Uygarlık tarihi açısından baktığımızda olağandışı bilinç hallerinin insanlığın gelişiminde çok önemli bir yeri olduğunu görmekteyiz. Hangi alanda olursa olsun insanlığın gelişimine ciddi anlamda yön veren ve gidişi hızlandıran tüm insanların belirgin ya da belirgin olmayan biçimde olağandışı bilinç hallerini deneyimlemiş olduğunu görürüz. Peygamberler, düşünürler, bilim adamları, sanatçılar, yol gösterici liderler gibi uygarlığın akışını önemli biçimde etkileyen tüm insanlar kendi fonksiyonlarına göre çeşitli yoğunluklarda olağandışı bilinç hallerini deneyimlemişlerdir.Geleceğin Psikolojisi, Dr. Stanislav Grof
Bunların arasında özellikle spiritüel liderlerin, sanatçıların ve düşünürlerin olağandışı bilinç hallerini çok yoğun biçimde yaşadıklarını görürüz.
Ancak bilim adamları da onlardan arta kalmamaktadırlar. Çünkü önemli bilimsel gelişmelerin ve çeşitli buluşların ardında da çoğu zaman sezgileri ve farklı bilinç hallerini buluruz. Pek çok bilim adamı en önemli buluşlarını ya bir rüya, ya bir vizyon ya da ani gelen bir sezgi yoluyla gerçekleştirmişlerdir. Ve bilim tarihinde buna ait kayıtlı pek çok örnek bulmak mümkündür. Bu konuya dair klasikleşmiş örneklerden August Kekule’nin Benzen molekülünü keşfetmesini sağlayan rüyetini, Einstein’ın görecelik teorisini oluştururken gördüğü vizyonları, Mendeleev’in periyodik tabloyu tamamlamasını sağlayan rüyasını verebiliriz. Bu tip sezgilerin ortaya çıkabilmesi için bilinç bakımından bir tür ayrışma haline ihtiyaç vardır. İşte bu yüzden bu tip deneyimler ya uykuyla uyanıklık arası bir durumda, ya rüyada ya da hafif bir trans halinde gerçekleşmektedir. Ve olağanüstü ilham deneyimlerinde dikkati çeken ortak özellik bunun kontrol dışı biçimde gerçekleşmesidir.
Sanat alanında büyük yaratıcılık ve orijinallik sergileyen tüm büyük sanatçıların yaşamlarını incelediğimizde özellikle yoğun yaratma dönemlerinde çok farklı bir bilinç hali içerisine girdiklerini ve bunu da çeşitli vesilelerle açıkça dile getirdiklerini gözleriz. Sanatsal yaratıcılık farklı bir algı ve kavrayış düzeyi gerektirmektedir. Böyle bir algı düzeyi de bilinç halinin çeşitli biçimlerde değişmesini öngörmektedir. Literatürde buna ait pek çok örnekler bulmak mümkündür. Ben burada kendi mesleğimle de ilgili olduğu için iki ünlü bestecinin, Mozart ve Brahms’ın orijinal ifadelerini nakletmek istiyorum: Mozart eserlerini nasıl yazdığı hakkında bir mektubunda şunları söylüyor:
“Tam anlamıyla kendi başıma olduğum, bütünüyle yalnız ve neşeli olduğum zamanlarda... veya uyuyamadığım gecelerde... işte bu haller fikirlerimin en iyi akıp geldiği ve en bereketli olduğu zamanlardır. Nereden ve nasıl geldiklerini bilmediğim gibi onları zorlayamam.”
“Eserim zihnimde hemen hemen tamamlanmış halde karşımda durur ve ben onu iyi bir resim ya da güzel bir heykele bakar gibi inceleyebilirim. Partileri kendi zihnimde birbiri ardına işitmem, ancak onları olduğu gibi bir seferde duyarım ve bu süreç, hoş ve canlı bir rüya içerisinde gerçekleşir.”
Brahms’ın ifadeleri ise şöyle:
“Fikirler direk olarak Tanrı’dan akar gelir ve onları ayrı ayrı temalar halinde zihin gözümle görmekle kalmam aynı zamanda hepsi doğru formlar, doğru armoniler ve doğru orkestrasyonlarla bezenmiş bir haldedir. Bu nadir gelen ilhamlı hallerde eserin tamamlanmış hali bana ölçü ölçü yazdırılır.”
“Bu tip sonuçları almak için yarı trans durumunda olmam gerekir.”
Bunların dışında, ruhsallıkla ilgili tüm bilgileri olağandışı bilinç hallerine girebilmeye yetenekli kişilere borçluyuz. Çünkü duyulara bağlı olağan bilinç halleriyle ruhsal bilginin elde edilmesi ya da ruhsal bir araştırma yapabilmek mümkün değildir.
Kısacası olağandışı bilinç halleri insanlığın gelişiminde çok hayati bir öneme ve yere sahiptir. Sıradışı yaratıcılığa ve bilgiye açılan kapı daima olağandışı bilinç halleri yoluyla gelmiştir.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla

