Dünyaya doğar doğmaz telkinlerle karşılaşıyor insanoğlu. Daha minicik bir bebekken tanışıyoruz “yapamazsın”larla, “olmaz”larla, “dur, yapma”larla kısacası her türlü sınırlamalarla. Hiç düşündük mü acaba bu telkinler, bu sınırlamalar nelere yol açıyor engin zihinlerimizde, sonsuz düşüncelerimizde. Zihinlerimizin enginliği, düşüncelerimizin sonsuzluğu fikri bile şöyle bir düşündürtüyor bizleri değil mi? “Evet, tabii, doğru, sonsuz düşüncelerimiz var, ama....” diye hemen bir sınırlama gereğini duyuyoruz. NEDEN? Çünkü burası dünya ve biz de insanoğluyuz.... Sınırlılıklar gezegeninin biçare varlıkları mıyız yani? ASLA!
Ne dünya bir sınırlılıklar gezegeni ne de insan bu gezegenin biçare varlığı. Sınırları yaratıp o sınırlar içinde kendini biçare hisseden insanın sınırlanmış zihnidir sadece. Öyleyse var mısınız zihinlerimizdeki tüm sınırları “reset”lemeye. Her şeye yeni baştan, mümkün olduğunca hiçbir sınır koymadan uzanmaya. Ne soğuktan üşüsün bedenlerimiz, ne de sıcaktan kavrulsun bundan böyle. Ne maddi tesirlerin yoğunluğu unuttursun varlığımızı bize, ne de yaratıcılığın ve ilhamın kaynağı aransın başka başka yerlerde. Her şey ama her şey bizim içimizde!
Doğru komutları bir kez yerleştirdik mi zihinlerimize birçok sınırı ve bu sınırların sonuçlarını kaldırabiliriz ortadan. “Sonbahar geldi, havalar soğudu, grip mevsimi yaklaştı.” dediğimiz andan itibaren bir numaralı adayı oluruz gribin. Oysa tam tersi bir uygulamaya girmek de mümkün: “Sonbahar geldi, havalar soğudu ama ben bu kış hep sağlıklı kalacağım!” Meydan okur gibi gribe, hastalıklara ve hayatımızda olmamasını istediğimiz her şeye...
Hayata geçirdiğimiz her fiil, her yapabildiğimiz şey bizim kendi gerçekliğimizi oluşturuyor. Peki, ya herhangi bir nedenden dolayı yapamadıklarımız? Bugüne kadar yapamadığımız herhangi bir şey, bundan sonra da yapılamayacak anlamına gelmiyor ki! Gelin şu söze hep birlikte yer açalım yüreklerimizde: “Herhangi bir şey birisi tarafından yapılabilmişse onu herkes yapabilir!”
İşte bu noktada telkin daha doğrusu kendi kendine telkin kavramıyla tanıştırmamız gerekiyor kendimizi. Yani kişinin belirli bir fikri kendi kendine aşılaması. Zihnimize olasılıklar dahilinde bir fikir yerleştirdiğimizde, o fikir bizim için bir gerçeklik halini alır. “Yapamıyorum”, “başaramıyorum” ya da “yüzmeyi öğrenemem” diye düşünmek; yapamamak, başaramamak ve yüzmeyi öğrenememek için yeterli olacaktır. Kısacası sınırları koyan bizleriz. Oysa ki, düşüncenin, sezginin gücü sınırsız... Bu hakikati kavrayıp zihnimizin gerçeklikleri arasına kaydettik mi bir kez, yapabildiklerimizin gücüne bizler bile şaşırır kalırız.
Kendi kendine telkinin başarılı olabilmesinde elbette ki, birtakım etkenler söz konusu. Bu etkenlerden ilki; varlığımızda barındırdığımız iki ayrı benliğin niteliklerini tanımak. Bu benliklere bilinçli benlik ve bilinçdışı benlik isimleri veriliyor. Her iki benliği karşılaştırdığımızda bilinçdışı benliğin varoluşumuzun en ufak ayrıntılarını dahi içinde barındıran olağanüstü ve kusursuz bir belleğe sahip olduğunu görüyoruz. Bu anlamda bilinçli benliğe göre daha güvenilir bir yapı sergiliyor. Diğer taraftan bilinçdışı benlik söylenenleri sorgulamaksızın kabullenen ve kolayca yönetilebilen bir yapıya da sahip. Kısacası kendimize vereceğimiz birçok telkine bütün kapıları ardına kadar açık.
Başarıya ulaşmada ikinci etken; irade ile imajinasyonun çekişmesine izin vermeden imajinasyonun alanını genişletmektir. Çünkü irade ile imajinasyonun uyuşmazlığa düştüğü her noktada galip gelen imajinasyondur. Adını unuttuğumuz bir kişinin adını hatırlamak için ne kadar çok çaba gösterirsek isim zihnimizden o kadar uzaklaşır. Hatırlamayı bir kenara bırakıp unuttuğumuzu düşündüğümüzde, o isim kendiliğinden hiçbir çaba göstermeksizin zihnimize geliverir. Ya da kekeleyen bir kişi ne kadar normal olarak konuşmaya çalışırsa o kadar kekeleyecektir. Bu çatışmalar imajinasyonun irade karşısındaki zaferinin birer göstergesidir yalnızca.
Öyleyse anahtar, imajinasyonu yönlendirebilmeyi öğrenmenin içinde gizli. Bu anahtara sahip olduğumuzda bilinçdışı kimliğimiz bedensel varlığımızın yükümlülüğünü üstlenecek ve işini biz nasıl yapılmasını istiyorsak o şekilde ya da diğer bir deyişle bilinçli telkinlerimizle uyuşacak şekilde yapacaktır.
Bizler, potansiyel olarak birçok gücü içinde barındıran sonsuz evrenin sonsuz varlıklarıyız. Her birimizin içinde barındırdığı ilham, sevgi ve yüksek tesirler hayatlarımızda tezahür edebilmek için çok karmaşıkmış gibi görünen ama aslında oldukça basit olan kilitlerin açılmasını bekliyor. Karmaşayı yaratan yine zihinlerimiz. Matrix filmindeki Kahin’in küçük adaylarının bir oyun gibi metal kaşıkları eğip bükmelerinin ardında bir gizem yok. Yalnızca zihinlerimizdeki programlarda yapacağımız değişikliklere ihtiyacımız var. Formül çok sade. Yalnızca şunu düşünmeliyiz: “ASLINDA KAŞIK YOK!”
www.integralgelisim.com
D.G


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla