Şiddetsiz İletişimin Dili

Nevval Sevindi - Tac Mahal
Son 40 yıldır şiddetle iç içe yaşıyoruz. Yine de Batı’nın dünyada ve kendi kıtasında ‘öteki’lere karşı işlediği cinayetler, savaşlar, iç savaşlar şiddetinde bir dünyamız olmadı. Her türlü provokasyona rağmen Anadolu Müslümanlığı sağlam temeller üstünden baktı olaylara.
6-7 Eylül hadiselerinin bin katı Yunanistan’da ya da Bosna’da yaşandı. Kimse bunu sergileyecek güçte olamadı henüz. Biz sergileme gücünü, gazetelerde manşetten verme keyfiyetini gösterdik. Aziz milletten de sağduyudan başka ses çıkmadı. Dünyada her yerin fanatikleri var. Bunu milletin tamamı gibi göstermek sadece vatan hainliğidir. Kendini sevmemenin yansımasıdır sosyal alanda.
Şiddetsiz iletişimin ana kaynağı olan tasavvufa yöneliş boşuna değil. Ne kadar değerlerimizden bizi uzaklaştırmak isteseler de köklerimizin çağrısına hep uyarız. Onun sesine de ‘sağduyu’ deriz. Mevlana, Yunus Emre, Ahi Evran ya da Hacı Bektaş Veli şiddetsiz iletişimin ve hayata bakışın temsilcileri olarak bütün dünyanın emsalsiz örnekleridir.
Mahatma Gandi’nin torunu Arun Gandi’nin kurduğu vakfın adı; M.K. Gandi Şiddetten Arınma Enstitüsü. Vakfın kurucu başkanı olan Arun G. 1940’lı yıllarda ırkçı G. Afrika’da derisi koyu biri olarak çektiği acıyı anlatır: “Hele derinizin rengi size her gün, her dakika vahşice hatırlatılıyorsa. Ve on yaşlarındayken renginiz çok koyu olduğu için beyaz gençlerden dayak yemek, renginiz çok açık olduğu için zenci gençlerden dayak yemek, insanı intikam hırsıyla şiddete yöneltebilecek utanç verici deneyimlerim. Kötü deneyimlerimin bende oluşturduğu öfke ve kini fark eden anne ve babam, şiddet dolu ırkçı önyargıların uyandırdığı öfke, çaresizlik, ayrımcılık ve aşağılanma gibi duygularla baş etmeyi öğrenebilmem için beni bir süre dedemin, o efsanevi M. Gandi’nin yanına gönderdiler. Orada kaldığım 18 ay boyunca umduğumdan fazlasını öğrendim. Tek üzüldüğüm nokta, 13 yaşında ve sıradan bir öğrenci olmam o anda. Biraz daha büyük ve akıllı olabilseydim daha çok şey öğrenebilirdim. Ama insan elde ettiğiyle mutlu olmalı ve açgözlü olmamalı-şiddetsiz yaşam için ilk ders. Bunu nasıl unutabilirim?
Dedemden şiddetsizliğin derinliğini ve genişliğini anladım, hepimizin içinde şiddet olduğunu kabul etmek ve tutumlarımızda kökten değişiklik yapmak gerektiğini öğrendim. Çoğu zaman içimizde şiddet taşıdığımızı kabul etmek istemeyiz; çünkü farkında değilizdir. Şiddeti kavga-dövüş, öldürme, dövme, savaş gibi normal insanların yapamayacağı şeyler olarak görürüz. Bu yüzden kendimizi ‘şiddete başvurmayan’ diye nitelendiririz. Dedem benden şiddetin soy ağacını çizmemi istedi. Dünyada var olan şiddeti anlayıp kabul edersem şiddetsizliği daha iyi algılayabileceğimi savunuyordu. Her akşam o gün olup bitenlerin, yaşadığım deneyimlerin, okuduklarımın, gördüklerimin ve başkalarına karşı davranışlarımın analizini yapmama ve onları fiziksel bir güç kullanarak yaptıysam fiziksel şiddet tarafına, duygusal şiddet uyguladıysam pasif şiddet tarafına yazmama yardımcı oldu. Bir ay içinde odamın bir duvarı, dedemin ‘fiziksel’ şiddetten daha sinsi diye tanımladığı, ‘pasif’ şiddet eylemleriyle dolmuştu. Bana pasif şiddetin, tek başına ya da yandaşlarıyla, kurbanda fiziksel şiddetle yanıt vermesine yol açan bir öfke birikimi yarattığını anlattı. Yani fiziksel şiddetin ateşini körükleyen pasif şiddetti. Bunu anlamadığımız sürece bütün barış çabaları boşa gidiyor ya da barış kısa ömürlü oluyordu.
Dedemin dediği gibi, “bizler dünyada görmek istediğimiz değişimin kendisi olmadıkça” hiçbir değişim gerçekleştirilemez. Ne yazık ki, hepimiz önce karşımızdakinin değişmesini bekliyoruz. Bu boşuna bir bekleyiş...
Şiddetsizlik, bugün kullanılıp yarın kenara atacağımız bir strateji olmadığı gibi sizi “ensesine vur lokmasını al” tipli biri de yapmaz. Şiddetsizlik, benliğimize egemen olan negatif tutumların yerine pozitif tutumların ısrarla yerleştirilmesi eğitimidir. Yaptığımız her şey bencilce güdülerle -bana ne yararı var düşüncesiyle- şartlanmıştır ve kaba bireysellik üzerine kurulu aşırı materyalist toplumlarda bu şartlanma çok daha fazladır.” *
Barış korku üstüne kurulamaz, tıpkı kişiliğimizin ve tutumlarımızın korku üstüne oturamayacağı gibi. Korku bizi hayattan koparır. İzole eder. Sevgi hayata bağlar.

http://www.tacmahal.org/yazar.php?id=562