.

    Mânâ sesten önce de vardı, sesle birlikte göründü, sesten sonra da varlığını devam ettirmede. Ruh Allahın kanunu, beden Onun mahlûku. Bu bedeni, o kanunla tanzim ve idare ediyor.Allahın mahlûkata benzemekten münezzeh olduğundan gaflet etmemek şartıyla, insan kendi ruhunda, birçok rabbanî hakikatlere işaretler bulabilir. Bu işaretleri hakikate tatbik ederken, çok dikkatli olmak gerek. İşaretle asıl arasında bir benzerlik kurma gafletine düşülmemeli. Haritadaki bir nokta, bir şehre işaret eder, ama o nokta ile şehir arasında bir benzerlik kurmak cehalettir. Bir yazı, kâtibini gösterir, onun sanatına delil olur; lâkin, kâtibi yazıya benzetmek, yahut yazının özelliklerinde yazarın sıfatlarını aramak mânâsızlıktır. Meseleye bu şuurla nazar ettiğimizde, ruhumuzda bazı hakikatlere işaretler bulabiliriz:

    Ruh, beden ülkesinin yegâne sultanıdır; birdir, şeriki yoktur.
    Ruh, bedenin hiçbir cüzüne, hiçbir organına benzemez.
    Ruhun zâtı, bedenin zâtına benzemediği gibi, sıfatları da bedenin sıfatlarına benzemez.
    Ruhun bir meseleyi tefekkür etmesiyle, midenin bir lokmayı yoğurması arasında benzerlik düşünülemez.
    Ruh doğmaz, doğurmaz, bedende mekân tutmaz. Bunlar hep bedenin, maddenin özellikleridir.
    Ruhu mahiyetiyle kavramak mümkün değildir. Onun zâtı hakkında ne düşünülse, ona şirk koşulmuş olur.
    Bir bedende iki ruh bulunsa, beden fesada gider...
    Bedenin eliyle ne alınırsa alınsın, şükür daima ruha yapılmalıdır.
    Ruhun bedendeki icraatı, Güneşin gezegenlerini döndürmesi gibi, dokunmaksızın, temassız yapılır.
    Bir hücreyi idare etmekle, bütün hücreleri idare etmek arasında, ruh için bir fark düşünülemez; birincisi ona daha hafif, ikincisi daha zor değildir...

    Bir başka açıdan:

    Bedeni kafese, ruhu ise kuşa benzetirler. Bu güzel teşbihten alacağımız çok dersler var.

    Bunlardan birkaçı:
    Beden ruh içindir, ruh beden için değil.
    Kafesin boyanmasıyla kuş güzelleşmez. Beden sıhhati de ruhun olgunluğuna delil olamaz.
    Kafesi büyütmekle kuşu geliştirmiş olamazsınız. Onun büyüme yolu daha başkadır.
    Kuş, kafesten dışarıyı seyreder, ama gören kafes değildir.
    “Göz bir hassedir ki; ruh, bu âlemi o pencere ile seyreder.” (Sözler)

    Kuşsuz kafesi kimse evinde barındırmaz. En yakınımızı bile ölümünden sonra kaç gün misafir ediyoruz?

    Kuş kafesten önce de vardı, kafesten uçtuktan sonra da varlığını devam ettirir.

    Şu koca kâinat sarayı, ruh için bir oda gibi. Beden ise kafes. Ruh kafesten uçtuğu gibi, saraydan da çıkar gider, daha geniş âlemlere kavuşmak üzere.



    Anahtar Kelimeler : ruh,beden,hayat
    http://www.turkforum.net/signaturepics/sigpic25548_2.gif

    ๘۩ TürkForuMAslanları ๘۩
    Senin Sevginle Yaşıyoruz Galatasaray...

    ¸„.-·~¹°”ˆ˜¨ Zopacılar Birliği ¨˜ˆ”°¹~·-.„¸

  2. #2

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı topal_solucan tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ruh ile beden arasındaki ilgi nasıldır?

    Kuş kafesten önce de vardı, kafesten uçtuktan sonra da varlığını devam ettirir.

    Şu koca kâinat sarayı, ruh için bir oda gibi. Beden ise kafes. Ruh kafesten uçtuğu gibi, saraydan da çıkar gider, daha geniş âlemlere kavuşmak üzere.



    Anahtar Kelimeler : ruh,beden,hayat
    Demek ruh ta bir kuş gibi kafesten uçtuktan sonra da varlığını devam ettirir, öyle mi acaba?

    Ruhun ölümsüzlüğü bir cin yalanıdır:

    Astral seyahat, vizyon-durugörü ve özel rüyalar yoluyla aldatılan insanlar ruhun ölümsüzlüğüne inanıyorlar:

    "
    "...Vizyon ve "şuur projeksiyonu"

    Astral seyahat uyanıkken olursa bu vizyon şeklinde olur.

    "bilinci yerinde olarak, başka mekanlarda dolaşmak üzere yaptığı yolculuğu ve bu bedeniyle geçirdiği deneyimleri ifade eder."

    Uykuda ise bu zihni etkilemek yoluyla olur ve rüya olarak hatırlanır.

    "Uyku sırasında yapılan astral seyahat fiziksel bedene dönüldüğünde bir rüya tarzında anımsanmaktadır." "Metapsişik'te ise "şuur projeksiyonu" olarak adlandırılır."

    Yarı uykulu durum ya da bilinçsizlik durumlarında da (öldüğü sanılan kişi) kişi yine zihninin etkilenmesi yoluyla bunları yaşayabilir. Bedensel olarak seyahat edilmez. Kişi daha sonra bunu hatırladığinda bedensel olmasa bile ruhunun bu deneyimi yaşadığına inanır. Burada "şuur projeksiyonu" ifadesi anlam kazanıyor. Kişi bilincinde yaşadığı bu olayı gerçekten yaşadığını zanneder. Kişi bunun farkında olsun ya da olmasın (aslında farkında olmaz) gerçekte bu sadece zihinde yaşanmış bir olaydır. Bu konunun rüyalar, hipnoz, ölüm ötesi deneyim gibi konularla yakın ilgisi vardır."


    "Ruh = Bir Enerji Türü

    Astral seyahat, insanlara ruhun bedenden ayrı olarak yaşayabileceği inancını benimsetmeyi amaçlayan bir aldatmacadır. Hemen hemen bütün dinler, canın ya da ruhun ölümsüz olduğunu anlatır. Bu öğretinin kaynağı cinlerdir. Kökeni eski Babil şehridir. İnsanlar buna inandıkları için, ölülerini gömdükleri zaman, ölünün sevdiği bazı eşyalarını da onunla birlikte gömmüşlerdir. Astral seyahate çıktığını sananlar, aslında hiçbir yere gitmezler. Ne ruhları bir yere gider, ne de onların sandıkları gibi astral beden dedikleri bedenleri bir yere gider. Zaten astral beden diye bir şey de yoktur. Ayrıca insandan ayrı yaşayabilen ruh diye bir şey de yoktur. Ruh denilen şey, yalnızca canlıları yaşatan bir güçtür, bir kuvvet türüdür. Aynı kuvvet türüne hayvanlar da sahiptirler. Nasıl ki, bir makinenin çalışması için elektriğe ihtiyacı varsa, insanların ve hayvanların hücrelerinin çalışması için de ruh (ruah) denilen bir güce ihtiyaç vardır. Ancak bu ruhun bir kişiliği, bilinci yoktur, yalnızca bir enerjidir. Kısaca ruh hücreleri çalıştırır. Ama ruhun hücreleri canlı tutmaya devam edebilmesi için de oksijene ihtiyacı vardır. Hem insanlar, hem de hayvanlar soluk alarak bu oksijeni, kan dolaşımı yoluyla bütün hücrelere kadar iletirler. Tıpkı bir mumun ya da bir odun parçasının yanmaya devam edebilmesi için oksijene ihtiyaç duyması gibi. Örneğin, yanan bir odun parçasında üç unsur vardır. Yakıt (karbon), ateş, oksijen. Odunun yanması için, ilk tetikleyici ateşe ihtiyaç duyulur. Ateşin de devamı için oksijen gereklidir. Bu arada yakıt olarak odundaki karbon tüketilir. İlk tetikleyici ateşin devamlılığı için oksijen ve karbon tüketilmeye devam edilir. Bu ikisi tükenmedikçe ateş yanmaya devam eder. İnsanın durumu da buna çok benzer. Örneğin, insanın karmaşık yapısını bir yana bırakıp, yalnız ekmek yediğini varsayalım. Ekmek bir karbonhidrattır; yani karbon içeren bir yakıttır. Ama bu karbonun yanması için tetikleyici bir ilk ateş lazımdır. İnsanda bu ateş, "ruah" denilen yaşam enerjisidir. Bütün hücrelerde bu yaşam enerjisi vardır. İnsan bu ilk yaşam enerjisini ana-babasından alır. Bir insan ekmek yediğinde, bu sindirilir ve kana karışır. Kan ekmekteki yakıtı hücrelere kadar götürür. Hücrelerde zaten ekmekteki karbonu yakmak için bu yaşam ateşi yanmaktadır. Fakat bunun devam edebilmesi için, gene bütün bu hücrelere oksijen de gitmelidir. Gene soluk alma ve kan dolaşımı yoluyla, gerekli olan bu oksijen hücrelerdeki bu karbonu yakan alevin (ruah-yaşam gücü-yaşam enerjisi) sönmemesini sağlar. Hücrelerde karbon yakılırken kullanılan oksijen bu karbonla birleşir ve sonuçta atık madde olarak ortaya karbondioksit çıkar. Gene kan dolaşımı ve soluk verme yoluyla bu atık madde havaya verilir. Bir mumun ya da bir odunun yakıt maddesi olan karbon da, yanarken gene aynı şekilde oksijenle birleşir ve havaya karbondioksit verilir. Yani kısacası bir mumun alevi ne ise, insandaki ruh da ona benzer bir şeydir.

    Öyleyse şunu düşünüp soralım, mum sönünce alev nereye gider? Alev, oksijensiz bir ortamda, örneğin uzayda yanmaya devam edebilir mi? Alev mumun yakıtı olmadan yanmaya devam edebilir mi?

    Ya insanın ruhu, insan ölünce nereye gider? İnsanın hücrelerinde oksijenle varlığını sürdüren bu enerji türü, uzayda yanmaya devam edebilir mi? Gene bu ruah denilen enerji türü insanın yediği karbon içeren gıdaları yakıt olarak tüketmeden yanmaya devam edebilir mi?

    Astral seyahat maddesiz bedenli varlıkların insanların zihinlerinde yapay olarak oluşturdukları bir yolculuktan başka birşey değildir. Bunu ya uyanıkken vizyon göstererek yaparlar; ya da çoğunlukla yaptıkları gibi, insanlar uykuya dalarken veya uykudan uyanırken, henüz yarı uykulu durumdalarken (uyku-uyanıklık arası) onların zihinlerini ele geçirerek onlara yapay rüya yoluyla bu deneyimi yaşatırlar. Artık insanları aldatabilmek için de ne isterlerse onu kişiye gösterirler. Astral seyahate çıkan kişi de başka tanıdığı ya da tanımadığı kişileri görür. Böylece onların da öldükten sonra öbür dünya da yaşadıklarına inanır.

    Bazı kişiler de rüyalarında bazı ölmüş kişileri görürler ve onlardan aldıkları mesajların doğru çıkmasından ötürü bu kişilerin öbür alemde yaşadıklarına inanırlar. Başka bir yol ise vizyon-durugörü yoluyla alınan mesajlardır. Bütün bu yollarla mesaj alan kişiler ölenlerin ruhunun ölmeyip yaşamaya devam ettiği sanısına kapılırlar.

    Bazı kişilerin kalbi durur ve suni solunumla tekrar hayata döndürülür. Bu kişi birkaç dakika için ölü gibidir. Acaba bu kişi bu arada nerededir? Tekrar kendine geldiğinde öbür dünyadan mı geri gelmiştir? Tıpkı sönen bir odun parçasını üfleyerek tekrar yanmasını sağlamak mümkün olduğu gibi, bu kişiye de ihtiyaç duyduğu oksijen suni olarak verilmiştir. Ve kişinin hücrelerindeki yaşam enerjisi tam olarak kaybolmadan - sönen fakat henüz sıcaklığını kaybetmemiş bir odunda olduğu gibi - tekrar canlandırılır. Ya birkaç saat için ölü durumda kalanlar için ne denilebilir? İşin o tarafında ruhçuluk olayları vardır. İnsanların ölünce ruhunun yaşadığına inandırtma aldatmacaları, hepsi bu. Normalde solunum yapmayan bir kişinin beyin hücreleri oksijen almadığından birkaç dakika içinde bir daha onarılamaz bir hasar görür. Aşırı gecikmeyle yaşama döndürülen böyle bir kişi artık normal sağlıklı biri olamaz, bu doktorların görüşüdür ve doğrudur."

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ölen kişilerin ruhlarının ölmeyip öbür dünyada yaşamaya devam ettiği inancı: Bu cinlerin en başta yaydıkları sahte inançtır. Yani otomatik geçiş, bir dirilmeye gerek duymayan yaşam sürekliliği. Buna inananlar için dirilmenin anlamı yalnızca ruhla bedenin birbirlerine kavuşmasıdır. Ama aslında dirilme bu değildir. Yani cinler için önemli olan insanın ölümsüz bir ruha sahip olduğuna inanmasıdır.

    G.G. (Erkek, Bursa) anlatıyor:

    "Otuz yıllık karım ölmüştü. Çok mutlu geçen bir evliliğin ardından birdenbire yapayanlız kalmıştım. Sanki eşim giderken bu hayatın bütün değerlerini ve heyecanlarını da alıp götürmüştü.

    Eşim yıllarca kanser hastalığıyla boğuşmuş ve dokuz yıl sonra bu belaya yenik düşmüştü. Son ve çok zor geçen ameliyatından çıktıktan ve kendine geldikten kısa bir süre sonra yatağında benim yardımımla oturup ellerime sıkıca sarıldı ve "Gültekin, keşke seni de götürebilsem. Bana gideceğim yer gösterildi, merak etme ve benimle gurur duy; çünkü, yaşamım boyunca yapmış olduğum bütün davranışlarım bana gösterildi. Ve orada kabul görecek bir çok iyi davranışı ya da daha doğrusu iyi niyeti yanımda götüreceğimi ve hayatımı çok doğru yaşadığımı anlatan bir sürü görüntü gösterildi. Işıkların çığ gibi çoğaldığı bir bölgede bana ev yapıldığı gösterildi. Sen de hayatını benden sonra doğru ve iyi niyetle geçir ki orada da birlikte olma şansını elde edelim," dedi. Geçirdiği çok ağır ameliyatın halusinasyonları olarak değerlendirdiğim bu konuşmayı çoktan unutmuştum.

    Onsuz bir hayatın anlamsızlığını düşündüğüm bir sabah istemiyerek de olsa kahvaltı hazırlamak için mutfağa henüz girmiştim ki; birden çevrem, eşimin kokusu ve gri diye adlandıracağım gümüşi bir renkle sarılıverdi. Sanki yaşam durmuş, zaman içinde başka bir zamanda yer almıştım. Beyinsel bir algılamayla eşimin sesini duydum.

    "Gültekin, sen yaşamıyorsun, yalnızca nefes alıyor ve isyan ediyorsun. Senin bu acı duyguların benim buradaki yolumu engelliyor ve seninle birlikte olma süremizi uzatıyor. Ben burada, sana daha önce de bahsettiğim gibi, çok mutluyum. Ben ölmedim. Seni ve çocuklarımı istediğim zaman görebiliyor ve size iyi enerjiler iletiyorum."

    Birden tekrar eski konumuma, yani yemek hazırlığına başladığım noktaya gelmiştim. Eşimin sesi beynimin içinde miydi? Halusinasyon olarak geçiştirdiğim eşimin anlattıklarının haklı bir sebebi olabilirdi. Ağır bir ameliyat sonrası bunlara benzer şeyler söylemişti.

    O günden sonra kendimi dine ve bilime adadım."

    "O günden sonra kendimi dine ve bilime adadım." Ve ölümün bir son olmadığına, ölenlerin öbür dünyada yaşamaya devam ettiklerine inandın değil mi? Çünkü bir vizyonda sana böyle söylendi:

    "...Ben burada, sana daha önce de bahsettiğim gibi, çok mutluyum. Ben ölmedim. Seni ve çocuklarımı istediğim zaman görebiliyor ve size iyi enerjiler iletiyorum."

    Hiç düşündün mü? Vizyonda gördüğün kişi gerçekten ölen eşin miydi?

    "...size iyi enerjiler iletiyorum."

    Başka bir masalda enerjiler iletme üzerine. Televizyonlara çıkıp birbirlerine iyi enerjiler iletirler. Bazılarının etrafını da kötü enerjiler sarmıştır. Onları da bazı "enerji yayan taşlar"la defetmek gerekir. Tanrı'yı bırak taşa tap. Taş'tan mı medet umuyorlar yoksa bir şekilde taşa mı tapıyorlar.
    http://www.turkforum.net/showthread....02#post7362602

  4. #4

    Kayıt Tarihi
    28-11-2007
    Mesajlar
    480
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı cinselcin tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    "...ölümün bir son olmadığını bilerek..."

    H. T. (Ankara) anlatıyor:

    "Yaşamım öteki yüzü yani sırlarla dolu yüzünü on yıl önce fark edip yaşamış olduğum deneyimle de kesin olan bir ölümden kurtulmuştum.

    Bu deneyimi sizlerle paylaşarak yaşamın sadece bu hayatla son bulacağını sanan kişilerin de bundan sonra yaşamlarına daha farklı bir gözle bakmalarını istiyorum.

    Başımdan geçen ve beni derinden etkileyen olay, on yıl kadar önce yaşandı. Çok sevdiğim, çok saydığım, ayrıca ismimi rüyasında Peygamber Efendimizden işiten, bu nedenle de benim ismimin Hamza olmasını sağlayan çok sevdiğim ve saydığım yakın bir akrabamız vardı.

    Kendisi çok dürüst ve bütün insani değerleri üzerinde taşıyan, çevresine yardımlar yapmak için her şeyi göze alan bu akrabamızın çok ileri yaşta olmasının dışında hiçbir sağlık problemi yoktu. Akli durumu ise bu kadar yaşlı olmasına rağmen yerindeydi ve bu herkesi çok şaşırtıyordu.

    Bir sabah ezanında namaz kılarken, yani Allah'a secde ederken, Allah'ın rahmetine kavuştu. O'nun bu güzel ölümü kaç kişiye nasip olur, diyen akrabalarımız büyük bir üzüntüyle cenaze işlerine başladılar. Bu ölümden herkes gibi ben de çok etkilenmiştim.

    Bu ölüm beni de çok etkilemiş, onun ardından sanki hayata küsmüştüm. Sürekli onu ve ölümü sorguluyordum. Öldükten sonra yok mu oluyorduk? Onun gibi bir insanın toprakta yok olmasını kabul edemiyordum.

    Ailem benim bu içime kapanık halime çok üzüldüklerinden biraz kendime gelebilmem için onun ölümünün kırkıncı gününün ertesinde beni otobüse bindirerek Siirt'te bulunan teyzemin yanına yollamak üzere yolcu ettiler. Uzun bir yolculuktan sonra geceyarısı ilk molada durduk. Uykumun açılması için otobüsten indim. İnşaat halindeki bir binanın önünde durarak çevreyi seyrediyordum.

    Birden yolun karşı tarafında ışıklar içinde dede dediğim o kişiyi gördüm. Kollarını bana uzatarak, "Koş!" diyordu. Sesini beynimin içinde duyduğumda daha fazla beklemeden koşmak için bir iki adım attım. O anda arkamda büyük bir gürültü duydum. Dönüp baktığımda inşaatın bir bölümünün benim az önce durduğum yere çöktüğünü gördüm. O şoku atlatıp arabaya tekrar bindim. Sabaha karşı dalmışım. Rüyamda dedeyi gördüm. Yanında iki melek vardı. Bana gülümseyerek bakıyorlardı. Ve beynimin içine şu cümleler aktı. "Düşündüğün gibi biz yok olmadık. Bana ihtiyacın olduğu her yerde yanında olmaya devam edeceğim. Yeter ki beni yok olarak düşünme ve dualarınla benim yanımda ol."

    Yaşamış olduğum bu gerçek olaydan sonra ölümün bir son olmadığını bilerek, doğru insan olmak için ve yaşamın öbür yanına geçtiğimde kabul görebilmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum.

    Seni hala çok seviyor ve dualarımla sana sevgimi yolluyorum. Canım dedem, ruhun şad olsun!"



    Alın size en büyük yalanlardan biri daha. Kitap sayısız yaşanmış öykülerle dolu ve bunların hepsini buraya aktarmaya ne zaman yeter, ne de uygun düşer. Ben yalnızca reenkarnasyon, rüyalar yoluyla verilen sahte bilgiler ve bunların en başında gelen insanların öldükten sonra öbür alemde yaşamaya devam ettikleriyle ilgili üç örneği aktardım. Daha sayısız örnekler var. Belki bazılarını başka örnekler olarak sunmak faydalı olacaktır. Ama bu örnek oldukça güzel bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Örnekte neler var neler.

    Bu dede bu kişiye Hamza adını vermiş. Çünkü...:

    Başımdan geçen ve beni derinden etkileyen olay, on yıl kadar önce yaşandı. Çok sevdiğim, çok saydığım, ayrıca ismimi rüyasında Peygamber Efendimizden işiten, bu nedenle de benim ismimin Hamza olmasını sağlayan çok sevdiğim ve saydığım yakın bir akrabamız vardı.

    Bu arada bu dede birinin malına inşaatına zarar vermek pahasına iyilik meleği rolünü yerine getirir!... Yahu dede adamın inşaatı gerçekten çürük müydü? Peki bu adamın bu çürük inşaatın tam çökecek kısmında bulunması bir tesadüf müydü? Yoksa bu nur yüzlü ışıklar içindeki dede dediği"n o kişi mi bütün bunları ayarladı?:

    Birden yolun karşı tarafında ışıklar içinde dede dediğim o kişiyi gördüm. Kollarını bana uzatarak, "Koş!" diyordu. Sesini beynimin içinde duyduğumda daha fazla beklemeden koşmak için bir iki adım attım. O anda arkamda büyük bir gürültü duydum. Dönüp baktığımda inşaatın bir bölümünün benim az önce durduğum yere çöktüğünü gördüm.

    Bu kişi herkesin sorduğu soruları soruyor: "Bu ölüm beni de çok etkilemiş, onun ardından sanki hayata küsmüştüm. Sürekli onu ve ölümü sorguluyordum. Öldükten sonra yok mu oluyorduk? Onun gibi bir insanın toprakta yok olmasını kabul edemiyordum." Cevabı ışıklar içindeki iyilik timsali bir insan olan dede veriyor. Ama ayrıca yanında bu söylediklerinin Allah katından doğru bilgiler olduğunu kanıtlamak için yanında iki noter şahidini, iki meleği de şahit olarak bulunduruyor!...:

    Sabaha karşı dalmışım. Rüyamda dedeyi gördüm. Yanında iki melek vardı. Bana gülümseyerek bakıyorlardı. Ve beynimin içine şu cümleler aktı. "Düşündüğün gibi biz yok olmadık. Bana ihtiyacın olduğu her yerde yanında olmaya devam edeceğim. Yeter ki beni yok olarak düşünme ve dualarınla benim yanımda ol.

    Bütün sahte dinsel inançlar da aynı şeyi söylüyor. İnsan ölünce otomatik olarak ruhu bedeninden ayrılır ve yaşam devam eder. Koskoca bir Şeytan ve cin yalanından başka birşey değil. Ama birisi insanın hiç mi tekrar yaşama umudu yok diye sorarsa. Var elbette diyebiliriz, ama cinlerin anlattığı bu şekliyle değil. İnsanlar için bir dirilme ümidi var; kabul edene. Ya da birisi burada ölmüş kişilerin görüntüsünü taklit ederek onları yaşıyormuş gibi gösteren cinlere inanabilir. Siz bu "ışıklar içinde"ki dedenin gerçekten o ölen dede olduğuna mı inanıyorsunuz?
    http://www.turkforum.net/12948-cin-a-rma-olay-23.html

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    26-05-2009
    Mesajlar
    1,038
    Karizma Gücü
    4
    Ruhun ölümden sonra yaşadığına inanmayan arkadaş cin ve şeytanın varlığını nerden biliyor acaba?Saçmaladığının farkındamısın?Cin ve Şeytanda aynı öğretinin elemanları değilmi?Ateist olsan cin ve şeytanada inanmazsın sen kimsin arkadaş?

  6. #6
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı 1959 tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Ruhun ölümden sonra yaşadığına inanmayan arkadaş cin ve şeytanın varlığını nerden biliyor acaba?Saçmaladığının farkındamısın?Cin ve Şeytanda aynı öğretinin elemanları değilmi?Ateist olsan cin ve şeytanada inanmazsın sen kimsin arkadaş?
    Çarpılıp kalırsan bizden bilme sakın.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    26-05-2009
    Mesajlar
    1,038
    Karizma Gücü
    4
    Alıntı DÜZEN tarafından gönderildi. Mesajı Görüntüle
    Çarpılıp kalırsan bizden bilme sakın.
    Sizden olmadığı kesin .ben çarpılmadan uyumayagideyim.Bismillahirrahmanirrahim.
    İyi geceler.

  8. #8
    Merdogan47 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-09-2005
    Mesajlar
    1,258
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Bu ruh masalı, eceliyle ölen insanlar için senaryo olarak uygun gibi görünse de, intihar eden, asılarak, vurularak öldürülen, kazaya, belaya uğrayarak ölen insanlar söz konusu olduğunda yetersiz kalıyor.
    Masala göre ruhlar önceden yaratılmıştır. Ruh, ana rahmine düşmüş olarak oluşmakta ve gelişmekte olan müstakbel bedenine, belli bir aşamada girerek yerleşir. Ruh sahibi bebek, doğal olarak canlı doğar, bir kazaya belaya uğramazsa kendisine biçilen ömrü tamamlayarak son nefesiyle birlikte ruhunu teslim etmiş, yani ölmüş olur. Bu son nefesle birlikte bedeni terk eden ölümsüz ruh, öbür dünyada, yeniden bedenine girmek üzere, ruhlar alemine yükselir. Burada bir parantez açarak bebeğin ölü doğması halini ele alalım. Son bir ayı veya bir haftası hariç Ana karnındaki tüm aşamalarının kontrolleri yapılan ve gayet sağlıklı olduğu tespit edilen bebeğin, doğum sancıları tutan annesiyle birlikte doğuma geldiğinde yapılan kontrolde ölmüş olduğu anlaşılır. Bu bebeğin ömrü bu kadarmış mı diyeceğiz? "Hadi çocuğun hiçbir şeyden haberi yok diyelim" Peki bu acıyı bir anaya kim yaşatmış oluyor?

    Son nefesini idam sehpasında veren, daha doğrusu veremeyen bir mahkumun, son nefesi dolayısıyla ruhu ağzından çıkmadığına göre kıçından mı çıkıyor? Bence evet.. Bu mahkum eceliyle ölmediğine göre, ruhun darağacındaki bu bedende, bedenin normal ömrünü tamamlayıp son nefesi verme anına kadar beklemesi gerekmez mi? Zor birşey değil. Nasıl olsa ölümsüz, ekmek istemez, su istemez, havaya da ihtiyacı son nefeste var..

    Ben, şimdi iki bileğiminde ana damarlarını kessem vucudumdaki kanım boşalmaya başlayacak ve ölüme doğru hızlı bir yolculuğa çıkmış olacağım. beden ve beyin fonksiyoblarım gittikçe yavaşlayacak bir süre sonra bayılma aşamasına geleceğim ve bayılacağım. Bu andan itibaren, beynim, tıbben henüz ölü sayılmasa da, ben ne bunun ne de başka şeylerin farkında olamayacağım için öldüm demektir. Burada, benim bedenimi terk eden tek şey, yaşam kaynağım, enerjim olan kanım. Bu durumda kanım benim ruhum mu oluyor.
    Ben ecelimle ölmediğime, daha zamanım olduğuna göre, ruhumun beni terketmemesi gerekirdi..

    En son ölen organ beyin ve kişinin ölümü de beyine endeksli olduğundan, solunum organı akciğer de, beyinden önce pes etmek zorunda olduğundan son nefesi de ölümden önce vermiş olacaktır. Dolayısıyla son nefesle birlikte bedeni terk eden ruh da kişi ölmeden bedeni terk etmiş olacaktır.

    7'den 70'e kaza ile paramparça olarak ecelsiz ölen insanlar için de aynı durumlar söz konusu..
    Bu Vatan, bizlere miras olarak değil, nesilden nesile devredilen bir emanet olarak bırakıldı.

  9. #9
    Misafir
    Kayıt Tarihi
    04-08-2008
    Mesajlar
    8,291
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    0
    Desenize alt tarafa körtapa takmış birini hayatta boğarak öldüremezsiniz.Tüm çıkışlar kapalı.

  10. #10
    Merdogan47 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-09-2005
    Mesajlar
    1,258
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    Ruh bu.. Engel tanımaz. Mutlaka bir çıkış yolu bulur. Tapayı zorlar, patlatamazsa, şişeyi patlatır..
    Bu Vatan, bizlere miras olarak değil, nesilden nesile devredilen bir emanet olarak bırakıldı.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Canlı Yayında Kusmak Nasıldır diye merak eden varsa buyursun..:)
    2005 Konuları bölümünde sniper tarafından açılmış
    Yanıt: 16
    Son Mesaj: 12.01.07, 00:40

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •