• Reklam
3 sonuçtan 1 --- 3 arası gösteriliyor
  1. #1
    fightclub11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    5,458
    Karizma Gücü
    8

    Allah resulünün (asm.) ırkçılığa bakışı nasıldır?

    İns ve cinnin o yegâne rehberi, ırkçılık hakkında, “asabiyyet-i cahiliyye” tabirini kullanmış ve onu İslâm öncesi, Asr-ı Saadet öncesi, cehalet devrinden, fetret devrinden kalma çirkin bir dâvâ olarak görmüş ve göstermiştir. Bu vadide pek çok Hadis-i Şerifleri mevcut... Bunlardan birisi şöyle:

    “Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: “Kaderiye (‘kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır.’ cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı). Unsuruyet dâvâsı (ırkçılık) ve dinî meselelerde gevşeklik etmek.” (Taberanî, Mu’cemü’s-Sağir, 158)

    Bir diğer Hadis-i Şerif:

    “Asabiyet dâvâsına kalkışan, onu yaymaya çalışan, bu dâvâ uğrunda mücadele eden kimse bizden değildir.” (Ebu Davut, Edeb, 121)

    Bir başka Hadisleri:

    “Kim hevasına uyarak bâtıl yolda cenk eder, kavmiyetçiliğe çağrıda bulunur veya kavmiyetçiliğin sevkiyle öfke ve tehevvüre kapılırsa cahiliye ölümü üzere ölür.” (İbni Mace, Fiten, 7)

    Allah Resulünün ırkçılık hakkındaki beyanlarını ‘Veda Hutbesi’ ile noktalayalım.

    Resulûllah Efendimiz (asm.), 23 senelik tebliğ ve irşat hayatını noktalamaya yakın olduğu günlerde son haccını, veda haccını yapar ve oradan irat ettiği eşsiz hutbesiyle Müslümanların dikkatini ana meselelerde bir kez daha yoğunlaştırır. Irkçılık âfetine de bu hutbede dikkat çekilmesi ayrıca bir önem arz eder.

    Hutbenin bu bölümünde şöyle buyurulur:

    “Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)

  2. #2
    fightclub11 adlı üyenin avatarı
    Kayıt Tarihi
    26-09-2005
    Mesajlar
    5,458
    Karizma Gücü
    8

    Bediüzzaman'ın ırkçılığa bakışı nasıldır?

    Lütuf ve merhamet sahibi Rabbimizin her asra ettiği ayrı ayrı ihsanlardan şu dehşetli asrımıza düşen büyük hissesi ve “Âlem-i İslâm'a indirilen darbelerin en evvel kalbime indirildiğini hissediyorum” diyen, büyük bir iman, gayret ve himmet çağlayanı: Bediüzzaman.

    İngiliz meclis-i mebusanında, müstemlekat nazırının, elindeki Kur'an-ı Kerîm'i göstererek, “Bu Kur'an Müslümanların elinde bulundukça biz onlara hâkim olamayız, bu Kur'an'ı onların elinden kaldırmalıyız...” dediğini haber aldığında, gayret-i imaniyesi şiddetle feverana gelen ve “Kur'an'ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu ben dünyaya ispat edeceğim ve göstereceğim” diyen eşsiz ve yılmaz mücahit..

    Gençlerin kalbinde imanı, Kur'an'ı hâkim kılmak için kaleme aldığı risaleler sebebiyle sürgünden sürgüne gönderilen, hapishane hapishane dolaştırılan, böylece çile yönüyle de tam bir Peygamber varisi olduğunu fiilen ispat eden bir sabır kahramanı..

    Bu müstesna zât, Müslümanlara musallat olabilecek her türlü maddî ve manevî hastalıklara karşı reçete yazmakla ömür geçirmiş. İmansızlıktan ahlâksızlığa, ihtiyarlıktan hastalığa kadar... Bu hamiyetine, bu himmetine, bu gayretine karşılık kendisine “seksen küsur senelik hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum” dedirten en çirkin muamelelere muhatap olmuş... İşte bu İslâm kahramanı, müminlerin arasında kardeşliğin tesisi için harika bir risale kaleme almış : Uhuvvet Risalesi... Ve yine bu uhuvvetin en büyük düşmanı, bu birlik ve beraberliğin öldürücü zehiri olan ırkçılığa Mektubat adlı eserinde özel bir “mebhas” ayırmış.

    Bu “mebhas”ta, ırkçılık hakkındaki âyet-i kerimeyi harika bir misalle izah ettikten sonra şöyle buyurur: “Hey'et-i içtimaiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur. Kabail ve tavaife inkısam etmiş. Fakat binbir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir bir bir... binler kadar bir bir...

    İşte bu kadar bir birler, uhuvveti, muhabbeti, vahdeti iktiza ediyorlar. Demek kabail ve tavaife inkisam, şu âyetin ilân ettiği gibi, tearüf içindir, teavün içindir... tenakür için değil, tahassum için değildir!..”

    İslâm kardeşliğinin mükemmel bir şekilde işlendiği bu mebhas, şu dua ile son bulur: “Rahmet-i İlâhiyeden ümit kesilmez. Çünkü: Cenâb-ı Hak bin seneden beri Kur'an'ın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat arızalarla İNŞAALLAH perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir.”

    Üstadın ırkçılık hakkında yazdıkları, bu mebhasa münhasır değil. Bir çok lâhika mektuplarında ve mahkeme müdafaatında bu büyük âfeti yer yer nazara verir.

    İşte bunlardan birisi: “Câmi-ül Ezher, Afrika'da bir medrese-i umumiye olduğu gibi, Asya Afrika'dan ne kadar büyük ise daha büyük bir dar-ül fünun, bir İslâm üniversitesi Asya'da lâzımdır. Tâ ki, İslâm kavimlerini, meselâ Arabistan, Hindistan, İran, Kafkas, Türkistan, Kürdistan'daki milletleri menfî ırkçılık ifsat etmesin. Hakiki, müsbet ve kudsî ve umumî milliyet-i hakikiye olan İslâmiyet milliyeti ile “innemel mü'minune ihvetün” Kur'an'ın bir kanun-u esasisinin tam inkişafına mazhar olsun.” (Emirdağ Lâhikası I)

    Dinî ilimlerle, fennî ilimlerin birlikte okutulacağı bir üniversitenin doğuda açılması için büyük gayret gösteren Üstad, yukarıda bir kısmını naklettiğimiz mektubunun bir yerinde: "Elli beş senedir Risale-i Nur'un hakaikine çalıştığım gibi ona da çalışmışım” buyurur. Bu satırlar devrin Reis-i Cumhuruna ve Başvekiline yazdığı bir mektuptan alınmıştır.

    Mektubun girişi de çok enteresandır: “Kabir kapısında ve seksen küsur yaşında, birkaç hastalıkla hasta bulunan ve ölüme kendini yakın gören bir biçare garip ihtiyar der ki...”

    O hâlinde bile vatan ve milletin birlik ve beraberliğini âlem-i İslâm'ın ittihadını, kavmiyetçiliğe kapılmamasını dert edinmiş ve devlet erkânını bu vadide ikazdan geri durmamış...

    Aynı mektuptan ibretli bir bölüm:

    Ben Van'da iken, hamiyetli Kürt bir talebeme dedim ki: “Türkler İslâmiyete çok hizmet etmişler. Sen onlara ne niyetle bakıyorsun?” dedim. Dedi : “Ben Müslüman bir Türk'ü fasık bir kardeşime tercih ediyorum. Belki babamdan ziyade ona alâkadarım. Çünkü: Tam imana hizmet ediyorlar.” Bir zaman geçti (Allah rahmet etsin) o talebem, ben esarette iken, İstanbul'da mektebe girmiş. Esaretten geldikten sonra gördüm. Bazı ırkçı muallimlerden aldığı aksul'amel ile, o da Kürtçülük damarı ile başka bir mesleğe girmiş. Bana dedi: “Ben şimdi gayet fasık, hatta dinsiz de olsa bir Kürd'ü, salih bir Türk'e tercih ediyorum.” Sonra ben onu birkaç sohbetle kurtardım. Tam kanaati geldi ki: Türkler bu millet-i İslâmiyenin kahraman bir ordusudur.

    Bu ifadelerden hepimizin çıkaracağı dersler vardır. Gerçekten de Türk milletini samimi olarak sevenler, bu milletin İslâm'a hizmetlerini tam takdir edenlerdir...

    Mektupta Türkçülük akımının aksül'amel olarak Kürtçülüğe hizmet ettiğine dikkat çekiliyor. Bu noktada çok ihtiyat ve temkin gerek. Biz ecdadımızı kuru bir ırkçılık namına değil, Bediüzzaman'ın tabiriyle, İslâmiyet'in bayraktarı olmaları cihetiyle sevebiliriz. Yoksa, dedemizin alim olması bizi cehaletten kurtarmadığı gibi, ecdadımızın İslâm'a yaptığı hizmetler de bizim tembelliğimize, gevşekliğimize, gayretsizliğimize kefaret olmaz.

    Alaâddin Başar (Prof. Dr.)

  3. #3

    Kayıt Tarihi
    02-03-2006
    Mesajlar
    1,614
    Karizma Gücü
    0
    Arkadaşlar, Allah Resulü'nün ırkçılığa bakışı doğrudan Saidinursi'nin bakışı demek değildir....." Türkçülük akımının aksül'amel olarak Kürtçülüğe hizmet ettiğine dikkat.." çekilmesi de tamamen doğru bir saptama değil. Ulus temelli, ulusalcı görüşler, ılımlı yada radikal daima -karşıtları var olsada olmasa da- ileri sürülebilen varlık imkanı bulabilen düşüncelerdir.(En abartılı örneğini hatırlayalım: Hitler almanyasında Yahudiler zorla var ve tehlike ilan edilerek üstün ırk siyaseti gelişmiştir.) Ulus ve ulusal temelde düşünce ve tezlerin "hangi sınırda" ırkçı sayılabileceği de tartışmalıdır. Kısaca ulus ve ulusal temelli düşünceleri toptan yok veya yanlış saymak doğru değil. (Tam aksine bu yaklaşım karşımilliyetçi bir yaklaşımdır.) Her ulusun doğasında ulus,ve ulusal temelde politika üretme,izleme hakkı vardır ve doğaldır. Önemli olan, bu politikanın ulus ve ulusal temelli çıkarlara doğrudan veya dolaylı zarar verecek yöntemlerle yapılmasıdır.(Yani Hitler politikası almancı görünmesine rağmen alman ulus çıkarlarına aslında zarar vermiştir.) Saidinursi farklı bir ulusal mensubiyete sahiptir.Bu mensubiyet onun düşünce sistematiğini Türk Ulus duyarlığı açısından etkilemiş midir.? Bu farklı bir tartışma konusudur.Kesin olan şudur: Din insanları çok genel ve geniş bir din kardeşliği temeline davet eder.Ancak insanların ulus(al) değer ve yapılarını yok etmez/etmemiştir. Ne İslam nede başka bir din henüz tüm insanlığı ulussuz temelde kaynaştırmaya yetmemiştir.İnsanlar hala ulus,ulusal değer ve çıkarlarını -aynı dini paylaşıyor olmalarına karşın- gözetiyorlar, gözetmeliler. Ütopyalarımızla, düşlerimizle,dileklerimizle gerçekleri karıştırmamamız gerekiyor.

 

 

Bölüm Açıklaması

  • Yeni konu açmak için giriş yapmalısınız.
  • Konuya cevap yazmak için giriş yapmalısınz.
  • Eklenti yükleyebilmek için giriş yapmalısınız.
  • Mesajlarınızı düzenlemek için giriş yapmalısınız.
  •