KÜÇÜCÜK OĞUL! SEN BİZE GEL
YOL BULAMAZSAN, DOLAN DAĞDAN GEL
KIRDAN DERDİGİN ÇİÇEKLERİ
BENDEN ÇOK DÜŞMANINA VER DE GEL.
MEVLÂNA
“Ben sana sadece komşunu sev demiyorum, düşmanını sev diyorum!”
Yukarıdaki cümle, Hz. İsa’nın sözüdür.
SEVGİ
Sevgisiz bir dünyada yaşadığımızın farkındayım. Hele hele Yakın geçmişteki günlerimiz? Az aldı birbirimize girecek, acımasızca anadır, baba, bacı, kardeştir demeden çok kan dökecek,kızılca kıyameti koparacaktık. Bereket, yürekleri sevgiyle dolu olanlar, kışlalarından çıktılar da, kardeş kavgasının önüne geçtiler. Korkusuz, mutluluk dolu, sevgiye açılan günleri yeniden başlattılar. Ağzımıza tat geldi. Asık suratlarımızda gülücükler göründü. Sevgisiz yasamak, ne çirkin şey? Toza, dumana, çamura bulanmak, batağa saplanıp kalmak, kımıl kımıl atan yüreğimizi sevgisizlik zehriyle doldurmak, ne çirkin şey? Korkunun sancısını çekmek, güven duygusunu, yasama sevincini silip atmak, ne çirkin şey? Sevgisizlik, çok kötü, felâket bir yağmurdur. O yağmurun kabarttığı dalgalar, her tarafa ulaşır, bütün güzellikleri, iyi olan ne varsa, her şeyi yutmağa çalışır. O yağmurun selleri önünde durmak ne mümkün? Sevgisizlik halkalarına ellerini
Kaptıranlar, gönüllü pranga mahkûmu olurlar. Dört duvar arasında geçirilen hayata, yasamak mı denir?
Oysa sevgi?..
Sevgi nedir? İyiyi, doğruyu, güzeli kavrayan, soylu duygulara kucak açan bir yürektir. Cıvıl cıvıl öten, daldan dala konan kuşların çırpınışlarında sevgi vardır. Dallarda taçlanan çiçeklerde,
Lâlelerin kırmızısında, beyazında, morunda sevgi vardır. Annenin: “Yavrum! Kuzum!” diyen sesinde, babanın şefkat dolu bakışlarında sevgi vardır. Bütün çocuk oyunlarında, körebedir,
Saklambaçtır, seksektir hemen hepsinde de sevgi vardır. Günesin bıkıp usanmadan, her gün yeniden dogmasının sırrı, sevgiye açık olmasıdır. Bu sevginin sonucu, birçok şey tomurcuklanır,
Dünyaya gözlerini açar. Gönlünün kederini eritmek isteyen bir bilge kişi, kırlarda dolaşmaya karar verir. Dalından koparmağa kıyamadığı çiçeklerin açılısını görecek, yüreğinin pasını giderecekti. Cıvıl cıvıl kuşlara kulak verdi. Renk renk çiçeklere baktı. Meyve yüklü dallara imrendi. Hür olmanın sevincini yasadı. Gökyüzünün mavisine daldı. Gönlünün kederini eritti, sevgiyi kucakladı.
Tam dönecekti ki, yüksek perdeden iri iri sesler duydu.
— İlkin ben gördüm! Hepsini ilkin ben gördüm, onları da, bunları da, şunları da!
— Ne yapalım sen gördüysen?
— Yapılacak bir şey yok. Hiçbirini alamazsın!
— Ya, öyle mi?
— Öyle!
— Al sana!
Son sözle birlikte, ortalık hemen karıştı. İki çocuk birbirine girdi. Bölüşemedikleri çiçeklerin üstünde, yaka paça, alt üst oldular. İçlerinden birisi pes etti. Güzelim gözlerinde yaşlar birikti.
Bir köseye oturdu, seslice ağladı. Zafer çığlıkları atanı, dalında güzel olan, sevgi yüklü çiçekleri tek tek kopardı. Dalından ayrılan her çiçek öfke kustu. Fakat o, bunları göremedi. Yaklaşan ayak
Seslerine döndü. Bilge kişiden utandı. Bilgenin ayıplayan gözlerine baktı, ne yapacağını şaşırdı. Elinde demet demet çiçeklerle, bilgeye koştu. Çiçekleri ona uzattı. Bilgenin aldırdığı yok. Bilge sessiz, suskun! Seslice ağlayanı, sustu. Doğruldu. Arka bulmanın ümidini yaşamağa başladı. Zafer çığlıkları atanı, ona şikâyet edebilir, hiç olmazsa, güzelim çiçeklerden üç beşinin sahibi olabilirdi.
Bu sevinçle bilgeye koştu.
Bilge kişi, ilkine çıkıştı.
— Hiç olur mu, ay küçük oğul?.. Dedi. Orada, kendine düşman ettiğin kardeşin ağlarken, içeklerini bana veriyorsun! İstemem! Al götür, ona ver! Aranızdaki buz dağları erisin!
Uyarılan da, denileni yaptı. Döndü, ağlayan düşmanına geldi. Çiçekleri paylaştılar. Üç çift gözde, sevgi kıvılcımları parladı. Sevinçle geri döndüler. Sevgi budur iste! Sahibi olduğumuz birçok şeyi, aralarında düşmanımız bile bulunsa, çevremizdekilerle bölüşmeli, yüreğimizi onlara açmalıyız. Sevgi dolu bir dünyada yaşamak istiyorsak, kendimize düşman da yaratmamalıyız. Düşmanlarımız varsa, onlara da elimizi uzatmalıyız. O zaman yaşadığımızın farkına varır, sevgi tomurcuklarının binlercesinin açmaya başladığını görürüz. Sevgi dolu bir yüreğin sahibi olduğumuz gün, güneşi bile fethedebiliriz. Günesin fetihçileri olmayı istemez misiniz? " Kırk küçük Hikayeden. "
-"Ey Muhammed! Onlara baktığın zaman, cüsseleri hoşuna gider. Konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Tıpkı sıralanmış kof kütükler gibidirler. Her çığlığı kendi aleyhlerine sayarlar. Onlar düşmandır. Onlardan çekin Allah canlarını alsın Nasılda aldatılıp döndürülüyorlar!" (çev. Diyanet, Münafıkün, ayet: 4 )
-"And olsun ki ey inkarcılar ! Siz aykırı görüştesiniz! Bundan dönebilecek kimseler döndürülür. Boş sanıda bulunan, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın! (çev. Diyanet, Zariyat, ayet: 8-11)
-"Çünkü o düşündü, ölçtü, biçti! Canı çıkası ne biçim ölçtü biçti! Canı çıkası sonra yine ne biçim ölçtü biçti! (çev. Diyanet, Müddessir, ayet: 18-20)
“(Ey Resulüm!) Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da
onlar da sana yumuşak davransınlar.” Ne gezer.
Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir (TEVBE suresi 28. ayet)
Alabildiğine yemin eden, aşağılık, daima kusur arayıp
kınayan, durmadan laf götürüp getiren, iyiliği hep engelleyen, mütecaviz, günaha dadanmış,
kaba ve haşin, bütün bunlardan sonra bir de zenim (zina çocuğu, piç, soysuz) olan kimselerden
hiçbirine, mal ve oğulları vardır diye sakın boyun eğme” (KALEM suresi 13. ayet)
Herkes akıl, fikir sahibi olsun ve dünyaya, insanlığa saygı duysun. Kamplaşma olmasın. Artık insanlar Alevi, Sünni, Hıristiyan,Ortodoks, Protestan diye birbirini öldürmesin.
Sevgi hep galip gelsin.


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı Yaparak Cevapla
KELRİ ŞİMDİ BAŞTACI OLURDU. BAŞTACI OLANLAR DEMOKRAT Ü
