Müzakeresi biten fasıllar bile yeniden açılabilecek



Türkiye, AB ile fiili müzakereler dün başladı. Ancak Rum tarafının baskısıyla başlıkların gerek görüldüğünde yeniden açılacak. Yani müzakereler bitene kadar tansiyon yüksek seyredecek.



Türkiye'nin Avrupa Birliği ile fiili müzakerelere başlamasına Kıbrıs Rum tarafının çıkardığı engel son dakikadaki diplomatik manevralarla aşılabildi. Rum tarafının dönem başkanı Avusturya'nın perşembe gününden beri Rum tarafına getirdiği önerilerin reddetmesi ve bilim ve araştırma gibi teknik bir başlıkta bile müzakerelerin başlaması için Kıbrıs meselesine atıf yapılmasında ısrar etmesi Ankara ve Lüksemburg'da sinirlerin gerilmesine neden oldu. Sabah saatlerinde Hırvatistan'a yapacağı gezinin öncesinde basın toplantısı düzenleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Lüksemburg'daki toplantıdan olumlu bir netice çıkmadıkça, 24 AB üyesi Güney Kıbrıs'a uyacaksa onun bilgisini alırız ve ondan sonra da ne Dışişleri Bakanım, ne de Başmüzakerecim oraya gidecektir" açıklamasını yapmıştı. Erdoğan, gergin bekleyişin devam ettiği saatlerde uçakta yaptığı açıklamalarda ifadesini sertleştirerek "Fiili müzakere sürecinin kolay olmadığını biliyorum a ma sulandırılmasını da şık bulmuyorum ” dedi.

AB Dışişleri Bakanları toplantısını Ankara ’dan takip eden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Başmüzakereci Ali Babacan, ortak tutum belgesinin son halini inceleyip "Rumları tanıyın ve AB üyeleriyle ilişkileri normalleştirin" maddesinin kaldırılması üzerine akşamüstü Lüksemburg'a hareket etti. Esenboğa havaalanında basına açıklama yapan Gül, AB sürecine ve müzakerelere ilişkin olarak “bu sürecin inişleri çıkışları tabiatında vardır. Hedef tam üyeliktir ” dedi.Türkiye’nin AB’li muhataplarına ileteceklerini sabırlı, kararlı ve samimi şekilde söyleyeceklerini belirten Gül, “reform sürecini gayet dikkatli bir şekilde devam ettiriyoruz. Meclis kapanmadan önce 9' uncu Uyum Paketini de çıkartacağız ” diye konuştu.



Demokles'in kılıcı

Avusturya'nın Rum yönetimine sunduğu ve kabul gören son öneri bilim ve araştırma başlığındaki müzakerelerin aynı gün içinde açılıp kapanmasına yeşil ışık yakıyor ancak gerek görüldüğü takdirde kapatılan başlığın yeniden ele alınabileceğini de vurguluyor. Bu, Türkiye'nin müzakere başlıklarının açılış ve kapanışında her üyenin onayını almasının yanı sıra kapanmış başlıklar hakkında da tartışmanın tam olarak bitmeyeceği anlamına geliyor. Uzmanlara göre Rum Kesimi bu son hamlesiyle Türkiye üzerinde müzakere süreci tamamen sonuçlanana kadar adeta Demokles'in kılıcının sallanmasını garantilemiş olacak. Belgede, Gümrük Birliği ve Ek Protokol dahil olmak üzere Ortaklık Anlaşması gereklerinin yerine getirilmesinin önemi de vurgulanıyor. Bulunan formüle göre Türkiye’nin Rum Kesimi ile ilişkilerini normalleştirmesi ve limanları açması gerektiği yolundaki ifadeler de pozisyon belgesine dahil edildi. Böylece AB ’nin 21 Eylül 2005 tarihli deklarasyonunda yer verilen unsurlar pozisyon belgesine de girmiş oldu. Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni, Türkiye ’ye AB yükümlülüklerini yerine getirmesi için 5 ay süre tanındığını açıkladı. AB Dışişleri Bakanlarının Lüksemburg’da yaptığı toplantıya katılan Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni Türkiye ’ye Ek Protokol’den kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmesi için 5 ay daha süre verildiğini kaydetti.



Rum tarafı tek başına direndi

Avrupa Birliği (AB) dönem başkanı Avusturya, bilim ve araştırma faslında fiili müzakerelerin başlaması için haftasonu yürüttüğü diplomasi trafiği çerçevesinde 5 ayrı öneri hazırladı. Ancak bu öneriler Rum tarafını ikna etmeye yeterli olmadı. Rumlar, bilim ve araştırma başlığındaki fiili müzakerelerin aynı gün açılıp kapanması için belgede 'Kıbrıs atfı' yapılmasında ısrar etti.

Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu, pazar günü Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile Yunanistan'dan Lüksemburg'a birlikte seyahat etti. Lüksemburg'a varan bakanlar, Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik tarafından yakın markaja alındı. Plassnik'in dün gece geç saatlere kadar ikna etmek için uğraştığı Yakovu geri adım atmayınca dün sabahki Dışişleri Bakanları toplantısına kadar durum belirsizliğini korudu. Avusturya Rum tarafının son öneriye vereceği cevabı için saat 14:00'e kadar süre tanıdı. Rumların süre sonunda teklife olumlu yanıt vermesinin ardından ortak tutum belgesi Türk yetkililerin bilgisine sunuldu. Rum tarafının inatçı tutumunun Yunanistan'ı bile bezdirdiği yorumları dünkü Kıbrıs Rum gazetelerine de yansıdı. Politis gazetesine göre, “Cuma günü Rum tarafının ortaya koyduğu tepki hemen hemen hiç destek bulmadı. Yunanistan bile sesiz kaldı, çünkü Yunan hükümet kaynaklarına göre Rum tarafı 'tek başına' hareket etti”.

Rum Dışışleri Bakanı Yorgo Yakovu, Türkiye’nin son bir yılda ilişkilerin normalleşmesi için adım atmadığını savundu. Yakovu, dün sabah Dışişleri Bakanları toplantısına girmeden önce gazetecilere yaptığı açıklamada Türkiye’nin son bir yılda ilişkileri normalleştirme yönünde adım atmadığını öne sürdü. Yakovu ayrıca, Türkiye’nin Rumların uluslararası kuruluşlara üyeliğini 5 kez engellediğini de söyledi.



Bulgaristan'a kapanmış başlığı açma uyarısı

Bugüne kadar müzakerelerde kapanmış bir başlığın tekrar açılması talebi bir tek önümüzdeki yılın başında birliğe girmeye hazırlanan Bulgaristan'ın başına geldi. Brüksel, Kozloduy nükleer santralının 440 megawattlık 1'inci ve 2'nci ünitesini 2002'de devre dışı bırakan Bulgaristan'ın 3'üncü ve 4'üncü üniteleri de kapatması için yaptığı baskıyı artırdı. Balkanlar'ın en büyük elektrik ihracatçısı olan Bulgaristan'ın bu avantajı kaybetmemek için Brüksel'in taleplerine ayak diremesi, 2003'te kapatılmış olan enerji başlığının yeniden müzakereye açılmasını gündeme getirdi. Müzakerelerin yeniden ele alınması, Bulgaristan'ın AB üyeliğini en az 1 yıl erteleyeceği için hükümet buna karşı çıkıyor. Bulgaristan Enerji Bakanı Rumen Ovçarov, 3 ve 4 numaralı reaktörlerin kapatılmasına temmuz ayında başlanabileceğini açıklamıştı. Kozloduy santralının müdürü Ivan Ivanov, geçen hafta yaptığı bir konuşmada tesisi devre dışı bırakmanın Bulgaristan ekonomisini alt üst edeceğini ve 500 bin eurodan fazlaya mal olacağını açıklamıştı. Bulgaristan'ın AB üyeliği için bu kadar ağır bedel ödeyen tek ülke olduğunu söyleyen Ivanov, ertesi gün Ovçarov tarafından görevinden alındı.





AB'yle krizsiz zirve mümkün değil

ARALIK 1997-LÜKSEMBURG ZİRVESİ

Türkiye'nin AB'ye tam üyelik için ehil olduğu ancak tam üyelik müzakerelerine başlamasına engel teşkil eden sorunların olduğunun belirtildiği bu zirveye, dönem başkanı Lüksemburg'un Başbakanı Jean-Claude Juncker'in Türkiye'yi işkenceci olarak nitelemesi damgasını vurdu. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, Türkiye diğer aday ülkelerle aynı statüye konmayınca zirve yemeğini boykot etti. Yılmaz Ankara'ya dönüşünde, AB ile siyasi ilişkilerin askıya alınmasına ve zirve kararının düzeltilmesi için AB'ye 6 aylık bir süre tanınmasına karar verildiğini açıkladı.



ARALIK 1999-HELSİNKİ ZİRVESİ

Türkiye-AB ilişkileri için bir dönüm noktası olarak gösterilen bu zirvede, Türkiye'ye resmi olarak adaylık statüsü verildi. Ancak zirve sonuç bildirgesinde Kıbrıs ve Ege sorunlarına değinilmesi diplomatik kriz yarattı. Türkiye'nin el altından yolladığı bu şartlar altında üyeliği kabul etmeyeceği mesajı üzerine AB Dış ilişkiler ve Savunma Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile dönemin AB Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Üyesi Günter Verheugen apar topar Ankara'ya geldi. Yürütülen yoğun diplomasi ve görüşme trafiğinin ardından dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, adaylığın kabul edildiğini açıklayarak, Helsinki'ye hareket etti. Uzmanlar, bu krizin aşılmasında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton'ın Türkiye'nin AB sürecine verdiği desteğin ve aktif lobisinin büyük etkisi olduğu görüşündeler.



ARALIK 2002-KOPENHAG ZİRVESİ

DSP-ANAP-MHP hükümeti döneminde başlayan reform çalışmalarının Kasım 2002 seçimlerinin ardından kurulan AKP hükümeti tarafından da sürdürülmesi sonucunda bu zirvede, Türkiye ile müzakerelerin başlama tarihinin AB Komisyonu'nun tavsiyesi doğrultusunda Aralık 2004'teki zirvede belirlenmesi kararı alındı. Bu kararda dönemin Başbakanı Abdullah Gül'ün Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve Almanya Başbakanı Gerhard Schröder ile yaptığı görüşmelerin de etkisi oldu. Sürdürülen diplomasi trafiği sonucunda zirve karar metnine Komisyon tavsiyesine göre müzakerelerin "gecikmeksizin" başlatılması ifadesi eklendi.



ARALIK 2004-BRÜKSEL ZİRVESİ

AB Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili rutin İlerleme Raporu'nun yanında yayımladığı tavsiye metninde, 6 alandaki yasal düzenlemeleri yapması halinde müzakerelerin açılabileceğini bildirmesi üzerine tüm gözler bu zirveye döndü. Zirvede yaşanan Kıbrıs krizinin aşılmasıyla birlikte müzakerelerin açılması için 3 Ekim 2005 tarihi belirlendi. Zirveden Türkiye'nin gümrük birliğini AB'ye sonradan dahil olan üyelere genişleten ek protokolü imzalaması istendi. Bunun Güney Kıbrıs'ın zımni tanınması anlamına geldiği yönündeki yorumlarla başlayan kriz, imzanın tanıma anlamına gelmediğini ifade eden bir mektubun hazırlanması konusunda varılan mutabakatla aşıldı. Ankara Temmuz 2005'te ek protokolü onayladı ve beraberinde bunun Rum yönetimini tanıma anlamına gelmediğini ilan eden bir deklarasyon yayımladı.



3 EKİM 2005-LÜKSEMBURG AB GENEL İŞLERİ KONSEYİ TOPLANTISI

Türkiye ile müzakerelerde uygulanacak yol haritasını belirleyen "Müzakere Çerçeve Belgesi" üzerinde uzlaşma sağlanamaması müzakerelerin açılmasını da riske soktu. Avusturya belgeye "imtiyazlı ortaklık" ibaresini sokmak isterken, 'AB üyelerinin uluslararası organizasyonlara katılımını engellememe' ifadesinin yer aldığı 7'nci paragraf da Ankara'yı rahatsız etmişti. Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw'un yoğun çabaları sonucunda Avusturya'nın geri adım atması ve 7'nci paragraf tıkanıklığın da belgenin başına dönem başkanlığının imzasıyla eklenen bir cümle ile aşılması üzerine gelişmeleri Ankara'da izleyen Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Lüksemburg'a gitti. Pazarlıkların uzun sürmesiyle müzakerelerin resmi açılışının gece yarısından sonraya kalması sonucunda İngiltere, Lüksemburg'ta saatleri gece yarısına iki dakika kala 23:58'de durdurmuştu. Lüksemburg'da tıkanıklığın aşılmasına yönelik görüşme trafiği sürerken, ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın hem AB'yi hem de Ankara'yı telefonla aradığı açıklandı.



Rumların direnmesini sağlayan Müzakere Çerçeve Belgesi neler öngörüyor?

- Müzakerelerin ortak hedefi üyeliktir ve bu müzakereler sonucu önceden garanti edilemeyen ucu açık bir süreçtir.

- Birliğin hazmetme kapasitesi de dahil tüm Kopenhag kriterleri göz önünde bulundurularak, Türkiye'nin üyelik yükümlülüklerini tam olarak üstlenecek durumda olmaması halinde Avrupa yapılarına mümkün olan en güçlü bağla kenetlenmesi sağlanmalıdır.

- Komisyon, müzakere sürecinde hazmetme kapasitesini, bu üyelik koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediğine ilişkin Konsey tarafından yapılacak değerlendirmeye esas teşkil etmek üzere izlemeye alır.

- Türkiye’de, özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ciddi ve sürekli olarak ihlal edilmesi durumunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye eder ve müzakerelerin tekrar başlatılması için gerekli koşulları önerir. Konsey, askıya alma ve tekrar başlatılması için gerekli koşulları karara bağlar.

- Türkiye'nin kaydettiği ilerlemenin ölçü koşulları arasında iyi komşuluk ilişkilerine koşulsuz bağlılığı ve mevcut sınır anlaşmazlıklarını, gerektiğinde Uluslararası Adalet Divanı'nın yargılama yetkisi de dahil olmak üzere, Birleşmiş Milletler Şartı uyarınca ihtilafların barışçıl yollardan halli ilkesine uygun olarak çözme taahhüdü de yer alıyor.

- Uzun geçiş süreleri, derogasyonlar, spesifik düzenlemeler veya daimi korunma hükümleri öngörülebilir. Komisyon, gerektiğinde bu hükümleri, kişilerin serbest dolaşımı, yapısal politikalar veya tarım gibi alanlarda hazırlayacağı önerilere dahil eder.

-Türkiye’nin katılımı önemli mali sonuçlar yaratabileceğinden, müzakereler, ancak 2014 yılından sonraki dönemi kapsayan Mali Çerçevenin oluşturulmasından sonra tamamlanabilecektir.

- Türkiye’nin, Ek Protokolden kaynaklanan yükümlülüklerini (özellikle AB-Türkiye gümrük birliği ile ilgili olanlar) yerine getirmesi ve düzenli bir şekilde gözden geçirilen Katılım Ortaklığı Belgesinin uygulanması da Komisyon tarafından izlenecektir.

- Konsey, Komisyonun önerisi üzerine oybirliğiyle hareket ederek, her bir başlığın geçici olarak kapanması ve gerektiğinde açılması için performans kriterler belirler. Söz konusu kriterler, ilgili hallerde, Ortaklık Anlaşması kapsamındaki taahhütlerin, AB-Türkiye gümrük birliğine ilişkin olanlar ve müktesebat kapsamındaki yükümlülükleri yansıtanlar başta olmak üzere, yerine getirilmesini de

içerecektir.

- Geçici olarak kapatılmış müzakere başlıklarına ilişkin olarak, Türkiye’nin önemli performans

kriterlerini karşılamada veya taahhütlerini yerine getirmede başarısız olması durumunda, Komisyon müzakerelerin yeniden açılmasını önerebilir.



Fiili müzakereler önündeki Rum engeli nasıl aşıldı?

REFERANS-Ankara

AB ile fiili müzakerelerin başlaması önündeki Rum engeli günler süren temasların ardından dün de Ankara ve Lüksemburg'da hareketli saatlerin yaşanmasıyla aşıldı:



10:30 AB'li dışişleri bakanlarını buluşturan Genel İşler ve Dış İlişkiler Konseyi dün sabah saatlerinde Lüksemburg'da toplandı. Toplantının en önemli gündem maddesini de Türkiye ile yapılması planlanan Ortaklık Konseyi ile Hükümetler Arası Konferans (HAK) oluşturdu.



11:00 Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Dışişleri konutundan ayrılarak bakanlığa geldi. Gül'ün müzakerelere Rum engelinin aşılması için ikna çalışmaları yapan AB Dönem Başkanı Avusturya Dışişleri Bakanı Ursula Plassnik'le bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiği bildirildi.



12:00 Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Ali Babacan'ın Bakanlığa gelmesiyle birlikte Babacan ve Gül, kurmaylarıyla toplandı. AB Dışişleri Bakanları toplantısı devam ederken yapılan toplantıda, AB'den gelen haberler ışığında Gül'ün Lüksemburg'a gidip gitmeyeceğine karar verebilmek üzere görüşmeler gerçekleştirildi.



14:00 AB Dönem Başkanı Avusturya, AB'nin müzakerelere ilişkin ortak tutum belgesinde sorun çıkaran Kıbrıslı Rumlara yerel saatle 13'e (TSİ 14.00) kadar süre verdi. Perşembe gününden bu yana dün sabah saatlerine Rum Kesimi'ne beşinci önerisini yapan Dönem Başkanlığı, Rum Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovo'nun yanıtını beklemeye başladı.



14:30 Bilim ve araştırma faslının müzakereleri önündeki Rum engelinin kalktığı açıklandı.



16:20 Dışişleri Sözcüsü Namık Tan, Gül'ün Türkiye-AB Ortaklık Konseyi toplantısı ve Hükümetlerarası Konferansa katılmak üzere Lüksemburg'a gideceğini bildirdi.



AB, müzakerelerin ilk başlığı için neler istemişti?

Avrupa Birliği (AB) ile fiili müzakerelerin başlatıldığı bilim ve araştırma faslında sonbaharda yapılan tarama toplantıları sorunsuz geçmiş, AB Komisyonu toplantılarda özellikle iki başlık üzerinde yoğunlaşmıştı. Görüşmelerde, Türkiye'nin 6'ncı Çerçeve Programı'ndaki konumu gözden geçirilirken, bilim ve araştırma konusunda imzaladığı ikili ve çok taraflı uluslararası anlaşmalara ne derece uyum sağladığı veya bu anlaşmalarda hangi alanlarda problemler yaşadığı konuları da görüşülmüştü. Bilgi toplumu hedefleri çerçevesinde bilim ve araştırmayı desteklediği çerçeve programlarına katılımı önemseyen AB, Türkiye'den çerçeve programlarına katılımını artırmasını istemişti. AB Komisyonu yetkilileri, bu çerçevede bilim insanı sayısının ve araştırmaya ayırdığı bütçenin yetersizliğini Türk tarafına hatırlatmıştı.



GÖRÜŞLER
BAHADIR KALEAĞASI

TÜSİAD Brüksel Temsilcisi

Bu kriz değil, AB'nin iç sorunu

AB müzakerelerinin başlamasıyla kurumsallaşan bu süreçte yaşanacak her tıkanıklığa kriz deme alışkanlığından vazgeçilmesi gerekiyor. Dün yaşanan sorun da birincisi AB'nin kendi içinde yaşadığı sorunları ortaya koydu. AB, üye sayısını 25'e yükselttiğinde yalnızca Türkiye ile ilgili olanlar da değil bütün kararlarında bu veto hakkının sıkıntısını yaşıyor. İkincisi, Güney Kıbrıs Türkiye'ye Annan Planı'na en başta 'evet' dememesinin cezasını çektiriyor. Üçüncü olarak Türkiye ilkelerini koyarak uluslararası onuru açısından doğru olanı yaptı. Son olarak da bu sorunla birlikte Güney Kıbrıs bir uluslararası onur problemiyle karşı karşıya kaldı. Çünkü üyesi olduğu bir topluluk içerisinde hem 17 Aralık hem de 3 Ekim'de alınan kararlarda kendisini tanımayan bir ülke ile müzakerelerin açılmasını kabul ederek kendisini zor duruma soktu. Süreçte bunun gibi iniş çıkışlar olacak. Türkiye'nin kendi üzerine düşeni yapması, sağlam durması ve hem küresel hem de AB ile ilgili gelişmelere odaklanması halinde bu iniş çıkışlara daha az maruz kalır.



PROF. DR. BERİL DEDEOĞLU

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi

Tanıma konusu müzakerelerin sonuna atıldı

Bu sorun, Rum kesiminin taleplerinin her aşamada Türkiye'nin karşısına çıkacağını hatırlatır nitelikte ancak varılan anlaşmayı gördüğüm kadarıyla tanıma konusu müzakere sürecinin en sonuna atılıyor. Bu durum ayrıca AB'nin kendi içinde de müzakereler konusunda uzlaşmanın zor olduğunu gösterdi. Ayrıca, bu olay Türkiye'nin üyeliği konusunda yaşanan mücadelenin de bir uzantısı. Rumlar tek başlarına olmasalar da bu kadar direnemezlerdi. O yüzden konunun sadece Rumlarla ilgili olmadığını düşünüyorum. Kapalı kapılar ardında Rumlar bu konuyu bizim bilmediğimiz başka pazarlıklar için de kullanmış olabilir. Ben Rum yönetiminin bazı tavizler aldığı için geri adım attığını düşünüyorum. Resmi tanıma konusunun müzakere sürecinin en sonuna bırakılmasını Türkiye açısından olumlu bir durum olarak değerlendiriyorum. Ancak, ek protokolün uygulanması meselesinin her aşamada bir veto nedeni olabileceği de hatırlatıldı. Ek protokol konusu da 2006 sonunda gözden geçirilecek.



EMRE GÖNEN

Bilgi Üni. Avrupa Etütleri Program Direktörü

Rum Kesimi'ni zorlayacak sistem gerekiyor
Kıbrıs konusunun çözümünde bugüne kadar Rum kesimi meseleyi enternasyonelleştirmek isterken, Türkiye ise bunu taraflar arasında yapılacak görüşmelerle çözmek istedi. Bugün Kıbrıs konusunun AB gibi Türkiye açısından hayati bir noktada ortaya çıkması Rum yönetiminin uyguladığı politikanın bir başarısıdır. Bu durum Türkiye açısından parlak değil. Türk Dışişleri Rumlarla yaşanan bu meseleyi daha maksimum bir çerçeveye taşıdı. Şu an için netice aldığına göre bu çerçeveyi doğru buluyorum. Ancak müzakereler bıçak sırtında gitmez. Ankara, genel bir politik tutum üzerinde çalışmalıdır. Kuracağı ittifaklarla, ki ABD ile yakınlaşma bunun bir göstergesi, bu durumdan üstesinden gelebilir. Ancak bu da kolay bir iş değil. Türkiye kısa vadede Güney Kıbrıs'ı AB karşısında daha zor durumda bırakacak bir sistem oturtmalıdır. Bunun için de Kopenhag kriterleri gibi konularda elinin güçlü olması gerekiyor. Pozisyonunu güçlendiren bir Türkiye'nin manevra marjı da daha geniş olur.






kaynak = www.referansgazetesi.com