Uzaydan yapılan araştırmalara göre; “altın cenneti” olan Türkiye, teknolojik yetersizliğinin bedelini mevcut altın yataklarını yabancı sermayeli Türk maden şirketlerine açarak ödüyor.
İŞLETMEYE HAZIR REZERVLER Maden İşleri Genel Müdürlüğü’nün 609 tonluk kullanılabilir altına sahip olduğunu saptadığı Türkiye’de altın madenleri toplam 6 bölgeye yayılmış durumda.
1- Uşak-Eşme-Kışladağ 345 ton (Tüprag/Eldora Gold Corp ..... Yatırım)
2- Erzincan-Ilıç-Çöpler 131 ton (Pomza Madencilik AŞ ....Yatırım)
3- Artvin* Cerrattepe 37 ton (Çayeli INMET.....Fizibilite)
4- İzmir-Seferihisar-Efem Çukuru 34 ton (Tüprag/Eldora Gold Corp ..... Askıda)
5- İzmir Bergama Ovacık 24 ton (Koza Altın İşletmeleri AŞ .....İşletiliyor)
6- Gümüşhane-Mastra 12 ton (Koza Altın İşletmeleri AŞ .....Yatırım)
7- Balıkesir-Küçükdere 9 ton (Koza Altın İşletmeleri AŞ .....Yatırım)
8- Kaymaz 7 ton (Koza Altın İşletmeleri AŞ .....Fizibilite) n Yabancı şirketler arasında Odyssey Resources, Fronteer Developmet Group/ Teck Cominco JV, Ariana Resources da gerçekleştirdikleri aramalarla dikkat çekiyorlar. İLK ETAPTA 70 MİLYAR DOLAR “TÜRK SERMAYE GÜCÜ BİRLEŞMELİ” YABANCI SERMAYE TÜRKİYE’YE NE BIRAKIYOR? TARTIŞILMASI GEREKEN; DENETİM DİLEK GAPPİ MURAT AYDIN Dünya piyasalarında yaşanan ekonomik çalkantılarla birlikte yükselen altın fiyatlarına karşın, Türkiye tespit edilmiş, işletmeye uygun yaklaşık 609 tonluk altın rezervini faaliyete geçiremiyor. Ancak, yerli üreticinin istenilen teknolojik zenginliği yakalayamaması ve Atatürk’ün Türk madenlerini aramak ve işletmek amacıyla Eti Holding’den daha sonra MTA’ya kadar birçok kurumun yeterli çalışamamasından dolayı altın madenlerinin yabancı sermaye bünyesine açıldığını bildiren uzmanlar, Türkiye’nin her yıl 270 ton altını ithal ettiğine dikkat çekiyorlar. Ülkenin yaptığı altın ithalatı doların da yükselmesiyle yılda yaklaşık 4 milyar doları bulmuş durumda. Son olarak iştiraki Tüprag’ın işlettiği Kanadalı altın üreticisi Eldorado Şirketi’nin Uşak-Kışladağ madeninde Avrupa’nın en büyük maden yatağını bulması, Türkiye’nin bu zengin kaynaklara adeta bekçilik yaptığının göstergesi oldu. Uzmanlar dünyadaki büyük rezervlerin sayısının giderek a zaldığını vurgulayarak, Uşak-Kışladağ’da bulunan 345 tonluk rezervin son 10 yılda 5 milyon onsun üzerinde altının bulunduğu ilk 15 maden arasında gösteriyorlar. Enerji Bakanlığı yetkilileri; yabancı sermayenin altın madenciliğine girmesinden sonra arama işlemlerinin hız kazandığını anlatarak, 17 yabancı şirketin Türkiye’de altın sektörüne giriş yaptığını söylüyorlar. Edinilen bilgiye göre, Türkiye’nin altın potansiyelinin bulunduğu yerde işletilmesi halinde değeri ilk etapta 70 milyar doları buluyor. Bu potansiyelin üretilmesi için yapılacak arama ve yatırım harcamaları ise 20 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Bunun Türkiye’ye sağlayacağı katma değer istihdam ve vergi ile birlikte önemli miktarlara yükselirken 6 bin 500 kişiye doğrudan istihdam alanı sağlanması planlanıyor. “Kendi olanaklarımızla çıkarabilir miyiz?” Öncelikle Maden İşleri Genel Müdürü (MİGEM) Yener Cander, altın madenciliği konusunda Türkiye’deki yerel şirketlerin zenginleştirme ve arama çalışmaları için yeterli güce sahip olmadığına dikkat çekiyor. Madenlerin bulunduğu yerde üretilmesinin zorunlu olduğunu anlatan Cander, siyanürle altın aranıyor diye birçok işletmenin üretim faaliyetlerine başlayamadığını ifade ederek, kısıtlayıcı plan ve politikaların daha esnek olması gerektiğini bildiriyor. Bu arada özellikle Türkiye’de ilk altın üreten Türk firması olan Koza Altın Bergama’da üretimini sürdürürken arama faaliyetlerini de oldukça artırdı. Ayrıca Koç Grubu’nun da altın aramalarına başladığını öğreniyoruz. Bergama’daki Ovacık Altın Madeni Koza Altın’a geçmeden önce Eurogold firmasının işlettiği dönemlerde uzun yıllar yönetim kurulu üyeliği yapan ve altın madenciliği alanında en deneyimli isimlerden birisi olan Yük. Maden Mühendisi Orhan Güçkan; bundan altı yıl önce “Türk şirketleri altın çıkarabilir mi” sorusuna evet diyebilecek bir potansiyelin olmadığını, ancak geçen sürecin Türkiye’de bilgi birikimini artırdığını belirtti. Ovacık Altın Madeni’nin Türkiye’nin genç mühendislerine işletme tekniğini öğrettiğini belirten Güçkan, gelinen noktada Türk şirketlerini altın işletmek için ciddi bir potansiyelin beklediğine dikkat çekti. Güçkan, “Yıllardır Türk sermayesi bu işin içine girsin diye mücadele veriyoruz” dedi. 40 yıla yakın birikimiyle “Türkiye’nin tam bir altın cenneti” olduğunu vurgulayan Güçkan, yerli sermayedarların güçlerini birleştirerek yaklaşık 2 milyon dolarlık bir risk sermayesi ile çok kârlı bir işkoluna adım atabileceklerine işaret etti. Yener de, Eskişehir, İzmir, Gümüşhane ve Balıkesir kentlerinde her şeyiyle ortaya çıkarılmış altın madenlerinin işletilmeyi beklediğine dikkat çekiyor. Evet Türkiye’yi altın işletmeciliği konusunda yepyeni bir dönem bekliyor. Altın madenciliğinin gerekli önlemler alındığı takdirde siyanür açısından da büyük tehlike arz etmediği belirtilerek bu konuda Ovacık Altın Madeni örnek olarak gösteriliyor. Ancak devletin tüm kurumlarıyla bu konuda titiz bir denetim göstermesi şart. Maden İşleri Genel Müdürü (MİGEM) Cander de bütün dünyada altın üretiminin siyanürle yapıldığını kaydederek, İngiltere, Fransa ve İsveç gibi ülkelerin de bu yöntemle hareket ettiğine dikkat çekiyor. Bu noktada yabancı sermayenin işlettiği altın madenlerinden Türk ekonomisine ne kazandırdırdıklarını inceliyoruz. Firmalar ilk kurulum aşamasında oldukça yüklü bir parayı Türkiye’de harcıyorlar. Madenlerden çıkarılan altınlar öncelikle külçe haline getiriliyor. Külçe haline getirilen altın daha sonra iç ve dış piyasaya arz ediliyor. Eğer altın dış piyasaya satılacaksa rafinerasyon işlemi uluslararası firmalarca akredite edilmiş şirketlerce yapılıyor. İç piyasada rafinerasyon işlemini ise İstanbul’da bulunan Saykuysan Altın Rafinerisi yapabiliyor. Devlet ayrıca şirketlerden yüzde 2 oranında da devlet hakkı alıyor. Ancak firma ham altınını kendi tesisinde işlemeyi başarabilirse devlet hakkını da yüzde elli daha az ödüyor. Altın işletmecileri bu rakamın doğru olduğunu uluslararası örnekleri bulunduğunu belirtiyorlar. Kazakistan, Kırgızistan gibi ülkeler ise çıkarılan altından pay alıyorlar. Üstelik bir süre öncesine kadar Türkiye buradan çıkarılan altına KDV de ödüyordu. KDV’nin kalkmasıyla Türkiye hiç değilse bu yükten kurtulmuş oldu. Rezerv miktarları MTA tarafından tespit ediliyor. Ancak uzmanlar ilk işe başlanılan rezerv ile başlandıktan sonra ortaya çıkan rezervin aynı olmadığının altını çiziyorlar. İşte bu konuda Türkiye’de çok sıkı bir denetim mekanizmasının oluşması gerekiyor. Yabancı ortaklı şirketlere 2005 sonu itibarıyla toplamda bin 588 adet ruhsat verildi. Bunlardan bin 158’i arama ruhsatı, 153’ü ön işletme ruhsatı olurken, 267 adedi de işletme ruhsatı oldu.
Kaynak
Zengin kaynakların yeteri miktarda kullanılmaması nedeniyle dış ticaret açığımız artmaktadır. Çünki bu maddelerin bir çoğu hammadde niteliğindedir. Bu kaynaklar maalesef yeteri kadar işlenip ihraç edilemiyor.
Devlet ilk başta bu konulara ağırlık vermelidir. Bu sayede hem istihdam artar hem de vergi kazançları çoğalır.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla






