• Reklam
Sayfa: 1 | Toplam: 4 1234 SonSon
36 sonuçtan 1 --- 10 arası gösteriliyor
  1. #1
    encyclopedia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2006
    Mesajlar
    2,529
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7

    Dİn'de EVLİLİK

    Evlilik bilgileri, müslümanların yazdığı yazılardan değil de piyasadaki dinsizlerin yazdığı kitaplardan öğrenilirse, bunlar dini ölçülere göre hazırlanmadığı için hattâ dini yıkmak hayayı yok etmek gayesiyle yazıldığı için insan yanlış yola girmiş olur.

    Evlenmek isteyenler, eşlerinin dinimizin bildirdiği ahlâka önem vermelidir. Dış görünüşe aldanıp da yanlış karar vermekten sakınmalıdır. Çünkü evlilik hayatına başladıktan sonra, geri dönmek zordur ve kötü huylu kimsenin, bundan sonra düzeltilmesi de kolay değildir.

    Aradığımız vasıfların çoğu karşı tarafta var ise, karar vermek için yeterli sayılabilir. Lüzumundan fazla ince eleyip sık dokuyan, kendine bir türlü aday beğenemiyen, kolay kolay evlenemez.
    Müstakbel eşler birbirinde aradıkları vasıfları bulurlarsa, sonraki devreler için iyi bir başlangıç teşkil eder. Bulunması zarurî lâzım olan vasıflar yoksa, (Ben seviyorum) diyen gençlerin, bu yolda şuursuzca hareketlerle ebeveynlerini üzmeleri çok yanlıştır. Ana-babaların da, aranan vasıflar var ise sebebsiz yere meselâ maddi menfaatler yüzünden gençlerin evlenmesine mani olmamalıdır.

    Aşırılıktan uza durmak gerekir. Dört dörtlük bir talip bulmak zor, hatta imkânsızdır. Unutmamalı ki, kusursuz dost arıyan dostsuz kalır; noksansız eş arıyan eşsiz kalır.

    Flörtten kaçmalıdır! Flört; kız ve erkeğin arkadaşlık kurmasıdır. Gerçekte evlenecek gençlerin böyle bir arkadaşlığa asla ihtiyaçları yoktur. Dînen de câiz olmayan bu arkadaşlığın, birçok mahzurları vardır. Flörtte bir tuzak vardır. Flörtte çok defa, kız, erkek tarafından kandırıldıktan sonra terkedilir. Flört, gençlerde gafilce tecrübelere yol açar. Bu tecrübelerin çoğu, kötü bir mâcerayla sonuçlanır. Ateşe atılanın yanacağını bilmesi başka, tecrübe için kendini ateşe atması başkadır. Yılan acaba nasıl sokar diye yılanla oynanmaz. Ateşle barut bir arada durmaz.

    Flört, akıl-mantık hislerini altüst eder. Flörtün en mühim özelliği de, sık sık arkadaş değiştirmektir. Kızı kandırıp terkeden erkek hâin, kandırılan kız da maskara durumuna düşer.
    Flörtte çok defa, iffet elden gider. Namuslu müslüman bir kız için bundan büyük felâket olmaz
    Flörtle meydana gelen tahrîk, gençleri huzursuz, rahatsız ve saldırgan hâle getirir.
    Flört, birçok gençleri serseri, müsrif ve perişan hâle sokar.
    Flört, gençler arasında aşağılık kompleksi, kıskançlık, kin, nefret, karamsarlık, düşmanlık, anarşi ve çeşitli rûhî bunalımlar doğurur. Hattâ intiharlara sebep olur.
    Flört arzusu, tenhada buluşmaya dâvet eder. Sonunda, birçok gencin başı belâya girer.

    Flörtte iş eğlenceye dökülünce, genç erkeğin güveni sarsılır. Önce kızı zorlar, arzusuna kavuşunca da kızı ayıplar, düşük karakterli diye ona hakaret eder. Genelde bu hissî eğlencelerden sonra hep soğukluk olur. Genç erkek, kokladığı çiçekten hemen doyar, sonra başka bir renk, başka bir çiçek arar. Artık bu sahne onu avutmaz, ondaki esrar, onu çeken câzibe, bağ ve düğümler çözülmüştür. O artık başka bir câzibe, daha esrarlı bir düğüm ister, başka bir eğlenceleri kovalar. Onun için bu hususta kız ve kadın, çok hassas olmalıdır.
    Bunları yazdık ama, gençlere bunlar manasız gelir. Çünkü birisine gönlünü kaptıran gence verilecek nasihat, deli saçması kabul edilir. Onun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz. Ne bâriz olayları gösterseniz görmez.
    Gençlere tavsiyemiz,. sâlih ana-babanın tavsiyelerine mutlaka uymalıdır! Ana-baba, oğlunun veya kızının evleneceği kişiye, evlatlarının gözü ile bakmaz. Acı tecrübelerin verdiği firâsetle bakar.

    İlişki konusunda çok kimse bilgisizlikten bunalımlara düşmektedir. Bunun için önce cimânın ne olduğunu iyi bilmek gerekir. İyi bilinmez ve yanlış yapılırsa huzursuzluk zamanla artarak ailenin yıkılmasına sebep olur. Bunun için bu mahrem bilgileri doğru öğrenip tatbik etmek gerekir.

    Nikâhtan sonra, zifaf (gerdek) gecesi, evlilik hayatının en mühim bir dönemidir. Eşler mümkün mertebe temizliğe riâyet etmelidir. Temiz ve güzel kıyâfet, ilk gecede etkili olur. Zifaf odası tenha, emniyetli bir yerde olmalıdır. Dâmadın, evlilik tecrübesi olan, güvenilir bir sağdıçın tavsiyelerinden istifâde etmesinde mahzur yoktur. Fakat, sağdıç olmasa da olur.

    İlk gecede şunlara özen göstermeliyiz ;

    Herşeyden önce, eşler birbirine çok samimî, nazik ve yumuşak davranmalı, sevgi ve şefkatla yakınlaşmalıdır. Erkek, eşini gerdeğe psikolojik yönden iyice hazırlamalıdır. Ona cesaret vermeli; endişelerinin yersiz olduğunu, onu da rahat bir atmosferde konuşturarak izah etmelidir. Eşini incitecek küçük davranış, hattâ imadan sakınmalıdır. Eşinin, özellikle bu gecede sevgi ve şefkat görmeye, iltifat işitmeye çok ihtiyacı olduğu bilinmelidir.

    Erkek aceleci ve kaba olmamalıdır. "Artık evlendik, ona istediğim gibi sahip olurum" gibi bir düşünce son derece yanlıştır. Cima, aşk oyunları sırasında meydana gelen bir olaydır. Temasa her iki tarafın da aktif şekilde katılması gerekir. Nitekim Resulullah efendimiz de bu hususa dikkat çekerek, erkeğin, eşinin haklarına da riayet etmesini istemiştir. Cinsî tatmin, kadının da hakkıdır.
    Genç kız da eşinin heyecan ve sevgisini paylaşmalı, kendisini ona tabiî ve fıtrî bir şekilde, isteyerek teslim etmelidir. Cimanın bir yaratılış vazifesi olduğunu düşünmeli, mânâ ve hikmetlerini hatırlamalı, sevgisine ve yaratılış özelliklerine güvenip, yersiz korku ve endişelerden sıyrılmalıdır.

    Düğünün stresli ve gergin ortamdan sonra eşler, uykusuz, yorgun düşebilir. Bu bakımdan cimaya çoğu zaman hazır olmazlar. Bu durumda, ilk cimanın günü tehir edilebilir. Bunun hiç mahzuru yoktur; aksine çok faydası olabilir.
    İlk gece, eşler için en meraklı heyecanların yaşandığı andır. Yıllar yılı beklenen, hasretle gözetlenen, genç kız ve delikanlının rüyâlarını süsleyen, sevinçli, tatlı ve heyecanlı bir zaman. Daha önce gayrı meşrû hayat yaşıyan bu duygudan mahrum kalır.
    Dâmad, tebessüm ve nezâketle içeriye girmeli, geline selâm vermeli ve onu tebrik etmelidir. Moral verici sözlerle gelinin gönlü alınmalı, heyecanını yatıştırmaya çalışmalıdır. Gelin de ona güleryüzle karşılık vermeli, lüzûmsuz somurtkanlık ve çekingenlik göstermemelidir.
    Bu gece, iki rek'at nâfile namaz kılıp duâ edilir. Gelinin ayağı bir leğende yıkanır, odanın köşelerine serpilir. Bugünlerde kavuşmanın şükrü ve gelecek günlerin saâdeti için, Allahü teâlâya duâ edilir. Bu arada, oturup, bir müddet sohbet etmelidir. Böylece, fazla heyecan atılmaya çalışılır.
    Her kız, bu ilk gecede, az-çok ürkeklik ve çekingenlik gösterir, utanır, sıkılır. İlk defa bir erkekle başbaşa buluşmanın, ona açılmanın utancını hisseder. Bu hâli, gayet tabiîdir, hoş karşılanmalıdır.

    Erkek kızı hiç sıkmadan ve zorlamadan, samimî bir yakınlık göstermeli, ürkekliğini gidermeye çalışmalıdır. Kız konuşmaktan, ona açılmakdan çekinse bile, erkek samimi sohbet ve yakınlığı sabırla sürdürmeli, onun gönlüne yavaş yavaş girmelidir. Kızın sessizce dinlemesi ve arasıra hafif karşılık vermesi de kâfidir.
    Damat, güler yüzle yaklaşmalı, gönül alıcı sözler söylemeli, iltifat etmeli, eşini kutlamalıdır. Bu tavır genç kızın heyecanının teskininde çok faydalı olur. Bütün mesele, öpüp okşıyarak kızı cimaya hazır vaziyete getirmektir! İlk gecenin değişmez bir ölçü olmadığı unutulmamalıdır. İlk gece yalnızca bir başlangıçtır. İlk deneme başarısız olabilir, bu normal kabul edilmelidir.

    İnancı gereği kadından uzak kalan erkek, çoğu zaman kadını yakından gördüğünde, veya dokunmasıyla hemen boşalabilir. Ümitsizliğe kapılmayıp, yarım saat kadar sonra ön hazırlıktan sonra, tekrar harekete geçilir. İkinci halde ilk heyecan geçip hemen boşalma olmayacağı için ön hazırlık daha rahat şekilde yapılabilir. Bu durum çok önemlidir. Bu durumu bilip kendilerini buna göre ayarlayan eşler rahat eder. Olduydu olmadıydı endişesine kapılmaz. Çünkü bu normal bir olaydır. Birkaç saat dinlenilebilir veya ertesi güne tehir edilebilir. Böyle bir durumda genç kız da durumu kabul etmeli, anlayışla karşılamalıdır.
    Temas başarıyla sonuçlanınca, erkek mutluluk hislerini eşiyle paylaşmalı, ona teşekkürlerini sunmalı ve bütün bir hayat boyunca saadetlerinin devamı için duâ etmelidir.
    Zifaf gecesinde kızda ürkeklik ve çekingenlik görüldüğü zaman, erkek, ilk karşılaşmanın normal bir neticesi olan bu hâli hoş karşılamalı, lüzumsuz telâş ve sabırsızlık göstermemelidir. İlk geceki kabalıktan doğacak ürkeklik, incinme ve tatsızlık, daha sonra uzun müddet silinmeyen etkisini gösterir. Bunun gibi, o gecenin sabır ve nezâketinin mükâfatı da sonradan görülür.

    Ön Hazırlık : Gerdek gecesinde diğer önemli husus da, ön hazırlığın gelini ürkütecek ve gönlünü soğutacak bir vaziyette olmamasıdır. Bunun için bir de, soyunma sırasında dikkatli olmak gerekir. Bir kere dâmâ, gelini kendi eliyle soymaya kalkması doğru değildir. Gelin ve dâmad, kendi kendine soyunmalıdır. Çırılçıplak soyunmak da uygun değildir. Ekseriya gelin, erkeğin karşısında ilk defa çıplak olarak görünmekten ve erkeği çıplak olarak görmekten dehşet ve sıkıntıya düşer.

    Soyunma sırasında, utanma duygularının korunması için, bu işin de perdelenmesi gerekir. Bunun için ya lâmba söndürülmeli veya az ışıklı gece lâmbası bulundurulmalıdır. Çıplak vücudla ortada görünmenin vereceği sıkıntıyı hesaba katmalıdır. Bu durum edebe de aykırıdır. Âişe vâlidemiz, (Ben Resulullahın edeb yerini görmediğim gibi, o da benim edeb yerimi görmemiştir) buyuruyor. Müslüman da bu sünnete uymaya çalışmalıdır!

    Bazı erkekler, zifaf gecesinde hem kendi vücudlarını teşhir eder, hem de kadını tamâmen soyarak, kaba ve hoyratça davranışlarıyla, gelini sıkıntı içinde bırakırlar. Bu çok yanlıştır.
    Soyunma olayında, ayakta büsbütün soyunmaya kalkışmamalı, yalnız üstteki kaba elbiseler çıkartılmalıdır. İç çamaşırları, yorgan altına girdikten sonra çıkarılmalıdır.

    İlk Temas : Zifaf gecesinde aşk oyunu önemlidir. Aşk oyunu nâzikâne, erkeğin gelini heyecana getirme tekniği mükemmel olduğu zaman, kadın ne kadar utangaç olursa olsun, yavaş yavaş eşine itimadı çoğalmaya ve rahatlamaya başlar. Ondan sonra teslimiyet duygusu artar, çekingenlik yerine arzu doğmaya başlar. Birçok gelini inciten ve ürküten şey, eşlerinin bu gece kaba ve anlayışsız davranmalarıdır. Henüz mahcûbiyet içinde bulunan bir gelini, evlilik hayatına yavaş yavaş alıştırılmalıdır. Dâmad, gelinde arzu uyandırma yollarını aramalı, utangaçlık hislerinden kurtulmasına yardımcı olmalıdır. Normal bir kadın, belki kocasının arzusunu tahrîk etmek için önce çekingen davranır. Aslında o, fethedilmekten hoşlanır. Fakat mukavemetin kaba bir şekilde kırılma teşebbüsünü asla hoş görmez. Bunun için güvey, nezâket, sabır ve incelik hususlarını asla gözden uzak tutmalıdır. Gelin de, hayatının belki en heyecanlı anlarını yaşayan eşinin başarısını baltalayacak davranışlardan, mümkün olduğu kadar kaçınmalıdır.

    Zifaf (gerdek) Engelleri : Zifaf gecesi, ciddî bir engelle karşılaşıldığı zaman, ilişkinin daha sonraki gecelere tehîr edilmesi gerekir. Meselâ kızın hayız hâli devam ediyorsa, beklemeyi tercih zarureti vardır. Esâsen gerdek gecesinin, kızın hayızdan temizlendiği zamana getirilmesi gerekir. Zifaf ilişkisinin de, illâ ilk gecede tamamlanmış olması gerekmez. Sabır ve anlayışla hareket edilirse, sonraki gecelerde güçlük ve engeller ortadan kalkar.

    azı erkekler, bu gece kapıldıkları aşırı heyecan sebebiyle, geçici iktidarsızlığa düşebilirler. Gerdek gecesi böyle bir olayla karşılaşılırsa, teşebbüsü birkaç saat geciktirmek veya sonraki gecelere bırakmak gerekir. Çünkü bu durum geçici bir başarısızlıktır; bir müddet sonra heyecan ve engellerin çözülmesiyle geçer. Duruma göre birkaç saat veya birkaç gece sürebilir.

    Zifaf engellerinin başlıcaları :


    Kızın aşırı ürkekliğ i: Bu durum, birçok kızların ötedenberi sâhib olduğu zifafın çok sıkıntılı geçeceği gibi bazı yanlış kanâatten dolayı olabileceği gibi, o gece erkeğin kaba bir "erkeklik" gösterisiyle, sabırsız, nezâketsiz ve hoyrat davranışlarından da ileri gelebilir.

    Erkeğin endişesi : Bazı erkeklerin, zifafta başarısız kalma endişesinin içlerinde yer etmesi, bu duygular içinde telâş ve heyecan göstermesi; ayrıca temas esnâsında "erken boşalma" hâliyle karşılaşmaları, geçici bir başarısızlık sebebi olabilir.
    Çeşitli etkiler: Birçok yerlerde görülen zifaf neticesini bekleme âdetlerinin, erkek üzerindeki psikolojik baskısı, zifaf mekânının elverişsiz, gürültülü ve görüntülü bir yerde oluşu, o anda kadında beklenmedik tatsız bir hâlin görülmesi, o kadına karşı duyulan sevgi, şefkat ve hürmet duygularının aşırı dereceye varması, geçici iktidarsızlık sebeplerine dâhildir.
    İşte bu gibi hallerle gerdekte cinsî başarısızlığa uğrayan, bunun geçici olduğunu idrâk edip, ilişkisini daha sonraki gecelere ertelemelidir.

    İlişki Safhası : Eşlerin ihtiyacına göre uzunca veya kısaca icra edilen başlangıç oyunlarından sonra, şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar. Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez. Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler.
    Temas safhasında en mühim mesele, erkeğin acele etmemesidir. Sabırla idâre etmesini bilmek, erkeğe düşen önemli bir vazifedir. Eğer erkek, kadının hâlini düşünmeden sâdece kendi zevki için davranırsa, bir-iki dakika içinde zevkin sonuna geliverir. Bu durum ise, henüz uyanmış olan kadının yarı yolda terkedip, sıkıntı içinde bırakır.
    O halde erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki "orgazm" durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır. Zevkin heyecanlı zirvesi olan orgazm seviyesine varıncaya kadar devam eden temas hâli de, sâkin ve ferah bir zevk hâlinde sürüp gider.

    Boşalma : İlişki zevkinin zirvesine çıkıldığı zaman, erkekte ve kadında cinsî boşalma olayı yaşanır. Buna inzâl (orgazm) denir. Orgazm ânında; malûm bölgelerde saniyelik aralıklarla ve yüksek bir zevk dalgasıyla, beş-on ritmik kasılma hâlinde, tazyikli bir cereyanla şehvet sıvıları boşanır. Hemen peşinden heyecan düşmesi ve çözülme başlar, vücudu tatlı bir yorgunluk ve rahatlık kaplar.

    Eşlerin tatmini : Cinsî yakınlıkta erkeğin tatmîn olmasında fazla zorluk yoktur. Birçok kadınlar, evlilik ilişkilerinde tatmîn edilmemiş, doyuma ulaşamamış durumda kalırlar.
    Gerçekte erkeğin cinsî başarısı ve eşini tatmîn için, fazla güçlü olmasına ihtiyacı yoktur. Erkeklik organının küçük olmasının da rolü yoktur. Biraz cinsî teknik ve normal erkeklik vasfını taşıyan, ilişkilerde gerekli faaliyet gücünü kendinde bulan her erkek, bunu başarabilir. Kadının zevk bölgesi yüzeye çok yakın olduğu için erkeklik organı normaldan küçük bile olsa, cinsi tatmine engel değildir.
    Evlilik hayatında pek az tatmîn olabilen, hattâ hiç olmayan kadınlar da vardır. Sık sık tatmînsiz bırakılırsa ve bilhassa iyice duygulanma safhasında temas kesilirse, kadının huzurunu kaçırır. Bu da, evlilik saâdetine zarar verir. Cinsî tatmînsizliğe mâruz kalan kadın, sinir gerginliğinin verdiği ızdırabla, çok zaman uykusuz kalır. Gittikçe erkeğiyle ilişkiden çekinmeye başlar; ona olan sevgi ve itimâdı sarsılır. Neticede sıkıntı, sinir bozukluğu ve bazı sabırsız kadınlarda ihânete yol açar. Bu durum devam ederse, evlilik hayatı tadını kaybeder. Erkeklerin pek çoğu, bu noktada gaflete düşer. Erkekleriyle geçinemeyen kadınların yüzde doksanı da, cinsî tatmîni bulamayan kadınlardır.

    İlişkide kadının boşalması ve tatmîni : Sık nefes, mahrem bölgede hafiften kasılmalar ve gevşeyip rahatlama gibi hâllerden belli olur. Bunlar sezilmiyorsa, onun tatmîn olmadığı bilinmelidir. Kadındaki bu hâlin en mühim sebebi erkeğin sabırsızlık ve dikkatsizliğidir. En önemli çâresi de, erkeğin ilişki tekniğini gerektiği kadar bilmesi ve dikkat etmesidir. Bu iş, evlilik hayatında zamanla kazanılan tecrübelerle gelişir. İlk safhada mükemmellik beklenmez.

    Orgazm olayı : En başta gelen problem budur. Bunu beceremiyen neticeye varamaz. Bunun için, damdan düşer gibi yapılan bir temas, kadın için büyük hayal kırıklığı ve tatminsizlik demektir.

    Cinsî temasın başarısında psikolojik yakınlık ve hazırlığın yanı sıra, uygun yer ve zamanın da büyük önemi vardır. Kaba olmadan, tatlı bir şekilde yapılan tenbihler mutlaka tesirli olur. Sabır, güven, anlayış, sevgi, şefkat. Bunlar uzun ömürlü ve mutlu bir evliliğin önde gelen şartlarındandır.
    Bu arada sık sık boşalma noktasına gelebilir. Böyle durumlarda, kendisi hareketi durdurur, eşinin de durmasını, hareket etmemesini söyler ve eşi de ona yardımcı olursa, erken boşalmayı önlemek mümkün olabilir. Sakinleştikten sonra, tekrar devam ederler. Sakinleşmenin, boşalmaya geciktirmenin başka bir yolu da, zihni başka yönlere kaydırmaktır. O anda hanımı ile beraber değil de, başka yerde, başka işlerle ilgilenmeli, zihnini dağıtmaya çalışmalıdır. Mesela, yarın yapacağı işleri düşünür. Geçmişteki hoşlanmadığı olayları düşünür.


    İlişki Zamanı : Aşk oyunları bir neşe, karşılıklı bir zevk ve istekle olunca, bunların verimi, zevk mahsûlleri de şen, sevimli, güzel olur. Bu zevk ânında olun çocuk, kadın-erkeğin her türlü his ve husûsiyetlerini kapar. Maddî-manevî her türlü yorgunluk, bu aşk üzerinde menfî bir tesîr yapar. Bu sebeble kadın-erkek, yorgun, hasta, üzgün iken bu zevk oyunlarından uzak kalmalıdır.

    Kan kaybeden, büyük bir sarsıntı geçirmekte olan kadın, bu zaman az çok rahatsız bilinmeli ve bilhassa ilişkilerden uzak kalmalıdır. Ay hâllerinde, erkekle bir araya gelmemelidir. Büyük günahlardandır. Ay hâlinde, kadının tenâsül yolları kanla dolgun, rahmin damarlarının ağzı açık, az çok bereli bir hâldedir. En titiz ve temiz olanlarda bile, bu yollarda sinsi bekleyen milyonlarca mikroplar vardır. Ay hâllerinde bunlar hemen süratle ürer, çoğalır, kuvvetlenir; fırsat kollar ve en ufak bir sebeple hemen bereli bulunan tenâsül uzuvlarına, rahim ve yumurtalıklara sarar. Bu ara vuku bulan cinsî yakınlık, mikropların her yana yayılmasına sebeb olur. Bu hâl kadını hasta eder. Devamlı olursa fazla kan boşanmalarına, bel ve kasık ağrılarına, ciddî birçok kadın rahatsızlıklarına sebeb olur. Sonra, âdet kanının kendine mahsus ağır bir kokusu vardır. Bu koku, pek temiz kadınların bile ter ve tenini kaplar. Bu kokudan kadın kendisi bile tiksinir. Bu sırada vuku bulan cinsî yakınlıkta, bu ağır koku erkeği de tiksindirir. Kadın bunları bilerek, temizliğe bu zamanda daha çok dikkat etmeli ve eş oynaşından hep uzak kalmalı, yakınlıkta bulunmamalıdır.

    Yanlış teknik : İlişkinin başında gerekli olan heyecanlandırma oyunları ihmâl edilirse, normal olarak kadının orgazmı gecikeceğinden, erkek elbette ki ondan önce inzâl durumuna gelecektir. Bunun için başlangıç oyunlarını gerektiği ölçüde yerine getirmek sûretiyle, aradaki mesâfeyi kapatmak mümkündür.
    Ayrıca erkekte idrar sıkıntısı varken temasa geçmek de, erken inzâle sebep olur. O hâlde ilişkiden önce abdest bozmak ve avret yerlerini soğuk suyla yıkamak da, inzâlin geciktirilmesinde yardımcı olur. Bir de kendini arada bir sıkmak sûretiyle, orgazmın hızlanması önlenebilir.

    Heyecan : Lüzumsuz telâş ve heyecan, erken inzâli kamçılar. Bu hâl, daha ziyâde zifaf gecesinde ve ilk temaslarda görülür. Merak ve heyecandan itidâlini koruyamayan erkek, erken boşalmayla o anda bir başarısızlığa düşebilir. Fakat bundan telâşlanmaya hâcet yoktur. Zifaf bahsinde belirtildiği gibi, bu olay o an için olağandır ve daha sonra normal dengesini bulacaktır. İlişkiden uzunca bir zaman uzak kalan eşler de, erken boşalmaya daha müsâid duruma gelirler.

    İktidarsızlık : Esas itibariyle, yaşı geçkin olmayan erkeklerin ereksiyon, yani organın sertleşme zorluğu çekmeleridir. Bunun bir biçimi de, ereksiyona geçme, ancak cinsel ilişkinin ortasında penisin yumuşamasıdır. Bu bozukluğun bazen penise kan iletimini düzenleyen prostat bezinden kaynaklanan fizyolojik bir temeli vardır. Ancak çoğunlukla nedeni fizyolojik değil, psikolojiktir. Bunun ölçüsü de, erkeğin, her sağlıklı erkekte görülen “sabah erken ereksiyonunda” bulunup bulunmadığıdır. Bulunabiliyorsa, iktidarsızlığın nedeni fizyolojik değil psikolojiktir.
    Başta kendine güvensizlik, suçluluk duygusu, eşinden bıkma gibi sebeplerle gelen, ancak çok çeşitli sebeplerin yol açabileceği iktidarsızlığın önemli bir kaynağı da alkol ve sigaradır. Öte yandan, yaşı ilerledikçe, erkeklerin penislerini hem dikelme açısı hem de ereksiyonda bulunabilme süresi, penisi sertleştiren damarların deformasyonu sonucu azalır.

    Erken boşalma aslında fizyolojik bir bozukluk değildir ve birçok durumda, erkek ile kadın arasındaki orgazm süresinin farkından kaynaklanan bir olgudur. Erken boşalan erkek, genellikle çok çabuk uyarılabilen ve çok hızlı bir ereksiyona sahiptir. Aşırı heyecan sonucu, daha soyunmaya bile fırsat bulamadan boşalan erkekler görülmüştür. Ancak, sahici bir bozukluk olmadığından, eşlerinin de anlayış göstermesiyle erken boşalan erkekler kendi kendilerini eğitebilirler. Burada önemli olan, aşırı uyarıcı durumlardan kaçınmak, sakin olmaya çalışmak ve cinsel birleşmeyi mümkün olduğu kadar yavaş yavaş hareketlerle gerçekleştirmektir.

    Hanıma arkadan yani dübüründün yaklaşmak büyük günahtır. Hadîs-i şerîfde (Hanımına, arkadan yaklaşan melundur) buyuruldu. Cima'dan sonra bir parça uyumalıdır.

    Resûlullah efendimiz Hz. Alîye, Hz. Fâtımâ ile evlendiklerinde şu tavsiyelerde bulunmuştur:

    -Yâ Ali! Gelin eve gelince onun ayaklarını yıka, suyunu evin her köşesine saç. Böylece Allahü teâlâ bu evden 70 türlü fakirliği çıkarır ve 70 türlü bereketi eve sokar, 70 rahmet indirir. Gelinin bereketi evin köşelerine kadar girer. Gelin cüzzâm, delilik ve diğer hastalıklardan emîn olur. Geline ilk hafta yoğurt, ayran, sirke, turşu ve ekşi yemek verme! Bunlar çocuk olmasına engel olur. Sirke yiyen kadının hayz görmesi zahmetli olur ve temizliğe uzar. Ekşi elma yemek hayz kanını keser. Bu da başka bir hastalık meydana getirir.

    - Başka bir kadın şehvetiyle ehline yaklaşma!

    - Perşembe günü öğleden önce hanımına yanaşırsan, hâsıl olan çocuğa şeytan, ölünceye kadar yanaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmetde olur. Cum'a gecesi ve günü hanımına yaklaşırsan meydana gelecek çocuk hâfız-ı Kur'ân veyâ hatîb veya vâiz olur. Alim olup, dindarlığı ile tanınıp, meşhûr olur.


    BOŞANMAK


    Boşamak için kullanılan kelimeleri erkeğin hanımına karşı söylemesi ile talâk yani boşama hâsıl olur.

    Boşamak için kullanılan sözler iki çeşittir: Açık sözler ve kinayeli sözler.
    "Sen benden boş ol", "Ben seni boşadım", gibi sözler açık sözdür. Bu sözler, şaka olarak veya şaşırarak da söylediği anda, manasını bilmese bile, boşamış olur.

    "Seni bıraktım, seni terk ettim" kelimeleri açık söz kabul edilir. Bir veya iki defa böyle açık sözle boşamaya, yani geri dönüşü mümkün olan boşamaya talak-ı rici denir. Ama yine de üç haktan biri gitmiş olur.
    Bu sözlerden herhangi biri bir defa söylendiğinde, pişman olunmuş ise, eski nikaha dönmek niyetiyle hanımının elini tutar veya öperse, tekrar nikah yapmadan iki bağ ile evliliğe devam eder.

    Evlilikte üç bağ vardır. Yani, boşama sözleri üç defa tekrarlanırsa, "seni boşadım, boşadım, boşadım" derse, veya "seni üç defa boşadım" derse üç bağı birden koparmış, geri dönüşü olmayacak şekilde boşamış olur. Böyle üç kere boşayınca talakı rici, talakı baine dönmüş olur.
    "Babanın evine git!", "Defol git!", "Cehenneme git!", "Senin kocan değilim artık", gibi, başka manalarda da kullanılan sözler kinayeli, kapalı sözlerdir. Bu sözler, boşamak niyeti ile söyleyince boşamış olur. Buna bain talak yani iddet müddeti içinde geri dönüşü olmayan kesin boşamaya denir.
    Bu şekilde boşamada, iddet müddeti geçip yeniden nikah yapılmadıkça bir araya gelinemez.
    Böyle gençliği sömüren ve kültürünü geçmişini unutturan bir misyonerliği üstlenen medyanın terör'den binlerce kat daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

    Lütfen terörün katlettiği şehitlerimizi düşündüğümüz kadar, televizyonun yok ettiği gençliğimizi de düşünelim..


    Herşeyi benden iyi biliyor olabilirsin ama senin hiç bilmediğin birşeyi biliyorum...

  2. #2
    QUEEN mernes adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    20-02-2005
    Mesajlar
    44,521
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    25
    paylaşımın için çok sağol canım sen dini boyuttan konuyu ele almışsın bakalım bu seferde bazı arkadaşlarımızda aynı tepkiyi vereceklermi acaba
    herkesin okumasını tavsiye ederim ben ellerin dert görmesin


    TÜRKYAŞAM
    FENERBAHÇELİLE

    Hep DESTEK
    Tam DESTEK!!



    Benimle onun arasında kaldıysan, onu seç!
    Çünkü beni gerçekten sevseydin, beni seçenek yapmazdın.

  3. #3
    ESteem adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    27-12-2003
    Mesajlar
    1,354
    Karizma Gücü
    0
    Güzel bilgiler teşekkür ederim...
    Doğa ağlıyor !

    ''Yaşlı dünyanın genç insanları! Gelin hep bir elden, hep bir yürekten temiz bir dünya yaratalım.''

    |'♥'ЄS-ЄS'♥'|Eskişehirliler|~Yeşil Barış~|
    ���

  4. #4
    encyclopedia adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-04-2006
    Mesajlar
    2,529
    Hediyelerim
    Karizma Gücü
    7
    DİNDE EVLİLİK NEDİR?


    Sual: Günümüzde evlilik zararlı mı? Evlilikte dikkat edilecek hususlar nelerdir?


    Evlenmenin fayda ve mahzurları, şahıstan şahısa göre değişir. Kimisi için evlenmek dünya ve ahıret saadetine sebeptir. Kimisi için ise mahzurlu olabilir. Birisiyle nikahlanmak isteyen, birkaç defa istihare etmeli, Hak teâlâya sığınmalı, nefsin ve kötü kimselerin araya katılmasından korunmak için, yalvarmalıdır.

    Evlenmenin faydalarından birkaçı şunlardır :

    1- Evlilikten çocuk olabilir. Evladı salih olursa, kendisi için duâ eder. Onun sebebiyle birçok nimetlere kavuşur. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Öldükten sonra sevabı kesilmiyen iyi işlerden biri de, salih evlat yetiştirmektir. Ana-babası öldükten sonra böyle evladın ettiği duâlar, ana-babasına ulaşır.) [Müslim]
    Çocuk, ana-babasından önce küçükken ölür, ebeveyni de bu acıya katlanırsa, çocuk onlara şefaatçı olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Çocuğa Cennete gir, denir. Öfke ile "Ana-babamı almadan girmem" der. Sonra ana-babası ile Cennete girer.) [Nesâî]

    2- Evlenmeyen kimse, gözünü haramlardan koruyamıyabilir. Evlilik, şeytanın kötülük yapmasından uzaklaştırabilir ve dinini korumaya yardım edebilir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Evlenen, dininin yarısını korumuştur. Artık diğer yarısını korumak için de Allaha karşı gelmekten sakının!) [Taberânî]
    (Şükreden kalbe, zikreden dile ve ahiret hususunda size yardımcı olacak saliha bir hanıma sahip olmaya çalışın!) hadis-i şerifinde hanımın, zikir ve şükürle beraber buyurulması, saliha hanımların bir nimet olduğunu göstermektedir. Dinini korumakta yardımcıdır. [Tirmizî]
    Hz. Ömer buyurdu ki: (İmandan sonra, iyi bir hanımdan daha büyük nimet yoktur.)

    3- Kadınların huysuzluklarına ve onların ihtiyaçlarını temin için sabretmek, üstün ibâdetlerdendir. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Günahlardan bir günah vardır ki, ailesinden çektiği sıkıntıdan başka birşey ona kefaret olmaz.) [Taberânî]

    Kötü kadınlar arasına düşerek, nefsine aldanıp haram işlemekten korkan gencin, afif, temiz müslüman bir kız bulup evlenmesi farz olur. Böyle sıkışık durumda olmayan genç, ilim ve ahlâk edinmek için çalışıp kadınlara ait özel bilgileri öğrendikten sonra evlenmelidir. Çoluk çocuğuna helalden nafaka kazanmaktan aciz olanın evlenmesi doğru olmaz.
    Müslüman bir gencin önce dinini iyice öğrenmiş olması gerekir. Ondan sonra sünneti yerine getirmek niyetiyle evlenebilir. Edebi, hayâsı, ahlâkı güzel olan, dinini, imanını, İslâmın şartlarını öğrenmiş, İslâmiyete uyan, sokakta dinin emrettiği şekilde giyinen bir kızla nikahlanmalıdır! İffet sahibi, dinini kayıran bir kız aramalıdır! İlla da (Malı çok, güzel bir kız olsun.) dememelidir! Mal için, güzellik için iffeti ve salahı elden kaçırmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kadın, ya malı için veya güzelliği için, yahut da dini için alınır. Siz dini olanını alınız! Malı için alan malına kavuşamaz. Yalnız güzelliği için alan, güzelliğinden mahrum kalır.) [Müslim]

    Din ile güzelliğin birlikte bulunması çok iyidir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Güzelliği ve malı için bir kadınla evlenen, ikisinden de mahrum kalır. Dini için evlenene, mal ve güzellik de verilir.) [Taberânî]
    Nikahtan önce kızı görmek sünnettir. (Görmeden olan evliliğin sonu, üzüntü ve pişmanlıktır) hadis-i şerifi, nikahtan önce kızı görmenin önemini bildirmektedir.
    Evliliğin külfetleri çoktur. Ailenin ve çocukların mesuliyetleri vardır. Her babayiğit bu mesuliyetlerden kurtulamaz. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (İkinci asırdan sonra insanların en hayırlısı, gailesi az ve çoluk çocuğu olmayandır.) [Ebu Yala]
    (Gün gelir, kişinin helakı, hanımının, ana-babasının ve çocuklarının elinden olur. Bunlar onu, fakirlikle ayıplar. Gücünün yetmediğini kendisinden isterler. Kişi bu sebeple tehlikeli işlere girer ve dini gider, helak olur.) [Beyhekî]

    Evliliğin külfetlerinden bazıları şunlardır :

    1- Helal nafaka temininde güçlük çeken kimse, harama sapar ve kendini helake sürükler. Bekar olursa kendini geçindirmesi daha kolay olur.

    Kıyamette insanın ilk hasmı aile efradıdır. Derler ki: (Ya Rabbi, bundan hakkımızı al! Biz bilmiyorduk. O bize haram yedirdi.) Çoluk çocuğun hakkı alınır. Sadece mal bakımından değil, ilim bakımından da aile efradını cahil bırakmamalıdır! Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kişi, ehlini cahil bırakmaktan daha büyük günahla huzur-i ilahiye çıkamaz.) [Deylemî]

    2- Ailesiyle hoş geçinememek, kötü huylarına sabredememek felakettir. Çünkü erkek çoban gibidir, âmir gibidir, maiyetinden mesuldür. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
    (Kişiye, tekeffül ettiği kimseye bakmaması günah olarak yeter.) [Nesâî]
    Allahü teâlâ, kendimizi ve aile efradımızı Cehennemden korumamızı emrediyor. Hâlbuki insan kendini korumaktan aciz iken, mesuliyeti altındakileri nasıl koruyabilir? Geçimsiz, sinirli kimseler hanımlarının kötü huylarına sabredemeyeceği için evlenmemeleri daha uygun olur.

    3- Çoluk çocuk kalbi meşgul edebilir. Kendisini ibâdetten alıkoyabilir. Ebu Süleyman-i Darani hazretleri buyurdu ki: (Bekarlığa dayanmak, ailenin çilesine dayanmaktan daha hayırlı, onların eziyetine katlanmak, Cehennem ateşine dayanmaktan daha hayırlıdır.)

    Güzel ahlâka sahip olan, helal nafaka kazanabilen, hanımını üzmeyecek olan, evlenmesi ibâdetine mani olmayan kimsenin evlenmesinde mahzur yoktur. Helal nafaka kazanması zor ise, geçimsiz ve huysuz ise, evlenmesi hayırlı işlerine mani oluyorsa evlenmesi mahzurlu olur.

    Evlenecek kızlara tavsiyeler

    Erkek için de, kadın için de iyi geçinmek fedakârlık ve sabır ister. Külfetsiz nimet olmaz buyurmuşlardır.
    İyi geçinmek için, sıkıntılara katlanmak ve her zaman kendini haklı görmemek gerekir. Ben haklıyım demek geçimsizliğe yol açar.
    Tecrübeli müslüman annenin, asırlar önce kızına verdiği nasihat şöyle:
    Doğup büyüdüğün, yıllarca yaşadığın bir yuvadan çıkarak, yabancı bir yere, gideceksin, huyunu suyunu bilmediğin bir arkadaşla yaşayacaksın. Sen ona yer ol ki, o sana gök olsun! Sen ona ev ol ki, o da evin direği olsun! Sen ona cariye ol ki, o da sana köle olsun!
    Ona sıkıntı verme ki, sevgisini azaltmasın! Ondan uzak kalmaya çalışma ki seni unutmasın!

    Onun burnunu, gözünü ve kulağını koruyasın ki, gözü senden başkasını görmesin, senden başkasını koklamasın, senden daima güzel şeyler işitsin!
    Devamlı evde oturmaya gayret et, ev ve el işleriyle meşgul olmaya çalış!
    Komşularınla iyi geçin, onlardan gelecek sıkıntılara katlan! Bilhassa komşular arasında laf getirip götürme! Dedikodudan son derece kaç! Namazlarını vakit girer girmez kıl!

    Yiyecek içecek hususunda beyin ne getirirse onunla kanaat et ve şunu bunu alamıyoruz diye asla şikayette bulunma! Kocanın hakkını kendi hakkın üzerine tercih et! Kocanın akrabalarının hakkını da önde tut! İntizama ve temizliğe çok dikkat et!

    Yeni evlenen kızıma nasıl nasihat edeyim?

    Aşağıdaki mektup, tecrübeli bir annenin kızına yazdığı nasihatlerdir:
    Yavrum! Şimdi sana kırk yıllık evliliğimin tecrübelerine dayanarak bazı nasihatlerde bulunacağım. Bu nasihatlerime uyarsan dünyada mutlu bir ömür geçirdiğin gibi, âhırette de ebedî saâdete ulaşırsın.
    1 - Kanaatkâr ol! Yâni, kocan tarafından getirilen yiyecek ve giyecek herşeyi memnuniyetle kabul et! Çünkü, kanaat, kalbi huzûra kavuşturur.
    2 - Söylenenleri dâima iyi dinle ve kocanın meşrû emirlerine itaat et!
    3 - Evin ve her şeyin her zaman, temiz, muntazam ve düzenli olsun!
    4 - Eşinin yemek saati ile uyku saatine dikkat etmelisin! Açlık insanı huysuz eder, uykusuzluk ise, öfkelendirir.
    5 - Evinin mallarını ve eşyasını iyi koru! Yaptığın işleri, iyilikleri başa kakma! İyiliğe karşı iyilik çabuk unutulur, fakat kötülüğe karşı yapılan iyilik unutulmaz.
    6 - Eşinin yakınlarına güzel muâmelede bulun! Kocanın hatâlarını, yalnız iken, yumuşak bir şekilde söyle!
    7 - Kocanın sırlarını hiç kimseye söyleme! Karı-koca arasındaki sırlar kabre berâberlerinde gömülmelidir.
    8 - Eşinin üzüntüsünü ve neşesini paylaş! Ona her yönüyle iyi bir hayat arkadaşı ol! Yalan, yuvayı içten içe yıkan bir kurttur.
    9 - Aranızdaki problemleri kendiniz hâlledin! Sakın bunları, bize ve başkasına taşıma! Kimseden medet umma!
    10 - Kocandan, almakta zorlanacağı, gücünün yetmeyeceği şeyleri isteme!
    11 - Kadının güzel huylusu, eşine Cennet nîmetidir. Sen kocana Cennet nîmeti ol! Azap çektirme!
    Bunları yapabilmen, ancak, onun isteklerini kendi isteklerine, onun rızâsını kendi arzularına tercih etmenle mümkün olabilir. Hep kendi istek ve arzularını ön plâna çıkartırsan, bu nasihatleri tutman mümkün olmaz.

    Bir genç kızın mektubu

    1976 doğumluyum. Liseyi bitirdikten sonra, dinimi öğrenmeye başladım. Tesettüre riayet ederek bir işyerinde çalışıyorum. Çevrem dinî bilgilerden çok mahrumdur. Maalesef namaz kılan hiçbir gence rastlamadım.
    Benimle evlenmek isteyenlerin hiçbiri salih değil, en hafifi fâsıktır. Bu fâsıklardan biri, (Ben kesinlikle namaz kılmam. Hem dinde zorlama yok ki...) diyor. Bir başkası da, (Acelesi yok, evlenince namaz kılarım) diyor. Böyle bir kimsenin yalan söyleyip söylemediğini nereden bileyim?
    Zenginlik ve tahsil aramıyorum. Sadece namaz kılması kâfidir. Bir hata yapıp kötü biriyle evlenerek, ebedî felakete düşmekten korkuyorum. Bekâr olarak ölmek de istemiyorum. Çünkü bekâr olarak ölmenin büyük günah olduğunu biliyorum.
    İslâmiyeti yaşayan birisi çıkıncaya kadar evlenmemeye yemin ettim. (Evlenince namaz kılarım) diyen birisine, evet demek, yeminimde durmamak olur mu?

    Mektup'a Cevap

    Buna benzer mektuplar, erkeklerden de geliyor. Erkekler de şikayetçidir. Birçok erkek, evlenecek uygun kız bulamıyor, kızlar da uygun erkek bulamıyor. Halbuki uygun olan erkek de, kız da var. O hâlde bu işte bir eksikliğin olduğu meydandadır Şimdi mektuba cevap verelim:
    Namaz kılmamak çok büyük günah ise de, namaz kılmayana kâfir denmez. Fakat, İslâm âlimleri, (Ben kesinlikle namaz kılmam) diyenin kâfir olacağını, müslüman kızın, kâfirle evlenemiyeceğini bildiriyorlar. (Hadika, Birgivî)
    (Evlenince namaz kılarım) veya (Evlendikten sonra kapanırım) gibi sözlere aldanmamalıdır! Halep orada ise arşın burada... (Namazı niçin evlendikten sonraya bırakıyorsun? Samimi isen şimdi kıl) demelidir!
    Eğer birkaç ay, yalnız iken de namazını aksatmadan kılabilirse, mesele yok demektir. Gösteriş için hiç kimse, devamlı namaz kılamaz. Hile olarak namaz kılan, insanların olmadığı yerde kılmaz. Bunun için isteyerek namaz kılıp kılmayan kolay belli olur.
    (Dinde zorlama yok) demek, kâfir olan birisi, müslüman olmaya zorlanamaz demektir. Fakat müslüman olanın belli görevleri vardır. Müslümanım diyenin namaz kılması şarttır. Çünkü namaz, İslâmın beş şartından biridir.
    Namaz kılmayan birisi ile, ileride kılar ümidiyle evlenmek çok yanlıştır.
    Şir’atül islâm kitabındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
    (Kızını fâsıkla evlendirenin duâsı ve ibadetleri kabul olmaz.)
    (Fâsık erkekle evlenmeye razı olanın, kabrinden kalkarken, alnında, “Allahın rahmetinden ümidini kesmiş” yazısı bulunur.)
    (Şefaatime kavuşmak istiyen, kızını fâsıkla evlendirmesin!)

    Bekârlık sultanlık mıdır?
    Bu konudaki hadis-i şeriflerden biri de şöyledir:
    (Kızını fâsıkla evlendiren, Allahü teâlânın emanetine hıyanet etmiş olur. Emanete hıyanet eden de Cehenneme gider. Kızını fâsıkla evlendiren, melundur) buyuruldu. (S. Ebediyye)
    [Fâsık, açıktan günah işleyene denir. Mesela namaz kılmayan, tesettüre riayet etmeyen fâsıktır.]
    Bekâr olarak ölmenin büyük günah olduğunu nereden duydunuz?
    Bekâr olarak ölmek küçük günah bile değildir. Hattâ ahir zamanda çoluk çocuk sahibi olmamak daha iyidir.
    İmam-ı Gazalî hazretleri buyuruyor ki:
    Peygamber efendimiz, bir hadis-i şerifinde, (İkiyüz yılından sonra, sizin en iyiniz, hafîfülhâz olandır) buyurdu. Hafîfülhâz nedir, dediklerinde, (Hanımı ve çocuğu olmıyandır) buyurdu. (Ebu Ya’lâ)
    Bişr-i Hafî, Bayezid-i Bistamî, Ebül-Hüseyn Nuri [ve Rabia-i Adviyye] gibi büyük âlimler bekâr idi. Hicretin ikiyüz yılından sonra gelenler arasında, bunların ve bunlar gibi olanların şeref ve üstünlüklerini, bu hadis-i şerif bildirmektedir. (İhyâ)
    İmam-i Gazalî hazretlerinin bu bildirdiklerine uyup, salih biri çıkmadıkça evlenmemelidir.
    Bekâr olarak ölmekten de korkmamalıdır! Rabia-i Adviyye hazretlerine, Hasan-i Basrî hazretleri gibi evliyâ zatlar, evlenme teklifinde bulunduğu hâlde, bu hanım evliyâ evlenmemiş, bâkire olarak ölmeyi tercih etmiştir.
    Kötü birisiyle evlenirseniz yemininizi bozmuş olursunuz.

    Gerçek kimlik evlendikten sonra!

    Flört döneminde, gençler açık vermemeye çalışır. Nâzik, uysal görünür. Evlendikten sonra, gerçek kimliği ortaya çıkar. (Dîni bilmiyor, namaz kılmıyor, fakat ben onu düzeltirim) diyorsunuz. Evlenince kimin kimi düzelteceği o zaman belli olur. Mâdem yaşınız küçük, önce ona din kitapları verin. Okusun, dînini öğrensin! Namaz kılmaya da başlasın. (Evlenince hepsini yaparım) demesine itibâr edilmez. Babanızın dediği gibi, şu anda onunla evlenmek uygun değildir. Dînimizde böyle kimseye fâsık denir. Kızı dengine vermek lâzımdır. Dengi demek, zengin olmak, maaşı çok olmak demek değildir. Dengi olmak, erkeğin sâlih müslüman olması, Ehl-i sünnet itikâdında olması, namaz kılması, içki içmemesi, yanî İslâmiyete uyması ve nafaka kazanacak kadar iş sâhibi olması demektir. Bu vasıftaki bir erkekle evlenmeyen kız, kendini felâkete sürüklemiş, Cehenneme atmış olur.
    Şir’a’daki hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    (Kızını fâsık bir erkekle evlendirene, her gün bin la’net iner, onun ameli ve duâsı kabûl edilmez.)
    (Şefâ’atime kavuşmak isteyen, kızını fâsıka vermesin!)
    Fâsık, dinsiz demek değildir. Açıktan günah işleyen kimse demektir. Fâsıkla evlenmek bile uygun değilken, dinsiz ile evlenmek asla caiz olmaz.
    Anne ve babalar, kızlarını fâsıkların, kötü kimselerin bulunduğu yere göndermemeliler. Onlar orada, uygunsuz, hatta dinsiz insanlar ile tanışabilirler. Böyle yapıp, başlarına felaket gelince, (Şimdi suç bizde mi) diyen anne babalara, elbette suça sebep sizsiniz diyoruz.
    İslâm dinine göre müslüman olmadan evlenilmez. (Evlenince müslüman olurum) veya (Evlenince namaz kılarım) gibi sözlere itibar edilmez.

    Sıkıntılı genç kız

    Radyodaki spikere, tv’deki sunucuya gönlü düşen ne yapmalıdır? Böyle birisine gönlüm düştü. Ondan başkasını gözüm görmüyor. Bunun doğru olmadığını da biliyorum, bu sıkıntıdan kurtulmak için ne yapayım? Ne derseniz yapacağım.

    Birisine gönlünü kaptıran genç, kendisine verilecek nasîhatı, deli saçması kabûl eder. Onun için Peygamber efendimiz, (Sevgi insanı sağır ve kör eder) buyurmuştur. Sağıra ne anlatsanız duymaz, köre de ne gösterseniz görmez. Adresiniz olsaydı, özel birkaç tavsiyemiz olurdu.

    Radyodaki spikere, tv’deki sunucuya gönlü düşen ne yapmalıdır? Tabîr câizse, feleğin çemberinden geçmiş, acı tecrübeler kazanmış, his değil, aklı ile karar veren müslüman yaşlı kimselerin nasîhatlerine kulak vermek gerekir. (Bu sıkıntıdan kurtulmak için ne derseniz yapacağım) diyorsunuz. Onu hatırlatacak şeylerden uzak durmalı, onun kanalını hiç açmamalıdır. Gözden uzak olunca, gönülden de uzak olur. Tecrübeler gösteriyor ki, bu cins ateşler, zamanla külleniyor. (Ondan başkasını gözüm görmüyor) deseniz de, daha başkalarını göreceğiniz günler gelir. Onlar için de aynı şeyleri söylersiniz. Ana-babanızla ve kardeşlerinizle iyi geçinmeye çalışın! Kendinize faydalı bir meşgale bulun! Bir işi olan kimse, başka işleri unutabilir. Bu yaşta, genelde çok kimse, sizin gibi olur. Çok gençsiniz, birkaç sene sonra bu hâlinize gülecek ve belki de bize hak vereceksiniz.

    Eşini kıskanmak

    Sual: Karı-kocadan birinin eşini kıskanmasında bir sakınca var mıdır?


    Sosyetik çevrelerde kıskanmayı ayıp gibi, çağ dışı gibi göstermeye çalışıyorlar. Gayûr olmak, yanî nâmûsunu korumak için, meşrû hudutlar içinde kıskançlık göstermek dînimizin emridir.
    Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    (Mü’min gayûr olur. Allahü teâlâ ise daha gayûrdur.) [Müslim]
    (Allahtan daha gayûru yoktur ve bunun için fuhşu yasaklamıştır.) [Buhârî]
    (Nâmûs gayreti îmândan, kadın-erkek bir arada eğlenmek de nifâktandır.) [Deylemî]
    Nâmûsunu kıskanmayana deyyûs denir. Deyyûslar için hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:
    (Allahü teâlâ, Cenneti yaratınca, “Cimri, sana giremez, deyyûs senin kokunu bile duyamaz” buyurdu.) [Deylemî]
    (İçki içene, ana-babasına âsi olan kimseye ve deyyûsa, Cennete girmek harâmdır.) [İ.Ahmed]

    Bu büyük günâhları işleyen kimsenin zerre kadar da olsa îmânı varsa, günâhlarının cezâsını çektikten sonra Cennete gider. Fakat günâhlar insanı küfre sürüklediği için, bu günâhlara devam etmek büyük felâkete yol açar. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Bir an önce tövbe edip günâhlardan sıyrılmalıdır. Tövbe eden, hiç günâh işlememiş gibi olur.

    Dinimizde ırk ayrımı yoktur

    Sual : Tesettüre riayet eden, namazlarını kılan müslüman bir çingene kızıyım. Müslüman bir Türkle evleneceğim. Fakat babam, ırk ayrımı yapıyor, (ileride sorun çıkar diyor). Dinimizde ırk ayrımı var mıdır?


    Dinimizde ırk ayrımı yoktur. İkiniz de İslamiyetin emirlerine uyduğunuza göre, hiç bir sorun çıkmaz. Evlenmeniz çok iyi olur.

    Sual- Çingenelerle evlenilmesi ve onlarla aile kuran kişiye Allah lanet ettiği söyleniyor..

    Öyle bir şey yok. En azılı kafir dahi tövbe edince müslüman olur. Makbul bir kul olur.


    Kaynaklar :
    Dini sual cevap, din hocası evlilik
    Hz. Muhammed ve hadisleri
    Böyle gençliği sömüren ve kültürünü geçmişini unutturan bir misyonerliği üstlenen medyanın terör'den binlerce kat daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

    Lütfen terörün katlettiği şehitlerimizi düşündüğümüz kadar, televizyonun yok ettiği gençliğimizi de düşünelim..


    Herşeyi benden iyi biliyor olabilirsin ama senin hiç bilmediğin birşeyi biliyorum...

  5. #5

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    "Resûlullah efendimiz Hz. Alîye, Hz. Fâtımâ ile evlendiklerinde şu tavsiyelerde bulunmuştur:

    -Yâ Ali! Gelin eve gelince onun ayaklarını yıka, suyunu evin her köşesine saç. Böylece Allahü teâlâ bu evden 70 türlü fakirliği çıkarır ve 70 türlü bereketi eve sokar, 70 rahmet indirir. Gelinin bereketi evin köşelerine kadar girer. Gelin cüzzâm, delilik ve diğer hastalıklardan emîn olur. Geline ilk hafta yoğurt, ayran, sirke, turşu ve ekşi yemek verme! Bunlar çocuk olmasına engel olur. Sirke yiyen kadının hayz görmesi zahmetli olur ve temizliğe uzar. Ekşi elma yemek hayz kanını keser. Bu da başka bir hastalık meydana getirir.

    - Başka bir kadın şehvetiyle ehline yaklaşma!

    - Perşembe günü öğleden önce hanımına yanaşırsan, hâsıl olan çocuğa şeytan, ölünceye kadar yanaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmetde olur. Cum'a gecesi ve günü hanımına yaklaşırsan meydana gelecek çocuk hâfız-ı Kur'ân veyâ hatîb veya vâiz olur. Alim olup, dindarlığı ile tanınıp, meşhûr olur.

    Deli saçması. Okuması yazması olmayanın tavsiyesi ancak böyle olur. Hastalığa deve sidiği önerir.

    Muhammet bir gün halkı meydana toplar başlar konuşmaya. " Kıyamet yaklaştı der. " Bunun üzerine amcası Ebu Lehep bire cahil bizi bunun içinmi çagırdın der. Çeker gider.

    Kıyamet günü o zaman yaklaşmış ama ( Muhammede göre ) hala bir şey yok. Belki bir milyar yıl sonra . Yerin mağnetizması bittiğinde.

  6. #6
    abdullahbirisi adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    31-10-2005
    Mesajlar
    1,775
    Karizma Gücü
    7
    directsoz çok bilmeden konuşuyorsun ama çok.
    Kıyamet meselesindeki hadis hakkında fazla bir bilgi yok.
    Acaba peygamber kıyamet hakkında dediğini biliyormusun
    4473 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

    "Sizden önce geçen ümmetlere nazaran sizin bekânız, ikindi vakti ile güneşin batması arasındaki müddet gibidir. Tevrat ehline Tevrat verildi, onlar gün ortasına kadar onunla amel ettiler. Daha fazla devam etmekten aciz kaldılar. Onlara kîrat kîrat ücretleri verildi. Sonra Ehl-i İncil'e İncil verildi. Onlar da ikindi namazına kadar çalıştılar. O zaman onlar da âciz kaldılar, kîrat kîrat onlara da ücretleri verildi. Bize ücretimiz ikişer kîrat, ikişer kîrat verildi. İki kitap mensupları:

    "Ey Rabbimiz, sen bunlara ikişer kirat, ikişer kirat olarak verdin. Halbuki bize birer kirat, birer kirat vermiştin. Halbuki biz, amel yönüyle onlardan ileriyiz!" dediler. Allah Teâla Hazretleri:

    "Ben ücretlerinizde bir haksızlık yaptım mı?" buyurdu. Onlar "Hayır!" dediler.

    "Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm" buyurdu."

    Buhari, İcare 8, 9, Mevakitu's-Salat 17, Enbiya 50, Fezailu'l-Kur'ân 17, Tevhid 31, 47; Tirmizi, Emsal 7, (2875).


    Evet anlayan için vakit yaklaştı ne demek görülüyor..Anlamayana ay da gözlerinin önünde yarılsa, büyü der
    1970’li yıllardan itibaren yükselen bir trend izleyen dünya altın madenciliğinde,
    epitermal, porfiri ve listvenit tipi yataklardan yapılan üretim çok büyük önem
    kazanmıştır. Batı Anadolu’nun epitermal cevherleşmeler açısından önem taşıyan
    jeotermal sistemler bakımından zengin olması, ayrıca, epitermal altın yataklarının iz
    elementi olarak önem taşıyan Sb-As-Hg cevherleşmelerinin yaygın olması; Doğu
    Karadeniz
    bölgesindeyse, altın yatakları açısından önemli olan masif sülfit ve porfiri
    yataklarının bulunması; Orta ve Doğu Anadolu’da listvenitlerle yakından ilgili
    ofiyolitlerin geniş alanlar kaplaması, topraklarımızın, altın oluşumlarının yerleşmesi
    için jeolojik açıdan çok elverişli olduğunu göstermektedir.

  7. #7

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    ""Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!.."
    Kızılderili Şef Seatle'a "

    Şefin kerameti de yalan. batıda medeni üğlkelerde doğaya o kadar çok ilgi ve saygı varki. Sen bizim gibi cahil müslümandan kork.

    "Evet anlayan için vakit yaklaştı ne demek görülüyor..Anlamayana ay da gözlerinin önünde yarılsa, büyü der"

    Yaklaşan kıyamet vakti henüz gelmedi. Muhammet bir iki yıl gibi bakıyordu ama bitmedi bu iki yıl.

    ""Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm" buyurdu."

    Nedense bu Allah da hep keyfi.
    1- Zenginliği istediğime veririm.
    2- Ben istediğimi müslüman yaparım.
    3-Öyleyse, bu benim lütfumdur, onu ben dilediğime veririm
    4- Kimi dilerse sapıtır.
    5-Kimi kimine üstün yapar.
    6-. Rab bin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı
    7- Allah dileseydi birbirlerini öldürmezlerdi
    8-78/31-4. Doğrusu, Allah’a karşı gelmekten sakınanlara kurtuluş, sulak bahçeler, bağlar üzümler, göğüsleri turunç gibi tomurcuklanmış yaşıt kızlar ve dolu kadehler vardır.
    9- 76/19. Yanlarında ölümsüz gençler dolaşır; onları gördüğünde saçılmış birer inci sanırsın.

    Hep keyfi ve kandırmaca. Gögüsleri turuç gibi kız istemezsen inci gibi erkek de var.

    Geç bunları Abdullahbirisi. Bu Allah çok keyfi. İsteğine veriyor ismediğine değil turunç gibi kız belki koca karı bile vermez.

  8. #8
    student adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    19-09-2005
    Mesajlar
    5,219
    Karizma Gücü
    8
    sana ne vereceğini çok merak ediyorum ;

    gidince dersin ya ben size inanmıyodum , ben cehennemede , azabada inanmıyordum , zebanilerede inanmıyodrum , madem ben inanmıyordum siz de yoksunuz dersin ,

    yerlerse ne ala , yemezlerse ....

  9. #9

    Kayıt Tarihi
    17-11-2005
    Mesajlar
    787
    Karizma Gücü
    0
    Alıntı student tarafından gönderildi.
    sana ne vereceğini çok merak ediyorum ;

    gidince dersin ya ben size inanmıyodum , ben cehennemede , azabada inanmıyordum , zebanilerede inanmıyodrum , madem ben inanmıyordum siz de yoksunuz dersin ,

    yerlerse ne ala , yemezlerse ....
    Aklı başında olanlar Muhammedin korkutma va kandırmalarından etkilenmez. Yok cehennem var ateşte yakarım , zebaniler var gulyabaniler var, yok cennette gögüsleri yeni çıkmış çocuk kızlar var . Bu aldatmacalara basit insanlar inanır.

    Elinden gelen varsa ardına koymasın. Ortaçağdamı yaşıyoruz.

  10. #10
    K_U_M adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    16-11-2005
    Mesajlar
    1,004
    Karizma Gücü
    7
    Alıntı directsoz tarafından gönderildi.
    ""Son ırmak kuruduğunda, son ağaç yok olduğunda, son balık öldüğünde; beyaz adam paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak!.."
    Kızılderili Şef Seatle'a "

    Şefin kerameti de yalan. batıda medeni üğlkelerde doğaya o kadar çok ilgi ve saygı varki. Sen bizim gibi cahil müslümandan kork.
    İnanmadığın ve tasvip etmediğin bir konu hakkında sizinle polemiğe falan girmeyeceğim. Sadece yukarıda ki tespitinizle sadece din konusunda tutarsız değil aynı zamanda dünya konusunda da bihaber bir insan olduğunuzu kanıtladınız.

    Batının saygı gösterdiği tek doğa evinin bahçesi ve yaşadığı şehrin sınırları içerisindedir. Bugün o çok saygılı dediğiniz batı Güney Amerika, Afrika ve Güney Asyada kesmedik ağaç bırakmadı.

    Ayrıca ben cahil bir müslüman değilim. Bence orayı "sen benim gibi" olarak düzeltmelisin.
    Ticaret adamın kesesini doldururken kalbini boşaltıyor. Haberiniz ola arkadaşlar.

 

 

Bu konuya benzer diğer konular

  1. Evlİlİk Ve Sonrasi İÇİn İlgİnÇ Bİr BakiŞ
    2005 Konuları bölümünde alpar tarafından açılmış
    Yanıt: 9
    Son Mesaj: 11.03.06, 06:30

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •