KÜFRE GÖTÜREN AMELLER ve DELİLERİ

--------------------------------------------------------------------------------

KÜFRE GÖTÜREN AMELLER ve DELİLERİ

HALKA, İP, NAZAR BONCUĞU VB.ŞEYLERİ KÖTÜLÜĞÜ DEFETMEK İÇİN TAKMAK ŞİRKTİR
Allah (c.c) şöyle buyuruyor: "Ey Muhammedi Yemin olsun ki, eğer sen onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan elbette: "Allah yarattı" derler. Sen onlara şöyle de:"Söyleyin bakalım eğer Allah bana herhangi bir zarar vermek istese, sizin Allah'ı bırakıp da taptıklarınız O'nun bu zararını giderebilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese O'nun bu rahmetini durdurabilirler mi? De ki: "Bana Allah yeter. Güvenenler sadece O'na güvensinler." (Zümer: 38)
Allah (c.c) göklerin ve yerin yaratıcısı, yegane kudret ve kuvvet sahibidir. Kullarına bir fayda vermek istediğinde ona engel olabilecek veya bir zarar vermek istediğinde o zararı defedebilecek hiçbir şey, güç ve kudret yoktur. Her şey O'nun elindedir. Dilediğini dilediği kimseye verir. Dilediğini de dilediği kimseden alır.
Bu mesele zihinlerde yerleştikten sonra müslümanların artık kimseden kokmasına ve kimseden bir şey ummasına gerek yoktur.
Allah'a bu şekilde iman eden kimse ne sarsılır, ne korkar ne de bir kimse onu yolundan çevirebilir...
Bu hakikat mü'minin kalbine yerleşirse artık onun imanı kemale ermiş demektir. O sadece Rabbine güvenir ve O'na tevekkül eder.
Kim bir melekten, resulden veya Allah'a yakın olduğunu zannettiği bir ölüden menfaat sağlamak veya kendisinden bir zararı defetmek için yardım ister veya onu yardıma çağırır ya da kendisine fayda verebileceğine inanırsa büyük şirk işlemiş olur.
İmran b. Hüseyin şöyle rivayet etti:"Rasulullah (s.a.s) bir adamın koluna halka takmış olduğunu görünce sordu: "Bu nedir?" Adam da:
"Bu kötülüklerden koruyan bir şeydir" dedi. Rasulullah (s.a.s): "Hemen çıkart. Bu seni daha kötü yapar." dedi ve konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Eğer bu üzerinde olduğu halde ölseydin asla felaha erişemezdin."(Ahmed ve Hakim sahih senetle rivayet ettiler.)
Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurdu: "Kim nazardan korunmak için bir şey takarsa şirke girer."(Ahmet ve Hakim sahih senedle rivayet ettiler)
Herhangi bir şeye zarar verecek olan da fayda sağlayacak olan da sadece Allah'tır. Kim; halka, ip, nazar boncuğu gibi şeyler takıp, bunların doğrudan doğruya kendisine fayda verebileceğine veya kendisinden bir zararı uzaklaştırabileceğine inanırsa büyük şirk işlemiş ve dinden çıkmış olur. Fakat taktığı şeyler sebebebiyle Allah'ın kendisine fayda vereceğine veya kendisinden bir zarar uzaklaştıracağına inanırsa, büyük haramlardan daha haram olan küçük şirk işlemiş olur.
Bu konuda cehalet özür değildir. Zira durumu bilmeyen sahabeye Rasulullah (s.a.s): "Eğer bu üzerinde bulunduğu halde ölseydin asla felaha ulaşmazdın" demiştir.
Bu gibi batıl şeyler fayda sağlamaz, aksine daha çok zarar verir. Rasulullah (s.a.s)'in de buyurduğu gibi: "Bu daha kötü yapar."
Huzeyfe (r.a) bir adamın kolunda hastalıktan korunmak için takılan bir ip görünce onu kopardı ve şu ayeti kerimeyi okudu: "Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a inanmazlar." (Yusuf: 106)(Ebu Hatem sahih senedle rivayet etti)
Hastalık v.s den korunmak için takılan ip, kurdele gibi şeyler yukarıda açıkladığımız gibi takanın durumuna göre ya büyük şirk ya da küçük şirk olur. Huzeyfe (r.a)'nün bu ayeti okuması sahabelerin büyük şirk hakkındaki ayetleri küçük şirk hakkında da delil olarak getirebildiklerini gösteriyor.
Ukbe b. Amir (r.a) Rasulullah (s.a.s)'in şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: "Kim uğur getirsin diye bir şey takınırsa Allah ona hiç uğur getirmesin. Kim kendisini korusun diye bir şey taşırsa Allah onu korumasın." diye dua etmiştir.(Ahmet ve Hakim sahih senedle rivayet ettiler.)
Rasulullah (s.a.s) uğur getirsin veya kendisini korusun diye bir şey takanlara: "Allah ona hiç uğur getirmesin, Allah onu korumasın" diye beddua etmiştir. Öyle ise bu tür kimselere beddua etmek caizdir.
MUSKA VE NAZARLIKLAR
Ebu Beşir el-Ensari (r.a) .şöyle rivayet etti:"Rasulullah (s.a.s) ile bir yolculuğunda beraberdim.Gördüğü her devenin boynunda bulunan halka, boncuk veya bunun gibi ne bulunursa koparması için bir elçi gönderdi."(Buhari - Müslim)
İbn-i Mes'ud (r.a) şöyle rivayet etti: Rasulullah(s.a.s)'in şöyle dediğini duydum: "Ruk'a, Temaim ve Tevle şirklerdendir." (Ahmed, Ebu Davud)
Ruk'a: Muska ile veya tılsımlı söz ve şekillerle hastalıkları tedavi etmeye çalışmaktır. Çok kere bu söz ve şekillerin manası anlaşılamaz.
Temaim: Nazardan korunmak için takılan boncuk ve nazarlıklardır.
muska şeklinde kişinin üstünde bulundurmasına bazı sahabeler izin vermiş bazıları vermemiştir. Abdullah b. Mes'ud (r. a) izin vermeyen sahabeler arasındadır.
- Bir insan zarardan korunmak veya fayda sağlamak amacıyla bir şey takarsa, Allah (c.c) o kişinin isteğinin yerine getirilmesini taktığı şeye bırakır.
Nazar boncuğu gibi şeyleri takıldığı yerden çıkarmak büyük sevaptır.
HERHANGİ BİR DİLEĞİN KABUL OLMASI MAKSADIYLA TÜRBE, AĞAÇ GİBİ ŞEYLERE EL SÜRMENİN HÜKMÜ
Allah (c.c) şöyle buyuruyor:"Gördün mü Lat ve Uzza'yı ve üçüncü put olan Menafi? Herhangi bir güçleri var mı?"(Necm: 19-20)
LAT: Beyaz bir kaya parçası idi. Üzerinde bir takım nakışlar vardı. Taif de onun adına bir mabed yapılmıştı. Ve bu mabedin özel hizmetçileri bulunuyordu. Mabedin çevresinde muaazzam bir boşluk vardı. Taifliler yani Sakif kabilesi ve onlara uyanlar, Kureyş'in dışındaki arap kabilelerine karşı bu putla öğünürlerdi.
Buhari, İbn-i Abbas (r.a)'nun Lat hakkında şöyle dediğini rivayet ediyor: Adamın biri beyaz bir kayanın yanında arpa ve buğdaydan yemek yapıp yağla beraber hacca gelen insanlara satardı. Bundan kim yerse şişmanlardı. Bu adam ölünce Sakif kabilesi bu adama hürmet olsun diye bu beyaz kayaya tapmaya başladılar.
Rasulullah (s. a. s) Mekke'nin fethinden sonra Mugire b. Şu'be (r.a)'yu Lat'ı yıkmak için gönderdi..
UZZA: Ağaçtan yapılmış bir puttu. Üzeri hurma dallarıyla örtülü, çevresi duvarlarla çevriliydi. Mekke ile Taif arasında bulunuyordu. Kureyşliler Uzza'ya da saygı gösterirlerdi. Uhud günü Ebu Süfyan: "Bizim Uzzamız var sizin ise yok" diye seslenmiş bunun üzerine Rasulullah (s.a.s): "Bizim mevlamız Allah'tır. Sizin ise mevlanız yok" deyin, diye buyurmuştur.
Ebu Tufeyl (r.a) şöyle rivayet etti: Rasulullah (s.a.s) Mekke'yi fethettikten sonra Halid b. Velid'i içinde Uzza olan bir ağaca gönderdi. Uzza üç ağaç üzerine konmuştu. Bunları kesti ve üzerine konulan şeyi yıktı. Sonra Rasulullah (s.a.s)'in yanına dönerek yaptıklarını anlattı. Rasulullah (s.a.s) dedi ki: "Dön, sen gerekenleri yapmadın." Bu putun kahinleri Halid b. Velid'in döndüğünü görünce dağa bakarak: "Ey Uzza! Ey Uzza!" dediler. Halid b. Velid Uzza'nm bulunduğu yere gelince çıplak, saçı dağınık bir kadın gördü. Kadın yerden toprak alıp başına saçıyordu. Halid b. Velid bu kadını kılıçla öldürdü. Sonra Rasulullah (s.a.s)'e dönerek olayı anlattı. Rasulullah (s.a.s) ise: "Senin öldürmüş olduğun Uzza'dır" buyurdular." (Nesei - İbn Merduyeh)
MEN AT: Mekke ile Medine arasında Kadit denilen yerde idi. Medine'de bulunan Huzaa, Evs ve Hazreç kabileleri cahiliyyet devirlerinde ona saygı gösteril' ve oradan geçerek haccetmek üzere Ka'be'ye giderlerdi.
Mekke'nin fethinde Menat'ı yıkmak için Rasulullah (s.a.s) Ali (r.a)'hı gönderdi.
Arap yarımadasında çeşitli kabilelerin saygı gösterdikleri daha başka bir çok putlar vardı. Fakat içlerinde en ünlüsü bu üçü idi.
Lat, Uzza ve Menat'a tapan kişiler bunları herhangi bir taş veya herhangi bir ağaç olarak görüp tapmıyorlardı. Bu ağacın yanında salih bir kişinin veya bir velinin mezarının bulunduğuna inanıyorlardı. Mesela; Uzza'nın bulunduğu yerde salih bir kadının gömülü olduğuna inanıyorlardı. Bundan dolayı bu putlara saygı gösterip hürmet ettiklerinde bereket olacağına, sıkıntı anında onlardan yardım istediklerinde sıkıntılarının giderileceğine veya ihtiyaç anında onları yardımlarına çağırdıklarında kendilerine yardım edileceğine inanıyorlardı.
Salih insanların mezarına bereket olsun diye el sürenler veya bir dileğinin olması için ölmüş salih kimselerden yardım isteyenler Lat'a tapanlar gibidirler.
Herhangi bir ağacı kutsal sayan, onu bereket sebebi olarak gören, dileğinin yerine gelmesi için o ağacın çevresinde bir takım hareketler yapan kimseler, Uzza ve Menat'a tapanlar gibidirler.
Ebi Vakid el-Leysi (r.a) şöyle rivayet etti:
"Rasulullah (s.a.s) ile birlikte Huneyn savaşına çıktık. Biz küfür ve şirk aleminden henüz yeni ayrılmıştık. Müşriklerin Zat-ü Envat adı verilen büyük bir ağacı vardı. Kılıçlarını savaşın onlara zafer getirmesi için bu ağaca asarlardı. Böyle bir ağacın yanından geçtik ve Rasulullah (s.a.s)'e şöyle dedik:
"Ey Allah'ın Rasulü! Bize de Zat-ü Envat gibi bir ağaç tayin et de kılıçlarımızı ona asalım."
Rasulullah (s.a.s):"Allah-u Ekber! Yine aynı yol, yemin ederim ki İsrailoğullarının Musa'ya: "Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap" dedikleri gibi dediniz. Siz muhakkak sizden öncekilerin yaptıkları gibi yapacaksınız."(Ahmed ve Tirmizi rivayet edip sahih dediler)
-Sahabeler Rasulullah (s.a.s)'den Zat-ü Envat gibi bir ağaç tayin etmesini isterken, bundan Allah'ın hoşnut olacağını zannederek istiyorlardı. Sahabelerin bu istedikleri şey küçük şirk değil büyük şirktir. Çünkü Rasulullah (s.a.s) onların isteklerini İsrailoğullarının Musa'dan: "Ey Musa! Onların ilahları gibi bize de bir ilah yap" isteklerine benzetmiş ve bu konudaki cahilliklerini özür kabul etmemiştir.
-Rasulullah (s.a.s) onların isteklerinin şirk olduğunu belirttikten sonra hemen vazgeçip böyle bir şeyi yapmadıklarından dinden çıkmamışlardır. Şayet Rasulullah(s.a.s)'e sormadan önce veya sordukları halde onun sözünü dinlemeyip böyle bir şey yapsalardı büyük şirk işlemiş ve dinden çıkmış olurlardı.
-Hadisi rivayet eden sahabenin: "Biz küfür ve şirk aleminden henüz ayrılmıştık" sözünden anlaşılıyor ki;daha önceden İslam'a girmiş olan sahabeler böyle şeyler yapmanın büyük şirklerden olduğunu gayet iyi biliyorlardı.